Mesâbih’de sahîh hadîs olarak bildiriliyor: Hz. Alî (r.a):
Dâneyi yerden bitiren, insanı yaratan Allâhü Te‘âlâ’ya yemin
ederim ki, Resûlullâh (s.a.v.)’in beyânına göre: “Beni ancak
mü’minler sever. Bana ancak münafıklar buğz eder” buyurmuştur,
dedi.
Müslim Şerhi’nde buyuruluyor ki: “Hz. Alî’nin Resûl-i Ekrem
(s.a.v.)’e yakınlığı, Resûl-i Ekrem (s.a.v.)’in Hz. Alî’ye
olan sevgisini, Hz. Alî’nin harblerdeki zaferlerini ve İslâm’a
hizmetlerini düşünerek onu sevmek, İslâm’ın meydana
çıkıp yayılmasında, Allâhü Te‘âlâ’nın ve Resûl (s.a.v.)’inin
beğendikleri işlerin yapılmasında büyük emeğinin olduğunu
görerek onu büyük bilmek, ancak mü’minlerin yapacağı
iştir. Bunun aksine, saydığımız sebepler yüzünden Hz. Alî
(r.a.)’e düşman olan, buğz eden kimselerin nifakının şiddetli,
fesadının çok olduğu anlaşılır. Böyle düşüncelerden
Allâhü Te‘âlâ’ya sığınırız.”
Sehl bin Sa’îd (r.a.)’den bildirildiğine göre, Hayber Gazasında,
Resûlullâh (s.a.v.): “Bu bayrağı yarın bir kimseye
vereceğim. Hakk Te‘âlâ fethi onun elinde müyesser edecektir.
O, Allâhü Te‘âlâ’yı ve Resûlü’nü sever. Allâhü Te‘âlâ
ve Resûlü de onu sever” buyurdular. Sabahleyin İslâm askeri
erkenden Habîb-i Kibriyâ’nın huzûruna koşuştular. Herbiri
bayrağın kendisine verileceğini ümîd ederlerdi. Sultân-ı Kâinat
hazretleri: “Alî bin Ebi Tâlib nerededir?” buyurdular. Ashâb-ı
Kirâm (r.a.e.): “Yâ Resûlallâh! Onun gözleri ağrıyor” diye cevâb
verdiler. “Adam gönderin gelsin” buyurdu. Hz. Alî (r.a.)’i getirdiler.
Server-i ÂIem mübârek ağzının tükrüğünü Hz. Alî (r.a.)’in
gözlerine sürdü. Gözlerinin ağrısı geçti. Hiç ağrı görmemiş gibi
oldu. Hz. Alî (r.a): “Yâ Resûlallâh! Kâfirler ile bizim gibi oluncaya
kadar muharebe edeceğim” dedi. Resûl-i Ekrem (s.a.v.):
“Onlara önce yumuşak davran. Topraklarına girip davet et.
Hak Te‘âlâ’nin İslâm dîninde onlar hakkında bildirdiklerini
haber ver. Böylece senin sebebinle Hak Teâlâ’nin onlardan
birine hidâyet vermesi, nefîs kırmızı develerin olup sadaka
vermenden hayırlıdır” buyurdular.
(Şemsüddin Ahmet Sivasi, Dört Büyük Halife, 256-257.s.)