Zühd Sahibi Olmanın Alametleri

Zühd Sahibi Olmanın Alametleri başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Dünyada zühd sahibi olmanın alametlerinden birisi, fakirliği, fakirleri ve onlarla kendi ortamlarında sohbet ederek onlara karşı alttan almayı sevmektir.
Velilerden Mutarrıf (rh.a.) eski püskü elbise giyen yoksulların meclisinde oturur ve bu şekilde Râbbinin yakınlığını kazanmayı umardı.
Muhammed b. Yusuf el-İsfahanî de (rh.a.) zühd sahibi bir âlimdi. Hatta bazıları onu, Sevri (rh.a.)’den üstün tutardı. Kendisi fazla meşhur değildi. O, halk içinde tanınmamayı ve gizli kalmayı tercih ederdi. Bu yüzden onu sadece âlimler tanırdı. O, Allâhü Te‘âlâ’nın rızasını en güzel şekilde gözetmesi ve sürekli uyanık davranması sebebiyle, bulunduğu anda yapabileceği en faziletli ameli yapardı. Ona göre bir beldenin en hayırlı yeri cami idi. Camimin en fazîletli yeri fakirlerin bulunduğu yerdi. Fakirlerin içinde en fazîletli amel de kendini gizlemekti. Zühdün bir alameti de zahidin, Allâhü Te‘âlâ’nın üzerindeki nimetini müşahede ederek fakirliği ile övünmesidir. Bu durumda o, zenginin zenginliği ile övünüp fakirliğe düşmekten korktuğu gibi; Allâhü Te‘âlâ’nın kendisine nasip ettiği fakirliğin elinden alınmasından ve zühtten uzaklaşmaktan korkar.
Sonra zühd sahibi, zühdün tadını almalıdır. Öyle ki Allâhü Te‘âlâ onun kalbinde az malın çok maldan; halk tarafından hor görülmenin izzetten daha sevimli olduğunu; yalnızlığın kalabalıklara tercih edildiğini, halk içinde kıymeti bilinmeyip gizli kalmanın şöhretten daha hoş bulunduğunu görmelidir. Bütün bunlar, onun zühdündeki ihlâs ve sadakâtini gösterir. İşte o zaman hakiki imân elde edilmiş ve imânın zirvesine ulaşılmış olur.
Hz. İsa (a.s.)’ın ve Allâh Resûlü (s.a.v.)’in şöyle buyurdukları rivayet edilmiştir: “Dört şey vardır ki onlar ancak büyük bir çaba ile ele geçer: Bunlar; ibadetin evveli olan sükût (bir rivayette sabır), tevazu; Allâhü Te‘âlâ’yı çokça zikir ve az mal ile yetinmek.”


(Ebû Tâlib El-Mekkî, Kûtu’l Kulûb, 2.c., 505.s.)