Tıbbı Nebevi

Sıhhatin Önemi

Sıhhatin Önemi başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Bedeni elden geldiği kadar hastalıklardan korumak ve sıhhati korumaya çalışmak farzdır. Çünkü Allâhü Te‘âla: “Kendi kendinizi tehlikeye atmayınız” (Bakara s. 195) buyuruyor.
Bu emre göre, bedenin sağlam kalmasına ve sıhhâtin devamına engel olan her şeye engel olmak icâp eder. Çünkü her şey sıhhâte bağlıdır. Beden sağlam ve sıhhât tam olmazsa din ve dünya işleri de tam olmaz. Onun için bazı İslâm büyükleri “İlim, beden ilmi ve dinî ilimler olmak üzere iki kısımdır” buyurmuşlar ve bedenin sıhhâtini dinî ilimlerden öne alarak, sıhhâtin ne kadar mühim olduğuna dikkat çekmişlerdir.
Biz Müslümanlar her güzel ve meşru işin en üstününü yapmakla vazifeliyiz. Sıhhât, Allâhü Te‘âlâ’nın bahşettiği en büyük nimetlerdendir. Allâh (c.c.)’un verdiği sıhhate şükretmek kulluk vazifelerindendir. İbn Ömer (r.a.)’in naklettiğine göre, Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Allâh (c.c.)’dan, afiyet istenmesinden daha çok hoşuna giden bir şey istenmemiştir.” (Tirmizî)
İrade ve vaktimizi, sıhhâtimizin devamı için kullanmalı ve bu konuda asla ihmalkâr davranmamalıyız. İnsan sıhhatine dikkat etmezse Allâh (c.c.) da ona hastalık verir. Çünkü Allâh (c.c.)’un iradesi, kulların iradesi yönünde tecellî eder. Kul hastalanmasına sebep olacak şekilde hareket ederse, Allâh (c.c.) da onun hakkında hastalık yaratır. Onun için, biz kul olarak irade, güç ve kuvvetimizi iyi ve doğruları işlemek ve sıhhât için kullanmalıyız. İbn Abbas (r.a.)’in naklettiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “İki nimet vardır ki insanların çoğu onları değerlendirme hususunda aldanmıştır: Sağlık ve boş zaman.” (Buhârî)
(Muhammed Alâüddin, El-Hediyyetü’l- Alâiyye, s.591-592)

Kuran’ın Stresi azaltması

Kuran’ın Stresi azaltması. Kendilerine Kur’ân dinletilenlerin vücûdlarındaki değişiklikler gözleniyor, böylece Kur’ân’ın insan bedeni üzerindeki fiziki etkileri saptanmış oluyordu.

ABD’de yapılan bir çalışmada Kur’ân’ın insan bedeni üzerindeki fizîkî etkileri incelenmiştir. Çalışmaya yaşları 17 ila 40 arasında değişen kadın ve erkek gönüllüler katıldı. Bu gönüllülerin hiçbiri Müslümân değildi ve Arabça bilmiyordu. Dinlediklerini de ilk defa dinliyorlardı. Araştırmada insan bedenindeki anlık değişimleri algılayabilen MEDAC 2000 SYSTEM adı verilen alet ve birbiriyle irtibat hâlindeki alt sistemleri kullanıldı. Kendilerine Kur’ân dinletilenlerin vücûdlarındaki değişiklikler gözleniyor, böylece Kur’ân’ın insan bedeni üzerindeki fiziki etkileri saptanmış oluyordu. Sonuç şaşırtıcıydı: Kur’ân dinleyenlerin % 97’sindeki stres azalmıştı. Bu tesir fizyolojik aksi tesirlerin otonom sinir sistemine yansımasıyla meydana gelmişti, Kur’ân’ın insan bedeni üzerindeki gerilimi azaltıcı tesiri, nicelik ve nitelik açısından ölçülebilir bir şekilde ortaya çıkmaktaydı. Böylece Kur’ân’ın şifâ verici özelliği, en gelişmiş tıbbi cihazlarla da isbâtlanmış oluyordu.

Diğer taraftan yapılan 210 deneyin 85’inde dinleyicilere Kur’ânla birlikte, okunuş olarak Kur’ân’a benzetilmiş cümleler de dinletildi. Deneyler sırasında bu ikisi düzensiz olarak değiştiriliyordu. Netice yine hayret vericiydi. Çünkü Kur’ân ifâdeleri gibi okunan metinler, bu kişilerin %35’inde stres azaltıcı etki gösterirken, Kur’ân Âyetlerinin okunmasıyla bu değer birden yükseliyordu. Kendilerine sâdece Kur’ân dinletilen bu insanlardaki büyük değişiklik ise Kur’ân’ın, Allâh’ın kelâmı olduğunun ve insanlar için bir şifâ ve rahmet olarak gönderildiğinin delîlidir. Çok daha hayret verici olan nokta ise, cennet ve mükâfatı vaad eden Âyetlerin, cezâyı va’d eden Âyetlerden çok daha fazla rahatlatıcı etkiye sâhib olmasıydı.
Araştırmayı yapan Dr. Ahmet el-Kâdî’ye göre bu bulgular göstermektedir ki Kur’ân, stresin yol açtığı her türlü hastalığın tedâvîsinde kullanılabilir.

(ABD’nin Florida eyaletinde Dr. Ahmed el-Kâdî tarafından yapılan bir araştırma)

Önce Araştır Sonra Tüket!

Önce Araştır Sonra Tüket! İnsanların tükettikleri gıdalar dâhil tüm tüketim malzemeleri, o kişi veya toplumun hayat tarzını açıkça ortaya koyar. 

İnsanların tükettikleri gıdalar dâhil tüm tüketim malzemeleri, o kişi veya toplumun hayat tarzını açıkça ortaya koyar. Herkes kendine yeniden şu soruları sormalıdır:
1. Yiyip içtiklerimden de hesâba çekilecek miyim?
2. Ben yiyip içtiklerimin hesâbını verebilir miyim? Şayet veremezsem beni bekleyen akıbet nedir?
3. Yeme, içme konusunda Kur’ân-ı Kerîm ve Hz. Peygamber (s.a.v.)’in ölçülerini biliyor muyum ve bunlara ne kadar riâyet ediyorum? Rızkımı kazanırken gösterdiğim hassasiyeti, yiyip içtiklerimi satın alırken de gösteriyor muyum?
4. Satın aldığım gıda maddelerinin; kim tarafından, hangi koşullarda üretildiği, üretim sırasında içerisine hangi katkı maddelerinin eklendiğini, üretimde hijyen kurallarına riâyet edilip edilmediğini inceliyor muyum?
5. Bu ürünler küresel güçler tarafından, gayri insanî amaçlar için yapısal değişimlere uğratılıyor olabilir mi ve ben bunlardan haberdar mıyım?
6. Bu ürün üretilirken insan ve hayvan hakları ihlâl ediliyor mu, çevreye zarar veriliyor mu?
7. Bu gıda maddesini tükettiğimde, bende nasıl bir gelişme ve değişim meydana getirir?
8. Bu yiyecek ve içeceği tüketmesem zarar görür müyüm veya tükettiğimde bana bir yararı var mı?
9. Hz. Peygamber (s.a.v.) bu çağda yaşasaydı ve soframa konuk olsaydı bu ikrâmı tüketir miydi? Tüketmez ise bana ne buyururdu?
Soruları çoğaltabiliriz, ancak önemli olan soruların çoğaltılmasından ziyâde, bizim yeme içme meselesini önemseyip önemsemediğimizdir. Önemsiyorsak ve soframızda bir sorun, tabağımızda bir deccalî güç varsa, bunu ortadan kaldırmak için bir gayret içinde miyiz? Yoksa aldığı şeyin helâlden mi, haramdan mı olduğuna hiç aldırmayan güruh içinde kaybolup giden zavallılar olmayı sürdürecek miyiz? Herkes kararını vermeli. Çünkü başka çıkar yol yok.
(Kemal Özer, Şeytan Ye Diyor, s.61-65)

İsveç Jimnastiği ve Namaz

İsveç Jimnastiği ve Namaz. Pehr Henrik Ling’in, bugün bütün ülkelerde tatbik edilen jimnastik çalışmalarının temelini namaz hareketlerinden ilhâm alarak çeşitlendirdiği bilinmektedir.

İsveç Jimnastiğinin kurucusu olarak spor tarihine geçen Pehr Henrik Ling 1776 yılında İsveç’in Smaland bölgesinde dünyaya gelmiş ve edebiyat tahsili yapmıştı. O yıllarda Ling’i bir seyahat merakı sardı. Önceleri yakın şehirlere kadar çıktığı kısa geziler, günün birinde Afrika’ya, Fas’a kadar uzayıverdi. Bir Avrupalı, hele bir İsveçli için Fas, her yönüyle insanı cezbeden bir ülkeydi. Halkın cana yakınlığı, dürüstlüğü, yardımlaşmaları ve ibadetleri, Ling’in kendi ülkesinde asla bulamayacağı şeylerdi. Hele hele müslümanların abdest alarak sık sık temizlenmeleri o zamanlar suya ve temizliğe karşı hiçbir sempati duymayan Avrupalılar için, gerçekten şaşkınlık vericiydi. Bütün bunların sonucunda Ling, İslâmiyetle kendi dinini kıyaslama imkânı elde etti.
Spora meraklı bir insan olan Henrik Ling’in dikkatini çeken ilk şey, abdest ile namaz sırasında yapılan hareketler oldu. Kendisi eski Yunan tarihini de incelemiş ve onların vücut terbiyesiyle alâkalı hareketlerini araştırmıştı. Bu hareketler, bazı organların aşırı derecede ve dengesiz bir şekilde yorulmasına yol açıyordu. Oysaki Müslümanların ibâdetleri sırasında yaptığı hareketler, bel, diz, boyun, bacak ve kolların dışında el ve ayak parmaklarının dahi mükemmel bir şekilde çalıştırılmasını sağlıyordu. Üstelik günde beş vakte taksim edilen bu hareketler, süreklilik arzettiği için anatomik ve fizyolojik açıdan da değer taşıyordu. Ling, müslüman olmadığı için namaz ibâdetinin vücud sağlığıyla birlikte ruh sağlığını da kazandırdığını bilemiyordu. Fakat sadece vücud üzerinde elde ettiği netice dahi onu büyülemeye yetmiş ve yıllardır kendisini kıvrandıran kol ağrıları, yok denecek kadar azalmıştı.
Henrik Ling, daha sonra ülkesine dönerek Stockholm’daki “Kraliyet Jimnastik Yüksek Enstitüsü’nü kurdu ve öğrenci yetiştirmeye başladı. Bugün bütün ülkelerde tatbik edilen jimnastik çalışmalarının temelini, Ling’in namaz hareketlerinden ilhâm alarak çeşitlendirdiği hareketler teşkil etmekte ve Fizik Tedavilerinde de aynı hareketler yaptırılmaktadır.
(Gerçeğe Doğru Dergisi, sayı 11, s.6)

Hadislerin Bilime Işık Tutan Yönleri

Hadislerin Bilime Işık Tutan Yönleri başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Efendimiz (s.a.v.): “On şeyin fıtrattan olduğunu ifade eder ve bunlardan birisi olarak da sünnet olmayı” sayar. (Buhârî) Günümüzün bilim adamları da, sünnette kesilen derinin pislik ve mikrop toplaması neticesinde, sahibinin kansere yakalanmasına neden olacak kadar tehlike arz edebileceğini ifade etmekte ve böylece Efendimiz (s.a.v.) mucize ifadesini teyit etmektedirler.
Efendimiz (s.a.v.): “Bir sineğin yemek veya su kabına düşmesi durumunda, sineğin her tarafının batırıldıktan sonra çıkarılıp atılmasını, çünkü kanatların birinde hastalık diğerinde şifa olduğunu” bildirmiştir. (Buhârî) Öncelikle sineğin mikrop taşıyabileceğini o devrin insanları bilemezken, Efendimiz (s.a.v.)’in bilmesi ve bu konuda uyarı yapması tek başına zaten bir mucizedir. Yemeğe veya suya düşen sinek, genelde tek kanadıyla çıkmaya çabalar. Bu durumda onu tekrardan batırmak diğer kanadındaki panzehiri de oraya bırakmasını sağlayacaktır.
Efendimiz (s.a.v.): “Ayakta idrar yaparken idrarın sıçrayacağını, dolayısıyla ayakta idrar yapmanın uygun olmadığını” buyurmuştur. (Buhârî) Yine zaman göstermiştir ki, ayakta idrar yapmak bedenen ciddi tehlikeler doğurmaktadır. Sıçrayan idrar partiküllerinin solunan havayla ciğere yapışması, bu tehlikelerin ilkidir. Diğer bir tehlike de idrar kesesinin tam boşalmamasından kaynaklanan bazı mikro organizmalar çoğalalarak prostat iltihabı gibi hastalıklara neden olurlar. Ayrıca idrar kesesinde tam boşalmayan idrarda bulunan bazı maddeler çökerek mesane taşı oluşmasına neden olur.
Burada verilen örnekler, denizden bir damla mesabesindedir. Zaman ilerledikçe, ilim dalları geliştikçe, ilim erbâbı daha pek çok konuda Efendimiz (s.a.v.)’i tasdik ederek doğruluğunu teyid edeceklerdir.
(Basından Derleme)

“Alternatif”siz Tedavi Metodu: Hacamat

“Alternatif”siz Tedavi Metodu: Hacamat. Hacamat, yüzlerce yıldır dünyanın birçok yerinde zamanın tedavi yöntemleri arasında en yaygın olarak kullanılmış Peygamberimiz (s.a.v.)’in sıkça başvurduğu bir tedavi uygulaması olmuştur. Cebrail (a.s.) tarafından kendisine ve ümmetine tavsiye edilen bir tedavi şekli olmuştur.

İnsanı ve hastalıkları yaratan Allâhü Te‘âlâ, yarattığı her derdin devâsını da yaratmıştır. İnsana düşen vazife bir yandan duâ ederken diğer yandan da hastalıklardan kurtulma yollarını arayıp tedavi olmaya çalışmaktır. Nitekim insanlara her konuda rehber olarak gönderilen Allâh Resûlü (s.a.v.) de hastalandığında, hekimlere tedavi olmuş, hastalanan Ashâbı (r.a.e.) için de hekimler çağırmış ve zamanın tedavi yöntemlerinden faydalanmıştır. O zamanın tedavi yöntemleri arasında en yaygın olarak kullanılan hacamat da Peygamberimiz (s.a.v.)’in sıkça başvurduğu bir tedavi uygulaması olup bizzat Cebrail (a.s.) tarafından kendisine ve ümmetine tavsiye edilen bir tedavi şekli olmuştur. Hacamat, yüzlerce yıldır dünyanın birçok yerinde koruyucu hekimlikte ve hastalıkların tedavisinde uygulanmış, günümüzde de dünyanın birçok yerinde alternatif tıpta en fazla tavsiye edilen tedavi metodu hâline gelmiştir. Hadiste buyurulmuştur: “Hacamat olmak aç karnına daha faydalıdır. Hacamat olmak, aklı ve hıfzetme (ezberleme) gücünü artırır. Hafız olanın da hıfzetmek kabiliyetini kuvvetlendirir. Artık kim hacamat olmak isterse Allâh (c.c.)’un ismini zikrederek perşembe günü hacamat olsun.” (İbn Mâce)
Tıbb-ı Nebevî’de kan aldırma işlemi, vücuttan alınan kanı, bir başka yerde kullanmak için değil, ancak hasta bir vücudu sağlığa kavuşturmak için yapılmaktadır. Bu sebeple hasta bir bedenden ayrılan kan, hasta bir kandır, kullanılması doğru değildir.
Bilindiği üzere vücuttaki fazla kan kalp ve beyin sektelerine, sinirsel rahatsızlıklar, allerji gibi bir çok hastalığa sebeb olmaktadır. Hacamatla; işte bu fazla kan ve deri altındaki kirli kanlar dışarı çıkartılır. Ayrıca hacamatla baş ağrısı, bel ağrısı, diz ağrısı, uyuşukluk, tembellik, ağırlık vs. gibi rahatsızlıklar tedavi edilir. İngiliz Nürolog Dr.Henry Head (1861-1940)’in keşfedip bize bildirdiğine göre deri üstündeki “receptor”lerin iç organlarımızla olan irtibatları sayesinde hacamatla bu organlarımızın tedavisi mümkün olmaktadır.
(Ömer Muhammed Öztürk, Misvâk ve Hacamat)

Abdestin İnsan Vücuduna Faydaları

Abdestin İnsan Vücuduna Faydaları. Abdestte azalar yıkanırken BAN faaliyete geçer, agresi noktaları denge kazanır. Bu sebeple abdestteki sırayı bozmamaya özen göstermek gerekir.

İnsan vücûdu üzerinde yaklaşık 700 Biyolojik Aktif Nokta (BAN) bulunur. Bunlardan 66 tanesi “Agresi Noktası” olarak adlandırılan ekstra aktif noktalardır. 66 Agresi noktasından 61’i abdest azalarında yer almaktadır. Abdestte azalar yıkanırken BAN faaliyete geçer, agresi noktaları denge kazanır. Bu sebeple abdestteki sırayı bozmamaya özen göstermek gerekir. Yüz yıkanırken mide, bağırsaklar, safra kesesi, idrar yolları, sinir sistemi ve üreme organları uyarılmış olur. Kollar yıkanırken, bağırsaklar, kalp, akciğerler, üreme organları, idrar yolları ve kan dolaşımı uyarılır. Kulaklar, yaklaşık 100 BAN’ın yer aldığı ve hemen hemen bütün organlarla bağlantılı olan bir komuta merkezidir. Kulaklar meshedilirken bütün organlar uyarılmış olur. Ayaklar yıkanırken hormon dengesini sağlayan, büyüme ve üremeyi kontrol altında tutan hipofiz, böbrekler ve hemen hemen bütün organların faaliyetini etkileyen BAN uyarılır.
Abdestte akupunktur noktalarının uyarılmasıyla vücutta enerji ve kan dolaşımı kolaylaşır, vücudun direnci artar, bağışıklık sistemi güçlenir. Ateş yükselince soğuk su ile abdest almak, ateşi 1,5-2 derece kadar düşürür.
Abdest tansiyonu düşürür, baş ağrısını hafifletir, uyuklamayı, yorgunluğu ve öfkeyi giderir. Soğuk su kullanmak, abdestin ve guslün faydalarını artırır. Peygamberimiz (s.a.v.) Ashâbı (r.a.e.)’e abdest için ılık su tavsiye ederdi.
Her abdestte misvâk kullanmak çok önemlidir. Misvâk dişlerden ziyade diş etleri için önemlidir. Çünkü her bir dişin dibinde farklı organlarla bağlantılı ikişer akupunktur noktası bulunur. Misvâk akupunktur noktaları vasıtasıyla, diş etlerine 28 sinirle bağlanan beynin, 5 duyu organı ve sinüslerin, kasların, iç organların ve üreme organlarının işlevini dengeler. Misvâk kaslarda ağrıyı azaltır, dişeti hastalıkları ve diş çürümelerini önler. Ağızdaki zararlı mikropları öldürür, faydalıların yaşamını kolaylaştırır, akıl sağlığını ve hafıza kuvvetini son nefese kadar korur. Misvâğın etkisi kullanıldıktan sonra 48 saat süreyle devam eder.
(Aidin Salih, Gerçek Tıp, 116-117.s.)

Peygamber Efendimiz ve Misvak

Peygamber Efendimiz ve Misvak. Misvak nedir? Ne işe yarar? Misvakın faydaları neler? Misvak kullanımıyla ilgili olan hadis-i şerifler neler?

Resûlullâh (s.a.v.) ihtiyaç anında hemen kullanabilmek için misvakını devamlı olarak yanlarında bulundururlardı. Sahâbîler de genellikle misvaklarını kulaklarının üzerlerine koyarlar ve her zaman için misvak kullanırlardı. İmâm-ı Şa’râni (k.s.) eserinde şöyle diyor: “Resûlullâh (s.a.v.) bizden (bu ümmetten) şöyle bir söz almıştır: Biz her abdest vâkti devamlı misvâk kullanacağız.”


Eğer misvakımızın düşüp kaybolma tehlikesi olursa onu bir iple boynumuza asacağız. Bu öyle bir sözdür ki bu konuda tüccarlar, âmirler ve memurlardan oluşan büyük bir topluluk gevşeklik göstermektedirler. Nitekim bu yüzden onların ağız kokuları pis ve tiksindirici bir hâl almaktadır. Bundan dolayı Allâh (c.c.)’a, meleklere ve sâlih Mü’mînlere saygı ve edepte kusur edilmektedir.


İbn-i Abbâs (r.a.) Hazretleri’nden rivâyet olunduğuna göre Peygamber (s.a.v.) Efendimiz buyurdu:
“And olsun ki misvâk kullanmakla emir olundum. Hatta misvâk hakkında Kur’ân-ı Kerim’den üzerime bir âyet ineceğini veya vahiy geleceğini zannettim.” (et-Tergib ve’t-Terhîb)
İbn-i Abbas (r.a.)’den rivâyet olunduğuna göre Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır:
“Misvâk kullanmaya devam ediniz çünkü onda on haslet vardır:

  1. Ağzı temizler, 2. Rabbin rızâsını kazandırır, 3. Melekeleri ferahlandırır, 4. Gözleri kuvvetlendirir, 5. Dişleri beyazlatır, 6. Diş etlerini sertleştirir, 7. Diş ile diş etleri arasındaki pasları giderir, 8. Yemeğin hazmını kolaylaştırır, 9. Balgamı keser, 10. Melekler misvâk kullanan kimsenin yanından ayrılmazlar ve namazın ecri kat kat verilir.”

(Ramazanoğlu Mahmud Sâmi (k.s.), Musahabe 4, 112.s.)

https://youtu.be/1rRbkwdTdXk

Misvakın Maddi Manevi Faydaları

Misvakın Maddi Manevi Faydaları. Misvak, her şeyin yapaylaştığı dünyamızda hala doğal olarak kalan ve bilimsel olarak faydaları kanıtlanmış olan bir bitkidir.

Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: “Misvâk kul­lanmanız gerekir. Zira misvâkta on güzel şey vardır. Bunlar; ağzı temizler, Râbbi râzı eder, melekleri sevin­dirir, gözü parlatır, dişleri beyazlatır, diş etlerini pekleş­tirir, diş kirini giderir, yemeği hazmettir, balgamı keser, namaza kat kat sevâp getirir. Ayrıca ağız kokusunu gü­zelleştirir. Ağzın çirkin kokularını önler. O ağız ki, Kur’ân yoludur.” (Tenbîhü’l Gâfilîn)

Nebî (s.a.v.) şöyle buyurdular: “Misvâk kullandıktan sonra kılınan iki rekât namaz, misvâk kullanmadan kı­lınan 70 rekât namazdan daha üstündür.” (Ebû Nuaym)Bu sevâp, misvak abdest alırken kullanıldığı zaman kazanılır. Nebî (s.a.v.) bir Cuma günü şöyle buyurdular: “Ey Müslü­manlar! Allâh (c.c.) bu günü Müslümanların bayramı kıl­mıştır. O hâlde bugün gusül yapın. Kimin yanında güzel kokusu varsa, onu sürünsün. Bugün muhakkak misvâk kullanınız.” (Ebû Dâvûd)

Mücâhid anlatır: Bir süre, Cebrâil (a.s.)’ın Resûlullâh (s.a.v.)’e gelmesi gecikti. Sonra geldi. Gelince Resûlullâh (s.a.v.) sordular: “Ey Cebrâil! Seni tutan (gelmemeye zorlayan) ne oldu?”Cebrâil (a.s.) şöyle anlattı: “Size nasıl gelebilirdim ki? Aranızda tırnaklarını kesmeyen, bıyıklarını kısaltmayan, parmak aralarına su ulaştırmayan, misvak kul­lanmayanlar var.”

Fezâil-i Misvâk risâlesinde misvâkın ayrıca şu faydaları zikredilmektedir: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) buyurdu ki: “Misvâk kullanmak kişinin fesahâtini (güzel konuşmasını) arttırır.” (İbn-i Adiy)Misvâk, ihtiyarlığı yavaşlatır. Sırat üzerinde yü­rümeyi de süratlendirir. Mideyi güçlendirir. Şeytanı çatlatır. Sevâpları çoğaltır. Safrayı keser. Baş ağrısını dindirir. Mis­vâka devam etmekle geçim kolaylığı ve zenginlik nasîp olur. Bedeni güçlendirir. Bedenin rutubetini keser. Sesi güzelleş­tirir. Uykuyu uzaklaştırır. Sırtını tasviye eder (kişiyi kambur olmaktan korur). Beli kuvvetlendirir. İştah açar. Hilkâti saf ve duru bir hale getirir.

(www.misvakvehacamat.com)

Yemek Adabı

Peygamberimizin yemek adabı, İslam’da yemek yeme ölçüsü, Yeme içme adabı ile ilgili hadislerde bizlere tarif edilenler nelerdir? Bugünkü yazımızda İslam’da yeme içme adabını anlatacağız

Resûlullâh (s.a.v.) her işine Allâhü Te’âlâ`nın ism-i şerifini zikrederek başlamayı severdi. Bu mübarek âdetleri, yemeğe başlarken de aynıydı. Yemekten evvel ellerini yıkamayı ihmâl etmez, sağ eliyle ve önünden yerdi. Başlarken “Bismillâh” veya “Bismillâhirrahmânirrahîm” derdi. (Buhârî) Hz. Peygamber (s.a.v.), yemeğe başlarken besmele çekmeyi unutan kimsenin “Bismillâhi evvelehu ve âhırahu” demesini tavsiye buyurmuştur.

Hz. Peygamber (s.a.v.) yemeğin önünden yenmesini isteyerek, aynı tabaktan yemek yenilen bir sofrada, başkasının önüne uzanmanın çok çirkin olduğunu belirtmiştir. Yine kendileri buyurmuşlardır ki: “Ben yaslanarak yemek yemem. Kul gibi oturur, kul gibi yerim.”

Gecelemiş, kokmuş, ekşimiş, çok tuzlu ve çok acı olan yemekleri yemezdi. Bu sayılanlardan hiçbirini yememiştir. Yemeğin peşinden uyumayı yasaklardı.

İslam’da Yeme İçme Adabı

Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, İbni Cihan’ın bahçesine girince, “Su kabında suyunuz var mı?” diye sordular. “Yoksa avuçlarımızla içelim” buyurdular. Burada, zaruret olmadıkça avuçla içilemeyeceğine dair işaret vardır. Resûlullâh (s.a.v), otururken içerdi. Ayakta içmekten nehyederdi. Suyu üç seferde içerdi. Yine buyurdular ki, “Çanakların üstünü örtün, su kaplarının ağzını bağlayın. Bir yılda öyle bir gece vardır ki, veba o gece iner, örtülmemiş bir çanak, bağlanmamış bir kap yoktur ki, onlara uğrayıp bu hastalığı doğuracak mikrobu düşürmüş olmasın.”

Bardağın kırık yerinden içilmemesini emrederdi. Bazen safi süt içerdi. Bazen de su ile karıştırıp içerdi. Buyururlardı ki, “Suyun yerini tutan hiçbir yemek ve meşrubat yoktur.”  Balı içmesine gelince, onu gayet soğuk olan su ile karıştırıp içerdi. Balın ilahi vahyin sonucu olarak, ilim adamları tarafından meşrubatın en iyisi olduğu oy birliği ile açıklanmıştır.

Bu yazımızda sizlere mubarek Ramazan ayına girdiğimiz şu günlerde yemek adabı ve İslamiyette yemek adabı hakkında bilgi vermeye gayret ettik.

(Firuzâbâdî, İbadetleriyle Peygamberimiz (s.a.v.), s.337)

25 Nisan, Mevlâna Takvimi