Namaz, Temizlik, Abdest

04Haz 2020

Mesbuk İle İlgili Meseleler

Müdrik, mesbuk, ne demektir? Bunlar namazlarını nasıl kılarlar?Müdrik sözlükte “idrak etmiş, yetişmiş, kavuşmuş” gibi anlamlara gelir. Dinî terim olarak, imama en geç birinci rekâtın rükûunda yetişip namazını imamla birlikte kılan kişiye denilir.
Mesbuk, namazını nasıl kılar? Mesbuk, cemaatle kılınan namaza baştan yetişemeyip ilk rekâtın rükûundan sonra imama uyan kimse demektir.

Namazın başında imâma uyup namazın tamamını imâmla beraber kılan kimseye müdrik denir. İmâma, bazı rek’atlar kılındıktan sonra yetişen kimseye ise mesbuk denir. Mesbuk, imâm selam verdikten sonra ayağa kalkıp yetişemediği rek’atları kılacağı zaman Sübhâneke’yi okur. İmâmın açıktan okuması gereken rek’atları, kendi başına kılarken Fatiha ve zamm-ı sûreyi de okur. Kendi başına kıldığı rek’atlarda kıraati terk ederse namazı fâsid olur (bozulur).

Mesbuk, imâm selam verdikten sonra eksik rek’atları kendi başına kılarken bir kadınla aynı hizada olmakla namazı bozulmaz. Mesbuk, eksik rek’atları kılarken yanılırsa sehiv secdesi yapması icap eder.

Akşam namazının üçüncü rek’atında imâma yetişen mesbuk, imâm selam verdikten sonra kılacağı iki rek’atta Fatiha ve zamm-ı sûre okuyacağı gibi ikisinin ortasında oturup Ettehıyyâtü de okur. İmâmla beraber kılamadığı iki rek’atın birinde hiçbir şey okumasa namazı bozulur.

Dört rek’atlı bir namazın son rek’atına yetişen bir mesbuk, imâm selam verdikten sonra kalkar, Fatiha ve zamm-ı sûre okuyarak bir rek’at kılar, rükû ve secdelerden sonra oturup Ettehıyyâtü okur. Sonra kalkıp aynı şekilde (Fatiha ve zamm-ı sûre okuyarak) bir rek’at daha kılıp oturmadan ayağa kalkar. O rek’atta de sadece Fatiha okuyup rüku ve secdeden sonra son oturuşu yapar ve namazını tamamlar.

İmâma gizli okunan rek’atte yetişen kimse Sübhâneke’yi okur. Açıktan okunan rek’atlerde uyan ise Sübhaneke’ye başlamışsa, imâm okumaya başlayınca okumaya devam etmez, susar.

İmâma tahiyyatta iken yetişen kimse, ayakta tekbir alır, Sübhâneke okumadan oturur.

Bazı rek’atlara yetişemeyen kimse, son oturuşta Ettehıyyâtü’yü okuduktan sonra salavatları okumaz, imâm selam verene kadar Ettehıyyâtü’nün sonundaki şehâdeti tekrarlar.

(Muhammed Alaaddin b. İbn-i Abidin, Üç Boyutuyla İslâm İlmihali, s.213-214)

21May 2020

Namazda Huşu

Namazda huşu nedir, nasıl sağlanır? Namazda huşu nasıl olur? Müminler namazda huşu sağlayabilmek için nelere dikkat etmelidir? Namazı huşu içinde kılmak için ne yapmalıyız? Cevabı yazımızda.

Kalbini vermeden öyle bir namaz kılıyorsun ki, Bu tavır cezâya çarptırır bir hizmetçiyi.

Ne kıldığını bilmeden namazı bitirdiğini sanırsın, Sonunda da ihtiyaten fazladan bir kaç rek’at daha kı­larsın.

Keşke farkında olsaydın o zâtın: Aklın başka yerde iken huzuruna durduğun, Ve huşu ve tevâzudan uzak bir edayla önünde boyun eğdiğin.

“Yalnız sana kulluk ederim.” diye hitâp ediyorsun ona. Ve sen, mecbur olmadığın halde dönmüşsün başkasına.

Dönüverse yüzünü başkasına şayet, içini döktüğün o zât, Öfkeden ve kıskançlıktan nasıl da çıldırırsın.

Hiç utanmaz mısın behey mürüvvetten nasibi az kişi! “Kendisine sırt çevirdiğini görecek Mülkün Sahibi o zât” diye.

Müminler Namazda Huşu Sağlayabilmek İçin Nelere Dikkat Etmelidir?

Özetle;

Namâzda iken başka düşüncelere dalmak, özellikle de dünyâ ile ilgili olması halinde asla tasvip edilemeye­cek derecede mekrûhtur.

Hattâ hakîkat ehline göre, namazın asıl amacı ve rüknü olan şeyin elden kaçmasına neden olduğu için namazı bozan bir husûstur. Şayet bu düşünceler uh­revî-dînî ise, bu durumda da daha evlâ olan terkedilmiş olur. Çünkü namazda sadece namazla meşgul olmak, namaz dışındaki uhrevî-dînî şeylerle meşgul olmaktan daha üstündür. Bizzat namazın kendisi de uhrevî-dînî bir şeydir ve bu açıdan diğerlerine denktir; ama içinde bulunulan an ve mekân dikkate alındığında onlardan daha üstündür. Bunu çok iyi kavra.

Başarı Allâh (c.c.)’dandır. Fıkıh, ilimle âmeldir.

(Eşref Ali et-Tehanevi, Hadislerle Hanefi Fıkhı, 4.c., 126-127.s.)

16May 2020

Cenaze Namazı

Cenaze namazı rükû ve secdesi olmayan bir namazdır; rükünleri kıyam ve tekbirlerdir. Cenaze namazında iftitah (başlangıç) tekbiriyle birlikte dört tekbir bulunmaktadır. Selam vermek vaciptir. Sünnetleri ise, Allah’a hamd ve senâ etmek, Resûlullah’a (s.a.s.) salât ve selam getirmek, hem ölü hem de Müslümanlar için dua etmekten ibarettir.

Cenaze namazı farz-ı kifâyedir (kifaye olması belde halkı içindir, o esnada camide bulunan herkesin cenaze namazına katılması farzdır). Ölü için duâ mahiyetinde olup sevâbı ziyadedir. Cenaze namazında cemaat şart değildir. Müslüman ölünün yanında bulunan mükellef bir kişiden ibaret olursa, yıkanması ve kefenlenmesi gibi onun namazı da o mükellefe farz-ı ayn olur. Cemaat hâlinde kılındığı takdirde, imâmda imâmlık şartlarının bulunması gerekir. Bu hususta cenaze sahibi imâmete daha lâyıktır.

Cenaze namazının şartları, diğer namazlarda şart olan taharet, avret yerlerini örtme, Kıble’ye yönelme ve niyetten başka altıdır:

  1. Ölünün Müslüman olması,
  2. Ölünün temiz ve avret yerlerinin örtülü olması,
  3. Ölünün tamamının yahut bedeninin büyük bir kısmının veya hiç olmazsa başı ile beraber vücudunun yarısının mevcut olması,
  4. Ölünün cemaatin önünde hazır olması,
  5. Cenaze namazı kılan kimsenin; özürsüz, bir bineğe binmiş veya oturur hâlde olmaması,
  6. Cenazenin yere konulmuş bulunması.

Ölünün tahareti, abdestsizlikten ve pislikten temiz olmasıdır. Yıkanmadan kılınan namaz iade olunur (yeniden kılınır). Cenaze namazının vakti, üç mekruh vaktin gayrisidir.

Doğan çocuk, ölü doğmuş olmadıkça ölümü, doğuşundan hemen sonra bile olsa isim verilerek yıkanır. Ve bir kefene sarılıp namazı kılınır. Düşüğe ve ölü doğan çocuğa namaz kılınmaz. İsim verilerek yıkanır ve bir beze sarılarak gömülür.

Ölümü gerçekleşen cenazenin yıkama, kefenleme ve gömülmesinde acele etmek müstehap olduğundan Cuma sabahı hazırlanan cenazenin namazının, cemaatın çok olması için cuma namazından sonraya bırakmak mekruhtur.

Namazı bozan şeyler cenaze namazını da bozar.

 (Hacı Mehmed Zihni, Muhtasar Ni’met-i İslâm, s.143-147)

14Nis 2020

Kerahat vakitleri beş tanedir:

  1. Güneş doğduktan sonra bir mızrak boyu yükselmesine kadar olan vakittir. (45 dk.)
  2. İstivâ vaktidir. Yani güneşin tam tepeye gelip tam zevâl (doğudan batıya doğru kayma) anında bulunduğu vakittir.
  3. Güneşin sararmasından, gözleri kamaştırmaz bir hale geldiğinden battığı zamana kadar olan vakittir.
  4. Şafağın doğmasından güneşin doğacağı zamana kadar olan vakittir. (Sabah namazı vakti)
  5. İkindi namazı kılındıktan sonra güneşin sararmasına, gözleri kamaştıramaz bir hale gelmesine kadar olan vakittir.

Bu ilk üç kerahat vaktinde kazaya kalmış farz namaz, vitir gibi bir vâcip namaz, hazırlanmış bir cenaze namazı kılınamaz ve tilavet secdesi yapılamaz. Aksi takdirde iadeleri lâzım gelir. Ayrıca bu ilk üç vakitte nafile namaz da kılınamaz. Fakat kılınacak olursa, sahih olup iadesi gerekmez. Yine de bu vakitlerde nafile namaz kılmamak, başlanırsa da bozup kerahat vaktinden sonra kaza etmek daha fazîletlidir.

Son iki kerahat vaktinde ise yalnızca nafile namaz kılınmaz. Bu iki vakitten birinde başlanılmış olan bir nafile namazı, kerahatten kurtulması için bozulursa daha sonra kazası lâzım gelir.

Peki kerahat vakitlerinde, vaktin farzı kılınabilir mi?

Zaten ilk iki vakit, herhangi bir namazın vakti değildir. Yani güneşin doğmasıyla birlikte sabah namazının vakti çıkarken yeni bir namazın vakti girmemektedir. İstivâ vakti de aynı şekilde bir namaz vaktine dâhil değildir. Bundan istisna sadece günün ikindi namazının farzıdır. Güneşin batışına yakın veya batışı halinde yalnız o günün ikindi namazı kılınabilir. Fakat başka bir günün kazaya kalmış olan ikindi namazı kılınamaz. Ayrıca bir kimsenin ikindi namazını özürsüz olarak bu kadar geciktirip kerahat vaktine bırakması günâhtır.

(Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslâm İlmihâli, s.214-216)

25Mar 2020

Münavî’nin ifadesine göre Cuma gününde bulunan vakti icabet hakkında pek çok görüş vardır:

1. Cuma günü içinde bir saattir ki, sabit değil değişkendir, İmam-ı Gazali (rh. a.) bu görüştedir,

2. Kuşluk vakti müezzin sala okuduğu vakit,

3. Fecrin doğuşundan güneşin doğuşuna kadarki zaman,

4. İkindi vaktinden güneş batana kadar,

5. Hatip minberden indikten sonra namaz için tekbir alıncaya kadar,

6. Güneşin doğuşundan sonraki ilk saat,

7. Güneşin doğma anı,

8. Cuma ezanı vaktinde,

9. Ezandan namaz kılıncaya kadar,

10. Ezandan kamete kadar,

11. Hutbenin başından sonuna kadar,

12. Gündüzün son saati,

13. İkindi namazı vaktinde,

14. Senede bir Cuma’ya mahsustur,

15. Bütün bir Cuma içinde gizlidir,

(Hz. R.M. Sâmi (k.s.), Musâhabe, C. 8)

***

Doğruluk Hakkında Tavsiyeler:

Bir Hadis-i Şerifte;

“Doğruluğa devam ediniz! Çünkü, doğruluk, iyiliğe götürür. İyilik ise, Cennet’e götürür. Yalandan sakınınız! Çünkü, yalan, Fücura (sapıklığa) götürür.” buyrulur.

(Sahih-i Müslim. C. 4, Sh.: 2013)

25Mar 2020

Guslün farzları;

1. Ağzı yıkamak,

2. Burnu yıkamak,

3. Bü­tün vücudu kuru yer kalmayıncaya kadar yıkamaktır.

Guslün sünnetleri;

1. Gusle; niyet ile, besmele ile, misvak ile başlamak.

2. Gusülde evvela elleri, oyluk yerlerini yıkamak, bedende meni vesaire eseri varsa gidermek,

3. Gusülden evvel sünnet veçhile abdest almak,

4. Abdestten sonra evvela üç defa başa sonra üç defa sağ omuza, üç defa da sol omuza su dökmek, her defasında vücudu oğmak,

5. Gusül suyunda israftan ve taktirden yani pek fazla veya eksik olmasından kaçınmak,

6. Kimsenin görmeyeceği bir mahalde yı­kanmak.

7. Tenha bir yerde yıkandığı halde av­ret yerini açık bırakmamak, şayet açık bırakılırsa kıble tarafına yönelmemek,

8. Gusül ederken söz söylememek,

9. Gusülden sonra elbiseyi giyerken ça­bukça teşebbüs edivermek,

10. Gusülden sonra bedeni bir havlu ve­ya bir mendille silmek.

11. Bir kimse, ağzına ve burnuna su al­mak suretiyle akar bir suya veya bir havuza dalsa ve bütün vücudu ıslansa gusl farizasını ye­rine getirmiş olur.

12. Gusül esnasında dua okumak ta mekruhtur.

(Ö.N. Bilmen, İslâm İlmihali, Sh.: 93)

25Mar 2020

1. Abdeste başlarken evvelâ temiz olan elleri bileklere kadar yıkamak.

2. Abdeste «Eûzü» ve «besmele» ile başla­mak.

3. Niyet etmek.

4. Mazmaza ve istinşak.

4. Mazmaza ve istinşakta mübalâğa etmek.

5. Misvak kullanmak.

6. Tertibe riayet etmek. Şöyle ki: Abdestte evvelâ yüz, sonra kollar yıkanır. Badehû başa meshedilir, daha sonra da ayaklar yıkanır ve mestli ise meshedilir.

7. Abdeste sağ taraftan başlamak.

8. Abdest uzuvlarını üçer defa yıkamak.

9. Abdestte elleri veya ayakları yıkama­ya parmak uçlarından başlamak.

10. Abdestte parmakları hilallemek. Şöyle ki: El parmakları birbirine sokulmak suretiyle hilâllenir.

11. Abdest suyunu bıyıkların ve kasların altlarına ve yüzün çevresinden sarkmış bulunan fazla kıllara eriştirmek.

12. Sakalın çeneden aşağıya uzamış kıs­mını meshetmek ve sık olan sakalı bir avuç su ile alt tarafından el parmaklarıyla hilallemek.

13. Başın tamamını bir su ile meshetmek.

14. Kulakları meshetmek.

15. Boynu meshetmek.

16. Abdest uzuvları üzerine dökülen su ile iyice ovmak.

17. Abdest uzuvlarını fasılasız bir halde yıkamak.

(B. İslâm İlmihali, Ömer Nasuhi Bilmen. Sh.: 77)

25Mar 2020

1. Namaz kılmak, Kur’ân kastıyla velev bir âyet miktarı olsun Kur’ân okumak, fakat dua ve senaya dair âyetleri dua ve sena kastıyla okumak caizdir.

2. Namaz kılmak, Kur’ân kastıyla velev bir âyet miktarı olsun Kur’ân okumak, fakat dua ve senaya dair âyetleri dua ve sena kastıyla okumak caizdir.

3. Kur’ân-ı Kerim’e, velev bir âyet veya yarım âyet olsun el sürmek. Mushafı Şerifi el ile tutmak haramdır. Fakat bitişik olmayan bir gılâf, bir mahfaza, bir torba veya sandık içinde bulunan bir Mushafı Şerifi tutmak caizdir.

4. Kâbe-i muazzamayı tavaf etmek ve bir zaruret olmadığı halde bir mescide, bir camii şerife girmek ve içinden geçmek. Zaruret hali bunda müstesnadır.

5. Üzerinde Âyet-i kerime yazılı bir lev­hayı, bir akçeyi el ile tutmak.

Gusl etmeleri icap eden kimselere yıkanma­dan evvel yapmaları mekruh olan şeyler de şunlardır:

1. Dinî kitaplardan herhangi birini el ile tutup okumak.

2. Elini ağzını yıkamadan yiyip içmek.

3. Elde tutulmayıp yer üzerinde bulunan bir sahifeye, bir levhaya Kur’ân-ı Kerim’i yaz­mak. Bu da İmam Muhammed’e göre mekruh­tur.

3. Cünüp ile hâyız ve nüfesanın Kur’ân-ı Ke­rîm’e bakması mekruh değildir. Bu el ile tut­mak kabilinden sayılmaz.

(Büyük İslâm İlmihali, Sh.: 93)

«Cenab-ı Hakk Kur’an-ı Kerim’de şöyle bu­yuruyor: Ey imân edenler! Eğer cünüp olduy­sanız boy abdesti alın.» (Mâide Sûresi: 6)

25Mar 2020

Farz namazlar ile bunların sünnetleri ve vi­tir namazıyla teravih ve bayram namazları için vakit şarttır. Farz namazlar sabah, öğle, ikin­di, akşam, yatsı namazlarından ibarettir. Cum’a namazı öğle namazı yerine kâimdir.

Sabah namazının vakti, ikinci fecrin doğ­masından güneşin doğmasına kadar olan müd­dettir, ikinci fecir, sabaha karşı sark ufkundan yayılmaya başlayan beyaz bir aydınlıktır.

Öğle namazının vakti, güneşin zevalinden (tam tepede, ortada iken) başlar her şeyin göl­gesi kendisinin iki misline ulaşıncaya kadar de­vam eder.

İkindi namazının vakti, öğle vaktinin çıkma­sından güneşin batacağı zamana kadardır.

Öğle namazının vakti güneşin zevalinden öğle namazını her şeyin gölgesinin bir mislini geçmeden kılmak, ikindi namazını ise gölgenin iki misline ulaşmasından sonra kılmak münasiptir.

Akşam namazının vakti, güneşin batmasın­dan, şafağın gaip olacağı zamana kadardır.

Yatsı namazının vakti, şafağın gaip olma­sından başlar ikinci fecrin tulûuna kadar de­vam eder.

Vitir namazının vakti, yatsı namazının vak­tidir. Yalnız vitir yatsıdan sonra kılınır.

Teravih namazının vakti, yatsı namazından sonra sabah namazının vaktine kadardır.

Bayram namazı iki rekâttır. Güneş doğduk­tan (45) dakika geçtikten sonra cemaatla kılı­nır.

(Ö.N. Bilmen, İslâm İlmihali, Sh.: 115)

25Mar 2020

Vacip Teâlâ, din-i islâmın rüknü olan na­mazda gaflet, kıyameti yalanlamaya alamet ol­duğu gibi helak-i azimi de mucip olacağını be­yan etmek üzere «Helak-i azim sol namaz kı­lan münafıklar içindir ki onlar namazlarından gaflet edicilerdir.» (Mâûn: 5) buyuruyor.

Yani Vacip, Teâlâ’nın kahr-u gazabı ve bü­yük azabı sol namaz kılan münafıklar içindir ki onlar kıyameti yalanladıklarından namazda gaf­let üzere bulunur, zahmetinden sevap ümit etmezler ve kendi itikatlarınca namazla iştigali beyhude ve abes addederler. Namazın her cüzünde gaflet üzere bulunur, nefislerini huzur ve huşû’ya davet etmezler. Namazın bazısını halka karşı müslüman gibi görünerek bu minval üzere eda ederlerse de, bazısı da geçer gider, asla mübalat etmezler. Adeta namazı nifaklarını saklamaya alet ettiklerinden faydasını görmedikleri gibi, azaba da duçar olurlar.

Kur’an’da adet-i ilahiye, insanların Hakk’la muamelesini beyandan sonra halkla muamelesini beyan etmektir. İşte bu minval üzere Canab-ı Hak Mâûn Sûresinde, ceza gününü yalanlayan kimsenin, yetim, vesaire muhtaç olanlarla muamelesini beyandan sonra halkla muamelesini beyan buyurmuştur. Çünkü ahkam-ı şer’iyenin hulasası, usul ve esası ikidir: Birincisi; kulun Cenab-ı Hakk’a karşı ta’zim ve ibadet vazifelerini yapmasıdır.

İkincisi; Allah (c.c.)’ın kullarına şefkat ve merhamet etmesi ve onlarla muamelesi doğru olup olmamasıdır.

(M. Vehbi Ef. Hülâsatul Beyân: C. 15, Sh.: 658)