Sahabe Hayatı

05Eyl 2021

İlk Müezzinlerden Abdullah İbni Mektum

İlk Müezzinlerden Abdullah İbni Mektum başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

İsminin Abdullah olduğu da söylenmiştir. Fakat Amr daha çok kullanılır. İbn Hibban’a göre ismi Husayn olup Peygamber (s.a.v.) tarafından “Abdullah” ismiyle değiştirilmiştir. Annesi Ümmü Mektum’dur.
İbn Ümmü Mektum (r.a.) âmâ bir kişi olup Mekke’de ilk Müslüman olanlardan ve ilk muhacirlerdendir. Peygamber (s.a.v.) hicret etmeden önce Medine’ye gelmiştir. Peygamber (s.a.v.) çıktığı savaşlarda genellikle İbn Ümmü Mektum (r.a.)’i Medine’de kendi yerine halife olarak bırakır, o da insanlara namazı kıldırırdı. İbn Ümmü Mektum (r.a.) elinde siyah sancak, üzerinde zırh olduğu halde Kadisiye harbinde bulunmuştur. Begavî’ye göre Kadisiye’den sonra Medine’ye dönmüş ve orada vefât etmiştir. Katade (r.a.), Enes (r.a.)’den şöyle rivâyet etmiştir: “Peygamber (s.a.v.) İbn Ümmü Mektum (r.a.)’i yerine halife bıraktığı kadar başkasını bırakmamıştır.”
İslâmiyet’te özürlülerle ilgili çeşitli hükümlerin belirlenmesi İbn Ümmü Mektûm vesilesiyle mümkün olmuş, onların vekil bırakılmaları, imâmlık yapmaları, savaşa iştirâk etmeleri, farz namazlara katılmaları, korunma amacıyla köpek beslemeleri gibi konular açıklık kazanmıştır.
İbn Ümmü Mektûm (r.a.), Medine döneminde de Bilâl-i Habeşî ile birlikte Hz. Peygamber (s.a.v.)’in müezzinliğini yapmıştır. Âmâ oluşu yanında evinin camiye uzaklığını da ileri sürerek Resûl-i Ekrem (s.a.v.)’den cemaate gelmemek için izin istemişse de bulunduğu yerden ezânı duyduğu için bu isteği uygun görülmemiş, ancak mazereti sebebiyle köpek beslemesine izin verilmiştir. Allâh (c.c) şefaatlerine nail eylesin.
(İbnu Hacer el-Askalânî, el-İsabe (Seçkin Sahabeler), s.171-173)

Pratik Fıkhi Bilgiler

SUAL: İftitah tekbiri alırken kalbimizden geçirsek namaz geçersiz mi olur?
CEVAP: Namazdaki iftitah tekbiri, kıraat, tesbihlerin tamamı kişinin kendi duyacağı kadar seste olmalıdır. İftitah tekbiri sessiz olursa namaz geçersizdir. Hem Hanefî hem de Şafiî mezhebinde böyledir.
(Meraki’l-Felâh)

10Ağu 2021

Seçkin Sahabi: Selman El-Farisi

Seçkin Sahabi: Selman El-Farisi başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Ona; İslâm’ın oğlu Selman ve Selman el-Hayr (hayırlı Selman) denilirdi. Aslen Ramehürmüz’lüdür. Önceden Peygamber (s.a.v.)’in gönderileceğini işitmişti. Bunu talep etmek için çıktı, esir edildi ve Medine’de köle olarak satıldı. Kölelik Selman-ı Fârisî (r.a.)’i ilk katıldığı savaş olan Hendek Savaşına kadar alıkoydu. Diğer savaşlara da katıldı. Irak fetihlerinde bulundu. Medain’e vâli olarak görevlendirildi. Selman-ı Fârisî (r.a.) valilik maaşını sadaka olarak dağıtırdı. Sepet örer, elinin emeğiyle kazandığını yerdi.
Buhârî, Sahih’inde Selman-ı Fârisî (r.a.)’dan “On küsur efendide el değiştirdim.” dediğini rivâyet etmiştir. Ez-Zehebî (r.âleyh) şöyle dedi: “Selman (r.a.)’ın yaşı hakkında bulduğum bütün görüşler onun 250 yıldan fazla yaşadığını göstermektedir. İhtilaf bundan fazlasındadır. Bu onun hakkındaki harikulâde hallerden biri olabilir. Buna bir mâni yoktur. Ebu‘ş-Şeyh, Tabakatu’l-Asbahaniyyin adlı eserinde el-Abbas b. Yezid’den şöyle dediğini rivâyet etmiştir: “İlim ehli şöyle diyorlar: Selman (r.a.) 350 sene yaşadı. 250 senesinde şüphe yoktur.”
Ebu Burayde, babasından şöyle rivâyet etmiştir: Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Muhakkak ki Allâh Ashâbımdan şu dördünü sever…” Bunlar arasında Selman (r.a.)’i da zikretmiştir. Süleyman b. El-Mugire’nin, Humeyd b. Hilal’den naklettiğine göre “Peygamber (s.a.v.) Ebu’d-Derda ile Selman arasında kardeşlik kurmuştur.”
Bunun benzerini Buhârî, Ebu Cuhayfe’den kıssa içinde rivâyet etmiştir. Bu kıssada Peygamber (s.a.v.)’in Ebu’d-Derda (r.a.)’e şöyle dediği de geçmiştir: “Selman senden daha fakihtir.” Peygamber (s.a.v.), Selman-ı Fârisî (r.a.) ile ilgili: “Selmân bizdendir, ehl-i beytimizdendir” buyurmuştur. (Buhârî)
Ebû Ubeyd’in kavline göre Selman-ı Fârisî (r.a.) hicri 36 yılında vefât etmiştir.

(İbnu Hacer el-Askalânî, el-İsabe (Seçkin Sahabeler), s.402-404)

 

13Tem 2021

Müslümanlığını İlk Açığa Vuranlar ve Müşriklerin Zulmü

Müslümanlığını İlk Açığa Vuranlar ve Müşriklerin Zulmü. İlk önce Müslümanlığını açığa vuranlar yedi kişiydi: Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz, Ebû Bekir Sıddık, Ammâr bin Yâsir ve annesi, Sümeyye Hâtûn, Süheyb-i Rumî, Bilâl-i Habeşî ve Mikdad (r.a.e.).

Ebû Zer (r.a)’in rivâyetine göre ilk önce Müslümanlığını açığa vuranlar yedi kişiydi: Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz, Ebû Bekir Sıddık, Ammâr bin Yâsir ve annesi, Sümeyye Hâtûn, Süheyb-i Rumî, Bilâl-i Habeşî ve Mikdad (r.a.e.).
Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’e azâb edemezlerdi, amcası Ebû Tâlib önlerdi. Ebû Bekir (r.a)’e de cefâ edemezlerdi, kavmi çoktu. Ama diğer müslümanları, müşrikler tutar, zırh giydirip güneş altına bırakırlardı. Güneş, Müslümanları eritirdi. Bilâl-i Habeşi (r.a)’i tutarlar, çocukların ellerine verip Mekke sokaklarında gezdirirlerdi. Bilâl (r.a.) de “Ehad! Ehad!” derdi. Yâni onlar cefâ ettikçe Hâkk Teâlâ’yı kasdederek “Bir’dir! Bir’dir!” derdi. Mücahid (r.âleyh) şöyle nakleder: “Bilâl (r.a.)’i tutup boynuna ip takarlar ve çocukların eline verip onunla oynarlardı. Hattâ mübârek boynunu ip kesip iz eyledi. O yine “Ehad! Ehad!” derdi. Hz. Bilâl (r.a.) bir köle iken küfürden böyle ikrâh ederdi (tiksinirdi). Sabır ve sebâtı bu derecede idi. İmânın lezzeti, onların ettikleri azâbın şiddetini kendisine duyurmazdı.”
Urve (r.a)’in rivâyetine göre: “Kâfirlerin azâbından kurtarmak için Ebû Bekir (r.a.) îmana gelen köle ve cariyeden yedi kişiyi satın alıp âzâd etmiştir. Onlardan biri Zennire (r.anhâ) Hâtundur. İmâna geldiği için yine kâfir ol diye azâb ederlerdi. O da kabul etmez, belâya katlanıp sabrederdi. Sonunda azabdan gözleri görmez oldu. Kâfirler: “Lât ve Uzzâ, gözlerini böyle kör etti” derlerdi. O da: “Yok, vallâhi öyle değildir. Benim gözlerimi kör eden, Lât ve Uzzâ değildir” derdi. Sonunda Hâkk Teâlâ gözlerine nur verdi, görmeye başladı. Zennire (r.anhâ) bir kadın ve cariye iken İslâm yolunda cefâ ve belâya sabretti. Hâkk Teâlâ da inayet edip sabrı berekâtına gözünün nurunu ihsân eyledi.”
(İmam Kastalânî, Mevâhib-i Ledünniyye, c.1, s.79-80)

10Tem 2021

Sevde Binti Zem’a radıyallahu anh Validemiz

Sevde Binti Zem’a radıyallahu anh Validemiz, Neccaroğullanndandır. Süheyl b. Amr’ın kardeşi es-Sekran b. Amr ile evliydi. O ölünce Resûlullâh (s.a.v.) ile evlendi. Hatice (r.anhâ)’dan sonra Resûlullâh (s.a.v.)’in evlendiği ilk hanımıdır.

Sevde binti Zem’a (r.anhâ) Neccaroğullanndandır. Süheyl b. Amr’ın kardeşi es-Sekran b. Amr ile evliydi. O ölünce Resûlullâh (s.a.v.) ile evlendi. Hatice (r.anhâ)’dan sonra Resûlullâh (s.a.v.)’in evlendiği ilk hanımıdır.
Tirmizî, İbn Abbas (r.a.)’dan şöyle rivâyet ediyor: “Sevde (r.anhâ) Resûlullâh (s.a.v.)’in kendisini boşamasından korkarak: “Beni boşama, beni nikâhın altında tut ve benim günümü de Aişe’ye tahsis et” dedi. Resûlullâh (s.a.v.) de bunu yaptı. Bunun üzerine:
“Eğer bir kadın, kocasının kötü muamelesinden veya kendisini terk etmesinden korkarsa, iki taraf aralarında anlaşarak sorunlarını çözebilirler. Zira karşılıklı anlaşma, en iyi yoldur ve bencillik insan ruhunda her zaman mevcuttur. Fakat iyilik yapar, yolunuzu Allâh’ın kitabıyla bulursanız biliniz ki, Allâh tüm yapmakta olduklarınızdan haberi olandır” (Nisâ s. 128) âyeti nazil oldu.
Ma’mer tarikiyle gelen rivâyette şöyle demiştir: “Benim evliliğe karşı bir hırsım yok. Fakat Allâh (c.c.)’un beni kıyamet gününde senin eşin olarak diriltmesini istiyorum”
İbn Sad şöyle nakleder: “Sevde (r.anhâ), Resûlullâh (s.a.v.)’e: “Ardında gece namazı kıldım. Rükû ettiğinde o kadar uzun kaldın ki, kan damlayacak korkusuyla burnumu tuttum” dedi. Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v.) güldü. Sevde (r.anhâ) bazen onu güldürürdü.”
İbn Sad, Muhammed b. Sirin (r.âleyh)’den rivâyet ediyor: “Ömer (r.a.) Sevde’ye bir torba dirhem gönderdi. O: “Bunlar nedir?” dedi. “Dirhemler” dediler. Sevde (r.anhâ): “Torbada sanki hurma var gibi” dedi ve torbanın içindekileri Medineli yoksullara dağıttı.
(İbnu Hacer el-Askalânî, el-İsabe (Seçkin Sahabeler), s.514-515)

 

05Tem 2021

Ehli Beyt Arasında Ayırım Yapılmaz

Ehli Beyt Arasında Ayırım Yapılmaz başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

İmâm Rabbani (k.s.) şöyle buyurdu: “Bu fakir öteden beri bir yemek pişirdiği vakit o yemekten ehl-i beyte bir hisse ayırır ve hususiyetle de Peygamberimiz (s.a.v.)’in ve ehl-i âbânın ruhaniyeti için (fakirlere) tasadduk ederdim. (Ehl-i âbâ, Hz. Ali (r.a.), Hz. Fâtıma (r.anhâ), iki imâm yani Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in iki torunu, Allâhü Te‘âlâ onların hepsinden râzı olsun.)
Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’i rüyâmda gördüm. Kendisine selâm verdim. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz bu fakire teveccüh etmediler, bakmadılar. Belki başka tarafa yöneldiler, baktılar. Bu esnada Peygamber (s.a.v.) Efendimiz bu fakire buyurdular: “Ben, Âişe’nin evinde yemek yiyorum! Bana yemek gönderecek olan herkes; onu Âişe’nin evine göndersin…” O vakit anladım ki, Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in bana teveccüh etmemelerinin sebebi, Ehl-i Beyt’in ruhlarına verdiğim yemeğe, Hz. Âişe (r.anhâ)’yı ortak etmememdir.
O andan itibaren, Ehl-i Beyt ruhâniyeti için verdiğim (yemeklere ve sadakalara) Hz. Âişe (r.anhâ) ve bütün hanımlarını o yemeğe ortak ettim. Ehl-i Beyt’in hepsiyle tevessül ettim.”

Peygamber Efendimiz’in Evlâtları

Peygamberimiz (s.a.v.)’in yedi evlâdı vardı. 1. Hz. Kâsım (r.a.), 2. Hz. Abdullah (r.a.) (Tayyib ve Tâhir diye de bilinir), 3. Hz. İbrâhim (r.a.), 4. Hz. Zeyneb (r.anhâ), 5. Hz. Rukiyye (r.anhâ), 6. Hz. Ümmü Gülsüm (r.anhâ), 7. Hz. Fâtıma (r.anhâ)’dır. Hz. İbrâhim (r.a.), Mısırlı Mâriye (r.anhâ) vâlidemizden olup, diğerlerinin hepsi Hz. Hatice (r.anhâ)’dandır.

Peygamber Efendimiz’in Torunları

1. Alî (r.a.), 2. Ümâme (r.a.), 3. Abdullâh (r.a.), 4. Hasan (r.a.), 5. Hüseyin (r.a.), 6. Muhsin (r.a.), 7. Ümmü Gülsüm (r.anhâ), 8. Zeyneb (r.anhâ), 9. Rukiyye (r.anhâ).

(Ömer Faruk Hilmi, Ehl-i Beyt’in Fazîleti, s.136)

26Haz 2021

Hz. Aişe Annemizin Cömertliği

Hz. Aişe Annemizin Cömertliği başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Hz. Âişe (r.anhâ)’ya bir defa içi dirhem dolu iki torba verildi. İçlerinde yüz binden fazla dirhem vardı. Hz. Âişe (r.anhâ) bir tabak istedi ve doldurup doldurup dağıtmaya başladı. Akşama kadar hepsini bitirdi. Bir dirhem bile bırakmadı. Kendisi de oruçluydu, iftar vaktinde hizmetçisinden orucunu açmak için bir şeyler getirmesini istedi. Hizmetçi bir ekmek ve zeytinyağı getirdi ve “ne kadar iyi olurdu bir dirhemlik et aldırıp, orucumuzu et ile açsaydık” demeye başladı. Hz. Âişe (r.anhâ): “Şimdi başa kakmanın ne faydası var, o an hatırlatsaydın alırdım” dedi.
Hz. Abdullah bin Zübeyr (r.a.) Hz. Âişe (r.anhâ)’nın yeğeniydi. Hz. Âişe (r.anhâ) onu çok severdi. Bir bakıma onu, o büyütmüştü. Hz. İbn-i Zübeyr (r.a.) onun bu cömertliğinden dolayı: “kendisi sıkıntılara katlanıp eline geçeni hemen harcıyor” diye üzülüyordu. Bir defa “Teyzemin elini biraz tutmak lazım” dedi. Bu söz Hz. Âişe (r.anhâ)’ya ulaştı ve ona darıldı. “Benim harcamama mani oluyor” diye onunla konuşmamaya yemin etti. Abdullah bin Zübeyr (r.a.) Hz. Âişe (r.anhâ)’nın darılmasına çok üzüldü. Bir çok insanları aracı olarak gönderdi. Fakat Hz. Âişe (r.anhâ) konuşmamaya yemin ettiğini mazeret gösterdi. Sonunda Abdullah bin Zübeyr (r.a.) çok perişan olunca gelerek teyzesine sarıldı ve çok ağladı. Kendini affetmesi için yalvardı. O iki kişi de aracılık ederek müslümanlarla konuşmayı terk etmekle ilgili Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerini hatırlatıyorlar ve hadislerde bunun yasak olduğunu beyân ediyorlardı. Hz. Âişe (r.anhâ) hadislerdeki, müslümanlarla konuşmayı terk etmekle ilgili tehditleri duyunca dayanamayıp ağlamaya başladı ve nihayet onu affederek konuşmaya başladı. Fakat bu yeminin kefareti olarak, üst üste köle azat ediyordu. Nihâyet kırk köle azat etmiş oldu.
(Muhammed Zekeriyya Kandehlevî, Fezail-i A’mal, s.113-114)

11Haz 2021

Sahabe’den Addas Radıyallahu Anh

Sahabe’den Addas Radıyallahu Anh başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Şeybe b. Rebia’nın azatlısıdır. Mavsıl köylerinden biri olan Ninova halkından bir Hristiyan idi. Taif’te Peygamber (s.a.v.) ile karşılaştı. İbn İshâk şöyle demiştir:
“Şeybe ve Utbe Taif’te idiler. Peygamber (s.a.v.) Taiflileri İslâm’a çağırdığında reddettikleri zaman bu ikisi şahit olmuşlardı. Addas (r.a.)’e dediler ki: “Şu üzümden bir salkım al, tabağa koy ve şu adama götür, yemesini söyle.” Addas (r.a.), kendisine verilen talimatı yerine getirdi. Resûlullâh (s.a.v.), elini tabağa uzatınca: “Bismillah” dedi. Addas (r.a.), şaşırdı ve şöyle dedi: “Bu sözü, bu beldelerin ahalisi söylemez.”
Bunun üzerine kendisinin Allâh’ın Resûlü olduğunu ona anlattı. O da onu sıfatlarından tanıdı. Addas (r.a.), Resûlullâh (s.a.v.)’in üzerine kapandı. Başını, ellerini ve ayaklarını öptü. Addas (r.a.) dönünce, ona şöyle sitem ettiler: “Yazıklar olsun sana ey Addas! Sakın bu adam seni dininden çıkarmasın.”
Süleyman et-Teymi şöyle demiştir: “Bize ulaştı ki, Allâh (c.c.)’un Resûlullâh (s.a.v.)’i özel kıldığı ilk şey Hira’da gösterdiği rüyadır. O, kavminin ilâh dedikleri şeylere yaptıklarından firar ederek Hira’ya çıkardı. Cebrail (a.s.) ona nazil olarak yaklaşmış, o da korkmuştu. Hatice (r.anhâ) ona dedi ki: “Müjdelen! Sen bu ümmetin peygamberisin. Nitekim evlenmeden önce bana hizmetçim ve rahip Bahira bunu haber vermişlerdi.” Sonra onun yanından çıkıp rahibe gitmiş ve o da ona: “Şüphesiz Cebrail Allâh’ın Resûllerine gönderdiği güvenilir elçisidir.” demişti. Sonra onun yanından ayrılıp Utbe b. Rebia’nın Ninova’lı Hıristiyan kölesi Addas (r.a.)’e gitti ve ona anlattı. Addas (r.a.) şöyle dedi: “O (Cebrail) Allâh ile peygamberleri arasında emini, Musâ ve İsâ (a.s.)’ın arkadaşıdır.”
(İbnu Hacer el-Askalânî, el-İsabe (Seçkin Sahabeler), s.161-162)

07Haz 2021

İlk İman Edenler

İlk İman Edenler başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’e kadınlardan ilk önce îman getiren Hz. Hatîce (r.anhâ)’dır. Kadın tâifesine bu fazîlet ve şeref yeter ki, herkesten önce îman getirmek onlara müyesser oldu. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz hazretlerinin daima şerefli rızasını gözetip O (s.a.v.)’e en üstün derecede meyil ve muhabbet üzere olduğu için Hâkk Teâlâ hazretleri Hatîce (r.anhâ)’ya bu saadeti lâyık gördü ve ihsân buyurdu. Erkeklerden ilk önce îman getiren ise Ebû Bekir Sıddık (r.a)’dır. Allâhü Te‘âlâ ondan razı olsun.
İbn-i Abbâs, Hassan bin Sâbit, Esmâ binti Ebû Bekir, Nehaî, İbnü’l-Maceşûn ve Muhammed bin Münkedir (r.a.e.) ittifâk etmişlerdir ki, erkeklerde ilk önce îman getiren Hz. Ebû Bekir (r.a)’dir. Bâzıları dediler ki: “Hz. Ali bin Ebî Tâlib (r.a) henüz bülûğ çağına ermemişti ve Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’in hizmetinde bulunurdu. Hz. Hatîce (r.anhâ)’dan hemen sonra o îmân getirmiştir.” Taberî (r.âleyh)’in bildirdiği üzere Hz. Ali Efendimiz o vakit on yaşında idi. Selmân, Ebû Zerr, Mikdad, Habbab, Câbir, Ebû Saîd Hudrî ve Zeyd bin Erkam (r.a.e.) ittifâk etmişlerdir ki, Hz. Hatîce (r.anhâ)’dan sonra hemen Hz. Ali (r.a.) imâna gelmiştir.
Ama erkeklerde olsun dişilerde olsun Hz. Hatîce (r.anhâ)’dan önce kimse imâna gelmeyip herkesten önce Hz. Hatîce (r.anhâ)’nın imâna geldiğinde ittifâk vardır ve bunda asla ihtilâf yoktur.
İbn-i Salâh (r.aleyh) der ki: “Bu ümmetin ilk önce îmana gelenleri hakkında lâyık olan şöyle demektir: Hür olup âkil ve bâliğ olanlardan ilk önce imâna gelen Ebû Bekir Sıddık (r.a.)’dir. Oğlancıklarda Hz. Ali (r.a)’dir. Kadınlarda Hz. Hatîce (r.anhâ)’dır. Âzâd olmuş kullarda Zeyd (r.a.)’dir. Âzâd olmayan kullarda Bilâl-i Habeşî (r.a.)’dir. Allâh (c.c.) onların hepsinden razı olsun.”
(İmâm Kastalânî, Mevâhib-i Ledünniyye, c.1, s.69-70)

11May 2021

Ashabı Kiram’ın Hepsi Hak Üzeredir

Ashabı Kiram’ın Hepsi Hak Üzeredir başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Geçmiş ulema Resûlullâh (s.a.v.)’in Ashâbı (r.a.e) arasında geçen olaylar hakkında uzak durmak, dilleri onlara kusur ve eksiklik içeren sözlerden temiz tutmak görüşündedirler. İbn Kudame el-Makdisî, Lum’atu’l-İtikad adlı eserinde der ki; “Sahabelerin kötülüklerinden ve onların arasında geçenlerden bahsetmekten uzak durmak, üstünlüklerine inanmak ve önceliklerini tanımak sünnettendir.”
Ahmed, Müsedded bin Müserhed’e şöyle bir mektup yazmıştır: “Resûlullâh (s.a.v.)’in Ashâbı (r.a.e.)’in kötülüklerinden bahsetmekten uzak durup fazîletlerini anlatın. Onların arasında geçenlerden kendinizi tutun. Dinin hakkında hiçbir bid’atçi ile istişare etme ve onunla beraber yolculuk yapmayın.”
Ahmed (r.âleyh), Abdus bin Malik’e sünnetin esâsları hakkında şunları yazmıştır: “Şunlar sünnetin esaslarındandır; Resûlullâh (s.a.v.)’in sahâbelerinden birine kusur bulan, ona buğzeden veya kötülüklerinden bahseden kişi, onların hepsine karşı hürmet edip kalbini onlara karşı selim tutuncaya kadar bid’atçidir.”
el-Eşari, el-İbâne’de der ki; “Ali, Zübeyr ve Âişe (r.a.e.) arasında geçenlere gelince, bu ancak onların içtihat ettiklerine yorumlanır. Âli (r.a.) imâmdır, hepsi de içtihâda ehildir. Peygamber (s.a.v.) onların cennetlik ve şehit olduklarına şahitlik etmiştir. Bu onların hepsinin de içtihatlarında hak üzere olduklarını gösterir. Aynı şekilde Ali ile Muaviye (r.a.e.) arasında geçenler de böyle olup içtihat etmiş olmalarıyla yorumlanır. Sahâbelerin hepsi de güvenilir olup, dinde ithâm edilemezler.”
Kadı İyaz, Sahih-i Müslim şerhinde şöyle der; “Muaviye (r.a.), sahâbenin adâletlilerinden ve fazîletlilerindendir. Onunla Ali (r.a.) arasında meydana gelen savaşlar ve sahabeler arasında geçenler, içtihat ile yorumlanır. Hepsinin de isabetli hareket ettiğine itikad edilir.”
(İbnu Hacer el-Askalânî, el-İsabe (Seçkin Sahabeler), s.29-30)

30Nis 2021

Kadın için En Hayırlı Mescid

Kadın için En Hayırlı Mescid başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Kadınlar, Allâh Resûlü (s.a.v.)’in izniyle cephede de görev almış, tabiat ve fıtratına uygun işlerde Allâh (c.c.)’un emir ve nehiylerine uyarak görev ifâ etmişlerdir. Nitekim Muavviz binti Rubeyyi (r.ânhâ), Allâh Resûlü (s.a.v.) ile birlikte gazvede olduklarını, kendisi ve hanım arkadaşlarıyla beraber askerlerin su, sargı malzemeleri vb. ihtiyaçları giderdiklerini, yaralı ve şehitlerle ilgilenerek gerekli tedavi ve sevk işleriyle meşgul oluklarını anlatmıştır. (Buhârî)
Resûlullâh (s.a.v.) ilimden habersiz olmamaları, vahyin terbiyesiyle hayatlarına yön vermeleri için cami cemaatine tam tesettürlü olarak gelmelerine izin vermiştir. Onların eşleri ve ebeveynlerinden kendilerine engel olmamalarını ve izin vermelerini de emir buyurmuştur. (Müslim)
Ümmü Humeyd es-Saidiyye (r.ânhâ), Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’e gelerek arkasında namâz kılmayı sevdiğini söyler. Bunun üzerine Allâh Resûlü (s.a.v.) de ona: “Senin benimle namâz kılmayı sevdiğini muhakkak biliyorum. Ne var ki senin odanda kıldığın namâz, hücrende kıldığından, hücrende kıldığın meskeninde kıldığından, meskeninde kıldığın mahalle mescidinde kıldığından, mahalle mescidinde kıldığın da benim mescidimde kıldığın namâzdan daha hayırlıdır” (Ahmed b. Hanbel) buyurmuştur. Diğer bir rivayette de şöyle buyuruyor: “Kadınların mescitlerinin en hayırlıları odalarının derinlikleridir.” (Taberani)
Hz. Âişe (r.ânhâ) validemizin şu sözü çok manidardır: “Şayet Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz kadınların kendisinden sonra düşmüş oldukları duruma yetişip bunu görseydi, elbette onları Beni İsrail’in kadınlarının men oldukları gibi mescidlere gitmekten tamamen men ederdi.” (Buhârî)
(Hadislerden Derleme)