Ölüm, Kıyamet, Ahiret

04Tem 2021

Kabirdeki İlk Sorular

Kabirdeki İlk Sorular başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Hz. Ömer (r.a.)’e dayanarak, Resûlullâh (s.a.v.)’in şöyle buyurduğu anlatılıyor: “Mü’min kabrine konulduğu zaman Münker ve Nekir gelir. Onu oturtur, sorguya çekerler. Kabre koyanlar, dönüp gittikleri zaman, ayak seslerini duyar. Melekler sorar: “Rabbin kim? Dinin nedir? Peygamberin kimdir?”
Mü’min kul, bu sorulara şu cevâbı verir: “Rabbim Allâh (c.c.), dinim İslâm, Muhammed (s.a.v.) Peygamberimdir.” Bunun üzerine melekler derler: ”Allâh (c.c.) seni bu imânda dâim eylesin. Sürûr içinde uyu.” Onların bu sözü, şu âyetin mânâsıdır:
“Allâh, mü’minleri dünya ve âhiret hayatında sabit sözde tespit eder.” (İbrahim s. 27) Yâni, Allâh (c.c.) imân sahiplerini hak söz üzerinde sabit eder. Kâfirleri ve zâlimleri ise, hak söz söylemeye muvaffak eylemez.
Kâfirler ve münâfıklar kabre konulduğu zaman, Münker ve Nekir gelir sorar: “Rabbin kim? Dinin ne? Peygamberin kim?” Meleklerin bu sorusuna karşılık: “Bilmiyorum!” derler. O zaman melekler şöyle derler: “Bilemez ol!” Bundan sonra demir bir tokmakla ona öyle vururlar ki, insan ve cin hariç; dünya ve âhirettekilerin hepsi, o tokmak sesini duyarlar.”
Ebû Hazım (r.a.), Hz. Ömer (r.a.)’dan naklen anlatıyor: Resûlullâh (s.a.v.), Hz. Ömer (r.a.)’e şöyle buyurdu: “Yâ Ömer! Kabrin iki kahramanı Münker ve Nekir geldiği zaman hâlin nice olur? Onlar kara yüzlü, yeşil gözlüdürler. Köpek dişleri ile yeri delerek gelirler. Kılları dik diktir. Sesleri, gök gürültüsünü andırır. Gözleri çakan şimşek gibidir.” Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a.) sordu: “Yâ Resûlallah! O zaman aklım başımda mıdır? Ben, şu anda olduğum hâli o zaman muhafaza eder miyim?” Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v.): “Evet!” buyurunca Hz. Ömer (r.a.) şöyle söyledi: “O hâlde ben Allâh (c.c.)’un izni ile onlara yeterim. Resûlullâh (s.a.v.) tekrar şöyle buyurdu: “Ömer, muvaffak olmuştur.”
(Ebul Leys Semerkandî, Tenbihul Gafilîn, s.44-45)

20Haz 2021

Din Gününün Meliki

Din Gününün Meliki başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Cenâb-ı Allâh, kendisini: “Din Gününün Melîki” olarak tavsif edince, adâletinin tam olduğunu âlemlere açıklayarak şöyle buyurmuştur: “Senin Rabbin kullarına asla zulmetmez.” (Fussilet s. 46) Sonra Cenâb-ı Allâh, adâletini şöyle açıklamıştır: “Biz kıyamet gününde adâlet terazileri koyacağız. Artık hiç bir kimse, en ufak bir zulme bile uğratılmayacaktır.” (Enbiyâ s. 47)
Dolayısıyla Allâh (c.c.)’un Din Günü’nün yegâne gerçek Melîk’i olması, adâleti ile tahakkuk edecektir. Mecazî manada melîk olan (dünya idarecileri) âdil olursa, meşru hükümdar, aksi takdirde batıl melik olur. Eğer hak ve âdil bir melik olursa, onun adâletinin bereketinden âlemde hayır ve huzur meydana gelir. Eğer zalim bir hükümdar olursa, âlemden hayır ve bereket kalkar.
Nûşirevân bir gün ava çıkmış ve iyice susamış. Bir bahçeye girince nar ağaçlarını görmüş ve oradaki çocuktan bir nar istemiş. Aldığı narı yarıp suyunu içmiş, çok hoşuna gitmiş ve sahibinden bu bahçeyi satın almak istemiş. Sonra çocuktan bir nar daha istemiş. Bu narı da sıkarak suyunu çıkarmış, ama bu sefer suyunun az miktarda, acı ve buruk olduğunu görmüş. Bunun üzerine çocuğa: “Bu nar niçin böyle çıktı?” demiş. Çocuk, “Belki de beldenin meliki zulme niyetlenmiştir. Onun zulmünün uğursuzluğundan da nar bu hale gelmiştir.” demiş. Nûşirevân, bunun üzerine, bu zulümden tevbe etmiş ve çocuktan bir nar daha istemiş. Bu narı da sıkarak suyunu çıkarmış ve ilk nardan daha tatlı olduğunu görmüş. Çocuğa, “Narın tadı niçin değişti” deyince, çocuk; “Belki de beldenin meliki zulmünden tevbe etti.” diye cevap vermiş. Nûşirevân, bunu çocuktan duyup kalbindekine tam tamına uyduğunu görünce zulümden tevbe etmiş ve dünyada adâletle şöhret bulmuştur. Hz. Peygamber (s.a.v.)’den şöyle rivâyet edilmiştir: “Ben âdil bir hükümdarın zamanında dünyaya geldim.”
(Fahruddîn Er-Râzî, Tefsîr-i Kebîr Mefâtîhu’l-Ğayb, c.1, s.335)

24May 2021

Kadere Bakış Açımız Nasıl Olmalı?

Kadere Bakış Açımız Nasıl Olmalı? Kaza ve kadere inanmak da imânın esaslarındandır. Gerçekten inanmış bir müslüman kaza ve kader konusunda da sağlam bir inanca sahip olacaktır. 

Kaza ve kader de ruh gibi ilâhi bir muammadır. Bu muammayı doyurucu bir şekilde çözmek imkansız olduğu gibi, bu konuda mücadele etmek de tehlikelidir. Müslümanın bu tehlikeli sahaya girmemesi için Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz kaza ve kader konusunda tartışmayı yasaklamıştır.
Kaza ve kadere inanmak da imânın esaslarındandır. Allâhü Te‘âlâ’nın varlığına, birliğine, sonsuz gücüne ve kainatın tek hakimi olduğuna inanan kişi, elbetteki kaza ve kadere de imân etmekte güçlük çekmeyecektir. Gerçekten inanmış bir müslüman kaza ve kader konusunda da sağlam bir inanca sahip olacaktır. Kaza ve kadere boyun eğmek bizi sorumsuzluğa ve miskinliğe sevketmez. Çünkü Allâhü Te‘âlâ biz kullarına irade vermiştir. Bu irade ve çalışmanın sonucu olan her şeyden insan sorumludur. Bu yüzden Allâhü Te‘âlâ’nın rızasına uygun hareket ederek, kötü yollara düşmekten kaçınmak zorundadır. Bir kişi günâh işlemek istediğinde, iradesini bu yönde kullandığında Allâh (c.c.) da o günâhı yaratır, fakat bundan memnun olmaz. Müslümana yakışan en doğru hareket şekli, Allâhü Te‘âlâ’nın hoşnut olacağı şeyleri yapması, memnun olmayacağı ve emirlerine aykırı davranışlardan da sakınması ve iradesini bu yönde kullanmasıdır.
Kaza ve kadere imân eden Allâh (c.c.)’a îmân ettiğinden dolayıdır ki, ruhu yükselir, kalbi birlik için atar, karakteri ve ahlâkı düzelir. Hayatta her işe girişir, belâlara göğüs gerer, ömrü boyunca cesaret ve gücünü kaybetmeden başarıdan başarıya koşar. Zira başarısızlığa uğrasa bile “bunda bir hikmet olacak” diyerek aynı şeyi değişik yollardan başarmaya çalışacak, bunu da yapamazsa Allâh (c.c.) bana bu kadar güç vermiş, buna da şükürler olsun der ve tevekkül eder.
(Mehmed Çağlayan, Ehl-i Sünnet ve Âkâidi, s.217)

22May 2021

Allahü Teala’nın Rahmeti

 
Allahü Teala’nın Rahmeti başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.
 
Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Cenâb-ı Allâh’ın yüz râhmeti vardır. Bunlardan birini, cinler, insanlar, kuşlar, hayvanlar ve haşerât arasına indirmiştir. Bu bir râhmet ile onlar birbirlerine şefkât gösterir ve merhamet ederler. Geriye kalan doksan dokuz râhmeti ile Cenâb-ı Hâkk kullarına kıyamet gününde merhamet edecektir.” (Müslim)
Hz. Peygamber (s.a.v.), bu sözü Allâh (c.c.)’un râhmetini kullara anlatmak için söylemiştir. Yoksa Allâh (c.c.)’un râhmet deryaları sonsuzdur. Hâl böyle iken bu râhmet deryalarının bir sayı ile nasıl sınırlanması düşünülebilir.
Abdullah b. Ömer (r.a.), Hz. Peygamber (s.a.v.)’in şöyle dediğini söylemiştir: “Allâhü Te‘âlâ, kıyâmet gününde bazı kullarına, her biri göz alabildiğince kalın olan doksan dokuz (amel) kayıt defteri dağıtır ve o kula: “Şu yazılanlardan herhangi birini inkâr ediyor musun? Kirâmen Kâtibin (melekleri) sana haksızlık yapmışlar mı?” der. O kul: “Hayır, Ya Rabbî” der. Allâhü Te‘âlâ: “Bu günâhları işlemeni mazur gösterecek bir özrün var mı?” diye sorar. Bunun üzerine kul: “Hayır, Ya Rabbi” der ve kalbini ateşin üzerine kor. (Artık ateşe atıldığını düşünür.) Sonra Cenâb-ı Allâh: “Senin, benim yanımda bir sevâbın var. Bugün asla haksızlık yapmak yok” der ve üzerinde “Eşhedü enlâ ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden Resûlullâh” yazılı olan bir kart çıkarır. Bunun üzerine kul: “Ya Rabbî, bu kart şu koca kayıt defterlerine nasıl denk olur?” derken, bu kart terazinin bir kefesine, kayıt defterleri de diğer kefeye konulur da kayıt defterleri hafif kalır, kart daha ağır gelir. Çünkü hiçbir şey Allâh (c.c.)’u zikirden daha ağır gelemez.” (İbn Mâce)
(Fahruddîn Er-Râzî, Tefsîr-i Kebîr Mefâtîhu’l-Ğayb, c.1, s.227)

03May 2021

Cenaze Namazının Kılınışı

Cenaze Namazının Kılınışı. Cenaze namazı kılınışı ve cenaze namazında okunacak dualar ve cenaze namazı abdestsiz kılınır mı ve hangi hususların atlanmaması gerekiyor?

Cenâze namazının rükünleri: Tekbirler ve kıyam (ayakta durma) dır. Onda rükû, sücud, kıraat (Kur’ân okuma) ve ka’de (oturuş) yoktur. Duâ da rükünlerden değil sünnettir. Tekbirler dörttür.
Birinci rekâtta el kaldırılıp bağlandıktan sonra (… ve celle senâüke… ilaveli) “Sübhâneke…” okunur. İkincisinde el kaldırmadan, salâvat ve üçüncüsünde duâlar okunup, dördüncüsünde selâm verilir. Bunlarda cemaatin imâmdan farkı yoktur. Tekbirlerde cemaat imâma uymuş bulunur. Selâm vaciptir. Okunacak dua şöyledir: “Allahümmağfir li-hayyinâ ve meyyitinâ ve şâhidinâ ve gâibinâ ve zekerinâ ve ünsânâ ve sağîrinâ ve kebîrinâ. Allahümme men ahyeytehu minnâ feahyihi ale’l-İs-lâmi ve men teveffeytehu minnâ feteveffehu alel-imân. Allahümme in kâne muhsinen fezid fi ihsânihi ve in kâne musîen fetecâvez an seyyiâtihi. Allâhümme lâ tuharrimnâ ecrehu ve lâ teftinâ ba’dehu.”
Bunları okuyamayan: “Allahümmağfirli ve lehu ve lilmü’minîne ve’l-mü’ minât (Allâhım, beni, onu, erkek müminlerle kadın müminleri bağışla)!” der. İlk tekbîrden başkasında el kaldırılmaz ve dördüncü tekbîrden sonra duâ edilmez. Tekbîrleri imâm açıktan söyler. Cenaze namazına sonradan gelip imâma iki tekbîr arasında yetişen kimse, namaza hemen katılmayıp imamın tekbîrini bekler. İmamın ilk tekbîrinde orada bulunduğu hâlde katılmakta gecikmiş olan kimse, imamın ikinci tekbirini beklemeyerek ona uyar ve tekbîrini alır. Dördüncü tekbîrden sonra gelen kimse, cenaze namazına yetişememiş olur. Cenaze namazında, namazın başına yetişemeyen kimse, imâmın selâmından sonra, cenaze hemen kaldırılmamışsa duâlar ile beraber, kaldırılmışsa yalnız tekbîrler ile namazı tamamlar.
(Hacı Mehmed Zihni, Muhtasar Ni’met-i İslâm, s.144-147)

27Nis 2021

Allah’ın Sevgili Kulları

Allah’ın Sevgili Kulları. Allahu Teala’nın sevgili kulları kimlerdir? sorusuna cevap niteliğinde derlediğimiz yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Ebû Hüreyre (r.a.) diyor ki; Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ümmetimden ilk cennete girenlerin yüzü, mehtaplı gecede görünen ay gibidir. Bundan sonra girenlerin yüzü, gökte pırıl pırıl parlayan yıldızlar gibidir. Bundan sonrakiler, durumlarına göredir. Onların tarakları altındır. Buhurdanlıklarında öd ağacı tüter.”
İbn Abbas (r.a.) Resûlullâh (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu anlatıyor: “Cennet ehli temiz yüzlü gençlerdir. Boyları altmış arşın, Âdem’in boyundadır, otuz üç yaşındadırlar. Renkleri beyazdır. Yeşil giyinirler. Onlardan birinin sofrası önüne konunca, bir kuş ona döner ve şöyle söyler: “Ey Allâh (c.c.)’un sevgili kulu, ben selsebil suyundan içtim. Arş’ın altında, cennet bahçelerinde yayıldım. Şu, şu… meyveleri yedim.” O kuşun bir yanı pişmiş et tadını andırır; bir yanı da kızarmış kebap tadı verir. Ondan dilediği kadar yer. Bu velî kulun üzerinde yetmiş kat elbise vardır. Parmaklarında on tane yüzük vardır. Her yüzükte bir başka yazı vardır.
Birinci yüzükte şu yazılıdır: Sabrettiğiniz için, size selâm. İkinci yüzükte şu yazı vardır: Cennete selâmetle, emin olarak girdiniz. Üçüncü yüzükte şu yazılıdır: Bu cenneti güzel davranışlarınız sebebiyle size bıraktık Dördüncü yüzükte şu yazı vardır: Üzüntüler sizden kaldırıldı. Kederler gitti. Beşinci yüzükte şu yazılıdır: Sizlere süslü, ziynetli hülleler giydirdik. Altıncı yüzükte şu yazılıdır: Sizi gözde hurilerle birleştirdik. Yedinci yüzükte şu yazılıdır: Sizin için nefislerin istediği, gözlerin zevk aldığı şeyler vardır. Siz, orada ebedî kalacaksınız. Sekizinci yüzükte şunlar yazılıdır. Nebilere, sıddıklara arkadaş oldunuz. Dokuzuncu yüzükte şunlar yazılıdır: Hiç ihtiyarlamayan gençler oldunuz. Onuncu yüzükte şunlar yazılıdır: Öyle bir menzile kondunuz ki, oradaki komşulardan eziyet gelmez.”
(Ebu’l-Leys Semerkandî, Tenbihü’l Gafilîn, s.77-78)

 

19Mar 2021

Kaza Borcu ile Ölenin Durumu

Kaza Borcu İle Ölenin Durumu. Kişi kaza namazı kılmaya devam etse ama kaza namazlarını bitiremeden vefât etse, onun bu niyetinden dolayı Yüce Allâh, o kimsenin kılamadığı namaz borçlarını inşallah affeder.

SUAL: Kaza namazlarını kılmaya niyet eden biri, henüz namazlarını tamamlamadan vefât ede­cek olursa kılmadığı namazlar bu kişiden düşer mi?

CEVAP: Meselâ, bir Mü’min kırk yaşına kadar namaz kılmamış, sonra pişman olup namaza baş­lamış olsun. O kimse bundan sonra meselâ her gün bir günlük kaza namazı kılmaya niyet edip, hiç aksatmadan on yıl kaza namazı kılmaya devam etse ama kaza namazlarını bitiremeden vefât etse, onun bu niyetinden dolayı sonsuz merhâmet sahi­bi olan Yüce Allâh, o kimsenin kılamadığı namaz borçlarını inşallah affeder. Çünkü Cenâb-ı Hâkk ona ömür vermiş olsaydı, o kimse kılamadığı bü­tün namazlarını kaza etmiş olacaktı. Not: Mahmud Sami Ramazanoğlu (k.s.) Hazretlerinin beyânı da bu şekildedir.

“Ameller ancak niyetlere göredir.” (Müslim) Allâh (c.c.), meleklerine şöyle buyurur: “Kulum bir iyilik yapmaya niyet eder, fakat yapmaya muktedir olamaz ise, ona bu güzel niyetine mükafat olarak, tam bir iyilik yapmış gibi sevâb yazın.” (Buhârî)

SUAL: Ben kaza namazlarına başladım, her kaza namazı kılarken ezan ve kamet okuyayım mı?

CEVAP: Hanefi mezhebine göre; aynı ortamda birden fazla kaza namazı kılınacaksa, her bir na­maz için ayrı ezân okunup kamet getirilmesi daha fazîletli olmakla birlikte, başta bir kere ezân oku­nup, her bir kaza namazı için ayrı kamet getirilmesi de yeterlidir.

(İbn-i Âbidîn, Reddü’l Muhtâr, c.1, s.257-262)

SUAL: Vitir namazında kunût duâsını bilmeyen ne okumalıdır?

CEVAP: Vitir namazlarında Kunut duâsı oku­mak ve Kunut tekbiri almak vaciptir. Cemaatla kı­lınırken hem imâm hem de cemaat Kunut duasını içinden okur. Kunut duası okunmadığı takdirde se­hiv secdesi gerekir. Kunut duâsını bilmeyenler: 1. Yalnız Rabbenâ Âtinâ(Bakara s. 201) âyet-i kerî­mesini okuyabilir. 2. Üç defa Allâhümma’ğfirlidiyebilir. 3. Üç defa “Yâ Rabbî” demesi de caizdir.

(Büyük İslam İlmihali, s.160)

15Mar 2021

Cehennemdekilerin En Pis Kokanı

Cehennemdekilerin En Pis Kokanı başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Allâhü Te‘âlâ: “Zinâya yaklaşmayın, çünkü o şüphesiz bir hayâsızlıktır, kötü bir yoldur.” (İsra s. 32) Hz. Davud (a.s.)’a indirilen Zebur’da şöyle yazıldığı rivâyet edilir: “Zinacı kadın ve erkekler cehennemde tenasül organlarından asılırlar ve kendilerine demirden sopalarla vurulur. Her vuruluşta feryad edince cehennem zebanisi: “Ne sızıldanıp duruyorsun, dünyada iken aklın neredeydi? Halbuki sen dünyada o ahlâksızlığı işlerken gülüyor, eğleniyor, Allâh (c.c.)’un hakkını gözetmiyor, O’ndan utanmıyordun” der.
Sahih-i Buhârî’de, Semüre b. Cündüb (r.a.) Resûl-i Ekrem (s.a.v.)’in rüyasında Cebrail ve Mikâil’in kendisine gelerek birlikte gayb âlemini seyre çıktıklarını anlattığını rivâyet ettiği uzunca hadisin bir bölümünde Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: “Birlikte yürüdük, üstü dar, altı oldukça geniş, içinden şamata ve seslerin geldiği fırın gibi bir yere vardık. İçine baktığımız vakit çıplak bir takım erkek ve kadınlar gördük. Altlarından alevler hücum ettikçe ateş hararetinin şiddetinden bağrışıyorlardı. Cebrail (a.s.)’a: “Bunlar kimlerdir dedim?” Cebrail (a.s.): “Bunlar zina yapan kadınlar ve erkeklerdir, kıyâmete değin azâbları budur” cevâbını verdi.”
“Onun (cehennemin) yedi kapısı vardır” (Hicr s. 44) âyetinin tefsirinde şöyle demiştir: “Bu kapıların musibet, sıcaklık ve belâ yönünden en fenâsı, haram olduğunu bildikleri halde zinada ısrar eden zânilere aittir.”
Mekhul ed-Dimeşkî (r.a.)’in şöyle dediği rivâyet edilmiştir: “Cehennem ehli çok pis bir koku duyar ve “Bundan daha pis rayiha hissetmemiştik” derler. Kendilerine: “Bu koku zinakârların tenasül organlarının kokusudur” denilir.” Tefsir imâmlarından biri olan İbn Zeyd (r.a.) şöyle söylemiştir: “Allâhü Te‘âlâ’nın Musa (a.s.)’a levhalar halinde indirdiği on emirden biri de şu idi: “Cehennemlikler zinakârların tenasül uzuvlarının yaydığı pis kokudan rahatsız olurlar.”
(İmâm Şemsüddin ez-Zehebî, İslâm Şeriatinde Büyük Günâhlar, s.34-36)

14Mar 2021

İstediğinizde Firdevs’i İsteyiniz

İstediğinizde Firdevs’i İsteyiniz. Firdevs cenneti derece bakımından en yükseğidir. Cennetin dört nehri de ona akmaktadır. Arş onun üstündedir. Allâh (c.c.)’dan cenneti istediğiniz zaman, Fîrdevs’i isteyiniz.”

Ebû Hüreyre (r.a.)’dan naklen Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurur: “Allâhü Te‘âlâ, salih kullarına hiçbir gözün görmediği, kulağın işitmediği, kimsenin hatırından geçmeyen nimetler hazırlamıştır.” Ebû Hüreyre (r.a.) diyor ki, Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz bu hadisi zikrettikten sonra, şu ayeti kerimeyi okudu: “Artık dünyada işledikleri salih amellere mükâfat olarak kendileri için, göz aydınlığından ne hazırlanıp saklandığını kimse bilemez.” Ebû Hüreyre (r.a.) diyor ki: “Ya Resûlullâh, mahlûkat hangi şeyden yaratılmıştır diye sorulduğunda, “sudan” buyurdular. “Cennetin binası nedir?” diye sorulduğunda da: “Bir tuğlası gümüşten, bir tuğlası altından, harcı da en çok koku veren misktendir. Çakılları lü’lü (inci) ve toprağı da zaferandandır. Ona girene nimetler vardır, ümitsizlik yoktur, ebedi kalıp ölüm yoktur. Elbiseleri çürümez, gençliği yok olmaz” buyurdular. Cabir (r.a.) diyor ki: Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’in şöyle buyurduğunu duydum: “Cennet ehli tükenmeyen nimetlerden yer içer, küçük ve büyük haceti def etmezler” denildi ki: “Ya Resûlullâh ya yemek nasıl olur?” Buyurdular ki: “Temiz ve güzel koku veren bir ter olarak çıkar, kokusu misk gibidir. Allâh (c.c.)’a hamd ve tesbihi hatırlatır, rahat nefes vermeyi sağladığı gibi” Übâde (r.a.), Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’den şöyle rivâyet eder: “Cennette yüz derece vardır ki, her derece arası, yerle gök arası kadardır. (Yani birbirlerinden çok farklıdır.) Firdevs cenneti derece bakımından en yükseğidir. Cennetin dört nehri de ona akmaktadır. Arş onun üstündedir. Allâh (c.c.)’dan cenneti istediğiniz zaman, Fîrdevs’i isteyiniz.”

(Mehmed Çağlayan, Ehl-i Sünnet ve Âkâidi, s.267)

05Mar 2021

Ahiret için Çalışmak

Ahiret için Çalışmak. Âhiret menfaatine aykırı düşen şeyleri, insanoğlu tabiatiyle değil, aklı ile kerih görmeli ve kabûl etmemelidir. Kötü neticelerini düşünerek tatlı olduğu hâlde onlardan uzak kalmalıdır.

Resûl-i Ekrem (s.a.v.) duâsında: “Allâh’ım dünyâ ve âhiretin şerefine ulaştıracak râhmetini isterim” buyurmuştur. Diğer bir duâsında: “Allah’ım, dünyânın mihnet ve meşakkatinden, âhiretin azabından beni koru” buyurmuştur. Hulâsa, âhiret saâdetini sevmek, Allâh (c.c.) sevgisine münâfi olmadığına göre, dünyâda sıhhât, selâmet, huzûr ve âfiyette olmayı istemek, elbette Allâh (c.c.) sevgisine aykırı değildir. Çünkü dünyâ ile âhiret ayrı ayrı iki hâlden ibâret olup biri diğerinden daha yakındır.
İnsânoğlu, yarının huzûr ve refâhını isteyebilirken, bugünün saâdetini istemesinde neden mahzûr olsun? Yarının huzûrunu istiyor; çünkü yakında, yarın kendisi için hâil olacak, halbuki bugünü şu ânda içinde bulunduğu hâl-i hâzırdır.
Elbette bugünün huzûrunu da sever. Şu kadar var ki, peşin isteklerin bâzıları ahiret faydalarına aykırı düşer ve âhiret sevâbına mâni olur. Onlar, Peygamberlerin, velilerin kaçındıkları ve kaçınılması ile emrettikleri şeylerdir. Diğer bâzıları da âhiret faydalarına mâni değildir. Onlar da Peygamberler ve velîlerin yapmasından çekinmedikleri, evlenmek, helâlinden yiyip içmek, giyip kuşanmak ve benzeri şeylerdir.
Ahiret menfaatine aykırı düşen şeyleri, insanoğlu tabiatiyle değil, aklı ile kerih görmeli ve kabûl etmemelidir. Yâni midesi almıyor, canı çekmiyor diye değil, kötü neticelerini düşünerek tatlı olduğu hâlde onlardan uzak kalmalıdır. Meselâ, sultânın hazırladığı nefis yemekleri insanın midesi çeker ve canı arzû eder; fakat bu yemeklerden yediği takdirde elinin kesileceğini veya boynunun vurulacağını bilen bir kimse, ne kadar nefis olursa olsun bu yemeklere yaklaşabilir mi? İşte, âhiretine zarâr verecek şeylere de, bunun gibi yaklaşmamalıdır.
(İmâm-ı Gazâlî (r.âleyh), İhyâu Ulûmi’d-dîn, c.2, s.410)