Sünnet ve Mezhepler

04May 2021

Hadislerin Bilime Işık Tutan Yönleri

Hadislerin Bilime Işık Tutan Yönleri başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Efendimiz (s.a.v.): “On şeyin fıtrattan olduğunu ifade eder ve bunlardan birisi olarak da sünnet olmayı” sayar. (Buhârî) Günümüzün bilim adamları da, sünnette kesilen derinin pislik ve mikrop toplaması neticesinde, sahibinin kansere yakalanmasına neden olacak kadar tehlike arz edebileceğini ifade etmekte ve böylece Efendimiz (s.a.v.) mucize ifadesini teyit etmektedirler.
Efendimiz (s.a.v.): “Bir sineğin yemek veya su kabına düşmesi durumunda, sineğin her tarafının batırıldıktan sonra çıkarılıp atılmasını, çünkü kanatların birinde hastalık diğerinde şifa olduğunu” bildirmiştir. (Buhârî) Öncelikle sineğin mikrop taşıyabileceğini o devrin insanları bilemezken, Efendimiz (s.a.v.)’in bilmesi ve bu konuda uyarı yapması tek başına zaten bir mucizedir. Yemeğe veya suya düşen sinek, genelde tek kanadıyla çıkmaya çabalar. Bu durumda onu tekrardan batırmak diğer kanadındaki panzehiri de oraya bırakmasını sağlayacaktır.
Efendimiz (s.a.v.): “Ayakta idrar yaparken idrarın sıçrayacağını, dolayısıyla ayakta idrar yapmanın uygun olmadığını” buyurmuştur. (Buhârî) Yine zaman göstermiştir ki, ayakta idrar yapmak bedenen ciddi tehlikeler doğurmaktadır. Sıçrayan idrar partiküllerinin solunan havayla ciğere yapışması, bu tehlikelerin ilkidir. Diğer bir tehlike de idrar kesesinin tam boşalmamasından kaynaklanan bazı mikro organizmalar çoğalalarak prostat iltihabı gibi hastalıklara neden olurlar. Ayrıca idrar kesesinde tam boşalmayan idrarda bulunan bazı maddeler çökerek mesane taşı oluşmasına neden olur.
Burada verilen örnekler, denizden bir damla mesabesindedir. Zaman ilerledikçe, ilim dalları geliştikçe, ilim erbâbı daha pek çok konuda Efendimiz (s.a.v.)’i tasdik ederek doğruluğunu teyid edeceklerdir.
(Basından Derleme)

07Nis 2021

İntihar Eden de Eceli ile Ölmüştür, Öldürülen de!

İntihar Eden de Eceli ile Ölmüştür, Öldürülen de! başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Bazen kişi eceliyle değil de, bir katilin öldürmesiyle bu ecel kesilir gibi iddiaları çok anlamsızdır. Çünkü Cenâb-ı Hâkk (c.c.) bir kişiye yüz yıl bir ömür tayin ve takdir etmiş ise, bu ömrü kim kesebilir? Allâhü Te‘âlâ’nın bu takdir ve iradesine başka birisinin iradesinin hakim olması demek olmaz mı? Böyle bir inanç caiz ve mümkün olur mu? Bu görüşün filozoflardan alındığı apaçıktır. Çünkü Allâhü Te‘âlâ bu kişinin hayatının, bir katil tarafından öldürülmesiyle sona ereceğini kesinlikle biliyordur. O halde, “eğer ölmeseydi, yüz sene yaşayacaktı” düşüncesi yersiz, manasız ve kader inancına tamamen terstir.
Biri dese ki; “Madem ki ecel, Allâhü Te‘âlâ’nın bildiği ve takdir ettiği zamanın dolması ve hayatın durmasıdır ve bu asla tebdil ve tağyir de olunamayacağına göre, o halde biz, yanmaktan, suda boğulmaktan, savaşta ölmekten ve nihayet hayatın kesilmesine ve yok olmasına sebep olacak şeylerden niçin korkuyor ve tedbirlere başvuruyoruz?”
Cevâben diyoruz ki; “Biz gaybi bilemeyiz. Gaybı ancak Allâhü Te‘âlâ bilir. Allâhü Te‘âlâ’nın hayatımız hakkındaki illeti neticesi olan takdirini, nasıl olacağını da bilemeyiz. Hayatımızın sona ermesine sebep olabilecek herhangi bir şeyin ne olabileceği bizce meçhul olduğundan dolayı korkuyor ve tedbirler almaya, aramaya çalışıyoruz.”
Diğer taraftan, ateşin yakıcı, suyun boğucu, dövülmenin elem verici, silahın öldürücü ve yok edici olduğu ilahi bir kuraldır ve her aklı başında olan kişiler tarafından da bu gerçek bilinmektedir. O halde, hayatın sona ermesine sebep olacak bu gibi şeylerden korunmak ve onlara karşı tedbir almak, korunma yollarını aramak vaciptir. Ancak gene unutmamak gerekir ki, ecel birdir, bellidir ve ilâhi takdir değişmez.
(Mehmed Çağlayan, Ehl-i Sünnet ve Âkâidi, s.219-220)

06Nis 2021

Doğru Yol, Ehli Sünnet Alimlerinin Yoludur

Doğru Yol, Ehli Sünnet Alimlerinin Yoludur. Müslüman, dînini doğru bir şekilde öğrenebilmek için öncelikle zihnine boşalan zararlı kaynakların yolunu kesmelidir.

Ebû Hüreyre (r.a.)’dan rivâyet edilen bir hadîs-i şerîfte Peygamber (s.a.v.): “Şüphesiz bu ilim, dîn ilmidir. Öyle ise dîninizi kimden öğrendiğinize iyi bakın” buyurmaktadır.
Müslüman, dînini doğru bir şekilde öğrenebilmek için öncelikle zihnine boşalan zararlı kaynakların yolunu kesmelidir. Hak olan İslâm Dîni’ni, bâtıl yorumlarıyla çarpıtanlara diğer bir deyişle “beşinci mezheb(!)” ortaya atanlara karşı dikkatli olmalıdır. Bu kişilerin özel hayatları yakından incelendiğinde günlük yaşayışları, dürüstlük(!)leri ve ibâdetle olan ilişkileri onları tanımamıza yardımcı olacaktır.
Fıkıh usûlüne göre, peygamberlerin yolunda olduğunu söyleyen bir kimsenin bu iddiasının doğruluğunun göstergesi; fiilinin, sözüne uygun olmasıdır. Meselâ, yabancı kadınlara bakmayı yasakladığı zaman, eğer bizzat kendisi de bakmayan biri ise bu kişiye uyulur. Bir âyet-i kerîmede Cenâb-ı Hâkk şöyle emir buyurur: “Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur.” (İsrâ s. 36)
Bu bağlamda, medya karşısında ve sanal ortamda edilgen olmak yerine; Ehl-i Sünnet hassasiyetini, dâima ayakta tutmamız gerekir. Zehrin, altın kupa içerisinde sunulduğu günümüzde, bir kimsenin, arkasındaki medya desteği ve maddî imkânlar sayesinde çok meşhur olmasına veya felsefe ve demagoji yoluyla insanları etkilemesine değil; ümmetin, 1400 yıldır üzerinde ittifak ettiği, ilim ve fazîletleri herkesçe bilinen âlimlerin kitaplarında naklettikleri esaslara bağlılıklarına bakmak gerekir. Bu âlimlere tâbi olmayı yersiz bulup doğrudan Kur’ân ve sünnete bağlanmayı tavsiye edenler, kitap ve konferanslarıyla ortaya çıkıp insanların kendilerine çağırarak aslında kendi içlerinde çelişkiye düşmektedirler.
(Hakk Dinin Batıl Yorumlarına Cevaplar, s.246)

22Mar 2021

İnsan ve Cinlerin Müftüsü: Ebussuud Efendi

İnsan ve Cinlerin Müftüsü: Ebussuud Efendi. Osmanlı şeyhülislâmlarının 14. olan Ebussuud el-İmâdî ismiyle meşhur olmuştu. Asıl ismi Ahmed’dir. Ebussuud Efendi önce babasından ilim öğrendi. 1532’de Bursa kadılığına bir sene sonra da İstanbul kadılığına tayin edildi. 1537’de Rumeli kazaskerliğine tayin edildi. 1545 senesinde şeyhülislâm oldu. Vefâtına kadar bu görevi ifa etti.

Osmanlı şeyhülislâmlarının 14. olan Ebussuud el-İmâdî ismiyle meşhur olmuştu. Asıl ismi Ahmed’dir. 1490 senesinde doğmuştu. Âlimler yetiştiren bir aileye mensuptur.
Dedeleri Semerkand’dan Anadolu’ya gelip yerleşmiştir. Babası Mehmed Yavsî ismiyle bilinen tasavvuf ehli bir zattı.Ebussuud Efendi önce babasından ilim öğrendi. Gençlik çağında da babasının derslerine devam ile icâzet aldı. Babasından sonra Müeyyedzade Abdurrahman Efendi’den, kayınbabası Mevlânâ Seyyid Karamanî’den ve İbn-i Kemâl Paşa’dan okudu. Tahsilini tamamladıktan sonra, yirmi altı yaşında müderris oldu. 1532’de Bursa kadılığına bir sene sonra da İstanbul kadılığına tayin edildi. 1537’de Rumeli kazaskerliğine tayin edildi. 1545 senesinde şeyhülislâm oldu. Vefâtına kadar bu görevi ifa etti.
Ebussuud Efendi, Kanunî Sultan Süleyman’ın sevip değer verdiği, pek kıymetli bir âlim idi. Kanunî, onu bütün seferlerinde yanında bulundurdu. II. Selim Han da babası gibi Ebussuud Efendi’ye çok hürmet etmiştir.
Hoca Sadeddîn, meşhur şair Bâki Efendi, Hâce-i Sultan Atâullah gibi pek çok âlimin hocasıdır. Ebussuud Efendi’nin sıfatlarından bazıları ise şunlardır. Müftiyü’l-enam: İnsanların ve cinlerin müftüsü; Sultânü’l-müfessirin: Müfessirlerin sultanı; Allâme-i küll: Her mevzuya vâkıf yüksek âlim; Ebû Hanife-i Sâni: İkinci İmam-ı Azam; Şeyhülislam ve Hoca Çelebi.
Ebussuud Efendi, tefsir, fıkıh ve diğer ilimlerde pek çok eser yazmıştır. Türkçe, Arapça ve Farsça’yı çok iyi bilen ve bu dillerde eserler veren Ebussuud Efendi’nin Arapça şiirleri oldukça kuvvetlidir. Zarif, ince nüktedan bir kişiliğe sahip ve ince bir şiir zevkine sahip olduğu görülmektedir. Bütün İslâm âleminin yetiştirdiği en büyük âlimlerden biri olan Ebussuud Efendi 25 Ağustos 1574 tarihinde vefât etti.
(Ahmet Şimşirgil, Kayı V: Kudret ve Azamet Yılları, s.57-60)

19Mar 2021

Kaza Borcu ile Ölenin Durumu

Kaza Borcu İle Ölenin Durumu. Kişi kaza namazı kılmaya devam etse ama kaza namazlarını bitiremeden vefât etse, onun bu niyetinden dolayı Yüce Allâh, o kimsenin kılamadığı namaz borçlarını inşallah affeder.

SUAL: Kaza namazlarını kılmaya niyet eden biri, henüz namazlarını tamamlamadan vefât ede­cek olursa kılmadığı namazlar bu kişiden düşer mi?

CEVAP: Meselâ, bir Mü’min kırk yaşına kadar namaz kılmamış, sonra pişman olup namaza baş­lamış olsun. O kimse bundan sonra meselâ her gün bir günlük kaza namazı kılmaya niyet edip, hiç aksatmadan on yıl kaza namazı kılmaya devam etse ama kaza namazlarını bitiremeden vefât etse, onun bu niyetinden dolayı sonsuz merhâmet sahi­bi olan Yüce Allâh, o kimsenin kılamadığı namaz borçlarını inşallah affeder. Çünkü Cenâb-ı Hâkk ona ömür vermiş olsaydı, o kimse kılamadığı bü­tün namazlarını kaza etmiş olacaktı. Not: Mahmud Sami Ramazanoğlu (k.s.) Hazretlerinin beyânı da bu şekildedir.

“Ameller ancak niyetlere göredir.” (Müslim) Allâh (c.c.), meleklerine şöyle buyurur: “Kulum bir iyilik yapmaya niyet eder, fakat yapmaya muktedir olamaz ise, ona bu güzel niyetine mükafat olarak, tam bir iyilik yapmış gibi sevâb yazın.” (Buhârî)

SUAL: Ben kaza namazlarına başladım, her kaza namazı kılarken ezan ve kamet okuyayım mı?

CEVAP: Hanefi mezhebine göre; aynı ortamda birden fazla kaza namazı kılınacaksa, her bir na­maz için ayrı ezân okunup kamet getirilmesi daha fazîletli olmakla birlikte, başta bir kere ezân oku­nup, her bir kaza namazı için ayrı kamet getirilmesi de yeterlidir.

(İbn-i Âbidîn, Reddü’l Muhtâr, c.1, s.257-262)

SUAL: Vitir namazında kunût duâsını bilmeyen ne okumalıdır?

CEVAP: Vitir namazlarında Kunut duâsı oku­mak ve Kunut tekbiri almak vaciptir. Cemaatla kı­lınırken hem imâm hem de cemaat Kunut duasını içinden okur. Kunut duası okunmadığı takdirde se­hiv secdesi gerekir. Kunut duâsını bilmeyenler: 1. Yalnız Rabbenâ Âtinâ(Bakara s. 201) âyet-i kerî­mesini okuyabilir. 2. Üç defa Allâhümma’ğfirlidiyebilir. 3. Üç defa “Yâ Rabbî” demesi de caizdir.

(Büyük İslam İlmihali, s.160)

06Mar 2021

Ehli Sünnet İtikadı Kurtuluştur

Ehli Sünnet İtikadı Kurtuluştur başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Bir kimse Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat itikadına uygun bir şekilde yaşar ve bu şekilde son nefesini verirse biiznillah kurtuluşu tamamdır. Allâh (c.c.) yaptığı günâhları dilerse affeder, dilerse de günâhı bir müddet cezalandırdıktan sonra cennetine dahil eder. O kişi cehennemde ebedî kalmaz. Buna karşı, bir kimsenin itikadı bozuksa ne yaparsa yapsın kurtulması mümkün değildir.
Bu dünya hayatında en mühim mesele Resûlullâh (s.a.v.)’den ittifakla nakledilen inanç esasları üzere yaşayıp, yine bu düzgün îtikad üzere son nefesi verebilmektir. Bu yolda Allâh (c.c.)’un, her dönemde gönderdiği rehberler vardır. Bir gün, Hz. Selman (r.a.)’in de içinde bulunduğu bir mecliste Cuma Sûresi nâzil oluyordu. Resûlullâh (s.a.v.)’e: “Ashâba yetişmeyen ümmetlere de peygamber gönderildi” âyet-i kerîmesi nâzil olunca, orada bulunanlar: “Yâ Resûlullâh (s.a.v.), kimdir bu ashâba yetişmeyen ümmetler?” diye sordular. Allâh Resûlü (s.a.v.), cevap vermedi. İkinci defa aynı soru soruldu, Nebî (s.a.v.) yine cevap vermedi. Üçüncü defa sorulunca mübârek elini yanında bulunan Selmân-ı Fârisî (r.a.)’in omzuna koyarak: “Şunlardan öyle erler vardır ki, îmân Süreyya Yıldızı’nda olsa, varır yetişirler” buyurdu. Bu hadîs-i şerîf, muhakkik âlimler tarafından iki kişiye yorulmuştur. Birisi kendisi Fârisî olan ehl-i sünnetin reîsi ve fıkıh ilminin kurucusu İmâm-ı Â’zâm (r.a.), diğeri de Selmân-ı Fârisî (r.a.)’dir ki Hz. Ebûbekir (r.a.)’e ulaşan tarîkat silsilesinin ikinci postnîşinidir.
Bir müslüman bu mübarek zevâtın yollarından hakkıyla gider ve onlara tâbi olursa Allâh (c.c.)’un izniyle hiçbir ifsad hareketinden olumsuz yönde etkilenmeyecektir. Hadis-i Şerif’te Süreyya yıldızı örnek gösterilerek Resûlullâh (s.a.v.) burada erişilmesi en güç olan belki de mümkün olmayan bir yıldızı örnek göstererek, o erlere tâbi olunduğu takdirde bütün güçlüklerin bertaraf olacağını bizlere müjdelemişlerdir.
(Ömer Muhammed Öztürk, Sohbetler, c.2, s.49-51)

28Şub 2021

Sahabeye Tabi Olmak Vaciptir

Sahabeye Tabi Olmak Vaciptir. Resûlullah (s.a.v.)’in “Ümmetim içinde ashabımın misali yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız doğruyu bulursunuz” buyurmuşlardır.

Ashâb (r.a.e.)’ni taklit etmek, ki taklit delilini düşünmeksizin kavlinde veya fiilinde ona uymaktır, vaciptir. Resûlullah (s.a.v.)’in “Ümmetim içinde ashabımın misali yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız doğruyu bulursunuz” (Beyhaki) hadisinden dolayı sahabinin görüşüyle kıyas terk edilir. Burada konunun daha iyi anlaşılması açısından İmâm Ahmed (r.a.) ve öğrencisi Ebû Davud (r.âleyh)’in yapmış olduğu rivayetteki hadis şöyledir: Irbâz b. Sâriye (r.a.) şöyle demiştir: “Resûlullah (s.a.v.) bir gün bize namaz kıldırdı. Sonra bize döndü ve gözleri yaşartan kalpleri titreten etkileyici bir vaaz verdi. Bir kişi, “Yâ Resûlullah! Bu vaaz, sanki vedâ eden bir kimseninvaazı gibi!.. Bize ne tavsiye edersiniz?” diye sordu. Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Allâh (c.c.)’a karşı takvâlı olmanızı, habeşî bir köle de olsa devlet başkanını dinlemenizi ve ona itaat etmenizi tavsiye ederim. Zira sizden, benden sonra yaşayacak olanlar birçok ihtilaf göreceklerdir. Bu durumda benim sünnetime ve doğru yola götüren raşit halifelerimin sünnetine sarılın. Azı dişlerinizle bir şeye sarıldığınız gibi buna sarılın. Sonradan ortaya çıkan işlerden sakının” Diğer bir hadiste; “Benden sonra iki kişiye, Ebû Bekir ve Ömer’e uyunuz.” buyurulmuştur. (Tirmizî) Abdullah b. Mes’ûd (r.a.) ise şöyle demiştir: “Allâhü Teâlâ kullarının kalplerine baktı ve Muhammed (s.a.v.)’i seçti ve O (s.a.v.)’i risâletiyle görevlendirdi. Sonra kullarının kalplerine baktı ve O (s.a.v.)’i için Ashâbı (r.a.e.)’i seçti ve dininde peygamberinin yardımcıları kıldı. Müslümanların güzel gördüğü şey Allâh (c.c.) katında da güzeldir. Müslümanların çirkin gördüğü şey Allâh (c.c.) katında da çirkindir.” (Bezzâr)

(Abdulhayy Leknevî, Sünneti İhya Etmek, s.65)

01Şub 2021

Kurtuluşa Eren Topluluk

Kurtuluşa Eren Topluluk. Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’in: “Kurtuluşa eren fırka bana ve ashabıma uyan fırkadır” anlamındaki hadîs-i şerîfin müjdesine eren mutlu fırka Ehl-i Sünnet fırkasıdır.

Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’e: “Kurtuluşa eren fırka hangisidir” diye sorulduğunda: “Benim ve Ashabımın bulunduğu yola uyanlardır’’ buyurmuşlardır. Saadet devrinden günümüze kadar, Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’in ve Ashâbı (r.a.e.)’nin yoluna tabî olup ayrılmamayı şiar edinen, Ashâb-ı Kirâm (r.a.e.)’e saygılı davranıp onlar hakkında küfür, yalancılık ve adâletsizlik gibi çirkin saldırıda bulunmayanlar ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in: “Ashâbım yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız hidâyete erersiniz” buyruğuna sımsıkı bağlı bulunan, onun mübarek sünnetini bizlere aktaran Ashâbı (r.a.e.)’i seven, îmân ve adâletlerinden şüphe etmeyen tek fırka Ehli Sünnet ve’l-Cemaat fırkasıdır. Bu sadakat ve bağlılıklarından dolayı onlara hadis ve sünnet ehli denilmiştir.
Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’in: “Kurtuluşa eren fırka bana ve ashabıma uyan fırkadır” anlamındaki hadîs-i şerîfin müjdesine eren mutlu fırka Ehl-i Sünnet fırkasıdır. Çünkü bu fırka ümmetin selefi hakkında kötü söz söylemez. Başta raşid halifeler olmak üzere Ashâb-ı Kirâm’ın, muhacir ve ensar (r.a.e.) hakkında ileri geri konuşanları dinden çıkmış kafir olarak kabul ederler. Kezâ Tabiin’e, Tebe-i Tabiin’e ve bu ümmetin saygın ve salih alimlerine asla saygısızlık etmezler. Kıble ehlini küfürle itham etmezler. Ancak bilerek küfrü gerektiren bir fiili veya sözü sarfeden kişileri de kafir kabul ederler. Bu ümmetin imânla ahirete intikâl edenlerini daima hayırla yad eder ve bunu vacip kabul ederler. Bu konuda Cenâb-ı Hâkk şöyle buyurur: “Onlardan sonra gelenler ise şöyle derler: “Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce îmân etmiş olan kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde, îmân edenlere karşı hiçbir kin tutturma! Ey Rabbimiz! Şüphesiz sen çok esirgeyicisin, çok merhametlisin.” (Haşr s. 10)
(Mehmed Çağlayan, Ehl-i Sünnet ve Âkâidi, s.84)

24Oca 2021

Deccalden Daha Zararlı Olan Alimler

Deccalden Daha Zararlı Olan Alimler başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.


Şeytan, ilmini beğenen kimselerin, ilmini kibirlenmelerine vesile etmiştir. Bu kimseler, ilmine güvenip peşinden gidenlere bakıp kibirlenirler. Dünyevî ihtiyaçlarını elde etmek ve istediklerine kavuşmak için her deliğe girip çıkar, her şeyi kabul ederler. Hâl ve vaziyetleri böyle olduğu halde, giyim-kuşam yani dış görünüş itibariyle ulemâ kisvesi içinde olduklarından, kendilerini kalben Allâh (c.c.) indinde büyük bir kimse zanneder öyle görürler. Bu sınıf âlimler, ahmaklardan ve helâk olanlar topluluğundandır. Şeytanın vesvesesiyle gurura kapılanlardandır. Bunlar için tevbe ümidi kalmamıştır.
Peygamberimiz (s.a.v.)’in şu hadisinde haber verdiği kimselerdendir: “Ben sizin hakkınızda, deccalden korktuğumdan daha çok deccal olmayanlardan korkarım.” Ashâb (r.a.e.), “Bu deccal olmayanlar kimdir Yâ Resûlallah?” diye sordu. Peygamberimiz (s.a.v.), “Kötü âlimlerdir” buyurdu. (Müslim)
Ahmed ibn-i Hanbel (r.a.)’in, Hz. Ömer (r.a.)’dan rivâyet ettiği hadîs-i şerîfte Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor ki; “Ümmetim hakkında en çok korktuğum kimseler, konuşmasını iyi bilen münafıklardır.” Ebû’d-Derdâ (r.a.)’dan rivâyet edilen hadîs-i şerîfte şöyle buyuruluyor: “Ümmetim hakkında en fazla korktuklarım saptıran yöneticilerdir.” (Ahmed bin Hanbel) Nitekim insanlar birbirlerine sözden daha çok iş ve hareketleriyle etki ederler. Şeytanın vesvesesiyle gurura kapılmış olan böyle bir âlimin hareketleriyle Müslümanlara verdiği zarar, konuşmalarıyla verdiği faydadan daha çoktur. Câhillerin âhireti bırakarak dünyaya alâka duymaları, âlimlerin cesaretlendirmeleri sebebiyledir. Onun içindir ki, yukarıdan beri anlattığımız gibi olan bir âlim, ilmiyle Allâhü Te‘âlâ’nın kullarının günâh işlemesine sebep olur.
(Huccetül İslâm İmâm Gazâlî (r.âleyh), Nasıl İyi Bir Kul Olunur?, s.61-63)

21Oca 2021

Nebi Sallallahü Aleyhi ve Sellem’i Rüyada Görmek İçin

Nebi Sallallahü Aleyhi ve Sellem’i Rüyada Görmek İçin başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Şeyh Abdülkerim Ciylî (k.s.) der ki: “Sana, Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Hazretleri’nin mübârek sûretini zihninde hep canlı tutmanı tavsiye ederim. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Hazretleri’nin mübârek sûreti yani şemâilini okuyup, anlayıp ve manâsını düşündükçe; ona ülfet edersin. Yakın bir zamanda rûhun, Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Hazretleri’ne ülfet eder, rüyâda görürsün. Ve inşâallah Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Hazretleri’ni uyanık olarak bile görürsün.”
Hz. Ali (r.a.) “Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri’ni vasfeder (ve anlatırken) şöyle derdi: “Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri uzun boylu değildi. (Ama a’zaları birbirine girmiş gibi) çok kısa boylu hiç değildi. İnsanların orta boylusu idi…” Mübârek saçları ve sakalları çok kıvırcık değildi, düz de değildi, kıvırcıkla düz arasındaydı.
Mübarek yüzü etli ve uzun değildi, yusyuvarlak değildi, yüzünde bir miktar yuvarlaklık vardı. Mübârek ve şerefli vücudu kırmızımsı beyaz idi, gözlerinin siyahı gâyet siyah ve beyazı ise beyazdı. Mübârek kirpikleri uzundu. Dizleri, dirsekleri ve omuz başları irice idi. Mübârek bedeni kılsızdı. Mesrûbe sahibiydi. Yani mübarek göğsünden göbeğine kadar çizgi şeklinde inen ince kılları vardı. Mübârek elleri ve ayakları kalınca ve etliceydi. Yürümeleri, yamaçtan iner gibiydi. Birine iltifat ettiği zaman, bütün vücuduyla beraber döner ona bakardı.
İki omuzunun arasında Peygamberlik mührü vardı. Peygamberlerin sonuncusuydu. İnsanların en cömerdiydi, gönlü en açık olanıydı. İnsanların en doğru sözlüsüydü, en mülâyimi (yumuşak huylu) olanıydı, arkadaşlığı ve sohbeti en güzel olanıydı. İlk olarak gören kişi, hemen heybete kapılırdı. Sohbetine katılan ve O (s.a.v.)’i tanıyan kişi (ise), O (s.a.v.)’i çok severdi. O (s.a.v.)’i vasfedenler, “O (s.a.v.)’den önce ve O (s.a.v.)’den sonra O (s.a.v.) gibisini görmedim” derlerdi. (Tirmizî, Tühfetü’l- Ahvezî)
(Yusuf Nebhâni, En Güzel Rüyâ, Misvâk Neşriyat, s.89)