Müslüman Bilim Adamları

20Oca 2021

Müslüman Astronomların Dünyanın Dönmesi ile ilgili Çalışmaları

Müslüman Astronomların Dünyanın Dönmesi ile ilgili Çalışmaları. Müslüman astronomların yeryüzünün dönmesine ilişkin görüş ve hipotezler ile gezegen teorileri ise şu şekildedir; coğrafyacı İbn Rüsteh yüzyılın son birçok teorinin yanı sıra, dünyanın merkezinde değil de evrende bulunduğuna, güneşin ve en uzak gök kürenin değil, dünyanın kendisinin döndüğüne ilişkin teoriyi aktarmaktadır.


Gözlem aletlerinin ve yeni yöntemlerin gelişiminde Arap-İslâm astronomların kendilerinden öncekilerine kıyâsla kaydettikleri büyük ilerlemeler hakkında, Arap-İslâm astronomisine yönelik modern bilimsel araştırmaların gerçekten de erken sayılabilecek bir aşamasında, bilim adamı C. A. Nallino’nun edindiği genel izlenimden şunu duyuyoruz: “Araplar hem trigonometrik formüllerin kullanımında hem de aletlerin sayısı, kalitesi bakımından ve gözlem teknikleri sayesinde kendilerinden önceki Yunanları övgüye değer bir biçimde aşabildiler. Gözlemlerin hem sayısı hem de kesinliğinde İslâm ve Yunan astronomisi arasında çok dikkat çekici bir farklılık kendini göstermektedir.”
Müslüman astronomların ele aldıkları diğer bir konular kompleksi ise, yeryüzünün dönmesine (rotasyon) ilişkin görüş ve hipotezler ile gezegen teorileridir. Coğrafyacı İbn Rüsteh (Hicri 3./Miladi 9. Yüzyılın son çeyreği) birçok teorinin yanı sıra, dünyanın merkezinde değil de evrende bulunduğuna, güneşin ve en uzak gök kürenin değil, dünyanın kendisinin döndüğüne ilişkin teoriyi aktarmaktadır.
El-Bîrûnî, bu sorunun tatmin edici bir açıklamasına ulaşmak için ciddi olarak çaba sarf etmiş görünmektedir. Hindistan’a dair eserinde (421/1030 yılında yazıldı) şöyle demektedir: “Yeryüzünün dönmesi astronomi biliminin sonuçlarına hiçbir şekilde zarar vermez, bu konuya ait olan şeyler bu kabulde de aynı şekilde mantıksal olarak birbirleriyle bağlantılı kalır. Bu kabulü olanaksız kılan başka nedenler bulunmaktadır.” Ayrıca, dikkat edilmesi gereken bir başka husus da, el-Bîrûnî’deki alıntılardan çıkarıldığı kadarıyla Ebû Ca’fer el-Hâzin’in Hicri 4./Miladi 10. Yüzyılın ilk yarısında gezegenlerin dönmelerinin (rotasyonlarının) görünüşte simetrik olmayışına yeni bir açıklama getirmesidir. Kendisi tarafından kurgulanan modelde eksantrik ve episik (ayrı merkezli yörüngelerle ek yörüngeler) öğretilerini eleştirmiş, onların yerine ekliptik düzlemi yönünde göreceli gezegen yörüngesi variyasyonları varsayımını getirmiştir.
(Prof. Dr. Fuat Sezgin, İslâm Uygarlığında Astronomi, Coğrafya ve Denizcilik, s.14-27)

28Ara 2020

Meşhur Matematikçi: Gelenbevi İsmail Efendi

Meşhur Matematikçi: Gelenbevi İsmail Efendi.Hanefî Mezhebi fıkıh ve kelâm âlimi, kadı, meşhûr Osmanlı matematikçisidir. elenbevî İsmâil Efendi’nin fen sahasında asıl mühim eseri, ömrünün sonlarına doğru yazdığı “Cebir” kitabıdır.


Hanefî Mezhebi fıkıh ve kelâm âlimi, kadı, meşhûr Osmanlı matematikçisidir. 1143 (M.1730) senesinde Manisa’ya bağlı Kırkağaç kazasının, Gelenbe kasabasında doğdu. Doğduğu yere nisbetle Gelenbevî denildi. 1205 (M.1791) senesinde bugün Yunanistan sınırları dâhilinde bulunan Tırhala Yenişehiri’nde vefât edip, Bayraklı Câmii kabristanına defnedildi. İlimde, ahlâkta, ibâdette örnek bir Müslüman olan Gelenbevî İsmâil Efendi, zamanında pek tanınmadı. Vefâtından sonra, eserlerinin üstünlüğü ile kıymeti daha iyi anlaşıldı. Birçok talebe yetiştiren Gelenbevî İsmâil Efendi, pek kıymetli eserler kaleme aldı. 1763 tarihinde, yani muhtemelen daha 33 yaşındayken, bugün profesörlük denginde bir unvan olan müderrislik unvanına erişti. Gelenbevî İsmail Efendi ilme öyle âşıktı ki, günler ve geceler boyu İstanbul’un Zeyrek semtindeki evine kapanır, matematik, mantık ve eser verdiği diğer belagat, felsefe vb. sahalara dair eserleri mütalaa eder ve yine bu sahalarda eserler yazardı.
Gelenbevî İsmâil Efendi’nin eserlerinden biri meşhûr “Logaritma cetveli”nin şerhidir. Bu eserin yazılmasının hikâyesi şöyledir: Sultan Birinci Abdülhamîd Hân zamanında İstanbul’a gelen şımarık bir Fransız mühendisi, logaritma cetvelini İstanbul’da kimsenin bilmediği iddiasında bulunur. Yanındakiler de, ona güzel bir ders vermesi arzusuyla kendisini Gelenbevî İsmâil Efendi’ye götürürler. Fransız, verdiği logaritma cetveliyle ilgili soruya, tayin edilen zamana kadar cevap vermesini ister. İsmâil Efendi, müddet dolunca sorusunun cevâbını almaya gelene, logaritma ile ilgili yazdığı kitabı verir. Adam evirip çevirir, şerhi inceler. Tercümanı yardımıyla mütâlâa eder ve Reîs Râşid Efendi’ye; “Şu adam Avrupa’da olsaydı, ağırlığınca altın değeri olurdu.” diyerek hayret ve takdîrini ifâde eder.
Gelenbevî İsmâil Efendi’nin fen sahasında asıl mühim eseri, ömrünün sonlarına doğru yazdığı “Cebir” kitabıdır.
(İslâm Alimleri Ansiklopedisi)

05Ara 2020

Gökbilimci Matematikçi: El-Fergani

Gökbilimci Matematikçi: El-Fergani. İslâm dünyasında gökbilim üzerine kapsamlı bir risale yazan ilk bilgin Fergânî’dir. Dünya’nın ve diğer gezegenlerin büyüklükleri konusunda en kapsamlı çalışmayı yapmıştır.

Tam adı Ebû’l Abbas Ahmed bin Muhammed bin Kesîr el-Fergânî’dir. Batı’da Alfraganus adı ile tanınır. Türkistan’ın Fergâna bölgesinin yetiştirdiği önemli bilginlerden biridir. Burada doğup büyümüş, bir süre sonra Fergâna’dan ayrılarak dönemin bilim ve kültür merkezi olan Bağdat’a yerleşmiştir. Abbasi halifeleri Memûn, Mutasım, el-Vâsik ve el-Mütevekkil dönemlerinde devrin önde gelen gökbilimci ve matematikçileri arasında yer almış, önemli araştırmalar yaparak pek çok eser yazmıştır. Fergânî’nin devlet hizmetinde mühendis olarak çalışmıştır.
Bu çalışmaların ilki Mısır’da Nil Nehri’nin düzenli bir biçimde yükseliş ve alçalışlarını tespit eden bir ölçü aleti olan Nil Mikyası’nın yapımıdır. İkincisi ise Halife Mütevekkil’in Dicle Nehri kıyısında inşa ettirdiği hem şehrin su ihtiyacını karşılayan hem de tarım arazilerinin sulanmasını sağlayan Caferiye Kanalı’nın yapımıdır.
İslâm dünyasında gökbilim üzerine kapsamlı bir risale yazan ilk bilgin Fergânî’dir. Dünya’nın ve diğer gezegenlerin büyüklükleri konusunda en kapsamlı çalışmayı yapmıştır.
Fergani’nin Cevâmi’u İlmi’n-Nucûm ve Usûlü’l-Harekâti’s-Semâviyye (Gökbilimin Özeti ve Göğün Hareketlerinin Esasları) adlı eseri 12. yy’ın ilk yarısından 15. yy’ın sonuna değin Avrupa’da ve İslâm dünyasında gökbilimin gelişimini önemli ölçüde etkilemiştir. Cevâmi, bilim tarihindeki en etkin eserlerden biridir. Fergânî’nin kitabı, 2. yy’ın ilk yarısında Antik Yunan’da yaşamış bilim insanı Batlamyus’un Almagest adlı eserinin geliştirilmiş ve anlaşılır hale getirilmiş bir özeti niteliğindedir. Fergânî, o dönemde Bağdat Bilgelik Evi’nde yürütülen Dünya’nın çapı ve çevresinin hesaplanması çalışmalarına da katılmıştır. Çalışmalar sonucunda 1 derecelik meridyen yayının değeri 56 mil olarak hesaplanmıştır. Fergânî, bilim tarihinde Güneş’in de bir yörüngesinin bulunduğunu ve kendi etrafında batıdan doğuya doğru döndüğünü söyleyen ilk kişidir.


(Doç. Dr. Mehmet Topal, bilimgenc.tubitak.gov.tr/makale/el-fergani)

23Kas 2020

Psikiyatri İlmi Öncülerinden: Ebu Zeyd Belhi

Psikiyatri İlmi Öncülerinden: Ebu Zeyd Belhi. Ebû Zeyd; fizik, astronomi, matematik, târih, coğrafya, tıb, edebiyat, fıkıh ve kelâm ilimleri ile ilgili altmışa yakın eser yazdı. Suvar-ul-akâlîm-il-İslâmiyye adlı eserinde yerin resmini kullanan ilk İslâm âlimidir.


İsmi Ahmed bin Sehl el-Belhî olup, künyesi Ebû Zeyd’dir. 849 (H. 235) senesinde Belh’e bağlı köylerden birisinde doğdu. İlim tahsil etmek için bir çok beldelere gitti. 934 (H. 322) senesinde Belh’de vefat etti.
Ebû Zeyd; fizik, astronomi, matematik, târih, coğrafya, tıb, edebiyat, fıkıh ve kelâm ilimleri ile ilgili altmışa yakın eser yazdı. Suvar-ul-akâlîm-il-İslâmiyye adlı eserinde arzın (yerin) resmini kullanan ilk İslâm âlimidir. Yazdığı eserlerden sâdece bir tanesi zamanımıza ulaşabilmiştir. Tıp ilmine ait, Mesâlik-ül-Ebdân vel-Enfüs adlı eserinin iki yazma nüshası, İstanbul Süleymâniye Kütüphanesi Ayasofya bölümü 3741 numarada kayıtlıdır.
Ebû Zeyd, tıp ilimleri târihinde ilk defa olarak bu eserinde bedenî hastalıklar yanında, ruhî hastalıkları ele alıp inceleyerek tedâvî yolları üzerinde çok önemli ve ilgi çekici bilgiler ortaya koydu. Bugünkü modern tıpta parapsikoloji, psikoterapi ve psikosomatik sahalarını ilgilendiren konuları ayrı ve başlı başına oldukça uzun bir şekilde ele aldı.
Elimizde bulunan bu tek eseri, onun ilmî seviyesini çok güzel bir şekilde ortaya koymaktadır. Aynı metodu, yâni insanı ruh ve beden olarak tıbbî yönden tetkik, teşhis ve tedâvî usûlü, iki asır sonra İspanya’da yetişen ünlü bir İslâm âlimi İbn-i Zühr’ün eserlerinde görüldü.
Ebû Zeyd, bu eserinin ön sözünde; “Allâhü Te’âlâ, insanoğluna diğer yaratıklardan farklı olarak idrâk kuvveti ihsan buyurdu. İnsan, bu kuvvet yardımıyla faydalı ve zararlı şeyleri tanıyıp birbirlerinden ayırt eder. Bu bilgi ve kuvvetini kullanması sebebiyle dünyâ ve âhirette saadete kavuşur. Tıp ilmi herkes için çok önemlidir. İnsan, tıp ilmi yardımıyla hastalıkları ve bunların tedâvî yollarını öğrenir” demektedir.


(İslâm Tarihi Ansiklopedisi, 4.c.)

11Eki 2020

Endülüslü Gökbilimci ve Matematikçi: Cabir Bin Eflah

Endülüslü Gökbilimci ve Matematikçi: Cabir Bin Eflah. Döneminin en önemli astronomu olan Cabir bin Eflah, çubuklu güneş saatinin mucidiydi. Trigonometride kendi ismiyle anılan formülü bulunan Müslüman alim, Kopernik, Kepler gibi birçok Batılı bilim insanını etkisi altına aldı. Sizler için Cabir bin Eflah‘ın bilime katkılarını derledik.

Endülüs’te yetişen büyük astronomi ve matematik âlimi. Künyesi Ebû Muhammed olup, Avrupa’da Geber ismi ile şöhret buldu. Câbir bin Eflâh, Endülüs’te, Sevilla’da doğmuştur. On ikinci asrın ortalarında vefat ettiği tahmin edilmektedir.
Câbir bin Eflâh, Batlamyus’un bâzı görüşlerini tenkîd etti. Özellikle güneşe takrîben 3 dakikalık bir ihtilâf-ı manzar (dünyâ üzerinde duran bir gözlemcinin gözünden herhangi bir yıldıza giden hat arasındaki açı) kabul ettiği hâlde, dünyâya güneşten daha yakın olan Merkür ve Venüs’de hissedilecek kadar ihtilâf-ı manzar bulunmadığı hakkındaki iddiasını tenkit etmiş ve çürütmüştür. Endülüs’ün Sevilla şehrinde yapılan rasadhânenin nasıl yapılması gerektiğini tesbit ve inşâsını bizzat kontrol etmiştir.
Namâz vakitlerini anlamakta kullanılan usturlab âletini Müslüman âlimler yaptılar ve onu zamanla geliştirdiler. Câbir bin Eflah, bunların daha mükemmeli olan çubuklu güneş saatini yaptı. Bu saat, bugünkü teodalit benzeri olup, ondaki parçaları üzerinde taşıyordu. Azimut kadranı denilen ve çubuklu güneş saatini; Avrupa’da ancak üç asır sonra Alman astronomi bilgini ve matematikçisi Regiomontonus 1460 senesinde modeline uygun yeniden yapabilmişti.
Trigonometri alanında, bilhassa küresel trigonometri ile ilgili prensipler üzerinde durdu. Dünyâda ilk defa dik açılı bir üçgen için beşinci temel prensibi ortaya koydu. Küresel trigonometri ile ilgili prensiplerden bir sonuç elde edebilmek için Dört boyut kuralını uyguladı. Düzlem trigonometride ise öncekilerin usûlüne göre hareket etti.
Câbir bin Eflah’ın günümüze kadar gelen en önemli eseri, Islâh-ül-Mecisti adıyla bilinen Kitâb-ül-Hey’et’tir. Eser, bir astronomi kitabıdır. Bu kitabında Câbir, Batlamyus’u tenkîd ederek, onun bâzı ilmî hatâlarını ve buluşlarındaki noksanlıkları meydana çıkarmıştır. Bu eserde, küre ve düzlem trigonometriden de bahsetmiştir.


(İslâm Tarihi Ansiklopedisi, 3.c.)

10Eyl 2020

Çok Yönlü İslam Bilgini: Abdüllatif El-Bağdadi

Çok Yönlü İslam Bilgini: Abdüllatif El-Bağdadi. Bağdâdî, küçük yaşlarda Kur’ân kıraati ve hadis rivayeti ile meşgul olmuştur. Daha sonra okul döneminde Arap dili ile ilgilenmiş ve çeşitli kitapları ezberlemiştir.


Muvaffakuddin Ebû Muhammed Abdullatif İbn Yusuf İbn Muhammed ibn Ali ibn Ebi Sa’d (Es’ad) el-Bağdâdî, İslâm dünyasının yetiştirdiği büyük filozof, edip, dilci, mütekellim, muhaddis, tarihçi ve aynı zamanda önemli bir tabiptir. Bağdat’ta 557/1162-63 senesinde doğmuş, 629/1231 tarihinde yine Bağdat’ta vefât etmiştir. Aslen Musullu’dur. Babası Yusuf, Kur’ân, Kıraat, Hadis, Mezhep ve Hilâf ilimleriyle meşgul olan, aklî ilimlere de değer veren bir âlimdi. Bağdâdî’nin ilim hayatı çocukluk yıllarında başlamış ve yaptığı seyahatlerle ömrünün son anlarına kadar devam etmiştir.


Bağdâdî, küçük yaşlarda Kur’ân kıraati ve hadis rivayeti ile meşgul olmuştur. Daha sonra okul döneminde Arap dili ile ilgilenmiş ve çeşitli kitapları ezberlemiştir. Sonra Hilaf ve Cedel ilmiyle meşgul olmuştur. Kur’ân ilimlerine olan isteği her şeyden fazla olduğu için Kur’ân ezberini kuvvetlendirdiğini ve her gün Kur’ân’dan bir bölüm ezberlediğini aktarır. Bağdat’ta bulunabilecek her şeyi öğrettiğini söylemiştir. Râzi’nin el-Havî fi’t-Tıp adlı eserini de okumuştur. Bu kitabı okuduğu esnada bir hastalığa yakalandığını, hastalığının tedavisini bu kitaptan bulup uyguladığını ve iyileştiğini, bundan dolayı da tıbba olan sevgisinin arttığını yine kendisi aktarır.


Tıp, felsefe ve mantık alanları başta olmak üzere 160’tan fazla eseri vardır. Tıp ve farmakoloji, zooloji, botanik, mantık, felsefe, nahiv, hadis, tefsir, fıkıh, kelâm, metodoloji ve tarih, ahlâk ve siyaset konularında eserler kaleme almıştır. Geri kalanları ise dil, edebî tenkit, matematik, seyahat hâtıraları, mineraloji gibi çok değişik ve farklı konulardadır.
Bunların içinde, onun Batı’da ve İslâm âleminde bilinen en meşhur eseri el-İfâde ve’l-itibâr’dır. Mısır’da bulunduğu sırada kaleme aldığı hacim bakımından küçük, fakat muhteva açısından çok zengin olan bu eser, o dönemdeki Mısır’ın coğrafî, topoğrafik, sosyal ve iktisadî durumu hakkında oldukça değerli bilgiler vermektedir.


(Mahmut Kaya, TDV İslâm Ansiklopedisi, 1.c., 254-255.s.)

09Ağu 2020

Küçük Kan Dolaşımının Kaşifi: İbnü’n-Nefis

Küçük Kan Dolaşımının Kaşifi: İbnü’n-Nefis. İbnü’n-Nefîs’in tıp tarihindeki en önemli başarısı küçük kan dolaşımını keşfetmesidir. İbnü’n-Nefîs tıbbın yanı sıra geniş bir ilmî faaliyet yürütmüştür.


Dımaşk yakınındaki Kareşiye’de doğduğu için Kareşî, Dımaşk’ta okuyup şöhretini orada kazandığı için de Dımaşkī nisbesiyle anılır. Nûreddin Zengî’nin Dımaşk’ta inşa ettirdiği Bîmâristânü’n-Nûrî’de tıp tahsil etmiş ve yine aynı şehirdeki Dahvâriyye Tıp Medresesi’nin kurucusu Mühezzebüddin ed-Dahvâr’ın öğrencisi olmuştur. 21 Zilkade 687 (17 Aralık 1288) tarihinde vefat etti.


İbnü’n-Nefîs’in tıp tarihindeki en önemli başarısı küçük kan dolaşımını keşfetmesidir. Câlînûs ve onu bu konuda izleyen İbn Sînâ’nın ileri sürdüğü, yürekteki kanın sağ karıncıktan sol karıncığa bir menfez yardımıyla geçtiği şeklindeki varsayımı reddeden İbnü’n-Nefîs, kanın sağ karıncıktan pulmonar arterle akciğere gittiğini ve akciğerden pulmonar ven ile kalbin sol tarafına geldiğini ortaya koymuş ve böylece küçük kan dolaşımını açık bir ifadeyle izah etmiştir. (Şerhu Teşrîhi’l-Kânûn, s.293-294) İbnü’n-Nefîs’in Câlînûs ve İbn Sînâ gibi iki tıp otoritesini aşan bu keşfi onun anatomide gözleme verdiği önemle açıklanmaktadır.


Kitâbü’ş-Şâmil Fi’s-Sınâ‘ati’t-Tıbbiyye adlı eserinde ameliyat tekniği üzerine verdiği ayrıntılı bilgiler ise İbnü’n-Nefîs’in aynı zamanda başarılı bir cerrah olduğunu kanıtlamaktadır. Ona göre her ameliyat üç aşamadan meydana gelir: Muayene ve teşhis, operasyon, ameliyat sonrası bakım. Bunların her üçünde de hasta, cerrah ve hasta bakıcının dikkat etmesi gereken hususlar ayrıntılarla tasvir edilmiştir.

(Iskandar, Islamic Medicine, II/4 [1982], 318-322.s.)


İbnü’n-Nefîs tıbbın yanı sıra geniş bir ilmî faaliyet yürütmüştür. Onun mantık, nahiv, fıkıh, fıkıh usulü ve hadis usulü gibi sahalardaki çalışmaları hakkında bilgi verirken zihnî kapasitesini de ortaya koymaktadır. Şâfiî Fıkhı’nda Ebû İshak İbrâhim b. Ali eş-Şîrâzî’nin Kitâbü’t-Tenbîh’ine şerh yazacak derecede bilgi sahibi olmuş ve Kahire’deki Mesrûriyye Medresesi’nde bu konuda ders vermiştir.


(Esin Kahya, TDV İslâm Ansiklopedisi, 21.c., 173-176.s.)

26Haz 2020

İslam’da İlmin Fazileti

İslam’da İlmin Fazileti başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.


Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in ilmi öven ve teşvik eden sözleri kitapları dolduracak kadar çoktur. “İlim, Çin’de de olsa, alınız.”, “Beşikten mezara kadar ilim talep ediniz!”, “Yarın ölecekmiş gibi âhirete ve hiç ölmeyecekmiş gibi dünyâ işlerine çalışınız.”, “Bilerek yapılan az bir amel, bilmeyerek yapılan çok amelden daha iyidir.”, “Şeytânın bir âlimden korkması, câhil olan bin âbidden korkmasından daha çoktur!” mealindeki hadîs-i şerîfler meşhurdur. Bu hadîslerde dinî veya dünyevî ilimler tefriki yapılmamaktadır. Çünkü İslâm dîninin öğrenilmesini mecbur ettiği ilimlere dinî ve dünyevî ilimlerin ikisi de dâhildir. Bu sebeple bunların hepsine Ulûm-i İslâmiyye (İslâmî ilimler) denir.


Din bilgileri zamanla değişmez. Fıkıhdaki hükümlerde, yine fıkhın gösterdiği özürlerle, fıkhın bildirdiği değişikliklerden ve kolaylıklardan istifâde olunur. Din bilgilerinde dinde otorite sahibi olmayanların düşünceleri, görüşleri muteber olmadığı gibi otorite olanların bile delillere uymayan şahsî düşünceleri muteber değildir. Halbuki aklî (tecrübî) ilimlerde değişiklik, yenilik, ilerlemek caiz ve lâzımdır. “İlim ve hikmet, Mü’min’in yitik malıdır. Nerede bulursa alır” hadîs-i şerîfi bunu bildirmektedir. Erkek ve kadın her Müslümanın, kelâm, fıkıh ve ahlâk bilgilerini, lüzumu kadar öğrenmesinin farz-ı ayn olduğunu İbn Âbidîn (rh.a.), Reddü’l-Muhtar mukaddimesinde bildirmektedir. Fazlasını öğrenmek, farz-ı kifâyedir. Yani bir beldede bir kişi bunları öğrenirse, diğer insanlar bunları öğrenmek mükellefiyetinden kurtulur. İslâmî İlimler’in tecrübî ilimler denilen ikinci kısmını öğrenmek herkes için farz-ı kifâyedir. Yani bir beldede belirli sayıda kimse bu ilimleri öğrenirse, diğer insanlar bunları öğrenmek mükellefiyetinden kurtulur. Sözgelişi bir şehirde bir tabip, bir mühendis, bir gramer âlimi vs. bulunmazsa, o beldede bulunan bütün insanları ve bu imkânı hâsıl etmeyen hükümet adamlarını, İslâm dini günahkâr sayar.


(Prof. Ekrem Buğra Ekinci, İslâm Hukuku, 12-14.s.)

21Nis 2020

Bîrûnî’nin Üstadı: İbn Irak

349’da (960) Gîlân’da doğduğu sanılmaktadır. Sultan Mahmûd-u Gaznevî’nin daveti üzerine öğrencisi Bîrûnî ile birlikte Gazne’ye gitti ve ömrünün sonuna kadar orada yaşadı. İbn Irâk, şöhretini daha çok öğrencisi Bîrûnî ile birlikte yaptığı çalışmalara borçludur. Bîrûnî 390’da (1000) yazdığı el-Âs̱ ârü’l-bâḳıye’de “üstadım” diye İbn Irâk’a atıfta bulunurken İbn Irâk da 388’de (998) kaleme aldığı azimet hakkındaki kitabını Bîrûnî’ye ithaf etmiştir. Bîrûnî’nin araştırmaları sırasında karşılaştığı bazı problemlerin çözümü için başvurması üzerine İbn Irâk tarafından birçok eser yazıldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca Bîrûnî kitaplarının bazılarında İbn Irâk’ın araştırma sonuçlarını kullandığını açıkça ifade etmekte ve ifade tarzından da hocasına verdiği değerin büyüklüğü anlaşılmaktadır.

Gazne’de gözlemler yapan Bîrûnî, güneşin ekvatordan en uzak noktada bulunduğu zamanki yüksekliğini klasik yöntemle ölçerek eğim açısını 23° 35’ şeklinde hesaplamıştır. Fakat daha sonra Muhammed İbnü’s-Sabbâh’ın bir eseriyle karşılaşmış ve hem onda hem kendi çalışmasında bazı hatalar tesbit ederek hocasından bunları düzeltmesini, ayrıca İbnü’s-Sabbâh’ın kullandığı teknik ve metodu da inceleyip eleştirmesini istemiştir.  İbn Irâk, bu talep üzerine İbnü’s-Sabbâh’ın metodunun güneşin ekliptik üzerinde tekdüze (üniform) hareket ettiği kabulüne dayandığı için yanlış olduğunu ortaya koymuştur. İbn Irâk, küresel üçgenler için (kenarlarla karşılarındaki açıların sinüslerine ait oranların birbirlerine eşitliği) veya düzlem üçgenler (kenarların karşılarındaki açıların sinüslerine oranlarının birbirlerine eşitliği) şeklinde ifade edilen sinüs kanununu keşfeden üç kişiden biridir. Diğer ikisi Ebü’l-Vefâ el-Bûzcânî ve Hâmid b. Hıdır el-Hucendî’dir. Şu var ki İbn Irâk, astronomi ve geometriyle ilgili çalışmalarında bu kanunu önemli bir yenilik diyerek kullanmış, ayrıca kitaplarında da ispatını yapmıştır.

(Ferruh Müftüoğlu, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 20, s.87-88)

29Şub 2020

Tam ismi, Abdülmelik bin Ebi’l-Alâ Zühr’dür. İbn-i Zühr ismiyle tanındı. 1072 (H. 464) senesinde Endülüs’ün İşbiliyye şehrinde doğdu ve 1162 (H. 557) senesinde burada vefat etti.

İlk defa tıp, cerrahi ve eczacılık incelemelerini birbirine bağladı. Tedâvî metotlarında, insan tabîatı ve mizacının yardımına büyük bir önem verdi. İlk olarak peritonit, sulu ve kuru perikarditi, akciğer hastalıklarından ayıran İbn-i Zühr’dür.

İbn-i Zühr’e göre, tıp ilmi; 1. Beden sağlığı ve hastalıklarının tıbbı, 2. Ruh sağlığı ve hastalıklarının tıbbı olmak üzere iki kısımdır. Beden sağlığı ve hastalıkları bilinmektedir. Ruh sağlığı ve hastalıkları konusu birincisinden daha önemli ve kıymetlidir. Ruhun; 1. İdrâk, anlama, kavrama ve konuşma gücü (bunun yeri dimağdır), 2. Canlılık gücü (bunun yeri kalptir), 3. Tabiî güç (bunun yeri ise ciğerlerdir) olmak üzere üç kuvveti vardır. İdrâk gücü ile eşya ve hâdiseler, yerler, gökler ve kâinat üzerinde bulunanlar tefekkür edilir. Böylece ilim ve sanatlar meydana gelip gelişir. Canlılık gücü ile gadab ve diğer huylar meydana çıkar. Tabiî güç ile de şehvet meydana gelir. Bu son iki kuvvet terbiye edilerek birinciye hizmet eder hâle getirilir. Son iki kuvvet birincisinin yâni akıl ve idrâk kuvvetinin hizmetçisi, kölesi gibi olmalıdır ki birlikte çalışıp faydalı iş yapabilsinler.

İbn-i Zühr, tıp alanında birçok eser yazdı. Bu eserlerden biri olan El-îktisâd fi Islâh-il-Enfûsî vel-Ecsâd; bedenî ve ruhî hastalıkların teşhis ve tedavileri ile ilgili önemli bir eserdir. Eserin birinci bölümünde; “Dil, Allâhü Te’âlâ’yı zikretmenin; Kur’ân-ı Kerîm, teşbih ve duâ okumanın âletidir. Dolayısıyla dil ve ağız bakımı çok önemlidir. Diğer taraftan meramımızı da dilimiz vasıtasıyla ifâde ederiz. İfâdenin güzel, nâzik ve muntazam olması gerekir ki, istenilen fayda hâsıl olabilsin.” demektedir.

(İslam Tarihi Ansiklopedisi, c.6)