Müslüman Bilim Adamları

11Eki 2020

Endülüslü Gökbilimci ve Matematikçi: Cabir Bin Eflah

Endülüslü Gökbilimci ve Matematikçi: Cabir Bin Eflah. Döneminin en önemli astronomu olan Cabir bin Eflah, çubuklu güneş saatinin mucidiydi. Trigonometride kendi ismiyle anılan formülü bulunan Müslüman alim, Kopernik, Kepler gibi birçok Batılı bilim insanını etkisi altına aldı. Sizler için Cabir bin Eflah‘ın bilime katkılarını derledik.

Endülüs’te yetişen büyük astronomi ve matematik âlimi. Künyesi Ebû Muhammed olup, Avrupa’da Geber ismi ile şöhret buldu. Câbir bin Eflâh, Endülüs’te, Sevilla’da doğmuştur. On ikinci asrın ortalarında vefat ettiği tahmin edilmektedir.
Câbir bin Eflâh, Batlamyus’un bâzı görüşlerini tenkîd etti. Özellikle güneşe takrîben 3 dakikalık bir ihtilâf-ı manzar (dünyâ üzerinde duran bir gözlemcinin gözünden herhangi bir yıldıza giden hat arasındaki açı) kabul ettiği hâlde, dünyâya güneşten daha yakın olan Merkür ve Venüs’de hissedilecek kadar ihtilâf-ı manzar bulunmadığı hakkındaki iddiasını tenkit etmiş ve çürütmüştür. Endülüs’ün Sevilla şehrinde yapılan rasadhânenin nasıl yapılması gerektiğini tesbit ve inşâsını bizzat kontrol etmiştir.
Namâz vakitlerini anlamakta kullanılan usturlab âletini Müslüman âlimler yaptılar ve onu zamanla geliştirdiler. Câbir bin Eflah, bunların daha mükemmeli olan çubuklu güneş saatini yaptı. Bu saat, bugünkü teodalit benzeri olup, ondaki parçaları üzerinde taşıyordu. Azimut kadranı denilen ve çubuklu güneş saatini; Avrupa’da ancak üç asır sonra Alman astronomi bilgini ve matematikçisi Regiomontonus 1460 senesinde modeline uygun yeniden yapabilmişti.
Trigonometri alanında, bilhassa küresel trigonometri ile ilgili prensipler üzerinde durdu. Dünyâda ilk defa dik açılı bir üçgen için beşinci temel prensibi ortaya koydu. Küresel trigonometri ile ilgili prensiplerden bir sonuç elde edebilmek için Dört boyut kuralını uyguladı. Düzlem trigonometride ise öncekilerin usûlüne göre hareket etti.
Câbir bin Eflah’ın günümüze kadar gelen en önemli eseri, Islâh-ül-Mecisti adıyla bilinen Kitâb-ül-Hey’et’tir. Eser, bir astronomi kitabıdır. Bu kitabında Câbir, Batlamyus’u tenkîd ederek, onun bâzı ilmî hatâlarını ve buluşlarındaki noksanlıkları meydana çıkarmıştır. Bu eserde, küre ve düzlem trigonometriden de bahsetmiştir.


(İslâm Tarihi Ansiklopedisi, 3.c.)

10Eyl 2020

Çok Yönlü İslam Bilgini: Abdüllatif El-Bağdadi

Çok Yönlü İslam Bilgini: Abdüllatif El-Bağdadi. Bağdâdî, küçük yaşlarda Kur’ân kıraati ve hadis rivayeti ile meşgul olmuştur. Daha sonra okul döneminde Arap dili ile ilgilenmiş ve çeşitli kitapları ezberlemiştir.


Muvaffakuddin Ebû Muhammed Abdullatif İbn Yusuf İbn Muhammed ibn Ali ibn Ebi Sa’d (Es’ad) el-Bağdâdî, İslâm dünyasının yetiştirdiği büyük filozof, edip, dilci, mütekellim, muhaddis, tarihçi ve aynı zamanda önemli bir tabiptir. Bağdat’ta 557/1162-63 senesinde doğmuş, 629/1231 tarihinde yine Bağdat’ta vefât etmiştir. Aslen Musullu’dur. Babası Yusuf, Kur’ân, Kıraat, Hadis, Mezhep ve Hilâf ilimleriyle meşgul olan, aklî ilimlere de değer veren bir âlimdi. Bağdâdî’nin ilim hayatı çocukluk yıllarında başlamış ve yaptığı seyahatlerle ömrünün son anlarına kadar devam etmiştir.


Bağdâdî, küçük yaşlarda Kur’ân kıraati ve hadis rivayeti ile meşgul olmuştur. Daha sonra okul döneminde Arap dili ile ilgilenmiş ve çeşitli kitapları ezberlemiştir. Sonra Hilaf ve Cedel ilmiyle meşgul olmuştur. Kur’ân ilimlerine olan isteği her şeyden fazla olduğu için Kur’ân ezberini kuvvetlendirdiğini ve her gün Kur’ân’dan bir bölüm ezberlediğini aktarır. Bağdat’ta bulunabilecek her şeyi öğrettiğini söylemiştir. Râzi’nin el-Havî fi’t-Tıp adlı eserini de okumuştur. Bu kitabı okuduğu esnada bir hastalığa yakalandığını, hastalığının tedavisini bu kitaptan bulup uyguladığını ve iyileştiğini, bundan dolayı da tıbba olan sevgisinin arttığını yine kendisi aktarır.


Tıp, felsefe ve mantık alanları başta olmak üzere 160’tan fazla eseri vardır. Tıp ve farmakoloji, zooloji, botanik, mantık, felsefe, nahiv, hadis, tefsir, fıkıh, kelâm, metodoloji ve tarih, ahlâk ve siyaset konularında eserler kaleme almıştır. Geri kalanları ise dil, edebî tenkit, matematik, seyahat hâtıraları, mineraloji gibi çok değişik ve farklı konulardadır.
Bunların içinde, onun Batı’da ve İslâm âleminde bilinen en meşhur eseri el-İfâde ve’l-itibâr’dır. Mısır’da bulunduğu sırada kaleme aldığı hacim bakımından küçük, fakat muhteva açısından çok zengin olan bu eser, o dönemdeki Mısır’ın coğrafî, topoğrafik, sosyal ve iktisadî durumu hakkında oldukça değerli bilgiler vermektedir.


(Mahmut Kaya, TDV İslâm Ansiklopedisi, 1.c., 254-255.s.)

09Ağu 2020

Küçük Kan Dolaşımının Kaşifi: İbnü’n-Nefis

Küçük Kan Dolaşımının Kaşifi: İbnü’n-Nefis. İbnü’n-Nefîs’in tıp tarihindeki en önemli başarısı küçük kan dolaşımını keşfetmesidir. İbnü’n-Nefîs tıbbın yanı sıra geniş bir ilmî faaliyet yürütmüştür.


Dımaşk yakınındaki Kareşiye’de doğduğu için Kareşî, Dımaşk’ta okuyup şöhretini orada kazandığı için de Dımaşkī nisbesiyle anılır. Nûreddin Zengî’nin Dımaşk’ta inşa ettirdiği Bîmâristânü’n-Nûrî’de tıp tahsil etmiş ve yine aynı şehirdeki Dahvâriyye Tıp Medresesi’nin kurucusu Mühezzebüddin ed-Dahvâr’ın öğrencisi olmuştur. 21 Zilkade 687 (17 Aralık 1288) tarihinde vefat etti.


İbnü’n-Nefîs’in tıp tarihindeki en önemli başarısı küçük kan dolaşımını keşfetmesidir. Câlînûs ve onu bu konuda izleyen İbn Sînâ’nın ileri sürdüğü, yürekteki kanın sağ karıncıktan sol karıncığa bir menfez yardımıyla geçtiği şeklindeki varsayımı reddeden İbnü’n-Nefîs, kanın sağ karıncıktan pulmonar arterle akciğere gittiğini ve akciğerden pulmonar ven ile kalbin sol tarafına geldiğini ortaya koymuş ve böylece küçük kan dolaşımını açık bir ifadeyle izah etmiştir. (Şerhu Teşrîhi’l-Kânûn, s.293-294) İbnü’n-Nefîs’in Câlînûs ve İbn Sînâ gibi iki tıp otoritesini aşan bu keşfi onun anatomide gözleme verdiği önemle açıklanmaktadır.


Kitâbü’ş-Şâmil Fi’s-Sınâ‘ati’t-Tıbbiyye adlı eserinde ameliyat tekniği üzerine verdiği ayrıntılı bilgiler ise İbnü’n-Nefîs’in aynı zamanda başarılı bir cerrah olduğunu kanıtlamaktadır. Ona göre her ameliyat üç aşamadan meydana gelir: Muayene ve teşhis, operasyon, ameliyat sonrası bakım. Bunların her üçünde de hasta, cerrah ve hasta bakıcının dikkat etmesi gereken hususlar ayrıntılarla tasvir edilmiştir.

(Iskandar, Islamic Medicine, II/4 [1982], 318-322.s.)


İbnü’n-Nefîs tıbbın yanı sıra geniş bir ilmî faaliyet yürütmüştür. Onun mantık, nahiv, fıkıh, fıkıh usulü ve hadis usulü gibi sahalardaki çalışmaları hakkında bilgi verirken zihnî kapasitesini de ortaya koymaktadır. Şâfiî Fıkhı’nda Ebû İshak İbrâhim b. Ali eş-Şîrâzî’nin Kitâbü’t-Tenbîh’ine şerh yazacak derecede bilgi sahibi olmuş ve Kahire’deki Mesrûriyye Medresesi’nde bu konuda ders vermiştir.


(Esin Kahya, TDV İslâm Ansiklopedisi, 21.c., 173-176.s.)

26Haz 2020

İslam’da İlmin Fazileti

İslam’da İlmin Fazileti başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.


Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in ilmi öven ve teşvik eden sözleri kitapları dolduracak kadar çoktur. “İlim, Çin’de de olsa, alınız.”, “Beşikten mezara kadar ilim talep ediniz!”, “Yarın ölecekmiş gibi âhirete ve hiç ölmeyecekmiş gibi dünyâ işlerine çalışınız.”, “Bilerek yapılan az bir amel, bilmeyerek yapılan çok amelden daha iyidir.”, “Şeytânın bir âlimden korkması, câhil olan bin âbidden korkmasından daha çoktur!” mealindeki hadîs-i şerîfler meşhurdur. Bu hadîslerde dinî veya dünyevî ilimler tefriki yapılmamaktadır. Çünkü İslâm dîninin öğrenilmesini mecbur ettiği ilimlere dinî ve dünyevî ilimlerin ikisi de dâhildir. Bu sebeple bunların hepsine Ulûm-i İslâmiyye (İslâmî ilimler) denir.


Din bilgileri zamanla değişmez. Fıkıhdaki hükümlerde, yine fıkhın gösterdiği özürlerle, fıkhın bildirdiği değişikliklerden ve kolaylıklardan istifâde olunur. Din bilgilerinde dinde otorite sahibi olmayanların düşünceleri, görüşleri muteber olmadığı gibi otorite olanların bile delillere uymayan şahsî düşünceleri muteber değildir. Halbuki aklî (tecrübî) ilimlerde değişiklik, yenilik, ilerlemek caiz ve lâzımdır. “İlim ve hikmet, Mü’min’in yitik malıdır. Nerede bulursa alır” hadîs-i şerîfi bunu bildirmektedir. Erkek ve kadın her Müslümanın, kelâm, fıkıh ve ahlâk bilgilerini, lüzumu kadar öğrenmesinin farz-ı ayn olduğunu İbn Âbidîn (rh.a.), Reddü’l-Muhtar mukaddimesinde bildirmektedir. Fazlasını öğrenmek, farz-ı kifâyedir. Yani bir beldede bir kişi bunları öğrenirse, diğer insanlar bunları öğrenmek mükellefiyetinden kurtulur. İslâmî İlimler’in tecrübî ilimler denilen ikinci kısmını öğrenmek herkes için farz-ı kifâyedir. Yani bir beldede belirli sayıda kimse bu ilimleri öğrenirse, diğer insanlar bunları öğrenmek mükellefiyetinden kurtulur. Sözgelişi bir şehirde bir tabip, bir mühendis, bir gramer âlimi vs. bulunmazsa, o beldede bulunan bütün insanları ve bu imkânı hâsıl etmeyen hükümet adamlarını, İslâm dini günahkâr sayar.


(Prof. Ekrem Buğra Ekinci, İslâm Hukuku, 12-14.s.)

21Nis 2020

Bîrûnî’nin Üstadı: İbn Irak

349’da (960) Gîlân’da doğduğu sanılmaktadır. Sultan Mahmûd-u Gaznevî’nin daveti üzerine öğrencisi Bîrûnî ile birlikte Gazne’ye gitti ve ömrünün sonuna kadar orada yaşadı. İbn Irâk, şöhretini daha çok öğrencisi Bîrûnî ile birlikte yaptığı çalışmalara borçludur. Bîrûnî 390’da (1000) yazdığı el-Âs̱ ârü’l-bâḳıye’de “üstadım” diye İbn Irâk’a atıfta bulunurken İbn Irâk da 388’de (998) kaleme aldığı azimet hakkındaki kitabını Bîrûnî’ye ithaf etmiştir. Bîrûnî’nin araştırmaları sırasında karşılaştığı bazı problemlerin çözümü için başvurması üzerine İbn Irâk tarafından birçok eser yazıldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca Bîrûnî kitaplarının bazılarında İbn Irâk’ın araştırma sonuçlarını kullandığını açıkça ifade etmekte ve ifade tarzından da hocasına verdiği değerin büyüklüğü anlaşılmaktadır.

Gazne’de gözlemler yapan Bîrûnî, güneşin ekvatordan en uzak noktada bulunduğu zamanki yüksekliğini klasik yöntemle ölçerek eğim açısını 23° 35’ şeklinde hesaplamıştır. Fakat daha sonra Muhammed İbnü’s-Sabbâh’ın bir eseriyle karşılaşmış ve hem onda hem kendi çalışmasında bazı hatalar tesbit ederek hocasından bunları düzeltmesini, ayrıca İbnü’s-Sabbâh’ın kullandığı teknik ve metodu da inceleyip eleştirmesini istemiştir.  İbn Irâk, bu talep üzerine İbnü’s-Sabbâh’ın metodunun güneşin ekliptik üzerinde tekdüze (üniform) hareket ettiği kabulüne dayandığı için yanlış olduğunu ortaya koymuştur. İbn Irâk, küresel üçgenler için (kenarlarla karşılarındaki açıların sinüslerine ait oranların birbirlerine eşitliği) veya düzlem üçgenler (kenarların karşılarındaki açıların sinüslerine oranlarının birbirlerine eşitliği) şeklinde ifade edilen sinüs kanununu keşfeden üç kişiden biridir. Diğer ikisi Ebü’l-Vefâ el-Bûzcânî ve Hâmid b. Hıdır el-Hucendî’dir. Şu var ki İbn Irâk, astronomi ve geometriyle ilgili çalışmalarında bu kanunu önemli bir yenilik diyerek kullanmış, ayrıca kitaplarında da ispatını yapmıştır.

(Ferruh Müftüoğlu, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 20, s.87-88)

29Şub 2020

Tam ismi, Abdülmelik bin Ebi’l-Alâ Zühr’dür. İbn-i Zühr ismiyle tanındı. 1072 (H. 464) senesinde Endülüs’ün İşbiliyye şehrinde doğdu ve 1162 (H. 557) senesinde burada vefat etti.

İlk defa tıp, cerrahi ve eczacılık incelemelerini birbirine bağladı. Tedâvî metotlarında, insan tabîatı ve mizacının yardımına büyük bir önem verdi. İlk olarak peritonit, sulu ve kuru perikarditi, akciğer hastalıklarından ayıran İbn-i Zühr’dür.

İbn-i Zühr’e göre, tıp ilmi; 1. Beden sağlığı ve hastalıklarının tıbbı, 2. Ruh sağlığı ve hastalıklarının tıbbı olmak üzere iki kısımdır. Beden sağlığı ve hastalıkları bilinmektedir. Ruh sağlığı ve hastalıkları konusu birincisinden daha önemli ve kıymetlidir. Ruhun; 1. İdrâk, anlama, kavrama ve konuşma gücü (bunun yeri dimağdır), 2. Canlılık gücü (bunun yeri kalptir), 3. Tabiî güç (bunun yeri ise ciğerlerdir) olmak üzere üç kuvveti vardır. İdrâk gücü ile eşya ve hâdiseler, yerler, gökler ve kâinat üzerinde bulunanlar tefekkür edilir. Böylece ilim ve sanatlar meydana gelip gelişir. Canlılık gücü ile gadab ve diğer huylar meydana çıkar. Tabiî güç ile de şehvet meydana gelir. Bu son iki kuvvet terbiye edilerek birinciye hizmet eder hâle getirilir. Son iki kuvvet birincisinin yâni akıl ve idrâk kuvvetinin hizmetçisi, kölesi gibi olmalıdır ki birlikte çalışıp faydalı iş yapabilsinler.

İbn-i Zühr, tıp alanında birçok eser yazdı. Bu eserlerden biri olan El-îktisâd fi Islâh-il-Enfûsî vel-Ecsâd; bedenî ve ruhî hastalıkların teşhis ve tedavileri ile ilgili önemli bir eserdir. Eserin birinci bölümünde; “Dil, Allâhü Te’âlâ’yı zikretmenin; Kur’ân-ı Kerîm, teşbih ve duâ okumanın âletidir. Dolayısıyla dil ve ağız bakımı çok önemlidir. Diğer taraftan meramımızı da dilimiz vasıtasıyla ifâde ederiz. İfâdenin güzel, nâzik ve muntazam olması gerekir ki, istenilen fayda hâsıl olabilsin.” demektedir.

(İslam Tarihi Ansiklopedisi, c.6)

21Şub 2020

Osmanlılar zamanında onsekizinci asırda yetişen, hekim, hat­tât ve astronomi âlimlerindendir. Kambur Vesîm Efendi ve Derviş Abbâs Tabîb isimleriyle de bilinen Abbâs Vesîm Efendi, onyedinci yüzyılın sonlarında doğdu. 1760 (H. 1174) senesinde İstanbul’da vefât etti.

Bursalı Tabîb-i Sultanî Alî Efendi ile babası Ömer Şifâî Efendi­den tıp, Yanyalı Es‘ad Efendi’den hikmet ve Farsça, Ahmed Mıs-rî’den astronomi ve astroloji, Kâtibzâde Mehmed Refî Efendi’den tıp ve ta‘lik yazı, ayrıca Lâtince ve Fransızca öğrendi. Bâzı İtal­yanca tıp metinlerini Türkçeye tercüme ettirerek, Avrupa’daki ge­lişmeleri ta‘kîb etti. Bir ara tahsîl maksadıyla Hicaz, Şam ve Mı­sır’a gitti. Bir çok ilmî araştırmalarda bulunup tıb alanındaki bilgi­sini geliştirdi. İstanbul’a dönüşünde Sultân Selîm Camii civârında eczâhâne ve muâyenehâne açtı. İstanbul’da kırk sene müddetle doktorluk yapıp, hem insanlara hizmet etti, hem de tıb alanındaki bilgisini arttırdı. Aynı zamanda tasavvufa yönelip Nakşibendiyye yolu büyüklerinden Mehmed Emîn Tokadî hazretlerinden tasavvuf bilgilerini öğrendi ve tatbîk etti. Abbâs Vesîm Efendinin şahsî tec­rübeleri ve verem hakkında en son keşiflere yakın araştırma ve in­celemeleri vardır.

Deontolojinin (tıp târihi ve tıp ahlâkı) gelişmesine ve uygulama şekline yön verdi. Eski tabîblerin eserlerinden ve kendi hocaların­dan öğrendiği bilgilerle, İstanbul’a gelen bâzı batılı tabîblerin eser­lerinden istifâde ederek Düstûrül’-Vesîm fî Tıbbil-Cedîd vel-Kadîm adlı eserini yazdı. Doğu ve batı tıbbını karşılaştıran ve mükemmel bir külliyât olan bu eser tıb târihimiz bakımından önemlidir. İki cild ve 2083 sayfadan ibâret olan bu eserin birinci bölümünde baştan sona kadar organ hastalıkları, ikinci bölümünde kadın ve çocuk hastalıkları, üçüncü bölümünde şişler ve ülserler, dördüncü bölü­münde basit ve bileşik ilâçlar anlatılmaktadır.

Abbâs Vesîm Efendinin ikinci önemli eseri Uluğ Bey Zîci’nin Türkçe şerhi olan Nehcül-Bülûğ fi Şerh-i Zîc-i Uluğ’dur. Açık Türk­çe ile yazılmış olan bu eser, bütün tatbikata ait misalleri, İstanbul arz (enlem) ve tülüne (boylam) göre tertib etmiştir. Eski Türk tak­vimini incelemiş ve metinde olmayan İbranî ve Rûmî takvimlerini ilâve etmiştir.

(Rehber Ansiklopedisi, 1.c, 14-15.s.)

07Şub 2020

Günümüzde mikrobun kâşifi olarak bilinen Louis PASTEUR’den 400 yıl önce FATİH SULTAN MEHMED HAN’ın hocası AKŞEMSEDDİN Haz­retleri dünyada ilk olarak mikrobu keşfeden İslâm alimidir.

Doğum yeri Amasya – Osmancık olup yaşa­dığı yıllar (1389-1458) arasıdır.

Hz. Muhammed (s.a.v.)’in «her derdin de­vası vardır» hadisi şerifine tabi olan AKSEMSEDDİN Hz., dini ve tıbbî ilimlerde inceden in­ceye araştırmalar yapıp «Maddet-ül Hayat» ad­lı tıp kitabında belirttiği şu neticeye varmıştır; “Hastalıkların insanlarda teker teker ortaya çık­tığını sanmak hatalıdır. Hastalık insandan insa­na gözle görülmeyecek kadar küçük lâkin can­lı tohumlar (mikroplar) vasıtasıyla geçer.”

AKŞEMSEDDİN Hazretleri bedeni hastalık­ların olduğu kadar ruhî hastalıkların da hekimi idi. Ona «Tabib-i ERVAH» Ruhların doktoru der­lerdi.

AKŞEMSEDDİN Hz.leri Hacı Bayram Veli’nin müridi olup kendisine Fatih Sultan Mehmet Han tarafından İstanbul’un manevi fatihi unva­nı verilmiştir.

Bir çok kerametleri olan AKŞEMSEDDİN Hz.­leri Mihmandarı Resûlullah (s.a.v.) Ebu Eyyüb El Ensarî’nin yerini de keşfetmiştir. Oraya bir türbe ve cami yaptırmıştır. Bugün Eyüp Camii adıyla anılır.

(Risâlet-i Şerh-i Hacı Bayram veli)

29Ara 2019

Ona gelinceye kadar tıp ilmi esâslı usûl ve metodlardan mahrûm ve dağınıkken, Râzi bu ilmi yeniden temellendirmiş ve sistemleştirmiştir. Kızamık ve çiçek hastalığını ilk defa birbirinden ayıran ve tedâvî metodunu bulan odur. Çocuk hastalıkları ile kadın doğum hastalıklarını tarif, tasnif etmiş, teşhis ve tedâvî yollarını göstermiştir. Tenâsül yolları hastalıklarını incelemiş, ameliyatlarda ilk defa hayvan barsağını dikiş ipliği olarak kullanmıştır. Cıvalı merhemleri de ilk defa bulup tedâvîde kullanan odur. Hafif mushilleri, inmelerde şişe çekmeyi, devâmlı ateşli hastalıklarda soğuk suyu ilk olarak tatbîk ve tavsiye etmiştir. Tecrübî metodu uygulamış, bâzı hayvanlar üzerinde deneyler yapmış, tıp târihinde ilk defa kobay kullanmıştır. Râzî, ayrıca psikiyatri üzerinde de çalışmıştır. Ona göre; bedenin sıhhatiyle rûhun sıhhati eşittir. Bu sebeple telkinle tedâvî çok önemlidir. Şüphesiz her şeyin sâhibi, yaratanı Allâhü Teâlâ olduğu gibi şifâyı da gönderen, yaratan O’dur. Sebeplerine iyi yapışıp şifâyı Allâhü Teâlâ’dan beklemelidir. Ebû Bekir Râzî; sükûnet, rüzgâr, rutûbet ve binâların sıhhî tesîsat ve banyoları hakkında da enteresan incelemelerde bulundu. Havanın temizlenmesi için kötü kokuları değiştirmeye, hasta odalarını havalandırmaya ve hastaların temiz su içmelerine îtinâ gösterirdi. Gout (damla hastalığı) ile romatizmayı birbirinden ayırdı. Kalp enfaktüslerine karşı hacamatı uyguladı. Onun hârika keşiflerinden birisi de, böbrek ve mesânesindeki taşları ilaçlarla parçalatması veyâ ameliyatla çıkartmasıdır.

Kimya sahasındaki bilgileri ve tecrübeleri, tıp sahasında tatbîk etmesi, başlıca husûsiyetlerindendir. Gerçek ilmî usûllerle çalışan Râzî, tecrübî kimyanın babası kabûl edilmektedir. Eserlerinin sayısı iki yüz otuz civarında olup kitâb, risâle, makâle şeklindedir. Eserleri, başta tıp ve kimya olmak üzere muhtelif fen ilimleriyle ilgili olup asırlarca Avrupa üniversitelerinde ders kitabı olarak okutulmuştur.

(Rehber Ansiklopedisi, c.17, s.21-22)

02Ağu 2019

İlk cebir kitabını yazan ve Batı’ya cebiri öğ­reten Ebû Abdullah Muhammed bin Musa el-Harizmî, büyük bir müslüman Türk matematik bil­ginidir.

Hazar denizinin doğusundaki Hârizm’de (Hîve’de) 780 yılında doğmuştur. Halife Me’mun (786-813) devrinde yaşayıp, 850 yıllarında Bağdat’da vefat etmiştir.

Matematik, astronomi, ve coğrafya ilmi alanlarındaki hizmetlerle çağını aşmış Hârizmî için ünlü şarkiyatçı Gandz; “Hârizmi cebir il­minde Öklid’den (Euclides M.Ö. 3. yüzyıl) bin yıl ileridir” der. Gerolama Cardano (1501-1573) ise onu dünyanın en büyük 12 dâhisi arasında sayar.

Mezopotamya menşeli olan «Cebir» kelime­si Hârizmî’n “El-Cebr ve’l Mukâbele” adlı ese­riyle dünyaya yayılmış ve batı dillerine tercüme edilirken kelime hiç değiştirilmemiştir. Fransız­ca’ya Al gebre (cebir) ve İngilizce’ye Al gebra şeklinde geçmiştir.

Hârizmi’n, matematikte en büyük hizmet­lerinden birisi de eserlerinde hem “sıfırı” hem de diğer rakamları kullanmasıdır. Avrupa ise bu rakamları müslümanlardan (350 sene sonra 13. yüzyılın ortalarında) alarak kullanmışlardır. Bir İtalyan bilgini olan Fibonacci 1202 yılında ka­leme aldığı bir eserinde, Batı’da İslâm rakamla­rını ilk defa kullanma şerefine nail olmuştur.

Hârizmî, Halife Me’mun’un isteği üzerine 69 âlimle iş birliği yaparak İslâm dünyasında ilk defa yer ve gök küresi haritalarını yaptı.

Hârizmî dahî bir bilgin olarak doğulu ve batılı bilginlere rehberlik ve hocalık etmiş, eserleri temel ve kaynak eserler olarak kullanıl­mıştır.

Eserleri:

1 — El-Cebr ve’l Mukabele: Dün­yada cebir hakkında ilk yazılan eser. 13. yüz­yıla kadar Avrupa Üniversitelerinde ders kita­bı olarak okutulmuştur. Eserin el yazma asıl ve tek nüshası Oxford’da Bodliana kütüphanesin­de diğer bir nüshası da Paris’te Bibliothaue Na­tional de bulunmaktadır.

2 — Kitâb’ül Muhtasar Fi’l Hisâb-il Hindi: (Hesap sanatına dair): Ese­rin Arapça olan asıl nüshası bulunamamıştır. Latince tercümesi Cambridge üniversitssi kütüphanesindedir. Viyana Saray kütüphanesinde en eski el yazması, yine Latince nüshası Salen Ma­nastırında ve Heidelberg kütüphanesinde bulun­maktadır

3— El-Mesâhât (Yer ve yüzölçümleri)

4— Ziyc-i Hârizmî (Yıldızlar katalogu),

5— Kitâb-ül Amel bi’l Usturlab; (Zamanı ölçmede kul­lanılan Usturlab hakkındadır.)

6— Kitab’üs Sûret-il Arz = Enlem Boylam, (Coğrafya ilmiyle ilgili eseri.)

Hârizmî, bu eserleri ile doğu ve batıda meş­hur bir matematikçi, aynı zamanda Astronom ve coğrafyacı olarak daima anılmıştır.