Evlâdıma, dostlarıma ve tüm din kardeşlerime vasiyetim odur ki takvâya sıkıca sarılsınlar. Çünkü ondan daha efdâl bir şey yoktur. Takvâ ehli olan insanlar, Allâh (c.c.) indinde ikrâma mazhar olan kullardır. Allâhü Teâlâ, Kur’ân-ı Azîm’inde takvâyı ve ehlini methettiği kadar başka hiçbir şeyi övmemiştir. Âmeller takvâsız gerçekleşirse kabul olmaz. Cenâb-ı Hâkk, Kur’ân-ı Azîm’inde meâlen, “Allâhü Teâlâ kurbanı ancak muttakilerin elinden kabul eder” buyurmaktadır. Kabul etmemekten maksad, salih âmeller mertebesine dahil edilmemesi demektir yoksa muttaki olmayan kimselerin ibâdetine sevap verilmez demek değildir. Muttaki yani takvâ sahibi olmayan kimselerin âmelleri bâtıl (geçersiz) olmaz, kazâ etmek yani yeniden ifâ etmek gerekmez. Yapılmadığı zaman verilecek cezânın muhatabı olmaz, ifâsından dolayı sevap da kazandırır fakat muttakilere verilen sevâb gibi olmaz.

Takvâ, her türlü günâhlardan sakınmak demektir. Gerek kötü fiiller gerek harâm olan, men edilmiş şeylerin tümünden sakınmak gerekir. Takvânın kemâlinde kötü sözlerden ve düşüncelerden de sakınmak vardır. Bunu murad edenler yani takvâ ehli olmak isteyenler, yedi uzvunu, ki onlar kulak, göz, dil, el, ayak, karın ve fecrdir, ve kalplerini kötü şeylerden sakınmaları gerekir. Her bir uzvu günâhtan sakınmak için aklın zarurî oluşundan ötürü sekiz uzuv denilmemiştir. Bu yedi uzvu, günâhlardan sakınmamak, cehennemin yedi kapısından girmenin sebebidir.(Ali Sadri Konevi, Keşfü’l Esrar fi Şerhi Risâle-i Birgivi, s.142)

BİR MECELLE KAİDESİ ÖĞRENELİM

“Meşakkat teysiri celb eder.” (Mecelle k. 17) Yâni, güçlük, kolaylığı gerektirir, sıkıntı genişliğe yol açar. Darlık zamanında genişlik göstermek gerekir. Misâl: Açlıktan ölecek kimsenin, haram şeylerden ölmeyecek kadar yemesine müsaade edilmiştir. Fıkıhtaki istihsan müessesesi bu kaideye dayanır. “Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez” ayeti bu prensibin delilidir. (www.mevlanatakvimi.com)

Bir Yorum Bırak