Ulemayı Sevmek ve Saymak Görevimizdir

 
Ulemayı Sevmek ve Saymak Görevimizdir. Bir talebe hocası ile konuşurken hocasının büyüklüğüne, şanına yakışacak bir tarzda terbiyesini bozmadan konuşmalı ve karşısında edeble durmalıdır.
 
Efendimiz (s.a.v.)’in bizlere olan emir ve vasiyetlerinden biri de şudur: Âlimleri sevmeli, saymalı, onlara ikrâm etmeliyiz. Bütün hayatımız boyunca onlara hizmet etsek, bütün servetimizi onlara bağışlamış olsak da, yine kendimizde onları mükâfatlandıracak gücü bulamayız.
 
Bir talebe hocası ile konuşurken hocasının büyüklüğüne, şanına yakışacak bir tarzda terbiyesini bozmadan konuşmalı ve karşısında edeble durmalıdır. Bir padişah karşısında alacağı tavrı takınmalıdır. İlim yönünden ondan alacağı bilgilerle hocasıyla mücadele etmemelidir. Şayet bir konu hakkında hocasına bir soruda bulunacaksa şöyle hitab etmelidir: “Ey efendim! Geçenlerde bizlere vermiş olduğunuz dersle bugünkü ders birbirinden farklı; bu iki dersten sizlerin güvendiğiniz ve tavsiye edeceğiniz hangi ders olmalı ki, bizler de onu ezberleyelim, bu yönde ne emir buyurursunuz” diye içinde terbiye ve edeb kokusu taşıyan sözlerle konuşmalıdır. Ve yine bir mürid veya talebe, hocasının hayatında (iyi veya kötü olsun) boşadığı karısı ile veya öldükten sonra hocasının dul kalan eşi ile evlenmeye teşebbüs etmemelidir. Değil hayatında, hocasının vefâtından sonra dahi, ahlâk ve edeb üstünde şer’î bir zaruret olmadan hocasının evine veya halvetine gitmemelidir, ölen hocasının yalnız çocuklarının değil, onun dost ve komşularının işlerini yapmaktan da geri kalmamalıdır. Hocasının yokluğunda hocasının hatıralarına ve düşüncelerine aykırı olan her şeyden nefsini korumasını bilmelidir.
 
Efendimiz (s.a.v.): “Bereket ve hayır sizin büyüklerinizdedir” (Tirmizî) buyurmuşlardır. Bir hadîs-i şerîfte: “Büyüklere hürmet, küçüklere de merhâmet etmeyenler bizlerden değildir.” (İmâm Ahmed)
 
Efendimiz (s.a.v.): “Sizleri yetiştirip öğretenlere karşı alçak gönüllü olunuz” (Taberanî) buyurmuşlardır.
 
(İmâm Şarani, Büyük Ahidler, s.58-60)