MEVLANA TAKVİMİNDE BUGÜN

Ehli Sünnetin Oluşumu

Ehli Sünnetin Oluşumu Ehli Sünnetin Oluşumu konulu yazımızı istifadenize sunuyoruz. Hanefî, Şafiî, Malikî, Hanbelî mezhebleri itikad ve inanç esaslarında aralarında fark olmayıp sadece amelde, fıkhi hükümlerde ayrılmışlardır. Ehl-i sünnet ve’l-cemaat itikadında olan Müslümanlar tarih boyunca aynı inanç esasları üzere beraber yaşamışlar ve amel etmişlerdir. Kurdukları devletler de Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in Ashâbı (r.a.e.) ile birlikte Medine’de kurmuş oldukları devletin devamı hüviyetiyle hareket etmişlerdir. Hep onun izinde onun yolunda bulunmaya gayret etmişler, onun dinini onun bildirdiği inanç ve itikad üzere yaymayı gaye edinmişlerdir. Kendi aklınca farklı yollar tutanlar ya bir zaman devam edip sonra yok olmuşlardır. Ya da Müslümanların arasından ayrılarak siyasi himayele[Devamı]



Namaz Vakitleri

Mevlana Takvimi arşivine ulaşmak için tıklayınız.

Misvak Neşriyat yayın broşürünü görmek için tıklayınız.

 

Tüm Soru Cevapları Görmek İçin Tıklayınız...

Mecelle Arşivimizi İncelemek İçin Tıklayınız...

Video Galeri

face


mtbbb




Kitap Market

Medila Player [codepeople-html5-media-player id="2"]
01Tem 2020

Ehli Sünnetin Oluşumu

Ehli Sünnetin Oluşumu konulu yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Hanefî, Şafiî, Malikî, Hanbelî mezhebleri itikad ve inanç esaslarında aralarında fark olmayıp sadece amelde, fıkhi hükümlerde ayrılmışlardır. Ehl-i sünnet ve’l-cemaat itikadında olan Müslümanlar tarih boyunca aynı inanç esasları üzere beraber yaşamışlar ve amel etmişlerdir. Kurdukları devletler de Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in Ashâbı (r.a.e.) ile birlikte Medine’de kurmuş oldukları devletin devamı hüviyetiyle hareket etmişlerdir. Hep onun izinde onun yolunda bulunmaya gayret etmişler, onun dinini onun bildirdiği inanç ve itikad üzere yaymayı gaye edinmişlerdir. Kendi aklınca farklı yollar tutanlar ya bir zaman devam edip sonra yok olmuşlardır. Ya da Müslümanların arasından ayrılarak siyasi himayelerle varlıklarını devam ettirmişlerdir.

Türkler Müslüman olduklarında Ehl-i Sünnet itikâdını benimsemiş ve tarih içinde ehl-i sünnete göre İslamiyet’in sancaktarlığı vazifesini üstlenmişlerdir.

Selef-i Salihin’den sonra fitneler çoğalmış, onların icmâlarından ayrılan bid’at fırkaları zuhur etmeye başlamıştır. Bunların yanlış inanç ve itikadlarına karşı Ehl-i Sünnet itikadının inanç esaslarını Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in ve Ashabı (r.a.e.)’in bildirdiği şekilde âlimler kaleme almışlardır. Bunlardan ilki İmâm-ı Azam Ebû Hanife (r.a.) Hazretleri’dir. Fıkh-ı Ekber kitabını yazarak doğru imân bilgilerini ve Ehl-i Sünnet itikadının esaslarını bu kitabında toplamıştır. Daha sonra artan bid’at itikadlarına karşı gerekli izahları yapan iki büyük âlim yapmıştır. Bunlardan biri Semerkandlı İmam-ı Ebû Mansur Maturidî diğeri ise İmâm-ı Eş’ari’dir.

Türkler itikatta Maturidî, amelde ise Hanefi mezheblerini kabul etmişlerdir. Hanefi Mezhebi dışındaki diğer üç mezhebin çoğu Eş’ari’dir. Kurdukları devletler de bu mezheblerin bildirdiği şekilde İslamiyet’e hizmet etmiştir. Bu iki büyük âlimin bildirdikleri Kuran-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’ye uygun olarak aynı şekilde olmuştur. Farklı coğrafyalarda yaşadıkları için İmam-ı Eş’ari (rh.a.)’in kitaplarını okuyanlara, onun izahlarına göre itikadını düzeltenlere Eş’arî diğerlerine ise Maturidî denilmiştir.

(Mehmet Çağlayan, Ehl-i Sünnet Akidesi)

30Haz 2020

Aziz Şehit: İskilipli Atıf Hoca

Şapka Kanunu’ndan 18 ay önce yazdığı kitap sebebiyle darağacına gönderilen İskilipli Atıf Hoca’nın hayatını sizler için derledik.

İskilip’in Tophane köyünde doğdu. Babası, İmamoğullarından Mehmed Ali Ağa, annesi Nazlı Hanım’dır. İlk dinî bilgileri köyündeki hocalardan aldı. İskilip’te müderrislik yapan Hoca Abdullah Efendi’den bir süre ders okuduktan sonra ilim tahsili amacıyla İstanbul’a gitti. 1902’de medrese tahsilini bitirdi ve aynı yıl açılan ruûs imtihanına girerek “İstanbul Müderrisliği”ni kazandı

19 Şubat 1919’da Mustafa Müderrisîn Cemiyeti’nin İkinci Başkanlığına tayin edildi. Cemiyet, 24 Kasım 1919’da Genel Kurul Toplantısında alınan karar gereğince Teâlî-i İslâm Cemiyeti adını aldı ve Başkanlığa Âtıf Efendi getirildi. Cemiyet, ilk olarak İzmir’in Yunanlılar tarafından işgalini protesto eden bir beyanname yayımladı. İskilipli, işgal kuvvetlerine ve yeni bir tehlike olarak ortaya çıkan Bolşevizm’e karşı olan beyannamelere de imza attı. Anadolu’nun çeşitli merkezlerinde şubeleri açılan Teâlî-i İslâm Cemiyeti pek çok kitap bastırarak dağıttı ve köylü çocuklarının bilgilendirilmelerine öncülük etti. Ayrıca bir ilmihal ile İslâm tarihi kitabı hazırlattı.

1924’te yazıp Maarif Vekâleti’nin (Milli Eğitim Bakanlığı’nın) ruhsatı ile bastırdığı Frenk Mukallidliği ve Şapka adlı risalesi yüzünden daha sonra yargılandı. Söz konusu eserini, ilgili kanunun çıkmasından yaklaşık bir buçuk yıl önce yazmış olması ve suçunun sabit görülmemesi üzerine berat ettiyse de serbest bırakılmayarak İstanbul’a getirildi, oradan da tekrar Ankara’ya gönderildi. 1926 yılı başlarından itibaren Ankara İstiklâl Mahkemesi tarafından tutuklu olarak yargılandı. İskilipli Atıf Hoca‘nın Bir gece rüyasında Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’i görmesi üzerine hazırladığı savunmaları yırtarak zaten kendisi hakkındaki kesinleşmiş hükme itiraz etmedi. Savcı Necip Ali’nin iddia makamı olarak istediği üç yıllık kürek cezasına karşılık mahkeme heyetince idama mahkûm edildi. 4 Şubat 1926’da Ankara’da Eski Meclis binası yakınlarındaki Karaoğlan Çarşısı’nda Babaeski müftüsü Ali Rızâ Efendi ile beraber idam edildi.

(İslâm Alimleri Ansiklopedisi)

29Haz 2020

Geçmiş Namazların Kazası

Geçmiş Namazların Kazası’nda kişinin çeşitli sebeplerden kılamadığı namazlardan hangisinin kaza edilip hangisinin kazasını edemeyeceği onun yerine ne yapılacağı ve namazların nasıl kaza edileceğinden bahsedilmektedir.

Beş vakit namazın edası farz olduğu gibi kazası da farzdır. Vaktinde kılmağa edâ, vaktinden sonra kıl­mağa kaza denir. Edâ nasıl tertipli (sıralı) ise kaza da tertipli olur. Geçmiş namaza “fâite” ve vakit namazına “vaktiye” denilip bunlar arasındaki tertibe dahi riayet etmek gerekir. Geçmiş namazları çok olan kimse için onları belirterek kaza etmesi şöyle olur: Vaktine yeti­şip kılamadığı (meselâ) «İlk öğleyi» yahut “Son öğleyi” diye niyet etmektir ki, her kılışta ilk yahut son kalanı kaza etmiş, böylece belirleme hâsıl olmuş olur.

Kaza, Cuma’dan gayri, beş vaktin farzları ile Vitir Namazı’na mahsustur. Nafile namazlar nevinden olan vakit namazlarının sünnetleri vaktinden sonra kaza olunmaz. Yalnız sabah namazının sünneti o günün gün yarısından (güneşin tam tepede bulunmasından) sonraya kalmamış olmak şartıyla kaza olunabilir.

Biz beş vaktin edâsıyla mükellefiz. Bir namazı özürsüz olarak vaktinden sonraya bırakmak büyük bir günâhtır ki, kaza ile silinmez. Kaza terk günâhını gide­rir, geri bırakma günâhını gidermez. Geçmiş namazla­rın kazası ile uğraşmak nafileler kılmaktan daha iyi ve daha önemlidir. Nafilelerin revâtib (vakit namazlarının sünnetleri) kısmı bundan mütesnadır.

Cuma ve Bayram namazlarında cemaat şart kılın­mış olduğundan cemaata son oturuşta da yetişeme­yen kimse bunları yalnız başına kılamaz. Cuma günü öğle vaktinde cemaat Cuma Namazı’na mahsus ol­duğundan o gün öğle namazında cemaat da olamaz. Cuma’yı kılamayan kimse Öğle’yi yalnız başına kılar. Bayram namazına yetişemeyen için onun yerini tuta­cak başka bir namaz yoktur. Bunlar kaza da olunmaz.

(Hacı Mehmed Zihni, Muhtasar Ni’met-i İslâm, 133-135.s.)