Namaz, Temizlik, Abdest

16Kas 2020

Cuma’nın Terkine Rıza Göstermemek

Cuma’nın Terkine Rıza Göstermemek başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Efendimiz (s.a.v.)’in bizlere vasiyetlerinden birinde Müslüman kardeşlerimizin Cuma Namazı’nı bırakmalarına sebep olabilecek bir şey söylemememiz, Allâh (c.c.)’un hayır ve râhmetinden yoksun kalmamaları ve ölünceye kadar bu hayır ve râhmetten kalplerinin mühürlenmemesi için, Cuma Namazı’na gitmeye şiddetle zorlamamız buyrulmaktadır.
Tanıdığımız bir kimsenin Cuma Namazı’nı mazeretsiz bıraktığını öğrenince, onu uyarmayıp bu hareketine karşı susarsak, Allâh (c.c.) ve Resûlü (s.a.v.)’in buyruklarına hıyanet etmiş sayılacağımız gibi, büyük günâhı da yüklenmiş oluruz. Zamanımızda insanlardan bu ahdin hükümlerini bozanların çoğaldığını görmekteyiz. Cuma Namazı’na gitmeyen bir kimseye bunun sebebi sorulmamakta ve hatta ilgilenilmemektedir. Halbuki İlahî buyruklara göre, ma’siyete düşen bir kimsenin diğer bir kimse tarafından uyarılması gerekmektedir. Bu uyarıyı yapmayan bir kimse de bu ma’siyete iştirak etmiş olur. Çünkü gerçeği bilip, bunun büyük bir ma’siyet olacağına inanan, bundan korkan bir kimse, bir başka kimsenin de bu ma’siyete düşmesinden aynı korkuyu duymalıdır. Allâh (c.c.)’un lütûf ve yardımını beklemekten başka çaremiz yoktur.
Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: “Mazeretsiz olarak üç defa cuma namazını bırakan bir kimse, münafıktır.” (İmâm Ahmed)
Efendimiz (s.a.v.)’in bizlere vasiyetlerinden birinde de Cuma Namazı’nda imâm minbere çıkmadan önce, bir kimseye mescitte hazır bulunmasını daha önceden hatırlatmamız, onu bu yönde uyarmamız gerektiği belirtilmektedir.
Taberanî ve Isbehanî merfûan şu hadîsi anlatırlar: “Cuma namazına gidiniz, orada hazır olunuz. İmâma yaklaşınız. İçinizden biri cennetlik olur da cuma namazına geç kalmakla o kimse cennetten ve cennet ehlinden geri bırakılır.” Allâh (c.c.) en doğrusunu bilir.


(İmâm Şa’rânî, el-Uhud’ul-Kübrâ, 812-813.s.)

02Kas 2020

Taharetin Önemi

Taharetin Önemi. İslâmiyet, temizliğe büyük önem vermiş, onu bir kısım ibâdetlerin vazgeçilmez şartı, mukaddimesi ve anahtarı yapmıştır.

“Tahâret” kelimesi “Her türlü pisliğin giderilmesi ve hades (hükmen temizsizlik) halinin kaldırılması” mânâsına gelir. Buna göre dinimizde iki çeşit temizlik bulunmaktadır:

  1. Görünen ve Hissedilebilen Temizlik: Kan, idrar, irin vb. gibi gözle görünen veya hissedilen, beden, elbise veya mekânlarda mevcut olan bir pisliğin ya da insan bedeninde oluşan kir, tırnak, kasık ve koltuk altı kılları gibi çirkin görüntülerin giderilmesidir.
  2. Hükmen Temizlik: Dinen temizsizlik olarak kabul edilen manevî pislik halinden, yani “hadesten”, abdest, gusül veya teyemmüm alarak temizlenip arınmaktır.
    Her iki kısma giren pisliklerden temizlenmek su ile olur. Toprak ve diğer temizleyiciler su bulunmadığında, ancak onun yerine geçebilir.
    Dinimiz, en önemli ibâdetlerden olan namaz için abdest temizliğini, cünüp halinde ise, boy abdesti alınmasını şart koşmuştur. Yüce Allâh şöyle buyuruyor: “Ey îmân edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman yüzlerinizi, dirseklerinize kadar ellerinizi, başlarınızı meshedip, topuklara kadar ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp oldunuz ise, boy abdesti alın …” (Mâide s. 6)
    Kur’ân’ın, “Elbiseni tertemiz yap.” (Müddessir s. 4) “Allâh tevbe edenleri ve çokça temizlenenleri sever.” (Bakara s. 222) “Ona (Kur’ân’a) ancak çok iyi temizlenenler dokunabilir.” (Vakıa s. 79)
    ayetleri temizliğe verilen önemi açıkça göstermektedir.
    Bu konuda Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’den nakledilen bazı hadisler de şöyledir: “Temizlik îmânın yarısıdır.” (Müslim) “Namazın anahtarı temizliktir.” (Ebû Davûd), “Allâh (c.c.), temizlenmeksizin hiçbir namazı kabul etmez.” (Buhârî), “Evlerinizin önünü ve meydanlarınızı temiz tutun, evlerinin içinde çöpleri biriktiren Yahudilere benzemeyin.” (Bezzâr)
    (Muharrem Önder, Âyet ve Hadisler Işığında Temizlik İlmihâli, 25-27.s.)
26Eki 2020

Ashab-ı Kiram’ın Namazdaki Huşu

Ashab-ı Kiram’ın Namazdaki Huşu. Ashab-ı Kiram Efendilerimiz, namazı nasıl kılacaklarının dersini, Allah Resulü aleyhissalatu vesselamdan almışlar ve nasıl bir hassasiyete sahip olunması gerektiğini de yine Efendimiz aleyhissalatu vesselamın örnekliğinde öğrenmişlerdi. 


Mücahid (rh.a.), Hz. Ebû Bekir ve Abdullah ibn-i Zübeyr (r.a.e.)’nin namaz kılışlarını şöyle anlatıyor: “Onlar namaz kılmaya başlayınca sanki yere dikilmiş bir direk gibi dururlardı.” Yani hiç hareket etmezlerdi. Abdullah ibn-i Zübeyr (r.a.) namaz kılmasını Hz. Ebû Bekir (r.a.)’den öğrendi. Hz. Ebû Bekir (r.a.) de Rasûlullâh (s.a.v.)’den öğrendi. Yani Hz. Ebû Bekir ve Abdullah ibn-i Zübeyr (r.a.e.), Resûlullah (s.a.v.)’in kıldığı gibi namaz kılarlardı. Hz. Sabit (r.a.) diyor ki: Abdullah ibn-i Zübeyr (r.a.) namazda yere dikilmiş bir ağaç gibi dururdu. Bir başkası diyor ki: Abdullah ibn-i Zübeyr (r.a.) o kadar uzun ve hareketsiz secde ederdi ki, kuşlar gelip sırtına konardı. Bazen o kadar uzun rükû ederdi ki bütün geceyi rükuda geçirirdi. Bazen de secdesi o kadar uzardı ki bütün gece bir secdeyle geçerdi.
Abdullah ibn-i Zübeyr (r.a.)’e yapılan saldırıda atılan büyük bir taş mescidin duvarına çarpınca duvardan bir parça sıçradı ve namaz kılmakta olan Abdullah ibn-i Zübeyr (r.a.)’in sakalı ve göğsü arasından geçti. Ama o, ne telaşa kapıldı, ne de rüku ve secdesini kısalttı. Bir keresinde namaz kılıyordu, oğlu Haşim de yanında uyuyordu. Çatıdan bir yılan düşüp çocuğa sarıldı. Çocuk çığlık attı, evdekilerin hepsi koşarak geldiler, bir gürültü koptu ve yılanı öldürdüler.
Abdullah ibn-i Zübeyr (r.a.) ise namazı aynı itminanla kılmaya devam etti. Selâm verince “Gürültüye benzer bir ses gelmişti o neydi?” dedi. Hanımı “Allâh (c.c.) sana rahmet etsin, çocuğun canı gidiyordu, senin haberin bile olmadı.” deyince Abdullah ibn-i Zübeyr (r.a.) “Namazda başka bir tarafa iltifat etseydim namaz nerede kalırdı?” dedi.


(Muhammed Zekeriyya Kandehlevi, Amellerin Faziletleri, 55.s.)

19Eki 2020

Zorlukla Karşılaşıldığında Yapılması Gereken

Zorlukla Karşılaşıldığında Yapılması Gereken. Namaz Allâhü Te‘âlâ’nın büyük bir râhmetidir. Her türlü zorlukta namaza yönelmek Allâhü Te’âla’nın râhmetine yönelmek demektir.


Hz. Huzeyfe (r.a.) buyuruyor ki: “Resûl-i Ekrem (s.a.v.) bir zorlukla karşılaşınca derhâl namaza yönelirdi. (İmâm Ahmed) Namaz Allâhü Te‘âlâ’nın büyük bir râhmetidir. Her türlü zorlukta namaza yönelmek Allâhü Te’âla’nın râhmetine yönelmek demektir. Râhmet-i ilâhî insana destek ve yardımcı olduğu zaman onun hangi sıkıntısı devam edebilir ki?
Resûlullâh (s.a.v.)’i adım adım takip eden Sahâbe-i Kirâm (r.a.e.)’in de bu gibi durumlarda aynı şeyi yaptıkları nakledilmiştir. Hz. Ebû Derdâ (r.a.) buyuruyor ki: “Fırtına çıktığında Resûlullâh (s.a.v.) hemen camiye gider, fırtına duruncaya kadar camiden çıkmazdı. Aynı şekilde Ay ve Güneş tutulunca Resûlullâh (s.a.v.) derhâl namaza yönelirdi.” Hz. Suheyb (r.a.), Efendimiz (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu söyledi: “Önceki Peygamberler de her sıkıntıda daima namaza yönelirlerdi.” Hz. İbn-i Abbas (r.a.) bir yolculukta iken oğlunun vefât haberini aldı, devesinden inip iki rekât namaz kıldı ve “İnna lillahi ve inna ileyhi raciûn (Biz Allâh (c.c.)’un kuluyuz ve yine O (c.c.)’a döneceğiz).” dedi ve şöyle buyurdu: “Biz Cenâb-ı Hâkk’ın emrettiğini yapmış olduk.” Sonra Kur’an’daki şu ayeti okudu: “(Ey imân edenler) sabırla ve namazla Allâh’dan yardım isteyin, muhakkak o namaz ağırdır, ancak Allâh’tan korkanlar için değil.” (Bakara s. 45)
Yine Hz. İbn-i Abbas (r.a.), Peygamberimiz (s.a.v.)’in hanımlarından birinin vefât haberini duyunca secdeye kapandı. Biri ona niçin secde yaptığını sorunca buyurdu ki: “Resûlullâh (s.a.v.): “Başınıza bir felaket gelince secde yapınız yani namazla meşgul olunuz” buyurmuştur. Mü’minlerin annesinin vefâtından daha büyük hangi felaket olabilir ki?”


(Muhammed Zekeriyya Kandehlevi, Fezail-i A’mal, Amellerin Fazileti, 267-268.s.

13Eki 2020

Safer Ayı Namazı ve Duaları

Safer Ayı Namazı ve Duaları. Safer ayında ne yapılır? Safer ayında okunacak dualar neler? İşte Safer ayında yapılması gereken ibadetler


Safer ayının ilk ve son çarşamba gecesi, gece yarısından sonra yeryüzüne inecek belâlardan Allâh (c.c.)’un izniyle korunmak için imsâkten önce dört rek‘at nâfile namâzı kılıp Fâtiha’dan sonra zamm-ı sûre olarak, birinci rek‘atte 17 “Kevser”; ikinci rek‘atte 5 “İhlâs”; üçüncü rek‘atte 1 “Felâk”; dördüncü rek‘atte 1 “Nâs” sûrelerini okuyup selâmdan sonra duâ edilecektir. Safer’in son Çarşambası’nın gecesi veyâ gündüzü iki rek‘at namâz kılıp birinci ve ikinci rek‘atte Fâtiha’dan sonra 11’er “İhlâs” okunacak. Namâzdan sonra 7 def‘a istiğfâr edilecek ve el kaldırıp 11 def‘a Salât-ı Münciye ve sonlarında “İnneke ‘alâ külli şey’in kadîr” okunacaktır. Bu duâlarda, “Allâhü Te‘âlâ’nın, kendimizi, âile fertlerimizi ve bütün mü’minleri gökten inen, yerden gelen ve bütün belâlardan muhâfaza buyurması” için niyâz edilecektir. Yine Safer ayının son Çarşamba gecesi veya gündüzü iki rek’ât namaz kılınıp, birinci rek’atta Fâtihâ’dan sonra 7 “Kadir”, ikinci rek’atta Fâtihâ’dan sonra 5 “Kevser” okunacaktır.


Salat-ı Münciye:


“Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammed. Salâten tüncînâ bihâ min cemî‘il ahvâl-i vel-‘âfât ve takdî lenâ bihâ cemî‘al hâcât ve tütahhirünâ bihâ min cemî‘i’s-seyyiât ve terfe‘ûnâ bihâ a‘le’d-derecât ve tübelliğunâ bihâ aksal-gâyât min cemî‘i’l-hayrâti fi’l-hayâti ve ba‘de’l-memât.”


Safer Ayının İlk ve Son Çarşamba Gününde Okunacak Dua

Bi’smi’llâhi’r-rahmâni’r-rahîm

“Allâhümme salli alâ Muhammedin abdike ve nebiyyike ve resûlike ve alâ âlihî ve bârik ve sellim. Alâhümme innî e’ûzü bike min şerri hâze’l yevmi ve min külli şirretin ve belâin ve beliyyetin-i’lletî fîhi ve yekûnü fî ‘ilmike yâ Dehru, yâ Deyhâru, yâ Keynânü, yâ Keynûnü, yâ Evvelü, yâ Ebedü, yâ Mübdiü, yâ Mu’îdü, yâ Ze’l-celâli ve ikrâm. Yâ Ze’l-arşi’l mecîdi ente tef’alü mâ türîdü. Allâhümma’hrüsnî bi-aynike’lletî lâ-tenâmü fî nefsî ve mâlî ve evlâdî ve dînî ve dünyâye’lletî’btelânî bi-suhbetihim bi-hurmeti’l ebrâri ve’l- ahyâri bi-rahmetike yâ Azîzü, yâ Ğaffâru, yâ Kerîmü, yâ Settâru, bi-rahmetike yâ Erhame’r Râhimîn. Allâhümme şedîdü’l kuvâ yâ Şedîdü, yâ Azîzü, yâ Kerîmü, yâ Kebîru, yâ Müteâlü! Zelleltü bi-ızzetike, cemî’ı halkike yâ Muhsinü, yâ Mücmilü, yâ Mütefaddilü, yâ Mün’imü, yâ Mükrimü lâilâhe illâ ente. Allâhümme yâ Latîfü letafte bi-halki’s semâvâti ve’l-ardı ültuf binâ fî kadâike ve âfinâ min belâike ve lâ-havle ve lâ- kuvvete illâ bike bi-rahmetike yâ Erhame’r Râhimîne. Hasbüna’llâhü ve ni’mel vekîl lâhavle ve lâ-kuvvete illâ bi’llâhi’l Alîyyi’l Azîm. Ve sallallâhu alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim.”


(Ömer Muhammed Öztürk, İbâdet Takvimi ve Duâlar, 31-35.s.)

01Eki 2020

Sandalyede Namaz Kılınır mı?

Sandalyede Namaz Kılınır mı? Ayakta durmakta zorlanan ve dizlerindeki rahatsızlıktan dolayı ayakta namaz kılamayan hastalar oturarak, sandalye de ve taburede nasıl namaz kılmalıdır? Hangi durumlarda ve unsurlarda oturarak namaz kılınır?


Fetevâyı Hindiye’de “Hastaların namazı” babında şöyle bir kaide var: “Secde yapamayan bir hasta, rükû ve secde için aynı seviyede eğilirse, o kimsenin namazı caiz olmaz.”


Rükû ve secde için aynı seviyede eğilince namaz caiz olmayınca, secde için rükûdan daha az eğilince namaz hiç caiz olmaz. Namazın caiz olması için, secde için muhakkak rükûdan daha fazla eğilmek icap etmektedir.
Günümüzde camilerde görüldüğü üzere sandalyede namaz kılanlar, ayakta tekbir alarak namaza başlıyorlar. Rükûyu bildiğimiz şekilde yapıyorlar. “Semiallâhü limeh hamideh” diyerek doğrulup ayağa kalkıyorlar. Sonra normal namaz kılanlar secdeye giderken, onlar secde için sandalyeye oturuyor ve biraz eğilerek secde yapıyorlar. Yani secde için, rükûdan daha az eğiliyorlar. Bu durumda, fıkıh kaidesine göre bu şekilde kılınan namaz caiz olmuyor.


Camilerde sandalyede namaz kılan kimseler evlerinden merdivenden inip, yürüyerek camiye gelebildiklerine göre ayakta durabiliyorlar. İslâm fıkhına göre ise ayakta durabilen fakat secde yapamayan kimselerin, ayakta îmâ ile namaz kılmaları caizdir. (Fetevâyı Hindiyye)


Öyleyse, dizlerini bükemedikleri için sandalyede namaz kılanlar, namazlarını sandalyede değil de ayakta îmâ (kafa işaretiyle) kılabilirler.
Peki sandalyede namaz hiçbir şekilde mi caiz olmaz? Olabilir.
Öyle bir kimse ki, hayatı tekerlekli sandalyededir. Yani tekerlekli sandalyeye mahkum olmuştur. Bu kimse, tabii ki namazlarını üzerinde bulunduğu tekerlekli sandalyede kılacaktır. Fakat bu sandalye üzerinde namazını îmâ ile kılarken, o da mutlaka secde için rükûdan daha fazla eğilmelidir. Rükû için eğilmesi secde için eğilmesinden daha fazla veya aynı seviyede olursa, namazı caiz olmaz. Nimet-i İslâm’da “Ayakta durabildiği halde, bir özürden dolayı secde edemeyen kimse, namazını ayakta îmâ yaparak kılar.” deniliyor.


(Muhammed Alaaddin b. İbn-i Abidin, Üç Boyutuyla İslâm İlmihâli, 297-298.s.)

28Eyl 2020

Namaz Cenab-ı Hakk’ın Bizlere Lütfudur

Namaz Cenab-ı Hakk’ın Bizlere Lütfudur. Cenâb-ı Hakk’ın Kur’ân-ı Kerim’de en çok zikrettiği farz ibadettir namaz. Dolayısıyla bir kişinin Müslüman olduğunun en bariz özelliği ve işareti namaz kılmasıdır.


Ebû Ümâme (r.a.)’den Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Bir kimse güzel bir şekilde abdest alır, ellerini ve yüzünü yıkar, başını ve kulaklarını mesh eder ve ayaklarını yıkar, sonra farz olan bir namâzı kılarsa, Allâh (c.c.) o gün ayaklarıyla yürüyerek, elleriyle, tutarak, kulaklarıyla işiterek, gözleriyle bakarak ve kalbinden geçirerek yapmış olduğu günâhların hepsini bağışlar.” Ümâme (r.a.): “Vallahi ben bu sözü Resûlullâh (s.a.v.)’den defalarca işittim” dedi. (Ahmed b. Hanbel)


Bizler devamlı günâh işliyoruz, Allâh (c.c.)’a isyân ediyoruz, emirlerinden yüz çeviriyoruz, emirleri yerine getirmekte eksiklik yapıyoruz. Bunların karşılığında adaletli ve kudret sahibi olan Allâh (c.c.) katında cezalandırılıp, yaptıklarımızın karşılığını görmemiz gerekirdi. Keremine canımız feda olsun. Mevlâmız kendine yapılan isyânın ve emirlerini çiğnemenin telafisi için bize bir yol göstermiştir. Eğer biz bundan faydalanmıyorsak, bu bizim anlayışsızlığımızdandır. Allâhü Te’âla’nın râhmeti ve lütfu kullara ulaşmak için bahaneler aramaktadır. Bir hadiste “Bir kimse yatarken Teheccüd namâzına kalkmaya niyet eder de uyanamazsa, o namâzı kılmış gibi sevâp alır. Uykusu da kendisine bedavadan kâr kalır” buyurulmuştur. Allâh (c.c.)’ın bağış ve lütfunun sınırı var mı ki? O kerim olan zât, bol bol verirken almamak ne kadar acı bir nasipsizlik ve ne korkunç bir zarardır.


Hz. İbn-i Abbas (r.a.), Peygamberimiz (s.a.v.)’in hanımlarından birinin vefat haberini duyunca secdeye kapandı. Biri ona niçin secde yaptığını sorunca buyurdu ki: “Resûlullâh (s.a.v.): “Başınıza bir felaket gelince secde yapınız” yani namazla meşgul olunuz, buyurmuştur. Mü’minlerin annesinin vefatından daha büyük hangi felaket olabilir ki?”


(Muhammed Zekeriyya Kandehlevi, Âmellerin Fazîleti, 266-271.s.)

23Eyl 2020

Mest Giymenin Şartları

Mest Giymenin Şartları. Mesh nedir? Mesh etmek ne demek? Mest üzerine Mesh nasıl yapılır ve şartları nedir?


Bir meshin caiz olabilmesi için yedi şart gereklidir:

  1. Mestler, abdest için ayaklar yıkandıktan sonra giyilmelidir. Bir özürden dolayı ayağa veya ayağın sargısına meshedilmesi de yıkama hükmündedir. Onun için böyle bir meshten sonra giyilen mestler üzerine mesh yapılabilir.
  2. Mestler, topuklar dahil, ayakların her tarafını örtmüş olmalıdır. Topuklardan kısa olan mestler ve benzeri ayakkabılar üzerine mesh yapılmaz.
  3. Ayağa giyilen mestler üzerine en az üç mil yol yürüyebilmelidir. Bir mil dinimizde dört bin arşındır. Bir arşın da yirmi dört parmaktır.
  4. Giyilen mestlerin topuklarından aşağı kısımlarında, ayağın küçük parmağı ölçüsü ile, üç parmak delik, sökük ve yırtık bulunmamalıdır. Şu kadar var ki, böyle bir noksan, ayak parmaklarının uçlarına rastlarsa, miktara değil, sayıya bakılır:
    Üç parmak görünmedikçe, yırtık zarar vermez. Yine mestlerde üç parmak kadar sökük bulunduğu halde, mestlerin sağlamlığından dolayı yürürken bu sökük açılıp parmaklar gözükmezse, yine meshe engel olmaz. Bir mestte bulunan ayrı ayrı yırtıklar toplanır; fakat iki mestteki yırtıklar toplanmaz. Bunun için bir mestte iki ve diğer mestte bir veya iki parmak mikdarı yırtık bulunursa mesh yapmaya engel olmaz.
  5. Mestler, bağsız olarak ayakta durabilecek kadar kalın olmalıdır.
  6. Mestler, dışarıdan aldıkları suyu hemen içine çekerek ayağa ulaştıracak bir halde olmamalıdır.
  7. Her ayağın ön tarafından en az küçük el parmağı kadar bir yer mevcut bulunmalıdır. Bu itibarla, bir veya iki ayağının ön tarafı bulunmayan kimse mestlerine mesh yapamaz. Ökçe taraflarının bulunması yeterli değildir. Çünkü bir ayağı yıkamakla diğerine mesh bir arada toplanamaz.

(Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslâm İlmihâli, 88-89.s.)

15Eyl 2020

Namazı Terk Edenin İslam’dan Bir Payı Yoktur

Namazı Terk Edenin İslam’dan Bir Payı Yoktur. İslam’ın beş şartından biri olan namaz kılmak buluğ çağından, ölünceye kadar kadın erkek tüm mü’minlere emredilmiş bir ibadettir. 


Hz. Ömer (r.a.) ömrünün son zamanlarında ölümüne sebep olacak şekilde hançerlenmişti. Yarasından devamlı kan akıyordu. Çoğu zaman baygınlık geçiriyordu. Ama bu halde iken bile namâz için kendine getirilir, namâzını kılar ve şöyle buyururdu: “Namâzı terk edenin İslâm’dan bir payı yoktur.” Hz. Osman (r.a.) bütün geceyi uyanık geçirir ve bir rekâtta bütün Kur’ân-ı Kerim’i hatmederdi. Hz. Ali (r.a.)’in âdeti ise namâz vakti gelince vücudunda titreme başlar ve yüzü sararırdı. Biri bunun sebebini sorunca: “Allâhü Te’âlâ göklere, yerlere ve dağlara emaneti indirince onlar onu taşımaktan aciz kaldılar. O emaneti ben üzerime aldım, şimdi o emaneti edâ etmenin vâkti gelmiştir.” derdi.
Biri, Halef bin Eyyüb (rh.a.)’e “Namâzda iken sizi sinekler rahatsız etmiyor mu?” deyince, O: “Suçlular hükümetin kırbaçlarını yedikleri halde hareket etmiyorlar, bir de “Bana şu kadar kırbaç vuruldu da hiç kıpırdamadım.” diye gururlanıyor, kendi sabır ve tahammülleriyle övünüyorlar. Ben ise kendi Rabbimin huzurunda bir sinek yüzünden hareket mi edeyim?” dedi.
Hâtemi Esâm (rh.a)’e biri namâzdaki halini sorunca şöyle dedi: “Namâz vâkti gelince abdest aldıktan sonra vücudumun bütün azaları sakinleşsin diye namâz kılacağım yere otururum, sonra namâz için ayağa kalkarım. Beytullah’ı gözümün önünde kabul ederim, sırat köprüsünü ayaklarımın altında, Cennet’i sağımda, Cehennem’i solumda ve ölüm meleğinin arkamda durduğunu hayal eder ve “Bu benim son namâzımdır.” diye düşünürüm. Sonra tam bir huşu ve huzû ile namâzı kılarım ve “Kim bilir kabul oldu mu olmadı mı?” diye ümit ve korku arasında kalırım.”

(Muhammed Zekeriyya Kandehlevi, Amellerin Fazîletleri, 56.s.)

07Eyl 2020

Abdesti Bozan Haller

Abdesti Bozan Haller. Abdestin maddî temizlik olma özelliği de taşımakla birlikte esasen hükmî temizlik anlamı da taşımaktadır. Bu sebeple abdesti bozan durumların bir kısmı maddî kirlilik, bir kısmı da hükmî kirlilik grubunda yer alır.


Abdesti bozan haller; biri gerçek anlamda, diğeri hükmen olmak üzere iki türlüdür:

  1. Gerçek Mânâda Abdesti Bozanlar:
    Hanefi imâmlarına göre, canlı insanın bedeninden çıkan her pislik abdesti bozar. Bu genel ölçüye göre, mûtad, yani normal hallerde, erkek veya kadının ön ve arka avret yerlerinden çıkan idrar, pislik, meni, mezî, vedî, âdet ve nifas kanı ile mûtad olmayan istihâze kanı, bedenin diğer yerlerinden; yara, sivilce ve burundan çıkan kan, irin, kusmuk gibi pislikler gerçek mânâda abdesti bozan şeylerdir.
  2. Hükmen Abdesti Bozanlar:
    a. Eşlerin fazlaca birbirleriyle yakınlaşıp kucaklaşması. Üzerilerinde giysi olmaksızın eşlerin birbirleriyle kucaklaşması ve temas kurması abdesti bozar. Uzuvda bir ıslaklık görülmese dahi abdest bozulur.
    b. Namazda veya namaz dışında yatarak uyumak. Uzanarak yatıp uyuduğunda, ayakta veya oturduğu yerde dayanarak uyuduğunda abdesti bozulur. Dayanarak uyumada verilen ölçü, yaslanılan şeyin çekilmesiyle yere düşmektir. Ancak, makadı yere sabit olarak oturduğu yerde uyursa abdesti bozulmaz. Sahabenin mescidde namazı beklerken uyulmaları bu şekilde bir uyumadır.
    c. Bayılmak, bilincini kaybedip delirmek ve sarhoş olmak. Bu haller uyku halinden daha ileri olduğundan kişinin mafsalları gevşek olur ve makadını tutamaz, abdesti bozulur.
    d. Rükû ve Secdesi Olan Namazda Sesli Gülmek (Kahkaha Atmak). Hakikatte kahkaha, vücuttan bir pisliğin çıkması olmadığından kural (kıyas) gereği abdestin bozulmaması gerekir. Ancak Resûlullâh (s.a.v.) namazda sesli gülen kimselere şöyle söylemiştir: “Bakın, sizden kim sesli (kahkahayla) gülmüşse hem abdestini hem de namazını iade etsin.” (Dârekutni)

(Muharrem Önder, Âyet ve Hadisler Işığında Temizlik İlmihâli, 50-56.s.)