Siyer

18Eki 2020

Rebiül-Evvel Ayı ve Mevlid-i Şerif

Rebiül-Evvel Ayı ve Mevlid-i Şerif. Mevlid kandilini içinde barındıran ve bu nedenle hicri aylar arasında en kıymetlisi olarak nitelendirilen Rebiülevvel ayı ne zaman başlıyor? Rebiülevvel ayı yapılması gereken ibadetler nelerdir, ne zaman başlayacak? Detaylar yazımızda.


Rebiü’l-evvel ayında Nebî (s.a.v.)’i öven şiirler (Mevlîd) okutmak âlimler tarafından güzel görülmüştür. Bu şiirlerden birini arz edelim:
İmâm-ı ‘zam Efendimiz 53 beyitten oluşan ve Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’i meth eden ed-Dürrü’l-Meknûn isimli kasidesini, Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz’in ravzasına yüz sürdüğünü de yazmıştır.

  1. Yâ Resulallâh (s.a.v.)! Sırf seni ziyâret maksadıyla geldim. Amacım sadece senin rızân ve himâyendir.
  2. Ey insanların en Hayırlısı! Sana öyle iştiyakım, arzum var ki, kalbimde senden başka hiçbir şeyin sevgisi yoktur.
  3. Vallahi makamın hakkı için senin müştakınam, Hakk’ta biliyor ki ben sana âşığım ve meylimde sanadır.
  4. Sen öyle ulu bir zatsın ki, Sen olmasaydın Kâinatta dahil hiçbir şey yaratılmazdı.
  5. Sen öyle bir zatsın ki, ay senin nûrundan kisveye büründü, güneşte senin güzel nûrunla parlak göründü.
  6. Sen ki, miracında semaya yükselince, seninle semalar süslendi, yüceldi.
  7. Kasdi geldim sana Ey Seyyid-i Sâdât amma, İsterim senden himayet, dilerim senden rızâ.
  8. İştiyakım sana Ey Hayru’l-verâ bir rütbe ki, Mâsivâya meyl-i kalbim yok durur vallahi lâ.
  9. İzzü câhın hakkîçün vallahi senin müştakinam, Hakk bilir ki âşık-ı bî çarenim, meylim sana.
  10. Sensin ol ki, olmasaydın halk olmazdı bir ahad Belki halk olmazdı âlem belki hep cümle verâ.
  11. Sensin ol ki, kıldı nurundan kamer nur iktisab Şems-i hâvr nûri işrakınla oldu pür ziya.
  12. Sensin ol ki, sırrı miracında bu hefti asuman, İftihariyle müzeyyen oldu hem çün mah ligâ.
    (www.mevlanatakvimi.com)
17Eki 2020

Peygamber Efendimize İhsan Edilen Güzellikler

Peygamber Efendimize İhsan Edilen Güzellikler. Gerek yaşayışı ile gerekse hayatı ile insanlığın efendisi olan sevgili peygamberimize İhsan Edilen Güzellikler


Peygamberlik, elçilik, dostluk, muhabbet, seçilme (kendi tarafından), İsra, cemâlini müşahede ettirmek, kendisine yaklaştırmak ve cemalini göstermek, vahiy, şefaat, vesile, fazîlet, yüksek derece, Makâm-ı Mahmud, Burak, Mi’râc, tüm insanlığa peygamber olarak gönderilişi, tüm peygamberlere imâmlık yapması, peygamberlerle tüm milletlerarası tanıklık yapması, Ademoğullarının seyyidi (efendisi) olması, Livaü’l-Hamd (hamd sancağı) kendisine verilmesi, tebşir etme, azabtan korkutma vasfının kendisine ihsân edilmesi, Zi’l-Arş’ın (Arş sahibi olan Rabbinin) nezdindeki yeri ve orada kendisine itaat edilmesi, emanet, hidayet vasıflarına sahip oluşu, âlemlere râhmet olarak gönderilişi, Allâh (c.c.)’un rızasına ve istediğine nail olması, Kevser sahibi bulunması, sözünün dinlenmesi ve geçerli olması, nimetin kendi üzerinde tamamlanması, geçmiş ve gelecek günâhlarının afv edilmesi, sadrının açılması, günâh yükünün sırtından bertaraf edilmesi, şânının yükseltilmesi, zafere kavuşturulması, sükûnetin verilmesi, meleklerle desteklenmesi, Kitab, hikmet, Seb’i mesâni ve Kur’ân-ı Azîm’in kendisine verilmesi, ümmetin tezkiye yetkisi ve Allâh (c.c.)’a duâ etme yeteneğine sahip bulunması, Allâh (c.c.)’un kendisine olan râhmeti, meleklerin kendisi için yaptıkları istiğfarına mazhar olması, Allâh (c.c.)’un kendisine verdiği ilhâm ve kabiliyetle insanlar arasında adaletle hükmetmesi, sayesinde insanlardan ağır ve yorucu manevî yüklerin kaldırılması, ismi ile yemin edilmesi, duâsının kabulü, cemâdat ve hayvanatın kendisiyle konuşması, Allâh (c.c.)’un izni ile ölüleri diriltmesi, sağırları duyurması, parmaklarından suların fışkırması, azı çoğaltma yeteneği, ay’ın inşikakı (ikiye bölünmesi), (İsrâ gecesi) güneşin durdurulması, elindeki asanın bir anda kılıç kesilmesi, düşmanın kalbine korku verilmekle zafere kavuşturulması, Allâh (c.c.)’un inayeti ile bilinmeyen bazı gizliliklere vukufiyeti, bulutun kendisini gölgelemesi, taşların tesbih etmesi, elemleri (kederleri) iyileştirmesi, insanların şerrinden korunması ve benzeri mucizeler ki, sayısını ancak bunları kendisine lütfeden bilir.

(Kadı İyaz, Şifâ-i Şerîf, 64.s.)

10Eki 2020

Hadislerin Bilime Işık Tutan Yönleri

Hadislerin Bilime Işık Tutan Yönleri. Her asırda tıp ilmi geliştikçe ve kainat eczanesi ilim erbâbı tarafından tetkik edildikçe Efendimizin (s.a.v.)’in sözlerinin mucize olduğu hep tasdik edilmiştir.


Fen ve bilimin olmadığı bir dönemde, asırlar sonra ancak hakikati anlaşılabilecek teşhis ve tespitlerde bulunmak elbette sıradan bir insanın yapacağı bir şey değildir. İşte Efendimiz (s.a.v.), onlarca ayrı ilim dalının kapsamına giren farklı farklı konularda sözler söylemiş, ilim dallarının inkişafıyla bu sözlerin her birinin birer mucize olduğu ortaya çıkmıştır.
Meselâ, Efendimiz (s.a.v.): “Bütün hastalıkların çaresi var” buyurmuştur. (Buhârî)

Her asırda tıp ilmi geliştikçe ve kainat eczanesi ilim erbâbı tarafından tetkik edildikçe Efendimizin (s.a.v.)’in bu sözünün mucize olduğu hep tasdik edilmiştir. Halbuki asırlarca üstesinden gelinemeyen bir hastalık olsaydı, Efendimiz (s.a.v.)’in bu iddiası çürütülecekti. Ancak ne zaman bir hastalık tespit edilmiş ise, bir süre sonra Efendimiz (s.a.v.)’in beyân buyurduğu gibi mutlaka bir şifası bulunmuştur.


Efendimiz (s.a.v.): “Kanamasının bir türlü durmadığından yakınan bir hanım sahabeye, namaza devam etmesini, çünkü kanamasının belli bir süreyi aşması durumunda bunun normal kanama değil, damarlarındaki bir arızadan olacağını.” ifade etmiştir. (Buhârî) Tıp bugün ispat etmiştir ki, belli bir süre sonra halen durmayan hayız kanı, vücudun bir hastalığının habercisidir.

Efendimiz (s.a.v.): “Köpeğin ağzının değdiği kabın, önce toprakla sonra da su ile yedi defa temizlenmesini.” (Müslim) istemiştir.


Yani dezenfekte etmek için toprağın kullanılmasını önermiştir. Toprağın içerisinde dezenfekte etme özelliği olan “tetralit” ve “terlaksin” gibi maddelerin varlığının ancak bu asırda anlaşıldığını dikkate alırsak, bu hadîs-i şerîf de bilimsel bir mucizedir. Ayrıca köpeklerin vücudunda yaşayan pek çok zararlı organizmanın, aynı şekilde insan vücudunda da yaşayabildiği yine bu asrın tespit edebildiği hakikatlerdendir.


(Basından Derleme)

09Eki 2020

Resulullah (s.a.v.)’in Fesahat ve Belagatı

Resulullah (s.a.v.)’in Fesahat ve Belagatı. Resulullah (s.a.v.) fesahat ve belagatta benzeri yoktu. Resûlullâh (s.a.v.)’in sözleri az mânâsı çok olan konuşmalardır.


Resûlullâh (s.a.v.)’in mübarek dilinin fesahati (açık ve anlamlı konuşma) hakkında şöyle buyrulmuştur: “Cenâb-ı Hakk’ın yaratıklarında ondan daha açık anlamlı, ard arda ve tatlı konuşan bir kimse yoktu. Şerefli konuşması gönülleri alırdı, ruhları kendine çekerdi. Onun dilinin fesahati öyle bir derecede idi ki, gayesine akıl ermezdi. Nasıl böyle olmasın ki, şerefli dili Cenâb-ı Hakk’ın kılıçlarından bir kılıçtı. Allah (c.c.)’un dileği onunla bildirildi. Bütün ilâhî emir ve yasaklar onunla açıklanır, farzlar ve sünnetler, gerçekler onunla aydınlanır açıklığa kavuşurdu. Doğru, gerçek ve âhiretle mutluluğa kavuşturacak yolu onunla belirlenmiş ve aydınlanmıştır.


Konuşması o kadar açık, anlamlı ve güzeldi ki, söz söylediği zaman kelimeleri inci gibi dizilirdi ve teker teker sayılabilecek kadar açıktı. Hz. Âişe (r.ânhâ) diyor ki; Hz. Peygamber (s.a.v.) sözlerini sizin gibi dizmezdi. O öyle söz söylerdi ki, saymak isteyen sayabilirdi. Bazı kelimeleri iyice anlaşılsın diye üç kere tekrarlardı ve “Ben Arapların en açık ve anlamlı konuşanıyım.” buyururdu. Ve “Cennet ehli onun diliyle konuşurlar.” derdi.


Ebu Nuaym şöyle buyuruyor: Bir gün Hz. Ömer (r.a.): “Ya Resûlullâh (s.a.v.) sen çıkıp bir yere gitmedin, aramızda büyüdün fakat hepimizden fasih, beliğ (açık, anlamlı) konuşuyorsun. Hz. Peygamber (s.a.v.): “Ya Ömer, Hz. İsmail (a.s.)’in konuştuğu lisan kaybolup gitmişti, Cebrail (a.s.) bana getirip ezberletti.” buyurdu.


Kısaca fesahat ve belagatta benzeri yoktu. Resûlullâh (s.a.v.)’in sözleri az mânâsı çok olan konuşmalarından bazısı şunlardır: “Kişi sevdiği kimse iledir.” (Buhâri, Müslim) Yani salih (iyi) kimseleri seven onlarla, kötü insanları seven de onlarla haşr olur demektir.


(İmâm Kastalâni, Mevâhibü’l-Ledünniye, 292-294.s.)

12Eyl 2020

Resulullah Efendimiz’in Gece İbadeti


Hz. Âişe (r.anhâ) anlatır: Resûlullâh (s.a.v.) bir gece uyumuştu. Sonra uyanıp, “Ey Âişe, müsâade edersen, bu gece Rabbime ibâdetle meşgul olayım.” buyurdu. “Yâ Resûlallâh (s.a.v.), Allâhü Te’âlâ’ya yemîn ederim ki, sana yakın olmak isterim. Fakat senin meyil ve arzunu tercîh ederim.” dedim. Sonra kalktı, durmadan Kur’ân-ı Kerîm okudu ve ağladı. Mübarek gözlerinden akan yaş, bedenine temas eden yerleri ıslatmıştı. Bu halde Hz. Bilâl (r.a.) gelip: “Yâ Resûlallâh, anam ve babam yoluna fedâ olsun! Allâhü Te’âlâ senin geçmiş ve gelecek hatâlarını afvetmedi mi?” deyince Resûlullâh (s.a.v.): “Ey Bilâl, ben şükredici kul olmayayım mı ki, Allâhü Te’âlâ bu gece bana “Göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ve gündüzün birbiri arkasından gelmesinde, akıl sâhipleri için elbette çok âyetler, işaretler vardır.” (Âl-i İmran s. 190) âyeti geldi” buyurdu.

Bir hadîs-i şerîftte: “Allâhü Te’âlâ kıyâmet günü, öncekileri ve sonrakileri bir araya topladığında bir ses: Gece karanlığında sıcak yataklarından kalkıp, Allâhü Te’âlâ’nın azabından korkarak ve râhmetini umarak duâ edenler, yalvaranlar kalksınlar der. Onlar da kalkarlar. Sayıları azdır. Sonra aynı ses: Alışverişleri kendilerini Allâhü Te’âlâ’yı hatırlamaktan, namâz kılmaktan alıkoymayanlar kalksınlar, der. Onlar da kalkarlar. Onların da sayıları azdır. Aynı ses: Allâhü Te’âlâ’ya sevinç ve üzüntü zamanlarında hamd edenler kalksınlar der. Onlar da kalkar. Onların da sayıları azdır. Bunlardan sonra diğer insanlar hesaba çağırılırlar” buyuruldu.

Hz. Âişe (r.anhâ) şöyle buyurur: Resûlullâh (s.a.v.)’i hiçbir gece, otururken namâz kılar görmedim. Son zamanlarında oturarak kılar oldu. Bir sûreden otuz-kırk âyet kalınca, kalkar onları ayakta okurlar ve rükû’ya varırlardı.


(Abdulkâdir-i Geylânî (k.s.), Gunyetü’t-Tâlibîn, 382.s.)

https://youtu.be/kuNBRHtbK_k
02Eyl 2020

Tevrat’ta Nebi Aleyhisselam

Tevrat’ta Nebi Aleyhisselam başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.


İbn-i İshak (rh.a.)’den nakledildiğine göre Resûlullâh (s.a.v.) çarşı ve sokaklarda gürültü çıkarmazdı. Çirkinlik arz eden vasıflardan tamamen beri idi. Çirkin ve kötü sözler katiyen söylemezdi. Cenâb-ı Hakk, Resûlullâh (s.a.v.) hakkında şöyle buyurmuştur: “Her güzeli ona yakıştırırım. Güzel ahlâk namına ne varsa ona rahat verebilirim. Sükunet giysisi ile onu süslerim. İyilik vasfını da onun bir şiarı sayarım. Takvâyı kalbine yerleştirmişimdir. Bütün düşündükleri bir hikmet, sıdk ve vefâdır. Affetmek, herkese iyi davranmak gibi hasletleri de ona ihsân ederim. Adalet onun sîresi, hak ve hakîkat da onun şeriâtı, hidâyet imâmı, İslâm ise milleti, Ahmed de ismidir. İnsanlar dalâlete sürüklendikten sonra onun sayesinde tekrar onları hidayete erdiririm. Onunla insanları cehaletten kurtarırım. Ümmetinin adını, şanını onun sayesinde yükseltirim. Onun sayesinde onları şöhrete kavuştururum. Onları onun hatırı için çoğaltırım, fakirlikten sonra maddî ve manevî zenginliklere kavuştururum. Dağınık toplulukları birleştiririm. Muhtelif fikirleri, dağınık milletleri ve kabileleri onun hürmetine birleştiririm. Ümmetini insanlar arasında en seçkin bir ümmet yaparım.”


Başka bir hadiste şöyle varit olmuştur: İbn-i Mes’ud (r.a.) anlatıyor: Resûlullâh (s.a.v.) bizlere Tevrat’ta geçen sıfatlarını şöylece beyân etti: “Ahmed-i Muhtar olan kulumun doğumu Mekke’de olacaktır. Hicret edeceği yerin adı ise Medine’dir yahut Tayyibe’dir.” (Taberanî)


Ümmeti de Allâh (c.c.)’a her hal-ü kârda çok hamd edicidir. Cenâb-ı Hâkk takvâya ermiş mü‘minler hakkında şöyle buyurmuştur:
“Onlar nezdlerindeki Tevrat ve İncil’de ismini ve sıfatını yazılı bulacakları O Ümmî Nebi olan Resûl’e tâbi olanlardır.” (Araf s. 157)


(Kadı İyaz, Şifâ-i Şerîf, 34-35.s.)

30Ağu 2020

Hz. Peygamber Efendimiz’in Ashabı Hakkındaki Sözleri

Hz. Peygamber Efendimiz’in Ashabı Hakkındaki Sözleri başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.


İbn Ömer (r.a.) rivayet etti: Peygamber (s.a.v.): “Kureyş’ten üç kişi vardır ki, yüzleri yönünden insanların en güzelleri olduğu gibi ahlâkları ve hayâları yönünden de insanların en sabit olanlarıdırlar. Seninle konuşurlarsa, yalan söylemezler. Kendileriyle konuşursan, seni yalanlamazlar. Onlar Ebûbekir, Osman b. Affan ve Ebû Ubeyde b. el-Cerrah (r.a.e.)’dir” dedi.


Bir gün Allâh (c.c.)’un Resûlü (s.a.v.) kızının evine girdi. Kızı, kocası Hz. Osman (r.a.)’in başını yıkıyordu. Hz. Peygamber (s.a.v.): “Ey kızım! Ebû Abdullah’a (Hz. Osman’a) daima iyilikte bulun. Çünkü o Ashâbımın içinde, ahlâk bakımından, bana en çok benzeyendir” buyurdu.


Resûlullâh (s.a.v.)’in kızı, Hz. Osman (r.a.)’in hanımı Hz. Rukiyye (r.ânhâ)’nın hanesine gittik; elinde bir tarak vardı. Bana: “Resûlullâh (s.a.v.) şimdi benim yanımdan çıktı. Onun başını taradım. Babam benden Hz. Osman (r.a.)’i sordu. Ben de: “Hayırlıdır, iyidir” dedim.
Babam: “Ona ikrâm et! Çünkü o, ahlâk bakımından bana Ashâbım’ın hepsinden daha çok benzer” buyurdu” dedi.


Hz. Alî (r.a.) şöyle anlatıyor: “Ben, Cafer ve Zeyd birlikte Resûlullâh (s.a.v.)’e vardık. Hz. Peygamber (s.a.v.), Zeyd (r.a.)’e: “Sen bizim kardeşimiz ve arkadaşımızsın” dedi. Bunun üzerine Zeyd (r.a.), sevincinden sıçrayarak çıktı. Sonra Hz. Peygamber (s.a.v.) Cafer (r.a.)’e “Sen şekil bakımından da, ahlâk bakımından da, bana benziyorsun!” dedi. Bunun üzerine Cafer (r.a.) de Zeyd (r.a.) gibi sıçrayarak sevincini gösterdi. Sonra bana: “Sen benden, ben de sendenim” dedi. Ben de sıçrayarak Cafer (r.a.)’in arkasından gittim.


(Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayâtü’s-Sahâbe, 3.c., 97.s.)

25Ağu 2020

Hz. Sevde Annemiz

Hz. Sevde Annemiz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in muhterem hanımlarındandır. Doğum tarihi kesin olarak bilinmeyen Hz. Sevde (r.anhâ)’nın vefatı ise Hz. Ömer (r.a.)’in halifeliğinin son yıllarına rastlamaktadır.


Sevde (r.anhâ) Hazretleri, Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in muhterem hanımlarındandır. Doğum tarihi kesin olarak bilinmeyen Hz. Sevde (r.anhâ)’nın vefatı ise Hz. Ömer (r.a.)’in halifeliğinin son yıllarına rastlamaktadır. Sevde (r.anhâ) Hazretleri, amcasının oğlu Sekran ibn-i Âmir ile ilk evliliğini yapmıştı. İslâmiyetin geldiği ilk yıllarda; kocası Sekran ibn-i Amr (r.a.) ile îmân ederek müslüman oldular. Bu sırada Mekkeli müşriklerin Müslümanlara yap tıkları eza ve cefâlar dayanılmaz, akıllara durgunluk verecek halde idi. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v.) Müslümanların Habeşistan’a hicretine izin vermişlerdi. Hz. Sevde (r.anhâ); kocası Sekran ile birlikte ikinci Habeşistan hicretine katılarak oraya gitmişlerdi. Daha sonra Habeşistan’dan Mekke’ye döndüler.

Hz. Sekran (r.a.), Mekke’ye dönüşünden kısa bir müddet sonra vefat etti. Hz. Sevde (r.anhâ), kocası Hz. Sekran (r.a.)’in vefatından önce şöyle bir rüyâ görmüştü: Rüyâda Peygamberimiz (s.a.v.), mübârek ayaklarını Sevde (r.anhâ)’nın omuzuna koymuşlardı. Hz. Sevde (r.anhâ) da gördüğü bu rüyâsını, kocası Hz. Sekran (r.a.)’a anlatmıştı. Rüyâyı dinleyen Sekran (r.a.) dedi ki: ”Ey Sevde, sen gerçekten böyle bir rüya gördünse, bu benim mutlaka öleceğime, senin de Hz. Peygamber (s.a.v.) ile evleneceğine bir işârettir.” Gerçekten de Hz. Sekran (r.a.) bu rüyadan birkaç gün sonra vefat etti. Hz. Sevde (r.anhâ), kocası Hz. Sekran’ın (r.a.) vefatında 50 yaşlarında idi. O’nun îmânındaki sadakati, bütün zorluklara rağmen İslâm dîninden dönmemesi, bu yolda başını ortaya koyması, Peygamberimiz (s.a.v.) üzerinde çok derin bir tesir bırakmıştı.

Aynı zamanda onu himaye etmek isteyen Peygamberimiz (s.a.v.) yaşlı ve dul olan Hz. Sevde’ye (r.anhâ) evlilik teklif etti. O ise bunu sevinerek kabul etti. Böylece üzüntüsü ve kederi gitmiş, yaratılmışların en şereflisine eş olma saadeti gelmişti.

(Ömer Faruk Hilmi, Ehl-i Beyt’in Fazîleti, 87.s.)

21Tem 2020

Peygamber Efendimiz’in Bazı Üstünlükleri

Peygamber Efendimiz’in Bazı Üstünlükleri yazımızda Resûlullâh (s.a.v.)’in mucizelerinden olan geniş ma’nâları içine alan mübârek sözlerinin, hadîs-i şerîflerinin sahîh ve açık senetlerle nakil edilmesi ve meşhûr olması ve diğer bazı üstünlükleri anlatılmaktadır.


Resûlullâh (s.a.v.)’in aklı, fehmi, ma’rifeti ve ilmi hiç kimseye nasîp olmayacak derecede çok fazla idi. Bunun en açık delîli, ümmî iken ve hiç kimseden bir şey öğrenmediği hâlde, işleri, hâlleri, tavırları, sözleri, ahlâkı, ilmi ve fazîleti o derecede idi ki, hiç kimsenin aklı ve ilmi ona ulaşamazdı. Tevrât’da, İncîl’de ve diğer ilâhî kitâplarda, suhûflarda bulunan sırları ve haberleri bilirdi. Hâlbuki ehl-i kitâbın âlimleriyle görüşmemiş, onlarla sohbet etmemiş ve onlardan bir şey öğrenmemişdi. Geçmiş ümmetlerin hâllerini, keşif ehli hükemânın hikmetlerini çok iyi bilirdi.


Resûlullâh (s.a.v.)’den sâdır olan misâller ve insanları gâyet iyi idâre etmesi, dînin hükümlerini anlatması, âdâb-ı şerîfesi, hisâl-i hamîdesi, aklının kemâline ve ilminin ziyâdeliğine delâlet eder. Nitekim O (s.a.v.)’in bu hasletleri beşer tâkatının üstünde idi. Hilmi, hayâsı, cömertliği, insanlara iyi mu’âmelesi, herkese karşı şefkati, za’îflere acıması, merhameti, adâleti, emîn olması, doğruluğu, afvı, mürüvveti, vefâsı, zühdü, kanâati, tevâzu’u, alçak gönüllülüğü, akrabâyı ziyâreti sevmesi ve diğer üstün huyları ve vasflarıyla son derece kemâl üzere idi. Dahâ fazlasını düşünmek mümkün değildi.


Resûlullâh (s.a.v.)’in devâm edegelen mucizelerinden birisi de, geniş ma’nâları içine alan mübârek sözlerinin, hadîs-i şerîflerinin sahîh ve açık senetlerle nakil edilmesi ve meşhûr olmasıdır.


Resûlullâh (s.a.v.) bir hadîs-i şerîfte: “Cevâmi-ül-kelim, ya’nî az sözle çok şey anlatıcı olarak ve korkulara gâlib gelici olarak gönderildim.” buyurmuşdur. İmâm-ı Buhârî (rh.a.)’in naklettiği sahîh bir hadîs-i şerîfte de şöyle buyrulmuşdur: “Din ve ahkâm, kıyâmete kadar bâkî kalacakdır.”

(Molla Cami, Şevâhidü’n-Nübüvve, 256.s.)

11Tem 2020

Resulullah Efendimiz Dilediğini Cennete Dahil Eder

Resulullah Efendimiz Dilediğini Cennete Dahil Eder. Mahşer gününde en büyük şefaat yetkisi Hz. Peygamber’e (s.a.v.) verilecektir. Efendimiz de bu yetkiyi her mümin için kullanacaktır.

Resûlullâh (s.a.v.)’in Allâh (c.c.) adına verdiğinde ve Allâh (c.c.) için engellemede bulunduğunda, istekte bulunanların ihtiyâçlarını Allâh (c.c.)’un lûtfuyla verdiğinde, dara düşmüşlerin sıkıntılarını Allâh (c.c.)’un yardımı ile açtığında, Allâh (c.c.)’un şefaatçi kılması sebebiyle dilediğine şefaat edip istediğini cennete koyacağında kim şek ve tereddüde düşebilir? Müslümânlardan bir tek kimse Resûlullâh (s.a.v.) hakkında, “Bunları kendisi yapıyor” diye itikâd etmemiştir. O (s.a.v.)’in, Allâh (c.c.)’un kullarının efendisi, yaratılmışların en üstünü ve en sevimlisi, Rabbi’ne en yakını olduğuna itikâd etmektedirler.

Hadîs-i şerîfte şöyle vârid olmuştur: “Hayatım sizin için hayırdır. Haber verirsiniz ve size de haber verilir. Ne zaman ben vefât edecek olursam, vefâtım da sizin için hayır olur. Yaptıklarınız bana arz olunur. Eğer hayır görürsem, Allâh (c.c.)’a hamd ederim. Şâyed şer olan bir işinizi görecek olursam, sizin için mağfiret dileğinde bulunurum…”

Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’in, dara düşenleri sıkıntıdan kurtaracağını; dilediği hakkında şefaat edip, istediğini cennete koyacağını bildiren hadîste Buhârî, Müslim ve diğer muhaddisler, ittifâk etmiş bulunmaktadırlar.

Allâhü Te‘âlâ bunu Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’e şu kavli ile tasrîh etmiş bulunmaktadır: “Ümmetimden, üzerinde hesâp bulunmayanı, cennetin kapılarından; sağ taraftaki kapıdan içeri koy. Onlar, diğer kapılarda, başkaları ile ortaktırlar.”

Bundan sonra, kafasında zerre kadar aklı bulunan bir Müslümân, Resûlullâh (s.a.v.)’in dilediği kimse hakkında şefaat edeceğine, dilediğini cennete koyacağında şüpheye düşer mi?

(Yûsuf en-Nebhânî, Şevâhidü’l Hakk, 240-241.s.)