Ölüm, Kıyamet, Ahiret

03May 2021

Cenaze Namazının Kılınışı

Cenaze Namazının Kılınışı. Cenaze namazı kılınışı ve cenaze namazında okunacak dualar ve cenaze namazı abdestsiz kılınır mı ve hangi hususların atlanmaması gerekiyor?

Cenâze namazının rükünleri: Tekbirler ve kıyam (ayakta durma) dır. Onda rükû, sücud, kıraat (Kur’ân okuma) ve ka’de (oturuş) yoktur. Duâ da rükünlerden değil sünnettir. Tekbirler dörttür.
Birinci rekâtta el kaldırılıp bağlandıktan sonra (… ve celle senâüke… ilaveli) “Sübhâneke…” okunur. İkincisinde el kaldırmadan, salâvat ve üçüncüsünde duâlar okunup, dördüncüsünde selâm verilir. Bunlarda cemaatin imâmdan farkı yoktur. Tekbirlerde cemaat imâma uymuş bulunur. Selâm vaciptir. Okunacak dua şöyledir: “Allahümmağfir li-hayyinâ ve meyyitinâ ve şâhidinâ ve gâibinâ ve zekerinâ ve ünsânâ ve sağîrinâ ve kebîrinâ. Allahümme men ahyeytehu minnâ feahyihi ale’l-İs-lâmi ve men teveffeytehu minnâ feteveffehu alel-imân. Allahümme in kâne muhsinen fezid fi ihsânihi ve in kâne musîen fetecâvez an seyyiâtihi. Allâhümme lâ tuharrimnâ ecrehu ve lâ teftinâ ba’dehu.”
Bunları okuyamayan: “Allahümmağfirli ve lehu ve lilmü’minîne ve’l-mü’ minât (Allâhım, beni, onu, erkek müminlerle kadın müminleri bağışla)!” der. İlk tekbîrden başkasında el kaldırılmaz ve dördüncü tekbîrden sonra duâ edilmez. Tekbîrleri imâm açıktan söyler. Cenaze namazına sonradan gelip imâma iki tekbîr arasında yetişen kimse, namaza hemen katılmayıp imamın tekbîrini bekler. İmamın ilk tekbîrinde orada bulunduğu hâlde katılmakta gecikmiş olan kimse, imamın ikinci tekbirini beklemeyerek ona uyar ve tekbîrini alır. Dördüncü tekbîrden sonra gelen kimse, cenaze namazına yetişememiş olur. Cenaze namazında, namazın başına yetişemeyen kimse, imâmın selâmından sonra, cenaze hemen kaldırılmamışsa duâlar ile beraber, kaldırılmışsa yalnız tekbîrler ile namazı tamamlar.
(Hacı Mehmed Zihni, Muhtasar Ni’met-i İslâm, s.144-147)

27Nis 2021

Allah’ın Sevgili Kulları

Allah’ın Sevgili Kulları. Allahu Teala’nın sevgili kulları kimlerdir? sorusuna cevap niteliğinde derlediğimiz yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Ebû Hüreyre (r.a.) diyor ki; Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ümmetimden ilk cennete girenlerin yüzü, mehtaplı gecede görünen ay gibidir. Bundan sonra girenlerin yüzü, gökte pırıl pırıl parlayan yıldızlar gibidir. Bundan sonrakiler, durumlarına göredir. Onların tarakları altındır. Buhurdanlıklarında öd ağacı tüter.”
İbn Abbas (r.a.) Resûlullâh (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu anlatıyor: “Cennet ehli temiz yüzlü gençlerdir. Boyları altmış arşın, Âdem’in boyundadır, otuz üç yaşındadırlar. Renkleri beyazdır. Yeşil giyinirler. Onlardan birinin sofrası önüne konunca, bir kuş ona döner ve şöyle söyler: “Ey Allâh (c.c.)’un sevgili kulu, ben selsebil suyundan içtim. Arş’ın altında, cennet bahçelerinde yayıldım. Şu, şu… meyveleri yedim.” O kuşun bir yanı pişmiş et tadını andırır; bir yanı da kızarmış kebap tadı verir. Ondan dilediği kadar yer. Bu velî kulun üzerinde yetmiş kat elbise vardır. Parmaklarında on tane yüzük vardır. Her yüzükte bir başka yazı vardır.
Birinci yüzükte şu yazılıdır: Sabrettiğiniz için, size selâm. İkinci yüzükte şu yazı vardır: Cennete selâmetle, emin olarak girdiniz. Üçüncü yüzükte şu yazılıdır: Bu cenneti güzel davranışlarınız sebebiyle size bıraktık Dördüncü yüzükte şu yazı vardır: Üzüntüler sizden kaldırıldı. Kederler gitti. Beşinci yüzükte şu yazılıdır: Sizlere süslü, ziynetli hülleler giydirdik. Altıncı yüzükte şu yazılıdır: Sizi gözde hurilerle birleştirdik. Yedinci yüzükte şu yazılıdır: Sizin için nefislerin istediği, gözlerin zevk aldığı şeyler vardır. Siz, orada ebedî kalacaksınız. Sekizinci yüzükte şunlar yazılıdır. Nebilere, sıddıklara arkadaş oldunuz. Dokuzuncu yüzükte şunlar yazılıdır: Hiç ihtiyarlamayan gençler oldunuz. Onuncu yüzükte şunlar yazılıdır: Öyle bir menzile kondunuz ki, oradaki komşulardan eziyet gelmez.”
(Ebu’l-Leys Semerkandî, Tenbihü’l Gafilîn, s.77-78)

 

19Mar 2021

Kaza Borcu ile Ölenin Durumu

Kaza Borcu İle Ölenin Durumu. Kişi kaza namazı kılmaya devam etse ama kaza namazlarını bitiremeden vefât etse, onun bu niyetinden dolayı Yüce Allâh, o kimsenin kılamadığı namaz borçlarını inşallah affeder.

SUAL: Kaza namazlarını kılmaya niyet eden biri, henüz namazlarını tamamlamadan vefât ede­cek olursa kılmadığı namazlar bu kişiden düşer mi?

CEVAP: Meselâ, bir Mü’min kırk yaşına kadar namaz kılmamış, sonra pişman olup namaza baş­lamış olsun. O kimse bundan sonra meselâ her gün bir günlük kaza namazı kılmaya niyet edip, hiç aksatmadan on yıl kaza namazı kılmaya devam etse ama kaza namazlarını bitiremeden vefât etse, onun bu niyetinden dolayı sonsuz merhâmet sahi­bi olan Yüce Allâh, o kimsenin kılamadığı namaz borçlarını inşallah affeder. Çünkü Cenâb-ı Hâkk ona ömür vermiş olsaydı, o kimse kılamadığı bü­tün namazlarını kaza etmiş olacaktı. Not: Mahmud Sami Ramazanoğlu (k.s.) Hazretlerinin beyânı da bu şekildedir.

“Ameller ancak niyetlere göredir.” (Müslim) Allâh (c.c.), meleklerine şöyle buyurur: “Kulum bir iyilik yapmaya niyet eder, fakat yapmaya muktedir olamaz ise, ona bu güzel niyetine mükafat olarak, tam bir iyilik yapmış gibi sevâb yazın.” (Buhârî)

SUAL: Ben kaza namazlarına başladım, her kaza namazı kılarken ezan ve kamet okuyayım mı?

CEVAP: Hanefi mezhebine göre; aynı ortamda birden fazla kaza namazı kılınacaksa, her bir na­maz için ayrı ezân okunup kamet getirilmesi daha fazîletli olmakla birlikte, başta bir kere ezân oku­nup, her bir kaza namazı için ayrı kamet getirilmesi de yeterlidir.

(İbn-i Âbidîn, Reddü’l Muhtâr, c.1, s.257-262)

SUAL: Vitir namazında kunût duâsını bilmeyen ne okumalıdır?

CEVAP: Vitir namazlarında Kunut duâsı oku­mak ve Kunut tekbiri almak vaciptir. Cemaatla kı­lınırken hem imâm hem de cemaat Kunut duasını içinden okur. Kunut duası okunmadığı takdirde se­hiv secdesi gerekir. Kunut duâsını bilmeyenler: 1. Yalnız Rabbenâ Âtinâ(Bakara s. 201) âyet-i kerî­mesini okuyabilir. 2. Üç defa Allâhümma’ğfirlidiyebilir. 3. Üç defa “Yâ Rabbî” demesi de caizdir.

(Büyük İslam İlmihali, s.160)

15Mar 2021

Cehennemdekilerin En Pis Kokanı

Cehennemdekilerin En Pis Kokanı başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Allâhü Te‘âlâ: “Zinâya yaklaşmayın, çünkü o şüphesiz bir hayâsızlıktır, kötü bir yoldur.” (İsra s. 32) Hz. Davud (a.s.)’a indirilen Zebur’da şöyle yazıldığı rivâyet edilir: “Zinacı kadın ve erkekler cehennemde tenasül organlarından asılırlar ve kendilerine demirden sopalarla vurulur. Her vuruluşta feryad edince cehennem zebanisi: “Ne sızıldanıp duruyorsun, dünyada iken aklın neredeydi? Halbuki sen dünyada o ahlâksızlığı işlerken gülüyor, eğleniyor, Allâh (c.c.)’un hakkını gözetmiyor, O’ndan utanmıyordun” der.
Sahih-i Buhârî’de, Semüre b. Cündüb (r.a.) Resûl-i Ekrem (s.a.v.)’in rüyasında Cebrail ve Mikâil’in kendisine gelerek birlikte gayb âlemini seyre çıktıklarını anlattığını rivâyet ettiği uzunca hadisin bir bölümünde Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: “Birlikte yürüdük, üstü dar, altı oldukça geniş, içinden şamata ve seslerin geldiği fırın gibi bir yere vardık. İçine baktığımız vakit çıplak bir takım erkek ve kadınlar gördük. Altlarından alevler hücum ettikçe ateş hararetinin şiddetinden bağrışıyorlardı. Cebrail (a.s.)’a: “Bunlar kimlerdir dedim?” Cebrail (a.s.): “Bunlar zina yapan kadınlar ve erkeklerdir, kıyâmete değin azâbları budur” cevâbını verdi.”
“Onun (cehennemin) yedi kapısı vardır” (Hicr s. 44) âyetinin tefsirinde şöyle demiştir: “Bu kapıların musibet, sıcaklık ve belâ yönünden en fenâsı, haram olduğunu bildikleri halde zinada ısrar eden zânilere aittir.”
Mekhul ed-Dimeşkî (r.a.)’in şöyle dediği rivâyet edilmiştir: “Cehennem ehli çok pis bir koku duyar ve “Bundan daha pis rayiha hissetmemiştik” derler. Kendilerine: “Bu koku zinakârların tenasül organlarının kokusudur” denilir.” Tefsir imâmlarından biri olan İbn Zeyd (r.a.) şöyle söylemiştir: “Allâhü Te‘âlâ’nın Musa (a.s.)’a levhalar halinde indirdiği on emirden biri de şu idi: “Cehennemlikler zinakârların tenasül uzuvlarının yaydığı pis kokudan rahatsız olurlar.”
(İmâm Şemsüddin ez-Zehebî, İslâm Şeriatinde Büyük Günâhlar, s.34-36)

14Mar 2021

İstediğinizde Firdevs’i İsteyiniz

İstediğinizde Firdevs’i İsteyiniz. Firdevs cenneti derece bakımından en yükseğidir. Cennetin dört nehri de ona akmaktadır. Arş onun üstündedir. Allâh (c.c.)’dan cenneti istediğiniz zaman, Fîrdevs’i isteyiniz.”

Ebû Hüreyre (r.a.)’dan naklen Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurur: “Allâhü Te‘âlâ, salih kullarına hiçbir gözün görmediği, kulağın işitmediği, kimsenin hatırından geçmeyen nimetler hazırlamıştır.” Ebû Hüreyre (r.a.) diyor ki, Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz bu hadisi zikrettikten sonra, şu ayeti kerimeyi okudu: “Artık dünyada işledikleri salih amellere mükâfat olarak kendileri için, göz aydınlığından ne hazırlanıp saklandığını kimse bilemez.” Ebû Hüreyre (r.a.) diyor ki: “Ya Resûlullâh, mahlûkat hangi şeyden yaratılmıştır diye sorulduğunda, “sudan” buyurdular. “Cennetin binası nedir?” diye sorulduğunda da: “Bir tuğlası gümüşten, bir tuğlası altından, harcı da en çok koku veren misktendir. Çakılları lü’lü (inci) ve toprağı da zaferandandır. Ona girene nimetler vardır, ümitsizlik yoktur, ebedi kalıp ölüm yoktur. Elbiseleri çürümez, gençliği yok olmaz” buyurdular. Cabir (r.a.) diyor ki: Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’in şöyle buyurduğunu duydum: “Cennet ehli tükenmeyen nimetlerden yer içer, küçük ve büyük haceti def etmezler” denildi ki: “Ya Resûlullâh ya yemek nasıl olur?” Buyurdular ki: “Temiz ve güzel koku veren bir ter olarak çıkar, kokusu misk gibidir. Allâh (c.c.)’a hamd ve tesbihi hatırlatır, rahat nefes vermeyi sağladığı gibi” Übâde (r.a.), Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’den şöyle rivâyet eder: “Cennette yüz derece vardır ki, her derece arası, yerle gök arası kadardır. (Yani birbirlerinden çok farklıdır.) Firdevs cenneti derece bakımından en yükseğidir. Cennetin dört nehri de ona akmaktadır. Arş onun üstündedir. Allâh (c.c.)’dan cenneti istediğiniz zaman, Fîrdevs’i isteyiniz.”

(Mehmed Çağlayan, Ehl-i Sünnet ve Âkâidi, s.267)

05Mar 2021

Ahiret için Çalışmak

Ahiret için Çalışmak. Âhiret menfaatine aykırı düşen şeyleri, insanoğlu tabiatiyle değil, aklı ile kerih görmeli ve kabûl etmemelidir. Kötü neticelerini düşünerek tatlı olduğu hâlde onlardan uzak kalmalıdır.

Resûl-i Ekrem (s.a.v.) duâsında: “Allâh’ım dünyâ ve âhiretin şerefine ulaştıracak râhmetini isterim” buyurmuştur. Diğer bir duâsında: “Allah’ım, dünyânın mihnet ve meşakkatinden, âhiretin azabından beni koru” buyurmuştur. Hulâsa, âhiret saâdetini sevmek, Allâh (c.c.) sevgisine münâfi olmadığına göre, dünyâda sıhhât, selâmet, huzûr ve âfiyette olmayı istemek, elbette Allâh (c.c.) sevgisine aykırı değildir. Çünkü dünyâ ile âhiret ayrı ayrı iki hâlden ibâret olup biri diğerinden daha yakındır.
İnsânoğlu, yarının huzûr ve refâhını isteyebilirken, bugünün saâdetini istemesinde neden mahzûr olsun? Yarının huzûrunu istiyor; çünkü yakında, yarın kendisi için hâil olacak, halbuki bugünü şu ânda içinde bulunduğu hâl-i hâzırdır.
Elbette bugünün huzûrunu da sever. Şu kadar var ki, peşin isteklerin bâzıları ahiret faydalarına aykırı düşer ve âhiret sevâbına mâni olur. Onlar, Peygamberlerin, velilerin kaçındıkları ve kaçınılması ile emrettikleri şeylerdir. Diğer bâzıları da âhiret faydalarına mâni değildir. Onlar da Peygamberler ve velîlerin yapmasından çekinmedikleri, evlenmek, helâlinden yiyip içmek, giyip kuşanmak ve benzeri şeylerdir.
Ahiret menfaatine aykırı düşen şeyleri, insanoğlu tabiatiyle değil, aklı ile kerih görmeli ve kabûl etmemelidir. Yâni midesi almıyor, canı çekmiyor diye değil, kötü neticelerini düşünerek tatlı olduğu hâlde onlardan uzak kalmalıdır. Meselâ, sultânın hazırladığı nefis yemekleri insanın midesi çeker ve canı arzû eder; fakat bu yemeklerden yediği takdirde elinin kesileceğini veya boynunun vurulacağını bilen bir kimse, ne kadar nefis olursa olsun bu yemeklere yaklaşabilir mi? İşte, âhiretine zarâr verecek şeylere de, bunun gibi yaklaşmamalıdır.
(İmâm-ı Gazâlî (r.âleyh), İhyâu Ulûmi’d-dîn, c.2, s.410)

28Oca 2021

Allah’ın Kuluna İkramı

Allah’ın Kuluna İkramı. Allah-u Teala’nın cennete ki ikramı ile ilgili yazımızı istifadenize sunuyoruz.

İbn Mes’ud (r.a.)’dan rivâyet edilmiştir. İnsanlar, toptan sırata varırlar. Onların sırata varmaları cehennemin çevresinde kıyama durmalarıdır. Bundan sonra derecelerine göre, sırattan geçerler. Onlardan bir kısmı şimşek gibi geçer; diğer bir kısmı, yel gibi geçer. Onlardan bir kısmı, kuş gibi uçar. Sırattan yarış atı hızında gidenler de vardır. Hecin devesi hızında gidenler de vardır. Normal insan yürüyüşü ile gidenler de… Bir kısmı da ayak parmağı ucu kadar yürür. Sırat işi, bu en yavaş yürüyen kimsenin geçişi ile tamam olur. Sırat kaygandır; ince kılıç gibi keskindir. Dikenlidir, deve dikenleri gibidir. Sırattan, yürüyerek selâmetle geçenler olduğu gibi, oradan yaralı kurtulanlar da vardır. Cehenneme düşenler de vardır.
Bu sırada melekler şöyle yalvarırlar: “Kurtar; Allâhım kurtar.” Onlardan biri, sıratı geçer ki, bu cennete girenlerin sonuncusudur. Sıratı geçince, ona cennetten bir kapı açılır, ilerideki makamı, kendisine gösterilmez. Derki: “Yâ Rabbi, burada kalayım!” Allâhü Te‘âlâ şöyle buyurur: “Seni burada bırakırım; ama sonra başkasını istersin.” Derki: “İstemem Yâ Rabbi.”
Bundan sonra, ona cennetin dereceleri gösterilir. Bunları görünce, daha önce kendisine, verilenleri küçük görür ve: “Yâ Rabbi, beni oraya yerleştir” der! Allâhü Te‘âla şöyle buyurur: “Seni oraya yerleştiririm; ama, daha başkalarını istersin.” “Hayır, istemem yâ Rabbi” der. Ama öbürlerini görünce yine ister. Dördüncü makama kadar çıkar. Orası da açılır; öbürleri gözünden silinir. Ama bir şey diyemez artık; utanır. Allâhü Te‘âlâ sorar: “Daha başka bir şey istemeyecek misin?” “İsteye isteye utandım, Yâ Rabbi”
Bunun üzerine Allâhü Te‘âlâ şöyle buyurur: “Sana dünya kadar ve onun on misli de fazlası.” Bu cennet ehlinin en alt derecede olanıdır.
(Ebul Leys Semerkandî, Tenbihul Gafilîn, s.80-81

14Oca 2021

Ölüm Geliyorum Der

Ölüm Geliyorum Der başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Sâdi, Gülistan’ında anlatır: “Bir adam, yıkılan evinin karşısına geçmiş bir yandan ağlıyor, diğer yandan da: “Ah evim! Çökmeden evvel bari bir haber verseydin de ona göre tedbir alsaydım” diye söylenip duruyormuş. Birden o harebeden bir ses yükselmiş: “Be adam!… Ben yıllardır sana, çatlayan duvarlarım ve dökülen sıvalarımla çöküyorum” diye haber veriyordum. Fakat sen, her defâsında bir avuç toprak ile çıkageliyor ve o çatlakları örterek verdiğim haberi âdeta ağzıma tıkıyordun.
Hâdise manidardır. Çünkü bizim hayat apartmanımız da süratle tahrip olmakta ve ömür binamızdan her geçen gün bir taş daha düşmektedir. Ve çok insaflıdır ölüm… Gelmeden önce nice elçiler gönderir de, biz bir türlü dönüp bakmayız o elçilerin bembeyaz ikazlarına… Kaç keşif kolu yollamaktadır ölüm, hayat topraklarımıza… Lâkin biz, “hastalıktır geçer” der, ehemmiyet vermeyiz. Günbegün tükenip gittiğimizi görmeyiz… Ömür, bitmeyecek bir hazine gibi görünür gözümüze; her şeyin bir sona mahkûm olduğuna inanmak istemeyiz. Zannederiz ki, ancak böyle mutlu olunabilir ve saadet denilen Ankâ Kuşu, sadece böyle bir vehmin semasında kanat çırpabilir.
Aldanırız, ama kabul edemeyiz bunu bir türlü… Ve bir gün ölüm gelip dikiliverir karşımıza… Şaşırır ve endişeli soruveririz: “Neden haber vermedin ki?” Cevap vermek zorunda değildir ölüm. Çünkü o, haberini çoktan vermiştir.
Hz. Enes (r.a.) anlatıyor: “Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdular: “Sizden hiç kimse, maruz kaldığı bir zarar sebebiyle ölümü temennî etmesin. Mutlaka bunu yapmak mecburiyetini hissederse, bari şöyle söylesin: “Rabbim, hakkımda hayat hayırlı ise yaşat, ölüm hayırlı ise canımı al!” (Buhâri)
(www.mevlanatakvimi.com)

27Ara 2020

Cennette Kur’an Âyetleri Kadar Derece Vardır

Cennette Kur’an Âyetleri Kadar Derece Vardır başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.


Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurdular: “Kur’ân-ı Kerîm’i ezberleyip okuyan ve onunla amel eden kimselere hürmet ediniz. Kim onlara hürmet ederse bana hürmet etmiş olur.”
Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz buyurdular ki: “Kur’ân-ı Kerîm’i okuyunuz. Muhakkak Allâhü Te’âlâ kalbinde Kur’ân-ı Kerîm bulunan kimseye azâb etmez.”
Büreyde (r.a.) anlattı: Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’in yanında idim, şöyle buyurduklarını işittim: “Muhakkak Kur’ân-ı Kerîm, sâhibini (Kur’ân-ı Kerîm’i dâimâ okuyanı), kıyâmet günü kabrinden diriltilip kalktığı sırada, bir arkadaş gibi karşılar. Ona: “Beni tanıdın mı?” diye sorar. O: “Seni bilemedim.” deyince; “Ben seni dünyâda gündüzün en sıcak vakitlerinde susuz, gecelerde uykusuz bırakan arkadaşın (Kur’ân)ım. Her tüccâr kazancının peşindedir. İşte bugün her türlü ticâretin ve kazancın en kârlısı senin oldu.” der.
Kur’ân ehlinin, âhiret mülkü sağ eline, ebediyet sol eline verilir, başı üzere vakâr tâcı konulur. Ana ve babasına dünya ehlinin kıymet biçmekte âciz kalacakları cennet elbiseleri giydirilir. Ana ve babası: “Bunlar bize ne sebeple giydirildi?” diye sorarlar, “Evlâdınızın Kur’ân-ı Kerîm’e devam etmesi hürmetine.” denilir.
Sonra o Kur’ân ehline: “Oku ve cennetin yüksek derecelerine ve köşklerine yüksel.” denilir. O Kur’ân-ı Kerîm’i sür‘atli yahut yavaş okudukça yükselmeye devam eder.” (Müsned-i Ahmed)
“Muhakkak cennette Kur’ân-ı Kerîm’in âyetleri kadar derece vardır.”
“Kur’ân-ı Kerîm’i okuyana: “Dünyâda iken Kur’ân-ı Kerîm’i nasıl tertîl üzere (yavaş yavaş, hakkını vererek) okuyorsan öyle oku ve yüksel. Muhakkak senin okuyacağın son âyet cennetteki makamın olacaktır.” denilir. (Müstedrek)
(Üchûrî)

26Ara 2020

Hesap Gününe Hazırlanalım

Hesap Gününe Hazırlanalım. Allâhü Te’âlâ, hesaba çekileceğimiz bir günün geleceğini, yaratılış gayemiz doğrultusunda yaşayıp yaşamadığımız ve verdiği nimetleri bu uğurda kullanıp kullanmadığımız konusunda mutlaka hesaba çekileceğimizi bize birçok ayette haber vermektedir.

Yüce kitabımız Kur’ân, “Allâh (c.c.)’un, hesap gününün sahibi.” (Fatiha s. 3) olduğunu haber vermek suretiyle bizlere hesap gününü hatırlatmaktadır. Arkasından da hesap gününün sorgu konusu olan “sadece O (c.c.)’a kulluk etmemiz”den söz etmektedir. Dünyada başıboş bırakılmayan insan, elbette Yaratıcı’ya kulluk için gönderilmiştir. Serbest irâdesiyle kulluk sınavı veren insan için, bir de bu sınavın değerlendirilip karşılığının görüleceği bir hesap gününün gelmesi kaçınılmazdır. Çünkü hak edene hak ettiğinin karşılığını vermek, Allâh (c.c.)’un adaletinin bir gereği olduğu gibi, hak ettiğinin karşılığını alması da kulların bir beklentisidir. Kullar için sınav, bu şekilde anlamlı hâle gelir. Öte yandan, Allâh (c.c.)’a kulluk görevini yerine getiren insanın kazanma ümidi yanında, O (c.c.)’a kulluktan uzak bir hayat yaşayan insanın da kötü akıbetle karşılaşacağı korkusu, iradeyi olumlu yönde etkileyen ve sınavı bilinçli hâle getiren önemli birer faktördür. Bunun için Allâhü Te’âlâ, hesaba çekileceğimiz bir günün geleceğini, yaratılış gayemiz doğrultusunda yaşayıp yaşamadığımız ve verdiği nimetleri bu uğurda kullanıp kullanmadığımız konusunda mutlaka hesaba çekileceğimizi bize birçok ayette haber vermektedir.
“Rabbine andolsun, onları şeytanlarla beraber mutlaka haşr edeceğiz. Sonra onları kesinlikle cehennemin çevresinde diz üstü hazır edeceğiz. Sonra her bir topluluktan, Rahman’a karşı en isyankâr olanları mutlaka çekip çıkaracağız. Sonra, oraya girmeye en lâyık olanları muhakkak ki en iyi biz biliriz. (Ey insanlar!) Sizden cehenneme varmayacak hiç kimse yoktur. Rabbin için bu, kesin olarak hükme bağlanmış bir iştir. Sonra Allâh (c.c.)’a karşı gelmekten sakınanları kurtarırız da zalimleri orada diz üstü çökmüş hâlde bırakırız.” (Meryem s. 68-72)
(Ahmet Gelişgen, Kur’ân’dan Öğütler-2, 90.s.)