Mevlana Takviminde Bugün

09Oca 2021

İmam-ı Azam Hakkında Söylenenler

İmam-ı Azam Hakkında Söylenenler başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

İmâm-ı Azâm Ebû Hanîfe (r.a.), şüphe yok ki Tâbiîn’dendir ve Allâhü Te‘âlâ’nın: “Bir de onlara, ihsân (sâlih ameller) ile ittibâ edenler var ya, Allâh onlardan râzı olmuştur, onlar da Allâh’tan râzı olmuşlardır” (Tevbe s. 100) kavline dâhildir.
Kâdî Ebû Yûsuf (r.a.), kendisi hakkında: “Hadîsin tefsîrini, İmâm-ı Azâm Ebû Hanîfe (r.a.)’dan daha iyi bilen bir kimse görmedim” demiştir.
Yezîd ibn Hârûn (r.âleyh) ise şöyle demiştir: “Bin kişiye yetiştim, onların çoğundan hadîs yazdım; aralarında beş zâttan daha fakîh, daha fazla verâ sahibi ve daha âlim bir kimse görmedim, onların birincisi, Ebû Hanîfe (r.a.)’dir.”
Abdullah ibn Dâvud el-Hureybî: “Müslümanlar üzerine, namazlarında Allâhü Te‘âlâ’ya, Ebû Hanîfe (r.a.) için duâ etmeleri vâcibdir” demiştir. Çünkü o sünnetleri ve fıkhı muhâfaza etmiştir.
Halef ibn Eyyûb (r.âleyh) şöyle dedi: “İlim, Allâhü Te‘âlâ’dan Peygamber (s.a.v.)’e geldi, sonra O (s.a.v.)’in Ashâbına, sonra Tâbiîn (r.a.e.)’e, sonra da İmâm-ı Azâm Ebû Hanîfe (r.a.) ve ashâbına intikal etti.” Şurası açıktır ki o zaman ilim olarak yalnızca Kur’ân ve hadîs ilmi mevcuttu. Dolayısıyla o zamanda insanların en âlim olanı, Kur’ân ve hadîsi en iyi bilen kimse idi.”
Ümmet, İmâm-ı Azaâm Ebû Hanîfe (r.a.)’in fakîh, müctehid ve fıkıh husûsunda büyük bir imâm olduğunda icmâ etmiştir.
Mis’ar (r.âleyh): “Kim, Ebû Hanîfe (r.a.)’i, kendisiyle Allâh (c.c.) arasında vâsıta kılarsa korkudan emîn ve kendisi için de ihtiyâtı ihmâl etmemiş olacağını ümîd ederim” demiştir.

(Eşref Ali et-Tehanevî, Hadislerle Hanefi Fıkhı-Mukaddime I, s.152-156)

08Oca 2021

Fatiha Suresinin Fazileti

Fatiha Suresinin Fazileti. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir: “Fatiha Sûresi her türlü zehre karşı şifa (ilaç)dır.”

Salebi, Hz. Ali (r.a.)’in şöyle dediğini rivâyet etmiştir. “Fatiha sûresi, Arşın altındaki hazinelerden inmiştir.” Yine Sa’lebî, Amr b. Şurahbil’in şöyle dediğini rivâyet etmiştir. “Kur’ân’dan ilk nazil olan Fatiha Sûresi’dir.” Çünkü vahyin başlangıcında Hz. Peygamber (s.a.v.), Hz. Hatîce (r.a.)’e gizlice şöyle dedi: “Bana bir şeyin karışmasından (yani aklıma bir halel gelmesinden) endişeleniyorum.” Bunun üzerine, Hz. Hatice (r.anhâ), “O nedir?” dedi. Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle dedi: “Yalnız kaldığımda, “oku” diye bir ses duyuyorum.” Sonra Hz. Peygamber (s.a.v.) Varaka b. Nevfel’e gitti ve bu durumu ondan sordu. O, Peygamber (s.a.v.)’e şöyle dedi: “Sana ses geldiğinde dur.” Böylece Cebrail (a.s.), Hz. Resûl (s.a.v.)’e geldi ve “Bismillahirrahmanirrahim. El-hamdü lillahi rabbi’l-alemin” de dedi.
Ebû Sa’id el-Hudrî (r.a.)’dan, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir: “Fatiha Sûresi her türlü zehre karşı şifa (ilaç)dır.”
Huzeyfe b. el-Yemânî (r.a.)’dan, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir: “Bir kavme Cenâb-ı Hâkk, kesinkes hükmedilmiş azabını gönderir. Ancak, onların çocuklarından birisi mektepte “El-hamdü lillahi rabbi’l-âlemîn” diye okuyunca, Allâhü Te‘âlâ bunu duyar. Bu sebeble onlardan azabını kırk yıl kaldırır.”
Hz. Hüseyin (r.a.)’dan şöyle dediği rivâyet edilmiştir: “Cenâb-ı Hâkk gökten yüzdört kitap indirdi. Bunların yüzünün bilgisini, Tevrat, İncil, Zebur ve Furkân’a koydu. Sonra bu dört kitabın taşıdığı ilimleri Furkân’a (Kur’an’a); Furkân’ın ilimlerini, Mufassal sûrelere; Mufassal sûrelerin ilimlerini Fâtiha’ya koydu. Kim Fatiha Sûresi’nin tefsirini bilirse, Allâh (c.c.)’un indirdiği bütün kitapların tefsirini bilmiş olur. Kim Fatiha Sûresini okursa, sanki Tevrat, İncil, Zebur ve Furkân’ın tamâmını okumuş gibi olur.”
(Fahruddîn Er-Râzî, Tefsîr-i Kebîr Mefâtîhu’l-Ğayb, c.1, s.252-253)

07Oca 2021

Nebi Efendimiz’i Sevmenin Alametleri

Nebi Efendimiz’i Sevmenin Alametleri başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Nebî (s.a.v.) Efendimiz’e tâbî olmak için sünnetini iyi bilmek gerekir. Resûlullâh (s.a.v.)’in sünnetini de muhakkikiyn ûlemadan, müçtehid ûlemadan öğrenmek gerekir. Meselâ İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe (r.a.) hazretleri, Nebî (s.a.v.) Efendimiz’i gerçekten seven bir mü’minde şu vasıfların olması gerektiğini söylemiştir:

  1. Resûlullâh (s.a.v.)’in sünnetine her hususta tam olarak ittiba edilmelidir. Hâkk Te‘âlâ hazretleri; “Andolsun, Allâh’ın Resûlü’nde sizin için; Allâh’a ve âhiret gününe kavuşmayı uman, Allâh’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.” (Ahzâb s. 21) Yani Resûlullâh (s.a.v.), bizim için örneklerin en mükemmelidir. Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz bizlere gecesiyle ve gündüzüyle apaydınlık bir din bırakmıştır, her şeyi öğreterek bu dünyadan darü’l bekâya teşrif etmiştir. Hayatın her safhasında Nebî (s.a.v.)’in sünnetine uygun olarak yaşamaya gayret sarfedilmelidir. 2. Resûlullâh (s.a.v.)’in her sözü kabul edilip hükmüne uyulmalı, her meselede Resûlullâh (s.a.v.)’in hakemliğine başvurulmalıdır. Cenâb-ı Hakk, Kur’ân-ı Kerim’de; “Allâh ve Resûlü bir iş hakkında hüküm verdikleri zaman, hiçbir mü’min erkek ve hiçbir mü’min kadın için kendi işleri konusunda tercih kullanma hakları yoktur. Kim Allâh’a ve Resûlü’ne karşı gelirse, şüphesiz ki o apaçık bir şekilde sapmıştır” (Ahzâb s. 36) buyurmuştur. 3. İnsanlar arasında Resûlullâh (s.a.v.)’in dîni olan İslâm’ı yaymaya ve tevhid bayrağını yüceltip, putperestliği ortadan kaldırmaya çalışılmalıdır. 4. Emr-i bi’l ma’ruf nehy-i anil münker yapmak. Yani doğruyu emretmeli, kötülükten sakındırmalıdır. 5. Mü’min, Nebî (s.a.v.)’in yüce ahlâkıyla ahlâklanmaya çalışmalıdır. 6. Nebî (s.a.v.)’e daima salât-ü selâm getirmelidir. 7. Nebî (s.a.v.)’in huzurunda yüksek sesle konuşmamalıdır. Resûlullâh (s.a.v.)’in huzurunda yüksek sesle konuşmama ifadesi ile belirtilen edeblerden birisi de Nebî (s.a.v.) Efendimiz bir hüküm verdiği zaman hiçbir yorum yapmadan sessizce dinlemektir.
    (Ömer Muhammed Öztürk, Sohbetler, c.2, s.34)
06Oca 2021

Helal Kazanç Farzdır

Helal Kazanç Farzdır. İslam büyükleri helal kazanç üzerinde çok dururlardı. Çünkü helal kazanç Cenab-ı hakkın emriydi. Müminun suresi, 52. âyetinde mealen, “Ey Peygamberlerim. Helal ve temiz yiyiniz ve bana layık ibadetler yapınız!” buyuruldu. 

O Allâh ki, insanı kuru balçıktan ve en güzel bir sûrette yarattı. Sonra da ilk gıdasını, kan ile pislik arasından çıkan, temiz süt ile temin etti. Daha sonra, temiz ve çeşitli gıdalarla onu besledi; zayıflık ve düşüklükten korudu. Bundan sonra da düşmânı olan şehvetini, helâl kazanca mecbûr tutmakla, istediği gibi sağa sola saldırmaktan alıkoymak sûretiyle onu kahır galebesine aldı. Bu sûretle de, kanın cereyânı gibi, insana nüfûz eden ve insanı sapıtmak için paçaları sıvayan şeytânın askerini hezimete uğrattı. Helâl nafakanın kuvvet ve galebesi onun hareket ve cereyân yollarını daralttı. Çünkü şeytânı damarların içlerine kadar nüfûz ettiren şehvet, helâl zincirine vurulduğu için, şeytân da yardımcısız, perişan ve rezîl olarak ortada kaldı.
“Helâl nafaka temini her müslümân üzerine farzdır” buyrulmuştur. Hadis’i, İbn Mes’ûd (r.a.) rivâyet etmiştir. Bu, helâl nafaka temini akılların anlamakta en çok isyân ettiği ve âzalara en ağır gelen bir fariza olduğu için, ilim ve amel, yâni bilip, tatbik etmek bakımından tamâmen kayboldu. Bu helâl ilmindeki incelikler onun tatbikinin yok olmasına sebeb oldu. Zirâ bâzı câhil âlimler artık bu zamânda helâlin ortadan kalktığını, helâli bulmak şöyle dursun, ona giden yolun bile kaybolduğunu, helâl olarak akar sular ile meralarda biten otlardan başka bir şey kalmadığını, diğerlerini ise saldırgan ellerin kirlettiğini ve bozuk muâmelelerin çürüttüğünü zannettiler. Yalnız su ve ot ile geçim olamayacağına göre, harâmda müsâmahadan başka bir çâre görmemiş, dinin bu kutbunu kökünden atmış ve helâl ile harâm arasında bir fark gözetmemiş oldular.
Bu görüş, hakikatten çok uzak bir görüştür. Çünkü helâl de açık ve meydânda, harâm da. Ayrıca bunlann arasında bâzı şüpheli şeyler vardır. Hâl ve vaziyet ne kadar değişirse değişsin, bu üçü (helâl, harâm ve şüpheliler) birbirinden ayrılmaz.
(İmâm-ı Gazâlî (r.âleyh), İhyâu Ulûmi’d-dîn, c.2, s.231-232)

05Oca 2021

Özetle Ehli Sünnet İtikadı

Özetle Ehli Sünnet İtikadı. Ehl-i sünnet, Peygamberimiz (asm) ve sahabeyi örnek kabul eden Müslüman toplumunun büyük bir kısmına denir. Sünnete bağlı olduğu ve cemaat ruhundan ayrılmadığı için Ehl-i Sünnet ve’l-cemaat” adıyla da anılır.

Allâh (c.c.)’dan başka ilâh yoktur. Bütün kemâl sıfatlarıyla muttasıftır. Bütün noksan isimlendirmelerden de münezzehtir. Allâh (c.c.)’un dişilik erkeklik düşünülmemek kaydiyle melekleri vardır. Kur’an Allâh (c.c.)’un kelâmıdır. Mahlûk değildir. Âhiret hayatı haktır. Cesedler haşrolunur, ruhlar yerine döner. Aynı şekilde cezâ, hesap, sırat ve mizân da haktır.

Cennet, cehennem de yaratılmış haldedir. Yani cennet ehli cennette, kâfirler ise cehennemde ebedi kalırlar. Müslim olan ise, büyük günâh işlemiş olsa bile ebedi cehennemde kalmaz, en sonunda cennete gider. Küçük günâhların bağışlanması ise tevbesiz de olsa caizdir.

Başta Resûlullah (s.a.v.) olmak üzere Allâh (c.c.)’un izin vereceği herkesin şefâatı da caizdir.Kabir azâbı haktır. Münker ve Nekir’in suâli haktır. Peygamberlerin mucizelerle desteklenerek gönderilmesi haktır ve Adem (a.s.)’dan son Peygamber (s.a.v.)’e kadar bu olmuştur. Ondan sonra da peygamber gelmeyecektir. Resulûllah (s.a.v.)’den sonra hak imâm Ebubekir Sıddık (r.a.)’dır. İmâmeti (Halifeliği) icma ile sabittir.

Resûlullah (s.a.v.)’den ise herhangi bir kimsenin imamete tahsisine dair nass yoktur. Ondan sonra Ömer’ül-Faruk, sonra Osman Zi’n-Nureyn ve Aliyylül-Mürteza (r.a.e.) gelir. Üstünlük sıraları da aynı sıraya göredir. Evliyanın kerâmetleri haktır.Küfür, imânın zıddı ve yokluğudur. Öyleyse, hiçbir kıble ehli küfürle itham edilemez. Ancak Resûlullah (s.a.v.)’in bildirdiği ve ister istemez herkes tarafından bilinecek şeylerden birini inkâr veya üzerine icma-i ümmet yani kesinleşmiş esaslardan vaki olan bir şeyi inkar, ya da haramları helâl saymakla kişi küfre girer. Bunun dışındaki şeyleri inkâr eden ise bid’atçı olur, kâfir denmez.

Kadere imân haktır. Allâh (c.c.) ne dilerse o olur, neyi ki dilemedi o olmaz. Küfür ve günâh onun yaratması ve iradesi ile gerçekleşir, rızasıyla değil.

(Adûdüddin el-îcî, Akaidi Adudiyye, s.160-163)

04Oca 2021

Kur’an-ı Kerim’de Beş Vakit Namaz

Kur’an-ı Kerim’de Beş Vakit Namaz. Cenâb-ı Allâh, Kur’an-ı Kerim‘de önce gece ve gündüzün ibâdetler için önemini daha sonra da bazı namaz vakitlerini belirtiyor.

Cenâb-ı Allâh gece ve gündüz yapılacak ve tekrar edilecek namaz ibâdetlerimizi birçok âyette bizlere bildirmiştir.
Allâh (c.c.) şöyle buyurmuştur: “Öğüt almak veya şükretmek isteyen kimseler için, gece ile gündüzü birbiri ardınca getiren O’dur.” (Furkan s. 62)
“Gündüz vakti, sana uzun bir meşguliyet vardır. Râbbinin adını an. Tam ihlâs ile O’na yönel.” (Müzemmil s. 7-8)

“Sabah akşam, Râbbinin ismini zikret. Gecenin bir kısmında O’na secde et. (Akşam ve yatsı namazına devam et) Gecenin uzun bölümünde ise, O’nu tesbih et. (Teheccüd namazını kıl.)” (İnsan s. 24-25)
Cenâb-ı Allâh, bu âyetlerle önce gece ve gündüzün ibâdetler için önemini daha sonra da bazı namaz vakitlerini belirtiyor.
“Güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini hamd ederek tesbih et. (Yani sabah, öğle ve ikindi namazlarını kılmaya devam et.) Gecenin bir bölümünde ve secdelerin ardından da O’nu tesbih et (Yani akşam, yatsı ve teheccüd namazlarına devam et).” (Kaf s. 39-40) Bu âyetlerle Cenâb-ı Allâh beş vakit namazı ve teheccüd namazını belirtmiştir.
“Ey Resûlüm! Gecenin bir kısım saatleri ile gündüzün iki ucunda da onu tesbih et ki, sen Allâh’tan razı olasın, O da senden.” (Tâhâ s. 130) Burada da “gündüzün iki ucunda” ifadesiyle, önemine binaen sabah ve akşam namazlarına dikkat çekilmiştir.
“Haydi, siz akşama ulaştığınızda akşam ve yatsı vaktinde, sabaha kavuştuğunuzda, gündüzün sonunda ve öğle vaktine eriştiğinizde Allâh’ı tesbih edin, namaz kılın. Bilin ki göklerde ve yerde hâmd, O’na aittir.” (Rum s. 17-18) Yine bu âyetlerle beş vakit namaz Cenâb-ı Allâh tarafından açık bir şekilde emredilmiştir.
(Ebû Tâlib El-Mekkî, Kûtu’l Kulûb, c.1, s.87-88)

03Oca 2021

İslam Temizlik Dinidir

İslam Temizlik Dinidir. İslam temizlik dinidir. Namaz kılacak insan da temiz olmalıdır. Kan, meni, idrar ve büyük abdest gibi pisliklerin çıkmış oldukları yerleri temizlemek gerekir.

İslâm kâmil bir temizlik dînidir. Namaz kılacak insan da temiz olmalıdır. Kan, meni, idrar ve büyük abdest gibi pisliklerin çıkmış oldukları yerleri temizlemek gerekir ki, buna “İstincâ” denir. Bu temizleme, avret (haram) yerlerini yabancılara göstermeksizin su ile yapılır.
Erkekler küçük abdest bozduktan sonra sonra, sızıntı ve son damlaların kesilmesini beklemeleri gerekir ki, buna “İstibrâ” denir, vacîbdir. İstibrâ usulü her insanın bünyesine göre değişiktir. Bekleyerek, biraz yürüyerek, ayakları hareket ettirerek ve öksürerek yapılır, kesildiğine kanaat getirince, istincâ (su ile yıkama) yapılır. “İstincâ”da temizliğe fazla dikkat edip idrar ve benzeri pislik eseri bırakmamaya “İstinkâ” denir, istinca’dan sonra ayağa kalkmadan temiz bir bez parçası (veya benzeri birşeyle) ile veya sol el ile kurulanmalıdır. Böylece temizlik için kullanılan suyun kalıntılarını gidermeye çalışmalıdır.
Bir hadîs-i şerîfte şöyle buyurulmuştur: “İdrardan çok korununuz; çünkü kabrin bütün azâbı ondandır.” Bunun için idrardan son derece sakınmalı ve temizliğe dikkat etmelidir.
Kadınlara “istibrâ” gerekmez. Onların bir müddet beklemeleri yeterlidir. Ondan sonra istincâ edip abdest alabilirler. İstincâ ile istibrânın bazı edebleri vardır. Onlar da şunlardır:
Helâya girerken “Allâhım! Pislikten ve pis olmaktan sana sığınırım” diye duâ edilir. Helâya sol ayakla girilir ve helâdan sağ ayakla çıkılır. Helâda kıble doğrultusunda oturulmamalıdır. Helâda iken konuşmamalı, din ve dünya işleri düşünülmemelidir. Avret yerine ve çıkan pisliklere bakmamalıdır. Tükürülmemelidir.
(Ömer Nasûhî Bilmen, Büyük İslâm İlmihâli, s.70-71)

02Oca 2021

Peygamber Efendimiz’e Salavat Getirmek

Peygamber Efendimiz’e Salavat Getirmek. Peygamber Efendimiz buyuruyor: Kim bana bir kerre salât ederse Allâh (c.c.) ona on salât eder. Onun on günâhını afveder. Derecesini de on kat yükseltir.

Bazı hadîs-i şerîflerde şöyle buyurulmuştur: “Cenâb-ı Allâh’a razıyen mülâki olmak arzusunda bulunanlar (Allâhü Te‘âlâ’ya, O’nun razı olduğu halde kavuşmak isteyenler) bana çokça salâvat göndersinler.” “Tahkîka sizden bana en yakın olan kimse beni salât-u selâm ile çokça yadeden, ananlardır (Bana çokça salâvat getirenlerdir.)” “Kim bana bir kerre salât ederse Allâh (c.c.) ona on salât eder. Onun on günâhını afveder. Derecesini de on kat yükseltir.” (Buhârî) “Hakikât, Allâhü Te‘âlâ’nın yeryüzünde seyahat eden öyle melekleri vardır ki, onlar ümmetimden bana olan selâmı ulaştırırlar.” (Ahmed b. Hanbel)“Cimri o adamdır ki, yanında anılırım da bana selât etmez.” (Tirmîzi)
Yüce Allâh, Kur’ân-ı Kerim’de: “Gerçekten, Allâh ve melekleri peygambere salât ederler. Ey imân edenler, siz de O’na salât ediniz, selâm veriniz.” (Ahzab s. 56) buyurmuştur.
Ashâb (r.a.e.)’den Ka’b bin Ucre (r.a) der ki: “Resûlullâh (s.a.v.) yanımıza çıkınca kendisine “Yâ Resûlullâh (s.a.v.). Sana salât-u selâm getirilmesi gerektiğini öğrendik ama, sana salât-u selâmı nasıl getireceğiz?” dedik. Resûlullâh (s.a.v.):
“Allâhümme salli âlâ Muhammedin ve âlâ âli Muhammedin kemâ salleyte âlâ İbrâhime ve âlâ âli İbrahim. İnneke hamîdün Mecîd. Allâhümme bârik âlâ Muhammedin ve âlâ âli Muhammedin kemâ berakte âlâ İbrâhime ve âlâ âli İbrahim inneke hamidün Mecîd. (Ey Allah’ım. İbrahim’in âline salât buyurduğun, dünyada, ahirette onların şan ve şereflerini yücelttiğin gibi, Muhammed’e ve âline de salât buyur Onların da dünyada ve ahirette şan ve şereflerini yücelt. Muhakkak ki sen hamd edilmeğe lâyıksındır, yücesindir. Ey Allah’ım, İbrahim’in âline bereket verdiğin gibi, Muhammed’e ve âline de bereket ver. Muhakkak ki sen hamd edilmeğe lâyıksındır. Yücesindir.) deyiniz” buyurdu.”
(Asım Köksâl, İslâm Tarihi, c.11, s.116-117)

01Oca 2021

Besmelenin Bereketleri

Besmelenin Bereketleri başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Müslümanın bir işe başlarken Besmele çekmesi, “Ben bu işi kendim için değil Allâh (c.c.) adına, onun emriyle ve ancak onun için yapıyorum” demektir.
Peygamberimiz (s.a.v.), “Besmele her kitabın anahtarıdır. Besmele ile başlanmayan her meşrû iş kesik (bereketsiz)dir” (Beyhakî) buyurdular. Yine buyurdular ki: “Cebrail (a.s.) bana vahiy getirdiğinde ilk indirdiği şey
Bismillâhirrahmânirrahîm’dir.”
Hz. Âdem (a.s.)’a ilk olarak Besmele nazil olunca, “Zürriyetim Besmeleyi okumaya devam ettiği sürece azaptan emin olur” dedi. İbrahim (a.s.), Nemrut kendisini ateşe atmak için mancınığa koyduğunda Besmele okudu. Allâhü Teâlâ ateşi İbrahim (a.s.)’a soğuk ve selâmet eyledi. Hz. Mûsâ (a.s.), Firavun’a ve sihirbazlarına Besmele ile galip geldi. Besmele Süleyman (a.s.)’a indirildiği zaman Melekler ona, “Ey Süleyman! Bugün mülk ve saltanatın tamamlandı” dediler. Hz. Süleyman (a.s.) Besmeleyi neye okusa emrine girerdi. Besmele ile diğer milletlere galip geldi. Hz. Îsâ (a.s.)
ve havariler Besmele okuyarak ferâha erdiler. Hz. Allâh (c.c.) şöyle buyurdu: “Ey Îsâ! Sana hangi âyetin indirildiğini biliyor musun? Bismillâhirrahmânirrahîm emniyet âyetidir. Her durumda onu çok oku. Okumanın ve namazının başı Besmele olsun. Kim namazdan ve
bir şey okumadan önce onu okumaya devam ederse, ölümü kolay olur. Kabirde Münker ve Nekir onu korkutmaz. Kabir onu sıkmaz. O kimse rahmetime kavuşur.
Kabri nurlanır. Kabrinden onu vücudu ve yüzü beyaz olarak haşrederim. Sırat üzerinde onun nurunu tamamlarım. Böylece cennete girer. Kendisine, saadete ve mağfirete kavuştun diye müjde verilir.” Hz. Îsâ, “Yâ rabbi! Bu sadece bana mı mahsustur?” diye sordu. Allâhü Teâlâ, “Sana, sana uyanlara ve senden sonra Ahmed (a.s.)’a ve onun ümmetine mahsustur” buyurdu.
(Muhammed Alâüddin, El-Hediyyetü’l- Alâiyye, s.13-15)

31Ara 2020

Yılbaşı Neyimiz Olur?

Yılbaşı Neyimiz Olur? Yılbaşı neyimiz olur? diye soruyorum… ‘Ramazan Bayramı’mız mı, kandilimiz mi, Kurban Bayramı’mız mı?’ diye sual açmak da yersiz olmazdı. Biz Muharremlerle, Martlarla başlayan yıllar da biliriz, ki hiçbiri böyle şımarıklıkla böyle ayyaşlıkla böyle kumarbazlıkla açılmazdı. Hepsi efendi yıllardı…” (Arif Nihat Asya)

Ramazân Bayramımız mı, Kandilimiz mi, Kurban Bayramımız mı? Biz Muharremlerle, Martlarla başlayan yıllar da biliriz ki, hiçbiri böyle şımarıklıkla, böyle ayyaşlıkla, böyle kumarbazlıkla açılmazdı. Hepsi efendi yıllardı.
Memleketimize, herhalde, Beyoğlu’ndan giren, Haliç’i atlayarak Fatih’lere, Aksaray’lara, sonra Rumeli’ye ve Boğaz’ı aşarak önce Kadıköy’lere, Moda’lara ve sonra Üsküdar’lara ve oradan Anadolu’ya geçen bu bunak neyimiz olur: Babamız mı, dedemiz mi, amcamız mı, yoksa Avrupalılıktan pirimiz mi?
İstanbul’un Tepebaşı’ndan Adana’nın Tepebağı’na kadar her yeri bilen, her yere uğrayan bu moruk kimdir, necidir?
Bir resmine bakarsanız Havarilere, öteki resmine bakarsanız düzenbaz kâhinlere benzeyen bu iskambil papazı, aramızda neyin nesidir… Bunu hiç merak ettiniz mi?
Siz bırakın da ben söyleyeyim onun kim olduğunu: O, Haçlı Seferlerinden kalma bir kılıç artığıdır. O zaman silahla giremediği yerlere, şimdi beyaz sakalıyla saygılar ve sevgiler toplayarak girebiliyor.
O evimize girerken eşeğini kapımızın halkasına bağlayan bir Piyer Lermit’tir…(1) Kardeşlerini mukaddes savaşa hazırlamaktan geliyor.
O, adıyla sanıyla bir misyonerdir ki, şu memlekette ocağına incir dikildikten sonra, kılığını değiştirmiş… Ve bizi avlamaya, kucağında getirdiği oyuncaklarla en can alıcı noktamızdan; çocuklarımızdan başlamıştır.
Bu cömertliğinin karşılığını istemeyecek mi sanıyorsunuz, fedakârlığının sebebini düşünmediniz mi? Bırakın onun hakkından ben gelirim: İşte sakalını çekince gördünüz… Sakalı elimde kaldı ve altından Lüsifer çıktı.(2) Bilirsiniz ki casuslar da kıyafetlerini ekseriya böyle değiştirirler. Bu, mezar beğenmeyen hortlağa ya mezarını gösterin yahut bırakın: Haç’ında çarmıha gereyim onu.
Tehlikeyi sezer de, kendiliğinden gitmeye kalkarsa, çıkarken ceplerini yoklamayı unutmayınız: Muhakkak bir şeyimizi çalmıştır.
1- Piyer Lermit: İlk Haçlı seferinin düzenlenmesinde önayak olan papaz. 2- Lüsifer: Hıristiyan akidesinde şeytanı tasvir etmek için kullanılan bir isim.
(Ârif Nihat Asya, Noel Baba, 1960)