Namaz, Temizlik, Abdest

15Eyl 2020

Namazı Terk Edenin İslam’dan Bir Payı Yoktur

Namazı Terk Edenin İslam’dan Bir Payı Yoktur. İslam’ın beş şartından biri olan namaz kılmak buluğ çağından, ölünceye kadar kadın erkek tüm mü’minlere emredilmiş bir ibadettir. 


Hz. Ömer (r.a.) ömrünün son zamanlarında ölümüne sebep olacak şekilde hançerlenmişti. Yarasından devamlı kan akıyordu. Çoğu zaman baygınlık geçiriyordu. Ama bu halde iken bile namâz için kendine getirilir, namâzını kılar ve şöyle buyururdu: “Namâzı terk edenin İslâm’dan bir payı yoktur.” Hz. Osman (r.a.) bütün geceyi uyanık geçirir ve bir rekâtta bütün Kur’ân-ı Kerim’i hatmederdi. Hz. Ali (r.a.)’in âdeti ise namâz vakti gelince vücudunda titreme başlar ve yüzü sararırdı. Biri bunun sebebini sorunca: “Allâhü Te’âlâ göklere, yerlere ve dağlara emaneti indirince onlar onu taşımaktan aciz kaldılar. O emaneti ben üzerime aldım, şimdi o emaneti edâ etmenin vâkti gelmiştir.” derdi.
Biri, Halef bin Eyyüb (rh.a.)’e “Namâzda iken sizi sinekler rahatsız etmiyor mu?” deyince, O: “Suçlular hükümetin kırbaçlarını yedikleri halde hareket etmiyorlar, bir de “Bana şu kadar kırbaç vuruldu da hiç kıpırdamadım.” diye gururlanıyor, kendi sabır ve tahammülleriyle övünüyorlar. Ben ise kendi Rabbimin huzurunda bir sinek yüzünden hareket mi edeyim?” dedi.
Hâtemi Esâm (rh.a)’e biri namâzdaki halini sorunca şöyle dedi: “Namâz vâkti gelince abdest aldıktan sonra vücudumun bütün azaları sakinleşsin diye namâz kılacağım yere otururum, sonra namâz için ayağa kalkarım. Beytullah’ı gözümün önünde kabul ederim, sırat köprüsünü ayaklarımın altında, Cennet’i sağımda, Cehennem’i solumda ve ölüm meleğinin arkamda durduğunu hayal eder ve “Bu benim son namâzımdır.” diye düşünürüm. Sonra tam bir huşu ve huzû ile namâzı kılarım ve “Kim bilir kabul oldu mu olmadı mı?” diye ümit ve korku arasında kalırım.”

(Muhammed Zekeriyya Kandehlevi, Amellerin Fazîletleri, 56.s.)

07Eyl 2020

Abdesti Bozan Haller

Abdesti Bozan Haller. Abdestin maddî temizlik olma özelliği de taşımakla birlikte esasen hükmî temizlik anlamı da taşımaktadır. Bu sebeple abdesti bozan durumların bir kısmı maddî kirlilik, bir kısmı da hükmî kirlilik grubunda yer alır.


Abdesti bozan haller; biri gerçek anlamda, diğeri hükmen olmak üzere iki türlüdür:

  1. Gerçek Mânâda Abdesti Bozanlar:
    Hanefi imâmlarına göre, canlı insanın bedeninden çıkan her pislik abdesti bozar. Bu genel ölçüye göre, mûtad, yani normal hallerde, erkek veya kadının ön ve arka avret yerlerinden çıkan idrar, pislik, meni, mezî, vedî, âdet ve nifas kanı ile mûtad olmayan istihâze kanı, bedenin diğer yerlerinden; yara, sivilce ve burundan çıkan kan, irin, kusmuk gibi pislikler gerçek mânâda abdesti bozan şeylerdir.
  2. Hükmen Abdesti Bozanlar:
    a. Eşlerin fazlaca birbirleriyle yakınlaşıp kucaklaşması. Üzerilerinde giysi olmaksızın eşlerin birbirleriyle kucaklaşması ve temas kurması abdesti bozar. Uzuvda bir ıslaklık görülmese dahi abdest bozulur.
    b. Namazda veya namaz dışında yatarak uyumak. Uzanarak yatıp uyuduğunda, ayakta veya oturduğu yerde dayanarak uyuduğunda abdesti bozulur. Dayanarak uyumada verilen ölçü, yaslanılan şeyin çekilmesiyle yere düşmektir. Ancak, makadı yere sabit olarak oturduğu yerde uyursa abdesti bozulmaz. Sahabenin mescidde namazı beklerken uyulmaları bu şekilde bir uyumadır.
    c. Bayılmak, bilincini kaybedip delirmek ve sarhoş olmak. Bu haller uyku halinden daha ileri olduğundan kişinin mafsalları gevşek olur ve makadını tutamaz, abdesti bozulur.
    d. Rükû ve Secdesi Olan Namazda Sesli Gülmek (Kahkaha Atmak). Hakikatte kahkaha, vücuttan bir pisliğin çıkması olmadığından kural (kıyas) gereği abdestin bozulmaması gerekir. Ancak Resûlullâh (s.a.v.) namazda sesli gülen kimselere şöyle söylemiştir: “Bakın, sizden kim sesli (kahkahayla) gülmüşse hem abdestini hem de namazını iade etsin.” (Dârekutni)

(Muharrem Önder, Âyet ve Hadisler Işığında Temizlik İlmihâli, 50-56.s.)

30Tem 2020

Arefe Günü Kılınacak Namaz

Arefe Günü Kılınacak Namaz başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.


Nesâi ve diğerlerinin bildirdiği sahih hadîste Nebî (s.a.v.): “Umarım ki, Arefe günü tutulan oruç, iki senelik günâha keffâret olur; biri geçmiş, diğeri gelecek senenin günâhlarıdır.” buyurmuştur. Beyhâki’de: “Arefe gününün orucu, bin gün oruca eşittir.” hadîs-i şerîfi yer alır.


İmâm Hibbetullah’ın Saîd bin Müseyyeb’den onun da Ebû Hüreyre (r.a.)’den naklettiği bir haberde, Resûlullâh (s.a.v.): “Bir kimse Arefe günü öğle ile ikindi arasında dört rek’at namaz kılsa, her rek’atinde bir kere Fatiha ve elli kere İhlâs sûrelerini okusa, Allâhü Te‘âlâ ona bin kere bin sevâb yazar. Kur’ân-ı Kerîm’den okuduğu her harf için cennette ona bir yüksek derece verilir. Her derece arası beş yüz yıllık yoldur. Ve her harf için ona yetmiş hûrî verilir. Her birisi için yakuttan yetmiş bin sofra, her sofrada yeşil kuş etinden yiyecekler vardır. Etin soğukluğu kar, tadı bal ve kokusu misk gibidir. O eti ateş pişirmemiştir. Başladığı zaman bulduğu lezzet ve tatlılığı, yemeğin sonunda da bulur. Bıkmak olmaz. İsteyerek, severek yer. Sonra o kimseye kanatları yakuttan, gagası altından bir kuş gelir. Bin kanadı vardır. Benzerini, dinleyenlerin duymadıkları güzel bir ses ile Arefe günü ehline “Merhaba” diyerek seslenir. Sonra o kuş, o kimsenin yanına düşüp kanatlarının her birinin altından yetmiş türlü yemek çıkarır. O yemeklerden yer. Sonra o kuş Allâhü Te‘âlâ’nın izni ile silkinip uçar gider. O kimse kabrine konulunca, Kur’ân-ı Kerîm’in her harfi ona öyle bir nur ile ışık saçar ki, o kimse o anda Beyt-i Şerîf’in etrafında tavaf edenleri görür. O Yâ Rabbi, kıyâmet kopsun, kıyâmet gelsin diyerek bir an evvel kıyâmetin kopmasını ister.” buyurdu.


(Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (k.s.), Gunyetu’t-Tâlibîn, 335.s.)


Arefe Günü Duası


Hz. Peygamber (s.a.v.), Arefe günü en ziyâde şöyle derlerdi: “Lâ-ilâhe illa’llâhü vahdehû lâ-şerîke leh, lehü’lmülkü velehu’lhamdü bi-yedihi’l-hayr ve hüve ‘alâ külli şey’in kadîr.”


(Ömer Muhammed Öztürk, İbâdet Takvimi ve Duâlar, 77.s.)

06Tem 2020

Namazda Başlangıç Tekbirine Yetişmenin Fazileti

Namazda Başlangıç Tekbirine Yetişmenin Fazileti. Namaz İslam’ın temel ibadetlerindendir. Namaza başlangıç tekbirine yetişmekte bir o kadar önemli olup bu yazımızda bu konunun öneminden bahsedilmektedir.


Bir gün Resûlullâh (s.a.v.) namaz kılarlarken bir kimse, sabah namazında iftitâh (başlangıç) tekbirine yetişemedi, gitti bir köle azâd etti, gelip Resûlullâh (s.a.v.)’e sordu. “Yâ Resûlallâh! Ben bugün iftitâh tekbirine yetişemedim, bir köle azâd ettim, acaba iftitâh tekbirinin sevâbına nail olabildim mi?”


Resûlullâh (s.a.v.), Hz. Ebû Bekir (r.a.)’e, “Sen ne dersin bu iftitâh tekbirinin hakkında?” diye buyurdular. Ebû Bekir Sıddik (r.a.) buyurdu ki: “Yâ Resûlallâh! Kırk deveye mâlik (sahip) olsam, kırkının da yükü cevâhir (kıymetli metal ve taşlar) olsa, hepsini fukaraya sadaka versem, yine imamla alınan iftitâh tekbirinin sevâbına nail olamam.”

Ondan sonra, Resûlullâh (s.a.v.), “Yâ Ömer! Sen ne dersin bu iftitâh tekbirinin hakkında?” deyince, Hz. Ömer (r.a.) dedi ki: “Yâ Resûlullâh! Mekke ile Medine arası dolu devem olsa, hepsinin yükü cevâhir olsa, hepsini fukaraya sadaka versem yine imâm ile beraber alınan iftitâh tekbirinin sevâbına nail olamam.”

Ondan sonra Resûllullâh (s.a.v.): “Yâ Osman, sen ne dersin bu iftitâh tekbirinin hakkında?” buyurduklarında, Hz. Osman (r.a.) dedi ki: “Yâ Resûlallah! Gece iki rekât namaz kılsam, her rekâtında Kur’ân-ı Kerîm’i hatim etsem yine imâm ile beraber alınan iftitâh tekbirinin sevâbına nail olamam.”

Resûlullâh (s.a.v.), “Yâ Ali! Sen ne dersin bu iftitâh tekbirinin hakkında?” buyurduklarında, Hz. Alî (k.v.) dedi ki: “Yâ Resûlullâh! mağrib (doğu) ile maşrık (batı) arası kâfir ile dolu olsa, Rabbim bana kuvvet verse, hepsini kırıp öldürsem, yine imâm ile alınan iftitâh tekbirinin sevâbına nail olamam.”


Resûlullâh (s.a.v.), “Ey benim ümmet ve ashâbım! Yedi kat yerler ve yedi kat gökler kâğıt olsa ve denizler mürekkep olsa, bütün ağaçlar kalem olsa, bütün melâikeler kâtip (yazıcı) olsa, kıyamete kadar yazsalar, yine imâm ile beraber alınan iftitâh tekbirinin sevâbını yazamazlar…” diye buyurdular.

(Mızraklı İlmihâl, 53.s.)

29Haz 2020

Geçmiş Namazların Kazası

Geçmiş Namazların Kazası’nda kişinin çeşitli sebeplerden kılamadığı namazlardan hangisinin kaza edilip hangisinin kazasını edemeyeceği onun yerine ne yapılacağı ve namazların nasıl kaza edileceğinden bahsedilmektedir.

Beş vakit namazın edası farz olduğu gibi kazası da farzdır. Vaktinde kılmağa edâ, vaktinden sonra kıl­mağa kaza denir. Edâ nasıl tertipli (sıralı) ise kaza da tertipli olur. Geçmiş namaza “fâite” ve vakit namazına “vaktiye” denilip bunlar arasındaki tertibe dahi riayet etmek gerekir. Geçmiş namazları çok olan kimse için onları belirterek kaza etmesi şöyle olur: Vaktine yeti­şip kılamadığı (meselâ) «İlk öğleyi» yahut “Son öğleyi” diye niyet etmektir ki, her kılışta ilk yahut son kalanı kaza etmiş, böylece belirleme hâsıl olmuş olur.

Kaza, Cuma’dan gayri, beş vaktin farzları ile Vitir Namazı’na mahsustur. Nafile namazlar nevinden olan vakit namazlarının sünnetleri vaktinden sonra kaza olunmaz. Yalnız sabah namazının sünneti o günün gün yarısından (güneşin tam tepede bulunmasından) sonraya kalmamış olmak şartıyla kaza olunabilir.

Biz beş vaktin edâsıyla mükellefiz. Bir namazı özürsüz olarak vaktinden sonraya bırakmak büyük bir günâhtır ki, kaza ile silinmez. Kaza terk günâhını gide­rir, geri bırakma günâhını gidermez. Geçmiş namazla­rın kazası ile uğraşmak nafileler kılmaktan daha iyi ve daha önemlidir. Nafilelerin revâtib (vakit namazlarının sünnetleri) kısmı bundan mütesnadır.

Cuma ve Bayram namazlarında cemaat şart kılın­mış olduğundan cemaata son oturuşta da yetişeme­yen kimse bunları yalnız başına kılamaz. Cuma günü öğle vaktinde cemaat Cuma Namazı’na mahsus ol­duğundan o gün öğle namazında cemaat da olamaz. Cuma’yı kılamayan kimse Öğle’yi yalnız başına kılar. Bayram namazına yetişemeyen için onun yerini tuta­cak başka bir namaz yoktur. Bunlar kaza da olunmaz.

(Hacı Mehmed Zihni, Muhtasar Ni’met-i İslâm, 133-135.s.)

22Haz 2020

Namazın Sünnetleri – 2

Namazın Sünnetleri. Namazın sünnetlerinin bir kısmını dün sizlerle paylaşmıştık, konumuzun devamı olan bugünkü yazımızda ise namaz içerisinde gerçekleşen bazı fiillerimizin Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetlerinden geldiğini öğrenmekteyiz.

  1. Tesmiin arkasından imâm, imâma uyan ve yalnız başına kılan kimsenin Tahmîd etmesi (Rabbena leke’l-hamd demek),
  2. Yalnız başına kılan kimsenin Tesmi ve Tahmîd’i gizli yapması. İmâmın Tesmii, Tekbirler gibi açıktan yapması,
  3. Kıyamda iki ayağın arasını dört parmak kadar açık bulundurmak,
  4. Rükû hâlinde dizlerini elleriyle tutmak,
  5. Diz tutmakta parmaklarını açık bulundurmak,
  6. Dizlerini rükûda dik tutmak,
  7. Rükûda arkasını düz tutmak. (Rükû hakkında olan bu dört sünnet erkeklere göredir. Kadınlar ellerini dizleri üzerine korlar, dizlerini tutmazlar. Parmaklarını ayrık bulundurmazlar, dizlerini bükük ve arkalarını meyilli bulundururlar.),
  8. Rükûda başını aşağı, yukarı eğmeyip doğru durmak,
  9. Kavme yapmak, yâni rüküdan doğrulup kalkmak,
  10. Secdeye varırken yere önce dizlerini, sonra ellerini, daha sonra yüzünü koymak,
  11. Secdelerden sonra ayağa kalkışta bunun aksini yapmak, yâni önce yüzünü, sonra ellerini ve daha sonra dizlerini (ellerini üzerlerine koyarak) kaldırmak,
  12. Secdelere varırken “Allâhü Ekber” demek,
  13. Secdelerden kalkarken “Allâhü Ekber” demek,
  14. Celse yapmak, yâni iki secde arasında oturmak,
  15. Secdelerde başını (yâni alnını ve burnunu) iki eli arasında yere koyup ellerini yüzünden uzak bulundurmamak, eli koyuşta el ayası yere ve parmaklar birbirine yapışık bulunmak,
  16. Secdelerde üçer tesbîh etmek (Sübhâne Rabbiye’l A’lâ demek).

(Hacı Mehmed Zihni Efendi, Muhtasar Ni’met-i İslâm, 115-116.s.)

21Haz 2020

Namazın Sünnetleri – 1

Namazın Sünnetleri. Namazın sünnetlerinin bir kısmını paylaştığımız ve devamı olan yazımızda Namaz içerisinde gerçekleşen bazı fiillerimizin Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetlerinden geldiğini öğrenmekteyiz.


Namazda sünnet olan şeyler aşağıdaki şekilde sıralanır:

1.İftitah tekbirinde, Vitir Namazı’nın Kunut’u ve Bayram Namazı tekbirlerinde el kaldırmak (erkekler ellerini kulaklarına ve kadınlar göğüslerine paralel kaldırırlar),

2. Kaldırma esnasında eller açık ve parmaklar hâli üzre bulunmak,

3. Elin ve parmakların iç yüzünü Kıble’ye karşı bulundurmak,

4. İmâma uyanın iftitah tekbiri, imâmın iftitahından sonraya kalmamak,

5. İftitah tekbirinin arkasından el bağlamak. Buna itimad denir. Bunda irsâl, yâni ellerini önce yanlarına salmak yoktur. Erkekler göbek altından ve kadınlar göğüs üstünden el bağlarlar ve her iki cinsin sağ eli sol elin üstüne gelir. Erkekler halka dahi ederler ki, sağ elin serçe ve başparmaklarını sol bileğin iki tarafından halkalarlar. Kadınlar halka etmezler,

6. Sena etmek yâni “Sübhâneke…”yi okumak,

7. Teavvüz etmek, yâni “Eûzü billahi mine’ş-şeytâni’r-racim” demek,

8. Tesmiye etmek, yâni “Bismi’llahi’r-Rahmâni’r-Rahîm” demek,

9. Bunları, yâni Senâ ve ondan sonrakileri, gizli okumak,

10. Fatiha’nın sonunda okuyan ve dinleyenin gizlice âmin demesi,

11. Yalnız başına namaz kılma hâlinde Fatiha’ya eklenecek sûre Sabah ve Öğle namazlarında uzun sûrelerden, yâni Hucurât Sûresi’nden Büruc Sûresi’ne kadar olan sûrelerden, İkindi ve Yatsı namazlarında orta uzunlukta sûrelerden yâni Büruc’dan Lem-Yekün’e kadar olan sûrelerden, Akşam Namazı’nda ise kısa sûrelerden, yâni Lem-Yekün’den nihayete kadar olan sûrelerden, okumak,

12. Rükûa varırken bir kere Tekbir getirmek (Allâhü Ekber demek),

13. Rükûda üç kere Tesbih etmek (Sübhâne rabbiye’l-azîm demek), 14. Rükûdan kalkarken imâm ve yalnız başına kılan kimse Tesmî etmek (Semiallahu li-men hamideh demek).

(Hacı Mehmed Zihni Efendi, Muhtasar Ni’met-i İslâm, 113-114.s.)

19Haz 2020

Peygamber Efendimiz’in Gülmesine Sebep Olan Hadise

Peygamber Efendimiz’in Gülmesine Sebep Olan Hadise. Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz hastalığı zamanında ashabının cemaatle namaz sevabından mahrum kalmaması için Hz Ebu Bekir (r.a.)’ı imam tayin etmiş ve ashabının ve ümmetinin cemaatle namaza hangi koşulda olursa olsun katılmalarını bu hal üzere anlatmıştır.

Âlimlerin bir kısmına göre vakit namazlarını cemaatle kılmak farz-ı ayndır. Cemaatle namazın farz olduğu görüşüne sahip olanlar Ashab’dan İbn-i Mesud ve Ebû Musa el-Eşari (r.a.e.)’dir.

İmamlardan İmam Mâlik, İmam Ahmed b. Hanbel ve İmam Ebû Mansûr Mâtürîdî’ye göre de cemaat farzdır. Farz-ı ayn olduğunu söyleyen âlimlere göre, özürsüz tek başına namaz kılanın namazı caiz olmaz. Cemâatle namaz kılmağa farz-ı kifâye diyenler de olmuştur.

Hanefi Mezhebi’ndeki en kuvvetli görüşe göre vakit namazlarının cemaatle kılınması vâciptir. Hanefi Mezhebi’nin bir kısım âlimlerine göre ise vacibe yakın bir sünnet-i müekkededir. Bu yüzden terki caiz olmaz, ancak bir özür dolayısıyla terkedilebilir. Âlimler: “Bu ikisi mânâda birbirine eşittir. Sünnetten kastedilen vâcib oluşudur.” demişlerdir. Vacip olan bazen cemaata gitmektir. Vacibe yakın olan sünnet-i müekkede ise buna devamdır. Cemaatle namazı terk etmeyi âdet haline getiren kişi ittifakla günahkâr olur. Cemaatle namazı terkeden kimsenin şehâdeti kabul olmaz. Şer’î bir özrü olmadan cemâati terk edeni ta’zîr vâcip olur. Onu bu işten men etmeyen imam ve komşular günahkâr olur. Hadis-i şeriflerde şöyle buyrulur: “Cennetin vustunda oturmasını (ortasında oturmayı) arzu eden kimse cemâatle namazdan ayrılmasın.” (Menavi)

“Din-i İslâm’ın kuvvet bulmak için cemâate olan ihtiyacı, sevâb almak için mü’minlerin cemâate olan ihtiyacından ziyâdedir.” (Menavi)

Peygamber Efendimiz’in Gülmesine Sebep Olan Hadise

Peygamber Efendimiz’in Gülmesine Sebep Olan Hadise başlıklı yazımızda Peygamber Efendimiz’in Gülmesine Sebep Olan Hadise‘nin nasıl gerçekleştiğinden bahsedilmektedir.

Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz’in hastalığında Ebû Bekir (r.a.) namaz kıldırdı. Resûlullah (s.a.v.) Hazret-i Âişe (r.anhâ)’nın odasının kapı perdesini açtı, sonra ashabına çıktı. Onların namazda saf bağlayarak durduklarını gördü. Çok sevindi ve sesi duyulacak derecede güldü.

(Ömer Muhammed Öztürk, Cemaatle Kılınan Namazın Fazîleti, 72.s.)

07Haz 2020

Cuma Hutbesi

Cuma Hutbesi, müslümanların bayramı olan cuma gününün en önemli mesajlarını barındırdığı bir hutbedir.

Cuma Hutbesinin farzı ikidir:

  1. Öğle vakti girdikten sonra okunmuş olmak,
  2. Hutbede Allah’ı zikretmek.

Hutbe okumak niyetiyle Elhamdülillah veya Lâ ilâhe ilallâh yahut Sübhânallah denilse farz yerine gelmiş olursa da hutbeyi sadece bu kadarla bitirmek mekruhtur.

Hutbeyi, iki kısa hutbe olarak okumak (iki hutbe arasında oturmak) sünnettir. İki hutbeden hiç olmazsa birini okumak ise şarttır. Birinci hutbeyi, ikinci hutbeye göre daha yüksek bir sesle okumak müstehaptır.

Hatibin, hutbe esnasında hutbenin dışında bir şey söylemesi mekruhtur. Cemaat hutbe esnasında yüzünü hatibe çevirmeli, susup okunan hutbeyi dinlemelidir. Hutbe okunurken, dinleyenlerin Peygamberimiz (s.a.v.)’e salavat okumaları dahi mekruhtur.

Cemaat hutbe okunurken kolayına geldiği şekilde oturabilir. Fakat namazda oturur gibi oturmak müstehaptır.

Hutbeyi, Cuma namazı için de şart olan buluğ çağında, erkek ve akıl sahibi kimseler dinlemiş olmalıdır. Hutbeyi dinleyenlerin, seferi veya hasta olması, sağır veya uyuyor olması hutbenin sahih olmasına zarar vermez.

Hutbeyi tek kişi dinlese, daha sonra cemaat gelse ve cumayı kılsalar caiz olur.  Cemaat Cuma Namazı’nı hutbesiz kılsa; veya hutbe Cuma namazından sonra veya vaktinden önce okunsa Cuma namazı bâtıl olur. Bu durumda vakti geçmeden Cuma namazı yeniden kılınmalıdır.

Cuma namazını, hutbe okuyan kimseden başkasının kıldırması uygun değildir. Ama kıldırırsa caiz olur. Hutbeyi bir çocuğun okuyup namazı başka birisinin kıldırması caizdir. Namazla hutbe arasında (meselâ yemek yemek gibi) uzunca bir ara olmamalıdır.

İbn-i Mes’ud (r.a.) buyuruyorlar ki: “Namazı uzun hutbeyi kısa tutmak, kişinin fıkıh derecesinin yüksekliğindendir.”

(Muhammed Alaaddin b. İbn-i Abidin, Üç Boyutuyla İslâm İlmihâli, s.339-342)

04Haz 2020

Mesbuk İle İlgili Meseleler

Müdrik, mesbuk, ne demektir? Bunlar namazlarını nasıl kılarlar?Müdrik sözlükte “idrak etmiş, yetişmiş, kavuşmuş” gibi anlamlara gelir. Dinî terim olarak, imama en geç birinci rekâtın rükûunda yetişip namazını imamla birlikte kılan kişiye denilir.
Mesbuk, namazını nasıl kılar? Mesbuk, cemaatle kılınan namaza baştan yetişemeyip ilk rekâtın rükûundan sonra imama uyan kimse demektir.

Namazın başında imâma uyup namazın tamamını imâmla beraber kılan kimseye müdrik denir. İmâma, bazı rek’atlar kılındıktan sonra yetişen kimseye ise mesbuk denir. Mesbuk, imâm selam verdikten sonra ayağa kalkıp yetişemediği rek’atları kılacağı zaman Sübhâneke’yi okur. İmâmın açıktan okuması gereken rek’atları, kendi başına kılarken Fatiha ve zamm-ı sûreyi de okur. Kendi başına kıldığı rek’atlarda kıraati terk ederse namazı fâsid olur (bozulur).

Mesbuk, imâm selam verdikten sonra eksik rek’atları kendi başına kılarken bir kadınla aynı hizada olmakla namazı bozulmaz. Mesbuk, eksik rek’atları kılarken yanılırsa sehiv secdesi yapması icap eder.

Akşam namazının üçüncü rek’atında imâma yetişen mesbuk, imâm selam verdikten sonra kılacağı iki rek’atta Fatiha ve zamm-ı sûre okuyacağı gibi ikisinin ortasında oturup Ettehıyyâtü de okur. İmâmla beraber kılamadığı iki rek’atın birinde hiçbir şey okumasa namazı bozulur.

Dört rek’atlı bir namazın son rek’atına yetişen bir mesbuk, imâm selam verdikten sonra kalkar, Fatiha ve zamm-ı sûre okuyarak bir rek’at kılar, rükû ve secdelerden sonra oturup Ettehıyyâtü okur. Sonra kalkıp aynı şekilde (Fatiha ve zamm-ı sûre okuyarak) bir rek’at daha kılıp oturmadan ayağa kalkar. O rek’atta de sadece Fatiha okuyup rüku ve secdeden sonra son oturuşu yapar ve namazını tamamlar.

İmâma gizli okunan rek’atte yetişen kimse Sübhâneke’yi okur. Açıktan okunan rek’atlerde uyan ise Sübhaneke’ye başlamışsa, imâm okumaya başlayınca okumaya devam etmez, susar.

İmâma tahiyyatta iken yetişen kimse, ayakta tekbir alır, Sübhâneke okumadan oturur.

Bazı rek’atlara yetişemeyen kimse, son oturuşta Ettehıyyâtü’yü okuduktan sonra salavatları okumaz, imâm selam verene kadar Ettehıyyâtü’nün sonundaki şehâdeti tekrarlar.

(Muhammed Alaaddin b. İbn-i Abidin, Üç Boyutuyla İslâm İlmihali, s.213-214)