Ramazan-ı Serif

Ramazân-ı şerîfte okunacak duâlar:

İlk on (10) gün: “Yâ erhame’r- râhimîn”

İkinci on (10) gün: “Yâ gaffârü’z- zünûb”

Son on (10) gün: “Yâ atîka’r- rikâb”

1. Îkâz: Bu duâlar günde en az yüz (100) defa okun­malıdır.

2. Îkâz: Ramazân-ı şerîfin herhangi bir gecesi Fe­tih sûresi okunursa, o sene içindeki kötülük, belâ ve musîbetlerden bi-izni’llâhi Te‘âlâ muhâfaza olunur.

3. Îkâz: Ramazân-ı şerîfin yirmi üçüncü (23.) gecesi Sûre-i Ankebût ve Sûre-i Rûm okunur.

4. Îkâz: Ramazân-ı şerîfin herhangi bir gününde 363 (üç yüz altmış üç) İhlâs-ı şerîf okunur.

DUÂ-I ARŞ

(Ramazân ayının başında veyâ ortasında veyâ sonunda üç kere okunacak.)

Bismi’llâhi’r-rahmâni’r-rahîm

Allâhü Râbbün ahadün samedün ferdün li’l-‘âlemîne, nebîyyinâ Muhammedin erselehu mübeşşiran. Li’l-kâfirîne münzirûn münzîran mine’n-nâri ve münziran nebîyyinâ Muhammedün aha­dün, hâmidün ve kâsimun ve şâhidün li’l-mü’minîne ve kâimun nebîyyinâ Muhammedün vehüve nebîyyü’l- Mustafâ salla’llâhu Te‘âlâ ‘aleyhi ve sellem. Ve’l-imâmu’l-murtezâ, ve’r-resûlü’l- müctebâ, nebîyyinâ Muhammedün hüve’r-resûlü’l-murselü, sâhibu’l-kitâbi, münziru ve’l-kitâbu’l-mecdü, nebîyyinâ Muham­medün sâhibu’l-livâ’i ve’l-minberi ve’l-burâki’l- ezheri ve’r-rızâ’i ve’l-kevseri nebîyyinâ Muhammedün ve zeynü’l-cinâni Ahmedün, ‘abdun mutî‘un, ‘âdilün, ‘abdun, cevâdün, nâfi‘un, li’l- müşrikîne kâilün, nebîyyinâ Muhammedün ve şefî‘unâ Muhammedün ve resûlünâ Muhammedün fahrun lenâ Muhammedün hayrun li’l-’âlemîne şefî‘un li’l-müznibîne ve’l-mücrimîne, nebîyyinâ Mu­hammedün ihtârahu ve erselehu fî hâlkıhî şerrafehu, yuhibbuhu nebîyyinâ Muhammedün salla’llâhu ‘alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecma‘îne bi-rahmetike yâ erhame’r- râhimîn.

Meali: Rahman ve Rahîm olan Allâh’ın adıyla.

“Allâh (c.c.) tek olan ve Rabb olandır, herkes O’na muhtaçtır, O hiç kimseye muhtaç değildir. Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimizi âlemlere müjdeleyici olarak gönderendir. Kâfirleri ateşle korkutucu­dur. Korkutucu olan Efendimiz (s.a.v.) tektir. Övülen ve mü’minlere şâhid olandır. Efendimiz (s.a.v.) seçilmiş nebî râzı olunan önder ve seçkin elçidir. O (s.a.v.) gönderilmiş elçidir. Kitap sâhibi korkutucu nebîdir. Efendimiz (s.a.v.) sancak, minber, burak, rızâ makamı ve kevser sâhibidir. Gönüllerin süsü Ahmed (s.a.v.)’dir. İtaatkar adâletli, cömert bir kuldur. Dünyâda müşriklere faydalı, âhirette bize şefaat­çi olandır. Hz. Muhammed (s.a.v.) bizim iftiharımızdır. Âlemlerin en hayırlısı günahkarların şefaatçisidir. Hz. Muhammed (s.a.v.), Cenâb-ı Hakk’ın seçtiği gönderdiği, mahlûkâtın içinde şerefli kıldığı Efendi­mizdir. Ey merhametlilerin en merhametlisi Allâh’ım! Rahmetinle Efendimize, âline ve ashâbına salât ve selâm olsun.”

(İbâdet Takvimi ve Duâlar, Misvâk Neşriyat, 66-68.s.)

AREFE GÜNÜ DUÂSI

Hazreti Peygamber (s.a.v.) Arefe günü en ziyâde söyle derlerdi:

Lâ-ilâhe illa’llâhü vahdehu lâ-şerîke leh, lehü’lmülkü

velehu’lhamdü bi-yedihi’l-hayr ve hüve ‘alâ külli şey’in kadîr.

KADİR SÛRESİ TEFSİRİ

Allahü Teâlâ, İnnâ enzelnâ sûresini, kadir gecesi hakkında indirmiş­tir. «Biz onu indirdik» âyetindeki “onu”kelimesi Kur’ân-ı Kerîm’i göstermek­tedir. Allahü Teâlâ Kur’ân-ı Kerîm’i, Kadir gecesinde Levh-i mahfuzdan dünya göğündeki Sefere ve Ketebe meleklerine indirdi. Cebrail aleyhis­selâm, bir senenin Kadir gecesinden gelecek Ramazanın Kadir gecesi­ne kadar, Allahü Teâlâ’nın izniyle Hazret-i Muhammed (s.a.v.)’e Kur’ân-ı Kerîm’den indireceği miktarı, Kadir gecesinde, Levh-i mahfuzdan, dünya göğüne indirirdi. Böylece Kur’ân-ı Kerîm’in hepsi, Şehr-i Ramazan’ın Kadir gecesinde dünya göğüne indirilmiştir.

Sonra Allahü Teâlâ: «(Ey Nebiyy-i Zîşân), Kadir gecesinin faziletini sa­na hangi şey bildirdi» yâhud: «(Ey Habîb-i Edîb’im), eğer Allahü Teâlâ sana Kadir gecesinin azametini ve Kur’ân-ı kerîm’de olan şeyi bildirmemiş olsa idi, sen onu anlıyamaz, ona muttalî olamazsın. Lâkin Allahü Teâlâ Kadir gecesinin azâmetini ve Kur’ân-ı Kerîm’de olan hikmetleri sana bil­dirdi» demiştir. Kadir gecesini, muazzam ve hikmetler gecesi şeklinde tefsîr eylemişlerdir. Kadir gecesi, o mübarek gecedir ki, Al­lahü Teâlâ onu Duhân sûresinin dördüncü âyetinde bildirmektedir. “Katımızdan her hayırlı iş o gecede ayırt edilir.”

Sonra Allahü Teâlâ: «Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır» buyuruyor. Ya’nî, Kadir gecesinde işlenen bir salih amelin, kendisinde Kadir gecesi bulunmayan bin aydan hayırlı olduğunu beyân eylemiştir.

«O gecede melekler ve rûh Rablerinin emriyle inerler.» Her hayırlı iş için buyuruldu. Sonra: «Kadir gecesi selâm ve selâmettir» buyurdu. «Tan yeri ağarıncaya kadar» buyurulurak sûre bitiriliyor. O gece hastalık, falcılık olmaz. Bâzıları selâmdan murad, meleklerin yeryüzündeki mü’minlere selâm ver­meleridir ki, sabaha kadar devam eder demişlerdir.

Yâ Resûlullah (s.a.v.)! Kadir gecesine rastlarsam nasıl duâ edeyim? diye sordum. Resûlullah (s.a.v.) :

“Allahümme inneke afüvvün tühıbbül afve fa’fü annî”

(Allah’ım! Sen afvedersin; afvetmeyi seversin ben­den sâdır olan günahları da afvet!) diye duâ et”buyurdular.

(Abdulkâdir-i Geylânî (k.s.), Gunye’tü-tâlibîn, 300-302.s.)

KADİR GECESİNİ DEĞERLENDİRENLERE BÜYÜK MÜJDE

Bildirildiğine göre Ashâb-ı Ki­râm (aleyhimürıdvân) Allahü Teâlâ’nın: «Kadir gecesi bin aydan hayırlı­dır» âyet-i kerîmesinin inmesine sevindikleri kadar, bir başka şeye sevinmemişlerdir. Çünkü Resûlullah (s.a.v.) bir gün ashâbına isrâiloğullarından dört kimseyi, ya’nî Eyyûb, Zekeriyyâ, Harkîl ve Yûşâ’ bin Nûn Aleyhimüsselâm’ı ve onların seksen sene ibâdet edip, o seneler içinde, bir göz kapayıp açacak kadar isyanda bulunmadıklarını söylediği zaman ashâb-ı kiram hayret edip, bu kısa ömrümüzle, biz buna nasıl kavuşabiliriz? dediler. Bu anda Cebrail aleyhisselâm gelip Resûlullah’a (s.a.v.): «Ey Nebiy-yi Zîşân! Sen ve ashâbın, bu dört kişinin seksen sene (bin ay) ibâdet edip, o müddet içinde göz açıp kapayacak kadar Allahü Teâlâ’ya isyanda bulun­madıklarına hayret ettiniz. Allahü Teâlâ sana bundan hayırlısını indirdi deyip, “İnnâ enzelnâ” sûresini sonuna kadar okuyup bu kıymetli sûre ile beyân olunan faziletler, sen ve ashâbının hayret ettiğiniz şeyden üstün­dür demesiyle, Resûlullah (s.a.v.) bu müjdeli habe­re çok sevindiler.

Yahya bin Necîh der ki: İsrailoğullarından bir kimse vardı. Allah yolunda cihâd ve gazâ için silâhını kuşanıp, bin ay silâhını yanından ayırmayıp, Allah yolunda cihâd etmişti. Resûlullah (s.a.v.) Eshâbına, bunu bildirince hayret ettiler. Bunun üzerine Allahü Teâlâ: «Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır» âyet-i kerîmesini indirdi. Ya’nî sizin için Kadirge­cesini ihya, o kimsenin silâhını çıkarmayıp, bin ay Allah yolunda yaptığı cihâdın sevabından hayırlıdır. Bâzıları o kimsenin. İsrailoğulları içinde adı Şem’ûn olan âbîd bir zât dediler. Âyet-i kerîmenin devamında: «Melekler ve Rûh inerler», ya’nî güne­şin batışından, tan yeri ağarıncaya kadar melekler inerler buyuruldu. Rûh ya’nî Cebrail aleyhisselâm da iner.

(Abdulkâdir-i Geylânî (k.s.), Gunye’tü-tâlibîn, 300-302.s.)

RAMAZAN-I ŞERÎF’İN SON ON GÜNÜNÜN FAZÎLETİ

Hz. Aişe (r.anhâ) buyurdu ki: “Resûlulllah (s.a.v.) bu on gündeki ibadet ve taat hususunda diğer günlerden daha fazla önem verirdi” “Ramazan-ı Şerif’in son on günü girince Resûlullah (s.a.v.)  yatağa yanaşmaz, gecesini ibadetle ihya eder, ailesini uyandırır ve başka zamanlarda gayret göstermediği kadar son on günde ibadete çalışırdı. Resûlullah (s.a.v.) Allah ü Teâlâ kendisini vefât ettirinceye kadar Ramazanın son on gününü itikâfta geçirirdi.”

Allahü teâlâ: «Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır» buyuruyor. Ya’nî, Kadir gecesindeki amelin, kendisinde Kadir gecesi bulunmayan bin aydan hayırlı olduğunu beyân eylemiştir.

Kadir gecesi, Ramazan-ı şerîfin, son on gününde aranır. Hz. Âişe (r.anhâ)’dan rivayetle Resûlullah (s.a.v.) “Kadir gecesini Ramazanın son onunun tek sayılarında arayın.” buyurmuştur.

Kullar amellerine güvenmesinler diye Allah (c.c.) Kadir gecesini tam olarak insanlara bildirmedi.Bu durum, Allahü Teâlâ’nın, kullarına ömür ve ecellerini bildirmemesi gibidir: Nitekim bir kimse ne zaman öleceğini bilse, dünyâ ni’metlerine, lezzet ve şehvetlerine uyar, ecelim yaklaşınca, tevbe ve istiğfar edip Rabbime ibâdetle meşgul olu­rum, tevbekâr ve kurtulucu olarak vefat ederim der. Bu sebebden bu düşünceye kapılmamaları, her zaman havf ve recâda bulunup, ölümden korkmaları, her an iyi amelleri arttırmağa uğraşmaları, tevbeye devam etmeleri ve âhırette Allahü Teâlâ’nın rahmetiyle, azabından kurtulmalar, için, ne zaman öleceklerini onlara bildirmemiştir.

(Not: Bu fazîletli geceleri değerlendirmenin bir yolu da cemaa­te devam etmektir. Nebî (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır:

“Yatsı namâzında cemaatte bulunan kimseye, gece­nin yarısına kadar namâz kılmış gibi sevâb vardır. Yatsı ve sabah namâzlarında cemaatte bulunan kimseye ise, bütün gece namâz kılmış gibi sevâb vardır.”

“İnsanlar yatsı namâzı ile sabah namâzındaki fazîlet ve sevâbı bilselerdi, emekleyerek bile olsa mutlaka ca­miye, cemaate gelirlerdi.” buyurmuşlardır.

(Abdulkadir-i Geylânî (k.s.), Gunye’t-Tâlibîn, s. 305)

TERÂVİH NAMAZI

Terâvih namazı Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) sünnetidir. Terâvih namazını bir rivayette bir, diğer rivayette iki veya üç gece cemâatle kıldılar. Ertesi gece Ashâb-ı Kiram (aleyhimürrıdvân) yi­ne toplanıp, Resûlullah (s.a.v.)’in evden çıkmasını beklediler ise de, evden çıkmadığını: «Eğer çıkarsam, üzerinize teravih nemazı farz olurdu»buyurduğunu beyân eylediler.

Hazret-i Alî (r.a.) : Resûlullah’ın: «Arş’ın etrafında bir yer vardır. Ona hâtırâtü’l-kuds denir. Bu hâtırâtü’l-kuds nurdandır. Orada olan meleklerin sayısını ancak Allahü Teâlâ bilir. Onlar Allahü Teâlâ’ya öyle ibâdet ederler ki, bir saat ve bir dakika usanmazlar. Bıkmazlar. Yorulmazlar. Ramazan geceleri olduğunda, o melekler, Rablerinden, yer­yüzüne inip insanlarla beraber nemaz kılmak için izin isterler. Allahü . Teâlâ’dan verilen izin üzerine, her gece yeryüzüne inip, insanlarla bera­ber nemaz kılarlar. O meleklerin, insanlardan dokundukları kimse, öyle saîd ya’nî iyi olur ki, bundan sonra kat’iyyen şaki olmaz»buyurduğunu Hazret-i Ömer (r.a.)’e beyân ettiğimde Ömer (r.a.): Biz o saâdete mûstehâkız buyurdular ve halkı teravih için bir ye­re toplayıp, teravihin cemâatle kılınmasını emreylediler diye ri­vayet olunmuştur.

Hazret-i Alî (r.a.), mescidlere uğ­rayıp, kandillerle ışıklandırılmış ve mü’minlerin teravih namazını kıldıklarını gör­düğünde: Ömer bizim mescidlerimizi nurlandırdığı gibi,  Allahü Teâlâ da onun kabrini nurlandırsın buyurdular.

Bir hadîs-i  şerifte:  «Mescid  ve  camilerden  birine  bir kandil  asıp, mescidi aydınlatan kimseye, kandil sönünceye kadar yetmiş bin melek istiğfar ve salât ederler» buyurulmuştur

Teravih nemazı yirmi rek’attır. İki rek’atta bir selâm verilir.(daha faziletli olan budur) Teravih namazı vitirden önce kılınır. Vitrin bilinci rek’­atında “Sebbihisme rabbikel a’lâ” sûresi, ikinci rek’atında Kâfirûn sûresi, üçüncü rek’atında İhlâssûresi okunur. Zîra Resûlullah (s.a.v.) böyle kılarlardı.

Hatim üzere kılmak da müstehâbdır.

(Abdulkâdir-i Geylânî (k.s.), Gunye’tü-tâlibîn, 307-310.s.)