Osmanlı Devleti kuruluş ve büyüme sürecinde, Selçuklu Devleti ve Orta Asya’dan beri gelmekte olan Türk-İslâm sanatının da gelişmesine ve büyümesine katkıda bulunmuştur. Yapılan camiler, medreseler, hanlar, köprüler ve çeşmeler birer sanat eseri olarak inşa edilmiş; taş ve ahşap adeta bir dantel gibi işlenerek günümüze sabrın ve estetiğin mirası olarak kalmıştır. Osmanlı Padişahları da edebiyat, şiir, resim ve Geleneksel Türk El Sanatlarıyla yakından ilgilenmiş ve divanları ve eserleriyle Türk sanat tarihinde yerlerini en güzel şekilde almışlardır. Sultan II. Abdülhamid Hân sanata ve sanatkârlara çok önem veren ve himaye eden bir sultan olarak sanat tarihi içerisinde, adı anılmaya layık bir kişiliktir. Kendisi de resim, şiir ve el sanatlarıyla yakından ilgilenmiş, bilhassa ahşap sanatlarında çok nadide eserler üretmiştir. Yaptığı eserleri genellikle misafirlerine hediye eden sultanın bugün müzelerde yer alan çok sayıda eseri mevcuttur. Sultan Abdülhamid Hân, Yıldız Sarayı’nda idare işlerini yürüttüğü ofisinde bunaldığı zaman kolayca geçebileceği yakın bir odada çok özenle işlenmiş estetik ahşap işlemeler yapıyordu. Dönemin boğucu ve yorucu politik işleri içerisinde sanat eseri üretmek onu hem rahatlatıyor hem de ruhunun inceliklerini dışa vurmasını sağlıyordu. Hatta şehzadelerin de bir sanat dalı ile uğraşmasını şart koşmuştu. Aslında çok eskiden beri şehzadelerin eğitiminde sanat, edebiyat her zaman yer almıştı.
(Doç. Dr. Rasim Soylu, Zafer Dergisi, 511. Sayı, Temmuz 2019)