Ölüm, Kıyamet, Ahiret

14Oca 2021

Ölüm Geliyorum Der

Ölüm Geliyorum Der başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Sâdi, Gülistan’ında anlatır: “Bir adam, yıkılan evinin karşısına geçmiş bir yandan ağlıyor, diğer yandan da: “Ah evim! Çökmeden evvel bari bir haber verseydin de ona göre tedbir alsaydım” diye söylenip duruyormuş. Birden o harebeden bir ses yükselmiş: “Be adam!… Ben yıllardır sana, çatlayan duvarlarım ve dökülen sıvalarımla çöküyorum” diye haber veriyordum. Fakat sen, her defâsında bir avuç toprak ile çıkageliyor ve o çatlakları örterek verdiğim haberi âdeta ağzıma tıkıyordun.
Hâdise manidardır. Çünkü bizim hayat apartmanımız da süratle tahrip olmakta ve ömür binamızdan her geçen gün bir taş daha düşmektedir. Ve çok insaflıdır ölüm… Gelmeden önce nice elçiler gönderir de, biz bir türlü dönüp bakmayız o elçilerin bembeyaz ikazlarına… Kaç keşif kolu yollamaktadır ölüm, hayat topraklarımıza… Lâkin biz, “hastalıktır geçer” der, ehemmiyet vermeyiz. Günbegün tükenip gittiğimizi görmeyiz… Ömür, bitmeyecek bir hazine gibi görünür gözümüze; her şeyin bir sona mahkûm olduğuna inanmak istemeyiz. Zannederiz ki, ancak böyle mutlu olunabilir ve saadet denilen Ankâ Kuşu, sadece böyle bir vehmin semasında kanat çırpabilir.
Aldanırız, ama kabul edemeyiz bunu bir türlü… Ve bir gün ölüm gelip dikiliverir karşımıza… Şaşırır ve endişeli soruveririz: “Neden haber vermedin ki?” Cevap vermek zorunda değildir ölüm. Çünkü o, haberini çoktan vermiştir.
Hz. Enes (r.a.) anlatıyor: “Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdular: “Sizden hiç kimse, maruz kaldığı bir zarar sebebiyle ölümü temennî etmesin. Mutlaka bunu yapmak mecburiyetini hissederse, bari şöyle söylesin: “Rabbim, hakkımda hayat hayırlı ise yaşat, ölüm hayırlı ise canımı al!” (Buhâri)
(www.mevlanatakvimi.com)

27Ara 2020

Cennette Kur’an Âyetleri Kadar Derece Vardır

Cennette Kur’an Âyetleri Kadar Derece Vardır başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.


Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurdular: “Kur’ân-ı Kerîm’i ezberleyip okuyan ve onunla amel eden kimselere hürmet ediniz. Kim onlara hürmet ederse bana hürmet etmiş olur.”
Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz buyurdular ki: “Kur’ân-ı Kerîm’i okuyunuz. Muhakkak Allâhü Te’âlâ kalbinde Kur’ân-ı Kerîm bulunan kimseye azâb etmez.”
Büreyde (r.a.) anlattı: Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’in yanında idim, şöyle buyurduklarını işittim: “Muhakkak Kur’ân-ı Kerîm, sâhibini (Kur’ân-ı Kerîm’i dâimâ okuyanı), kıyâmet günü kabrinden diriltilip kalktığı sırada, bir arkadaş gibi karşılar. Ona: “Beni tanıdın mı?” diye sorar. O: “Seni bilemedim.” deyince; “Ben seni dünyâda gündüzün en sıcak vakitlerinde susuz, gecelerde uykusuz bırakan arkadaşın (Kur’ân)ım. Her tüccâr kazancının peşindedir. İşte bugün her türlü ticâretin ve kazancın en kârlısı senin oldu.” der.
Kur’ân ehlinin, âhiret mülkü sağ eline, ebediyet sol eline verilir, başı üzere vakâr tâcı konulur. Ana ve babasına dünya ehlinin kıymet biçmekte âciz kalacakları cennet elbiseleri giydirilir. Ana ve babası: “Bunlar bize ne sebeple giydirildi?” diye sorarlar, “Evlâdınızın Kur’ân-ı Kerîm’e devam etmesi hürmetine.” denilir.
Sonra o Kur’ân ehline: “Oku ve cennetin yüksek derecelerine ve köşklerine yüksel.” denilir. O Kur’ân-ı Kerîm’i sür‘atli yahut yavaş okudukça yükselmeye devam eder.” (Müsned-i Ahmed)
“Muhakkak cennette Kur’ân-ı Kerîm’in âyetleri kadar derece vardır.”
“Kur’ân-ı Kerîm’i okuyana: “Dünyâda iken Kur’ân-ı Kerîm’i nasıl tertîl üzere (yavaş yavaş, hakkını vererek) okuyorsan öyle oku ve yüksel. Muhakkak senin okuyacağın son âyet cennetteki makamın olacaktır.” denilir. (Müstedrek)
(Üchûrî)

26Ara 2020

Hesap Gününe Hazırlanalım

Hesap Gününe Hazırlanalım. Allâhü Te’âlâ, hesaba çekileceğimiz bir günün geleceğini, yaratılış gayemiz doğrultusunda yaşayıp yaşamadığımız ve verdiği nimetleri bu uğurda kullanıp kullanmadığımız konusunda mutlaka hesaba çekileceğimizi bize birçok ayette haber vermektedir.

Yüce kitabımız Kur’ân, “Allâh (c.c.)’un, hesap gününün sahibi.” (Fatiha s. 3) olduğunu haber vermek suretiyle bizlere hesap gününü hatırlatmaktadır. Arkasından da hesap gününün sorgu konusu olan “sadece O (c.c.)’a kulluk etmemiz”den söz etmektedir. Dünyada başıboş bırakılmayan insan, elbette Yaratıcı’ya kulluk için gönderilmiştir. Serbest irâdesiyle kulluk sınavı veren insan için, bir de bu sınavın değerlendirilip karşılığının görüleceği bir hesap gününün gelmesi kaçınılmazdır. Çünkü hak edene hak ettiğinin karşılığını vermek, Allâh (c.c.)’un adaletinin bir gereği olduğu gibi, hak ettiğinin karşılığını alması da kulların bir beklentisidir. Kullar için sınav, bu şekilde anlamlı hâle gelir. Öte yandan, Allâh (c.c.)’a kulluk görevini yerine getiren insanın kazanma ümidi yanında, O (c.c.)’a kulluktan uzak bir hayat yaşayan insanın da kötü akıbetle karşılaşacağı korkusu, iradeyi olumlu yönde etkileyen ve sınavı bilinçli hâle getiren önemli birer faktördür. Bunun için Allâhü Te’âlâ, hesaba çekileceğimiz bir günün geleceğini, yaratılış gayemiz doğrultusunda yaşayıp yaşamadığımız ve verdiği nimetleri bu uğurda kullanıp kullanmadığımız konusunda mutlaka hesaba çekileceğimizi bize birçok ayette haber vermektedir.
“Rabbine andolsun, onları şeytanlarla beraber mutlaka haşr edeceğiz. Sonra onları kesinlikle cehennemin çevresinde diz üstü hazır edeceğiz. Sonra her bir topluluktan, Rahman’a karşı en isyankâr olanları mutlaka çekip çıkaracağız. Sonra, oraya girmeye en lâyık olanları muhakkak ki en iyi biz biliriz. (Ey insanlar!) Sizden cehenneme varmayacak hiç kimse yoktur. Rabbin için bu, kesin olarak hükme bağlanmış bir iştir. Sonra Allâh (c.c.)’a karşı gelmekten sakınanları kurtarırız da zalimleri orada diz üstü çökmüş hâlde bırakırız.” (Meryem s. 68-72)
(Ahmet Gelişgen, Kur’ân’dan Öğütler-2, 90.s.)

13Ara 2020

Kabir Aleminde Yaşanacaklar

Kabir Aleminde Yaşanacaklar. Kabir alemi nedir? Kabir aleminde hayat nasıl olacak? Öldükten sonra mezarda neler yaşanacak? Kabir ziyaretinde neler yapılır? Ölüye hangi hayırlar yapılmalı? Ölüler işitir mi? Kabirde sorulacak sorular neler?

Taberânî El-Kebir’de sahih bir senet ile ve Beyhakî, Azah-ül Kabir kitabında, İbn-i Mes‘ûd (r.a.)’dan rivayet ettiklerine göre, şöyle demiştir: “Mü’min öldüğü zaman, kabrinde oturtulur. Ona: “Rabbin kimdir? Dinin nedir, Peygamberin kimdir?” diye sorulur. O, “Rabbim Allâh (c.c.)’dur. Dinim İslâm’dır. Peygamberim de Muhammed (s.a.v.)’dir” der. Kabri ona genişlenir. İçi ferah olur.”
İbn-i Mes‘ud (r.a.) bunu dedi, sonra şu âyeti okudu: “Allâh (c.c.) kuvvetli söz ile (kelime-i şehadetle) dünyada da ahirette de Ehl-i İmân’ın ayaklarını kaydırmaktan alıkoyar.” (İbrahim s. 27)
Kâfir ise, kabrine sokulduğu zaman, oturtulur. “Rabbin kimdir? Dinin nedir? Peygamberin kimdir?” sorulur. O bilmem, der. Kabri ona daralır. Azâb içinde kalır. Sonra İbn-i Mes‘ûd (r.a.) şu âyeti okudu:
“Kim ki, Benim zikrimden yüz çevirirse onun için dar bir geçim vardır. Ve onu kıyâmet gününde kör olarak haşr ederiz.” (Tâhâ s. 124)
Ebû Hüreyre (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: “Kişi, tanıdığı bir kabrin yanından geçtiğinde, ona selâm verirse, o da ona selâm verir. Ve onu tanır. Eğer tanımadığı bir kabrin yanından geçip selâm verirse, ölü selâmını iade eder, fakat onu tanımaz.”
İbn-i Ömer (r.a.)’dan rivâyet edildiğine göre Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Lâilâhe illallah diyenler ölümde, kabirde ve haşirde vahşet ve sıkıntı görmezler.”
Resûlullâh (s.a.v.): “Peygamberler, kabirlerinde diridirler ve namâz kılarlar.” diye buyurdu.
Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Mirâca çıktığım gece Musâ (a.s.)’in yanından geçtim. O kabrinde namaza durmuştu.”
(İmâm Suyuti, Kabir Alemi)

19Kas 2020

Ahir Zaman Fitneleri

Ahir Zaman Fitneleri. Hadîs-i şerîflerde zamanın bozulacağı, bozulan zamanda insanlığın ve mü’minlerin de bozulacağı haber verilmiştir.

Efendimiz (s.a.v.)’in ümmetinin geleceği ile ilgili endişeleri olmuştur. Hadîs-i şerîflerde zamanın bozulacağı, bozulan zamanda insanlığın ve mü’minlerin de bozulacağı haber verilmiştir. Efendimiz (s.a.v.)’in ümmetinin geleceği ile ilgili haberlerini incelediğimizde bugün bu haberlerle yüz yüze olduğumuzu görmekteyiz. Hz. Ali (r.a) şöyle anlatıyor: Resûlullâh (s.a.v) bir gün şöyle buyurdular: “Ümmetim on beş şeyi yapmaya başlayınca onlara büyük belânın gelmesi vâcip olur!”
Yanındakiler: “Ey Allâh Resûlü (s.a.v.) Bunlar nelerdir?” diye sordular. Efendimiz (s.a.v) şöyle sıraladı:

💰1. Ganimet tedâvül eden bir metâ haline geldiği zaman, (yani milli servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında dolaştığı zaman),*

🛅2. Emânet ganîmet gibi görülüp hıyânet edildiği zaman,

👝3. Zekât, ibadet olarak görülmeyip büyük bir yük ve angarya olarak görüldüğü zaman,

❗4. Kişi, (gayr-i meşrû işlerde) kadınına itaat ettiği zaman,

❗❗5. Kişi, annesine karşı itaatsizlikte bulunduğu zaman,

🚩6-7. Kişi, arkadaşına iyilikte bulunduğu, babasına kaba davrandığı zaman,

🕌8. Mescitlerde sesler yükseldiği (yani huşû kaybolduğu) zaman,

👔9. Bir milletin idârecisi en alçakları olduğu zaman,

🏴‍☠️10. Bir kişiye şerrinden korkularak hürmet edildiği zaman,

🍾11. Çeşitli isimlerle îmâl edilen içkilerin serbestçe içildiği zaman,

🧶12. İpek elbiselerin erkekler tarafından giyildiği zaman,

🎙13. Şarkıcı kadınlara alâka arttığı zaman,

🎸14. Çalgı aletlerine alâka arttığı zaman,

❌15. Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere lânet ettiği zaman,

İşte o halde artık kızıl rüzgârı, yere batışı veya domuz ve maymunlara çevrilmeyi, zelzeleyi ve gökten taş yağmasını bekleyin. Ondan sonra birbiri ardınca pek çok alâmetler zuhûr eder ve bunlar ipi kopan eski bir gerdanlığın art arda düşen taneleri gibi birbirini tâkip ederler.” (Tirmizî)

05Kas 2020

Cennete Girecek Hayvan Türleri

Cennete Girecek Hayvan Türleri. Rivâyetlere göre, Hz. Salih (a.s.)’ın Devesi, Hz. Süleyman (a.s.)’ın Hüdhüd’ü ve Karınca’sı, Ashâb-ı Kehf’in Köpeği… gibi bazı hayvanlar, ruh ve cesetleriyle birlikte cennete gireceklerdir.

Hayvanların şuuru olmadığından cennette yapacakları bir vazifeleri de yoktur. Cehenneme gitmeleri halinde ise, hılkatları itibariyle sıkıntı çekmeleri kaçınılmaz olduğundan oraya gitmeleri de ilahî râhmete muvafık değildir. Bir tek çaresi kalır ki, o da yaratıldıkları toprağa tekrar dönmeleridir ki, öyle de olacaklardır.
Rivâyetlere göre, Hz. Salih (a.s.)’ın Devesi, Hz. Süleyman (a.s.)’ın Hüdhüd’ü ve Karınca’sı, Ashâb-ı Kehf’in Köpeği… gibi bazı hayvanlar, ruh ve cesetleriyle birlikte cennete gireceklerdir. Bu husustan da bizim için çıkarılacak dersler vardır. Aklı olmayan bir hayvanın hissiyatı ile yaptığı bir iyiliği dahi zayi etmeyen Hz. Allâh (c.c.), elbette ki insanların da hiçbir amelini zayi etmeyecek ve muhakkak mükâfatını verecektir.
İşte müstesna olarak cennete girecek 10 hayvan şunlardır:

  1. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)’in devesi Kusva. Mekke’den Medine’ye onun sırtında hicret etmişlerdi,
  2. Salih (a.s.)’ın devesi,
  3. Musa (a.s.)’ın keçisi,
  4. İbrahim (a.s.)’ın danası,
  5. İsmail (a.s.)’ın koçu,
  6. Yunus (a.s.)’ın balığı,
  7. Üzeyr (a.s.)’ın merkebi,
  8. Süleyman (a.s.)’ın karıncası,
  9. Ve yine Süleyman (a.s.)’ın Belkıs’a gönderdiği Hüdhüd,
  10. Ashâb-ı Kehf’in Kıtmir’i (köpeği).
    Bu hayvanların, cennete koç şeklinde gireceği bildirilmiştir… (Bkz. el-Gazali, Mişkâtül-Envâr; İmamzade Muhammed el-Buhâri, Şir’atü’l-İslâm Şerhi)
    (Âlûsî, Rûhu’l-Meânî, 5.c., 226.s.; Kurtubî, Tefsir, 1.c., 372.s.)
25Eki 2020

Haşr Meydanının Korkunçluğu

Haşr Meydanının Korkunçluğu başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Haşrin mânâsı toplanmaktır. Allâhü Te‘âlâ’nın: “Kitap ehlinden küfredenleri ilk haşr için yurtlarından çıkaran odur.” (Haşr s. 2), kelâm-ı ilâhîsinin işâret buyurduğu gibi, İbn-i Abbas (r.a.)’in beyânına göre burada haşrden murad, insanların kıyâmetten önce Şam arazisinde toplanmasıdır.
Kadı İyâz, “Bu haşr, kıyâmet kopmazdan önce dünyada olacaktır ve bu da kıyâmetin en son alâmetidir.” demiştir. İmâm Kurtubi (rh.a.), “Zahir olan, yani hadisin lâfızlarındaki mânâya uygun olan budur.” dedi. Yine bir başka rivâyette İbn-i Abbas (r.a.), “Bu haşr âhirette olacaktır. Develer de cennet binitlerinden olacaktır.” demiştir. En iyisini Allâh (c.c.) bilir.
İbn-i Abbas (r.a.)’in reyini şu hadis tayin etmektedir. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Kıyâmet gününde insanlar üç sınıf olarak haşredileceklerdir:

  1. Yaya grubu olarak, yani iyi amellerine günâhları karıştıran müminler,
  2. Develer üzerinde binekli olarak, yani imânda kâmil olup ileri gidenler,
  3. Yüzleri üzerine sürünerekten, yani kâfirler… (Müslim)
    Keza hadîs-i şerîfte: “Kıyâmet gününde insanlar aç, susuz, çıplak ve yorgun olarak haşr olunacaklardır. Hâlbuki dünyada onlar hiç açlık çekmemişlerdi, asla susuzluk görmemişlerdi. Hiç çıplak kalmamışlardı ve hiç yorulmamışlardı. Her kim Allâh (c.c.) rızası için aç duruyorsa Allâh (c.c.) da onu kıyamet gününün darlığında doyurur. Her kim Allâh (c.c.) rızası için halka su verirse, Allâh (c.c.) da onu kıyamet gününün susuzluğu anında sular. Her kim de fakir giydirirse, Allâh (c.c.) da onu giydirir. Ve her kim de Allâh (c.c.) rızası için iyi âmel işlerse Allâh (c.c.) da ona yeter” buyurulmuştur.”

(İmâm Şaranî, Ölüm, Kıyâmet, Ahiret ve Ahir Zaman Alâmetleri, 149-150.s.)

16Eki 2020

Kabir Azabı Hakkında Hadisler

Kabir Azabı Hakkında Hadisler. Kabir hayatı (berzah alemi) nedir? Kabir hayatı ve kabir azabı var mıdır? Kabir hayatı ve azabı nasıl olacak?


Zeyd bin Sabit (r.a)’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: “Resûlullâh (s.a.v) Beni Neccar’a âit bir duvarın yanında, katırın üzerinde iken, birden binek koşup neredeyse Resûlullâh (s.a.v.)’i yere düşürecekti. Orada altı veya beş veya dört kabir vardı. Resûlullah (s.a.v) : “Kim bu kabirlerin sahiplerini tanır.” diye buyurdu. Bir adam “Ben bilirim.” dedi Resûlullâh (s.a.v): “Ne zaman öldüler?” deyince “Bunlar şirk üzere öldüler.” dedi. Sonra Resûlullâh (s.a.v) şöyle buyurdu: “Bu ümmet kabirlerinde mutlaka imtihâna çekilirler. Eğer siz ölüleri defnediyor olmasaydınız, Allâh (c.c.)’a duâ edip benim işittiğim kabir azabını size de işittirmesini dileyecektim.”
Câbir (r.a) ‘dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: “Resûlullâh (s.a.v) Beni Neccar’a ait bir hurma bahçesine girdi. Benî Neccârlı bazı adamların (ki cahiliyet döneminde ölmüşler) azap görürken seslerini işitti. Hemen çıkıp sahabelerine kabir azabından Allâh (c.c.)’a sığınmalarını emretti.”
Ebû Said-i Hudri (r.a)’den rivayet edildiğine göre, Resûlullâh (s.a.v) şöyle demiştir: “Kâfirin başına kabrinde doksan dokuz ejderha musallat olur. Kıyâmet kopuncaya kadar, onu ısırırlar.”
Ebû Hüreyre (r.a)’den, rivayet edildiğine göre, Resûlullâh (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Bilir misiniz şu âyeti kerime hangi konuda nazil olmuştur: “Kim zikrimden yüz çevirirse muhakkak ona dar bir geçim vardır.” Sahabeler, Allâh (c.c.) ve Resûlü (s.a.v.) daha iyi bilir dediler. Resûlullâh (s.a.v) buyurdu ki; “O dar geçim, kabir azabıdır. Nefsim kudret elinde olan Allâh (c.c.)’a yemin ederim ki, ona doksan dokuz ejderha musallat olur. Vücudunu şişirirler, onu sokarlar ve kıyâmete kadar cesedini tahriş ederler.”


(İmâm Suyuti, Kabir Alemi)

11Ağu 2020

Kıyamet Gününün Dehşeti Hakkında

Kıyamet Gününün Dehşeti Hakkında başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.


Abdullah ibn Mes’ûd (r.a.) şöyle derdi: “Kıyâmet gününde halk onların kaplar içinde sıkıştıkları gibi sıkışırlar. O günde saîd olan kimse, ayağını orada koyabilecek boş bir yer bulabilen kimsedir. Sonra mahşer ahalisi mizan başına davet edilince korkularından akılları başlarından gidecek gibi olur. Her kimin tartıları ağır gelirse bir münadi; “Haberiniz olsun filân oğlu filânın tartıları (sevâbı) ağır geldi ve o öyle bir saadete erdi ki bundan sonra hiçbir zaman şaki ve bedbaht olmayacaktır.” diye nida eder. Her kimin de tartılardaki sevâbı hafif olursa yine bir münadi; “Ey mahşer ahalisi iyi dinleyin, filan oğlu filan öyle bir şakî, öyle bir bedbaht oldu ki, bundan sonra ebedî olarak bir daha mesûd olmayacaktır, yani sevâbı ağır gelen kimsenin saadeti gibi mesûd olmayacaktır.” diye nida eder. Kâfirlere gelince, (kıyâmet gününde) onların amelleri hiçbir suretle mizana, tartıya tutulmazlar (Çünkü küfürlerinden dolayı bütün âhiret amelleri yok olmuştur).


Allâh Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kıyâmet gününde insanların teri muhakkak toprağın içinde yetmiş kulaç derinliğe inecektir. Ve insanların ağızlarına kadar (başka rivayetteki hadiste olduğu gibi) ağızlarına gem olmak için yükselecektir.” (Müslim)
Ebü’l-Ferec bin Cevzî (r.a) şöyle zikretmiştir: “Cebrail (a.s.), Resûlullâh (s.a.v.)’i kıyâmet gününden o derece korkuttu ki nihâyet Allâh’ın Resûlü (s.a.v.)’i ağlattı ve:
“Yâ Cebrail, Allâhü Te’âlâ benim geçmiş ve gelecek bütün günahlarımı mağfiret buyurmadı mı?” diye sordu. Bunun üzerine Cebrail (a.s.): “Vallahi sen o günde sana mağfireti unutturacak korkulara muhakkak şahit olacaksın” dedi.
O günde bize lütf ile muamele buyurmasını Yüce Allâh’ın fazlından isteriz. Amin…


(İmam Şarani, Ölüm, Kıyamet, Ahiret ve Ahirzaman Âlametleri, 158-160.s.)

11Tem 2020

Resulullah Efendimiz Dilediğini Cennete Dahil Eder

Resulullah Efendimiz Dilediğini Cennete Dahil Eder. Mahşer gününde en büyük şefaat yetkisi Hz. Peygamber’e (s.a.v.) verilecektir. Efendimiz de bu yetkiyi her mümin için kullanacaktır.

Resûlullâh (s.a.v.)’in Allâh (c.c.) adına verdiğinde ve Allâh (c.c.) için engellemede bulunduğunda, istekte bulunanların ihtiyâçlarını Allâh (c.c.)’un lûtfuyla verdiğinde, dara düşmüşlerin sıkıntılarını Allâh (c.c.)’un yardımı ile açtığında, Allâh (c.c.)’un şefaatçi kılması sebebiyle dilediğine şefaat edip istediğini cennete koyacağında kim şek ve tereddüde düşebilir? Müslümânlardan bir tek kimse Resûlullâh (s.a.v.) hakkında, “Bunları kendisi yapıyor” diye itikâd etmemiştir. O (s.a.v.)’in, Allâh (c.c.)’un kullarının efendisi, yaratılmışların en üstünü ve en sevimlisi, Rabbi’ne en yakını olduğuna itikâd etmektedirler.

Hadîs-i şerîfte şöyle vârid olmuştur: “Hayatım sizin için hayırdır. Haber verirsiniz ve size de haber verilir. Ne zaman ben vefât edecek olursam, vefâtım da sizin için hayır olur. Yaptıklarınız bana arz olunur. Eğer hayır görürsem, Allâh (c.c.)’a hamd ederim. Şâyed şer olan bir işinizi görecek olursam, sizin için mağfiret dileğinde bulunurum…”

Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’in, dara düşenleri sıkıntıdan kurtaracağını; dilediği hakkında şefaat edip, istediğini cennete koyacağını bildiren hadîste Buhârî, Müslim ve diğer muhaddisler, ittifâk etmiş bulunmaktadırlar.

Allâhü Te‘âlâ bunu Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’e şu kavli ile tasrîh etmiş bulunmaktadır: “Ümmetimden, üzerinde hesâp bulunmayanı, cennetin kapılarından; sağ taraftaki kapıdan içeri koy. Onlar, diğer kapılarda, başkaları ile ortaktırlar.”

Bundan sonra, kafasında zerre kadar aklı bulunan bir Müslümân, Resûlullâh (s.a.v.)’in dilediği kimse hakkında şefaat edeceğine, dilediğini cennete koyacağında şüpheye düşer mi?

(Yûsuf en-Nebhânî, Şevâhidü’l Hakk, 240-241.s.)