MEVLANA TAKVİMİNDE BUGÜN

Allah'ı Zikretmenin Üstünlüğü

Allah'ı Zikretmenin Üstünlüğü Zikir, hatırlayıp anmak demektir. İnsan Allah’ı ya diliyle zikreder; Kur’an okumak, dua etmek, Allah Teâlâ’yı güzel isimleriyle anmak gibi; ya kalbiyle zikreder; Allah Teâlâ’nın varlığını gösteren delilleri, yani kâinâtı ve Kur’an’da sözü edilen her şeyi düşünmek gibi; yahut bedeniyle zikreder; namaz başta olmak üzere bedenle yapılması gereken bütün görevleri yapmak gibi. Her ne suretle olursa olsun Allah'ı zikretmenin üstünlüğü, en değerli ibadettir. Hz. İbn-i Abbas (r.a.)’den, Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Sizden kimin gece zahmet çekmeye (geceyi ibadetle geçirmeye) gücü yetmiyorsa, cimrilikten dolayı malını (nafile sadaka olarak) harcayamıyorsa, korkaklıktan dolayı cihada katılamıyorsa, Allâh (c.c.)’u bol bol zikretsin.” (Taberani) Başka bir[Devamı]



Namaz Vakitleri

Mevlana Takvimi arşivine ulaşmak için tıklayınız.

Video Galeri

face


mtbbb




Kitap Market

Medila Player [codepeople-html5-media-player id="2"]
05Haz 2020

Allah’ı Zikretmenin Üstünlüğü

Zikir, hatırlayıp anmak demektir. İnsan Allah’ı ya diliyle zikreder; Kur’an okumak, dua etmek, Allah Teâlâ’yı güzel isimleriyle anmak gibi; ya kalbiyle zikreder; Allah Teâlâ’nın varlığını gösteren delilleri, yani kâinâtı ve Kur’an’da sözü edilen her şeyi düşünmek gibi; yahut bedeniyle zikreder; namaz başta olmak üzere bedenle yapılması gereken bütün görevleri yapmak gibi. Her ne suretle olursa olsun
Allah’ı zikretmenin üstünlüğü, en değerli ibadettir.

Hz. İbn-i Abbas (r.a.)’den, Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Sizden kimin gece zahmet çekmeye (geceyi ibadetle geçirmeye) gücü yetmiyorsa, cimrilikten dolayı malını (nafile sadaka olarak) harcayamıyorsa, korkaklıktan dolayı cihada katılamıyorsa, Allâh (c.c.)’u bol bol zikretsin.” (Taberani)

Başka bir hadiste: “Allâh (c.c.)’un zikredildiği meclislere sekine (Allâh (c.c.)’un özel bir nimeti) iner, melekler onları kuşatır, Allâh (c.c.)’un râhmeti onları kaplar ve Allâh (c.c.) onları arşın üzerinde anar.” buyurulmuştur.

Allâh ‘ı çok zikretmek nafile olan ibâdetlerdeki her türlü eksikliği telafi edebilir. Hz. Enes (r.a.), Resûlullâh (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Allâh (c.c.)’u zikretmek imân alametidir. Münafıklıktan kurtuluştur, şeytandan korunmadır, Cehennem ateşine karşı siperdir.” İşte bu faydalardan dolayı Allâh (c.c.)’u zikretmenin bir çok ibâdetlerden üstün olduğuna karar verilmiştir. Bilhassa şeytanın musallat olmasından korunma hususunda onun önemli bir payı vardır. Bir hadiste “Şeytan diz üstü oturarak insanın kalbine musallat olur. Allâh (c.c.)’u hatırladığında aciz ve zelil olarak geriye çekilir. Allâh (c.c.)’dan gâfil olunca tekrar kalbe vesvese vermeye başlar.” buyurulmuştur.  Büyük bir zat, Allâhü Te’âlâ’ya duâ edip şeytanın nasıl vesvese verdiğini kendisine göstermesini istedi, baktı ki şeytan sivrisinek şeklinde kalbin sol tarafında, omuz arkasına oturmuş, ağzındaki uzun hortumunu iğne gibi kalbe götürüyor. Kalbin Allâh (c.c.)’u zikrettiğini fark edince hortumunu hemen geri çekiyor, gaflet içinde ise hortumu ile vesvese ve günâh zehirini şırınga ile verir gibi kalbe dolduruyor. Bir hadiste şöyle buyuruluyor: “Şeytan burnunun ucunu insanın kalbine koyarak oturup bekler. İnsan Allâh (c.c.)’u zikrettiğinde o zillet içinde geri çekilir, gafil kaldığı zaman kalbini lokma gibi kapar.”

(Zekeriya Kandehlevi, Amellerin Fazileti)

04Haz 2020

Mesbuk İle İlgili Meseleler

Müdrik, mesbuk, ne demektir? Bunlar namazlarını nasıl kılarlar?Müdrik sözlükte “idrak etmiş, yetişmiş, kavuşmuş” gibi anlamlara gelir. Dinî terim olarak, imama en geç birinci rekâtın rükûunda yetişip namazını imamla birlikte kılan kişiye denilir.
Mesbuk, namazını nasıl kılar? Mesbuk, cemaatle kılınan namaza baştan yetişemeyip ilk rekâtın rükûundan sonra imama uyan kimse demektir.

Namazın başında imâma uyup namazın tamamını imâmla beraber kılan kimseye müdrik denir. İmâma, bazı rek’atlar kılındıktan sonra yetişen kimseye ise mesbuk denir. Mesbuk, imâm selam verdikten sonra ayağa kalkıp yetişemediği rek’atları kılacağı zaman Sübhâneke’yi okur. İmâmın açıktan okuması gereken rek’atları, kendi başına kılarken Fatiha ve zamm-ı sûreyi de okur. Kendi başına kıldığı rek’atlarda kıraati terk ederse namazı fâsid olur (bozulur).

Mesbuk, imâm selam verdikten sonra eksik rek’atları kendi başına kılarken bir kadınla aynı hizada olmakla namazı bozulmaz. Mesbuk, eksik rek’atları kılarken yanılırsa sehiv secdesi yapması icap eder.

Akşam namazının üçüncü rek’atında imâma yetişen mesbuk, imâm selam verdikten sonra kılacağı iki rek’atta Fatiha ve zamm-ı sûre okuyacağı gibi ikisinin ortasında oturup Ettehıyyâtü de okur. İmâmla beraber kılamadığı iki rek’atın birinde hiçbir şey okumasa namazı bozulur.

Dört rek’atlı bir namazın son rek’atına yetişen bir mesbuk, imâm selam verdikten sonra kalkar, Fatiha ve zamm-ı sûre okuyarak bir rek’at kılar, rükû ve secdelerden sonra oturup Ettehıyyâtü okur. Sonra kalkıp aynı şekilde (Fatiha ve zamm-ı sûre okuyarak) bir rek’at daha kılıp oturmadan ayağa kalkar. O rek’atta de sadece Fatiha okuyup rüku ve secdeden sonra son oturuşu yapar ve namazını tamamlar.

İmâma gizli okunan rek’atte yetişen kimse Sübhâneke’yi okur. Açıktan okunan rek’atlerde uyan ise Sübhaneke’ye başlamışsa, imâm okumaya başlayınca okumaya devam etmez, susar.

İmâma tahiyyatta iken yetişen kimse, ayakta tekbir alır, Sübhâneke okumadan oturur.

Bazı rek’atlara yetişemeyen kimse, son oturuşta Ettehıyyâtü’yü okuduktan sonra salavatları okumaz, imâm selam verene kadar Ettehıyyâtü’nün sonundaki şehâdeti tekrarlar.

(Muhammed Alaaddin b. İbn-i Abidin, Üç Boyutuyla İslâm İlmihali, s.213-214)

03Haz 2020

Takva ve Vera Nedir?

Takva ve Vera Nedir? başlıklı yazımızı siz değerli okuyucularımızın istifadesine sunuyoruz.

İbâdet, mükelleflerin (erginlik çağına eren akıl sahibi insanların) nefislerinin arzu ve temayüllerine muhalefeti ve Rablerini tâzim için yapmış oldukları yapılması sevâp olan, Allâh (c.c.)’a yakınlık ifade eden özel tâatleridir. Tâatin aslı veradır. Vera’nın aslı takvâdır. Takvanın aslı nefis muhasebesidir. Nefis muhasebesinin aslı Allâh (c.c.)’un azabından sakınmak, nimetini ummaktır. On şey nefse gerekli görülmeyince verâ tamamlanmaz:

1. Dil ile gıybetten korunmak,

2. Kötü zandan sakınmak,

3. Halk ile alay etmekten geri durmak,

4. Haramlara bakmamak,

5. Doğru sözlü olmak.

6. İmân nimetinden dolayı Yüce Allâh’a minnettar olmalı ve kendi kendini beğenmemek,

7. Malı hak yolunda harcamak ve bâtıl yollarda harcamamak,

8. Yükseklik ve büyüklük dileğinde bulunmamak,

9. Beş vakit namâzı vakitlerine, rükü ve secdelerine dikkat ve itina ederek korumak,

10. Ümmet ve cemaat üzere istikamet etmek.

Ebû Musâ el-Eş’ari (r.a.)’den rivayet edildiğine göre: “Herşeyin bir haddi vardır. İslâm’ın hududu da verâ, tevazû, sabır ve şükürdür. Vera işlerin kıyam ve sebatına, sabır cehennem ateşinden kurtuluşa, şükür de cennete nail olmaya sebeptir.”

Hasanü’l-Basri (rh.a.), Mekke’de Hz. Alî (k.v.)’nin oğullarından, arkasını Kâbe’ye dayayıp halka vaaz eden bir gence: “Dinin sebat ve kıyamına sebeb olan şey nedir?” diye sordu. Genç, “Verâdır!” dedi. Hasanü’l-Basrî (rh.a.): “Dinin âfeti nedir?” diye sordu. Genç: “Tamahtır!” dedi.

Avâmın verâsı, haramdan ve haram şüphesi bulunan şeyden sakınmaktır. Havassın verâsı, içinde hevâ ve nefis için şehvet ve lezzet bulunan şeyden sakınmaktır.

(Muhâsibî, 52-53.s.; M. Asım Köksâl, İslâm Tarihi, 8.c., 853.s.)