MEVLANA TAKVİMİNDE BUGÜN

En Büyük Günah: Şirk

En Büyük Günah: Şirk En Büyük Günah: Şirk. Şirk, yedi helak edici günahların başına konulmuş bir günah olmakla beraber, o bir küfürdür.  Büyük günâhların en büyüğü Allâh (c.c.)’a eş tanımaktır. Eş tanımak iki türlüdür. Birincisi, Allâh (c.c.)’a bir eş edinmek, Allâh (c.c.)’a ibâdet olunurken kendilerini Allâh (c.c.)’a yaklaştırır zannı ile taşa, ağaca, güneşe, aya, bir peygambere veya bir kişiye, yıldıza, melek ve daha başkalarına tapmaktır ki Allâhü Te’âlâ’nın Kur’ân’ında anlattığı en büyük şirk budur. “Zira kim Allâh (c.c.)’a eş katarsa hiç şüphesiz Allâh (c.c.) ona cenneti haram kılar, onun varacağı yer ateştir.” (Mâide s. 72)Şirkin ikinci nevi, amellerle gösteriştir. Nitekim Allâhü Te‘âlâ: “Artık kim Rabbine kavuşmayı ümid ve arzu ediyorsa güzel bir amel işlesin ve Rabbine ibâde[Devamı]



Namaz Vakitleri

Mevlana Takvimi arşivine ulaşmak için tıklayınız.

Misvak Neşriyat yayın broşürünü görmek için tıklayınız.

 

Tüm Soru Cevapları Görmek İçin Tıklayınız...

Mecelle Kaideleri

Mecelle Arşivimizi İncelemek İçin Tıklayınız...

Video Galeri

face


mtbbb




Kitap Market

Medila Player [codepeople-html5-media-player id="2"]
19Oca 2021

En Büyük Günah: Şirk

En Büyük Günah: Şirk. Şirk, yedi helak edici günahların başına konulmuş bir günah olmakla beraber, o bir küfürdür. 


Büyük günâhların en büyüğü Allâh (c.c.)’a eş tanımaktır. Eş tanımak iki türlüdür. Birincisi, Allâh (c.c.)’a bir eş edinmek, Allâh (c.c.)’a ibâdet olunurken kendilerini Allâh (c.c.)’a yaklaştırır zannı ile taşa, ağaca, güneşe, aya, bir peygambere veya bir kişiye, yıldıza, melek ve daha başkalarına tapmaktır ki Allâhü Te’âlâ’nın Kur’ân’ında anlattığı en büyük şirk budur. “Zira kim Allâh (c.c.)’a eş katarsa hiç şüphesiz Allâh (c.c.) ona cenneti haram kılar, onun varacağı yer ateştir.” (Mâide s. 72)
Şirkin ikinci nevi, amellerle gösteriştir. Nitekim Allâhü Te‘âlâ: “Artık kim Rabbine kavuşmayı ümid ve arzu ediyorsa güzel bir amel işlesin ve Rabbine ibâdette ortak tutmasın.” (Kehf s. 110) Yâni ibâdetiyle hiç kimseye gösteriş yapmasın. Peygamberimiz (s.a.v.) de “Aman! En küçük şirkten sakının” buyurdular. Ashab (r.a.e.): “Ey Allâh’ın Resûlü (s.a.v.)! En küçük şirk nedir?” Resûl-i Ekrem (s.a.v.): “Riyâdır” buyurdu ve şöyle devam etti: “Allâhü Te‘âlâ, amellerine göre kulları mükâfatlandıracağı günde ibâdetleriyle gösteriş yapanlara: “Haydi, dünyada amellerinizle gösterişte bulunduklarınızın yanlarına gidin, bakın onların nezdlerinde mükâfat bulabilecek misiniz?” der.” Bir Kudsi Hadis’te Allâhü Te‘âlâ buyurur ki: “Kim ibâdet eder, ibâdetine benden başkasını katarsa onun o ibâdeti şerik edindiği şey içindir. Ben ondan uzağım.” Peygamberimiz (s.a.v.) buyurdu: “Riyâ edene Allâhü Te‘âlâ riyâsının cezâsını, süm’a edene (İhlâssızlıktan çıkan, işitilsin ve bilinsin için yapılan iş) de süm’asının cezasını verir.” Ebû Hüreyre (r.a.)’dan, Peygamberimiz (s.a.v.)’in şöyle buyurduğu rivâyet olunmuştur: “Nice oruç tutan vardır ki onun orucundan kendisine kalan açlık ve susuzluk, gece ibâdetinde bulunan niceleri vardır ki, onun ibâdetinden kazancı da sadece uykusuzluktur.” Yani Allâh (c.c.)’un rızâsı gözetilmeden kılınan namazın, tutulan orucun, sahibi için hiçbir sevâbı yoktur.
(İmâm Şemsüddin ez-Zehebî,İslâm Şeriatinde Büyük Günâhlar, s.11-12)

18Oca 2021

Osmanlı’nın Muazzam Devlet Arşivi

Osmanlı’nın Muazzam Devlet Arşivi. Osmanlı Arşivi bugünün kırktan fazla ülkesinin evrakını barındıran eşsiz bir mirastır. Arşiv bir milletin geçmişi, hafızası, kültürü, medeniyeti ve dünü olduğu gibi yaşadığı günü ve geleceğidir.

Bugün başta dünyanın en büyük bir arşivi olan Cumhurbaşkanlığı Arşivi olmak üzere Türkiye arşivlerinde, milyarlarca yaprak tarihî vesika bulunmaktadır. Bu zenginlik, atalarımızın, Osmanlı Türkleri’nin yazılı kâğıda karşı gösterdikleri dikkat ve sevginin sonucudur. Osmanlı devlet teşkilâtında vesikaların ne kadar itina ile yazılıp korunduğu hakkında kısa bir fikir edinmemiz, bu iddiamızı ispat etmeye kâfidir.
Osmanlılarda devlet vesikaları ya yaprak yaprak veya ciltli defter halinde muhafaza edilirdi. Defterler, yıllara göre sıralanarak evrak mahzenlerinde saklanırdı. Yapraklarsa, vesikanın önemine göre atlas veya âdî kumaştan keselere konulurdu. Keseler, Osmanlı hanedanının rengi olan al renkteydi. Birkaç kese bir torba hâline getirilir, birkaç torba da bir sandığa yerleştirilirdi. Torbaların üzerine mürekkeple ve sandıkların üzerine de etiket yapıştırılarak muhteviyatları belli edilirdi. Devletin her dairesinde umumiyetle bir günün evrakı bir tomar, bir ayın evrakı bir torba, bir yılın evrakı ise bir veya birkaç sandık teşkil ederdi. Sandıklar, ya Topkapı Sarayı’ndaki padişah arşivine veya Paşa Kapısı’ndaki sadârete gönderilirdi.
Eski vesikalardan incelenmek üzere bakanlıklara ve kalemlere getirilenler, gece getirildikleri yerde bırakılmazlar, incelenme bitmemişse bile arşiv mahzenlerindeki yerlerine konup ertesi sabah tekrar çıkarılırlardı. Bu kanuna sadrâzam bile uymaya mecburdu. Bir defter, hattâ alelâde bir yaprağın incelenmek için bu arşivden çıkarılması, ince kurallara bağlanmış ve bu kurallar, yazılı kanunlar hâlinde tesbit edilmişti. Bizzat sadrâzamın yazılı emri olmaksızın hiçbir vesika arşiv dışına çıkarılamaz ve hiçbir vesika üzerinde kalemle bir harf bile değiştirilemezdi. Sözlü emirle arşivden belge çıkartmak hakkı yalnız hükümdara aitti. Asya, Avrupa ve Afrika’nın pek çok ülkesi yüzlerce yıl Türk idaresinde kaldıkları için o asırlara ait tarih belgeleri Türkiye arşivlerinde bulunmaktadır.
(Yılmaz Öztuna, Türk Tarihinden Yapraklar, s.100-102)

17Oca 2021

İlmi Aramak ve Yaymak Görevimizdir

İlmi Aramak ve Yaymak Görevimizdir. Peygamber Efendimiz “İlim gayesiyle çalışan ve yol alan kimseye Hâkk Te‘âlâ (c.c.) cennet yolunu açıp oraya varmayı kolaylaştırır” buyurmuştur.

Bizlere vekâleten Efendimiz (s.a.v.)’e verilen ahidlerden biri de şudur: Bulunduğumuz kentte veya kasabada, dinî ve şer’i ilimleri bize öğretecek bir kimse bulamazsak, bu ilimleri okutup öğreten bir memlekete veya kente gideceğiz. Çünkü ilim yolunda bu sefer hali, vâcib olan bir hicrettir. Zira vâcibi ikmâle yarayan nesne vâcibdir. Birçok insanlar bu ahid gereğince amel etmemiş, bulundukları şehirlerde kendilerini eğitecek bilginler bulunduğu halde ve belki de bu bilginlerle kapı komşusu oldukları halde, değil uzaklara gitmek bu yakınlarından dahi faydalanmadan Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’in bu emrini ihmâl etmişler ve böylece cahil olarak ölüp gitmişlerdir. Bundan dolayı bilginler şöyle demişlerdir: “Abdestin nasıl alınacağını, namazın nasıl kılınacağını bilmeyen bir kimse, tesadüfen sıhhate uygun tarzda abdest alıp namaz kılsa onun bu ibâdeti sahîh değildir.”
Şu hadîs-i şerîf bu konunun ispatına yeterlidir: “Emrimiz veya tavsiyemiz olmayarak yapılan ameller geri çevrilir.” Meselâ bir kişinin diğerini görüp onu taklit ederek, namazını kılması, nikâhlanması, ticaret yapması, hacca gitmesi gibi mahiyetini ve nedenini bilmeden sırf başkalarını taklit etmek suretiyle yaptığı bu ibâdetlerin tümü fâsiddir; Allâh (c.c.) katında kabul olunmaz.
Müslim’in naklettiği bir hadîste, “İlim gayesiyle çalışan ve yol alan kimseye Hâkk Te‘âlâ (c.c.) cennet yolunu açıp oraya varmayı kolaylaştırır” buyurulmuştur.
Tirmizî ve Hâkim de şu hadîsi rivâyet ederler: “Bulunduğu evden ilim öğrenmek gayesiyle çıkan kişiyi gökteki melekler, yaptığından hoşnut kaldıklarından, kanatlarını açıp korurlar.”
Taberanî ise şu hadîsi rivâyet eder: “Sabah erkenden hayırlı bir şey öğrenmek veya öğretmek arzusu ile mescide giden bir kişinin Allâh (c.c.) katında ecir ve sevâbı, tam hacı olmuş kişinin ecir ve sevâbı kadardır.”
(İmâm Şarani, Büyük Ahidler, s.53-54)