İnsanın kalbi bir şeye meyledip, gönlü ona yönelince o şey, bazı âfet ve belâların kaynağı haline gelir. Bu durumda, kalp hâdiseler âleminden (maddi âlemden), kutsî âlem tarafına döner. Çünkü Hz. Adem (a.s.)’in kalbi cennete bağlanınca, Allâhü Teâlâ cenneti ona bir imtihan vesilesi kılmıştır.

Cennet nimeti zâil olunca, Hz. Adem (a.s.), Allâh (c.c.)’un zikri ile başbaşa kalmıştır. Yine Hz. Yakûb (a.s.), Yûsuf (a.s.)’a sevgisi fazlalaşınca, Cenâb-ı Hâkk onların arasına ayrılığı sokmuştur. Böylece Hz. Yakûb (a.s.), Hâkk’ın zikri ile başbaşa kalabilmiştir. Yine Hz. Peygamber (s.a.v.), Mekke’lilerden maddi ve manevi yardımda bulunmalarını arzulayınca, onlar herkesten çok ona düşman olmuşlardır. İşte bundan dolayı, Hz. Peygamber (s.a.v.): “Hiçbir peygamber benim çektiğim kadar eziyet çekmemiştir” buyurmuştur.

Allâhü Teâlâ tarafından kula gelen musibetlerde bir hikmetin, bir sevâbın, bir adâletin, bir hayır ve maslahâtın bulunduğuna inanmak gerekir. Bu durumda yine kula vâcib olan, buna rıza göstererek feryâdü figânı terketmektir. Bütün bunlar Cenâb-ı Hâkk’ın, “Sahibimiz Allâh’dır” kavlinin muhtevâsına girer. Çünkü insanların Allâh (c.c.) karşısındaki kulluklarını ikrâr etmelerinden, her şeyi O (c.c.)’a bırakmak ve insanları imtihân etmiş olduğu şeylerde O (c.c.)’un kazasına rıza gösterme vardır. Çünkü Allâhü Teâlâ, ancak hak ile hükmeder. Nitekim O (c.c.), “Allâh, hak ile hükmeder; onların Allâh’tan başka taptığı şeyler ise hiç birşey ile hükmedemez” (Mü’min s. 20) buyurmuştur. Kulun başına Allâh (c.c.)’dan başkası tarafından bir musibet geldiğinde, kula düşen mükellefiyet, intikâm hususunda bu işi Allâh (c.c.)’a havale etmek, kinine ve öfkesine hakim olmak, kininin tatmini için helâl olmayan bir yola başvurmamaktır. Bu da yine Allâh (c.c.)’un, “Allâh (c.c.)’a aidiz” ifâdesinin muhtevasına girer. Çünkü Allâh (c.c.)’un emrinin dışına çıkmaması, onu bu yola girmeye mecbûr etmiştir.

Birincisi hususunda kul sanki şöyle demiştir: “Biz Allâh (c.c.)’a aidiz; O, hakkımızda dilediği şekilde hareket eder!…” İkincisi hususundaysa kul: “Biz, Allâh (c.c.)’a aidiz; O (c.c.), bizim için dilediği biçimde intikâm alır” der.

(Fahruddîn Er-Râzî, Tefsîr-i Kebîr Mefâtîhu’l-Ğayb, c.4, s.95-96)

https://youtu.be/puegVhUXLsA

Bir Yorum Bırak