MEVLANA TAKVİMİNDE BUGÜN

Selefiyim Diyenler Neye Alet Oluyor?

Selefiyim Diyenler Neye Alet Oluyor? Selefiyim Diyenler Neye Alet Oluyor? Selef sıfatı, Sahabe, Tabiun ve Tebeuttabiin (r.a.e.)’e yani hayırlı nesil olarak Resûlullâh (s.a.v.)’in övdüğü bu ilk üç nesle verilir. Selef sıfatı, bir hadîs-i şeriîten yola çıkarak; Sahabe, Tabiun ve Tebeuttabiin (r.a.e.)’e yani hayırlı nesil olarak Resûlullâh (s.a.v.)’in övdüğü bu ilk üç nesle verilir. Bunların itikadda amelde ve din anlayışındaki tutumlarına da “selef yolu” veya selef-i salihin (geçmişteki iyilerin) mezhebi demek adettir. Ve yine Ehl-i Sünnet anlayışında, bu yol, Maturidi ve Eş’ari mezhepleri, Ehl-i sünnet velcemaat olarak sürer. İbn-i Teymiye’nin başlattığı selefilik anlayışı ise, bu salih kuşakların tavrına sadece sloganlarla benzeşir: Ayetlerin zahirini ve Sünnet’i eksen alıp akla yer v[Devamı]



Namaz Vakitleri

Mevlana Takvimi arşivine ulaşmak için tıklayınız.

Misvak Neşriyat yayın broşürünü görmek için tıklayınız.

 

Tüm Soru Cevapları Görmek İçin Tıklayınız...

Mecelle Kaideleri

Mecelle Arşivimizi İncelemek İçin Tıklayınız...

Video Galeri

face


mtbbb




Kitap Market

Medila Player [codepeople-html5-media-player id="2"]
18Eyl 2021

Selefiyim Diyenler Neye Alet Oluyor?

Selefiyim Diyenler Neye Alet Oluyor? Selef sıfatı, Sahabe, Tabiun ve Tebeuttabiin (r.a.e.)’e yani hayırlı nesil olarak Resûlullâh (s.a.v.)’in övdüğü bu ilk üç nesle verilir.

Selef sıfatı, bir hadîs-i şeriîten yola çıkarak; Sahabe, Tabiun ve Tebeuttabiin (r.a.e.)’e yani hayırlı nesil olarak Resûlullâh (s.a.v.)’in övdüğü bu ilk üç nesle verilir. Bunların itikadda amelde ve din anlayışındaki tutumlarına da “selef yolu” veya selef-i salihin (geçmişteki iyilerin) mezhebi demek adettir. Ve yine Ehl-i Sünnet anlayışında, bu yol, Maturidi ve Eş’ari mezhepleri, Ehl-i sünnet velcemaat olarak sürer.
İbn-i Teymiye’nin başlattığı selefilik anlayışı ise, bu salih kuşakların tavrına sadece sloganlarla benzeşir: Ayetlerin zahirini ve Sünnet’i eksen alıp akla yer vermemek. Bid’atlerle yani sonradan ortaya çıkan şeylerle savaşmak. Mezheplere bağlanmamak gibi. Halbuki, bunlar aşikâr şekilde İbn-i Teymiye mezhebindedirler. Sünnet adına da en belli bid’atları yaparlar. Meselâ; evinde otururken namazları cem ederler. Her sözün başında “kale ibnu Teymiyye” diye senetlendirirler. Bir de; Cemaleddin Afganî ve izleyicilerinin selefilik iddiası var. Tamamen akılcı olan, batıyı kopyalayan rejimleri meşrulaştıran, laik anlayışı yani sekulerizmi benimseyen kesimdir. Aslında bu selefilik; aşağıda sayacağımız şu altı salgın hastalığa alet ve perde edilmekte; her müzmin hasta bu unvânı kullanmaktadır. Ama hepsi Selefi olma; dini aslına döndürmek iddiasındadır. Bu hastalıklar:
1. Şiilik (Ehl-i beyt istismarcılığı). 2. Gayri müslim dostluğu, hayranlığı. 3. Son peygamberden sonra peygamberlik özentisi veya beklentisi. 4. Akılcılık. Felsefe ve kuru akılla dini uzlaştırma, yozlaştırma çağdaşlaştırma çabası. 5. Irkçılık, Milliyetçilik. Her millete göre İslâm arayış veya iddiası. 6. Mürtedlik: Dinin bazı hükümlerinden; ya da yaşama şansından şüpheye düşmek.
Ve hepsinin sonucu veya müşterek meyvesi de dini örseleyip keyfe göre düzenlemek oluyor. Hepsinin sermayesi de Selefilik…

(Ali Nar, İslâm Akâidi, s.58)

https://youtu.be/ej8rj-Y6yEk

17Eyl 2021

Namazda Huşû

Rivâyet olundu ki, Hâkk Teâlâ Musa (a.s.)’a vahyederek: “Ya Musa! Beni andığın zaman vücûdun titresin, beni anarken huşû ve itminan içinde bulun, beni andığın vakit dilin kalbinin ardında olsun yâni düşünerek zikreyle münâcat için huzûruma geldiğin vakit, âciz bir kulun efendisinin huzûrunda durduğu gibi dur, çarpan bir kalp ve doğru konuşan bir lisân ile bana yalvar.” Yine rivâyet olundu ki Allâhü Te‘âlâ Hz. Mûsa (a.s.)’a vahyetti: “Ümmetimin âsilerine söyle, onlar bu hâlleri ile beni zikretmesinler. Çünkü, ben beni zikredeni râhmetimle anarım. Halbuki onlar beni andıkları zaman, ben onları lânetler, râhmetimden uzaklıkla anarım” buyurmuştur. Zikrinde gâfil olmayan âsiler hakkında hâl böyle olursa ya isyan ile gaflet bir araya toplanınca hâl ne olur?

İbrahim (a.s.)’ın namazda iken kalb atışları iki mil mesâfeden duyulurdu. Bunun gibi bir kısım cemaatin tüyleri diken diken olur, benizleri sararır vücûdları tirtir titrerdi. Bütün bunlar akli ve mantığin kabûl edeceği mümkün olan şeylerdir. Niçin mümkün olmasın. Bunlardan daha şiddetlisi, aslında âciz sayılan ihsân ve cezâlarının hiçbir kıymeti olmayan melikler huzûrunda, dünyâlık peşinde olan kimselerde görüle gelen şeylerdir. Hattâ melik veyâ vezirlerden birisinin huzûruna bir adam girip maksadını anlattıktan sonra çıktığı vakit melikin yanında kimlerin olduğundan veya melikin ne gibi elbise giydiği kendisinden sorulsa, yalnız kendi maksadiyle ilgilendiği için bunların hiçbirinden haber veremez. İşte Allâh (c.c.) huzûrunda da böyle olmak yaraşır. Bu sebebten bâzı sahâbe (r.a.e.): “İnsânlar kıyâmet günü dünyâdaki namazlarında gösterdikleri huzûr, sükûn ve namazdan tattıkları lezzet nisbetinde haşrolurlar.” buyurmuşlardır. Ahirette vücûd, kalbin ameline göre sûretlenir. Orada kurtaracak olanlar ancak kalb-i selîme sâhib olan kimselerdir.

(İmâm-ı Gazâlî (r.âleyh), İhyâu Ulûmi’d-dîn, c.1, s.443-444)

 

16Eyl 2021

Peygamberimize Ezel Aleminde Nübüvvet Verilmesi 

Bunun da açıklaması şudur ki, usta bir mimar bir köşk yapmak istese, önce kendi zihninde bütün gerekleri üzere onun resmini yapıp ondan sonra dışarıda bina etmeğe başlar. Düşünce ve anlayışında nasıl bir tavır üzere tasavvur etti ise ona uygun üslûp üzere onu tamamlar. O halde yapılan köşk, takdir bakımından önce, varlık bakımından ise sonra olur. İşte Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’in: “Küntü nebiyyen (Ben nebi idim)” buyurması da bu mânaya işarettir. Zira Âdem (a.s.) yaratılmadan önce Resûlullâh (s.a.v.) hazretleri Allâh (c.c.)’un takdirinde peygamberdi ve Hz. Âdem (a.s.)’in yaratılmasından murâd, onun zürriyetinden âlemlerin kendisiyle öğündüğü Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin vücuda gelmesiydi. Velhâsıl peygamberliğinin daha önce oluşu Allâh (c.c.)’un takdirine göredir” diye cevap verdi.

(İmâm Kastalânî, Mevâhib-i Ledünniyye, c.1, s.24-26)