Siyer

11Oca 2021

Allâh İlk Önce Nebî Efendimiz’in Nûrunu Yarattı

Allâh İlk Önce Nebî Efendimiz’in Nûrunu Yarattı. Nebî (s.a.v.) “Her türlü noksanlıklardan münezzeh olan Yüce Allâh, tüm mahlûkâtı yaratmadan önce, Peygamberinin (Hz. Muhammed (s.a.v.)’in) nûrunu kendi nûrundan yarattı. buyurdu

Allâhü Te‘âlâ bir Hadîs-i Kudsî’de Peygamberimiz (s.a.v.) için; “Sen olmasaydın, hiçbir şeyi yaratmazdım” buyurdu. Câbir b. Abdullâh (r.a.) bir gün Nebî (s.a.v.)’e şöyle sordu: “Ey Allâh’ın Resûlü (s.a.v.)! Allâh (c.c.) mahlûkâtı yaratmadan önce neyi yarattı?” Nebî (s.a.v.) “Her türlü noksanlıklardan münezzeh olan Yüce Allâh, tüm mahlûkâtı yaratmadan önce, Peygamberinin (Hz. Muhammed (s.a.v.)’in) nûrunu kendi nûrundan yarattı. O nûr, Allâh’ın dilediği kadar o hâli ile kaldı. O nûr, yaratıldığı zaman, mahluklardan hiçbir şey yoktu. Levh-i Mahfûz, kalem, cennet, cehennem, melekler, yerler ve semâlar, güneş, ay, insan ve cin… Kısacası hiçbir şey mevcûd değildi. Hz. Allâh mahlukâtı yaratmak istediği zaman, o nûru dört kısma ayırdı. Birinci bölümünden kalemi, ikinci bölümünden Levh-i Mahfûz’u, üçüncü bölümünden ise Arş-ı A‘zam’ı yarattı.
Allâh (c.c.) kalemi, yarattığı zaman, yüz boğum halinde yarattı. Öyle ki, bir boğumla diğer boğum arasında elli yıllık bir mesâfe vardı. Ve Hz. Allâh o kaleme yazmasını buyurduğu zaman, kalem: “Ne yazayım ya Rabb?” diye sordu. Yüce Allâh da “Lâ ilâhe illallâh Muhammedün Resûlullâh” yaz, diye buyurdular. Bunun üzerine kalem şöyle dedi: “Bu Muhammed ismi ne kadar güzel ve yüce bir isimdir ki, onu kendi isminizle birlikte andınız. Bu isim, hangi kudsî kişinin ismidir?”

Hz. Allâh: “Ey kalem onu büyük bir edeble yaz. O isim, benim Habîbimin ismidir ki; Arş’ı, Lehv’i ve ey Kalem seni dahi onun nûrundan yarattım. Eğer onu yaratmasaydım, şu anda hiçbir mahluku yaratmazdım” deyince, Allâh (c.c.)’nun heybetinden kalem çatlayıp yarıldı” buyurmuşlardır.
Kalemin o sözü söyleyen kısmı kesildi. Herhâlde bunun içindir ki, kalem yarılıp kesilmedikçe onunla hiç bir şey yazılamamakta. Buradan çıkarılan ve önde gelen bir ma‘nâ da, Muhammed (s.a.v.) ümmetinin Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’e karşı her türlü durumda son derece edebli olmaları gerektiğidir.
(Muhammed Kara Davud (rh.a.), Delâil-i Hayrât Şerhi, 119.s.)

10Ara 2020

Resulullah Sallallahu aleyhi ve sellem’in Tebessümü ve Ağlamaları

Resulullah Sallallahu aleyhi ve sellem’in Tebessümü ve Ağlamaları başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.


Resûlullâh (s.a.v.)’in gülmesi hakkında Hz. Âişe (r.anhâ) şöyle buyurmuştur: “Ben, Resûlullah (s.a.v.)’in tamamen güldüğünü görmedim, hep gülümserdi.” (Buhârî) Bazı hadis-i şeriflerde, Resûlullah (s.a.v.) güldü denmesi bu görüşe aykırı değildir. Çünkü Hz. Âişe (r.anhâ) gördüğünü söylemiştir. İbn-i Ebi Hâle (r.a.) şöyle buyurmuştur: “Resûlullâh (s.a.v.)‘in en büyük gülüşü gülümseme idi ve o anda mübarek dişleri habbül-ğamâm gibi görünürdü.” Habbü’l-ğamâm, buluttan tane tane düşen parlak damlalardır. Mübarek dişlerini ona benzetmiştir.
İbn-i Hacer (rh.a.) diyor ki, hadis-i şeriflerin tümünde belirdiğine göre Hz. Peygamber (s.a.v.) birçok hallerde gülmez, sadece tebessüm ederdi. Mekruh olan da çok gülmektir. Çünkü çok gülmek ağır başlılığı giderir.
İbn-i Battal (rh.a.) diyor ki, Mü’min’e yakışan Resûlullâh (s.a.v.)’in yaptıklarına uymaktır, yani gülünecek birçok hallerde gülümsemek ve gülünecek acâip olaylar karşısında da fazla gülmemek lâzımdır. Resûlullâh (s.a.v.): “Çok gülmeyin çünkü çok gülmek kalbi öldürür.” (Buhârî) buyurmuştur. Yine Ebû Hüreyre (r.a.) buyurmuştur ki, Resûlullâh (s.a.v.) güldüğü zaman nuru duvarlara ışık verirdi ve Cebrail (a.s.) ile görüştüğü zaman, o hal üzerinden gidinceye kadar gülümsemezdi.
Hutbe okuduğu veya kıyametten bahsettiği zaman öfkesi artınca sesini de fazla çıkarırdı. Resûlullâh (s.a.v.)’in ağlamaları da gülmeleri gibi orta halli idi. Ne kahkaha ile güler ne bağırarak ağlardı. Fakat ağlarken mübarek gözlerinden yaş akardı ve mübarek göğsünün coşuş şekli işitiliyordu. Bu ağlayışı, ya bir ölüye merhametinden veya ümmetine karşı duyduğu korkudan meydana geliyordu. Bazen de bu ağlayışı Cenâb-ı Hakk’tan korktuğu veya okunan Kur’ân-ı Kerîm’i işittiği yahut namaz kıldığı zamanlar da oluyordu.
(İmâm Kastalâni, Mevahib-ü Ledünniye, 304-305.s.)

20Kas 2020

Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in Zühd Hayatı

Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in Zühd Hayatı. Resûlullâh (s.a.v.) yemek, içmek, giymek gibi hususlarda zaruretin gerektirdiği ölçü ile yetinirdi.

Yerin bütün hazineleri Resûlullâh (s.a.v.)’e verilmiştir. Ülkelerin anahtarları ona teslim edilmiştir. Kendisinden önce hiçbir peygambere helâl olmayan ganimetler ona helâl kılınmıştır. Fethedilen ülkelerin cizyesinden, vergilerinden, humuslarından (beşte birlerinden) hiçbir krala toplanmayan mal toplanıp kendisine getirilmiştir. Çevre hükümdarlarından birçokları da ona hediyeler göndermiştir fakat O (s.a.v.), bu mal ve hediyelerden hiçbirini kendi nefsi için almamıştır. Hepsini yerli yerince harcamış, dağıtıp başkalarının ihtiyaçlarını gidermiş, Müslümanları güçlendirmiştir. Kendi nefsi için bir dirhem bile alıkoymamıştır. Ve şöyle buyurmuştur: “Uhud dağı kadar altına sahip olsam, ondan bir dinarın yanımda gecelemesinden bile hoşlanmam. Yalnız borcumu kapatacak kadar tek dinar müstesna.” (Müslim) Bir defasında kendilerine birçok dinar geldi. Hepsini taksim etti, yanında altı dinar kaldı. Onu da hanımlarından birinin yanına bıraktı. Fakat o gece mübarek gözleri uyku tutmadı, kalkıp onları da taksim etti. Ve şöyle buyurdu: “İşte şimdi içim rahat etti.” (Suyutî) Vefât ettiklerinde silâhı (zırhı) çoluk çocuğunun nafakasına karşılık aldığı bir şey karşılığında, rehindeydi. (Buhâri)
Resûlullâh (s.a.v.) yemek, içmek, giymek gibi hususlarda zaruretin gerektirdiği ölçü ile yetinirdi. Fazla hiçbir şey edinmezdi. Bulduğunu giyerdi. Genellikle her tarafını örten ucuz bir kumaş, kaba bir giysi ve kalın bir çizgili elbise giyerdi. Resûlullâh (s.a.v.) her şeyde olduğu gibi elbise hususunda da orta olanı seçmiştir. Çünkü böyle bir giyinme tarzı insanı kişiliğinden uzaklaştırmaz. Orta yolu seçmekle ne çok eski giyip de dikkati üzerine çekmiştir ne de çok pahalı giyinip de şöhret hastalığına yakalanmıştır. Yani her iki yönden de teşhir edilmesini yine kendisi bizzat önlemiştir.


(Kadı İyaz, Şifâ-i Şerîf, 95-96.s.)

08Kas 2020

Annelerimizden Reyhane Radıyallahu Anha

Annelerimizden Reyhane Radıyallahu Anha. Peygamberimiz (s.a.v.)’in muhtereme hanımlarından olan Reyhâne (r.ânhâ) Sâkin, temiz karaktere sâhip, yumuşak huylu bir hanımefendi olan Reyhâne (r.anhâ), Peygamberimiz (s.a.v.)’den önce Medîne’de vefât etmiştir.

Peygamberimiz (s.a.v.)’in muhtereme hanımlarından olan Reyhâne (r.ânhâ) Medîne’de bulunan Yahûdîlerin Benî Kureyzâ kabîlesindendir. Sâkin, temiz karaktere sâhip, yumuşak huylu bir hanımefendi olan Reyhâne (r.anhâ), Peygamberimiz (s.a.v.)’den önce Medîne’de vefât etmiştir.
Efendimiz (s.a.v.) Hendek Savaşı’ndan sonra Medîne’nin dışında bulunan ve bir kaleye sığınan Benî Kureyzâ Yahûdîlerinin üzerine yürüdü. Çünkü bunlar orada devamlı huzursuzluk kaynağı oluyorlardı. Benî Kureyzâ Yahûdîlerinin bulunduğu kale, muhâsara ve kuşatmadan sonra Müslümanların eline geçti. İçinde bulunan Yahûdîler malları, mülkleri, çocukları ve kadınları ile birlikte ganîmet olarak alındılar.
Benî Kureyzâ’dan alınan savaş ganîmetleri ve esirleri Müslümanlar arasında İslâm dînine uygun bir şekilde taksim edildi. Reyhâne (r.ânhâ) da savaş esirleri arasında bulunuyordu. Ganîmetler taksim edilip, sıra esirlere gelmişti. Reyhâne (r.ânhâ) da Efendimiz (s.a.v.)’in hissesine düşmüştü. O zaman Yahûdîlik dînine inanan Reyhâne (r.ânhâ)’yı dilerse Müslüman olmak husûsunda serbest bırakmışlardı. O da; “Ben kendi dînimde kalmak istiyorum.” diye Peygamberimiz (s.a.v.)’e arz etmişti. Peygamberimiz (s.a.v.), bu hareket ve davranışıyla, “İslâm dînine girmek için zorlama yoktur.” hükmünü bizzat kendileri tatbik etmişlerdir.
Peygamberimiz (s.a.v.), daha sonra Reyhâne (r.ânhâ)’ya şöyle buyurdular: “Sen Allâhü Te’âlâ’nın ve O’nun Resûlünün yolunu tutmak ister misin?” Reyhâne (r.anhâ) da: “Evet.” deyince Efendimiz (s.a.v.) bu davranışından sonra onu âzâd ettiler. Mehirlerini vererek, nikâhına aldılar. Ayrı bir ev açarak hanımları arasına koydular.
Peygamberimiz (s.a.v.), Hatice (r.ânhâ) dışındaki evliliklerinin hepsini Âişe (r.ânhâ)’yı nikâhladıktan sonra yapmıştır. Bunların hepsi dînî, siyâsî veya merhamet ederek yapılan evliliklerdir. Reyhâne (r.ânhâ) ile olan evlenme de böyledir. Hadîs-i şerîfte buyruldu ki: “Bütün zevcelerimle evliliklerim ve kızlarımı evlendirmem, hepsi Cebrâil (a.s.)’ın Allâhü Te’âlâ’dan getirdiği izinle olmuştur.”


(Yeni Rehber Ansiklopedisi, 17.c.)

29Eki 2020

Nebi Sallallahü Aleyhi ve Sellem’in Doğumundaki Bazı Mucizeler

Nebi Sallallahü Aleyhi ve Sellem’in Doğumundaki Bazı Mucizeler. Peygamber Efendimiz’in ulvî teşrîfi ve bu esnâda vukû bulan hârikulâde hâller…


Yüce Allâh Peygamberimiz (s.a.v.)’i gönderdiği zaman, Sâsânî Sarayı’nda oturmakta olan Kisrâ sabah uyanınca, saray takının kırıldığı ve Dicle’nin korkunç bir şekilde taşdığını görmüştür. Bundan endişelenerek kâhinleri, müneccimleri ve sihirbazlarını toplayıp bu olayların neyin alâmeti olduğunu açıklamalarını istemiş. Halbuki onların o gün bütün ilimleri ve oyunları alınmış kendileri tam mânâsı ile şaşırıp kalmışlardır. Zira o gece sahrada geceleyen; Hicaz’dan bir ışığın çıktığını ve tâ doğuya kadar uzandığını görür ve bunun yorumunu: “Eğer şu gördüğüm doğru ise, Hicaz’dan bir sultan zuhur edecek ve doğuya mâlik olacaktır. Yeryüzü kendisinin önderliğinde büyük hayırlara ve bereketlere kavuşacaktır!” şeklinde yapar. Biraz sonra da kâhinlerin, müneccimlerin ve sihirbazların tutukluğu ve şaşkınlığı geçmiştir. Birbirine bakıp “Her halde farkındasınız, bize bu tutukluk, muhakkak semavî bir emir ve iş sebebiyle gelmiştir. Bu da ancak, gönderilmiş bir peygamber olabilir ve bu peygamber, şimdiki dini ve idareyi kırıp atacaktır!”
Peygamber (s.a.v.) Efendimiz gönderildiği zaman bütün putlar devrilmiştir. Buna şaşıran şeytanlar, reisleri İblîs’e giderek durumu haber vermişler.
İblîs, bunun, gönderilmiş bulunan bir peygamber sebebiyle olduğunu söylemiş. Şeytanlar O’nu aramaya koyulmuşlarsa da bulamamışlar, reisler olan İblis’e haber vermişlerdir. İblîs bizzat kendisi aramaya çıkmış ve O’nu Mekke’de bulmuştur ve şeytanlara hitaben: “Ben O’nu Mekke’de buldum, yanında Cibril de vardı” demiştir.
Ebû Nuaym, Hılyetü’l-Evliyâ adlı kitabında Mücâhid’den şöyle nakleder. O demiştir ki:
“İblis korku ve dehşete kapılarak dört defa feryad etmiştir: Birincisi lanete uğradığı zaman, İkincisi Arza indirildiği zaman, Üçüncüsü Hz. Muhammed (a.s.) peygamber olarak gönderildiği zaman, Dördüncüsü ise Fatiha Sûresi nazil olduğu zaman.
(Celâleddin-i Suyûti, Peygamber (s.a.v.)’in Mucîzeleri)

28Eki 2020

Mevlid Okutmanın ve Dinlemenin Fazileti

Mevlid Okutmanın ve Dinlemenin Fazileti başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Hz. Ebûbekir (r.a.) şöyle buyurur: “Kim, Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Hazretlerinin mevlidinin okunması için bir dirhem harcama yaparsa; o kişi cennette benim refikim (ve arkadaşım)dır.”
Cüneyd-i Bağdadî (k.s.) Hazretleri, buyurdu ki:
“Kim, Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Hazretlerinin mevlidinin okunduğu yerde hazır olur, mevlîde tazim’ eder kadr-u kıymetini bilirse; o kişi îmân ile ölür.”
Celâleddîn Suyûtî (k.s.) hazretleri der ki: “Herhangi bir ev, mescid veya mahalle (yer)de Peygamber (s.a.v.) Efendimiz hazretlerinin mevlîdi okunursa; muhakkak ki melekler, o evi, mescidi veya mahalleyi (yeri) kuşatır. Melekler o mekanın ehli üzerine salât-ü selam okur (istiğfar) ederler. Allâhü Te‘âlâ Hazretlerinin rahmet ve rızâsı ile onların hepsini içine alır.
Ama nûr ile tavaf edenler, yâni Cebrail Aleyhisselâm, Mikâil Aleyhisselâm, İsrafil Aleyhisselâm ve Azrail Aleyhisselâm, Peygamber (s.a.v.) Efendimiz hazretlerinin mevlîdinin okunmasına sebep olanlar üzerine salât okur (onlar için tevbe ve istiğfarda) bulunurlar.
Ama mevlîdin (ney, saz, tambur, def veya benzeri) herhangi bir çalgı ve musîkî aletiyle okunması doğru değildir.
Çalgı ve musîkî aletlerinin çalınması asla sevabı olan bir şey değildir. Çalgı ve musîkî aletlerinden sevap beklemek büyük bir hatadır. Allâh korusun kişiyi küfre götürür.
Bundan dolayı mevlîdlerin herhangi bir çalgı aleti olmaksızın büyük bir hüşû ve tefekkürle okunması gerekir. Özellikle Mevlîd-i Şerîf’in “bahirleri”nin arasında getirilen salavatlar, tekbirler, tehliller ve okunan Kur’ân-ı Kerîm tilavetlerinin sevapları ölülere bağışlanabilir…
Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Hazretlerinin doğduğu güne sevinmenin ve o gün yemek yedirmenin ve mevlid okutmanın fazileti çok büyüktür. Şükür için mevlid gecesinden önceki veya sonraki gün oruç tutmak güzel görülmüştür.
(Şihâbüddin Ahmed b. Heytemî, Nîmetü’l Kübrâ, 5.s.)

18Eki 2020

Rebiül-Evvel Ayı ve Mevlid-i Şerif

Rebiül-Evvel Ayı ve Mevlid-i Şerif. Mevlid kandilini içinde barındıran ve bu nedenle hicri aylar arasında en kıymetlisi olarak nitelendirilen Rebiülevvel ayı ne zaman başlıyor? Rebiülevvel ayı yapılması gereken ibadetler nelerdir, ne zaman başlayacak? Detaylar yazımızda.


Rebiü’l-evvel ayında Nebî (s.a.v.)’i öven şiirler (Mevlîd) okutmak âlimler tarafından güzel görülmüştür. Bu şiirlerden birini arz edelim:
İmâm-ı ‘zam Efendimiz 53 beyitten oluşan ve Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’i meth eden ed-Dürrü’l-Meknûn isimli kasidesini, Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz’in ravzasına yüz sürdüğünü de yazmıştır.

  1. Yâ Resulallâh (s.a.v.)! Sırf seni ziyâret maksadıyla geldim. Amacım sadece senin rızân ve himâyendir.
  2. Ey insanların en Hayırlısı! Sana öyle iştiyakım, arzum var ki, kalbimde senden başka hiçbir şeyin sevgisi yoktur.
  3. Vallahi makamın hakkı için senin müştakınam, Hakk’ta biliyor ki ben sana âşığım ve meylimde sanadır.
  4. Sen öyle ulu bir zatsın ki, Sen olmasaydın Kâinatta dahil hiçbir şey yaratılmazdı.
  5. Sen öyle bir zatsın ki, ay senin nûrundan kisveye büründü, güneşte senin güzel nûrunla parlak göründü.
  6. Sen ki, miracında semaya yükselince, seninle semalar süslendi, yüceldi.
  7. Kasdi geldim sana Ey Seyyid-i Sâdât amma, İsterim senden himayet, dilerim senden rızâ.
  8. İştiyakım sana Ey Hayru’l-verâ bir rütbe ki, Mâsivâya meyl-i kalbim yok durur vallahi lâ.
  9. İzzü câhın hakkîçün vallahi senin müştakinam, Hakk bilir ki âşık-ı bî çarenim, meylim sana.
  10. Sensin ol ki, olmasaydın halk olmazdı bir ahad Belki halk olmazdı âlem belki hep cümle verâ.
  11. Sensin ol ki, kıldı nurundan kamer nur iktisab Şems-i hâvr nûri işrakınla oldu pür ziya.
  12. Sensin ol ki, sırrı miracında bu hefti asuman, İftihariyle müzeyyen oldu hem çün mah ligâ.
    (www.mevlanatakvimi.com)
17Eki 2020

Peygamber Efendimize İhsan Edilen Güzellikler

Peygamber Efendimize İhsan Edilen Güzellikler. Gerek yaşayışı ile gerekse hayatı ile insanlığın efendisi olan sevgili peygamberimize İhsan Edilen Güzellikler


Peygamberlik, elçilik, dostluk, muhabbet, seçilme (kendi tarafından), İsra, cemâlini müşahede ettirmek, kendisine yaklaştırmak ve cemalini göstermek, vahiy, şefaat, vesile, fazîlet, yüksek derece, Makâm-ı Mahmud, Burak, Mi’râc, tüm insanlığa peygamber olarak gönderilişi, tüm peygamberlere imâmlık yapması, peygamberlerle tüm milletlerarası tanıklık yapması, Ademoğullarının seyyidi (efendisi) olması, Livaü’l-Hamd (hamd sancağı) kendisine verilmesi, tebşir etme, azabtan korkutma vasfının kendisine ihsân edilmesi, Zi’l-Arş’ın (Arş sahibi olan Rabbinin) nezdindeki yeri ve orada kendisine itaat edilmesi, emanet, hidayet vasıflarına sahip oluşu, âlemlere râhmet olarak gönderilişi, Allâh (c.c.)’un rızasına ve istediğine nail olması, Kevser sahibi bulunması, sözünün dinlenmesi ve geçerli olması, nimetin kendi üzerinde tamamlanması, geçmiş ve gelecek günâhlarının afv edilmesi, sadrının açılması, günâh yükünün sırtından bertaraf edilmesi, şânının yükseltilmesi, zafere kavuşturulması, sükûnetin verilmesi, meleklerle desteklenmesi, Kitab, hikmet, Seb’i mesâni ve Kur’ân-ı Azîm’in kendisine verilmesi, ümmetin tezkiye yetkisi ve Allâh (c.c.)’a duâ etme yeteneğine sahip bulunması, Allâh (c.c.)’un kendisine olan râhmeti, meleklerin kendisi için yaptıkları istiğfarına mazhar olması, Allâh (c.c.)’un kendisine verdiği ilhâm ve kabiliyetle insanlar arasında adaletle hükmetmesi, sayesinde insanlardan ağır ve yorucu manevî yüklerin kaldırılması, ismi ile yemin edilmesi, duâsının kabulü, cemâdat ve hayvanatın kendisiyle konuşması, Allâh (c.c.)’un izni ile ölüleri diriltmesi, sağırları duyurması, parmaklarından suların fışkırması, azı çoğaltma yeteneği, ay’ın inşikakı (ikiye bölünmesi), (İsrâ gecesi) güneşin durdurulması, elindeki asanın bir anda kılıç kesilmesi, düşmanın kalbine korku verilmekle zafere kavuşturulması, Allâh (c.c.)’un inayeti ile bilinmeyen bazı gizliliklere vukufiyeti, bulutun kendisini gölgelemesi, taşların tesbih etmesi, elemleri (kederleri) iyileştirmesi, insanların şerrinden korunması ve benzeri mucizeler ki, sayısını ancak bunları kendisine lütfeden bilir.

(Kadı İyaz, Şifâ-i Şerîf, 64.s.)

10Eki 2020

Hadislerin Bilime Işık Tutan Yönleri

Hadislerin Bilime Işık Tutan Yönleri. Her asırda tıp ilmi geliştikçe ve kainat eczanesi ilim erbâbı tarafından tetkik edildikçe Efendimizin (s.a.v.)’in sözlerinin mucize olduğu hep tasdik edilmiştir.


Fen ve bilimin olmadığı bir dönemde, asırlar sonra ancak hakikati anlaşılabilecek teşhis ve tespitlerde bulunmak elbette sıradan bir insanın yapacağı bir şey değildir. İşte Efendimiz (s.a.v.), onlarca ayrı ilim dalının kapsamına giren farklı farklı konularda sözler söylemiş, ilim dallarının inkişafıyla bu sözlerin her birinin birer mucize olduğu ortaya çıkmıştır.
Meselâ, Efendimiz (s.a.v.): “Bütün hastalıkların çaresi var” buyurmuştur. (Buhârî)

Her asırda tıp ilmi geliştikçe ve kainat eczanesi ilim erbâbı tarafından tetkik edildikçe Efendimizin (s.a.v.)’in bu sözünün mucize olduğu hep tasdik edilmiştir. Halbuki asırlarca üstesinden gelinemeyen bir hastalık olsaydı, Efendimiz (s.a.v.)’in bu iddiası çürütülecekti. Ancak ne zaman bir hastalık tespit edilmiş ise, bir süre sonra Efendimiz (s.a.v.)’in beyân buyurduğu gibi mutlaka bir şifası bulunmuştur.


Efendimiz (s.a.v.): “Kanamasının bir türlü durmadığından yakınan bir hanım sahabeye, namaza devam etmesini, çünkü kanamasının belli bir süreyi aşması durumunda bunun normal kanama değil, damarlarındaki bir arızadan olacağını.” ifade etmiştir. (Buhârî) Tıp bugün ispat etmiştir ki, belli bir süre sonra halen durmayan hayız kanı, vücudun bir hastalığının habercisidir.

Efendimiz (s.a.v.): “Köpeğin ağzının değdiği kabın, önce toprakla sonra da su ile yedi defa temizlenmesini.” (Müslim) istemiştir.


Yani dezenfekte etmek için toprağın kullanılmasını önermiştir. Toprağın içerisinde dezenfekte etme özelliği olan “tetralit” ve “terlaksin” gibi maddelerin varlığının ancak bu asırda anlaşıldığını dikkate alırsak, bu hadîs-i şerîf de bilimsel bir mucizedir. Ayrıca köpeklerin vücudunda yaşayan pek çok zararlı organizmanın, aynı şekilde insan vücudunda da yaşayabildiği yine bu asrın tespit edebildiği hakikatlerdendir.


(Basından Derleme)

09Eki 2020

Resulullah (s.a.v.)’in Fesahat ve Belagatı

Resulullah (s.a.v.)’in Fesahat ve Belagatı. Resulullah (s.a.v.) fesahat ve belagatta benzeri yoktu. Resûlullâh (s.a.v.)’in sözleri az mânâsı çok olan konuşmalardır.


Resûlullâh (s.a.v.)’in mübarek dilinin fesahati (açık ve anlamlı konuşma) hakkında şöyle buyrulmuştur: “Cenâb-ı Hakk’ın yaratıklarında ondan daha açık anlamlı, ard arda ve tatlı konuşan bir kimse yoktu. Şerefli konuşması gönülleri alırdı, ruhları kendine çekerdi. Onun dilinin fesahati öyle bir derecede idi ki, gayesine akıl ermezdi. Nasıl böyle olmasın ki, şerefli dili Cenâb-ı Hakk’ın kılıçlarından bir kılıçtı. Allah (c.c.)’un dileği onunla bildirildi. Bütün ilâhî emir ve yasaklar onunla açıklanır, farzlar ve sünnetler, gerçekler onunla aydınlanır açıklığa kavuşurdu. Doğru, gerçek ve âhiretle mutluluğa kavuşturacak yolu onunla belirlenmiş ve aydınlanmıştır.


Konuşması o kadar açık, anlamlı ve güzeldi ki, söz söylediği zaman kelimeleri inci gibi dizilirdi ve teker teker sayılabilecek kadar açıktı. Hz. Âişe (r.ânhâ) diyor ki; Hz. Peygamber (s.a.v.) sözlerini sizin gibi dizmezdi. O öyle söz söylerdi ki, saymak isteyen sayabilirdi. Bazı kelimeleri iyice anlaşılsın diye üç kere tekrarlardı ve “Ben Arapların en açık ve anlamlı konuşanıyım.” buyururdu. Ve “Cennet ehli onun diliyle konuşurlar.” derdi.


Ebu Nuaym şöyle buyuruyor: Bir gün Hz. Ömer (r.a.): “Ya Resûlullâh (s.a.v.) sen çıkıp bir yere gitmedin, aramızda büyüdün fakat hepimizden fasih, beliğ (açık, anlamlı) konuşuyorsun. Hz. Peygamber (s.a.v.): “Ya Ömer, Hz. İsmail (a.s.)’in konuştuğu lisan kaybolup gitmişti, Cebrail (a.s.) bana getirip ezberletti.” buyurdu.


Kısaca fesahat ve belagatta benzeri yoktu. Resûlullâh (s.a.v.)’in sözleri az mânâsı çok olan konuşmalarından bazısı şunlardır: “Kişi sevdiği kimse iledir.” (Buhâri, Müslim) Yani salih (iyi) kimseleri seven onlarla, kötü insanları seven de onlarla haşr olur demektir.


(İmâm Kastalâni, Mevâhibü’l-Ledünniye, 292-294.s.)