Ölüm, Kıyamet, Ahiret

13Eki 2021

Kabirden Şeytan Çarpmış gibi Kalkanlar

Allâhü Te‘âlâ buyurdu: “Ribâyı (faizi) öyle kat kat artırılmış olarak yemeyin, Allâh (c.c.)’dan korkun, ta ki muradınıza eresiniz.” (Âl-i İmran s. 130)
Allâhü Te‘âlâ buyurdu: “Ribâ (faiz) yiyenler kendilerini şeytan çarpmış birer mecnundan başka bir halde kabirlerinden kalkmazlar. Böyle olması da onların alım satım da ancak riba gibidir demelerindendir. Halbuki Allâh alış verişi helâl, ribayı haram kılmıştır.” (Bakara s. 275) Katade (r.a.): “Faiz yiyen, kıyâmet gününde deli olarak diriltilecek. Bunun böyle olması diğer insanlar onun tefeci olduğunu bilmeleri içindir.” buyurmuştur.
Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.)’dan Resûl-i Ekrem (s.a.v.)’in şöyle anlattığı rivâyet olunmuştur: “Mirac gecesi bir topluluk gördüm, her bir adamın karnı kocaman bir ev gibi öne doğru çıkmış bir halde Firavun hanedanının yolları üzerinde dizilmişlerdi. Firavun hanedanı ise akşam sabah cehenneme arzolunurlar. Firavun hanedanının ne işiten, ne de laf anlayan ürkmüş develer gibi sağa sola koşuştuklarını, bu adamlar hissettiklerinden yollarından çekilmek istiyorlardı. Fakat karınlarının aşırı derecede büyüklüğü bana imkân vermiyordu. Firavun hanedanı onları da kendi içlerine katarak ateşe doğru hem giderken hem de dönerken birlikte azab olunuyorlardı. İşte bu adamların dünya ile ahiret arasında bir geçit yeri olan kabirdeki azabları bu idi. Cebrail (a.s.)’a: “Bunlar kimlerdir?” diye sordum. Cebrail (a.s.): “Bunlar faiz yiyenlerdir, kabirlerinden şeytan çarpmışcasına kalkacaklardır” cevâbını verdi.”
Resûl-i Ekrem (s.a.v.) buyurdu: “Bir toplumda faiz yaygınlaşırsa muhakkak içlerinde delilik çoğalır, bir millette zinâ zuhur ederse içlerinde öletlik (farkedilir derecede çok ölüm) belirir. Bir kavim, tartı ve ölçüde hile yaparsa Allâh (c.c.) kendilerinden yağmuru keser, senelerce kıtlığa maruz kalırlar.”
(İmâm Şemsüddin ez-Zehebî, İslâm Şeriatinde Büyük Günâhlar, s.41-42)

13Eki 2021

Kabirden Şeytan Çarpmış gibi Kalkanlar

Allâhü Te‘âlâ buyurdu: “Ribâyı (faizi) öyle kat kat artırılmış olarak yemeyin, Allâh (c.c.)’dan korkun, ta ki muradınıza eresiniz.” (Âl-i İmran s. 130)
Allâhü Te‘âlâ buyurdu: “Ribâ (faiz) yiyenler kendilerini şeytan çarpmış birer mecnundan başka bir halde kabirlerinden kalkmazlar. Böyle olması da onların alım satım da ancak riba gibidir demelerindendir. Halbuki Allâh alış verişi helâl, ribayı haram kılmıştır.” (Bakara s. 275) Katade (r.a.): “Faiz yiyen, kıyâmet gününde deli olarak diriltilecek. Bunun böyle olması diğer insanlar onun tefeci olduğunu bilmeleri içindir.” buyurmuştur.
Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.)’dan Resûl-i Ekrem (s.a.v.)’in şöyle anlattığı rivâyet olunmuştur: “Mirac gecesi bir topluluk gördüm, her bir adamın karnı kocaman bir ev gibi öne doğru çıkmış bir halde Firavun hanedanının yolları üzerinde dizilmişlerdi. Firavun hanedanı ise akşam sabah cehenneme arzolunurlar. Firavun hanedanının ne işiten, ne de laf anlayan ürkmüş develer gibi sağa sola koşuştuklarını, bu adamlar hissettiklerinden yollarından çekilmek istiyorlardı. Fakat karınlarının aşırı derecede büyüklüğü bana imkân vermiyordu. Firavun hanedanı onları da kendi içlerine katarak ateşe doğru hem giderken hem de dönerken birlikte azab olunuyorlardı. İşte bu adamların dünya ile ahiret arasında bir geçit yeri olan kabirdeki azabları bu idi. Cebrail (a.s.)’a: “Bunlar kimlerdir?” diye sordum. Cebrail (a.s.): “Bunlar faiz yiyenlerdir, kabirlerinden şeytan çarpmışcasına kalkacaklardır” cevâbını verdi.”
Resûl-i Ekrem (s.a.v.) buyurdu: “Bir toplumda faiz yaygınlaşırsa muhakkak içlerinde delilik çoğalır, bir millette zinâ zuhur ederse içlerinde öletlik (farkedilir derecede çok ölüm) belirir. Bir kavim, tartı ve ölçüde hile yaparsa Allâh (c.c.) kendilerinden yağmuru keser, senelerce kıtlığa maruz kalırlar.”

(İmâm Şemsüddin ez-Zehebî, İslâm Şeriatinde Büyük Günâhlar, s.41-42)

 

 

 

02Eki 2021

Ölümü Arzulayabilmek

Ölümü Arzulayabilmek başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Geçmiş büyüklerin bir ahlâkı da Aziz ve Celil Allâh’ı kızdıracak bir konuma düşme endişesine kapıldıklarında ölümü istemeleri idi. Söz gelimi nefislerinde masiyetlere yönelmeye dair ön girişimler tespit ettiklerinde, kıpırdanmalar sezdiklerinde ölümü arzularlardı. Çünkü pek çok yerde karineler, belirtiler delil olarak değerlendirilir.
Abis el-Gıfârî (r.a.) vebâ günlerinde: “Ey vebâ beni al” diyor ve sürekli bu sözleri yineliyordu. Bunun için amcasının oğlu kendisine: “Abis bunu nasıl söyleyebilirsin? Ben Resûlullâh (s.a.v.)’in: “İçinizden biri ölümü temenni etmesin, çünkü ölüm amelini sona erdirir.” dediğini duymuştum. “Evet ben de duymuştum, aynen öyle söylüyordu. Ne var ki ben Peygamber (s.a.v.)’in ümmeti hesabına altı şeyden endişe duyduğunu duymuştum, şimdi ben de bu altı şeyden korkuyorum ki o altı husus şunlardır: Sefihlerin (beyinsizlerin) idareciliği, zaptiye görevlilerinin çokluğu, mahkemelerden para ile karar alınması, akrabalarla ilişkinin kesilmesi, can hürmetinin hafife alınması ve Kur’ân’ı musiki aracı yapan bir grubun ortaya çıkması. Bunlar din konusunda en iyileri olmadığı halde içlerinden birini ortaya sürerek kendilerine teğanni ile Kur’ân okumasını sağlarlar.”
Aynı şekilde Ebû Bekir (r.a.) de ölümü temenni etmiş. Kendisine bu hususta eleştiriler yöneltilince: “İyiliğin emredilemediği kötülüğün de menedilemediği bir döneme yetişirim diye endişe duyuyorum” demiş. Ebû Hüreyre (r.a.) şöyle demiştir: “İnsanlar üzerine öyle bir devir gelecek o süreçte âlimler ölümü çil çil altınlara yeğleyecekler. Hatta adam kardeşliğinin mezarının başına gelecek ve keşke senin yerinde olsaydım diyecek.”

(İmâm Şarani, Selef-i Sâlihîn’in, Evliyâullah’ın Yüce Ahlâkı, s.65-66)

 

https://youtu.be/7kTbikrucxA

29Eyl 2021

Kıyamet Günü Müminlerin Hali

Kıyamet Günü Müminlerin Hali başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Gerek Kur’ân-ı Kerîm, gerekse Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, ibret alıp Kıyâmet gününde acıklı duruma düşmememiz ve ebedî mükâfatı kazanmamız için, bizlere ahiretin iyi ve kötü ahvâlini haber vermişlerdir. İnsanoğlunun hayatının her anı kayda alınmakta; söylediği her söz ve işlediği her fiil, kıyâmet günü hesabı görülmek üzere “gözetleyici melekler” tarafından kaydedilmektedir. (Kâf s. 17-18) Akıllı kişi, bu dünyada hak ve hayırlı olanı seçecek ve bu mükâfatı kazandıracak hayatı kendine yol edinecektir.

Kur’ân-ı Kerîm’de, kıyâmet günü dünya imtihânını kazanmış müminlerden bahsederken şöyle buyrulur: “Onlar, dünyada imânla yaşayıp, dinî emir ve yasaklara riayet ederek tertemiz bir kalple Allâh’a gelen kullardır.” (Şuarâ s. 89) “Hesap gününde, onların yüzleri parlak, güleç, sevinçli…” (Abese s. 38-39) “ve bembeyaz olacaktır.” (Âl-i İmrân s. 106) “Sığınılacak hiçbir yerin olmadığı o dehşetli günde Arş’ın gölgesi altında gölgeleneceklerdir. (Buhârî) Sonuçta “Allâh (c.c.) onlardan razı, onlar da Allâh (c.c.)’un verdiği mükâfata râzı olacaklardır.” (Beyyine s. 7-8) O gün onlara şöyle denilecektir: “Ey huzûra kavuşmuş insan! Sen O’ndan hoşnut, O da senden hoşnut olarak Rabbine dön. (Seçkin) kullarım arasına katıl ve cennetime gir!” (Fecr s. 27-30)

Îmân ve istikametle yaşayıp Rablerinin huzûruna varan bu müminler için ölüm anında, kabir hayatında ve hesap gününde korku ve hüzün yoktur. Çünkü Allâh (c.c.), meleklerini onlara yardımcı dost olarak gönderecektir. Cennette ise, istedikleri her şey, Allâh (c.c.) tarafından onlar için konukluk olarak hazırlanmıştır. (Fussilet s. 30-32; İbrâhim s. 27)
(Ahmet Gelişgen, Kur’ân’dan Öğütler-2, s.91)

12Eyl 2021

Kötü Huyun Kabirdeki Sonucu

Hz. Osman (r.a.)’dan şöyle anlatılır: “Resûlullâh (s.a.v.) bir kabrin başında durdu; ağlamaya başladı, sordular: “Ya Resûlullâh cenneti veya cehennemi mi andınız?” Onlara cevâben Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kabir âhiret konaklarının ilkidir. Oradan kurtulana ötesi çok kolaydır. Ondan kolay kurtulamayana da ötesi çok zordur.”
Abdülhamid b. Mahmud Moğolî (r.a.) anlatıyor: “İbn Abbâs (r.a.)’in yanında oturuyordum. Ona bir cemâat geldi ve şöyle dedi: “Biz hac niyeti ile yola çıktık. Bir arkadaşımız vardı. Zât-ı Sifâh nahiyesine gelince öldü. Hazırlığını yaptık. Sonra gittik; onun için kabir yeri aramaya başladık. Kabrini açınca koca bir kara yılan gördük. Kabrin dibine çöreklenmiş yatıyordu. Orayı bıraktık; başka bir kabir açtık. Onda da aynı şeyi gördük. (Yâni, kabrin dibine, çöreklenen bir yılan) onu da bıraktık. Üçüncü bir kabir açtık; tekrar aynı yılanla karşılaştık. Onu da bırakıp sana geldik.” Bunun üzerine İbn Abbâs (r.a.) şöyle dedi: “O kara yılan o kulun işlediği bir kötü fiildir. Gidin onu kabirlerden birine gömün. Allâh (c.c.)’a yemin olsun ki, bütün yeryüzünü kazacak olsanız aynı yılanı bulacaksınız. Durumu kavmine bildirin.”
İbn Abbâs (r.a.)’in dediğini diğer arkadaşlarına da anlattılar; çıkıp gittiler. Sonra, onlardan biri şöyle anlattı: “Onu bir mezara gömdük. Hac dönüşü o kişinin evine varıp durumu kendilerine bildirdik. Bir miktar da kadife elbiselik hediye götürdük. Hanımına durumu sorduk. Dedik ki: Onun hâlini dinledin. Acaba onun hayatta ne gibi yaramaz birisi vardı? Şöyle anlattı: ‘O buğday satardı. Günlük yiyeceğini sattığı buğday içinden alırdı; ne kadar alırsa, buğdayın içine o kadar saman ve ekin çöpü doldururdu. Bu şekilde de satardı.”
(Ebul Leys Semerkandî, Tenbihü’l Gafilîn, s.40-41)

06Ağu 2021

Mutlaka Cennete Girecek Kimseler

Mutlaka Cennete Girecek Kimseler başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Hz. Muâz bin Cebel (r.a.)’dan, Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: *“Herhangi bir kul inanarak, kalpten Allâh (c.c.)’dan başka ilâh olmadığına ve benim Allâh’ın Resûlü olduğuma şehâdet ederek ölürse, mutlaka Cennet’e girecektir.” Başka bir hadiste “Allâhü Te‘âlâ onu mutlaka bağışlayacaktır” buyurmuştur. (Ahmed)

Bir sahih hadiste Resûlullâh (s.a.v.)’den şöyle nakledilmiştir: “Bir müjde dinleyiniz ve başkalarına da bu müjdeyi duyurunuz. Kim Allâh (c.c.) ve Resûlü (s.a.v..)’e îmân etmiş olmak şartıyla ihlâsla “Lâ ilahe illallâh” derse Cennet’e girecektir.” Allah (c.c.) indinde ancak ihlasın değeri vardır. İhlasla yapılan az bir amelin dahi çok fazla ecir ve sevâbı vardır.

Dünyaya göstermek veya insanları memnun etmek için yapılan bir işin Mevlâ’nın yanında değeri yoktur. Üstelik o iş sahibi için vebâldir. Fakat ihlâsla yapılan az amel dahi çok güzel neticeler doğurur. Bu bakımdan biri ihlâsla Kelime-i Şehadet’i okursa o mutlaka bağışlanacaktır ve mutlaka Cennet’e girecektir. Bunda en ufak bir şüphe yoktur.

Günâhlarından dolayı bir müddet cezasını çektikten sonra girmesi de mümkündür. Fakat mutlaka böyle olacaktır diye bir şey yoktur. Herhangi birinin ihlâsı mülkün sahibi olan Allâh (c.c.)’un hoşuna gider ve onun bir davranışını beğenip de günâhlarının hepsini affedebilir. Bu kelime, görünüşte hafîf, terazide ağırdır. Kelime-i Şehâdet’te Cenâb-ı Hâkk kendi Habîbi (s.a.v.)’in, en sevgili kulunun ismini kendi ismine yakın edip, hiç kimsenin, “Muhammedün Resûlullâh” demeden, “Lâ ilahe illallâh” demesinin kabul olunmuyacağını bildirmek istedi. Allâh (c.c.)’e îmânın içinde Resûlü (s.a.v.)’e de îmân vardır.

(Muhammed Zekeriyya Kandehlevî, Fezail-i A’mal, s.436-437)

 

29Tem 2021

Ölüm Var Unutma

Ölüm Var Unutma başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.
 
Hep sen başkalarının cenazesinde bulunup, tabutlarını taşımazsın. Bir gün senin cenazende de hâzır olurlar, senin de tabutunu taşırlar. Cenaze namazının kılındığı saati düşün! Bağı, bahçeyi bırakıp, yüzünü kabristana çevirdiğin zamanı göz önüne getir. Seni kara toprağa ısmarladıkları günü düşün. Dostlarının, yakın akrabalarının, hiç ayrılmak istemediğin sevdiklerinin seni yalnız bırakıp dönecekleri günü aklına getir. Evinden musibet kaynaşmalarının yükseldiği günü düşün. Çoluk çocuğunun ağlayıp, feryâd ettikleri günü unutma!
Ölüm çok zor bir haldir. İnsanlar da ondan çok gafildir. Faraza bin sene yaşasan ve dünyanın her ni’metini, her lezzetini, her zevkini tatsan, bunlardan elinde ne kalacaktır? Sonunda ölüm şerbetini tadacaksın ve can verme şiddetini göreceksin. Halbuki dünyada, sırf rahat bir hayat süren yok. Bu konuda Ebû Hazım Mekkî (r.âleyh): “Dünyâda sevindiğin hiçbir şey yoktur ki, altında üzüldüğün bir şey bulunmasın. Sıkıntısız bir neşeli gün bulunmaz. Bütün âlem senin olsa, ne çıkar” buyurdu.
Ömür, onu dünyâ kırıntılarını toplamakla geçirmekten kıymetlidir. Birkaç altın ve gümüş toplamak için sermâye yapmaktan değerlidir. Bu biriktirdiğin paraları korkarak korur, hasretle bırakırsın. Hattâ onlardan faydalanmadan vârislerine kalır, kendin gidersin. Emîr-ül Mü’minîn Osman (r.a.) bir kabrin başında dursa, o kadar ağlardı ki, sakalı ıslanırdı. Kendisine, “Bu ne hâldir? Kıyamet ve Cehennemi hatırlarsın da, bu kadar ağlamazsın. Kabri
görünce bu kadar çok ağlamanın sebebi nedir?” dediklerinde: “Kıyamette herkes bir arada bulunacak, Cehennemde de bir takım insanlar birlikte bulunacaktır. Kabirden daha zor ve korkunç yer yoktur. Çünkü kıyâmete kadar, burada yalnız bulunacaktır” buyurdu.
(Muhammed Rebhami, Riyadü’n-Nasihin, s.246)

04Tem 2021

Kabirdeki İlk Sorular

Kabirdeki İlk Sorular başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Hz. Ömer (r.a.)’e dayanarak, Resûlullâh (s.a.v.)’in şöyle buyurduğu anlatılıyor: “Mü’min kabrine konulduğu zaman Münker ve Nekir gelir. Onu oturtur, sorguya çekerler. Kabre koyanlar, dönüp gittikleri zaman, ayak seslerini duyar. Melekler sorar: “Rabbin kim? Dinin nedir? Peygamberin kimdir?”
Mü’min kul, bu sorulara şu cevâbı verir: “Rabbim Allâh (c.c.), dinim İslâm, Muhammed (s.a.v.) Peygamberimdir.” Bunun üzerine melekler derler: ”Allâh (c.c.) seni bu imânda dâim eylesin. Sürûr içinde uyu.” Onların bu sözü, şu âyetin mânâsıdır:
“Allâh, mü’minleri dünya ve âhiret hayatında sabit sözde tespit eder.” (İbrahim s. 27) Yâni, Allâh (c.c.) imân sahiplerini hak söz üzerinde sabit eder. Kâfirleri ve zâlimleri ise, hak söz söylemeye muvaffak eylemez.
Kâfirler ve münâfıklar kabre konulduğu zaman, Münker ve Nekir gelir sorar: “Rabbin kim? Dinin ne? Peygamberin kim?” Meleklerin bu sorusuna karşılık: “Bilmiyorum!” derler. O zaman melekler şöyle derler: “Bilemez ol!” Bundan sonra demir bir tokmakla ona öyle vururlar ki, insan ve cin hariç; dünya ve âhirettekilerin hepsi, o tokmak sesini duyarlar.”
Ebû Hazım (r.a.), Hz. Ömer (r.a.)’dan naklen anlatıyor: Resûlullâh (s.a.v.), Hz. Ömer (r.a.)’e şöyle buyurdu: “Yâ Ömer! Kabrin iki kahramanı Münker ve Nekir geldiği zaman hâlin nice olur? Onlar kara yüzlü, yeşil gözlüdürler. Köpek dişleri ile yeri delerek gelirler. Kılları dik diktir. Sesleri, gök gürültüsünü andırır. Gözleri çakan şimşek gibidir.” Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a.) sordu: “Yâ Resûlallah! O zaman aklım başımda mıdır? Ben, şu anda olduğum hâli o zaman muhafaza eder miyim?” Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v.): “Evet!” buyurunca Hz. Ömer (r.a.) şöyle söyledi: “O hâlde ben Allâh (c.c.)’un izni ile onlara yeterim. Resûlullâh (s.a.v.) tekrar şöyle buyurdu: “Ömer, muvaffak olmuştur.”
(Ebul Leys Semerkandî, Tenbihul Gafilîn, s.44-45)

20Haz 2021

Din Gününün Meliki

Din Gününün Meliki başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Cenâb-ı Allâh, kendisini: “Din Gününün Melîki” olarak tavsif edince, adâletinin tam olduğunu âlemlere açıklayarak şöyle buyurmuştur: “Senin Rabbin kullarına asla zulmetmez.” (Fussilet s. 46) Sonra Cenâb-ı Allâh, adâletini şöyle açıklamıştır: “Biz kıyamet gününde adâlet terazileri koyacağız. Artık hiç bir kimse, en ufak bir zulme bile uğratılmayacaktır.” (Enbiyâ s. 47)
Dolayısıyla Allâh (c.c.)’un Din Günü’nün yegâne gerçek Melîk’i olması, adâleti ile tahakkuk edecektir. Mecazî manada melîk olan (dünya idarecileri) âdil olursa, meşru hükümdar, aksi takdirde batıl melik olur. Eğer hak ve âdil bir melik olursa, onun adâletinin bereketinden âlemde hayır ve huzur meydana gelir. Eğer zalim bir hükümdar olursa, âlemden hayır ve bereket kalkar.
Nûşirevân bir gün ava çıkmış ve iyice susamış. Bir bahçeye girince nar ağaçlarını görmüş ve oradaki çocuktan bir nar istemiş. Aldığı narı yarıp suyunu içmiş, çok hoşuna gitmiş ve sahibinden bu bahçeyi satın almak istemiş. Sonra çocuktan bir nar daha istemiş. Bu narı da sıkarak suyunu çıkarmış, ama bu sefer suyunun az miktarda, acı ve buruk olduğunu görmüş. Bunun üzerine çocuğa: “Bu nar niçin böyle çıktı?” demiş. Çocuk, “Belki de beldenin meliki zulme niyetlenmiştir. Onun zulmünün uğursuzluğundan da nar bu hale gelmiştir.” demiş. Nûşirevân, bunun üzerine, bu zulümden tevbe etmiş ve çocuktan bir nar daha istemiş. Bu narı da sıkarak suyunu çıkarmış ve ilk nardan daha tatlı olduğunu görmüş. Çocuğa, “Narın tadı niçin değişti” deyince, çocuk; “Belki de beldenin meliki zulmünden tevbe etti.” diye cevap vermiş. Nûşirevân, bunu çocuktan duyup kalbindekine tam tamına uyduğunu görünce zulümden tevbe etmiş ve dünyada adâletle şöhret bulmuştur. Hz. Peygamber (s.a.v.)’den şöyle rivâyet edilmiştir: “Ben âdil bir hükümdarın zamanında dünyaya geldim.”
(Fahruddîn Er-Râzî, Tefsîr-i Kebîr Mefâtîhu’l-Ğayb, c.1, s.335)

24May 2021

Kadere Bakış Açımız Nasıl Olmalı?

Kadere Bakış Açımız Nasıl Olmalı? Kaza ve kadere inanmak da imânın esaslarındandır. Gerçekten inanmış bir müslüman kaza ve kader konusunda da sağlam bir inanca sahip olacaktır. 

Kaza ve kader de ruh gibi ilâhi bir muammadır. Bu muammayı doyurucu bir şekilde çözmek imkansız olduğu gibi, bu konuda mücadele etmek de tehlikelidir. Müslümanın bu tehlikeli sahaya girmemesi için Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz kaza ve kader konusunda tartışmayı yasaklamıştır.
Kaza ve kadere inanmak da imânın esaslarındandır. Allâhü Te‘âlâ’nın varlığına, birliğine, sonsuz gücüne ve kainatın tek hakimi olduğuna inanan kişi, elbetteki kaza ve kadere de imân etmekte güçlük çekmeyecektir. Gerçekten inanmış bir müslüman kaza ve kader konusunda da sağlam bir inanca sahip olacaktır. Kaza ve kadere boyun eğmek bizi sorumsuzluğa ve miskinliğe sevketmez. Çünkü Allâhü Te‘âlâ biz kullarına irade vermiştir. Bu irade ve çalışmanın sonucu olan her şeyden insan sorumludur. Bu yüzden Allâhü Te‘âlâ’nın rızasına uygun hareket ederek, kötü yollara düşmekten kaçınmak zorundadır. Bir kişi günâh işlemek istediğinde, iradesini bu yönde kullandığında Allâh (c.c.) da o günâhı yaratır, fakat bundan memnun olmaz. Müslümana yakışan en doğru hareket şekli, Allâhü Te‘âlâ’nın hoşnut olacağı şeyleri yapması, memnun olmayacağı ve emirlerine aykırı davranışlardan da sakınması ve iradesini bu yönde kullanmasıdır.
Kaza ve kadere imân eden Allâh (c.c.)’a îmân ettiğinden dolayıdır ki, ruhu yükselir, kalbi birlik için atar, karakteri ve ahlâkı düzelir. Hayatta her işe girişir, belâlara göğüs gerer, ömrü boyunca cesaret ve gücünü kaybetmeden başarıdan başarıya koşar. Zira başarısızlığa uğrasa bile “bunda bir hikmet olacak” diyerek aynı şeyi değişik yollardan başarmaya çalışacak, bunu da yapamazsa Allâh (c.c.) bana bu kadar güç vermiş, buna da şükürler olsun der ve tevekkül eder.
(Mehmed Çağlayan, Ehl-i Sünnet ve Âkâidi, s.217)