Mevlana Takviminde Bugün

30Ara 2020

Makbul İmanın Tarifi

Makbul İmanın Tarifi. İmânın hükmü korku ve ümît arasında olmaktır. İmânın şerîati, helâl ve haramı bilmektir. İmânın büyüklüğü, Allâhü Te’âlâ’yı çok zikretmektir.


Taklîdî îman makbul müdür? Taklîdî îmân makbuldür. Yanlız kul, tevhîd meselelerini bilmemekle günâh işlemiş olur. Taklîd iki çeşittir. Doğru taklîd ve bozuk taklîd. Doğru taklîd, kelime-i şehâdeti söylemek ve Allâhü Te’âlâ’nın birliğine ve Resûlü Muhammed (s.a.v.)’in elçiliğine îtikad etmek olup, söylediği ifadenin kendi dilindeki mânâsını bilmemektir. Fâsit taklîd ise, kelime-i şehâdeti söyleyip, bu kelimeyi niçin söyledin dendiğinde, insanlar dediği için ben de söylüyorum, lâkin bu kelimeyi söylemekten maksadın ne olduğunu bilmiyorum demektir. Bu taklît fâsittir. Böyle îman makbul değildir.
İmânın aslı nedir? İmânın sırrı nedir? İmânın bedeni nedir? İmânın kalbi nedir? İmânın nuru nedir? İmânın karanlığı nedir? İmânın darlığı nedir? İmânın tatlılığı nedir? İmânın hükmü nedir? İmânın şeriatı nedir? İmânın büyüklüğü nedir? İmânın kabuğu nedir? İmânın meyvesi nedir? İmânın tohumu nedir? İmânın dalı nedir? İmânın özü nedir? İmânın kökü nedir? İmânın vatanı neresidir?
İmânın aslı, Hakk’ın inayetidir. İmânın sırrı, Kelime-i Tayyibe’dir. İmânın bedeni beş vakit namazdır. İmânın kalbi, Kur’ân’dır. İmânın nuru, doğru söylemektir. İmânın karanlığı, yalan söylemektir. İmânın darlığı namaz kılmamaktır. İmânın tatlılığı, temiz olmaktır.
İmânın hükmü korku ve ümît arasında olmaktır. İmânın şerîati, helâl ve haramı bilmektir. İmânın büyüklüğü, Allâhü Te’âlâ’yı çok zikretmektir. İmânın kabuğu, hayâdır. İmânın meyvesi, oruçtur. İmânın tohumu, ilimdir. İmânın dalı, takvâdır. İmânın özü duâdır. İmânın kökü, ihlâstır. İmânın vatanı, mü’minlerin kalbidir.
Nükte: Cenâb-ı Hakk kelime-i şehadette Habîbi (s.a.v.)’i, en sevgili kulunun ismini kendi ismine yakın edip; hiç kimsenin, Muhammedün Resûlullâh demeden, Lâ ilahe illallah demesinin kabul olunmayacağını bildirmek istedi.

(Muhammed Rebhami, Riyâdü’n-Nasihîn, 86-118.s.)

29Ara 2020

Muhabbet Kimlerde Bulunur?

Muhabbet Kimlerde Bulunur? Başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

“Kardeşler üç çeşittir: Birisi gıda gibidir; o her gün lazımdır. Diğeri, ilaç gibidir; ihtiyaç olunca alınır. Üçüncüsü, hastalık gibidir; kendisinden kaçılır.”
İnsan bu üçüncüsü ile imtihân içindedir. Onunla ünsiyet kurulamaz, muhabbet edilemez, kendisinden bir fayda gelmez. Birinci kimse, Allâhü Te’âlâ’nın kuluna bir ikrâmıdır; onunla kolayca kaynaşılır, muhabbet kurulur, kendisinden devamlı istifade edilir.
Ebû Zer (r.a.) demiştir ki: “Yalnızlık kötü arkadaştan; salih (güzel ahlâklı) arkadaş ise yalnız kalmaktan daha hayırlıdır.”
Bişr b. el-Hâris demiştir ki: “Bir insanın üç çeşit kardeşi olur: Birisi ahireti içindir; diğeri dünyası içindir; diğeri de kendisiyle muhabbet edip huzuru bulmak içindir.” O, kendisiyle muhabbet edilen kardeşin, bazen ibâdet ehlinden bile çıkmayacağını, muhabbetin özel bir yeri olup seçilmiş kimselere has olduğunu bildirmiştir. Denilmiştir ki: “Muhabbet ancak, kalbi uyanık ve şerefli kimselerde bulunur.”
Yusuf b. Esbat, kardeşleri içinde muhabbet ehli olanları över, sever, onların çok kıymetli olduğunu söyler ve içinde bulunduğu beldenin ismini vererek: “Şu Masisa’da kendisiyle muhabbet edilip huzur bulunacak üç kişi yok!” derdi.
Şunu bil ki, ünsiyet ve muhabbet, her alimde, her akılda ve her ibâdet ehli zahitte bulunmaz. Muhabbet, velilerde bulunan bir takım sıfatlara muhtaçtır. Onlar bir insanda toplandığı zaman, onun muhabbeti en üst seviyeye çıkar; kendisinden soğukluk ve çekinme hali kalkar. Bu sıfatların bulunmadığı bir kimse ile muhabbet kurulamaz. Onların bir kısmına sahip olan kimse ile bir derece muhabbet kurulabilir.
Gerçek muhabbet elde edildiği zaman, insan bütün sıkıntılardan, gam ve kederlerden kurtulur; rahat eder; kalbi huzur bulur.
(Ebû Tâlib el-Mekkî, Kûtu’l-Kulûb, 4.c., 363-364.s.)

28Ara 2020

Meşhur Matematikçi: Gelenbevi İsmail Efendi

Meşhur Matematikçi: Gelenbevi İsmail Efendi.Hanefî Mezhebi fıkıh ve kelâm âlimi, kadı, meşhûr Osmanlı matematikçisidir. elenbevî İsmâil Efendi’nin fen sahasında asıl mühim eseri, ömrünün sonlarına doğru yazdığı “Cebir” kitabıdır.


Hanefî Mezhebi fıkıh ve kelâm âlimi, kadı, meşhûr Osmanlı matematikçisidir. 1143 (M.1730) senesinde Manisa’ya bağlı Kırkağaç kazasının, Gelenbe kasabasında doğdu. Doğduğu yere nisbetle Gelenbevî denildi. 1205 (M.1791) senesinde bugün Yunanistan sınırları dâhilinde bulunan Tırhala Yenişehiri’nde vefât edip, Bayraklı Câmii kabristanına defnedildi. İlimde, ahlâkta, ibâdette örnek bir Müslüman olan Gelenbevî İsmâil Efendi, zamanında pek tanınmadı. Vefâtından sonra, eserlerinin üstünlüğü ile kıymeti daha iyi anlaşıldı. Birçok talebe yetiştiren Gelenbevî İsmâil Efendi, pek kıymetli eserler kaleme aldı. 1763 tarihinde, yani muhtemelen daha 33 yaşındayken, bugün profesörlük denginde bir unvan olan müderrislik unvanına erişti. Gelenbevî İsmail Efendi ilme öyle âşıktı ki, günler ve geceler boyu İstanbul’un Zeyrek semtindeki evine kapanır, matematik, mantık ve eser verdiği diğer belagat, felsefe vb. sahalara dair eserleri mütalaa eder ve yine bu sahalarda eserler yazardı.
Gelenbevî İsmâil Efendi’nin eserlerinden biri meşhûr “Logaritma cetveli”nin şerhidir. Bu eserin yazılmasının hikâyesi şöyledir: Sultan Birinci Abdülhamîd Hân zamanında İstanbul’a gelen şımarık bir Fransız mühendisi, logaritma cetvelini İstanbul’da kimsenin bilmediği iddiasında bulunur. Yanındakiler de, ona güzel bir ders vermesi arzusuyla kendisini Gelenbevî İsmâil Efendi’ye götürürler. Fransız, verdiği logaritma cetveliyle ilgili soruya, tayin edilen zamana kadar cevap vermesini ister. İsmâil Efendi, müddet dolunca sorusunun cevâbını almaya gelene, logaritma ile ilgili yazdığı kitabı verir. Adam evirip çevirir, şerhi inceler. Tercümanı yardımıyla mütâlâa eder ve Reîs Râşid Efendi’ye; “Şu adam Avrupa’da olsaydı, ağırlığınca altın değeri olurdu.” diyerek hayret ve takdîrini ifâde eder.
Gelenbevî İsmâil Efendi’nin fen sahasında asıl mühim eseri, ömrünün sonlarına doğru yazdığı “Cebir” kitabıdır.
(İslâm Alimleri Ansiklopedisi)

27Ara 2020

Cennette Kur’an Âyetleri Kadar Derece Vardır

Cennette Kur’an Âyetleri Kadar Derece Vardır başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.


Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurdular: “Kur’ân-ı Kerîm’i ezberleyip okuyan ve onunla amel eden kimselere hürmet ediniz. Kim onlara hürmet ederse bana hürmet etmiş olur.”
Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz buyurdular ki: “Kur’ân-ı Kerîm’i okuyunuz. Muhakkak Allâhü Te’âlâ kalbinde Kur’ân-ı Kerîm bulunan kimseye azâb etmez.”
Büreyde (r.a.) anlattı: Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’in yanında idim, şöyle buyurduklarını işittim: “Muhakkak Kur’ân-ı Kerîm, sâhibini (Kur’ân-ı Kerîm’i dâimâ okuyanı), kıyâmet günü kabrinden diriltilip kalktığı sırada, bir arkadaş gibi karşılar. Ona: “Beni tanıdın mı?” diye sorar. O: “Seni bilemedim.” deyince; “Ben seni dünyâda gündüzün en sıcak vakitlerinde susuz, gecelerde uykusuz bırakan arkadaşın (Kur’ân)ım. Her tüccâr kazancının peşindedir. İşte bugün her türlü ticâretin ve kazancın en kârlısı senin oldu.” der.
Kur’ân ehlinin, âhiret mülkü sağ eline, ebediyet sol eline verilir, başı üzere vakâr tâcı konulur. Ana ve babasına dünya ehlinin kıymet biçmekte âciz kalacakları cennet elbiseleri giydirilir. Ana ve babası: “Bunlar bize ne sebeple giydirildi?” diye sorarlar, “Evlâdınızın Kur’ân-ı Kerîm’e devam etmesi hürmetine.” denilir.
Sonra o Kur’ân ehline: “Oku ve cennetin yüksek derecelerine ve köşklerine yüksel.” denilir. O Kur’ân-ı Kerîm’i sür‘atli yahut yavaş okudukça yükselmeye devam eder.” (Müsned-i Ahmed)
“Muhakkak cennette Kur’ân-ı Kerîm’in âyetleri kadar derece vardır.”
“Kur’ân-ı Kerîm’i okuyana: “Dünyâda iken Kur’ân-ı Kerîm’i nasıl tertîl üzere (yavaş yavaş, hakkını vererek) okuyorsan öyle oku ve yüksel. Muhakkak senin okuyacağın son âyet cennetteki makamın olacaktır.” denilir. (Müstedrek)
(Üchûrî)

26Ara 2020

Hesap Gününe Hazırlanalım

Hesap Gününe Hazırlanalım. Allâhü Te’âlâ, hesaba çekileceğimiz bir günün geleceğini, yaratılış gayemiz doğrultusunda yaşayıp yaşamadığımız ve verdiği nimetleri bu uğurda kullanıp kullanmadığımız konusunda mutlaka hesaba çekileceğimizi bize birçok ayette haber vermektedir.

Yüce kitabımız Kur’ân, “Allâh (c.c.)’un, hesap gününün sahibi.” (Fatiha s. 3) olduğunu haber vermek suretiyle bizlere hesap gününü hatırlatmaktadır. Arkasından da hesap gününün sorgu konusu olan “sadece O (c.c.)’a kulluk etmemiz”den söz etmektedir. Dünyada başıboş bırakılmayan insan, elbette Yaratıcı’ya kulluk için gönderilmiştir. Serbest irâdesiyle kulluk sınavı veren insan için, bir de bu sınavın değerlendirilip karşılığının görüleceği bir hesap gününün gelmesi kaçınılmazdır. Çünkü hak edene hak ettiğinin karşılığını vermek, Allâh (c.c.)’un adaletinin bir gereği olduğu gibi, hak ettiğinin karşılığını alması da kulların bir beklentisidir. Kullar için sınav, bu şekilde anlamlı hâle gelir. Öte yandan, Allâh (c.c.)’a kulluk görevini yerine getiren insanın kazanma ümidi yanında, O (c.c.)’a kulluktan uzak bir hayat yaşayan insanın da kötü akıbetle karşılaşacağı korkusu, iradeyi olumlu yönde etkileyen ve sınavı bilinçli hâle getiren önemli birer faktördür. Bunun için Allâhü Te’âlâ, hesaba çekileceğimiz bir günün geleceğini, yaratılış gayemiz doğrultusunda yaşayıp yaşamadığımız ve verdiği nimetleri bu uğurda kullanıp kullanmadığımız konusunda mutlaka hesaba çekileceğimizi bize birçok ayette haber vermektedir.
“Rabbine andolsun, onları şeytanlarla beraber mutlaka haşr edeceğiz. Sonra onları kesinlikle cehennemin çevresinde diz üstü hazır edeceğiz. Sonra her bir topluluktan, Rahman’a karşı en isyankâr olanları mutlaka çekip çıkaracağız. Sonra, oraya girmeye en lâyık olanları muhakkak ki en iyi biz biliriz. (Ey insanlar!) Sizden cehenneme varmayacak hiç kimse yoktur. Rabbin için bu, kesin olarak hükme bağlanmış bir iştir. Sonra Allâh (c.c.)’a karşı gelmekten sakınanları kurtarırız da zalimleri orada diz üstü çökmüş hâlde bırakırız.” (Meryem s. 68-72)
(Ahmet Gelişgen, Kur’ân’dan Öğütler-2, 90.s.)

25Ara 2020

Kuran’ı Tefsir Edebilmenin Şartları

Kuran’ı Tefsir Edebilmenin Şartları. Kuran-ı Kerim’i tefsir edebilmenin şartlarını sizler için derledik.

Aşağıdaki 15 ilme sahip olmaksızın Kur’ân-ı Kerîm’i tefsire kalkışmak caiz değildir. Kim bunları bilmeden tefsir ederse, kendisinden nehy olunan rey ile tefsir etmiş olur.

  1. Lügat ilmi: Bu ilimle, kelimenin o dilde ifade ettiği mânâlar bilinir. Mücahit (r.a.), “Allâh (c.c.)’a ve ahiret gününe inanan, Arapça’yı bilmeyen kimsenin Kur’ân’ı tefsir etmesi haramdır.” der. 2-3. Sarf ve Nahiv ilmi: Arapça dilbilgisinin inceliklerini bildirir. 4. İştikak ilmi: Kelimelerin hangi köklerden türediği üzerinde durur. 5. Maâni ilmi: Cümleye güzel bir mânâ kazandırmak gayesi ile cümle kuruluşunun inceliklerini öğretir. 6. Beyan ilmi: Cümlenin ifade ettiği açık veya gizli mânaları, değişik üsluplarla kullanmadaki incelikleri öğretir. 7. Bedi ilmi: Söz sanatları üzerinde durur. Müfessir, Kur’an’ın ifadesindeki mucizelik yönlerini de bilmelidir. İ’cazı bütün yönleriyle bilmek, Allâh (c.c.) kelâmındaki inceliklere muttali olarak tefsir etmek demektir. 8. Kıraat ilmi: Bu ilim sayesinde, Kur’ân’ın kıraat incelikleri bilinir. Muhtemel kıraat vecihleri arasında tercih yapılır. 9. Usul-i Din (Kelâm ilmi): Bu ilim, Allâh (c.c.)’a isnadı caiz olmayan sıfatlar ihtiva eder gibi görünen âyetleri, zahiri manadan ayırarak tefsir etmeyi öğretir. Kelâm uleması bu gibi ayetleri tevil eder. Allâh (c.c.)’a isnâdı mümkün olmayan, vacip veya caiz olan manalarla delil getirir. 10. Usul-i Fıkıh ilmi: Âyetlerden hüküm çıkarmak ve istinbatta bulunmak üzere, delil getirmeyi öğretir. 11. Esbâb-ı Nüzul ilmi: Sebebi nüzul ile ayetin hangi konuda ve kimin hakkında nazil olduğu bilinir. 12. Nâsih ve Mensuh ilmi: Biri diğerinin hükmünü kaldıran ayetleri bildirir. 13. Fıkıh ilmi. 14. Mücmel ve mübhemin tefsirini beyân eden (âyetleri açıklayan) hadisleri bilmek gerekir. 15. İlm-i Mevhibe: Bu, bilgisi ile amel edene Allâh (c.c.) tarafından verilen ilimdir. Nitekim: “İlmi ile amel edene, Allâh (c.c.) bilmediğini öğretir” hadîsinde buna işâret olunur.
    (Hadimi, Berika-Tarîkat-ı Muhammediyye Şerhi, 5.c., 49-51.s.)
24Ara 2020

Zamanı Dolu Dolu Yaşamak

Zamanı Dolu Dolu Yaşamak başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

İmâm Evzaî (rh.a.) Hazretleri buyurdu: “Kul, dünyâdaki her ânından kıyamette hesâp ve sorguya çekilecek. Hem de gün gün, saat saat. Bu durumda, Allâhü Te’âlâ Hazretleri’ni anmadığı bir an karşısına çıkınca, pişman olur ve kendini parçalamak ister.” “Bizim, hayatlarına yetiştiğimiz insanlar şöyleydi: Gece uykusundan en erken uyanırlar, sabah namazını vaktinde kılarlar, sonra bir müddet âhiret işlerini, akıbetlerinin (sonlarının) ne olacağını düşünürlerdi. Bundan sonra kendilerini fıkıh (dînî bilgileri) öğrenmeye ve Kur’ân-ı Kerîm okumaya verirlerdi.”

Hace Muhammed Bakibillah (k.s.) Hazretleri, bedenen zayıf olup, dâima abdestli olmaya, daha çok ibâdet ve tâat yapmaya uğraşırdı. Yatsı namazından sonra odasına döner, bir miktâr murakabe ile meşgul olur, âzalarının zayıflığı galebe gösterince, kalkar abdest alır, iki rekât namaz kılar, yeniden otururdu. Bedeninde hâlsizlik ve yorgunluk vâki olunca, tekrar abdest alır, gecenin çoğu böyle geçerdi. “Muhammed Şeybânî (rh.a.) Hazretleri, her gecenin üçte birinde yatar, üçte birinde namaz kılar, diğer üçte birinde de talebesine ilim öğretirdi.” Ebü’l-Hayr Farukî Hazretleri Delâilü’l Hayrat’ın başına tavsiyeleri yazdı: “Seher vaktinde uyanık olup, teheccüt namazı kılmalıdır. Sonra bir müddet Allâhü Te’âlâ Hazretleri’ni zikretmeli, havanın ağarmaya başladığı vakitte ise (camide) sabah namazını kılmalıdır. Bundan sonra İmâm Rabbânî Hazretleri’nin Mektûbât’ını, Mevlânâ Hazretlerinin Mesnevî’sini, İmâm Gazâlî Hazretlerinin İhyâu Ulûmiddîn’ini, Molla Câmî’nin Nefehât’ını ve İmâm Birgivî’nin Tarîkat Muhammediye’sini mütâlâa etmelidir. Yemek yedikten sonra bir müddet kaylule yapmalıdır. Sonra bir miktâr zikirle meşgul olmalı. Her gün en az altı sahife Kur’ân-ı Kerîm okumalıdır. Her talebe planlı ve programlı bir şekilde bu işleri zevkle yerine getirmelidir.”

(Ömer Faruk Hilmi, Sâlihlerin Menkıbeleri, s.70)

23Ara 2020

İlim Öğrenmenin Önemi

İlim Öğrenmenin Önemi. Kul ilimle en yüksek mertebeye varır. Dünya ve ahirette en yüce kemâle erer. İlmî düşünce, oruç tutmaya denktir. İlmî tartışma gece ibâdetine denktir. İlim amelin önderidir. Âmel de ilmin takipçisidir.

Muaz b. Cebel (r.a.) şöyle diyor: “İlmi öğreniniz. Çünkü Allâh (c.c.) için ilim öğrenmek, Allâh (c.c.)’dan korkmaktır. İlim talep etmek ibâdettir. İlmi müzâkere etmek tesbihtir. İlmi araştırmak cihattır. İlmi, öğrenmeyenlere öğretmek sadakadır. İlmi ehline vermek Allâh (c.c.)’a yaklaştırıcı bir ameldir. Çünkü ilim helâl ve haramın nişanlarıdır. Ehl-i Cennet’in yolunun belirtileridir. Vahşet devrinde insana dosttur. Gariplik devrinde insanın arkadaşıdır. Tenhâda insanla konuşan nesnedir. Genişlikte de sıkıntıda da insanın önderidir. Düşmana karşı insanın silahıdır. Dostlar yanında insanın süsüdür. Allâh (c.c.) onunla bazı kavimleri yüceltiyor ve onları hayırda önder ve imâm yapıyor. Onların eserlerinden istifade edilir. İnsanlar onların fiillerine uyar ve onların reyleri kâfi gelir. Melekler onların dostluklarını istemektedirler. Kanatlarıyla onları sıvazlamaktadırlar. Yaş, kuru, hatta denizdeki balıklar, yerdeki haşerat, sahralardaki yırtıcı ve ehlî hayvanlar ilim sahiplerine af talebinde bulunurlar. Çünkü ilim cehâletten ölen kalpleri diriltir. Gözlerin ışığıdır.
Kul ilimle en yüksek mertebeye varır. Dünya ve ahirette en yüce kemâle erer. İlmî düşünce, oruç tutmaya denktir. İlmî tartışma gece ibâdetine denktir. İlimle akraba hakkı gözetir ve iyi kötüden ayırdedilebilir. İlim amelin önderidir. Âmel de ilmin takipçisidir. İlim ancak saadet sahibi kişiye nasip olur. Şâkî ve bahtı kara olanlar ondan nasip alamazlar.
Peygamber (s.a.v.) devrinde iki kardeş vardı. Birisi sanatkârdı. Diğeri de Peygamber (s.a.v.)’in huzurunda durur, ilim öğrenirdi. Sanatkâr, kardeşini Hz. Peygamber (s.a.v.)’e şikâyet etti. Hz. Peygamber (s.a.v.) sanatkâra hitaben “Umulur ki, sen onun sayesinde rızıklanıyorsun.” dedi.
(Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatü’s-Sahâbe, 3.c., 434-435.s.)

22Ara 2020

Namazları Birleştirmek Caiz mi?

Namazları Birleştirmek Caiz mi? başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz: “Özürsüz olarak iki namazı birleştiren (bir namazı vaktinde kılmayıp sonraki vaktin namazıyla kılan bir kimse) büyük günâh kapılarından birine gitmiştir.” diye buyurmuşlardır. (Tirmizî)
Ebû Nuaym (rh.a.)’in rivâyetinde Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz:
“Kim, namazı kasten terk ederse, Allâh onun ismini ateşe girecekler arasında cehennemin kapısına yazar” diye buyurmuşlardır.
Yolcu olunsun, olunmasın; bir vakitte iki vaktin namazını bir arada kılmak caiz değildir. Çünkü Allâhü Te’âlâ: Şüphesiz ki namaz, Müslümânlar üzerine belli vakitlerle farz olmuştur.” (Nisâ s.103) diye buyurmuştur. Bir vakitte iki namazı birleştirmek ise, vakti bozmaktır. Kazâya kalmış namazlar bir vakitte kılınabilir; fakat vakit gelmeden, bir sonraki vaktin namazı, bir önceki vakitte kılınamaz.
Ya’ni bir kimse, öğle namazını, vaktin sonuna kadar te’hîr ederek, kılar. Biraz sona ikindi namazı vakti girer, ikindi namazını da, ilk ve âhir vakitlerden birinde kılar. Fakat ikindi vakti girmeden ikindi namazını kılmak caiz değildir! Biz Hanefîlere göre de, ancak Arafat’ta, öğle ile ikindiyi öğle vaktinde; Müzdelife’de, akşam ile yatsıyı yatsı vaktinde bir arada kılmak caizdir.
İmâm Ahmed ve Taberânî şu hadîs-i şerîfi rivâyet ederler: Resûlullâh (s.a.v.): Rabbiniz azze ve celle şöyle buyurur: “Namazını vaktinde kılan, namazlarına devam eden, namazın önemini hafife alıp zayi’ etmeyen kişiyi cennete sokacağıma söz veriyorum” buyurmuşlardır.
(Mevkûfâti, Mültekâ Şerhi, 1.c., 111-122.s.)

21Ara 2020

Abdestin İnsan Vücuduna Faydaları

Abdestin İnsan Vücuduna Faydaları. Abdestte azalar yıkanırken BAN faaliyete geçer, agresi noktaları denge kazanır. Bu sebeple abdestteki sırayı bozmamaya özen göstermek gerekir.

İnsan vücûdu üzerinde yaklaşık 700 Biyolojik Aktif Nokta (BAN) bulunur. Bunlardan 66 tanesi “Agresi Noktası” olarak adlandırılan ekstra aktif noktalardır. 66 Agresi noktasından 61’i abdest azalarında yer almaktadır. Abdestte azalar yıkanırken BAN faaliyete geçer, agresi noktaları denge kazanır. Bu sebeple abdestteki sırayı bozmamaya özen göstermek gerekir. Yüz yıkanırken mide, bağırsaklar, safra kesesi, idrar yolları, sinir sistemi ve üreme organları uyarılmış olur. Kollar yıkanırken, bağırsaklar, kalp, akciğerler, üreme organları, idrar yolları ve kan dolaşımı uyarılır. Kulaklar, yaklaşık 100 BAN’ın yer aldığı ve hemen hemen bütün organlarla bağlantılı olan bir komuta merkezidir. Kulaklar meshedilirken bütün organlar uyarılmış olur. Ayaklar yıkanırken hormon dengesini sağlayan, büyüme ve üremeyi kontrol altında tutan hipofiz, böbrekler ve hemen hemen bütün organların faaliyetini etkileyen BAN uyarılır.
Abdestte akupunktur noktalarının uyarılmasıyla vücutta enerji ve kan dolaşımı kolaylaşır, vücudun direnci artar, bağışıklık sistemi güçlenir. Ateş yükselince soğuk su ile abdest almak, ateşi 1,5-2 derece kadar düşürür.
Abdest tansiyonu düşürür, baş ağrısını hafifletir, uyuklamayı, yorgunluğu ve öfkeyi giderir. Soğuk su kullanmak, abdestin ve guslün faydalarını artırır. Peygamberimiz (s.a.v.) Ashâbı (r.a.e.)’e abdest için ılık su tavsiye ederdi.
Her abdestte misvâk kullanmak çok önemlidir. Misvâk dişlerden ziyade diş etleri için önemlidir. Çünkü her bir dişin dibinde farklı organlarla bağlantılı ikişer akupunktur noktası bulunur. Misvâk akupunktur noktaları vasıtasıyla, diş etlerine 28 sinirle bağlanan beynin, 5 duyu organı ve sinüslerin, kasların, iç organların ve üreme organlarının işlevini dengeler. Misvâk kaslarda ağrıyı azaltır, dişeti hastalıkları ve diş çürümelerini önler. Ağızdaki zararlı mikropları öldürür, faydalıların yaşamını kolaylaştırır, akıl sağlığını ve hafıza kuvvetini son nefese kadar korur. Misvâğın etkisi kullanıldıktan sonra 48 saat süreyle devam eder.
(Aidin Salih, Gerçek Tıp, 116-117.s.)