Zekat

17Ağu 2020

Mallarımızı Temizlemenin Yolu

Mallarımızı Temizlemenin Yolu. Zekat insanın kulluktaki sadâkatına delâlet eder. Onun için zekâta “sadaka” da denilir. Zekat farz olduğundan açıktan verilmekle riyâ (gösteriş) olmaz, hatta açıktan verildiğinde başkalarına da güzel misâl olunmuş olur.


Zekât insanın kulluktaki sadâkatına delâlet eder. Onun için zekâta “sadaka” da denilir. Zekâtın gizli değil açıktan verilmesi efdâldir. Zekât farz olduğundan açıktan verilmekle riyâ (gösteriş) olmaz, hatta açıktan verildiğinde başkalarına da güzel misâl olunmuş olur. Bir hadîs-i şerîfte: “Mallarınızı zekât vererek koruyunuz, hastalıklarınızı sadaka ile tedavi ediniz, belâ dalgalarını duâ ve niyaz ile karşılayınız.” buyurulduğuna göre, zekât sayesinde servet korunmuş olur.


Allâhü Te’âlâ, Kur’ân-ı Kerîm’de 32 yerde zekâtı namazla beraber zikretmiştir. Bundan anlaşılıyor ki, namazla zekât arasında çok sıkı bir bağ vardır. Zekât kesin bir farzdır, onun için zekâtı inkâr eden kâfir olur.
Peygamberler (a.s.e.)’e zekât farz değildir. Çünkü zekât malın kiridir ve kirlenen kimseler için manevî bir temizliktir. Peygamberler’de ise böyle bir şey olmaz.


Zekât ve sadaka verenlerin mal ve canlarında bir feyiz ve bereket, bir sıhhat ve afiyet yüz gösterir. Bunun çok üstünde olarak da zekât veren insanlar, Allâh (c.c.)’un rızasını kazanıp nice manevî mükâfatlara kavuşur, nice manevî tehlikelerden kurtulurlar. Zekât sayesinde insan cimrilikten kurtulur ve kendisinde yüksek duygular meydana gelir.

Zekât veren kimseler fakir ve muhtaçların sıkıntılarını giderdikleri için onların övgü, sevgi ve duâlarına kavuşurlar. Malının bir kısmını Allâh (c.c.) rızası için ayırıp fakir din kardeşlerine veren ve bunun karşılığında onlardan hiçbir şey istemeyen ve beklemeyen kimse etrafına faydalı olur.


Ebû Ümâme (r.a.)’in rivayet ettiği bir hadîs-i şerîfte Peygamberimiz (s.a.v.) Veda Haccı’nda şöyle buyurmuşlardır: “Allâh (c.c.)’dan ittika edin (emirlerine yapışıp yasaklarından kaçının), beş vakit namazınızı kılın, Ramazân orucunuzu tutun, mallarınızın zekâtını verin, verilen emirlere itaat edin, Râbbinizin cennetine girin.”


(Allame Eş-Şeyh Alaaddin Abidin, Üç Boyutuyla İslâm İlmihâli, 453-454.s.)

29May 2019

Hz. Ali (r.a.)’dan naklen, Resûlullah (s.a.v.) veda’ haccında buyurdu ki ‘’Malınızın zekâtını veriniz! Biliniz ki, zekâtını vermeyenlerin, namazı, orucu, haccı ve cihâdı ve îmânı yoktur.’’ (Buhari) Ya’nî zekât vermeyi vazîfe bilmez, farz olduğuna inanmaz, vermediği için üzülmezse kâfir olur. Senelerce zekât vermeyenlerin, zekât borçları birikerek, bütün malını kaplar. Malı kendinin sanıp, müslümanların o malda hakkı olduğunu hatırına bile getirmez. Bu mala sımsıkı sarılmıştır. Böyle kimseler müslüman olarak tanınır. Fakat bunlardan, îmânını kurtaran pek nâdir olur. Zekât vermek Kur’ân-ı Kerîm’in otuz iki yerinde, namazla birlikte emredilmektedir. Allah (c.c.) böyle kimseler için: “Malı, parayı biriktirip, ze’kâtını müslüman fakirlerine vermeyenlere çok acı azabı müjdele!’’ (Tevbe: 34) buyuruyor. Bu azabı, bundan sonraki Âyet-i Kerîme şöyle bildiriyor: ‘’Zekâtı verilmeyen mallar, paralar, Cehennem ateşinde kızdırılıp, sahiplerinin alınlarına, böğürlerine, sırtlarınamühür basar gibi bastırılacaktır.’’ (Tevbe: 35)

Bir Hadîs-i Şerif’te: “Ey Ademoğlu, benim malım, benim malım dersin. Senin malından senin olan, yiyerek yok ettiğin, giyerek eskittiğin, yâhud Allah yoluna verip âhıret için ayırdığındır’’ (Müslim) Câbir (r.a.) tarafından Resûlullah (s.a.v.)’den bildirilen Hadîs-i Şerîf’te: ‘’Dünyâda mal toplayıp, zekâtını vermeyenlerin malı, kıyamet günü, erkek yılan şeklinde olur. Ağzı açık olduğu halde onu kovalar. Sahibi ondan kaçar. Bir münâdî, sakladığın malını tut; ben ki Allah’ım ona hiç ihtiyâcım yoktur der. Kul, ondan kurtulamayacağını anlayınca, elini onun ağzına sokar. Yılan onun elini kuvvetle ısırır’’ buyurdu. (Müslim) Kıyamete inanan, âhiretteki azablara îmân eden her zengine, zekâtını vererek bu azablardan kurtulmak vâcib ve lâzımdır. Bunun gibi zekâtı verilen mal, âfet ve zararlardan kurtarılmış olur. Sahibini de âhırette kurtarır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdu ki: ‘’Malınızı, zekâtını vererek koruyunuz’’.

(et-Tergib ve`t Terhi Muhammed ( Rebhami, Riyadün-Nasihin s. 192)

28May 2019

“İnfaklarının kabul edilmesine mâni olan (başka birşey değil), sırf Allâh’ı ve Resûlünü inkâr edip, nâmaza üşene üşene gelmeleridir. Onlar, ancak isteksiz olarak infakta bulunurlar.” (Tevbe s. 54)

Âyet-i kerimedeki “Onlar, ancak isteksiz olarak infakta bulunurlar…” buyruğunun ma‘nası, “Onlar, Allâh’a itaat maksadıyla infak etmeyip, aksine zahirî bir menfaat gözettikleri için infâkta bulunurlar.” şeklindedir. Bu böyledir, zira onlar, infâkı, boşa yapılmış bir harcama ve bir ziyan addederler ki, bu da, zekât verirken ya da Allâh yolunda bir harcamada bulunulurken, nefsin hoşnut olması gerektiğini gösterir. Zira Allâhü Te‘âlâ, münafıkları, infâki gönülden istemeyip kerih görmelerinden dolayı kınamıştır. Bu Hz. Peygamber (s.a.v.)’in “mallarınızın zekâtını, gönülleriniz hoşnut olarak veriniz” hadisinin ifade ettiği husustur. Binâenaleyh bir kimse, zekâtını, hoş karşılamayarak, istemeye istemeye verirse, bu küfür ve nifak alâmetlerinden olmuş olur. Musannif (Râzî), sözünü şöyle sürdürmektedir; “Bu bahislerin neticesi, tâatların özünün, onları sırf kulluk maksadıyla yapmak ve taâtta tam inkıyâd içinde bulunmak olduğuna delâlet eder. Binâenaleyh, şâyet kişi bu tâatlarını bu maksatla yapmazsa, onda herhangi bir fayda olmaz; aksine çoğu kez bu, yapan üzerine bir yük olmuş olur.

“Onların malında ihtiyacını arz eden ve arz edemeyen yoksullar için bir hak vardır.” (Zâriyat s. 19) âyetine göre zekât, zenginin malında fakirin hakkıdır. Bu hak çıkarılmak zorundadır. Zekâtı verilmeyerek fakirin hakkı kalan mal, o maldan yiyenleri ma‘nen zehirleyen bir şeydir. Allâh (c.c.): “Mü’minlerin mallarından, kendilerini temizleyen, mallarına bereket veren zekâtı al.” (Tevbe s.103) buyurmaktadır. Peygamberimiz (s.a.v.) de: “Zekât vererek mallarınızı kale içine alınız.” buyurmuştur.

(Fahruddîn Er-Râzî, Tefsîr-i Kebîr, c.12, s.22)

24May 2019

Zekâtın meşru olmasındaki hikmet pek önemlidir. Bir Hadîs- Şerîfte şöyle buyurulmuştur: “Mallarınızı zekâtla koruyunuz, hastalarınızı sadaka ile tedâvî ediniz, bela dalgalarını da duâ ve yalvarışla karşılayınız” Doğrusu zekât ve sadaka verenlerin mallarında ve canlarında bir feyiz ve bereket, bir sağlık ve afiyet yüz gösterir. Bunun çok üstünde olarak da, kendileri Yüce Allah’ın rızâsını kazanıp nice manevî mükafatlara kavuşurlar, nice manevî tehlikelerden kurtulurlar.

Zekâtın her yönden birçok yararı vardır. Bilindiği gibi, kalblerde pek ziyade yer tutan mal ve mülk sevgisi, insanı yüksek duygulardan yoksun bırakır, insanı bazan fena işlere sürükler. Zekât sayesinde ise kalbin bu zararlı duygusuna ve meyline direnilmiş olur, nefis de cimrilikten kurtulmuş olur. Mal, başkasının hakkından arındırılarak insanda şefkat ve hayırseverlik duyguları gelişir. Başkalarını gözetme ve koruma gibi yüksek duygular meydana gelir. Sonra zekât, sosyal hayâtın huzur ve mutluluğuna, beraberliğine ve refahına sebebdir. Yoksulları ve âcizleri, kendi varlığından faydalandıran bir zengîn, cemiyetin en değerli ve sevimli organı sayılır. Fakîrlerin ve muhtaçların acılarını azalttığından, onların övgülerini, sevgi ve dualarını kazanır. Mal varlığı da hain ve hırslı gözlerin saldırısından güven içinde bulunur.

Verilen bir zekâtın sahîh olabilmesi için, zekâtı verirken veya onu ayırırken kalb ile niyetin bulunması şarttır. Dil ile söylenmesi gerekmez. Öyle ki, bir malı fakîre zekât niyeti ile verirken bunun bir bağış veya bir borç olarak verildiğini dil ile söylemek zekâta engel değildir.

(Ömer NasûhîBilmen (r.h.), Büyük islâm ilmihâli, 349-3SO.S.)

22May 2019

Zekât, müslüman olmayanlara verilmez. Onlardan da ancak:

1— Yoksulluk çeken fakirlere,
2— Hiç bir şeyleri bulunmayan düşkün miskinlere,
3— Zekât işinde çalışanlara,
4— Kalpleri müslümanlığa ısındırılacak, alıştırılacak olan­lara,
5— Esirlikten kurtulacak kölelere,
6— Borç içinde kalmış borçlulara,
7— Allah yo­lunda açılan cihâdlara katılanlara,
8— Yur­dundan ve servetinden uzak, yolda belde kal­mış olanlara verilir. (Tevbe: 60)

Zekât ve sadakanın, helâlinden temiz mal­lardan verilmesi gerekir.

Zekâtı verilmeyen malların akıbeti:

Zekât ve sadakası verilmeyen mallar, yok olmağa mahkûmdur.

Bir hadîs-i şerife göre: «Her gün, her sa­bah, iki melek inip birisi, «Yâ Rab! (Zekât ve sadakasını vererek) malını harcayana, harca­dığının yerine yenisini ver!» der. Öbürüsü de «Yâ Rab! (Zekât ve sadaka hakkını ödemeye­rek) malını sıkana da malının telefini ver!» der.»

17May 2019

Zekât; zengin Müslümanların, yıldan yıla belli ölçüsüne göre mallarının bir kısmını ze­kât niyetiyle ayırıp verilecek yerlere vermele­rinden ibaret malî bir ibâdettir.

Hakikaten malının zekâtını veren, fukara­ya muavenet ve yardımdan geri durmayan ih­san ve hayır ehlinin malının arttığı herkesçe müsellem açık bir hakikattir. Bir fakirin gönlü hoşnut edilerek yapılacak hayırın muhakkak­tır ki Cendb-ı Hakk (azze ve celle) mükâfa­tını verir. Nitekim:

«Rızkınızdan sizin, infak ettiğiniz şeyin be­delini Allah Teâlâ hem dünyada ve hem de âhirette halk eder. İnfak olunan şeyin halefini yerine koyar ve halefsiz bırakmaz.» buyurulmuştur.

Fukara hakkını esirgeyip vermeyen bahil (cimri) kimselerin malı, umulmadık afat ve zararlara duçar olduğu ve bazen de tamamen mahvolduğu görülmektedir.

Zekât’da bir taharet vardır. Bir servetin içinde fukara hakkı bulunursa bu hak o mal için âdeta manevî bir lekedir.

«Habibim! Servet sahiplerinin mallarından zekât al! Zekât onların mallarını temizler, vic­danlarını arıtır.» buyurulmuştur.