Sahabe Hayatı

28Haz 2020

Ashab’ın Sözlerine Müracaat Etmek

Ashab’ın Sözlerine Müracaat Etmek başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.


İbn Hazm ve ona uyan Zâhiriler, ilimden yalnızca şu sözü ezberlemişlerdir: “Allâh Resûlü (s.a.v.)’in sözü dışında kimsenin sözü huccet ve delil değildir.” Bu söz kendi mânâsıyla doğrudur. Fakat bunlar ondan batıl bir mana kasdetmişlerdir.


Evet teşrî ve tesis (hüküm koyma ve icra etme) cihetiyle huccet ve delil Allâhü Te‘âlâ’nın ve O’nun Resûlü (s.a.v.)’in sözleridir. Fakat bu sözler bize Ashâb-ı Kiram (r.a.e.) aracılığıyla gelmiştir. Bu durumda onların rey ve tefsirlerini nazar-ı itibara almadan, yalnızca kendi görüşümüzle biz bu sözlerin mânâ ve maksadlarını nasıl anlayabiliriz? Onların rey ve görüşü, bizim rey ve görüşümüze ışık tutar ve istikâmet verir. Onların rey ve görüşü nûr, îmân, hikmet, ilim, marifet, Allâh (c.c.) ve Resûlü (s.a.v.)’i anlama, ümmete karşı iyilik, şefkat ve nasihâtle dolu kalplerden kaynaklanmıştır.

Onların kalpleri birlikte yaşadıkları Hz. Peygamber (s.a.v.)’in kalbi gibidir. Aralarında ne uzaklık, ne de vasıta yoktur. İlim ve îmânı taptaze haliyle nübüvvet penceresinden almışlar, aldıklarına bizimki gibi ne belirsizlik karışmış, ne yabancı madde girmiş, ne de heva ve heves onları bozmuş veya kirletmiştir. Bundan dolayı Ebû Hanîfe (rh.a.), sahâbenin eserlerine, söz ve fiillerine en büyük itibarı göstermiş, Allâh Resûlü (s.a.v.)’in sözlerini kendi reyiyle değil, onların reyiyle tefsir etmiştir. İbn Hazm ve Zâhiriler ise, Allâh (c.c.) ve Resûlü (s.a.v.)’in sözlerini kendi oluşturdukları kişisel reyleriyle tefsir etmişler, sahâbenin eserlerini ise kulaklarının arkasına atmışlardır.


(Eşref Ali Et-Tehânevî, Hadislerle Hanefi Fıkhı, 15.c., 299-300.s.)

13Haz 2020

Hz. Ali’nin Dilinden Ölüm

Hz. Ali’nin Dilinden Ölüm başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

“Ey Allâh (c.c.)’un kulları! Vallâhi ölümden kurtuluş yoktur. Önüne durursanız yakalar, kaçarsanız yetişir. Kurtuluş yoluna koşunuz! Acele edin! Acele edin! Arkanızda sizi hemen isteyen bir kabir var. Onun sıkmasından, karanlığından ve yalnızlığından korununuz. Kabir ya cehennem çukurlarından bir çukur ya da cennet bahçelerinden bir bahçedir. O her gün üç defa lisan-ı hâl ile: “Ben karanlıklar eviyim! Ben yılan çıyan yuvasıyım! Ben yalnızlık diyarıyım!” der. Dikkat edin! Ondan ötesi daha da kötüdür. Ateşinin ısısı yüksek, dibi derin ve zinetleri de demir kelepçelerdir. Bekçisi Zebani’dir. Cehennemin ötesinde ise muttakîler için hazırlanmış, genişliği yer ve gökler kadar olan cennet vardır. Allâh (c.c.) bizleri ve sizleri müttakîlerden kılsın! Bizleri ve sizleri elem verici azaptan korusun.”

Hz. Ali (r.a.), dünya hayatının fâniliği hakkında şunları söylüyordu: “Ey Allâh (c.c.)’un kulları! Siz bu dünyadan göçüp gidenlerden farklı değilsiniz. Onlar sizden daha uzun ömürlü, daha kuvvetli, daha mamur beldelere ve daha ölmez eserlere sahip idiler. Birkaç nesil sonra sesleri sakinleşti ve tamamen duyulmaz oldu. Cesetleri çürüdü, yurtları bomboş kaldı ve eserleri yok oldu. Onlar muhteşem saraylarını, konforlarını ve atlastan dokunmuş yatak yastıklarını, üzerleri taşlarla örtülü, toprak yığılı viranelere, mezarlara değiştiler. Yerleri dar, sakinleri gariptir. Onlar orada yalnızların, kendi başının derdine düşenlerin ve birbirleriyle samimi olmayanların arasındadırlar. Heyhât! Onların, “Ya Rabbi! beni tekrar dirilt, belki iyi ameller yapar ve bıraktıklarımı tamamlarım.” demeleri sadece kendi laflarıdır. Onları arkalarında, tekrar diriltilecekleri güne kadar geri dönmelerine manî olan engeller vardır. Amel defterleri ortaya konur konmaz, günâhkarların defterlerinde olanlardan korktuklarını görürsün. Onlar “Vah bize, eyvah bize! Bu defter nasıl olmuş da büyük küçük, birşey bırakmadan hepsini muhafaza etmiş.” derler. Yaptıkları her şeyi o defterde görürler. Rabbiniz hiç kimseye zulmetmez.”

(Hz. Mahmud Sâmî (k.s.), Hz. Ali (r.a.), s.172-173)

08Haz 2020

Hz. Osman’ın Haya ve Tevazuu

Hz. Osman’ın Haya ve Tevazuu başlıklı yazımızı siz değerli Mevlana Takvimi okuyucularının istifadesine sunuyoruz.


Hz. Ebûbekir (r.a.) Peygamber (s.a.v.)’den içeri girmek için izin istedi. Hz. Peygamber (s.a.v.) yatağının üzerine uzanmış bir haldeydi. Hz. Ebûbekir (r.a.)’e izin verildi. Peygamber (s.a.v.) aynı halde duruyordu. Hz. Ebûbekir (r.a.), Resûlullâh (s.a.v.)‘e dediklerini dedikten sonra çıkıp gitti. Sonra Hz. Ömer (r.a.) izin istedi. Ona da izin verildi. O da Resûlullâh (s.a.v.)’i aynı şekilde, o hal üzerine gördü. Onun ihtiyacı da yerine getirildikten sonra çıktı. Sonra Hz. Osman (r.a.) izin istedi. Resûlullâh (s.a.v.) derhal kalktı ve Hz. Âişe (r.ânhâ)’ya: “Şu elbiseni benim üzerime güzelce derle de açık yerim kalmasın.” buyurdu. Böylece Hz. Osman (r.a.)’in sözlerini de Resûlullâh (s.a.v.) dinledi. İhtiyacı görüldü. O gittikten sonra Hz. Âişe (r.ânhâ): “Ey Allâh’ın Resûlü! Ne oluyor ki, Hz. Ebûbekir ve Ömer (r.a.e.)’e göstermediğin saygıyı Hz. Osman (r.a.)’a gösteriyorsun.” dedi. Hz. Peygamber (s.a.v.): “Osman çok hayâlı bir insandır. Eğer aynı hâlde ona izin verseydim, hayâsından ötürü ihtiyacını bana tam ifade edemezdi.” buyurdu.


Başka bir rivayette de şöyle buyurmuştur: “Meleklerin kendisinden hayâ ettiği bir kişiden hayâ etmeyeyim mi?” buyurdu ve devamla: “Nefsimi elinde tutana yemin ederim ki melekler Allâh (c.c.)’den ve Resûlü’nden hayâ ettikleri gibi ondan da hayâ ederler. Eğer Osman içeri girdiğinde sen bana yakın yerde olsaydın konuşamaz, başını kaldırıp bakamazdı. Böylece çıkıp giderdi.” dedi.


Hz. Osman (r.a.) halife iken bir katıra binmişti. Nail adındaki hizmetçisini de terkisine almıştı. Hz. Osman (r.a.) geceleri abdest suyunu kendisi hazırlardı. Ona “Bazı hizmetçilere söylesen bunu yaparlar!” denildi. Bunun üzerine: “Hayır! Onlardan bunu istemem. Çünkü geceler onların istirahât zamanıdır.” dedi. Hz. Osman (r.a.) geceleyin aile efradından hiç kimseyi uykudan uyandırmazdı. Ancak uyanık bulduğu bir kimseyi çağırır, o da abdest suyunu getirirdi. Hz. Osman (r.a.) bütün zamanını oruçlu geçiriyordu. Hz. Osman (r.a.) halifeyken, mescitte yalnız olarak ve bir örtüye bürünerek yatardı.


(Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatü’s-Sahabe, 3.c., 117.s.)

27May 2020

Selman-ı Farisi (r.a)’in Fazilet ve Kerameti

Selman-ı Farisi (r.a)’in Fazilet ve Kerameti. Selman-ı Farisi (r.a) Peygamberimiz (s.a.v.)’in güzide Sahabîlerinden birisidir. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hayır duasını almış ve övgüsüne nail olmuştur.

Selman-ı Farisi (r.a.) İsfehânlı’dır. Künyesi Ebû Abdul­lâh’dır. Emîr-ül Mü’minîn Ömer (r.a.) onu Medayn’a vâlî ta’yîn etdi. Emîrül Mü’minîn Osmân (r.a.)’in halîfeliği za­manında vefât etti. Siyer âlimleri Selmân-ı Fârisî (r.a.)’in uzun ömür sürdüğünü ve Hz. Îsâ (a.s.)’ın vâsîsine ulaş­tığını, iki yüz elli sene veyâ dahâ fazla yaşadığını söyle­mişlerdir.

Enes (r.a.) şöyle rivâyet etmiştir: Resûlullâh (s.a.v.) bir hadîs-i şerîfte: “Sâbıklar (öncekiler) dört kişidir. Arabın sâbıkı, önderi benim. Rûmun sâbıkı Suheyb’dir. Ace­min sâbıkı Selmân’dır. Habeşin sâbıkı Bilâl’dir” bu­yurdu. Diğer bir hadîs-i şerîfte: “Selmân bizdendir, Ehl-i beytdendir.” buyurdu.

Şöyle nakledilir: Selmân-ı Fârisî (r.a.)’in vefâtı yak­laşınca hanımına, bir miktâr misk verdi. “Onu suya koy ve başımın etrâfına saç, insan ve cin olmayan kimseler yanıma geleceklerdir.” dedi. Hanımı dedi ki, söylediği gibi yaptım, sonra dışarı çıktım. İçerden “es Selâmü aleyküm yâ Resûlullâh (s.a.v.)’in sâhibi, arkadaş.” diye bir ses duy­dum. İçeri girdim vefât etmişti. Yatağında uyuyor gibiydi. Sa’îd bin Müseyyib (rh.a.), Abdüllah bin Selmân (r.a.)’den naklen şöyle anlatmışdır: “Selmân-ı Fârisî (r.a.) bana dedi ki, “Ey kardeşim, hangimiz önce vefât ederse, önce vefât eden kendini hayâtta olana göstersin.” dedi. Ben “Bu mümkün olur mu?” diye sordum.

“Evet mümkün olur. Çünkü, mü’minin rûhu bedenden ayrılınca, istediği yere gidebilir. Kâfirin rûhu siccînde hab­sedilmişdir.” dedi. Selman-ı Farisi (r.a.) vefât etdi. Bir gün kaylûle için uyurken rü’yâmda Selmân-ı Fârisî (r.a.)’in geldiğini gördüm. Selâm verdi. Selâmını aldım ve “Yerini nasıl buldun.” dedim. “İyidir, tevekkül et, tevekkül ne iyi şeydir.” dedi ve bu sözü üç kerre tekrârladı.

(Molla Cami, Şevahidü’n-Nübüvve, 408.s.)

28Nis 2020

Kur’an-ı Kerîm’i tefsîr ve müdâfaa eden Sahâbe: İbn Abbas (R.A.)

Peygamber Efendimiz’in (S.a.v.) “Allah’ım ona İbni Abbas‘a Kitabı, Kitabın tefsirini ve hikmeti öğret. Allah’ım onu dinde ince anlayış sahibi kıl.” Şeklinde dua buyurduğu sahabi Abdullah bin Abbas kimdir? Kur’an-ı Kerîm’i tefsîr ve müdâfaa eden Sahâbe Abdullah bin Abbas kimdir?

Kur’an karşıtları Allâh Resûlü (s.a.v.)’den sonra yeni stratejilerle hamlelerine devam etmişler fakat Ashâb-ı Kirâm karşısında varlık gösterememişlerdir. Çünkü Allâh Resûlü (s.a.v.)’in medresesinde yetişen Kur’an talebeleri, iddiaları çürütmede ve problemleri çözmede son derece mahirdi. Farklı bölgelerde Kur’an-ı Kerîm’i tefsîr ve müdâfaa eden Sahâbe içerisinde Abdullah b. Abbas (r.a.)’in yeri farklıydı. O, Kabe’nin avlusunda oturur, tefsîr dersleri verirdi. Yine bir gün Kabe’nin avlusunda oturmuş, her iki tarafını kuşatan insanlar Kur’an’a dair ona soru yöneltiyor, o da soruları yanıtlıyordu. Nafi’ b. Ezrag, Necde b. Uveymir’le meclisine gelip, Kur’an-ı Kerîm’den bazı kelimeler sordu, tefsîrlerini yapmasını ve Arap dilinden onları doğrulayan beyitler okumasını istedi. İbn Abbas (r.a.), “Akıllarına gelen her konuyu sorabileceklerini” söyleyince, Nafi, 191 ayet okuyup bunlarda geçen garip kelimelerin ne anlama geldiklerini, Arapların bunları bilip bilmediğini ve Arapça’da kullanımı olup olmadıklarını sordu. İbn Abbas (r.a.) her kelimeyi önce tefsîr etti, ardından da Arap dilindeki kullanımlarını, okuduğu şiirlerle delillendirdi. Ulemâ da Kur’an-ı Kerîm etrafında oluşturulan şüpheleri izale etmek için yoğun gayret sarf etti. Fitnenin intişar ettiği yerlerde önde gelen inkarcılarla münazara yaptı. Sözün kalıcı olabilmesi için eserler kaleme aldı. Müfessirler de tefsîrlerinde inkarcılara muknî cevaplar verdi.

Kur’an-ı Kerîm’i tefsîr ve müdâfaa eden Sahâbe: İbn Abbas (R.A.)

İslâm coğrafyasının genişlemesi ve Müslümanların siyaseten güçlenmesine paralel olarak Kur’an karşıtlarının da duruşları değişti. Ayetleri inkarcı kimlikleriyle reddetmeye cesaret edemeyenler “Tefsîr” adı altında O’nun manasını çarpıttılar. Ayetlerin çok anlamlı yapısından istifade ederek, uzak te’vîllerle batıl görüşlerini Kur’an’la irtibatlı gibi gösterdiler.

(Kur’an-ı Kerîm Müdâfaası, s.205-206)

13Nis 2020

Bir gün adamın biri elbisesini çıkararak kızgın kumların üzerinde yatıp yuvarlanmaya başladı. Bir yandan da kendi kendine  “Cehennem ateşini tat! Geceleri murdar bir leş gibi oluyorsun, gündüzleri ise kahraman kesiliyorsun” diyordu. O sırada, bir ağacın gölgesinde oturmakta olan Hz. Peygamber (s.a.v.)’i gördü ve yanına vararak:

“Ey Allâh (c.c.)’un Resûlü! Nefsim bana galebe çaldı” dedi. Hz. Peygamber (s.a.v.) de ona: “Şunu bil ki göklerin kapıları senin için açıldı ve bütün melekler seninle iftihar ettiler” buyurdular. Sonra da Ashâbı (r.a.e.)’e dönerek “Kardeşinizin duâsından yararlanınız!” dediler. Bunun üzerine sahabilerin her biri ondan kendileri için duâ etmesini istediler. Hz. Peygamber (s.a.v.) de ona, hepsine birden duâ etmesini söylediler. O da şöyle duâ etti:

“Rabb’im! Takvâyı onlar için azık eyle ve kendilerini hidayet üzerinde bir araya getir!” Hz. Peygamber (s.a.v.) de onun için:

“Ey Rabb’im! Sen onu muvaffak eyle!” diye duâ ettiler. O da: “Allâh’ım! Onları cennetlik eyle!” dedi.

Hz. Peygamber (s.a.v.)’e bir gün kızgın kumlar arasında yatıp yuvarlanarak kendi kendisine; “Ey nefis! Geceleri uyku, gündüzleri ise tembellikle geçirir, sonra da cenneti umarsın” diyen biri geldi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) Ashabı (r.a.e.)’e: “Kardeşinizden duâ talep ediniz!” buyurdular. Sahabiler de ona: “Bizim için Allâh (c.c.)’a duâ et!” dediler. Adam:

“Rabbim! Onları hidayet üzerinde biraraya getir!” diye duâ etti. Sahabiler biraz daha duâ etmesini söylediler. Adam bu kez: “Ey Allah’ım! Takvâyı onlara azık yap!” dedi. Sahabiler bir kez daha duâ istediler. Hz. Peygamber (s.a.v.) de: “Kardeşlerinize biraz daha duâ et!” buyurdular.  Bunun üzerine adam: “Ey Rabbim! Onları muvaffak eyle! Kendilerini cennetine kabul eyle!” dedi.

(Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe,  c.3, s.80-81)

11Tem 2018

Seyyid’üş-Şühedâ Hazret-i Hamza (Radıyallahu anh) Rasûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz Hazretlerinin amucasıdır. Künyesi “Ebû Umâre, Ebû Ya’lâ’dır. Vâlidesi de Hâle bint-i Vüheyb bin Abd-i Menâf’dır.

Hâle, Rasûl-i Ekrem (Sallallahu Teâlâ aleyhi ve sellem) Efendimiz’in vâlide-i muhteremleri Cenâb-ı Âmine’nin akrabası idi. Rasûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’i emzirmiş olan, Ebû Leheb’in âzâdlısı Tüveybe, Hazret-i Hamza (Radıyallahu anh)’i de irdâ’ etmiş olmakla Rasûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizle süt kardeşi bulunuyordu. Rasûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’den iki yaş, ve bir rivâyete göre dörd yaş büyük idi. Bi’set-i Muhammediyye (Sallallahu aleyhi ve sellem)’in ikinci senesi müslümân olmuşdu.

Müşârun ileyh Kureyş arasında hamâset ve şecâatiyle meşhur olduğundan Hazret-i Hamza (Radıyallahu anh)’in müslümân olması, hiç şübhesiz İslâmiyyet için büyük bir kuvvet ve mesned idi.

Hazret-i Hamza (Radıyallahu anh) Medîne’ye hicret etmiş Bedir Harbinde fevkal’âde yararlıklar göstermişdir. Kureyş rüesâsından Tuayme bin Adiyy Hazret-i Hamza tarafından öldürülmüşdür. Uhud Harbi’nde de ibrâz etdiği kahramanlıklarla Kureyş’in en nâmdar bahâdırlarından otuz kadarını tepelemiş ve kendisi de yirmiden fazla yara almışdı.

Nihâyet Cübeyr bin Mut’ım’in kölesi Vahşî tarafından atılan bir zencî mızrağıyla şehîd edilmişdir. (Radıyallahu anh).

İslam Târihinde her ne zaman Uhud Gazvesi yâd olunsa Uhud’daki şühedâ kafilesinin alemdârı olarak Seyyid’üş-Şühedâ Hazret-i Hamza (Radıyallahu anh) anılır.

(Hz. Mahmûd Sâmî Ramazânoğlu (K.S.),

Ashâb-ı Kirâm (R.A.), S. 331-332)

 

11Tem 2018

Üseyyid bin Hudayr bin Simâk el-Ensârî (Radıyallahu anh)’in künyesi “Ebû Yahya”dır rüesâ-yı Ensâr’dandır.

Emr-i hılâfetin tekarrürü esnâsında “Bizden bir emir ve sizden bir emir olsun” sözüne gidildiği takdirde emârete Hazrecîlerden Sa’d ibn-i Ubâde namzed olduğu gibi Evsîlerden de bu zât-ı âlî kadir namzed idi.

Vakt-i Cahiliyye’de Hazrec ile Evs arasında vuku bulan harblerde babası Hudayr, Evs’in yegâne fârisi bulunuyordu. Üseyyid (Radıyallahu anh) de vak’a-i Buâs’da Evsîlerin reîsi idi.

Huneyn Gazâsı bozgunluğunda Üseyyid (Radıyallahu anh) kendi kabîle firârîlerine:

“Yâ Evs!” diye nidâ etdiğinde Evsîler sür’atle icâbetle mutâvaat göstermişlerdir.

İslâm’ı Mus’ab bin Umeyr (Radıyallahu anh) delâletiyle Akabe-i Ûlâ bey’atından sonra Medîne-i Münevvere’de vuku bulmuşdur. Sâbikıyndandır.

Hazret-i Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz Zeyd ibn-i Hârise (R.A.) ile beynlerinde muâhât icrâ buyurmuşlardı.

Kendileri ukalâ-yı kamilînden ve ehl’i re’y zevâtdan idi. Ebû Bekir (R.A.)’in hilâfeti için bey’atda Cenâb-ı Üseyd’in eser-i azîmi olmuşdur.

Feth-i Mekke seferinde Mevkib-i Hümâyûn’da Sultân’ül-Enbiyâ (Sallallahu Teâlâ aleyhi ve sellem) Efendimiz’in sağ câniblerinde Ebû Bekir (Radıyallahu anh) ve sol câniblerinde bu zât-ı âlî-kadir bulunmuşdur. Hazret-i Ebû Bekir (Radıyallahu anh) hılâfeti zamanında Üseyyid bin Hudayr (Radıyallahu anh)’e ziyâde hürmet ve mürâât buyururlardı.

Üseyyid bin Hudayr (Radıyallahu anh) kırâat-i Kur’an’da sadâ cihetiyle ahsen-i nâs idi.

Ümm’ül-müminîn Hazret-i Âişe (Radıyallahu anhâ)’dan mervîdir ki:

“-Ensârdan üç zât vardır, fazl cihetiyle kendilerinin fevkinde kimse sayılmazdı, üçü de benî Abd’il-Eşhel’dendir: Sa’d ibn-i Muâz, Üseyyid bin Hudayr ve Abbâd bin Bişr buyurmuşlardır.

Resûl-i Ekrem (Sallallahu Teâlâ aleyhi ve sellem) Efendimiz:

“Üseyyid bin Hudayr iyi insandır” diye senâ etmişdir.

(Hz. Mahmûd Sâmî Ramazânoğlu (K.S.), Ashâb-ı Kirâm (R.A.), S. 215)

 

11Tem 2018

Hz. Ebû Bekir (R.A.) fıtraten halîm, selim, son derece refik ve şefik idi.

Bununla beraber vazife ve mes’ûliyet işlerinde zerre kadar müsâmaha göstermezdi. Onun rıfk ve mülâyemeti, şahsi muâmelâtına ait idi. Din ve millet işlerinde en küçük bir tereddüdü, en basit müsâmaha ile göz yumduğu görülemezdi. Ve fakat nâsın kusurlarını izaz i’zam etmez onlara kusurları derecesinde muamele gösterirdi

Mücrimleri takip ve te’dip hususunda zerre kadar ihmal göstermemekle beraber siyasi mücrimleri icabına göre muamele ve afv ederdi.

Ehli zimmetin hukukunu, emniyet ve masuniyetini gözetirdi.

Gayri müslimlerin hiç bir mabed ve kilisesi yıkılmazdı.

Çanlarını çalmaktan, ayinlerini yapmaktan men olunmazlardı.

Hz. Ebû Bekir (R.A.), Resûl-i Ekrem (S.A.V.) Hz.lerinin en sevgilisi, dostu esrarı nübüvvetin en samimi mahremi idi. Resûl-i Ekrem (S.A.V.) Efendimiz hep yapdığı işleri Ebû Bekir Es-Sıddîk ile birlikte yapardı.

Resûlullah (S.A.V.) Hz.lerinin Ebû Bekir (R.A.)’a muhabbeti başka bir neş’e ile tecelli ediyordu.

İrtihal buyuracağı sırada Resûl-i Ekrem (S.A.V.) Efendimiz şu sözleri buyurmuştu: “Dostluğu, yardımı itibariyle kendisine en çok minnetdar olduğum arkadaş Ebû Bekir’dir. Rabbimden başka bir halil ittihaz edecek olsam yine Ebû Bekr’i ittihaz ederdim. Onunla benim aramda İslâmiyyet kardaşlığı ve meveddeti vardır. Mescidin bütün kapıları kapansın, yalnız Ebû Bekir’in kapısı açık kalsın.”

Amr bin As, Resûl-i Ekrem (S.A.V.) Efendimiz’e: “En çok sevdiğin kimdir?” diye sormuş. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz de: “Âişe” buyurmuş. Erkeklerden en çok sevdiğin kimdir Ya Resûllullah? diye sormuş “Âişe’nin babası”. Sonra kimi seversiniz dediğinde “Ömer’i” buyurdular. Sonra başkalarını saydı.

Peygamber (S.A.V.) Efendimizin arzuları hilâfına bir hareket, olup da müteessir olduklarında Hz. Ebû Bekir gelecek olursa derhal tebessüm eder, teessür ve iğbirarı zâil olurdu.

(Hz. Mahmûd Sâmî Ramazânoğlu (K.S.), Hz. Ebû Bekir (R.A.), S. 53-5)

11Tem 2018

Hz. Âişe (R.A.) Vâlidemiz şöyle buyuruyorlar:

“Uhud Harbi anıldığında Ebû Bekir (R.A.) “-O gün Talha (R.A.) çok savaştı.” derler ve şunları anlatırlardı: “Uhud Savaşı’nda Resûlullâh (S.A.V.)’in yanlarına vardığımızda, mübârek vech-i sa’âdetleri yaralanmış ve birkaç kişiyi de şehîd olmuş hâlde bulduk. Miğferinin iki halkası mübârek yüzlerine batmıştı. Nebî-yi Ekrem (S.A.V.) bize Talha (R.A.)’ı kasdederek: “-Arkadaşınızın yardımına koşunuz, o çok kan kaybetti.” diye emrettiler. Talha (R.A.)’ı, o civârdaki çukurlardan birinde bulduk. Üzerinde yetmiş küsür ok, mızrak ve kılıç yarası vardı. Parmağı da kesilmişti. Kendisine emr-i Nebevî (S.A.V.) gereğince yardım yaptık.”

Enes bin Mâlik (R.A.) şöyle rivâyet ediyor: “Amcam Enes bin Nadr (R.A.), Bedir Gazvesi’nde bulunamamıştı. Resûl-i Ekrem (S.A.V.)’e gelip: “-Yâ Resûlallâh, müşriklerle yaptığın ilk gazvede bulunamadım. Eğer bundan sonraki gazvelerde bulunmağı Allâh ihsân ederse, nasıl harb edeceğim görülür.” dedi. Uhud Gazvesi’nde Müslümânlar dağılmağa yüz tuttuğunda O: “-Allâh’ım, Ashâb nâmına senden özür dilerim! Müşriklere karşı da sana sığınırım.” dedi. Ve düşmana karşı ilerlerken karşısına Sa’d İbn-i Muâz (R.A.) çıktı. Ona: “-Yâ Sa’d İbn-i Muâz, Cennet’i istiyorum ve Nadr’in Rabbine yemîn ederim ki ben, Uhud tarafından Cennet’in kokusunu duyuyorum.” dedi. Daha sonra Sa’d İbn-i Muâz (R.A.), Resûl-i Ekrem (S.A.V.) Efendimiz’e: “-Yâ Resûlallâh, ben O’nun gösterdiği hârikaları tasvîre muktedir değilim!” dedi. Enes bin Mâlik (R.A.) diyor ki: “O’nu bulduğumuzda üzerinde seksen küsür kılıç, mızrak ve ok yarası vardı. Şehîd olmuştu ve müşrikler O’nu müsle yapmışlardı. (Burnunu, kulaklarını vesâir uzuvlarını kesmek ve gözlerini oymak, çirkin şekle sokmak) O’nu ancak kız kardeşi parmaklarından tanıyabildi. Biz şu Âyetin O’nun ve O’nun gibileri hakkında indiğini zannediyoruz: “Mü’minler içinde öyle mert öyle kahraman erler vardır ki Allâh’a verdikleri sözü yerine getirdiler. İçlerinden kimi ahdini tamamladı. Kimi de tamamlamağı bekliyor. Bunlar zerre kadar değişmediler.” (Ahzâb: 23)

(M. Yûsuf Kandehlevî (Rh.A.), Hayâtü’s-Sahâbî (R.A.), C. 2, S. 516)