Resûlullâh (s.a.v.)’in “Allâhü Teâlâ şöyle buyurdu” dediği rivâyet olunmuştur: “Her kim benim dostuma düşmanlık ederse, ben de ona harb ilân ederim.” Resûlullâh (s.a.v.) buyurdu: “Ey müstakbel (benden sonraki) müslümanlar! Ashâbıma sövmeyin, sizden birinin Uhud dağı kadar altın sadaka verdiği farzedilse, bunlardan birisinin iki avuç sadakasının fazîletine, hattâ bunun yarısına erişemez.” (Buharî) Yine Resûl-i Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ey müstakbel müslümanlar! Ashâbım hakkında Allâh’tan korkun! Allâh’tan korkun! Benden sonra sebb-ü şetm (söğüp saymak) için onları hedef edinmeyin. Her kim onları severse, beni sevdiği için sevsin. Her kim onlara buğz ederse, bana buğz ettiği için buğz etsin. Her kim onları incitirse, şüphesiz beni incitmiştir. Her kim beni kırarsa, Allâh’ı gücendirmiş olur. Her kim de Allâh’ı gücendirirse, Allâh’ın onu yakalayıvermesi pek yakındır.” (Tirmizî) Bu ve benzeri hadîsler Ashâb-ı Kiram (r.a.e.)’e sövenlerin sapıklığını açıkça göstermektedir. Hadîs-i şerifte: “Onları seven beni sevdiği için sevsin, onlara buğz eden de bana buğz ettiği için buğz etsin” buyurulması onların fazîlet ve üstünlüklerini gösteren açık bir nas’dır. Sahabe (r.a.e.)’e sevgi beslemek sünnet ehlinin (ehl-i sünnet ve cemaatin) şiarıdır. Çünkü onlar, Resûlullâh (s.a.v.)’in yaranları (dostları) idi, ona destek oldular, yardımda bulundular, canlarını mallarını onun emrine sundular. Şu halde onları sevmek, Allâh Resûlü (s.a.v.)’i sevmektir. Onları sevmek Peygamber (s.a.v.)’i sevmenin alâmetidir. Onlara kin tutmak Peygamber (s.a.v.)’e kin beslemektir. Nitekim Resûl-i Ekrem (s.a.v.): “Ensarı (Medineli ashâbı) sevmek imândan, onlara buğz etmek de nifâktandır” buyurmuştur. (İmâm Zehebî, Büyük Günâhlar, s.236)