Sahabe Hayatı

14Eyl 2020

Ashab-ı Kiram’a Sövmek, Noksanlık İsnat Etmek Haramdır

Ashab-ı Kiram Efendilerimiz’e Sövmek, Noksanlık İsnat Etmek Haramdır. Resûlullâh (s.a.v.) ashâba söven ve ezâ edenlerin kendisine ezâ ettiklerini bildirmiştir. Resûl-i Ekrem (s.a.v.)’e ezâ etmek ise haramdır.


Abdullah b. Muğaffel (r.a.)’den rivâyet edildiğine göre Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu:
“Ashâbım hakkında Allâh (c.c.)’dan korkunuz. Benden sonra onları lânete hedef tutmayın. Kim onları severse, bana olan sevgisiyle onları sevmiştir. Kim onlara buğzederse, bana olan buğzundan onlara buğzetmiştir. Onlara ezâ, cefâ verirse, bana vermiştir. Kim bana ezâ cefâ verirse, Allâh (c.c.)’a itaat etmemiştir, kim Allâh (c.c.)’a itaat etmezse, Allâh (c.c.)’un onu dünyada ve âhirette azâblandırması yakın olmuştur.” (Tirmizî)
Resûl-i Ekrem (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Benim ashâbıma sövmeyiniz. Kim onlara söverse; Allâh (c.c.)’un, meleklerin ve bütün insanların lâneti onun üzerine olsun. Allâh (c.c.) onun tevbesini, ibâdetini kabul etmez.” (Buhâri) Yine Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Benim ashâbıma sövmeyin. Çünkü ahir zamanda öyle kavimler gelir ki, onlar, ashâbıma söverler. Onların cenaze namâzlarını kılmayın. Onların arkasında namâz kılmayın. Onlarla kız alıp vermeyin. Onların meclislerinde oturmayın. Hastalanırlarsa, onları ziyâret etmeyin.” (Suyutî) “Kim benim ashâbıma söverse onu dövünüz.” (Taberânî)
Resûlullâh (s.a.v.) ashâba söven ve ezâ edenlerin kendisine ezâ ettiklerini bildirmiştir. Resûl-i Ekrem (s.a.v.)’e ezâ etmek ise haramdır. Çünkü Resûlullâh (s.a.v.): “Ashabıma ezâ etmekle bana ezâ etmeyin, onlara ezâ eden sanki bana ezâ etmiş gibi olur.” buyurmuştur. (Tirmizî) Ve yine Resûl-i Ekrem (s.a.v.), Ümmü Seleme (r.anhâ)’ya: “Âişe hakkında bana ezâ verme” buyurmuştur.
Fatıma (r.anhâ) için de: “O benden bir parçadır. Kim ona ezâ ederse, bana ezâ etmiş olur” buyurmuştur.


(Kadı İyaz, Şifâ-i Şerîf, 724-725.s.)

09Eyl 2020

Hutbede Dört Büyük Halifenin İsimlerinin Okunması

Hutbede Dört Büyük Halifenin İsimlerinin Okunması. Dört büyük halifenin isimlerini anmak hutbenin şartlarından olmasa da Ehl-i sünnet ve’l-cemaatin alâmetlerindendir.


Hulefâ-i Râşidîn Hazretleri’nin (dört büyük halifenin) isimlerini anmak hutbenin şartlarından olmasa da Ehl-i sünnet ve’l-cemaatin alâmetlerindendir. Onların isimlerini, bilerek ancak kalbi hasta ve itikadı bozuk kimseler anmaz.


Farz edelim ki, onların isimlerini söylemeyen bunu taassup ve inatla yapmamıştır. Peki hadîs-i şerîfteki “Her kim bir kavme benzerse o da onlardandır” (Ebû Dâvûd) tehdidi karşısında ne diyecek ve bu suçlamadan nasıl kurtulacaktır? Hâlbuki Peygamberimiz (s.a.v.): “Suçlanacağınız şeylerden uzak durunuz” buyurmuştur.


Dört hâlifenin isimlerini hutbede okumayan kimse, eğer Hz. Ebûbekir ve Hz. Ömer (r.a.e.)’in üstünlüğü konusunda şüphe içindeyse, o kimse Ehl-i sünnet ve’l-cemaat yolundan çıkmıştır. Hz. Osman ve Hz. Ali (r.a.e.)’i sevmek hususunda tereddüt içindeyse yine Ehl-i sünnet ve’l-cemaat yolundan çıkmış demektir.

Büyük din imamlarından nakledildiği şekilde, Hz. Ebûbekir ve Hz. Ömer (r.a.e.)’in üstünlüğünün sahabe ve tabiînin icmâı (söz birliği) ile kesin olduğunu ona anlatmak icâb eder. Bu büyük dîn imamlardan biri İmâm Şafiî’dir.


Ebû’l Hasen el-Eş’arî, önce Hz. Ebûbekir (r.a.)’in sonra Hz. Ömer (r.a.)’in bütün ümmetten üstün olduklarının kesin olduğunu söylemiştir.
Halifeliği zamanında Hz. Ali (r.a.)’in, memleketinin kürsüsünden kendi taraftarlarından büyük bir kalabalığa karşı: “Ebûbekir ve Ömer bu ümmetin en üstünleridir.” dediği mütevatir (yalan olmasına ihtimâl olmayan) bir haber olarak rivayet olunmuştur. İmâm Zehebî (rh.a.) bu sözün Hz. Ali (r.a.) tarafından söylendiğini seksen küsur kişinin rivâyet ettiğini söylemiş ve onlardan bir kısmının isimlerini saymıştır.”


(Allame Eş-Şeyh Alaaddin Abidin, Üç Boyutuyla İslâm İlmihâli, 343.s.)

30Ağu 2020

Hz. Peygamber Efendimiz’in Ashabı Hakkındaki Sözleri

Hz. Peygamber Efendimiz’in Ashabı Hakkındaki Sözleri başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.


İbn Ömer (r.a.) rivayet etti: Peygamber (s.a.v.): “Kureyş’ten üç kişi vardır ki, yüzleri yönünden insanların en güzelleri olduğu gibi ahlâkları ve hayâları yönünden de insanların en sabit olanlarıdırlar. Seninle konuşurlarsa, yalan söylemezler. Kendileriyle konuşursan, seni yalanlamazlar. Onlar Ebûbekir, Osman b. Affan ve Ebû Ubeyde b. el-Cerrah (r.a.e.)’dir” dedi.


Bir gün Allâh (c.c.)’un Resûlü (s.a.v.) kızının evine girdi. Kızı, kocası Hz. Osman (r.a.)’in başını yıkıyordu. Hz. Peygamber (s.a.v.): “Ey kızım! Ebû Abdullah’a (Hz. Osman’a) daima iyilikte bulun. Çünkü o Ashâbımın içinde, ahlâk bakımından, bana en çok benzeyendir” buyurdu.


Resûlullâh (s.a.v.)’in kızı, Hz. Osman (r.a.)’in hanımı Hz. Rukiyye (r.ânhâ)’nın hanesine gittik; elinde bir tarak vardı. Bana: “Resûlullâh (s.a.v.) şimdi benim yanımdan çıktı. Onun başını taradım. Babam benden Hz. Osman (r.a.)’i sordu. Ben de: “Hayırlıdır, iyidir” dedim.
Babam: “Ona ikrâm et! Çünkü o, ahlâk bakımından bana Ashâbım’ın hepsinden daha çok benzer” buyurdu” dedi.


Hz. Alî (r.a.) şöyle anlatıyor: “Ben, Cafer ve Zeyd birlikte Resûlullâh (s.a.v.)’e vardık. Hz. Peygamber (s.a.v.), Zeyd (r.a.)’e: “Sen bizim kardeşimiz ve arkadaşımızsın” dedi. Bunun üzerine Zeyd (r.a.), sevincinden sıçrayarak çıktı. Sonra Hz. Peygamber (s.a.v.) Cafer (r.a.)’e “Sen şekil bakımından da, ahlâk bakımından da, bana benziyorsun!” dedi. Bunun üzerine Cafer (r.a.) de Zeyd (r.a.) gibi sıçrayarak sevincini gösterdi. Sonra bana: “Sen benden, ben de sendenim” dedi. Ben de sıçrayarak Cafer (r.a.)’in arkasından gittim.


(Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayâtü’s-Sahâbe, 3.c., 97.s.)

25Ağu 2020

Hz. Sevde Annemiz

Hz. Sevde Annemiz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in muhterem hanımlarındandır. Doğum tarihi kesin olarak bilinmeyen Hz. Sevde (r.anhâ)’nın vefatı ise Hz. Ömer (r.a.)’in halifeliğinin son yıllarına rastlamaktadır.


Sevde (r.anhâ) Hazretleri, Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in muhterem hanımlarındandır. Doğum tarihi kesin olarak bilinmeyen Hz. Sevde (r.anhâ)’nın vefatı ise Hz. Ömer (r.a.)’in halifeliğinin son yıllarına rastlamaktadır. Sevde (r.anhâ) Hazretleri, amcasının oğlu Sekran ibn-i Âmir ile ilk evliliğini yapmıştı. İslâmiyetin geldiği ilk yıllarda; kocası Sekran ibn-i Amr (r.a.) ile îmân ederek müslüman oldular. Bu sırada Mekkeli müşriklerin Müslümanlara yap tıkları eza ve cefâlar dayanılmaz, akıllara durgunluk verecek halde idi. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v.) Müslümanların Habeşistan’a hicretine izin vermişlerdi. Hz. Sevde (r.anhâ); kocası Sekran ile birlikte ikinci Habeşistan hicretine katılarak oraya gitmişlerdi. Daha sonra Habeşistan’dan Mekke’ye döndüler.

Hz. Sekran (r.a.), Mekke’ye dönüşünden kısa bir müddet sonra vefat etti. Hz. Sevde (r.anhâ), kocası Hz. Sekran (r.a.)’in vefatından önce şöyle bir rüyâ görmüştü: Rüyâda Peygamberimiz (s.a.v.), mübârek ayaklarını Sevde (r.anhâ)’nın omuzuna koymuşlardı. Hz. Sevde (r.anhâ) da gördüğü bu rüyâsını, kocası Hz. Sekran (r.a.)’a anlatmıştı. Rüyâyı dinleyen Sekran (r.a.) dedi ki: ”Ey Sevde, sen gerçekten böyle bir rüya gördünse, bu benim mutlaka öleceğime, senin de Hz. Peygamber (s.a.v.) ile evleneceğine bir işârettir.” Gerçekten de Hz. Sekran (r.a.) bu rüyadan birkaç gün sonra vefat etti. Hz. Sevde (r.anhâ), kocası Hz. Sekran’ın (r.a.) vefatında 50 yaşlarında idi. O’nun îmânındaki sadakati, bütün zorluklara rağmen İslâm dîninden dönmemesi, bu yolda başını ortaya koyması, Peygamberimiz (s.a.v.) üzerinde çok derin bir tesir bırakmıştı.

Aynı zamanda onu himaye etmek isteyen Peygamberimiz (s.a.v.) yaşlı ve dul olan Hz. Sevde’ye (r.anhâ) evlilik teklif etti. O ise bunu sevinerek kabul etti. Böylece üzüntüsü ve kederi gitmiş, yaratılmışların en şereflisine eş olma saadeti gelmişti.

(Ömer Faruk Hilmi, Ehl-i Beyt’in Fazîleti, 87.s.)

17Tem 2020

Söz Üstadı: Süheyl Bin Amr

Söz Üstadı: Süheyl Bin Amr, Mekke’nin Fethi sırasında müslüman olmuştur. Hz. Ömer’in hilâfeti zamanında Şâm fethine iştirak etmiş ve orada şehîd düşmüştür.

Süheyl bin Amr (r.a.), Kureyş’in en beliğ hatiplerindendir. Mekke’nin Fethi sırasında müslüman olmuş ve Resûl-i Ekrem (s.a.v.) tarafından kendisine Huneyn ganimetinden hisse verilmiştir.


Süheyl bin Amr (r.a.) Mekke’de kâfir iken Resûl-i Ekrem (s.a.v.) aleyhinde hutbe îrâd ederdi. Bedir Muharebesi’nde Kureyş ile birlikte esir düşmüştü. Hz. Ömer (r.a.) bu fırsattan istifâde ederek Resûlullâh (s.a.v.)’e: “Yâ Resûlallah! Müsâade ediniz de aleyhinize söylediği sözlerin cezası olarak Süheyl’in iki ön dişlerini sökeyim aleyhinizde bir daha hutbe söyleyemesin.” dedi. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) de: “Yâ Ömer! Süheyl’i bırak, belki o bir gün gelir bir hutbe îrâd eder de senin takdîr ve şükranını kazanır” buyurdu.


Efendimiz (s.a.v.)’in bu sözleri irtihâl-i Nebevî’yi müteakip Arapların irtidâdı sırasında tahakkuk etti. Bir kargaşa sırasında Mekke’de, Kureyş’in îmân ve irâdesi sarsılmağa başlamıştı. Hattâ Mekke Valisi Attâb bin Üseyyid de saklanmaya mecbur olmuştu. Süheyl (r.a.) bu esnada mühim bir halk kitlesi karşısında şunları söyledi:
“Ey Kureyş cemâati! Sakın siz îmân edenlerin sonu, irtidad edenlerin de önü olmayınız, vallahi bu İslâm dini, güneş ile ayın doğuşundan batışına kadar beşeriyyeti aydınlatmaya devam edecektir.”


Ebû Bekr’is-Sıddıyk (r.a.)’in İrtihâl-i Nebevî’deki konuşmaları gibi uzun bir nutuk ile Attâb bin Üseyyid’i meydana çıkarmış ve Kureyş’i İslâm üzerine sebat ettirmiştir.


Mekke’nin Fethi sırasında Müslüman olan Kureyşliler arasında Süheyl bin Amr derecesinde metânet gösteren kimse bulunmamıştır.
Süheyl (r.a.) Kur’ân-ı Hakîm’in mukaddes huzuru karşısında yumuşak kalpliydi. Kur’ân-ı Kerîm’in tilâveti sırasında rengi sararır ve kemâl-i teessürle ağlardı. Hz. Ömer (r.a.)’in hilâfeti zamanında Süheyl (r.a.) bütün akrabasıyla Şâm fethine iştirak etmiş, hepsi bu gazalarda şehîd düşmüştür.


(Mahmûd Sâmî Ramazânoğlu (k.s.), Ashâb-ı Kirâm Menâkıbı, 315-318.s.)

28Haz 2020

Ashab’ın Sözlerine Müracaat Etmek

Ashab’ın Sözlerine Müracaat Etmek başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.


İbn Hazm ve ona uyan Zâhiriler, ilimden yalnızca şu sözü ezberlemişlerdir: “Allâh Resûlü (s.a.v.)’in sözü dışında kimsenin sözü huccet ve delil değildir.” Bu söz kendi mânâsıyla doğrudur. Fakat bunlar ondan batıl bir mana kasdetmişlerdir.


Evet teşrî ve tesis (hüküm koyma ve icra etme) cihetiyle huccet ve delil Allâhü Te‘âlâ’nın ve O’nun Resûlü (s.a.v.)’in sözleridir. Fakat bu sözler bize Ashâb-ı Kiram (r.a.e.) aracılığıyla gelmiştir. Bu durumda onların rey ve tefsirlerini nazar-ı itibara almadan, yalnızca kendi görüşümüzle biz bu sözlerin mânâ ve maksadlarını nasıl anlayabiliriz? Onların rey ve görüşü, bizim rey ve görüşümüze ışık tutar ve istikâmet verir. Onların rey ve görüşü nûr, îmân, hikmet, ilim, marifet, Allâh (c.c.) ve Resûlü (s.a.v.)’i anlama, ümmete karşı iyilik, şefkat ve nasihâtle dolu kalplerden kaynaklanmıştır.

Onların kalpleri birlikte yaşadıkları Hz. Peygamber (s.a.v.)’in kalbi gibidir. Aralarında ne uzaklık, ne de vasıta yoktur. İlim ve îmânı taptaze haliyle nübüvvet penceresinden almışlar, aldıklarına bizimki gibi ne belirsizlik karışmış, ne yabancı madde girmiş, ne de heva ve heves onları bozmuş veya kirletmiştir. Bundan dolayı Ebû Hanîfe (rh.a.), sahâbenin eserlerine, söz ve fiillerine en büyük itibarı göstermiş, Allâh Resûlü (s.a.v.)’in sözlerini kendi reyiyle değil, onların reyiyle tefsir etmiştir. İbn Hazm ve Zâhiriler ise, Allâh (c.c.) ve Resûlü (s.a.v.)’in sözlerini kendi oluşturdukları kişisel reyleriyle tefsir etmişler, sahâbenin eserlerini ise kulaklarının arkasına atmışlardır.


(Eşref Ali Et-Tehânevî, Hadislerle Hanefi Fıkhı, 15.c., 299-300.s.)

13Haz 2020

Hz. Ali’nin Dilinden Ölüm

Hz. Ali’nin Dilinden Ölüm başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

“Ey Allâh (c.c.)’un kulları! Vallâhi ölümden kurtuluş yoktur. Önüne durursanız yakalar, kaçarsanız yetişir. Kurtuluş yoluna koşunuz! Acele edin! Acele edin! Arkanızda sizi hemen isteyen bir kabir var. Onun sıkmasından, karanlığından ve yalnızlığından korununuz. Kabir ya cehennem çukurlarından bir çukur ya da cennet bahçelerinden bir bahçedir. O her gün üç defa lisan-ı hâl ile: “Ben karanlıklar eviyim! Ben yılan çıyan yuvasıyım! Ben yalnızlık diyarıyım!” der. Dikkat edin! Ondan ötesi daha da kötüdür. Ateşinin ısısı yüksek, dibi derin ve zinetleri de demir kelepçelerdir. Bekçisi Zebani’dir. Cehennemin ötesinde ise muttakîler için hazırlanmış, genişliği yer ve gökler kadar olan cennet vardır. Allâh (c.c.) bizleri ve sizleri müttakîlerden kılsın! Bizleri ve sizleri elem verici azaptan korusun.”

Hz. Ali (r.a.), dünya hayatının fâniliği hakkında şunları söylüyordu: “Ey Allâh (c.c.)’un kulları! Siz bu dünyadan göçüp gidenlerden farklı değilsiniz. Onlar sizden daha uzun ömürlü, daha kuvvetli, daha mamur beldelere ve daha ölmez eserlere sahip idiler. Birkaç nesil sonra sesleri sakinleşti ve tamamen duyulmaz oldu. Cesetleri çürüdü, yurtları bomboş kaldı ve eserleri yok oldu. Onlar muhteşem saraylarını, konforlarını ve atlastan dokunmuş yatak yastıklarını, üzerleri taşlarla örtülü, toprak yığılı viranelere, mezarlara değiştiler. Yerleri dar, sakinleri gariptir. Onlar orada yalnızların, kendi başının derdine düşenlerin ve birbirleriyle samimi olmayanların arasındadırlar. Heyhât! Onların, “Ya Rabbi! beni tekrar dirilt, belki iyi ameller yapar ve bıraktıklarımı tamamlarım.” demeleri sadece kendi laflarıdır. Onları arkalarında, tekrar diriltilecekleri güne kadar geri dönmelerine manî olan engeller vardır. Amel defterleri ortaya konur konmaz, günâhkarların defterlerinde olanlardan korktuklarını görürsün. Onlar “Vah bize, eyvah bize! Bu defter nasıl olmuş da büyük küçük, birşey bırakmadan hepsini muhafaza etmiş.” derler. Yaptıkları her şeyi o defterde görürler. Rabbiniz hiç kimseye zulmetmez.”

(Hz. Mahmud Sâmî (k.s.), Hz. Ali (r.a.), s.172-173)

08Haz 2020

Hz. Osman’ın Haya ve Tevazuu

Hz. Osman’ın Haya ve Tevazuu başlıklı yazımızı siz değerli Mevlana Takvimi okuyucularının istifadesine sunuyoruz.


Hz. Ebûbekir (r.a.) Peygamber (s.a.v.)’den içeri girmek için izin istedi. Hz. Peygamber (s.a.v.) yatağının üzerine uzanmış bir haldeydi. Hz. Ebûbekir (r.a.)’e izin verildi. Peygamber (s.a.v.) aynı halde duruyordu. Hz. Ebûbekir (r.a.), Resûlullâh (s.a.v.)‘e dediklerini dedikten sonra çıkıp gitti. Sonra Hz. Ömer (r.a.) izin istedi. Ona da izin verildi. O da Resûlullâh (s.a.v.)’i aynı şekilde, o hal üzerine gördü. Onun ihtiyacı da yerine getirildikten sonra çıktı. Sonra Hz. Osman (r.a.) izin istedi. Resûlullâh (s.a.v.) derhal kalktı ve Hz. Âişe (r.ânhâ)’ya: “Şu elbiseni benim üzerime güzelce derle de açık yerim kalmasın.” buyurdu. Böylece Hz. Osman (r.a.)’in sözlerini de Resûlullâh (s.a.v.) dinledi. İhtiyacı görüldü. O gittikten sonra Hz. Âişe (r.ânhâ): “Ey Allâh’ın Resûlü! Ne oluyor ki, Hz. Ebûbekir ve Ömer (r.a.e.)’e göstermediğin saygıyı Hz. Osman (r.a.)’a gösteriyorsun.” dedi. Hz. Peygamber (s.a.v.): “Osman çok hayâlı bir insandır. Eğer aynı hâlde ona izin verseydim, hayâsından ötürü ihtiyacını bana tam ifade edemezdi.” buyurdu.


Başka bir rivayette de şöyle buyurmuştur: “Meleklerin kendisinden hayâ ettiği bir kişiden hayâ etmeyeyim mi?” buyurdu ve devamla: “Nefsimi elinde tutana yemin ederim ki melekler Allâh (c.c.)’den ve Resûlü’nden hayâ ettikleri gibi ondan da hayâ ederler. Eğer Osman içeri girdiğinde sen bana yakın yerde olsaydın konuşamaz, başını kaldırıp bakamazdı. Böylece çıkıp giderdi.” dedi.


Hz. Osman (r.a.) halife iken bir katıra binmişti. Nail adındaki hizmetçisini de terkisine almıştı. Hz. Osman (r.a.) geceleri abdest suyunu kendisi hazırlardı. Ona “Bazı hizmetçilere söylesen bunu yaparlar!” denildi. Bunun üzerine: “Hayır! Onlardan bunu istemem. Çünkü geceler onların istirahât zamanıdır.” dedi. Hz. Osman (r.a.) geceleyin aile efradından hiç kimseyi uykudan uyandırmazdı. Ancak uyanık bulduğu bir kimseyi çağırır, o da abdest suyunu getirirdi. Hz. Osman (r.a.) bütün zamanını oruçlu geçiriyordu. Hz. Osman (r.a.) halifeyken, mescitte yalnız olarak ve bir örtüye bürünerek yatardı.


(Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatü’s-Sahabe, 3.c., 117.s.)

27May 2020

Selman-ı Farisi (r.a)’in Fazilet ve Kerameti

Selman-ı Farisi (r.a)’in Fazilet ve Kerameti. Selman-ı Farisi (r.a) Peygamberimiz (s.a.v.)’in güzide Sahabîlerinden birisidir. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hayır duasını almış ve övgüsüne nail olmuştur.

Selman-ı Farisi (r.a.) İsfehânlı’dır. Künyesi Ebû Abdul­lâh’dır. Emîr-ül Mü’minîn Ömer (r.a.) onu Medayn’a vâlî ta’yîn etdi. Emîrül Mü’minîn Osmân (r.a.)’in halîfeliği za­manında vefât etti. Siyer âlimleri Selmân-ı Fârisî (r.a.)’in uzun ömür sürdüğünü ve Hz. Îsâ (a.s.)’ın vâsîsine ulaş­tığını, iki yüz elli sene veyâ dahâ fazla yaşadığını söyle­mişlerdir.

Enes (r.a.) şöyle rivâyet etmiştir: Resûlullâh (s.a.v.) bir hadîs-i şerîfte: “Sâbıklar (öncekiler) dört kişidir. Arabın sâbıkı, önderi benim. Rûmun sâbıkı Suheyb’dir. Ace­min sâbıkı Selmân’dır. Habeşin sâbıkı Bilâl’dir” bu­yurdu. Diğer bir hadîs-i şerîfte: “Selmân bizdendir, Ehl-i beytdendir.” buyurdu.

Şöyle nakledilir: Selmân-ı Fârisî (r.a.)’in vefâtı yak­laşınca hanımına, bir miktâr misk verdi. “Onu suya koy ve başımın etrâfına saç, insan ve cin olmayan kimseler yanıma geleceklerdir.” dedi. Hanımı dedi ki, söylediği gibi yaptım, sonra dışarı çıktım. İçerden “es Selâmü aleyküm yâ Resûlullâh (s.a.v.)’in sâhibi, arkadaş.” diye bir ses duy­dum. İçeri girdim vefât etmişti. Yatağında uyuyor gibiydi. Sa’îd bin Müseyyib (rh.a.), Abdüllah bin Selmân (r.a.)’den naklen şöyle anlatmışdır: “Selmân-ı Fârisî (r.a.) bana dedi ki, “Ey kardeşim, hangimiz önce vefât ederse, önce vefât eden kendini hayâtta olana göstersin.” dedi. Ben “Bu mümkün olur mu?” diye sordum.

“Evet mümkün olur. Çünkü, mü’minin rûhu bedenden ayrılınca, istediği yere gidebilir. Kâfirin rûhu siccînde hab­sedilmişdir.” dedi. Selman-ı Farisi (r.a.) vefât etdi. Bir gün kaylûle için uyurken rü’yâmda Selmân-ı Fârisî (r.a.)’in geldiğini gördüm. Selâm verdi. Selâmını aldım ve “Yerini nasıl buldun.” dedim. “İyidir, tevekkül et, tevekkül ne iyi şeydir.” dedi ve bu sözü üç kerre tekrârladı.

(Molla Cami, Şevahidü’n-Nübüvve, 408.s.)

28Nis 2020

Kur’an-ı Kerîm’i tefsîr ve müdâfaa eden Sahâbe: İbn Abbas (R.A.)

Peygamber Efendimiz’in (S.a.v.) “Allah’ım ona İbni Abbas‘a Kitabı, Kitabın tefsirini ve hikmeti öğret. Allah’ım onu dinde ince anlayış sahibi kıl.” Şeklinde dua buyurduğu sahabi Abdullah bin Abbas kimdir? Kur’an-ı Kerîm’i tefsîr ve müdâfaa eden Sahâbe Abdullah bin Abbas kimdir?

Kur’an karşıtları Allâh Resûlü (s.a.v.)’den sonra yeni stratejilerle hamlelerine devam etmişler fakat Ashâb-ı Kirâm karşısında varlık gösterememişlerdir. Çünkü Allâh Resûlü (s.a.v.)’in medresesinde yetişen Kur’an talebeleri, iddiaları çürütmede ve problemleri çözmede son derece mahirdi. Farklı bölgelerde Kur’an-ı Kerîm’i tefsîr ve müdâfaa eden Sahâbe içerisinde Abdullah b. Abbas (r.a.)’in yeri farklıydı. O, Kabe’nin avlusunda oturur, tefsîr dersleri verirdi. Yine bir gün Kabe’nin avlusunda oturmuş, her iki tarafını kuşatan insanlar Kur’an’a dair ona soru yöneltiyor, o da soruları yanıtlıyordu. Nafi’ b. Ezrag, Necde b. Uveymir’le meclisine gelip, Kur’an-ı Kerîm’den bazı kelimeler sordu, tefsîrlerini yapmasını ve Arap dilinden onları doğrulayan beyitler okumasını istedi. İbn Abbas (r.a.), “Akıllarına gelen her konuyu sorabileceklerini” söyleyince, Nafi, 191 ayet okuyup bunlarda geçen garip kelimelerin ne anlama geldiklerini, Arapların bunları bilip bilmediğini ve Arapça’da kullanımı olup olmadıklarını sordu. İbn Abbas (r.a.) her kelimeyi önce tefsîr etti, ardından da Arap dilindeki kullanımlarını, okuduğu şiirlerle delillendirdi. Ulemâ da Kur’an-ı Kerîm etrafında oluşturulan şüpheleri izale etmek için yoğun gayret sarf etti. Fitnenin intişar ettiği yerlerde önde gelen inkarcılarla münazara yaptı. Sözün kalıcı olabilmesi için eserler kaleme aldı. Müfessirler de tefsîrlerinde inkarcılara muknî cevaplar verdi.

Kur’an-ı Kerîm’i tefsîr ve müdâfaa eden Sahâbe: İbn Abbas (R.A.)

İslâm coğrafyasının genişlemesi ve Müslümanların siyaseten güçlenmesine paralel olarak Kur’an karşıtlarının da duruşları değişti. Ayetleri inkarcı kimlikleriyle reddetmeye cesaret edemeyenler “Tefsîr” adı altında O’nun manasını çarpıttılar. Ayetlerin çok anlamlı yapısından istifade ederek, uzak te’vîllerle batıl görüşlerini Kur’an’la irtibatlı gibi gösterdiler.

(Kur’an-ı Kerîm Müdâfaası, s.205-206)