Ehl-i Kitapla İttifak mı?ehlikitap

Bazı kimseler, “Üç dinden herhangi bir dine inanmak yeterlidir. Mühim olan Kelime-i Tevhid inancıdır. Hz. Peygamber (s.a.v.)’i kabul ve tasdîk etmek ise şart olmayıp bir kemâl mertebesidir”. “Ehl-i kitap ile Amentü’de ittifâk hâlindeyiz.” iddiasında bulunuyor. Bu iddiaya “Âmentü” yü yani Îmân’ın şartlarını tek tek ele alarak cevap verelim:
1. Biz bir ilâha inanırız. O da Allâhü Teâlâ’dır. Onlar üç ilâha inanırlar. Hz. İsa (a.s.)’a tanrının oğlu ve tanrı diyorlar.
2. Onlar melekleri kız gibi görüyorlar; biz ise, meleklerde erkeklik dişilik olmadığına inanıyoruz. Kur’ân-ı Kerîm’de buyuruluyor ki: “Allâh ile birlikte başka ilâh edinen cehenneme atılır. Rabbiniz oğulları size ayırdı da kendisi için kız olarak melekleri mi edindi? Elbette vebâli çok büyük söz ediyorsunuz.” (İsra s. 39-40) 
3. Onlar tanrı gökte derler, biz Allâh (c.c.)’u mekândan münezzeh biliriz.
4. Biz semâvî kitapların hepsine inanırız; onlar, Kur’ân’a inanmazlar. Biz bütün peygamberlere inanırız; onlar, Hz. Peygamber (s.a.v.)’e inanmazlar.
5. Biz hayrın ve şerrin Allâh (c.c.)’dan olduğuna inanırız, onlar, (Tanrı kötülükleri takdir etmez) derler.
İncil ve Tevrat’ın hükümleri Kur’ân-ı Kerîm’in gelmesiyle nesholmuş, yürürlükten kalkmıştır. Kur’ân-ı Kerim’in ve hadis-i şeriflerin bütün hükümleri kıyâmete kadar geçerlidir. Allâhü Teâlâ, kıyâmete kadar değişmemek üzere İslamiyeti bütün insanlara din olarak göndermiştir.
Âyet-i Kerîme’de, “Rahmetim her şeyi kaplamıştır.” buyurulduktan sonra, “(Rahmetim) Allâh’dan korkup, haramlardan kaçan, zekâtlarını veren ve âyetlerimize inananlar içindir” buyuruluyor. (Araf s. 156) Bundan sonraki ayette de, “Ümmî peygamberime (Hz. Muhammed (s.a.v.)’e) uyanlar için” buyuruyor. Yine, Âyet-i Kerîmelerde, “Allah indinde hak din ancak İslâmdır.” (Âl-i İmran s. 19) “İslâm’dan başka din arayan, bilsin ki, o din asla kabul edilmez.” (Âl-i İmran s. 85)buyuruluyor.
“Cennete sadece müslüman olan girer.” (Buharî)

***

HZ. İBRAHİM (A.S.)’IN YOLUNDA OLANLAR ANCAK ÜMMET-İ MUHAMMED (S.A.V.)’DİR.

Allah Teâlâ hazretleri İbrahim (a.s.)’ın menâkıb-ı celîlesini beyândan sonra İbrahim (a.s.)’ın övülmüş ahlâklarından yüz çevirenlerin hallerinin hâyret verici olduğunu beyân etmek üzere:
“İbrahim’in milletinden kim yüz çevirir? Kimse yüz çevirmez, ancak nefsine ihânet eden ve nefsini zulmet (karanlıklar) içinde terk eden yüz çevirir! Zât-ı ulûhiyetime kasem (yemin) ederim ki Biz muhakkak dünyâda İbrahim’i ihtiyar ile (seçerek) nâs (insanlar) arasında nübüvvete intihâb ettik (peygamberlik verdik) ve o âhirette de elbette sâlihler zümresindendir.”
Şu halde İbrahim (a.s.)’ın milletine ittibâ etmek lâzımdır.
Gerek Yahudi ve Nasâra (Hristiyan) ve gerekse Arap, cümlesi İbrahim (a.s.)’a mensûb olmakla iftihar (eder) ve menkîbelerini  anmaktan ve fiillerine uymaktan şeref duydukları halde, Resûlullah (s.a.v.)’e îmandan yüz çevirmeleri hayret vericidir. İbrahim (a.s.) kendi zürrîyetinden Resûl gönderilmesine duâ buyurmuş ve bu duâsı eseri olarak âhir zaman Nebî’si (s.a.v.) Efendimiz gönderilmiş iken Resûlullah (s.a.v.)’e tâbi olmadılar.
Hazin Tefsîri’nde beyân olunduğuna nazaran Âyet-i Celîle’nîn iniş sebebi Abdullah ibn-i Selâm (r.a.)’ın yeğenlerinden Muhâcir’in îmandan geri durmasıdır. Abdullah İbn-i Selâm yeğenleri Seleme ile Muhâcir’i dîn-i İslâma davetle:
“Ey yeğenlerim! Siz bilirsiniz ki Allah teâlâ Tevrat’ta “İsmail (a.s.)’ın neslinden Ahmed isminde bir Nebî ba’s edeceğim (göndereceğim), O’na îmân eden ihtida eder (hidayete erer) ve necat bulur (kurtulur) ve îmân etmeyen dalâlette (sapıklıkta) kalır ve mel’un olur.” buyuruyor, deyince, Seleme’nin îmân edip, Muhâcir’in geri durması üzerine bu âyet-i celîlenin nâzil olduğu rivâyet edilmiştir.

(Hz. Mahmud Sâmi Ramazanoğlu (k.s.), Hz. İbrahim (a.s.), 17-18.s.)