Söz Üstadı: Süheyl Bin Amr

Söz Üstadı: Süheyl Bin Amr, Mekke’nin Fethi sırasında müslüman olmuştur. Hz. Ömer’in hilâfeti zamanında Şâm fethine iştirak etmiş ve orada şehîd düşmüştür.

Süheyl bin Amr (r.a.), Kureyş’in en beliğ hatiplerindendir. Mekke’nin Fethi sırasında müslüman olmuş ve Resûl-i Ekrem (s.a.v.) tarafından kendisine Huneyn ganimetinden hisse verilmiştir.


Süheyl bin Amr (r.a.) Mekke’de kâfir iken Resûl-i Ekrem (s.a.v.) aleyhinde hutbe îrâd ederdi. Bedir Muharebesi’nde Kureyş ile birlikte esir düşmüştü. Hz. Ömer (r.a.) bu fırsattan istifâde ederek Resûlullâh (s.a.v.)’e: “Yâ Resûlallah! Müsâade ediniz de aleyhinize söylediği sözlerin cezası olarak Süheyl’in iki ön dişlerini sökeyim aleyhinizde bir daha hutbe söyleyemesin.” dedi. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) de: “Yâ Ömer! Süheyl’i bırak, belki o bir gün gelir bir hutbe îrâd eder de senin takdîr ve şükranını kazanır” buyurdu.


Efendimiz (s.a.v.)’in bu sözleri irtihâl-i Nebevî’yi müteakip Arapların irtidâdı sırasında tahakkuk etti. Bir kargaşa sırasında Mekke’de, Kureyş’in îmân ve irâdesi sarsılmağa başlamıştı. Hattâ Mekke Valisi Attâb bin Üseyyid de saklanmaya mecbur olmuştu. Süheyl (r.a.) bu esnada mühim bir halk kitlesi karşısında şunları söyledi:
“Ey Kureyş cemâati! Sakın siz îmân edenlerin sonu, irtidad edenlerin de önü olmayınız, vallahi bu İslâm dini, güneş ile ayın doğuşundan batışına kadar beşeriyyeti aydınlatmaya devam edecektir.”


Ebû Bekr’is-Sıddıyk (r.a.)’in İrtihâl-i Nebevî’deki konuşmaları gibi uzun bir nutuk ile Attâb bin Üseyyid’i meydana çıkarmış ve Kureyş’i İslâm üzerine sebat ettirmiştir.


Mekke’nin Fethi sırasında Müslüman olan Kureyşliler arasında Süheyl bin Amr derecesinde metânet gösteren kimse bulunmamıştır.
Süheyl (r.a.) Kur’ân-ı Hakîm’in mukaddes huzuru karşısında yumuşak kalpliydi. Kur’ân-ı Kerîm’in tilâveti sırasında rengi sararır ve kemâl-i teessürle ağlardı. Hz. Ömer (r.a.)’in hilâfeti zamanında Süheyl (r.a.) bütün akrabasıyla Şâm fethine iştirak etmiş, hepsi bu gazalarda şehîd düşmüştür.


(Mahmûd Sâmî Ramazânoğlu (k.s.), Ashâb-ı Kirâm Menâkıbı, 315-318.s.)