Tıbbı Nebevi

04May 2021

Hadislerin Bilime Işık Tutan Yönleri

Hadislerin Bilime Işık Tutan Yönleri başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Efendimiz (s.a.v.): “On şeyin fıtrattan olduğunu ifade eder ve bunlardan birisi olarak da sünnet olmayı” sayar. (Buhârî) Günümüzün bilim adamları da, sünnette kesilen derinin pislik ve mikrop toplaması neticesinde, sahibinin kansere yakalanmasına neden olacak kadar tehlike arz edebileceğini ifade etmekte ve böylece Efendimiz (s.a.v.) mucize ifadesini teyit etmektedirler.
Efendimiz (s.a.v.): “Bir sineğin yemek veya su kabına düşmesi durumunda, sineğin her tarafının batırıldıktan sonra çıkarılıp atılmasını, çünkü kanatların birinde hastalık diğerinde şifa olduğunu” bildirmiştir. (Buhârî) Öncelikle sineğin mikrop taşıyabileceğini o devrin insanları bilemezken, Efendimiz (s.a.v.)’in bilmesi ve bu konuda uyarı yapması tek başına zaten bir mucizedir. Yemeğe veya suya düşen sinek, genelde tek kanadıyla çıkmaya çabalar. Bu durumda onu tekrardan batırmak diğer kanadındaki panzehiri de oraya bırakmasını sağlayacaktır.
Efendimiz (s.a.v.): “Ayakta idrar yaparken idrarın sıçrayacağını, dolayısıyla ayakta idrar yapmanın uygun olmadığını” buyurmuştur. (Buhârî) Yine zaman göstermiştir ki, ayakta idrar yapmak bedenen ciddi tehlikeler doğurmaktadır. Sıçrayan idrar partiküllerinin solunan havayla ciğere yapışması, bu tehlikelerin ilkidir. Diğer bir tehlike de idrar kesesinin tam boşalmamasından kaynaklanan bazı mikro organizmalar çoğalalarak prostat iltihabı gibi hastalıklara neden olurlar. Ayrıca idrar kesesinde tam boşalmayan idrarda bulunan bazı maddeler çökerek mesane taşı oluşmasına neden olur.
Burada verilen örnekler, denizden bir damla mesabesindedir. Zaman ilerledikçe, ilim dalları geliştikçe, ilim erbâbı daha pek çok konuda Efendimiz (s.a.v.)’i tasdik ederek doğruluğunu teyid edeceklerdir.
(Basından Derleme)

02Nis 2021

“Alternatif”siz Tedavi Metodu: Hacamat

“Alternatif”siz Tedavi Metodu: Hacamat. Hacamat, yüzlerce yıldır dünyanın birçok yerinde zamanın tedavi yöntemleri arasında en yaygın olarak kullanılmış Peygamberimiz (s.a.v.)’in sıkça başvurduğu bir tedavi uygulaması olmuştur. Cebrail (a.s.) tarafından kendisine ve ümmetine tavsiye edilen bir tedavi şekli olmuştur.

İnsanı ve hastalıkları yaratan Allâhü Te‘âlâ, yarattığı her derdin devâsını da yaratmıştır. İnsana düşen vazife bir yandan duâ ederken diğer yandan da hastalıklardan kurtulma yollarını arayıp tedavi olmaya çalışmaktır. Nitekim insanlara her konuda rehber olarak gönderilen Allâh Resûlü (s.a.v.) de hastalandığında, hekimlere tedavi olmuş, hastalanan Ashâbı (r.a.e.) için de hekimler çağırmış ve zamanın tedavi yöntemlerinden faydalanmıştır. O zamanın tedavi yöntemleri arasında en yaygın olarak kullanılan hacamat da Peygamberimiz (s.a.v.)’in sıkça başvurduğu bir tedavi uygulaması olup bizzat Cebrail (a.s.) tarafından kendisine ve ümmetine tavsiye edilen bir tedavi şekli olmuştur. Hacamat, yüzlerce yıldır dünyanın birçok yerinde koruyucu hekimlikte ve hastalıkların tedavisinde uygulanmış, günümüzde de dünyanın birçok yerinde alternatif tıpta en fazla tavsiye edilen tedavi metodu hâline gelmiştir. Hadiste buyurulmuştur: “Hacamat olmak aç karnına daha faydalıdır. Hacamat olmak, aklı ve hıfzetme (ezberleme) gücünü artırır. Hafız olanın da hıfzetmek kabiliyetini kuvvetlendirir. Artık kim hacamat olmak isterse Allâh (c.c.)’un ismini zikrederek perşembe günü hacamat olsun.” (İbn Mâce)
Tıbb-ı Nebevî’de kan aldırma işlemi, vücuttan alınan kanı, bir başka yerde kullanmak için değil, ancak hasta bir vücudu sağlığa kavuşturmak için yapılmaktadır. Bu sebeple hasta bir bedenden ayrılan kan, hasta bir kandır, kullanılması doğru değildir.
Bilindiği üzere vücuttaki fazla kan kalp ve beyin sektelerine, sinirsel rahatsızlıklar, allerji gibi bir çok hastalığa sebeb olmaktadır. Hacamatla; işte bu fazla kan ve deri altındaki kirli kanlar dışarı çıkartılır. Ayrıca hacamatla baş ağrısı, bel ağrısı, diz ağrısı, uyuşukluk, tembellik, ağırlık vs. gibi rahatsızlıklar tedavi edilir. İngiliz Nürolog Dr.Henry Head (1861-1940)’in keşfedip bize bildirdiğine göre deri üstündeki “receptor”lerin iç organlarımızla olan irtibatları sayesinde hacamatla bu organlarımızın tedavisi mümkün olmaktadır.
(Ömer Muhammed Öztürk, Misvâk ve Hacamat)

21Ara 2020

Abdestin İnsan Vücuduna Faydaları

Abdestin İnsan Vücuduna Faydaları. Abdestte azalar yıkanırken BAN faaliyete geçer, agresi noktaları denge kazanır. Bu sebeple abdestteki sırayı bozmamaya özen göstermek gerekir.

İnsan vücûdu üzerinde yaklaşık 700 Biyolojik Aktif Nokta (BAN) bulunur. Bunlardan 66 tanesi “Agresi Noktası” olarak adlandırılan ekstra aktif noktalardır. 66 Agresi noktasından 61’i abdest azalarında yer almaktadır. Abdestte azalar yıkanırken BAN faaliyete geçer, agresi noktaları denge kazanır. Bu sebeple abdestteki sırayı bozmamaya özen göstermek gerekir. Yüz yıkanırken mide, bağırsaklar, safra kesesi, idrar yolları, sinir sistemi ve üreme organları uyarılmış olur. Kollar yıkanırken, bağırsaklar, kalp, akciğerler, üreme organları, idrar yolları ve kan dolaşımı uyarılır. Kulaklar, yaklaşık 100 BAN’ın yer aldığı ve hemen hemen bütün organlarla bağlantılı olan bir komuta merkezidir. Kulaklar meshedilirken bütün organlar uyarılmış olur. Ayaklar yıkanırken hormon dengesini sağlayan, büyüme ve üremeyi kontrol altında tutan hipofiz, böbrekler ve hemen hemen bütün organların faaliyetini etkileyen BAN uyarılır.
Abdestte akupunktur noktalarının uyarılmasıyla vücutta enerji ve kan dolaşımı kolaylaşır, vücudun direnci artar, bağışıklık sistemi güçlenir. Ateş yükselince soğuk su ile abdest almak, ateşi 1,5-2 derece kadar düşürür.
Abdest tansiyonu düşürür, baş ağrısını hafifletir, uyuklamayı, yorgunluğu ve öfkeyi giderir. Soğuk su kullanmak, abdestin ve guslün faydalarını artırır. Peygamberimiz (s.a.v.) Ashâbı (r.a.e.)’e abdest için ılık su tavsiye ederdi.
Her abdestte misvâk kullanmak çok önemlidir. Misvâk dişlerden ziyade diş etleri için önemlidir. Çünkü her bir dişin dibinde farklı organlarla bağlantılı ikişer akupunktur noktası bulunur. Misvâk akupunktur noktaları vasıtasıyla, diş etlerine 28 sinirle bağlanan beynin, 5 duyu organı ve sinüslerin, kasların, iç organların ve üreme organlarının işlevini dengeler. Misvâk kaslarda ağrıyı azaltır, dişeti hastalıkları ve diş çürümelerini önler. Ağızdaki zararlı mikropları öldürür, faydalıların yaşamını kolaylaştırır, akıl sağlığını ve hafıza kuvvetini son nefese kadar korur. Misvâğın etkisi kullanıldıktan sonra 48 saat süreyle devam eder.
(Aidin Salih, Gerçek Tıp, 116-117.s.)

19Eyl 2020

Peygamber Efendimiz ve Misvak

Peygamber Efendimiz ve Misvak. Misvak nedir? Ne işe yarar? Misvakın faydaları neler? Misvak kullanımıyla ilgili olan hadis-i şerifler neler?

Resûlullâh (s.a.v.) ihtiyaç anında hemen kullanabilmek için misvakını devamlı olarak yanlarında bulundururlardı. Sahâbîler de genellikle misvaklarını kulaklarının üzerlerine koyarlar ve her zaman için misvak kullanırlardı. İmâm-ı Şa’râni (k.s.) eserinde şöyle diyor: “Resûlullâh (s.a.v.) bizden (bu ümmetten) şöyle bir söz almıştır: Biz her abdest vâkti devamlı misvâk kullanacağız.”


Eğer misvakımızın düşüp kaybolma tehlikesi olursa onu bir iple boynumuza asacağız. Bu öyle bir sözdür ki bu konuda tüccarlar, âmirler ve memurlardan oluşan büyük bir topluluk gevşeklik göstermektedirler. Nitekim bu yüzden onların ağız kokuları pis ve tiksindirici bir hâl almaktadır. Bundan dolayı Allâh (c.c.)’a, meleklere ve sâlih Mü’mînlere saygı ve edepte kusur edilmektedir.


İbn-i Abbâs (r.a.) Hazretleri’nden rivâyet olunduğuna göre Peygamber (s.a.v.) Efendimiz buyurdu:
“And olsun ki misvâk kullanmakla emir olundum. Hatta misvâk hakkında Kur’ân-ı Kerim’den üzerime bir âyet ineceğini veya vahiy geleceğini zannettim.” (et-Tergib ve’t-Terhîb)
İbn-i Abbas (r.a.)’den rivâyet olunduğuna göre Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır:
“Misvâk kullanmaya devam ediniz çünkü onda on haslet vardır:

  1. Ağzı temizler, 2. Rabbin rızâsını kazandırır, 3. Melekeleri ferahlandırır, 4. Gözleri kuvvetlendirir, 5. Dişleri beyazlatır, 6. Diş etlerini sertleştirir, 7. Diş ile diş etleri arasındaki pasları giderir, 8. Yemeğin hazmını kolaylaştırır, 9. Balgamı keser, 10. Melekler misvâk kullanan kimsenin yanından ayrılmazlar ve namazın ecri kat kat verilir.”

(Ramazanoğlu Mahmud Sâmi (k.s.), Musahabe 4, 112.s.)

https://youtu.be/1rRbkwdTdXk
24Haz 2020

Misvakın Maddi Manevi Faydaları

Misvakın Maddi Manevi Faydaları. Misvak, her şeyin yapaylaştığı dünyamızda hala doğal olarak kalan ve bilimsel olarak faydaları kanıtlanmış olan bir bitkidir.

Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: “Misvâk kul­lanmanız gerekir. Zira misvâkta on güzel şey vardır. Bunlar; ağzı temizler, Râbbi râzı eder, melekleri sevin­dirir, gözü parlatır, dişleri beyazlatır, diş etlerini pekleş­tirir, diş kirini giderir, yemeği hazmettir, balgamı keser, namaza kat kat sevâp getirir. Ayrıca ağız kokusunu gü­zelleştirir. Ağzın çirkin kokularını önler. O ağız ki, Kur’ân yoludur.” (Tenbîhü’l Gâfilîn)

Nebî (s.a.v.) şöyle buyurdular: “Misvâk kullandıktan sonra kılınan iki rekât namaz, misvâk kullanmadan kı­lınan 70 rekât namazdan daha üstündür.” (Ebû Nuaym)Bu sevâp, misvak abdest alırken kullanıldığı zaman kazanılır. Nebî (s.a.v.) bir Cuma günü şöyle buyurdular: “Ey Müslü­manlar! Allâh (c.c.) bu günü Müslümanların bayramı kıl­mıştır. O hâlde bugün gusül yapın. Kimin yanında güzel kokusu varsa, onu sürünsün. Bugün muhakkak misvâk kullanınız.” (Ebû Dâvûd)

Mücâhid anlatır: Bir süre, Cebrâil (a.s.)’ın Resûlullâh (s.a.v.)’e gelmesi gecikti. Sonra geldi. Gelince Resûlullâh (s.a.v.) sordular: “Ey Cebrâil! Seni tutan (gelmemeye zorlayan) ne oldu?”Cebrâil (a.s.) şöyle anlattı: “Size nasıl gelebilirdim ki? Aranızda tırnaklarını kesmeyen, bıyıklarını kısaltmayan, parmak aralarına su ulaştırmayan, misvak kul­lanmayanlar var.”

Fezâil-i Misvâk risâlesinde misvâkın ayrıca şu faydaları zikredilmektedir: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) buyurdu ki: “Misvâk kullanmak kişinin fesahâtini (güzel konuşmasını) arttırır.” (İbn-i Adiy)Misvâk, ihtiyarlığı yavaşlatır. Sırat üzerinde yü­rümeyi de süratlendirir. Mideyi güçlendirir. Şeytanı çatlatır. Sevâpları çoğaltır. Safrayı keser. Baş ağrısını dindirir. Mis­vâka devam etmekle geçim kolaylığı ve zenginlik nasîp olur. Bedeni güçlendirir. Bedenin rutubetini keser. Sesi güzelleş­tirir. Uykuyu uzaklaştırır. Sırtını tasviye eder (kişiyi kambur olmaktan korur). Beli kuvvetlendirir. İştah açar. Hilkâti saf ve duru bir hale getirir.

(www.misvakvehacamat.com)

25Nis 2020

Yemek Adabı

Peygamberimizin yemek adabı, İslam’da yemek yeme ölçüsü, Yeme içme adabı ile ilgili hadislerde bizlere tarif edilenler nelerdir? Bugünkü yazımızda İslam’da yeme içme adabını anlatacağız

Resûlullâh (s.a.v.) her işine Allâhü Te’âlâ`nın ism-i şerifini zikrederek başlamayı severdi. Bu mübarek âdetleri, yemeğe başlarken de aynıydı. Yemekten evvel ellerini yıkamayı ihmâl etmez, sağ eliyle ve önünden yerdi. Başlarken “Bismillâh” veya “Bismillâhirrahmânirrahîm” derdi. (Buhârî) Hz. Peygamber (s.a.v.), yemeğe başlarken besmele çekmeyi unutan kimsenin “Bismillâhi evvelehu ve âhırahu” demesini tavsiye buyurmuştur.

Hz. Peygamber (s.a.v.) yemeğin önünden yenmesini isteyerek, aynı tabaktan yemek yenilen bir sofrada, başkasının önüne uzanmanın çok çirkin olduğunu belirtmiştir. Yine kendileri buyurmuşlardır ki: “Ben yaslanarak yemek yemem. Kul gibi oturur, kul gibi yerim.”

Gecelemiş, kokmuş, ekşimiş, çok tuzlu ve çok acı olan yemekleri yemezdi. Bu sayılanlardan hiçbirini yememiştir. Yemeğin peşinden uyumayı yasaklardı.

İslam’da Yeme İçme Adabı

Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, İbni Cihan’ın bahçesine girince, “Su kabında suyunuz var mı?” diye sordular. “Yoksa avuçlarımızla içelim” buyurdular. Burada, zaruret olmadıkça avuçla içilemeyeceğine dair işaret vardır. Resûlullâh (s.a.v), otururken içerdi. Ayakta içmekten nehyederdi. Suyu üç seferde içerdi. Yine buyurdular ki, “Çanakların üstünü örtün, su kaplarının ağzını bağlayın. Bir yılda öyle bir gece vardır ki, veba o gece iner, örtülmemiş bir çanak, bağlanmamış bir kap yoktur ki, onlara uğrayıp bu hastalığı doğuracak mikrobu düşürmüş olmasın.”

Bardağın kırık yerinden içilmemesini emrederdi. Bazen safi süt içerdi. Bazen de su ile karıştırıp içerdi. Buyururlardı ki, “Suyun yerini tutan hiçbir yemek ve meşrubat yoktur.”  Balı içmesine gelince, onu gayet soğuk olan su ile karıştırıp içerdi. Balın ilahi vahyin sonucu olarak, ilim adamları tarafından meşrubatın en iyisi olduğu oy birliği ile açıklanmıştır.

Bu yazımızda sizlere mubarek Ramazan ayına girdiğimiz şu günlerde yemek adabı ve İslamiyette yemek adabı hakkında bilgi vermeye gayret ettik.

(Firuzâbâdî, İbadetleriyle Peygamberimiz (s.a.v.), s.337)

25 Nisan, Mevlâna Takvimi

20Nis 2020

Çeşitli işlenmiş gıdalarla insanları ilk önce şişmanlatıp, daha sonra binbir türlü diyet ürünleri ve reçeteleriyle zayflatmaya çalışan sektörlere hizmet eden diyetisyenlerin sık sık tekrarladıkları bir tavsiye vardır: Günde 3-4 öğün yiyin, sabah kahvaltı mutlaka yapın, öğün atlamayın. Halbuki Cenâb-ı Hâkk’ın bünyemize verdiği açlık hissi boşuna değildir.

Açlık sanki bizim düşmanımız gibi algılanmaktadır. Aslında hayatta kalmamızı sağlamak için tasarlanan muhteşem bir mekanizmadır. Elbette yeriz, çünkü yemezsek yaşayamayız. Ama hayatımızda bir kez olsun kendi kendimize, “şu anda mutlaka yemek yemeliyim, çünkü yemezsem ölürüm” dediğimizi hatırlıyor muyuz? Ama pek çok defa “açlıktan ölüyorum” demiş olabiliriz. Açlık, harika bir fenomendir. Doğal halinde, içinde hiç abur cubur olmayan veya az olan yemekleri düzenli yersek, bir sonraki öğüne kadar açlık çekmeyiz. Ama günde 3 öğün yemeliyiz saplantısından da kurtulmalıyız. Tekrar acıkana kadar yememeliyiz. Acıkınca yemek, daha çok lezzet demektir ve yan etkisi olmayan şahane bir zevktir.

Doğal gıdaların tadsız olduğunu da düşünmeyelim. Aslında bize en fazla fayda sağlayan gıdalar, tadları en lezzetli olanlardır. Rafineri gıdaları terk ettiğimizde bu lezzeti anlarız.

(Prof. Sefa Saygılı, Beslenme Psikolojisi, s.70)

Sonuç olarak Allâh Resûlü (s.a.v.) mide hastalıkların evidir. Tedavinin özü ise perhizdir buyurmaktadır. Yaşamak için yemek gerekir, sağlıklı ve uzun yaşamak içinse az yemek şarttır. Ucuz ve kötü gıdalardan çok miktarda tüketmek yerine nitelikli gıdalardan az miktarda yiyerek sağlıklı kalınız. Az yiyip çok şükredin ki hem bereket artsın hem de sorumluluğumuz azalsın. Doğal gıdaları, az miktarda ve gerçekten acıkınca (günde 1-2 kez) yemeliyiz.

(Kemal Özer, Müslüman’ın Diyeti, s.138)