Namaz, Temizlik, Abdest

05Eki 2021

Namazı Bozan Şeyler

Pratik Fıkhî Bilgiler

17Eyl 2021

Namazda Huşû

Rivâyet olundu ki, Hâkk Teâlâ Musa (a.s.)’a vahyederek: “Ya Musa! Beni andığın zaman vücûdun titresin, beni anarken huşû ve itminan içinde bulun, beni andığın vakit dilin kalbinin ardında olsun yâni düşünerek zikreyle münâcat için huzûruma geldiğin vakit, âciz bir kulun efendisinin huzûrunda durduğu gibi dur, çarpan bir kalp ve doğru konuşan bir lisân ile bana yalvar.” Yine rivâyet olundu ki Allâhü Te‘âlâ Hz. Mûsa (a.s.)’a vahyetti: “Ümmetimin âsilerine söyle, onlar bu hâlleri ile beni zikretmesinler. Çünkü, ben beni zikredeni râhmetimle anarım. Halbuki onlar beni andıkları zaman, ben onları lânetler, râhmetimden uzaklıkla anarım” buyurmuştur. Zikrinde gâfil olmayan âsiler hakkında hâl böyle olursa ya isyan ile gaflet bir araya toplanınca hâl ne olur?

İbrahim (a.s.)’ın namazda iken kalb atışları iki mil mesâfeden duyulurdu. Bunun gibi bir kısım cemaatin tüyleri diken diken olur, benizleri sararır vücûdları tirtir titrerdi. Bütün bunlar akli ve mantığin kabûl edeceği mümkün olan şeylerdir. Niçin mümkün olmasın. Bunlardan daha şiddetlisi, aslında âciz sayılan ihsân ve cezâlarının hiçbir kıymeti olmayan melikler huzûrunda, dünyâlık peşinde olan kimselerde görüle gelen şeylerdir. Hattâ melik veyâ vezirlerden birisinin huzûruna bir adam girip maksadını anlattıktan sonra çıktığı vakit melikin yanında kimlerin olduğundan veya melikin ne gibi elbise giydiği kendisinden sorulsa, yalnız kendi maksadiyle ilgilendiği için bunların hiçbirinden haber veremez. İşte Allâh (c.c.) huzûrunda da böyle olmak yaraşır. Bu sebebten bâzı sahâbe (r.a.e.): “İnsânlar kıyâmet günü dünyâdaki namazlarında gösterdikleri huzûr, sükûn ve namazdan tattıkları lezzet nisbetinde haşrolurlar.” buyurmuşlardır. Ahirette vücûd, kalbin ameline göre sûretlenir. Orada kurtaracak olanlar ancak kalb-i selîme sâhib olan kimselerdir.

(İmâm-ı Gazâlî (r.âleyh), İhyâu Ulûmi’d-dîn, c.1, s.443-444)

 

24Ağu 2021

Namaz İle Allah’a Yaklaşmak

Namaz İle Allah’a Yaklaşmak. Kul namâza başladığı zaman,”Allâh (c.c.)’a yaklaşmak için, namâz kılmaya niyet ettim, ediyorum” der ve böylece, Allâh (c.c.) ile kendisi arasında bir yakınlığın meydana gelmesine niyet eder. 

Namâz kılan kimse, namâza başlarken bir yabancı gibidir. Bu sebeple de, Cenâb-ı Allâh kendisini, “Din gününün sahibi” (Fâtiha s. 4) ayetine kadar gâib (üçüncü şahıs) lâfızlarla övmüştür. Sonra, sanki Cenâb-ı Allâh kuluna şöyle der; “Bana hamdettin ve benim Rab, Rahmân, Rahîm ve din gününün sahibi olan bir ilâh olduğumu kabul ettin, ikrar ettin. Sen ne güzel bir kulsun! Biz aradaki perdeyi kaldırıp, uzaklığı yakınlıkla değiştirdik. O halde, muhatap sîgasıyla konuş ve “Yalnız sana ibâdet ederiz” (Fâtiha s. 5) de!”
Kul namâza başladığı zaman,”Allâh (c.c.)’a yaklaşmak için, namâz kılmaya niyet ettim, ediyorum” der ve böylece, Allâh (c.c.) ile kendisi arasında bir yakınlığın meydana gelmesine niyet eder. Bu niyetten sonra kul, Allâh (c.c.)’a çeşitli şekillerde senâda bulunur. Öyleyse, Cenâb-ı Allâh’ın keremi, O’nun bu yakınlığın elde edilmesi hususunda icabet etmesini gerektirir. Bunun üzerine Cenâb-ı Allâh kulu, “gaybet” makamından “huzur” (Allâh’ın huzurunda bulunma) makamına geçirir de, kul “Yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz” (Fâtiha s. 5) der.
İstemenin en güzel şekli, karşılıklı konuşma yoluyla olandır. Görmüyor musun, peygamberler Rabb’lerinden bir şey istedikleri zaman, bizzat arzlarıyla isterler de, “Ey Rabbimiz, nefsimize zulmettik…”, “Ey Rabbimiz, bizi bağışla”, “Rabbim, bana hibe et, bağışla.” ve “Yâ Rabbî, bana kendini göster!” demişlerdir. Bunun sebebi şudur: Kerîm olanın kendisine hitap edilerek, doğrudan doğruya istenildiğinde, istenilen şeyi vermemesi uzak bir ihtimaldir. Aynı şekilde, ibâdet hizmettir. Hizmetin, hizmet edilenin huzurunda yapılması daha evlâdır.

(Fahruddîn Er-Râzî, Tefsîr-i Kebîr Mefâtîhu’l-Ğayb, c.1, s.351)

 

20Ağu 2021

Pratik Fıkıh Bilgileri: Namaz

Pratik Fıkıh Bilgileri: Namaz başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Cemaate yetişmek için sabah namazının sünneti terk edilebilir mi?
Sünnetler içerisinde en kuvvetlisi, sabah namazının farzından önce kılınan iki rekâtlık namazdır. Çünkü bu namazla ilgili olarak, Hz. Peygamber’den (s.a.v.) bu namazın çok daha faziletli olduğuna dair, diğer nafile namazlar hususunda söylenmeyen sözler varid olmuştur. Hz. Peygamber (s.a.v.): “Sabah namazının iki rekâtı, dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır” buyurmuştur. (Müslim)
Herhangi bir farz namaz için ikâmete başlandığında veya imam namaza başladığında nafile namaz kılmak mekruh olup, cemaate katılmak gerektiği hâlde, faziletinden dolayı sabah namazının farzından önce kılınan iki rekâtlık sünnet bundan istisna edilmiştir. İmkân olduğunda bu faziletin kaçırılmaması gerekir.
Bu itibarla bir kimse cemaatle kılınan sabah namazının farzının son rekâtına veya bazı görüşlere göre teşehhüdüne yetişebileceğini düşünüyorsa, sünneti kılmalıdır. Buna mukabil kişi, sünnetle meşgul olduğu takdirde farzın tamamını kaçıracağından endişe ederse sünneti terk ederek cemaate katılması gerekir
(İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtar, c.2, s.510-511)

SUAL: Hanefî mezhebinde kazâ namazı borcu olan evvâbin ve teheccüd namazlarını kılabilir mi?
CEVAP: Üzerinde ister az, ister çok, kaza borcu olan kimselerin, gerek farz namazlarla birlikte kılınan revâtib sünnetlerini, gerek Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in kılınmasını tavsiye buyurduğu terâvih, teheccüd, tesbih, duhâ, tahiyyetü’l-mescid, evvâbîn… gibi diğer sünnetleri kılmaları, -bu yüzden kaza borçlarının ödenmesi gecikmiş olsa bile-, efdal görülmektedir. Sünnet olmayan mutlak nâfile namaz kılmak da haram veya mekruh olmayıp; câiz ise de bunların yerine kaza kılmak efdaldir.
(Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslâm İlmihâli)

 

14Ağu 2021

Teheccüd Hassasiyeti

Teheccüd Hassasiyeti başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Bu devirde sünnete uymanın nasıl gerçekleşeceğini anlamak isteyenler için, Ömer Muhammed Öztürk’ün hayatının her safhası dersler ve ibretlerle doludur. “Sünnet anlayışımız, İbn Ömer (r.a.)’ın sünnet anlayışıdır” buyuran Ömer Muhammed Öztürk hayatlarını, sünneti yaşamaya adamış ve bunu fiilen ispat etmişlerdir.
Gece ibâdeti hayatlarında özel bir yer teşkil eder. Her gece -eğer yatmışlarsa- 02.00’de kalkarlar ve 12 rekât teheccüd namazı kılıp duâ, gözyaşı, istiğfar ve zikir ile işrâk vaktine kadar ibâdete devam ederler.

Seyyid-i Kâinat, Sebeb-i Mevcudât (s.a.v.) Efendimiz’in; “Bir erkek gecenin bir vaktinde hanımını uyandırır da her ikisi de namaz kılarsa çok zikreden erkekler ve kadınlar arasına yazılırlar” hadîs-i şerîfini sık sık tekrar ederek herkesi teheccüd namazına teşvik ederler.

Cenâb-ı Hâkk’ın: “Onlar, korkarak ve ümit ederek Râblerine ibâdet etmek için yataklarından kalkarlar. Kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden de Allâh için harcarlar. Hiç kimse, yapmakta olduklarına karşılık olarak, onlar için saklanan göz aydınlıklarını bilemez.” ve “Onlar gecelerini Râbleri için kıyâma durarak ve secdeye kapanarak geçirirler.” (Furkan s. 25-64) âyetlerinde beyân edilen zümreden olmaya gayret ederler. Gençliklerinden beri süregelen bu âdetlerini yerine getirmek hususunda Cenâb-ı Hâkk’ın yardımına mazhar olmuşlardır. Bir mülâkat esnâsında şunu anlatmışlardır: “Yusufcuk” cinsinden küçük bir kuşum vardı. Evleninceye kadar her gece saat 3’te gelir camı tıklar, beni teheccüde kaldırırdı.”

Çoğu geceleri hastalıklarla geçmesine rağmen hiçbir zaman bu ibâdeti terk etmemişler, hatta 9 ay yatmalarına vesile olan trafik kazası geçirdikleri gece bile, kırık belle, yanlarındaki arkadaşlarının yalvarmalarına aldırmadan teheccüd namazı kılmışlardır.

(Hakk Yolda Kılavuz Ömer Muhammed Öztürk, s.254-255)

 

29Haz 2021

Pratik Fıkıh Bilgileri: Abdest ve Gusül

Pratik Fıkıh Bilgileri: Abdest ve Gusül. Abdest alırken diş etinde kanama meydana gelen kişinin abdesti bozulur mu?

SUAL: Abdest alırken diş etinde kanama meydana gelen kişinin abdesti bozulur mu?
CEVAP: Bedendeki bir yaradan çıkıp yaranın dışına akan kan abdesti bozar. Ancak diş etinden çıkan kan, karıştığı tükrüğün yarısı veya daha fazlası kadar ise abdesti bozar. (Mevsılî) Şafiilere göre ise abdest, sadece ön ve arkadan çıkan şeylerle bozulur. Bunların dışındaki yerlerden gelen sıvılar abdesti bozmaz. (Mâverdî)
SUAL: Cünüp olarak uyumak, yemek ve içmekte bir sakınca var mıdır?
CEVAP: Cünüp olan bir kimse ihtiyaç halinde, herhangi bir namazın geçmesine sebebiyet vermemek kaydıyla, cinsel bölgesinin maddi temizliğini yaptıktan sonra abdest alarak ya da sadece el ve ağzını yıkayarak uyuyabilir, yiyip içebilir ve başka işlerle meşgul olabilir.
Fakat cünüp birinin namazını kaçıracak şekilde yıkanmayı geciktirmesi haram, elini ağzını yıkamadan yiyip içmesi ise mekruh görülmüştür. Bu itibarla zorunlu bir durum olmadıkça insan hemen boy abdesti almalı ve bir an önce yıkanıp temizlenmelidir.
SUAL: Cünüp olan biri gusletmeden önce tıraş olması veya tırnak kesmesinde sakınca var mıdır?
CEVAP: Cünüp olan kimsenin yıkanmadan tıraş olması ve tırnak kesmesi haram olmasa da iyi değildir. İmâm-ı Gazalî (r.âleyh) İhyâ’da şöyle der: Cünüp olan kimsenin tırnak kesmesi, tıraş olması, etek ve koltuk altını temizlemesi, kan aldırması veya vücuttan herhangi bir parça kopartması uygun değildir. Çünkü âhirette bütün vücud geri döneceğinden yıkanmadan kesilen veya tıraş olunan şey cünüp olarak dönecektir.
(Mügni’I-Muhtac, c.1, s.75; Halil Gönenç, Günümüz Meselelerine Fetvâlar)

22Haz 2021

Devamlı Abdestli Bulunmanın Sevabı

Devamlı Abdestli Bulunmanın Sevabı. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurdular: “Mümin kimse abdest aldığı zaman günâhları, kulaklarından, gözlerinden, ellerinden ve ayaklarından çıkar. Eğer oturursa mağfiret olunmuş olarak oturur.”

Abdest, bedenin günâhlardan temizleyicisidir. Yani namazın sahih olması ve (kabulü, beden azalarının günâhlardan pâk olmasına bağlıdır. Bu paklık da, iç ve dış temizliği mânasında abdestle hâsıl olur.
Ebû Ümame (r.a.)’dan rivâyet olunduğuna göre Peygamber (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurdular: “Mümin kimse abdest aldığı zaman günâhları, kulaklarından, gözlerinden, ellerinden ve ayaklarından çıkar. Eğer oturursa mağfiret olunmuş olarak oturur.”
Her kim abdestli olduğu halde vefât ederse şehid olarak vefât eder. Zira Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, Ashâb-ı Kirâm’dan Enes (r.a.)’e buyurmuşlar ki: “Sana Ölüm Meleği (Azrail) gelir de sen de abdestli bulunursan seni şehidlik fevt etmez.” Yani şehid olarak vefât edersin, demektir. Şu halde devamlı abdestli bulunmak İslâm âdetidir.
Bostanü’l-Arifin kitabının uyuma edepleri babında denir ki: Bize ulaşan habere göre Allâhü Te’âlâ Hazretleri Musa (a.s.)’a buyurmuşlar ki: “Abdestsiz iken başına bir musibet gelirse ancak kendini levm et (kötüle, azarla, kına).”
İlim erbâbı bazı zatlar demişlerdir ki; her kim devamlı abdestli bulunmaya devam ederse Cenâb-ı Hâkk o kimseye yedi hasletle ikram buyurur:
1. Melekleri o kimsenin sohbetine (arkadaşlığına) rağbet ederler.
2. Abdestli bulundukça defterine daimî sevâp yazılır.
3. Bedenindeki azaları Cenâb-ı Hâkk’ı tazim eder.
4. Beş vakit namazlarında imâmın iftitah tekbirine yetişmek kolay olur.
5. Uyurken Allâh (c.c.), onu insan ve cin şerlerinden koruyacak melekler gönderir.
6. Sekerat-ı mevti (can çekişirken olan dalgınlığı) kolay olur.
7. Abdestli bulundukça Cenâb-ı Hâkk’ın hıfz ve emanında (koruma ve emniyetinde) kalır. (Şir’atul-İslâm, s.82)
(Ahmed Kemaleddin Üstün, Elli Dört Farz Şerhi, s.43-44)

17Haz 2021

Gösteriş için Yapılan İbadet

Gösteriş için Yapılan İbadet başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Muhammed b. Lebid (r.a.)’dan rivâyet edilen bir Hadîs-i Şerif şöyledir: Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Sizin müptelâ olmanızdan korktuğum şeylerin en korkuncu küçük şirktir.”
Ashâb (r.a.e.) sordular: ”Ey Allâh’ın Resûlü (s.a.v.)! Küçük şirk nedir?” Şöyle buyurdu: “Riyadır. Allâhü Te‘âlâ amellerine göre kullara karşılık vereceği gün, riyakârlara şöyle buyuracak: “Dünyada kendilerine gösteriş yaptıklarınıza gidin. Hele bir bakın, onlarda hayır namına bir şey bulabilecek misiniz?”
O riyakârlara böyle denilmesinin sebebi, dünyadaki amellerinin hile, aldatmaca oluşudur. Âhirette de öyle karşılık bulurlar. Nitekim bu hususu Cenâb-ı Hâkk şu Âyet-i Kerime ile belirtir: ”Şüphesiz münafıklar, akıllarınca Allâh’a oyun etmek isterler. Halbuki O, kendi oyunlarını başlarına geçirendir.” (Nisa s. 142) Yâni, onlara amellerine karşılık vereceği ecir aldatmacalıdır. Yaptıklarının sevâbını boşa çıkarır. Allâh (c.c.) onlara der ki: “Kendileri için gayret ettiğiniz kimselere gidiniz. Zira katımda size sevap yoktur…” Çünkü yapılan amel, Allâh (c.c.) için yapılmamıştır. Amelin sevâb getirmesi için, Allâh (c.c.) için hâlis (katışıksız) olması gerekir. Bir başkası için yapılan işin içine ortaklık girer: Şirk olur. Allâh (c.c.) şirkten münezzehtir.
Anlatılan mânâda, Ebû Hüreyre (r.a.) tarafından rivâyet edilen bir Hadîs-i Kudsî şöyledir: “Ben şirkten müstağniyim. Ben, Ben’den başkası için yapılan işlerden uzağım. Kim ki işlediği bir amele Ben’den başkasını ortak ederse, Ben o amelin dışındayım.”
Şu Âyet-i Kerîme buyurur ki: ”Bir kimse, dünya varlığı için acele ederse biz de acele ederiz.” (İsrâ s. 18) Bunun mânâsı şudur: “Bir kimse, yaptığı ameline karşılık, dünyalık ister de âhiret sevâbını beklemezse, dünyada iken; dünya metâından istediğimize dilediğimiz kadar veririz.” (İsrâ s. 18)
(Ebû Leys Semerkandî, Tenbihü’l Gafilîn, s.25-26)

12Haz 2021

Farz Namazların Mükafatı ve Cezası

Farz Namazların Mükafatı ve Cezası. Farz namazlara devam edenlere Allâhü Te‘âlâ ona beş rütbe ile ikrâmda bulunur. Kim de namaza karşı tembel davranırsa Allâhü Te‘âlâ o kişiyi, beşi dünyada, üçü ölümü anında, üçü mezarda, üçü de kabirden diriltilip çıktığı ana mahsus olmak üzere on dört ceza ile cezalandırır. 

Her kim farz namazlara devam ederse Allâhü Te‘âlâ ona beş rütbe ile ikrâmda bulunur: 1. Ondan geçim sıkıntısını giderir 2. Kabir azâbını kaldırır. 3. Kitabını sağ tarafından verir. 4. Sırat’tan yıldırım gibi geçirir. 5. Sorgusuz Cennete koyar.
Her kim de namaza karşı tembel davranırsa Allâhü Te‘âlâ o kişiyi, beşi dünyada, üçü ölümü anında, üçü mezarda, üçü de kabirden diriltilip çıktığı ana mahsus olmak üzere on dört ceza ile cezalandırır. Dünyadaki cezaları: 1. Ömrünün bereketini giderir. 2. Yüzünden iyi kimselere verilen nurlu simayı izâle eder. 3. İşlediği hiçbir amele karşı sevâp vermez. 4. Duâsı göğe yükselmez. 5. Salihlerin duâsında nasibi olmaz.
Ölümü anında gelen cezalar: 1. Hor, zelil bir şekilde ölür, 2. Aç ölür. 3. Dünya denizleri kadar su ile sulansa bile suya kanmadan şiddetli susuzluk çekerek ölür.
Mezarda kendisine isabet edecek cezalar: 1. Bütün organlarını yerlerinden kaydıracak şekilde mezarının daralması. 2. Gece, gündüz kabrinde ateş yanması veya buzlar üzerinde öteye beriye çevrilmesi. 3. Mezarında, bir yılanın kendisine musallat olmasıdır, ki bu yılanın gözleri ateşten, tırnakları demirdendir. Bu yılan şiddetli gök gürültüsüne benzer sesiyle ölüye şöyle der: Rabbim sabah namazını gün doğuşuna bıraktığından ötürü sana vurmamı buyurdu, öğleni ikindiye, ikindiyi akşama, akşamı yatsıya, yatsıyı da sabaha bıraktığından seni dövmemi emretti. Ona her vuruşunda yetmiş kulaç yerin dibine doğru gömülür ve kıyâmete kadar böyle azâb olunur.
Kabirden çıktığı zaman hesâp mevkiinde karşılaşacağı musibetler ise: 1. Hesâbının çetin geçmesi. 2. Allâh (c.c.)’un gazâbına maruz kalması. 3. Cehenneme atılmasıdır.
(İmâm Şemsüddin ez-Zehebî, İslâm Şeriatinde Büyük Günâhlar, s.18-19)

https://www.youtube.com/watch?v=CSs16gXYH9U

01Haz 2021

Çocuk ve Namaz

Çocuk ve Namaz. yedi yaşından itibaren çocukların, anne babaları tarafından namaza alıştırılmaları tavsiye edilmiş; on yaşından itibaren ise ergenliğe hazırlık olması için düzenli bir şekilde namaz kılmaları adeta emredilmiştir.

Namaz, mümin için diğer amelleri de ayakta tutan en önemli dinî görevdir. İyi davranışlar ve erdemlilikler, namaz sayesinde korunur. Namaz zâyi edildiği zaman, bu değerler de yok olmaya mahkûm olur. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, kıyâmet gününde kulun ilk hesaba çekileceği sorumluluk olarak, namaza işaret etmektedir. Bu bakımdan, yedi yaşından itibaren çocukların, anne babaları tarafından namaza alıştırılmaları tavsiye edilmiş; on yaşından itibaren ise ergenliğe hazırlık olması için düzenli bir şekilde namaz kılmaları adeta emredilmiştir. Ergenlikten itibaren ise, namaz ve diğer dinî hükümlerle ilgili sorumluluğun başladığı hepimizin malumudur. Çocuklarımızın dünyalarını mamur etme uğruna ahiretlerini ihmâl etmememiz gerektiği konusunda Rabbimiz bizi şöyle uyarmaktadır:
“Ailene namazı emret ve kendin de ona devam et. Senden rızık istemiyoruz. Sana da biz rızık veriyoruz. Güzel sonuç Allâh (c.c.)’a karşı gelmekten sakınanlarındır.” (Tâhâ s. 132)
(Ahmet Gelişgen, Kur’ân’dan Öğütler-2, s.135)
NAMAZIN MÜSTEHÂBLARI
Namazın müstehâbları şunlardır:
1. Namazda bulunan erkek ve kadın huşu üzere olup kıyamda secde yerine, rükûda ayaklarının üzerine, secdelerde burnunun ucuna, oturuşta kucağına ve selâmda omuz başlarına bakmak.
2. Öksürüğü ve geğirmeği gücü yettiği kadar tutup savmak.
3. Esnemekten ağzını tutmak.
4. Kamette “Hayye ale’l-felâh” denirken imâm ve cemaat namaza kalkmak.
5. “Kad kameti’s-salâh” denilirken imâmın namaza başlaması.
6. Namaza dururken kalbin işi olan niyete dilin işleyişini eklemek de müstehâblardandır. Vesvesenin gereği yoktur.
(Hacı Mehmed Zihni, Muhtasar Ni’met-i İslâm, s.117)