Ölüm, Kıyamet, Ahiret

25Eki 2020

Haşr Meydanının Korkunçluğu

Haşr Meydanının Korkunçluğu başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Haşrin mânâsı toplanmaktır. Allâhü Te‘âlâ’nın: “Kitap ehlinden küfredenleri ilk haşr için yurtlarından çıkaran odur.” (Haşr s. 2), kelâm-ı ilâhîsinin işâret buyurduğu gibi, İbn-i Abbas (r.a.)’in beyânına göre burada haşrden murad, insanların kıyâmetten önce Şam arazisinde toplanmasıdır.
Kadı İyâz, “Bu haşr, kıyâmet kopmazdan önce dünyada olacaktır ve bu da kıyâmetin en son alâmetidir.” demiştir. İmâm Kurtubi (rh.a.), “Zahir olan, yani hadisin lâfızlarındaki mânâya uygun olan budur.” dedi. Yine bir başka rivâyette İbn-i Abbas (r.a.), “Bu haşr âhirette olacaktır. Develer de cennet binitlerinden olacaktır.” demiştir. En iyisini Allâh (c.c.) bilir.
İbn-i Abbas (r.a.)’in reyini şu hadis tayin etmektedir. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Kıyâmet gününde insanlar üç sınıf olarak haşredileceklerdir:

  1. Yaya grubu olarak, yani iyi amellerine günâhları karıştıran müminler,
  2. Develer üzerinde binekli olarak, yani imânda kâmil olup ileri gidenler,
  3. Yüzleri üzerine sürünerekten, yani kâfirler… (Müslim)
    Keza hadîs-i şerîfte: “Kıyâmet gününde insanlar aç, susuz, çıplak ve yorgun olarak haşr olunacaklardır. Hâlbuki dünyada onlar hiç açlık çekmemişlerdi, asla susuzluk görmemişlerdi. Hiç çıplak kalmamışlardı ve hiç yorulmamışlardı. Her kim Allâh (c.c.) rızası için aç duruyorsa Allâh (c.c.) da onu kıyamet gününün darlığında doyurur. Her kim Allâh (c.c.) rızası için halka su verirse, Allâh (c.c.) da onu kıyamet gününün susuzluğu anında sular. Her kim de fakir giydirirse, Allâh (c.c.) da onu giydirir. Ve her kim de Allâh (c.c.) rızası için iyi âmel işlerse Allâh (c.c.) da ona yeter” buyurulmuştur.”

(İmâm Şaranî, Ölüm, Kıyâmet, Ahiret ve Ahir Zaman Alâmetleri, 149-150.s.)

16Eki 2020

Kabir Azabı Hakkında Hadisler

Kabir Azabı Hakkında Hadisler. Kabir hayatı (berzah alemi) nedir? Kabir hayatı ve kabir azabı var mıdır? Kabir hayatı ve azabı nasıl olacak?


Zeyd bin Sabit (r.a)’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: “Resûlullâh (s.a.v) Beni Neccar’a âit bir duvarın yanında, katırın üzerinde iken, birden binek koşup neredeyse Resûlullâh (s.a.v.)’i yere düşürecekti. Orada altı veya beş veya dört kabir vardı. Resûlullah (s.a.v) : “Kim bu kabirlerin sahiplerini tanır.” diye buyurdu. Bir adam “Ben bilirim.” dedi Resûlullâh (s.a.v): “Ne zaman öldüler?” deyince “Bunlar şirk üzere öldüler.” dedi. Sonra Resûlullâh (s.a.v) şöyle buyurdu: “Bu ümmet kabirlerinde mutlaka imtihâna çekilirler. Eğer siz ölüleri defnediyor olmasaydınız, Allâh (c.c.)’a duâ edip benim işittiğim kabir azabını size de işittirmesini dileyecektim.”
Câbir (r.a) ‘dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: “Resûlullâh (s.a.v) Beni Neccar’a ait bir hurma bahçesine girdi. Benî Neccârlı bazı adamların (ki cahiliyet döneminde ölmüşler) azap görürken seslerini işitti. Hemen çıkıp sahabelerine kabir azabından Allâh (c.c.)’a sığınmalarını emretti.”
Ebû Said-i Hudri (r.a)’den rivayet edildiğine göre, Resûlullâh (s.a.v) şöyle demiştir: “Kâfirin başına kabrinde doksan dokuz ejderha musallat olur. Kıyâmet kopuncaya kadar, onu ısırırlar.”
Ebû Hüreyre (r.a)’den, rivayet edildiğine göre, Resûlullâh (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Bilir misiniz şu âyeti kerime hangi konuda nazil olmuştur: “Kim zikrimden yüz çevirirse muhakkak ona dar bir geçim vardır.” Sahabeler, Allâh (c.c.) ve Resûlü (s.a.v.) daha iyi bilir dediler. Resûlullâh (s.a.v) buyurdu ki; “O dar geçim, kabir azabıdır. Nefsim kudret elinde olan Allâh (c.c.)’a yemin ederim ki, ona doksan dokuz ejderha musallat olur. Vücudunu şişirirler, onu sokarlar ve kıyâmete kadar cesedini tahriş ederler.”


(İmâm Suyuti, Kabir Alemi)

11Ağu 2020

Kıyamet Gününün Dehşeti Hakkında

Kıyamet Gününün Dehşeti Hakkında başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.


Abdullah ibn Mes’ûd (r.a.) şöyle derdi: “Kıyâmet gününde halk onların kaplar içinde sıkıştıkları gibi sıkışırlar. O günde saîd olan kimse, ayağını orada koyabilecek boş bir yer bulabilen kimsedir. Sonra mahşer ahalisi mizan başına davet edilince korkularından akılları başlarından gidecek gibi olur. Her kimin tartıları ağır gelirse bir münadi; “Haberiniz olsun filân oğlu filânın tartıları (sevâbı) ağır geldi ve o öyle bir saadete erdi ki bundan sonra hiçbir zaman şaki ve bedbaht olmayacaktır.” diye nida eder. Her kimin de tartılardaki sevâbı hafif olursa yine bir münadi; “Ey mahşer ahalisi iyi dinleyin, filan oğlu filan öyle bir şakî, öyle bir bedbaht oldu ki, bundan sonra ebedî olarak bir daha mesûd olmayacaktır, yani sevâbı ağır gelen kimsenin saadeti gibi mesûd olmayacaktır.” diye nida eder. Kâfirlere gelince, (kıyâmet gününde) onların amelleri hiçbir suretle mizana, tartıya tutulmazlar (Çünkü küfürlerinden dolayı bütün âhiret amelleri yok olmuştur).


Allâh Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kıyâmet gününde insanların teri muhakkak toprağın içinde yetmiş kulaç derinliğe inecektir. Ve insanların ağızlarına kadar (başka rivayetteki hadiste olduğu gibi) ağızlarına gem olmak için yükselecektir.” (Müslim)
Ebü’l-Ferec bin Cevzî (r.a) şöyle zikretmiştir: “Cebrail (a.s.), Resûlullâh (s.a.v.)’i kıyâmet gününden o derece korkuttu ki nihâyet Allâh’ın Resûlü (s.a.v.)’i ağlattı ve:
“Yâ Cebrail, Allâhü Te’âlâ benim geçmiş ve gelecek bütün günahlarımı mağfiret buyurmadı mı?” diye sordu. Bunun üzerine Cebrail (a.s.): “Vallahi sen o günde sana mağfireti unutturacak korkulara muhakkak şahit olacaksın” dedi.
O günde bize lütf ile muamele buyurmasını Yüce Allâh’ın fazlından isteriz. Amin…


(İmam Şarani, Ölüm, Kıyamet, Ahiret ve Ahirzaman Âlametleri, 158-160.s.)

11Tem 2020

Resulullah Efendimiz Dilediğini Cennete Dahil Eder

Resulullah Efendimiz Dilediğini Cennete Dahil Eder. Mahşer gününde en büyük şefaat yetkisi Hz. Peygamber’e (s.a.v.) verilecektir. Efendimiz de bu yetkiyi her mümin için kullanacaktır.

Resûlullâh (s.a.v.)’in Allâh (c.c.) adına verdiğinde ve Allâh (c.c.) için engellemede bulunduğunda, istekte bulunanların ihtiyâçlarını Allâh (c.c.)’un lûtfuyla verdiğinde, dara düşmüşlerin sıkıntılarını Allâh (c.c.)’un yardımı ile açtığında, Allâh (c.c.)’un şefaatçi kılması sebebiyle dilediğine şefaat edip istediğini cennete koyacağında kim şek ve tereddüde düşebilir? Müslümânlardan bir tek kimse Resûlullâh (s.a.v.) hakkında, “Bunları kendisi yapıyor” diye itikâd etmemiştir. O (s.a.v.)’in, Allâh (c.c.)’un kullarının efendisi, yaratılmışların en üstünü ve en sevimlisi, Rabbi’ne en yakını olduğuna itikâd etmektedirler.

Hadîs-i şerîfte şöyle vârid olmuştur: “Hayatım sizin için hayırdır. Haber verirsiniz ve size de haber verilir. Ne zaman ben vefât edecek olursam, vefâtım da sizin için hayır olur. Yaptıklarınız bana arz olunur. Eğer hayır görürsem, Allâh (c.c.)’a hamd ederim. Şâyed şer olan bir işinizi görecek olursam, sizin için mağfiret dileğinde bulunurum…”

Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’in, dara düşenleri sıkıntıdan kurtaracağını; dilediği hakkında şefaat edip, istediğini cennete koyacağını bildiren hadîste Buhârî, Müslim ve diğer muhaddisler, ittifâk etmiş bulunmaktadırlar.

Allâhü Te‘âlâ bunu Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’e şu kavli ile tasrîh etmiş bulunmaktadır: “Ümmetimden, üzerinde hesâp bulunmayanı, cennetin kapılarından; sağ taraftaki kapıdan içeri koy. Onlar, diğer kapılarda, başkaları ile ortaktırlar.”

Bundan sonra, kafasında zerre kadar aklı bulunan bir Müslümân, Resûlullâh (s.a.v.)’in dilediği kimse hakkında şefaat edeceğine, dilediğini cennete koyacağında şüpheye düşer mi?

(Yûsuf en-Nebhânî, Şevâhidü’l Hakk, 240-241.s.)

14Haz 2020

Fitne Devrinde Yapılacaklar

Fitne Devrinde Yapılacaklar nelerdir? Fitne devri ve ahir zaman aynı zamanda mıdır? Fitne çıktığında Peygamberimiz(s.a.v.) bize neleri yapmamızı tavsiye etmektedir? Bu ve bunun gibi birçok sorunun cevabı yazımızda.


Şüphesiz, Resûlullâh (s.a.v.) fitneler hakkında ümmetini ikaz etmiş ve fitne zuhur ettiğinde ne yapmamız gerektiğini de emir buyurmuştur. Fitnelerin yere inmesi hakkında Usâme (r.a.) şöyle demiştir: “Peygamber (s.a.v) yüksek bir mahalden Medine evleri arasında yükselen köşklere baktı da sonra: “Benim görmekte olduğum helâk yerlerini sizler görebiliyor musunuz? Ben evlerinizin aralarına dökülen fitne ve felâket mahallerini, şiddetli yağmur sellerinin açtığı yaralar gibi görüyorum.” buyurdu.” Peygamber (s.a.v.)’in bu mucizesi aynen zuhur etmiştir. Hz. Osman (r.a.)’in şehadeti ile başlayan fitneler, musibetler, fasılasız devam etmiştir. Cemel Vakâsı, Sıffin Vakâsı, Hz. Ali (k.v.)’nin katli, Hz. Hüseyin (r.a.)’in katli, Harre Vakâsı ve diğerleri bu cümledendir.


Fitne zuhûr ettiğinde ne yapmamız gerektiği hakkında ise Ebû Hüreyre (r.a.) şöyle demiştir: “Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: “İstikbâlde bir takım fitneler olacaktır. Fitne zamanında ona karışmayıp oturan kişi ayakta durandan hayırlıdır. O hengâmede ayakta duran da yürüyenden hayırlıdır. Fitne zamanında yürüyen, bilfiil fitneye koşandan hayırlıdır. Her kim fitne vukuuna muttalî olup da onu görmeye çalışırsa muhakkak onun kahrına uğrar. Her kim o fitne zamanı iltica edecek bir yer bulursa hemen oraya sığınsın fesatçılara kanmasın.”


Yine bir başka rivâyette Ebû Hüreyre (r.a.) şöyle demiştir: “Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Bir fitne olacak ki onda uyuyan kimse, uyanık bulunandan hayırlıdır. Onda uyanık bulunan, ayakta olandan hayırlıdır. O fitnede ayakta duran, koşandan hayırlıdır. Her kim o fitne zamanı iltica edecek yahut sığınacak bir yer bulursa hemen sığınsın.” Burada bir önceki rivayete göre uyuyan kimsenin uyanık olana göre daha hayırlı olduğu zikredilmiştir.

(Mehmed Sofuoğlu, Sahîh-i Müslim Tercümesi, 8.c., 412-414.s.)

16May 2020

Cenaze Namazı

Cenaze namazı rükû ve secdesi olmayan bir namazdır; rükünleri kıyam ve tekbirlerdir. Cenaze namazında iftitah (başlangıç) tekbiriyle birlikte dört tekbir bulunmaktadır. Selam vermek vaciptir. Sünnetleri ise, Allah’a hamd ve senâ etmek, Resûlullah’a (s.a.s.) salât ve selam getirmek, hem ölü hem de Müslümanlar için dua etmekten ibarettir.

Cenaze namazı farz-ı kifâyedir (kifaye olması belde halkı içindir, o esnada camide bulunan herkesin cenaze namazına katılması farzdır). Ölü için duâ mahiyetinde olup sevâbı ziyadedir. Cenaze namazında cemaat şart değildir. Müslüman ölünün yanında bulunan mükellef bir kişiden ibaret olursa, yıkanması ve kefenlenmesi gibi onun namazı da o mükellefe farz-ı ayn olur. Cemaat hâlinde kılındığı takdirde, imâmda imâmlık şartlarının bulunması gerekir. Bu hususta cenaze sahibi imâmete daha lâyıktır.

Cenaze namazının şartları, diğer namazlarda şart olan taharet, avret yerlerini örtme, Kıble’ye yönelme ve niyetten başka altıdır:

  1. Ölünün Müslüman olması,
  2. Ölünün temiz ve avret yerlerinin örtülü olması,
  3. Ölünün tamamının yahut bedeninin büyük bir kısmının veya hiç olmazsa başı ile beraber vücudunun yarısının mevcut olması,
  4. Ölünün cemaatin önünde hazır olması,
  5. Cenaze namazı kılan kimsenin; özürsüz, bir bineğe binmiş veya oturur hâlde olmaması,
  6. Cenazenin yere konulmuş bulunması.

Ölünün tahareti, abdestsizlikten ve pislikten temiz olmasıdır. Yıkanmadan kılınan namaz iade olunur (yeniden kılınır). Cenaze namazının vakti, üç mekruh vaktin gayrisidir.

Doğan çocuk, ölü doğmuş olmadıkça ölümü, doğuşundan hemen sonra bile olsa isim verilerek yıkanır. Ve bir kefene sarılıp namazı kılınır. Düşüğe ve ölü doğan çocuğa namaz kılınmaz. İsim verilerek yıkanır ve bir beze sarılarak gömülür.

Ölümü gerçekleşen cenazenin yıkama, kefenleme ve gömülmesinde acele etmek müstehap olduğundan Cuma sabahı hazırlanan cenazenin namazının, cemaatın çok olması için cuma namazından sonraya bırakmak mekruhtur.

Namazı bozan şeyler cenaze namazını da bozar.

 (Hacı Mehmed Zihni, Muhtasar Ni’met-i İslâm, s.143-147)

10May 2020

Ahir Zamanda İmanımızı Nasıl Korumalıyız?

Ahir Zamanda İmanımızı Nasıl Korumalıyız? Ahir zaman ve kıyamete yakın çıkacak fitneler nedeniyle müslümanların imanlarını korumaları için dikkat etmesi gereken hususları sizler için hazırladık.

Ey kardeşim! Vakit ahir zamandır. Dinde za‘f ortaya çıkmıştır. Sünnet terk edilmiştir. Bid‘atler yayılmıştır.

Böyle bir ahir zamanda kitap ve sünnetin gereği üzere önce akâidin düzeltilmesi lâzımdır ki: Ehl-i sünnet âlimleri, (Dört Mezhep Âlimleri) o akâidi, Kur’ân ve Sünnet’ten alıp öğretmiş ve mânâlarını ortaya çıkarmışlardır.

İkinci olarak: Helâl ve haram, farz ve vâcib gibi şer’î hükümleri bilmek lâzımdır.

Üçüncü olarak: Bu ilmin (fıkhî bilgilerin) gereğince amel etmek lâzımdır.

Dördüncü olarak: (Tasavvuftan istifade etmeye çalışmak yâni) Tezkiye-i nefs (nefsin temizlenmesi) ve tasfiye-i kalp (kalbin saflaştırılması) lâzımdır.

Birinci şart olan i‘tikadın düzeltilmesi olmadıkça şer’î hükümlerle amel etmek fayda vermez. Düzgün bir inanç ve faydalı ilim olmadıkça da yapılan ameller faydasızdır. Ve bu üçü bir araya gelmedikçe nefsin yola getirilmesi ve kalbin Allâh (c.c.)’un gayrısından boşaltılması imkânsızdır.

Kendini hâlî eylemek (Allâh (c.c.)’dan başkasından boşaltmak) cihetine gelince: Mülâkattan maksûd, ya ifâde, ya istifâdedir. Bu taifenin (meşâyıhın) önüne hâlî olmuş (boş olarak) gelmek lâzımdır ki, dolu avdet oluna..

Ve kendi iflâsını izhâr eylemek gerektir ki, onlar da şefkat edip râh-ı ifâzayı kûşâde edeler. Boş gelip boş gitmek illet-i imtilâyı (hastalığı) ifâde eder. İstiğnanın (ağır davranmanın) ise tuğyandan (günâhtan) gayrı kârı yoktur.

Hz. Hâce (k.s.) buyurmuştur ki: “Evvel niyâz-ı haste, ba‘de-zân teveccüh-i hâtır-şîkeste. Ya’ni, ibtidâ marîz (hasta) ve alîl (illetli) olan kimsenin niyâz ve rucûu (hatadan vazgeçmesi) gerektir ki, sıhhatine teveccüh-i derûn fâidemend olup da te’sîri husûle gele.. Hülâsa teveccüh’te niyâz şart oldu.”

(Hz. Mahmûd Sâmî Ramazanoğlu (k.s.), Musâhabe 1, s.92)