Sahabe Hayatı

11Haz 2021

Sahabe’den Addas Radıyallahu Anh

Sahabe’den Addas Radıyallahu Anh başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Şeybe b. Rebia’nın azatlısıdır. Mavsıl köylerinden biri olan Ninova halkından bir Hristiyan idi. Taif’te Peygamber (s.a.v.) ile karşılaştı. İbn İshâk şöyle demiştir:
“Şeybe ve Utbe Taif’te idiler. Peygamber (s.a.v.) Taiflileri İslâm’a çağırdığında reddettikleri zaman bu ikisi şahit olmuşlardı. Addas (r.a.)’e dediler ki: “Şu üzümden bir salkım al, tabağa koy ve şu adama götür, yemesini söyle.” Addas (r.a.), kendisine verilen talimatı yerine getirdi. Resûlullâh (s.a.v.), elini tabağa uzatınca: “Bismillah” dedi. Addas (r.a.), şaşırdı ve şöyle dedi: “Bu sözü, bu beldelerin ahalisi söylemez.”
Bunun üzerine kendisinin Allâh’ın Resûlü olduğunu ona anlattı. O da onu sıfatlarından tanıdı. Addas (r.a.), Resûlullâh (s.a.v.)’in üzerine kapandı. Başını, ellerini ve ayaklarını öptü. Addas (r.a.) dönünce, ona şöyle sitem ettiler: “Yazıklar olsun sana ey Addas! Sakın bu adam seni dininden çıkarmasın.”
Süleyman et-Teymi şöyle demiştir: “Bize ulaştı ki, Allâh (c.c.)’un Resûlullâh (s.a.v.)’i özel kıldığı ilk şey Hira’da gösterdiği rüyadır. O, kavminin ilâh dedikleri şeylere yaptıklarından firar ederek Hira’ya çıkardı. Cebrail (a.s.) ona nazil olarak yaklaşmış, o da korkmuştu. Hatice (r.anhâ) ona dedi ki: “Müjdelen! Sen bu ümmetin peygamberisin. Nitekim evlenmeden önce bana hizmetçim ve rahip Bahira bunu haber vermişlerdi.” Sonra onun yanından çıkıp rahibe gitmiş ve o da ona: “Şüphesiz Cebrail Allâh’ın Resûllerine gönderdiği güvenilir elçisidir.” demişti. Sonra onun yanından ayrılıp Utbe b. Rebia’nın Ninova’lı Hıristiyan kölesi Addas (r.a.)’e gitti ve ona anlattı. Addas (r.a.) şöyle dedi: “O (Cebrail) Allâh ile peygamberleri arasında emini, Musâ ve İsâ (a.s.)’ın arkadaşıdır.”
(İbnu Hacer el-Askalânî, el-İsabe (Seçkin Sahabeler), s.161-162)

07Haz 2021

İlk İman Edenler

İlk İman Edenler başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’e kadınlardan ilk önce îman getiren Hz. Hatîce (r.anhâ)’dır. Kadın tâifesine bu fazîlet ve şeref yeter ki, herkesten önce îman getirmek onlara müyesser oldu. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz hazretlerinin daima şerefli rızasını gözetip O (s.a.v.)’e en üstün derecede meyil ve muhabbet üzere olduğu için Hâkk Teâlâ hazretleri Hatîce (r.anhâ)’ya bu saadeti lâyık gördü ve ihsân buyurdu. Erkeklerden ilk önce îman getiren ise Ebû Bekir Sıddık (r.a)’dır. Allâhü Te‘âlâ ondan razı olsun.
İbn-i Abbâs, Hassan bin Sâbit, Esmâ binti Ebû Bekir, Nehaî, İbnü’l-Maceşûn ve Muhammed bin Münkedir (r.a.e.) ittifâk etmişlerdir ki, erkeklerde ilk önce îman getiren Hz. Ebû Bekir (r.a)’dir. Bâzıları dediler ki: “Hz. Ali bin Ebî Tâlib (r.a) henüz bülûğ çağına ermemişti ve Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’in hizmetinde bulunurdu. Hz. Hatîce (r.anhâ)’dan hemen sonra o îmân getirmiştir.” Taberî (r.âleyh)’in bildirdiği üzere Hz. Ali Efendimiz o vakit on yaşında idi. Selmân, Ebû Zerr, Mikdad, Habbab, Câbir, Ebû Saîd Hudrî ve Zeyd bin Erkam (r.a.e.) ittifâk etmişlerdir ki, Hz. Hatîce (r.anhâ)’dan sonra hemen Hz. Ali (r.a.) imâna gelmiştir.
Ama erkeklerde olsun dişilerde olsun Hz. Hatîce (r.anhâ)’dan önce kimse imâna gelmeyip herkesten önce Hz. Hatîce (r.anhâ)’nın imâna geldiğinde ittifâk vardır ve bunda asla ihtilâf yoktur.
İbn-i Salâh (r.aleyh) der ki: “Bu ümmetin ilk önce îmana gelenleri hakkında lâyık olan şöyle demektir: Hür olup âkil ve bâliğ olanlardan ilk önce imâna gelen Ebû Bekir Sıddık (r.a.)’dir. Oğlancıklarda Hz. Ali (r.a)’dir. Kadınlarda Hz. Hatîce (r.anhâ)’dır. Âzâd olmuş kullarda Zeyd (r.a.)’dir. Âzâd olmayan kullarda Bilâl-i Habeşî (r.a.)’dir. Allâh (c.c.) onların hepsinden razı olsun.”
(İmâm Kastalânî, Mevâhib-i Ledünniyye, c.1, s.69-70)

11May 2021

Ashabı Kiram’ın Hepsi Hak Üzeredir

Ashabı Kiram’ın Hepsi Hak Üzeredir başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Geçmiş ulema Resûlullâh (s.a.v.)’in Ashâbı (r.a.e) arasında geçen olaylar hakkında uzak durmak, dilleri onlara kusur ve eksiklik içeren sözlerden temiz tutmak görüşündedirler. İbn Kudame el-Makdisî, Lum’atu’l-İtikad adlı eserinde der ki; “Sahabelerin kötülüklerinden ve onların arasında geçenlerden bahsetmekten uzak durmak, üstünlüklerine inanmak ve önceliklerini tanımak sünnettendir.”
Ahmed, Müsedded bin Müserhed’e şöyle bir mektup yazmıştır: “Resûlullâh (s.a.v.)’in Ashâbı (r.a.e.)’in kötülüklerinden bahsetmekten uzak durup fazîletlerini anlatın. Onların arasında geçenlerden kendinizi tutun. Dinin hakkında hiçbir bid’atçi ile istişare etme ve onunla beraber yolculuk yapmayın.”
Ahmed (r.âleyh), Abdus bin Malik’e sünnetin esâsları hakkında şunları yazmıştır: “Şunlar sünnetin esaslarındandır; Resûlullâh (s.a.v.)’in sahâbelerinden birine kusur bulan, ona buğzeden veya kötülüklerinden bahseden kişi, onların hepsine karşı hürmet edip kalbini onlara karşı selim tutuncaya kadar bid’atçidir.”
el-Eşari, el-İbâne’de der ki; “Ali, Zübeyr ve Âişe (r.a.e.) arasında geçenlere gelince, bu ancak onların içtihat ettiklerine yorumlanır. Âli (r.a.) imâmdır, hepsi de içtihâda ehildir. Peygamber (s.a.v.) onların cennetlik ve şehit olduklarına şahitlik etmiştir. Bu onların hepsinin de içtihatlarında hak üzere olduklarını gösterir. Aynı şekilde Ali ile Muaviye (r.a.e.) arasında geçenler de böyle olup içtihat etmiş olmalarıyla yorumlanır. Sahâbelerin hepsi de güvenilir olup, dinde ithâm edilemezler.”
Kadı İyaz, Sahih-i Müslim şerhinde şöyle der; “Muaviye (r.a.), sahâbenin adâletlilerinden ve fazîletlilerindendir. Onunla Ali (r.a.) arasında meydana gelen savaşlar ve sahabeler arasında geçenler, içtihat ile yorumlanır. Hepsinin de isabetli hareket ettiğine itikad edilir.”
(İbnu Hacer el-Askalânî, el-İsabe (Seçkin Sahabeler), s.29-30)

30Nis 2021

Kadın için En Hayırlı Mescid

Kadın için En Hayırlı Mescid başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Kadınlar, Allâh Resûlü (s.a.v.)’in izniyle cephede de görev almış, tabiat ve fıtratına uygun işlerde Allâh (c.c.)’un emir ve nehiylerine uyarak görev ifâ etmişlerdir. Nitekim Muavviz binti Rubeyyi (r.ânhâ), Allâh Resûlü (s.a.v.) ile birlikte gazvede olduklarını, kendisi ve hanım arkadaşlarıyla beraber askerlerin su, sargı malzemeleri vb. ihtiyaçları giderdiklerini, yaralı ve şehitlerle ilgilenerek gerekli tedavi ve sevk işleriyle meşgul oluklarını anlatmıştır. (Buhârî)
Resûlullâh (s.a.v.) ilimden habersiz olmamaları, vahyin terbiyesiyle hayatlarına yön vermeleri için cami cemaatine tam tesettürlü olarak gelmelerine izin vermiştir. Onların eşleri ve ebeveynlerinden kendilerine engel olmamalarını ve izin vermelerini de emir buyurmuştur. (Müslim)
Ümmü Humeyd es-Saidiyye (r.ânhâ), Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’e gelerek arkasında namâz kılmayı sevdiğini söyler. Bunun üzerine Allâh Resûlü (s.a.v.) de ona: “Senin benimle namâz kılmayı sevdiğini muhakkak biliyorum. Ne var ki senin odanda kıldığın namâz, hücrende kıldığından, hücrende kıldığın meskeninde kıldığından, meskeninde kıldığın mahalle mescidinde kıldığından, mahalle mescidinde kıldığın da benim mescidimde kıldığın namâzdan daha hayırlıdır” (Ahmed b. Hanbel) buyurmuştur. Diğer bir rivayette de şöyle buyuruyor: “Kadınların mescitlerinin en hayırlıları odalarının derinlikleridir.” (Taberani)
Hz. Âişe (r.ânhâ) validemizin şu sözü çok manidardır: “Şayet Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz kadınların kendisinden sonra düşmüş oldukları duruma yetişip bunu görseydi, elbette onları Beni İsrail’in kadınlarının men oldukları gibi mescidlere gitmekten tamamen men ederdi.” (Buhârî)
(Hadislerden Derleme)

17Nis 2021

Tek Ölçü Sünnet-i Seniyye’dir

Tek Ölçü Sünnet-i Seniyye’dir başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Ülkemizde Müslümanların içerisine düştüğü ve İslâmî terakkîye mâni olan en önemli hastalıklardan bir tanesi de Müslümanların peşlerinden gittikleri liderleri ve şeyhleri için “Benim şeyhim ve liderim ne yaparsa doğrudur, o yanlış yapmaz, onun bir bildiği vardır.” anlayışıdır. Bu yanlış anlayışa karşı Muhterem Ömer Muhammed Öztürk bir sohbetinde şunları söylemiştir:
“Eğer peşinden gittiğin zâtın söylediği söz, fiil ve davranışları; Resûlullâh (s.a.v)’e uyuyorsa doğru, uymuyorsa yanlıştır. “Benim şeyhim, önderim, ağabeyim çok büyük bir zâttır. Bir bildiği vardır. Ma’nen çok büyüktür, şöyle kerâmetleri görülmüştür, işte şunun için yapmıştır.” gibi zorlama yorumlara girmeden söylenecek tek söz: “Bizim için tek bir ölçü ve dünya-âhiret kurtuluş reçetesi vardır; o da Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’in Şerîat-ı Garrâ-i Muhammediyesi’dir. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in sünnetine uyan her şey doğrudur, haktır, gerçektir. O (s.a.v.)’e uymayan her şey de her ne sebeple yapılırsa yapılsın yanlıştır, bâtıldır. Müslüman, karşısına gelen hâdiseyi, sünnet aynasına tutacak. Eğer orada yer buluyor, o aynaya uyuyor ise alacak, uymuyorsa kabûl etmeyecek, reddedecektir.”
Bu konuda Ahmed er-Rufai (k.s.) şöyle buyurmuştur: “Efendiler! Mânevî derece ve mertebeleri iyi belleyiniz, öğreniniz. Aşırılıktan, taşkınlıktan kaçınınız. Herkesi kendi makamında tutunuz; insanların en fazîletlisi, şereflisi peygamberlerdir. Salat-ü selâm onlara olsun. Peygamberlerin de en üstünü, Nebîmiz Hz. Peygamber (s.a.v.)’dir. Peygamberlerden sonra da yaratıkların en meziyyetlileri onun yakınları ve sahâbileridir. Sonra da, çağların en hayırlılarından birinde yaşamış olan tâbiînlerdir. Bu hususta özet olarak bileceğiniz budur. Kur’ân ve Sünnet’e sarılınız. Kendi görüşünüze itibar etmeyiniz. Helâk olanlar, perişan olanlar, kendi görüşlerine uymaları sebebiyle helâk olmuşlardır.”
(Ahmed er-Rufâi (k.s.), Hakk Yolunun Esasları; Misvâk Neşriyat, Hakk Dinin Batıl Yorumlarına Cevaplar, s.207)

https://youtu.be/eiFalqSKWC0

14Nis 2021

Muhacir ve Ensar’ın Fazileti

Muhacir ve Ensar’ın Fazileti başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Allâhü Te‘âlâ buyuruyor ki; “İslâm dinine girme hususunda öne geçen ilk muhacirler ve ensâr ile onlara güzellikle tâbi olanlar var ya, işte Allâh (c.c.) onlardan razı olmuştur, onlar da Allâh’tan razı olmuşlardır. Allâh (c.c.) onlara, içinde ebedî kalacakları, zemininden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük kurtuluştur.” (Tevbe s. 100) İbn Kesir (r.âleyh), bu ayetin tefsirinde şöyle der; “Yüce Allâh, muhacir ve ensâr (r.a.e.)’in en önde ve ileri gelenleriyle, ihsân ile onlara uyanlardan razı olduğunu haber vermiştir. O hâlde onlara, buğz eden veya söven veya sahabelerden bazısına, özellikle Allâh Resûlü (s.a.v.)’den sonra sahabelerin efendisi, en hayırlısı, en üstünü yani Sıddîk-i Ekber, en büyük halîfe Ebubekir İbn Ebi Kuhâfe (r.a.)’e buğz edip sövenlere yazıklar olsun.
Râfızîlerden ayrılan bir grup, Ashâb (r.a.e.)’in en üstünlerine düşmanlık etmiş, onlara buğz etmiş ve onlara sövmüşlerdir. Bundan Allâh (c.c.)’a sığınırız. Bu, onların akıllarının ve kalplerinin ters çevrilmiş olduğunu gösterir. Allâh (c.c.)’un hoşnut olduklarına sövdüklerine göre Kur’ân’a imân nerede, onlar nerede?

Ehl-i sünnet ise; Allâh (c.c.)’un hoşnut olduklarından hoşnut olur, Allâh (c.c.) ve Resûlü (s.a.v.)’in kötülediklerini kötüler, Allâh (c.c.)’un sevdiklerine sevgi besler, Allâh (c.c.)’un düşman olduklarına düşman olurlar. Onlar bid’at çıkaran değil, tâbi olanlardır, ayrılığa düşerek dağılan değil, uyanlardır. Bu yüzden onlar, Allâh (c.c.)’un kurtuluş ermiş taraftarları ve imân eden kullarıdır.” Nitekim Abdullah Bin Ömer (r.a.)’dan rivâyet edildiğine göre Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki; “Müslüman; Müslümanları elinden ve dilinden selâmette olandır. Muhacir; Allâh (c.c.)’un yasakladıklarından uzaklaşandır.” (Buhârî) Mekke’nin fethinden sonra Müslüman olan sahabeler de bu hicrete dahildir. Zirâ onlar, Allâh (c.c.)’un yasakladığı, kendisinden başkasına kulluk ve diğer yasaklardan uzaklaşmışlardır.

(İbnu Hacer el-Askalânî, el-İsabe (Seçkin Sahabeler), s.10-11)

11Mar 2021

Ashabın Seçkinlerinden Ammar Bin Yasir

Ashabın Seçkinlerinden Ammar Bin Yasir. İslâm’ını izhar eden ilk yedi kişi arasında olan Ammar b. Yasir (r.a.), Hz. Alî (r.a.) ile birlikte 93 yaşında Sıffin’de savaşırken şehit edilmiş, cenâze namazını Hz. Alî (r.a.) kıldırmıştır.


Künyesi Ebu’l-Yakzan olup ilk Müslüman olanlardandır. O ve babasına Allâh (c.c.) için azâb edilirdi. Peygamber (s.a.v.) onlara uğrar ve şöyle derdi: “Sabredin ey Yasir ailesi! Vaad olunduğunuz yer cennettir.” Ammar b. Yasir (r.a.) Medine’ye hicret etmiş ve bütün savaşlara katılmıştır. Sonra Yemame’ye katılmıştır. Kulağı bu savaşta kesilmiştir. Ömer (r.a.) onu Kûfe’ye vali yapmış ve onlara şöyle yazmıştır: “Şüphesiz o, Peygamber (s.a.v.)’in ashâbının seçkinlerindendir.”
Abdullah (r.a.) İslâm’ını izhar eden ilk yedi kişi arasında Ammar b. Yasir (r.a.)’ı da saymıştır. Ali (r.a.)’dan: “Ammar, Peygamber (s.a.v.)’in yanına girmek için izin istedi. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ona izin veriniz. Merhaba ey tayyib (güzel) ve mutayyeb (güzelleştirilen) insan.” Ali (r.a.) şunu eklemiştir: “Şüphesiz Ammar kemiklerinin uçlarına kadar imânla doludur.”
Halid b. Velid (r.a.) şöyle demiştir: “Benimle Ammar arasında bir konuşma geçti. Ona ağır konuştuğum için beni Peygamber (s.a.v.)’e şikâyet etti. Resûlullâh (s.a.v.) başını kaldırdı ve şöyle buyurdu: “Kim Ammar’a düşmanlık ederse Allâh (c.c.) ona düşman olur. Kim Ammar’a buğzederse Allâh (c.c.) da ona buğzeder.” Huzeyfe (r.a.)’dan şöyle rivâyet edilmiştir: “Benden sonra Ebu Bekir ve Ömer’e uyun. Ammar’ın yoluyla hidâyet bulun.”
Ammar (r.a.)’ın azatlısı Sa’dü’l-Karz, Resûlullâh (s.a.v.) ve Hz. Ebubekir (r.a.) devrinde Kuba’da müezzinlik yapardı. Hz. Ömer (r.a.) halife olduğu zaman onu Medine’ye yerleştirdi. Böylece Resûlullâh (s.a.v.)’in mescidinde müezzinlik yaptı. Onun çocukları da bu güne kadar Resûlullâh (s.a.v.)’in mescidinde müezzinlik yaparlar. Ammar (r.a.) hakkında şu ayetin indiği hususunda ittifak vardır: “Kalbi îmân ile dopdolu olduğu halde küfre zorlanan kimse dışında…” (Nahl s. 106) Ammar (r.a.) Hz. Alî (r.a.) ile birlikte 93 yaşında Sıffin’de savaşırken şehit edilmiş, cenâze namazını Hz. Alî (r.a.) kıldırmıştır.
(İbnu Hacer el-Askalânî, el-İsabe (Seçkin Sahabeler), s.167-170)

04Mar 2021

Hz. Ömer’in Müslüman Oluşu

Hz. Ömer’in Müslüman Oluşu. Hz. Ömer (r.a)’in İslâm’a gelmesine sebeb, Resûlullâh (s.a.v) Efendimiz’in: “Yâ Rab, sen, Ömer bin Hattâb’ın yahut Amr bin Hişâm’ın (Ebû Cehil’in) îmana gelmesi sebebiyle İslâm’a izzet verip galib eyle” duâsı olmuştu.

Hz. Ömer (r.a), Hz. Hamza (r.a.)’dan üç gün sonra İslâm’a gelmişti. Ömer (r.a)’in İslâm’a gelmesine sebeb, Resûlullâh (s.a.v) Efendimiz’in duâsı olmuştu. Resûlullâh (s.a.v): “Yâ Rab, sen, Ömer bin Hattâb’ın yahut Amr bin Hişâm’ın (Ebû Cehil’in) îmana gelmesi sebebiyle İslâm’a izzet verip galib eyle” diye duâ ederlerdi.
Hâkk’ın hidâyeti Hz. Ömer (r.a.)’e müyesser olup o îmana geldi. Hz. Ömer (r.a)’in îmana gelmesi, kendisinin rivâyetiyle şu şekilde gerçekleşmiştir: “Kız kardeşimin îmana geldiğini işittim ve hemen evine gittim. ”Ey nefsinin düşmanı! İşittim ki, müslüman olmuşsun!” dedim. İyice dövdüm, kanını akıttım. Kanı görünce ağlayıp şöyle dedi: “Ey Hattâb’ın oğlu! Her ne edersen et, ben İslâm’a geldim!” Bunun üzerine öfke ile yine içeri girdim. Orada yazılı bir kâğıdın durduğunu gördüm. Alıp baktım, üstünde: “Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm” yazılıydı. “Er-Rahmâni’r-Rahîm”i görür görmez korktum. Kâğıdı elimden bıraktım. Sonra tekrar kâğıda baktım. “Göklerde ve yerde olanların hepsi Allâh’ı tesbih ederler,” (Hadîd s. 1) yazılmıştı. Okumaya devam ederek: “Allâh’a ve Resûlü’ne îmân getirin” (Hadîd s. 7) diye buyurulan yere kadar okudum. Bunu okur okumaz, “Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden Resûlullâh” dedim. Müslümanlar bunu işitip sevindi, tekbir getirerek dışarı çıktılar. Ben de Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’e gittim. Safâ’nın altındaki evde bulunuyorlardı, içeri girdim. İki kişi kollarıma yapıştı. Resûlullâh (s.a.v.): “Salıverin” diye buyurdu. Onlar da salıverdiler. Gittim, karşısına oturdum. Elbiseme yapışıp beni kendinden yana çekti: “Benim yanımda İslâm’a gel, ey Hattâb’ın oğlu!” diye buyurdu. Ve duâ edip, “Ya Rab, onun kalbine sen hidâyet eyle” dedi. Ben de şehadet kelimesini söyledim. Müslümanlar öyle tekbir getirdiler ki, Mekke’nin sokaklarında işitildi.”
(İmâm Kastalânî, Mevâhib-i Ledünniyye, c.1, s.81)

15Oca 2021

Ey Müminler Tefrikaya Düşmeyin!

Ey Müminler Tefrikaya Düşmeyin! Medine’de bulunan Evs ve Hazrec kabileleri bir ana ve baba evladından oldukları halde uzun zaman sonra çoğaldıklarında aralarında nefret ve düşmanlık artıp böylece aralarında kanlı muharebeler olmuştur. İslâm ile aralarındaki nefret, muhabbete çevrildi.

Cenâb-ı Hâkk, meâlen şöyle buyurur:
“Ve Allâh’ın Dinini ve ahkâmını beyân eden Kur’ân-ı Kerim’e toplu olarak yapışın ve dağılmayın. Ey Mü’minler! Cenâb-ı Allâh’ın sizin üzerinize ihsân buyurduğu şol zamandaki nimetini zikredin ki o zamanda birbiriniz ile düşman idiniz. Allâhü Te‘âlâ imân nuru ile kalplerinizi telif etti de akşamda birbirinizle düşman iken sabah vakti kardeş oldunuz. Allâh’ın nimetlerini tefekkür edip bir daha tefrikaya düşmemeniz lazımdı.”
Diğer bir manaya göre:
“Ey Müslümanlar hep birlikte Allâh (c.c.)’un ipi diye vasıflandırılan Kur’ân-ı Kerim’e, Resûlü Ekrem’e, İslâm dinine sımsıkı sarılın, Ahlâk-ı Peygamberiyye ile ahlâklanarak birliğiniz ile yetinir olup, birliğinizi bozacak, varlığınızı tarumar edecek ayrılık sebeplerine meydan vermeyin. Allâh’ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Hani siz birbirinizin düşmanları idiniz, O sizin kalplerinizi birleştirdi ve Allâh’ın bu nimeti sayesinde kardeş oldunuz.” (Âli İmran s. 103)
Yani İslâm nimetiyle müşerref olmadan evvelki hayatınızı düşünün. İslâm’ın nuru doğar doğmaz bu düşmanlık yerine emsalsiz bir kardeşlik sevgisi hâkim oldu. Herkes birbirini Allâh (c.c.) için sever olup, şefkât ve merhamet hissi ile yaşar oldular. İşte bu Âyet-i Celile tefsirinde beyân olduğu üzere, Evs ve Hazrec kabileleri bir ana ve baba evladından oldukları halde uzun zaman sonra çoğaldıklarında aralarında buğz ve adâvet (nefret ve düşmanlık) artıp böylece aralarında kanlı muharebeler olmuştur. Cenâb-ı Hâkk nûr-u İslâm ile aralarındaki buğz-u adaveti muhabbete çevirdi. Bu meâlde daha pek çok Âyet-i Celileler vardır.
(Fatih Gençlik Vakfı Youtube sayfasındaki “Sami Efendi (k.s.) Hazretlerinin Kendi Seslerinden Sohbetleri” isimli sohbetin çözümlemesidir)

02Ara 2020

Ashab’ın ve Salihlerin Korkusu

Ashab’ın ve Salihlerin Korkusu başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Bil ki, peygamberlerden sonra Allâhü Te’âlâ’yı en çok tanıyan ve O (c.c.)’un hakkında en fazla bilgisi olan kimseler ashab, tabiîn ve bunları takip eden âlimler ve sâlihlerdir. Beşeriyetin en akıllı kesimi de bunlardır. Bunlar da, Alâhü Te’âlâ’dan çok korkmuşlardır.
Meselâ, Hz. Ebu Bekir (r.a.), Allâhü Te’âlâ’dan o kadar korkardı ki, büyük hizmetine ve erişilmez imânına rağmen “Keşke ben sorumlu bir insan değil, masum bir kuş olarak yaratılsaydım.” demiştir. Hz. Ömer (r.a.)’in yanaklarında göz yaşlarının açtığı iki oluk vardı. Çünkü Allâhü Te’âlâ korkusuyla çok ağlardı. O azap âyetlerini dinlerken de bayılırdı. Bir gün, “…Ve amel defterleri açıldığı zaman herkes neler yapmış olduğunu görür.” (Tekvîr s. 14) âyetlerini dinleyince bayılmış, bir gün de, “Rabbinin azabı vuku bulacaktır. Hiçbir şey onu önleyemeyecektir.” (Tûr s. 7-8) âyetlerini dinlerken kendinden geçmiş ve bir müddet evde hasta yatmıştır.
Muâz İbni Cebel (r.a.) şöyle demiştir: “Cehennem üzerindeki Sırat köprüsünü selâmetle aşıp cennet tarafına geçmedikçe müminin korkusu azalmaz.” Bu az sayıdaki örnekler bile, bu masum ve mahfuz kulların Allâhü Te’âlâ’dan ne kadar korktuklarını açıkça gösterir. Ancak korkmak ve korku duymak, günâh çokluğundan değil, kalp saflığından (arı ve duru olmasından) ve marifet tamamlığından ileri gelir. Bundan dolayı bu zatlar, günâhlarının olmamasına veya çok az olmasına rağmen Allâhü Te’âlâ’dan çok korkmuşlardır. Biz (İmâm Gazalî) ise, şehvet, gaflet ve kasvetle malul olduğumuz için kalplerimizde yeterli korku hissetmiyoruz. Bunu hissetmeyince de ne günâhlarımızın çokluğu, ne amellerimizin azlığı, ne duygularımızın canavarlaşması, ne de bu kötü hâl içinde ecelimizin yaklaşmış olması bizi ürkütmüyor ve silkeleyip harekete getirmiyor.
Allâh’ım! Basiretlerimi fethet ve kalplerimizi kendine yönlendir. Ta ki, söylediklerimizi yapalım ve duyduklarımıza uyalım.
(İmâm-ı Gazâlî (rh.a.), İhyâ-u Ulûmi’d-dîn, 4.c., 337-347.s.)