MEVLANA TAKVİMİNDE BUGÜN

Zekât Verilebilecek ve Verilemeyecek Yerler

Zekât Verilebilecek ve Verilemeyecek Yerler Zekât Verilebilecek ve Verilemeyecek Yerler. Zekât, dinen zenginlik ölçüsü kabul edilen miktarda mala sahip olan kimselerin Allah rızası için belirli kişilere vermesi gereken belli miktarı ifade eder. Peki, Zekat kimlere verilir? Kimler zekat vermeli? Zekat kimlere verilmez? Aralarında doğumdan mütevellit bağ olan kimselere, yâni ne kadar yukarı çıkılırsa çıkılsın baba ve dedeye, ne kadar aşağı inilirse inilsin çocuk ve toruna veya ikisi arasında evlilik olan kimseye, yâni kocanın karısına zekât vermesi, menfaatlerde ortak oldukları için caiz değildir. Karının kocasına zekât vermesi ise caizdir. Zekâtın zengine verilmesi caiz değildir. Çünkü Resûlullâh (s.a.v.): “Zengin için sadaka (zekât) helâl olmaz” buyurmuştur. Zenginin çocuğ[Devamı]



Namaz Vakitleri

Mevlana Takvimi arşivine ulaşmak için tıklayınız.

Misvak Neşriyat yayın broşürünü görmek için tıklayınız.

 

Tüm Soru Cevapları Görmek İçin Tıklayınız...

Mecelle Kaideleri

Mecelle Arşivimizi İncelemek İçin Tıklayınız...

Video Galeri

face


mtbbb




Kitap Market

Medila Player [codepeople-html5-media-player id="2"]
11Nis 2021

Zekât Verilebilecek ve Verilemeyecek Yerler

Zekât Verilebilecek ve Verilemeyecek Yerler. Zekât, dinen zenginlik ölçüsü kabul edilen miktarda mala sahip olan kimselerin Allah rızası için belirli kişilere vermesi gereken belli miktarı ifade eder. Peki, Zekat kimlere verilir? Kimler zekat vermeli? Zekat kimlere verilmez?

Aralarında doğumdan mütevellit bağ olan kimselere, yâni ne kadar yukarı çıkılırsa çıkılsın baba ve dedeye, ne kadar aşağı inilirse inilsin çocuk ve toruna veya ikisi arasında evlilik olan kimseye, yâni kocanın karısına zekât vermesi, menfaatlerde ortak oldukları için caiz değildir.

Karının kocasına zekât vermesi ise caizdir. Zekâtın zengine verilmesi caiz değildir. Çünkü Resûlullâh (s.a.v.): “Zengin için sadaka (zekât) helâl olmaz” buyurmuştur. Zenginin çocuğuna da zekât caiz değildir. Çünkü çocuk babasının malı ile zengin sayılır. Her ne kadar nafakası babası üzerine ise de büyük çocuk bunun aksinedir.

Zenginin karısı da böyledir. Çünkü eğer zenginin karısı fakir ise, kocasının zengin olmasıyla zengin sayılmaz. Takdir edilmiş nafaka ile de zengin sayılmaz. Zekât verilen kimseyi zengin edecek kadar çok vermek mekruhtur.

Zekât veren kimsenin zekâtını, yakını olmayan veya muhtâc olmayan için başka bir memlekete götürmesi mekrûhdur. Çünkü o götürmede çevresinin hakkını yok etmek vardır. Yâni şayet zekât veren kimse, zekâtı yakınına ve kendi memleketi halkından daha muhtâc olan bir topluluğa götürse, o götürmede sıla-ı rahim veya onda ihtiyâcı gidermek daha çok olduğu için mekruh olmaz. Eğer onlardan başkasına götürürse, mekruh olmasına rağmen caizdir. Çünkü zekât verilen kimseler mutlak fukaradır.

Fakire bir gün için onu dilenmekten kurtaracak kadar tasadduk mendûbdur. İçinde bulunduğu gün için yiyeceği olan kimsenin dilenmesi de helâl değildir.

Hayatta olan bir fakire ait bir borcun, kendi emri olmaksızın zekât malından ödenmesi caiz değildir. Fakirin emri ile verilmesi durumunda ise; zekât malı, borçlu olan fakire verilmiş gibi olurken, teslim alan kişi de zekâtı almakta fakirin vekili gibi olur.

(Molla Hüsrev, Gurer ve Durer, s.336-340)

10Nis 2021

Gündüz Zikir Yapılacak İki Vakit

Gündüz Zikir Yapılacak İki Vakit başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Gündüz sabah namazı vâktinin girmesinden, akşam gün batımına kadar olan zaman diliminde 7 adet zikir (vird) vakti vardır. Bu yazıda ilk iki vâkitten bahsedilmiştir.

Birinci vâkit; Sabah namazı vâktinin girmesinden güneşin doğmasına kadarki süre içinde zikir yapılacak vâkittir. Bu vâkit için zikir emriyle ilgili ise âyette şöyle buyurulmuştur: “Haydi siz, akşama ulaştığınızda ve sabaha kavuştuğunuzda Allâh’ı tesbih edin.” (Rum s. 17) Yani, o vakitlerde namaz kılarak Allâh (c.c.)’u tenzih ve tesbih ediniz.

Kul, sabah namazını cemaatle kıldığı camide, yerinden ayrılmadan, gerekli zikir ve duâları yapar. Bu zikir ve duâları camide yapması daha faziletlidir. Mescitten ayrılmadan önce namazdaki oturuşunu muhafaza ederek önce on defa: “Lâ ilahe illallahu vahdehu lâ şerike leh. Lehül mülkü ve lehül hamdü yuhyî ve yümîtü ve hüve hayyün lâ yemût bi yedihil hayru ve hüve ala külli şey’in kadîr.” (Ahmed b. Hanbel) zikrini söyler. Bundan sonra hiç konuşmadan on defa İhlâs suresini okur. Konuyla ilgili rivâyet edilen Hadis-i Şeriflerde, bahsedilen fazîletin elde edilmesi için bu esnada dünya kelâmı konuşmama şartı zikredilmiştir.

Gündüzün ikinci virdi, kuşluk vaktindedir. Bu vakit Yüce Allâh’ın hakkında yemin ettiği kaba kuşluk vaktidir. Bu vâkitte en fazîletli ibâdet; kuşluk namazını kılmaktır.

Bu vâkit kuşluk namazının hakiki vâktidir. Nebi (s.a.v) şöyle buyurdu: ”Kuşluk namazı, güneş, taşlar ısınacak kadar yükseldiğinde kılınır.” Kuşluk namazından sonra kul, geçimi ile ilgili mubâh ve mendup olan işlere başlar. Yaptığı ticaretini doğrulukla, işini samimiyetle yapar. Bu vakitte maişeti için gerekli olan çalışmayı, kaba kuşluktan zevâl vâktine kadar yapar.

(Ebû Tâlib El-Mekkî, Kûtu’l Kulûb, c.1, s.117-123)

09Nis 2021

İyiliği Emretmek Kötülüğü Nehyetmek

İyiliği Emretmek Kötülüğü Nehyetmek. Her Müslümanın mükellef olduğu çok mühim bir vazife vardır. O da iyiliği emretmek, kötülükten sakındırmaktır.

Mârufu emredip münkerden nehyetmek dinde en büyük kutup noktasını teşkil eder. Allâhü Te‘âlâ’nın Peygamberler göndermesinin en mühim sebebi de budur. Şâyet mârûfu emredip münkerden nehyetmek ortadan kaldırılıp, ilim ve amel ihmâl edilseydi, Peygamberlik atâlete, diyânet çöküntüye uğrar, ihtilâf çoğalır, sapıklık yayılır, cehâlet ortalığı kaplar, fesâd her tarafa sirâyet ederdi. Her ne kadar bu bataklığa daldıktarı için kıyâmete kadar farkında olmasalar da, bozgunluklar çoğalır, memleketler harâb olur ve insânlar helâke giderler.
Günümüzde yaylımdaki hayvanlar gibi, insânlar şehvetlerinin arzûlarına takılmış, yeryüzünde Allâh (c.c.) uğrundaki mücâdelede yerenlerin yermesine aldırış etmeyen gerçek mü’minler azalmıştır, ilmini tekeffül edinmek, infâzını üzerine almak, kaybolan bu sünneti yenilemek, isbâtına çalışmak ve yeniden dirilmesine gayret etmek sûretiyle bu boşluğun telâfisine ve bu gediğin kapatılmasına çalışan kimse, insânlar arasında, zamanın öldürdüğü bir sünneti diriltmeğe çalışan ve bu sâyede zirvesine yaklaşamayan bütün yakınlıkların fevkine ve böyle büyük bir dereceye yükselmiş olur.
“Sizden öyle bir cemâat bulunmalıdır ki, onlar herkesi hayra çağırsınlar, iyiliği emretsinler, kötülükten vaz geçirmeğe çalışsınlar. İşte onlar muradına erenlerin tâ kendileridirler.” (Al-i İmrân s. 104) âyet-i celîle, emr-i mârûf ve nehy-i münker’in vücûbunu ifâde etmektedir. Çünkü “Bulunsun” bir emirdir. Emrin zahiri vücûbtur. Aynca kurtuluşun emr-i mârûf ve nehy-i münker’e bağlı olduğu ifâde edilmektedir. Çünkü “îşte onlar, muradına erenlerin tâ kendileridir” cümlesi, felâha ulaşanların, ancak bunlar olduğunu ifade etmektedir. Aynca emr-i mârûf’un farz-ı ayın olmayıp farz-ı kifâye olduğu ifâde edilmektedir.

(İmâm-ı Gazâlî (r.âleyh), İhyâu Ulûmi’d-dîn, c.2, s.756)