Sami Efendi Hz. ve Muh. Ömer Öztürk

16Eyl 2020

Hz. Mahmud Sami Ramazanoğlu Cami Şerifi

Hz. Mahmud Sami Ramazanoğlu Cami Şerifi. Hz. Mahmud Sami Ramazanoğlu Cami, Yavuz Sultân Selîm Câmii gibi Osmanlı mîmârîsinin ince estetiğini açığa çıkaran bir eser olmuştur.

17 Eylül 2006 tarihinde yapımına başlanmış ve yaklaşık iki yılda tamamlanmıştır. Bânisi Hz. Sami (k.s.)’nun ma‘nevî evlâdı ve ihvâna kılavuzu Muhterem Ömer Muhammed Öztürk’tür.


23.5 x 28.5 metre ebadında bir alana yerleşmiş, dört ana kolon üstüne tek ana kubbe ve etrafında dört yarım kubbe şeklinde inşâ edilmiştir. Câminin külliye haline getirilmesine devâm edilmektedir. İstanbul’un Pendik ilçesine bağlı Yenişehir Mahallesi’nde bulunan cami; Yavuz Sultân Selîm Câmii gibi Osmanlı mîmârîsinin ince estetiğini açığa çıkaran bir eser olmuştur.


Caminin kendi adına yapıldığı Zât hakkında Kitâbe’de şöyle denilmektedir: “Silsile-i aliyye-i Nakşîbendiyye’nin otuz üçüncü postnişînleri olup silsile-i aliyyenin otuz ikinci postnişîni Şeyhü’l-meşâyîh es-Seyyid Muhammed Es‘âd Erbilî kuddise sirrûh Hazretleri’nin hâlîfelerindendirler. Hazret-i Zât-ı akdes’in şecere-i mübârekeleri, Ramazanoğlu Beyliği’nden Hz. Seyfullâh Hâlid bin Velîd (r.a.)’e uzanır. Hicrî 1308’de Adana’da dünyâyı teşrîf eden Zât-ı âli-kadrleri, 1404’te Medîne-i Münevvere’de irtihâl-i dâr-ı bekâ eylediler. Kabr-i şerîfleri Cennetü’l bakî’de ziyâretgâhtır.

Ulemâ-yı İslâm, “Bir asırlık mübârek ömürlerinin her ânında Sünnet-i seniyye-i Resûl-i Kibriyâ (s.a.v.)’i ihyâ eylediklerinde ve nice yüksek makamların sâhibi; Gavs, Müceddid, Sâhibü’z-zamân ve Câna yakın ülfet makâmının sâhibi ve asırların nâdir yetiştirdiği bir Zât-ı akdes olduklarında” ittifâk-ı ârâ eylemişlerdir.”


Allâhü Te‘âlâ yollarına ve şefâatlerine cümlemizi dâhil eylesin. Âmîn.
*Gavs: Yardım etmek, imdada yetişmek demektir. Bunun yerine “kutub” da kullanılır. En yüksek ma’nevî makamdır. Allah (c.c.) onların duası sebebiyle gelmesi muhtemel belâları def eder.


**Müceddid: Her asır başında geleceği Nebî (s.a.v.) tarafından müjdelenen, dinin yüksek hâdimleridir. Kendilerinden ve yeniden bir şey ortaya çıkarmazlar, yeni ahkâm getirmezler. İslâmî hükümlere harfiyen uyarak dinin aslını ortaya koyarlar ve ona karıştırılmak istenilen bid’atleri def ederler.


***Sâhibü’z-zamân: Zamanın etkisinden kurtulmuş; geçmiş, gelecek düşüncesinden sıyrılmış, ân-ı vâhidi yakalayan ve onu sürekli yaşayan kişidir. O, bu durumuyla zamanı aşmıştır.

15Ağu 2020

Allah Ehli Olanı Nasıl Anlarız?

Allah Ehli Olanı Nasıl Anlarız? Başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.


Allâh (c.c.) dostlarıyla sık sık irtibat kurmalı ve onların meclislerinde çok bulunmalıdır. Böyle yapmak hem din işlerine güç verir hem de hayır ve berekete sebep olur. Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Sana kendisi ile dünya ve ahirette kurtuluşa ereceğin, dinini güçlendiren bir şeyi bildireyim mi? İşte o, Allâhü Te‘âlâ’yı ananların meclislerine devam etmendir. Yalnız kaldığın zaman da dilini Allâhü Te‘âlâ’nın zikriyle devamlı meşgul tutmandır.” (Mişkat) Allâh ehli olanların kimler olduğunu araştırmak çok önemlidir. Allâh ehlinin alâmeti sünnete uymaktır. Çünkü Allâhü Te‘âlâ Hazretleri, kendi sevgili Peygamber (s.a.v.)’ini ümmetin hidâyeti için örnek olarak göndermiştir.

Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurulmaktadır: “(Ey Resûlüm) de ki: “Eğer siz Allâh’ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allâh da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allâh çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.” (Âl-i İmrân s. 31)
Kim Peygamberimiz (s.a.v.)’e tam bir şekilde uyarsa, o gerçekten Allâh ehlidir. Kim sünnete uymaktan ne kadar uzaklaşırsa, o kadar Allâh’a yakınlıktan da geri kalır. Tefsir alimlerinin yazdığına göre “Kim Allâhü Te‘âlâ’yı sevdiğini iddia eder de Resûlullâh (s.a.v.)’in sünnetine karşı çıkarsa, işte o yalancıdır. Çünkü sevginin usulü ve aşkın kanununa göre, kişi birini sevdiğinde onun evini, kapısını, duvarını, avlusunu, bahçesini hatta köpeğini ve merkebini bile sever.”


Özet olarak, bir kişinin Allâh dostlarından olduğu araştırıldıktan sonra, onunla ilişkileri geliştirmek, onu sık sık ziyaret etmek, onun ilminden istifade etmek, dinde yükselmeye sebeptir. Aynı zamanda bu Peygamberimiz (s.a.v.)’in bir emridir. Bir hadîste şöyle buyurulmuştur: “Cennet bahçelerine uğradığınızda bir şeyler elde ediniz.” Sahâbeler, “Ya Resûlallâh, Cennet bahçeleri nedir?” diye sorunca, “İlim meclisleridir!” buyurdu.

Hakk Yolda Kılavuz Ömer Muhammed Öztürk)

14Ağu 2020

Muhterem Ömer Öztürk ve Edep

Muhterem Ömer Öztürk ve Edep. Muhterem Ömer Muhammed Öztürk’ün sahip oldukları yüksek edep, her muâmelelerinde kendisini gösterir. Kalp kırmaktan son derece kaçınırlar, yakınındaki birinin bir hatasını söyleyebilmek için kalbi kırılmasın, incinmesin diye senelerce bekledikleri olmuştur.


Edep konusunda büyükler şöyle der: “Edebe riâyet etmeyen, sünnetlere riâyet etmeyi kaçırır, sünnetlere uymayı kaçıran farzları ve vacipleri gereği gibi yapmaktan uzaklaşır, farz ve vacip gibi dînin temellerinin yeterince yerine getirilememesi, kişiyi îmanını kaybetme tehlikesine duçar eder. Îmânını kaybedene binlerce vah olsun!” O halde mutlu sona ulaşmanın ana kaynağı, daha doğrusu başlangıç noktası edeptir. Adabın korunması işte bu sebeple büyük önem arz eder.


Edep bir taç imiş nur-i Hüda’dan
Giy ol tâcı emin ol her belâdan


Mısralarının bütün ihvâna ezberletilmesini emreden Hz. Sâmi (k.s.)’un hayrul halefi olan Muhterem Ömer Muhammed Öztürk’ün hayatı her konuda üstün bir edep dairesi içinde geçmektedir. Sohbetlerinde şöyle buyurmuştur:
“Büyükler, “İslâm’ın altıncı şartı edeptir.” derler. Bununla İslâm’ın 5 şartına bir şey eklemiş olmuyorlar. Ancak bu beş şartın hakkıyla yaşanabilmesi için edep kurallarına riâyet edilmesi gerektiğini söylemiş oluyorlar. İslâm edepler manzumesidir.” buyurarak edepten çok sık bahsederler.


Muhterem Ömer Muhammed Öztürk’ün sahip oldukları yüksek edep, her muâmelelerinde kendisini gösterir. Kalp kırmaktan son derece kaçınırlar, yakınındaki birinin bir hatasını söyleyebilmek için kalbi kırılmasın, incinmesin diye senelerce bekledikleri olmuştur. Allâh Resûlü (s.a.v.)’e karşı edepleri ise bambaşka bir dikkat ve ciddiyetle tecelli etmektedir. Sohbetlerinde şöyle buyurmuşlardır:


“Allâh (c.c.) ve Resûlü (s.a.v.)’e karşı en ufak bir saygısızlıkta bulunulmamalıdır. Resûlullâh (s.a.v.)’in kendisi, ebeveyni, zevceleri, çocukları, ehl-i beyti, sahâbesi için değil Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’i sevenler için dâhi dikkatli, edepli, temkinli ve saygılı bulunması gerektiğini beyan etmiştir. Hz. Mevlâna Celâleddin Efendimiz: “Ya Resûlullâh (s.a.v.), ben ağzımı bin kere misvaklarım, bin kere miskle, amberle yıkarım, yine de bu ağzı senin mübârek ismin olan Muhammed (s.a.v.)’i anmaya layık göremem.” buyurmuşlardır.


(Hakk Yolda Kılavuz Ömer Muhammed Öztürk, 248.s.)

13Ağu 2020

Ömer Muhammed Öztürk’ü Tanıyalım

Ömer Muhammed Öztürk’ü Tanıyalım. Ömer Muhammed Öztürk, 13 Ağustos 1946’da Adana’nın Seyhan ilçesi Tepebağ Mahallesi’nde doğdu. Doğumunda babası nüfus kaydını henüz Tarsus’tan Adana’ya naklettirmemişti. Onun için nüfus cüzdanında doğum yeri olarak ‘Tarsus’ yazılıdır.

Ömer Muhammed Öztürk, 13 Ağustos 1946’da Adana’nın Seyhan ilçesi Tepebağ Mahallesi’nde doğdu. Seyhan, daha sonra Adana’nın Merkez ilçesi haline geldi. Doğumunda babası nüfus kaydını henüz Tarsus’tan Adana’ya naklettirmemişti. Onun için nüfus cüzdanında doğum yeri olarak ‘Tarsus’ yazılıdır. Doğduğu seneyi rahmetli babası şöyle anlatır:
“O sene benim için büyük fütuhata sebep oldu. Ömer’in doğduğu sene Üstadımıza bağlandık, O’nun evlâdı olduk. O sene hacca gittim, işin içine rüşvet girdiği için müteahhitliği bırakmak istiyordum. O sene müteahhitliği bıraktım, demir ticaretine başladım. Ya Rabbi haramdan uzak duracağım ve kadınlarla muhatap olmayacağım bir iş nasip eyle, diye duâ ederdim. Hakikaten demir ticaretine girdik ve uzun süre bu işi yaptık.”
Babası, Mahmûd Sâmi (k.s.) Hazretleri’nin müridi olduğu için çocuğu ona götürmüşler. “Ömer olsun çocuğumuzun adı” buyurmuş ve bundan sonra da Mahmûd Sâmi (k.s.) Hazretleri’nin dizi dibinde ve onun terbiyesinde yetişmiştir. Bu kutlu başlangıçla birlikte 38 yıl süren beraberlik, Sâmi (k.s.) Hazretleri’nin son nefesine kadar devam etmiştir.
1980 yılında Mahmûd Sâmi (k.s.) Hazretleri, Ömer Öztürk’ü İstanbul’a tedâvi için gönderir. Ömer Öztürk, İstanbul’da iken bir gün Medine’de ev halkına sorar:
“Ömer Öztürk nerededir?” Ev halkı da: “İstanbul’da efendim, siz gönderdiniz tedâvi için” diyorlar.
“Yok, o şu anda Mekke’de bulunuyor, görev yeri O’nun Mekke.” demiştir. Daha sonra hastalık hali zuhûr edince Hacı Anne, Sami Efendi (k.s.) Hazretleri’nin ağzından şu sözlerin döküldüğünü nakletmiştir: “Ömer Öztürk’ün yanımda olmasını çok isterdim. Son nefesimde Allâh (c.c.)’dan dilerim inşallâh benim yanımda, başucumda bulunur.”


(Hakk Yolda Kılavuz Ömer Muhammed Öztürk)