MEVLANA TAKVİMİNDE BUGÜN

Cenabı Hakk’ın Keremi

  Cenabı Hakk’ın Keremi Cenabı Hakk’ın Keremi başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz. Ali Bin Muvaffak (r.âleyh) anlatıyor: “Arefe gecesi Mina’da Mescid-i Hayf’da uyuyordum. Rüyamda yeşil iki meleğin semâdan indiklerini gördüm. Birisi arkadaşına: “Ya Abdullah?” diye seslendi. Arkadaşı: “Buyur ey Allâh (c.c.)’ın kulu diye mukabelede bulundu. Öteki: “Bu sene Kâbe’yi ziyaret edenlerin kaç kişi olduğunu biliyor musun? dedi. Arkadaşı: Hayır bilmiyorum” diye cevâb verdi. Öteki melek: “Tam altı yüz bin ziyaretçi var” dedi ve devamla: “Bunlardan kaç kişinin haccı kabul olunduğunu biliyor musun? diye sordu. Arkadaşı: “Hayır bilmiyorum” diye cevâb verince, yine ötekisi: “Yalnız altı kişinin haccı kabul edilmiştir” dedi. Ali Bin Muvaffak sözlerine devam ederek, sonra onların yükseli[Devamı]



Namaz Vakitleri

Mevlana Takvimi arşivine ulaşmak için tıklayınız.

Misvak Neşriyat yayın broşürünü görmek için tıklayınız.

 

Tüm Soru Cevapları Görmek İçin Tıklayınız...

Mecelle Kaideleri

Mecelle Arşivimizi İncelemek İçin Tıklayınız...

Video Galeri

face


mtbbb




Kitap Market

Medila Player [codepeople-html5-media-player id="2"]
22Eki 2021
 

Cenabı Hakk’ın Keremi

Ali Bin Muvaffak (r.âleyh) anlatıyor: “Arefe gecesi Mina’da Mescid-i Hayf’da uyuyordum. Rüyamda yeşil iki meleğin semâdan indiklerini gördüm. Birisi arkadaşına: “Ya Abdullah?” diye seslendi. Arkadaşı: “Buyur ey Allâh (c.c.)’ın kulu diye mukabelede bulundu. Öteki: “Bu sene Kâbe’yi ziyaret edenlerin kaç kişi olduğunu biliyor musun? dedi. Arkadaşı: Hayır bilmiyorum” diye cevâb verdi. Öteki melek: “Tam altı yüz bin ziyaretçi var” dedi ve devamla: “Bunlardan kaç kişinin haccı kabul olunduğunu biliyor musun? diye sordu. Arkadaşı: “Hayır bilmiyorum” diye cevâb verince, yine ötekisi: “Yalnız altı kişinin haccı kabul edilmiştir” dedi. Ali Bin Muvaffak sözlerine devam ederek, sonra onların yükselip gözden kaybolduklarını gördüm ve korku içinde uyandım. Haccımın kabul olup olmayacağından son derece endişe ediyordum. Çünkü altı yüz bin kişi arasından seçilen altı kişi arasına girmek benim için çok uzaktı. Bu düşünce ile Arafat’ta rüyamda aynı melekleri gördüm. Aynı şekilde biri diğerine seslenip öbürü de cevâb verdikten sonra: “Hâkk Te‘âlâ’nın bu geceki hükmünü biliyor musun?” dedi. “Bilmiyorum” deyince, diğeri: “Altı kişinin her birine yüzbin kişi bahşetti” dedi. Yâni altı yüz bin kişinin hepsini affetti. Ali Bin Muvaffak (r.âleyh) “tam bu sırada büyük bir neşe ve sevinç içinde uyandım” dedi. Yine bu zât anlatıyor: “Bir seneki haccımda, haccı kabûl olmayanları düşündüm ve “Allâhım bu seneki haccımın sevâbını haccı kabûl olmayanlara verdim” dedim. O gece Allâhü Te‘âlâ’yı rüyâmda gördüm; Rabbim bana: “Ya Ali! Sehâveti ve sehâvet etmeği ben yaratmış iken sen bana karşı cömertlik mi yapıyorsun?” diye buyurdu ve “Cömertlerin cömerdi benim. Haccını kabûl etmediklerimin hepsini, haccını kabûl ettiklerime bağışladım” buyurdu.
(İmâm-ı Gazâlî (r.âleyh), İhyâu Ulûmi’d-dîn, c.1, s.687)

https://youtu.be/tfsD-g6GHEQ
21Eki 2021

Kalbin Vazifesi 

Îmân ve tevbeden sonra kalbin vazifesi Allâh (c.c.) için amellerinde ihlâslı olmak, şüphe ânında hüsn-i zânn beslemek, Allâh (c.c.)’a güvenmek, azâbından korkmak, fazlını ümit etmek ve takvâ üzere olmaktır.
Kalbin mânâsı hakkında birçok haber rivâyet edilmiştir. Bunlardan birinde Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Mü’minler içerisinde öyle kimseler vardır ki, kalbim kendileri için yumuşar.” Yine Resûlullâh (s.a.v.): “Hâkk, nûr üzerinde olduğu hâlde gelir. Öyleyse kalplerin sırlarına dikkat ediniz” buyuruyor.
İbn Mes’ûd (r.a.) şöyle demektedir: “Kalplerin bir istekli ve bahtlı (ikbâl) hâlleri; bir de gevşek’ (fetret) ve bahtsız (idbâr) hâlleri vardır. Arzûlu ve bahtlı ânında ondan yararlanın; bezgin ve bahtsız ânında ise onu bırakın.”
Abdullah İbnu’l-Mübârek (r.âleyh) diyor ki: “Kalp ayna gibidir; uzun süre elde durursa paslanır. Hayvan gibidir; ondan gâfil olursan sapıtır.”
Hükemâdan biri de şöyle söylemiştir: “Kalp, altı kapılı bir ev gibidir. Sâhibine denir ki, “Sakın bu kapılardan bir şey girip de evini senin ifsâdına sebep kılmasın.” Kalp, işte o evdir. Kapıları da gözler, dil, kulaklar, zihin, eller ve ayaklardır. Ne zaman bu kapılardan biri bilgisizce açılırsa, ev zâyi olur.”
Ellerin ve ayakların vazifesi; onları mahzûrlu olana uzatmamak ve haktan alıkoymamaktır. Mesrûk b. Ecdâd (r.âleyh) der ki: “Kul hiçbir adım atmaz ki, kendisine bir sevâb ya da günâh yazılmış olmasın.” Avn b. Abdullah (r.âleyh) şöyle demiştir: “Allâh (c.c.)’un hidâyeti pek çoktur. Onu ancak görmesini bilen görür. Onunla ancak pek az kimse amel eder. Görmüyor musun? Gökyüzündeki yıldızları basiret sahibleri görür ve onlarla sadece âlimler yollarını bulur.”
(Haris el-Muhasibî, Ahlâk ve Arınma)

20Eki 2021

Peygamberimiz Efendimiz’in Üstün Vasıfları

Peygamberimiz Efendimiz’in Üstün Vasıfları başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

O (s.a.v.), öyle bir kıymeti haiz bulunur ki; ne dille ifade edilebilir, ne de çalışmakla elde edilir. Bu ancak, Yüce Allâh’ın bir vergisi ve tahsisidir. İşte Habibine bu cümleden olarak şunları ihsân etmiştir:
Peygamberlik, elçilik, dostluk, muhabbet, seçilme (kendi tarafından), isra, cemâlini müşahede ettirmek, kendisine yaklaştırmak ve cemalini göstermek, vahiy, şefaat, vesile, fazîlet, yüksek derece, Makâm-ı Mahmud, Burak, Mi’rac, tüm insanlığa peygamber olarak gönderilişi, tüm peygamberlere imâmlık yapması, peygamberlerle tüm milletlerarası tanıklık yapması, Ademoğullarının seyyidi (efendisi) olması, Livaü’l-Hâmd vel-beşâre’nin kendisine verilmesi, tebşir etme, Arş sahibi olan Rabbinin nezdindeki yeri ve orada kendisine itaat edilmesi, emanet, hidayet vasıflarına sahip oluşu, âlemlere rahmet olarak gönderilişi, Kevser sahibi bulunması, nimetin kendi üzerinde tamamlanması, geçmiş ve gelecek günâhlarının afv edilmesi, sadrının açılması, şânının yükseltilmesi, zafere kavuşturulması, sükûnetin verilmesi, meleklerle desteklenmesi, kitab, hikmet, Seb’a mesâni ve Kur’ân-ı Azîm’in kendisine verilmesi, Allâh (c.c.)’un kendisine olan rahmeti, meleklerin kendisi için yaptıkları istiğfarına mazhar olması, insanlar arasında adâletle hükmetmesi, sayesinde insanlardan ağır ve yorucu manevî yüklerin kaldırılması, ismi ile yemin edilmesi, duâsının kabulü, bitki ve hayvanların kendisiyle konuşması, Allâh (c.c.)’un izni ile ölüleri diriltmesi, sağırları duyurması, parmaklarından suların fışkırması, azı çoğaltma yeteneği, Ay’ın inşikakı (ikiye bölünmesi), elindeki asanın bir anda kılıç kesilmesi, düşmanın kalbine korku verilmekle zafere kavuşturulması, Allâh (c.c.)’un inâyeti ile bilinmeyen bazı gizliliklere vukufiyeti, bulutun kendisini gölgelemesi, taşların tesbih etmesi, elemleri (kederleri) iyileştirmesi ve benzeri mucizeler ki, sayısını ancak bunları kendisine lutfeden bilir. Bütün bunların yanında âhirette de kendisine, yüksek rütbeler ve de kutsal dereceler, mutluluk veren mertebeler ve akılların idrâk edemeyeceği ve hayâl gücünün bile âciz kalacağı nice nimetler bahşedilecektir.
(Kâdı ‘İyaz, Şifâ-i Şerîf, s.64)