Mevlana Takviminde Bugün

17Eki 2020

Peygamber Efendimize İhsan Edilen Güzellikler

Peygamber Efendimize İhsan Edilen Güzellikler. Gerek yaşayışı ile gerekse hayatı ile insanlığın efendisi olan sevgili peygamberimize İhsan Edilen Güzellikler


Peygamberlik, elçilik, dostluk, muhabbet, seçilme (kendi tarafından), İsra, cemâlini müşahede ettirmek, kendisine yaklaştırmak ve cemalini göstermek, vahiy, şefaat, vesile, fazîlet, yüksek derece, Makâm-ı Mahmud, Burak, Mi’râc, tüm insanlığa peygamber olarak gönderilişi, tüm peygamberlere imâmlık yapması, peygamberlerle tüm milletlerarası tanıklık yapması, Ademoğullarının seyyidi (efendisi) olması, Livaü’l-Hamd (hamd sancağı) kendisine verilmesi, tebşir etme, azabtan korkutma vasfının kendisine ihsân edilmesi, Zi’l-Arş’ın (Arş sahibi olan Rabbinin) nezdindeki yeri ve orada kendisine itaat edilmesi, emanet, hidayet vasıflarına sahip oluşu, âlemlere râhmet olarak gönderilişi, Allâh (c.c.)’un rızasına ve istediğine nail olması, Kevser sahibi bulunması, sözünün dinlenmesi ve geçerli olması, nimetin kendi üzerinde tamamlanması, geçmiş ve gelecek günâhlarının afv edilmesi, sadrının açılması, günâh yükünün sırtından bertaraf edilmesi, şânının yükseltilmesi, zafere kavuşturulması, sükûnetin verilmesi, meleklerle desteklenmesi, Kitab, hikmet, Seb’i mesâni ve Kur’ân-ı Azîm’in kendisine verilmesi, ümmetin tezkiye yetkisi ve Allâh (c.c.)’a duâ etme yeteneğine sahip bulunması, Allâh (c.c.)’un kendisine olan râhmeti, meleklerin kendisi için yaptıkları istiğfarına mazhar olması, Allâh (c.c.)’un kendisine verdiği ilhâm ve kabiliyetle insanlar arasında adaletle hükmetmesi, sayesinde insanlardan ağır ve yorucu manevî yüklerin kaldırılması, ismi ile yemin edilmesi, duâsının kabulü, cemâdat ve hayvanatın kendisiyle konuşması, Allâh (c.c.)’un izni ile ölüleri diriltmesi, sağırları duyurması, parmaklarından suların fışkırması, azı çoğaltma yeteneği, ay’ın inşikakı (ikiye bölünmesi), (İsrâ gecesi) güneşin durdurulması, elindeki asanın bir anda kılıç kesilmesi, düşmanın kalbine korku verilmekle zafere kavuşturulması, Allâh (c.c.)’un inayeti ile bilinmeyen bazı gizliliklere vukufiyeti, bulutun kendisini gölgelemesi, taşların tesbih etmesi, elemleri (kederleri) iyileştirmesi, insanların şerrinden korunması ve benzeri mucizeler ki, sayısını ancak bunları kendisine lütfeden bilir.

(Kadı İyaz, Şifâ-i Şerîf, 64.s.)

16Eki 2020

Kabir Azabı Hakkında Hadisler

Kabir Azabı Hakkında Hadisler. Kabir hayatı (berzah alemi) nedir? Kabir hayatı ve kabir azabı var mıdır? Kabir hayatı ve azabı nasıl olacak?


Zeyd bin Sabit (r.a)’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: “Resûlullâh (s.a.v) Beni Neccar’a âit bir duvarın yanında, katırın üzerinde iken, birden binek koşup neredeyse Resûlullâh (s.a.v.)’i yere düşürecekti. Orada altı veya beş veya dört kabir vardı. Resûlullah (s.a.v) : “Kim bu kabirlerin sahiplerini tanır.” diye buyurdu. Bir adam “Ben bilirim.” dedi Resûlullâh (s.a.v): “Ne zaman öldüler?” deyince “Bunlar şirk üzere öldüler.” dedi. Sonra Resûlullâh (s.a.v) şöyle buyurdu: “Bu ümmet kabirlerinde mutlaka imtihâna çekilirler. Eğer siz ölüleri defnediyor olmasaydınız, Allâh (c.c.)’a duâ edip benim işittiğim kabir azabını size de işittirmesini dileyecektim.”
Câbir (r.a) ‘dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: “Resûlullâh (s.a.v) Beni Neccar’a ait bir hurma bahçesine girdi. Benî Neccârlı bazı adamların (ki cahiliyet döneminde ölmüşler) azap görürken seslerini işitti. Hemen çıkıp sahabelerine kabir azabından Allâh (c.c.)’a sığınmalarını emretti.”
Ebû Said-i Hudri (r.a)’den rivayet edildiğine göre, Resûlullâh (s.a.v) şöyle demiştir: “Kâfirin başına kabrinde doksan dokuz ejderha musallat olur. Kıyâmet kopuncaya kadar, onu ısırırlar.”
Ebû Hüreyre (r.a)’den, rivayet edildiğine göre, Resûlullâh (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Bilir misiniz şu âyeti kerime hangi konuda nazil olmuştur: “Kim zikrimden yüz çevirirse muhakkak ona dar bir geçim vardır.” Sahabeler, Allâh (c.c.) ve Resûlü (s.a.v.) daha iyi bilir dediler. Resûlullâh (s.a.v) buyurdu ki; “O dar geçim, kabir azabıdır. Nefsim kudret elinde olan Allâh (c.c.)’a yemin ederim ki, ona doksan dokuz ejderha musallat olur. Vücudunu şişirirler, onu sokarlar ve kıyâmete kadar cesedini tahriş ederler.”


(İmâm Suyuti, Kabir Alemi)

15Eki 2020

Peygamber Aşığı Padişah II. Mahmud Han

Peygamber Aşığı Padişah II. Mahmud Han. İkinci Mahmud kimdir? Askeri alanda yaptığı ıslahat neydi? İlim, sanat, hayır ve sosyal alanlarda yaptığı ıslahatlar nelerdir? Hepsi ve daha afzlası yazımızda.

Osmanlı Devletinin 30. pâdişâhı olan II. Mahmud’un babası Sultan I. Abdülhamid Han’dır. II. Mahmûd Han’ın ilmi fazla olup, dînî, fennî, teknik, askerî, idârî ve sanat sahalarında kendisini çok iyi yetiştirmişti. Dindar, akıllı, zekî, çalışkan olup, gayret ve azim sâhibiydi. Şâir olup “Adlî” mahlasıyla şiir yazardı. İlim, sanat adamlarına ve eserlerine çok alâka gösterir, onlara kıymet verip, himâye ederdi.

Ülkenin îmârına, ilim, sanat, hayır ve sosyal müesseselerine önem veren İkinci Mahmûd Han, Bâyezîd Yangın Kulesi; Unkapanı ile Azapkapı arasındaki Mahmûdiye Köprüsü; Beylerbeyi ve Çırağan Sarayları; Tophâne’de Nusratiye, Bahçekapı’da Hidâyet, Üsküdar’da Adliye, Arnavutköy sâhilinde Tevfikiye câmileri gibi pek çok eser yaptırdı.

Hz. Hâlid (r.a.)’in türbesini mükemmel tâmir ettirip, iyi bir hattat olduğundan sandukası pûşîdesi üzerindeki yazıyı kendi el yazıları ile yazdı. Tophâne’de Kâdirî Câmii ve tekkesini tâmir ettirdi.


İkinci Mahmûd Han’ın, 1820 senesinde Hücre-i Saâdet’e hediye ettiği şamdanla birlikte gönderdiği aşağıdaki yazı, Osmanlı Sultanlarının Resûlullâh (s.a.v.)’e olan hürmet ve muhabbetlerinin bir vesîkasıdır:


Şamdan ihdâya eyledim cüret yâ Resûlallâh!
Murâdım der-i ulyâya hizmet, yâ Resûlallâh!


Değildir ravdaya şâyeste, destâviz-i nâçizim,
Kabûlünle kıl ihsân u inâyet, yâ Resûlallâh!


Kimim var hazretinden gayrı, hâlim eyleyem i’lam,
Cenâbındandır ihsân u mürüvvet, yâ Resûlallâh!


Dahîlek, el-emân, sad el-emân, dergâhına düşdüm,
Terahhüm kıl, bana eyle şefâ’at yâ Resûlallâh!


Dü-âlemde kıl istishâb bu Han Mahmûd-i Adlî’yi,
Senindir evvel ü âhırda devlet yâ Resûlallâh!


(Rehber Ansiklopedisi, 11.c., 160.s.)

14Eki 2020

Safer Ayının İlk ve Son Çarşamba Gününde Okunacak Dua (Selam Ayetleri)

Safer Ayının İlk ve Son Çarşamba Gününde Okunacak Dua (Selam Ayetleri). Safer, hicrî takvimin Muharrem ayından sonra gelen ikinci ayıdır. Safer ayının uğursuz olduğu ve bu ayda bela ve musibetlerin çokça meydana geldiği şeklinde bir anlayış Cahiliye dönemine ait olup dinimizde yeri yoktur.


E‘ûzü bi’llâhi mine’ş- şeytâni’r- racîm.
Bi-smi’llâhi’r- rahmâni’r- rahîm.
Selâmün ‘aleyküm ketebe rabbüküm ‘alâ nefsihi’r-rah-meh.
Selâmün aleyküm bi mâ-sabertüm feni‘me ‘ukbe’d-dâr.
Selâmün aleykümü’dhulû’l- cennete bi mâ-küntüm ta‘me-lûn.
Ve selâmün ‘aleyhi yevme vülide ve yevme yemûtü ve yevme yüb‘asü hayyen.
Ve’s-selâmü ‘aleyye yevme vülidtü ve yevme emûtü ve yevme üb‘asü hayyen.
Selâmün ‘aleyke se-estağfiru leke rabbî innehû kâne bî hafiyyen.
Ve’s-selâmü ‘alâ meni’t-tebe‘a’l-hüdâ.
Ve selâmün ‘alâ îbâdihî’l-lezîne’stafâ
Selâmün ‘aleyküm lâ-nebteği’l-câhilîn.
Selâmün kavlen min rabbi’r- rahîm.
Selâmün ‘alâ Nûhin fi’l-‘âlemîn, innâ kezâlike neczi’l-muh-sinîn, innehû min ‘ibâdine’l-Mü’minîn.
Selâmün ‘alâ İbrâhîm, innâ kezâlike neczi’l-muhsinîn, innehû min ‘ibâdine’l-Mü’minîn.
Selâmün ‘alâ Mûsâ ve Hârûn, innâ kezâlike neczi’l-muh-sinîn, innehümâ min ‘ıbâdine’l-Mü’minîn.
Selâmün ‘alâ İlyâsîn, innâ kezâlike neczi’l-muhsinîn, innehû min ‘ibâdine’l-Mü’minîn.
Ve selâmün ‘ale’l-mürselîn.
Selâmün ‘aleyküm tıbtüm fe’dhulûhâ hâlidîn.
Selâmün hiye hattâ matla‘i’l-fecr.


Safer Ayı Duası


“Allâhümme bârik fî şehri’s-saferi va’htim le-nâ bi’s-sa‘â-deti ve’z-zafer.”


(Ömer Muhammed Öztürk, İbâdet Takvimi ve Duâlar, 33-36.s.)

13Eki 2020

Safer Ayı Namazı ve Duaları

Safer Ayı Namazı ve Duaları. Safer ayında ne yapılır? Safer ayında okunacak dualar neler? İşte Safer ayında yapılması gereken ibadetler


Safer ayının ilk ve son çarşamba gecesi, gece yarısından sonra yeryüzüne inecek belâlardan Allâh (c.c.)’un izniyle korunmak için imsâkten önce dört rek‘at nâfile namâzı kılıp Fâtiha’dan sonra zamm-ı sûre olarak, birinci rek‘atte 17 “Kevser”; ikinci rek‘atte 5 “İhlâs”; üçüncü rek‘atte 1 “Felâk”; dördüncü rek‘atte 1 “Nâs” sûrelerini okuyup selâmdan sonra duâ edilecektir. Safer’in son Çarşambası’nın gecesi veyâ gündüzü iki rek‘at namâz kılıp birinci ve ikinci rek‘atte Fâtiha’dan sonra 11’er “İhlâs” okunacak. Namâzdan sonra 7 def‘a istiğfâr edilecek ve el kaldırıp 11 def‘a Salât-ı Münciye ve sonlarında “İnneke ‘alâ külli şey’in kadîr” okunacaktır. Bu duâlarda, “Allâhü Te‘âlâ’nın, kendimizi, âile fertlerimizi ve bütün mü’minleri gökten inen, yerden gelen ve bütün belâlardan muhâfaza buyurması” için niyâz edilecektir. Yine Safer ayının son Çarşamba gecesi veya gündüzü iki rek’ât namaz kılınıp, birinci rek’atta Fâtihâ’dan sonra 7 “Kadir”, ikinci rek’atta Fâtihâ’dan sonra 5 “Kevser” okunacaktır.


Salat-ı Münciye:


“Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammed. Salâten tüncînâ bihâ min cemî‘il ahvâl-i vel-‘âfât ve takdî lenâ bihâ cemî‘al hâcât ve tütahhirünâ bihâ min cemî‘i’s-seyyiât ve terfe‘ûnâ bihâ a‘le’d-derecât ve tübelliğunâ bihâ aksal-gâyât min cemî‘i’l-hayrâti fi’l-hayâti ve ba‘de’l-memât.”


Safer Ayının İlk ve Son Çarşamba Gününde Okunacak Dua

Bi’smi’llâhi’r-rahmâni’r-rahîm

“Allâhümme salli alâ Muhammedin abdike ve nebiyyike ve resûlike ve alâ âlihî ve bârik ve sellim. Alâhümme innî e’ûzü bike min şerri hâze’l yevmi ve min külli şirretin ve belâin ve beliyyetin-i’lletî fîhi ve yekûnü fî ‘ilmike yâ Dehru, yâ Deyhâru, yâ Keynânü, yâ Keynûnü, yâ Evvelü, yâ Ebedü, yâ Mübdiü, yâ Mu’îdü, yâ Ze’l-celâli ve ikrâm. Yâ Ze’l-arşi’l mecîdi ente tef’alü mâ türîdü. Allâhümma’hrüsnî bi-aynike’lletî lâ-tenâmü fî nefsî ve mâlî ve evlâdî ve dînî ve dünyâye’lletî’btelânî bi-suhbetihim bi-hurmeti’l ebrâri ve’l- ahyâri bi-rahmetike yâ Azîzü, yâ Ğaffâru, yâ Kerîmü, yâ Settâru, bi-rahmetike yâ Erhame’r Râhimîn. Allâhümme şedîdü’l kuvâ yâ Şedîdü, yâ Azîzü, yâ Kerîmü, yâ Kebîru, yâ Müteâlü! Zelleltü bi-ızzetike, cemî’ı halkike yâ Muhsinü, yâ Mücmilü, yâ Mütefaddilü, yâ Mün’imü, yâ Mükrimü lâilâhe illâ ente. Allâhümme yâ Latîfü letafte bi-halki’s semâvâti ve’l-ardı ültuf binâ fî kadâike ve âfinâ min belâike ve lâ-havle ve lâ- kuvvete illâ bike bi-rahmetike yâ Erhame’r Râhimîne. Hasbüna’llâhü ve ni’mel vekîl lâhavle ve lâ-kuvvete illâ bi’llâhi’l Alîyyi’l Azîm. Ve sallallâhu alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim.”


(Ömer Muhammed Öztürk, İbâdet Takvimi ve Duâlar, 31-35.s.)

12Eki 2020

Hanefi Mezhebi’nin Ortaya Çıkışı

Hanefi Mezhebi’nin Ortaya Çıkışı. Hanefi mezhebi nedir? Hanefi mezhebi imamı Ebu Hanife kimdir? Hanefi mezhebi nasıl ortaya çıktı? Hanefi mezhebine dair merak edilenleri derledik.


Hanefî Mezhebi istişâre esasına dayandırılmıştır. Ebû Hanîfe meseleleri tek tek ortaya atar, öğrencilerini dinler, kendi görüşünü söyler ve onlarla konuyu bir ay hattâ daha fazla süreyle münâkaşa ederdi. Meselenin incelenmesinde hazırlığı olan ve ictihat derecesinde bulunanlar da düşünce ve ictihatlarını söyledikten sonra, bu mesele hakkında müzâkere bitmiş sayılır ve sıra Ebû Hanîfe’ye gelirdi. O, meseleyi yeniden izah ve tasvir ettikten, kendi delillerini ve ictihadını ortaya koyduktan, gerekli düzeltmeler yapılıp cevaplar verildikten sonra, alınan karar çoğu defa delillerden tecrit edilerek son derece veciz cümlelerle, bizzat kendisi tarafından yazdırılırdı. Bu imlâ vecizeleri daha sonra fıkıh kaideleri hâline gelmiştir.

İmâm-ı A‘zam Ebû Hanîfe’nin bu ilim halkalarında İslâm’ın bütün hükümleri yani ibâdât, muâmelât ve ukubâta âit emir ve yasaklarını yeni baştan gözden geçirilerek incelenmiştir. Bu durumda müçtehid olmayan bir kimsenin, (İslâmî ilimleri çok iyi bir şekilde tahsil etmiş olsa bile) mezheb imamlarının görüşünü terkederek, duyduğu bir âyete veya hadîse tâbi olması câiz değildir. Çünkü, âlimler o âyeti veya hadîsi mutlaka görmüştür. Şâyet (görünüşte) muhalefet etmişse mutlaka bildiği bir delile dayanmaktadır.


“Eğer bilmiyorsanız, bilenlere sorun.” (Nahl s. 43)


Kezâ: “…Halbuki onu, Resûl’e veya aralarında yetki sahibi kimselere götürselerdi, onların arasından işin iç yüzünü anlayanlar, onun ne olduğunu bilirlerdi…” (Nisâ s. 83)


Hadîs-i şerîflerin okunması, ezberlenmesi, hüküm çıkarmaya kalkmamak şartıyla tavsiye edilen bir husustur. Bunun için de daha çok amellerin faziletini anlatan, helal harama dâir hüküm içermeyen teşvik-terğib hadîslerini okuyup onlardan istifade etmeye çalışmak gerekir.


(Mehmed Çağlayan, Ehl-i Sünnet ve Akâidi)

11Eki 2020

Endülüslü Gökbilimci ve Matematikçi: Cabir Bin Eflah

Endülüslü Gökbilimci ve Matematikçi: Cabir Bin Eflah. Döneminin en önemli astronomu olan Cabir bin Eflah, çubuklu güneş saatinin mucidiydi. Trigonometride kendi ismiyle anılan formülü bulunan Müslüman alim, Kopernik, Kepler gibi birçok Batılı bilim insanını etkisi altına aldı. Sizler için Cabir bin Eflah‘ın bilime katkılarını derledik.

Endülüs’te yetişen büyük astronomi ve matematik âlimi. Künyesi Ebû Muhammed olup, Avrupa’da Geber ismi ile şöhret buldu. Câbir bin Eflâh, Endülüs’te, Sevilla’da doğmuştur. On ikinci asrın ortalarında vefat ettiği tahmin edilmektedir.
Câbir bin Eflâh, Batlamyus’un bâzı görüşlerini tenkîd etti. Özellikle güneşe takrîben 3 dakikalık bir ihtilâf-ı manzar (dünyâ üzerinde duran bir gözlemcinin gözünden herhangi bir yıldıza giden hat arasındaki açı) kabul ettiği hâlde, dünyâya güneşten daha yakın olan Merkür ve Venüs’de hissedilecek kadar ihtilâf-ı manzar bulunmadığı hakkındaki iddiasını tenkit etmiş ve çürütmüştür. Endülüs’ün Sevilla şehrinde yapılan rasadhânenin nasıl yapılması gerektiğini tesbit ve inşâsını bizzat kontrol etmiştir.
Namâz vakitlerini anlamakta kullanılan usturlab âletini Müslüman âlimler yaptılar ve onu zamanla geliştirdiler. Câbir bin Eflah, bunların daha mükemmeli olan çubuklu güneş saatini yaptı. Bu saat, bugünkü teodalit benzeri olup, ondaki parçaları üzerinde taşıyordu. Azimut kadranı denilen ve çubuklu güneş saatini; Avrupa’da ancak üç asır sonra Alman astronomi bilgini ve matematikçisi Regiomontonus 1460 senesinde modeline uygun yeniden yapabilmişti.
Trigonometri alanında, bilhassa küresel trigonometri ile ilgili prensipler üzerinde durdu. Dünyâda ilk defa dik açılı bir üçgen için beşinci temel prensibi ortaya koydu. Küresel trigonometri ile ilgili prensiplerden bir sonuç elde edebilmek için Dört boyut kuralını uyguladı. Düzlem trigonometride ise öncekilerin usûlüne göre hareket etti.
Câbir bin Eflah’ın günümüze kadar gelen en önemli eseri, Islâh-ül-Mecisti adıyla bilinen Kitâb-ül-Hey’et’tir. Eser, bir astronomi kitabıdır. Bu kitabında Câbir, Batlamyus’u tenkîd ederek, onun bâzı ilmî hatâlarını ve buluşlarındaki noksanlıkları meydana çıkarmıştır. Bu eserde, küre ve düzlem trigonometriden de bahsetmiştir.


(İslâm Tarihi Ansiklopedisi, 3.c.)

10Eki 2020

Hadislerin Bilime Işık Tutan Yönleri

Hadislerin Bilime Işık Tutan Yönleri. Her asırda tıp ilmi geliştikçe ve kainat eczanesi ilim erbâbı tarafından tetkik edildikçe Efendimizin (s.a.v.)’in sözlerinin mucize olduğu hep tasdik edilmiştir.


Fen ve bilimin olmadığı bir dönemde, asırlar sonra ancak hakikati anlaşılabilecek teşhis ve tespitlerde bulunmak elbette sıradan bir insanın yapacağı bir şey değildir. İşte Efendimiz (s.a.v.), onlarca ayrı ilim dalının kapsamına giren farklı farklı konularda sözler söylemiş, ilim dallarının inkişafıyla bu sözlerin her birinin birer mucize olduğu ortaya çıkmıştır.
Meselâ, Efendimiz (s.a.v.): “Bütün hastalıkların çaresi var” buyurmuştur. (Buhârî)

Her asırda tıp ilmi geliştikçe ve kainat eczanesi ilim erbâbı tarafından tetkik edildikçe Efendimizin (s.a.v.)’in bu sözünün mucize olduğu hep tasdik edilmiştir. Halbuki asırlarca üstesinden gelinemeyen bir hastalık olsaydı, Efendimiz (s.a.v.)’in bu iddiası çürütülecekti. Ancak ne zaman bir hastalık tespit edilmiş ise, bir süre sonra Efendimiz (s.a.v.)’in beyân buyurduğu gibi mutlaka bir şifası bulunmuştur.


Efendimiz (s.a.v.): “Kanamasının bir türlü durmadığından yakınan bir hanım sahabeye, namaza devam etmesini, çünkü kanamasının belli bir süreyi aşması durumunda bunun normal kanama değil, damarlarındaki bir arızadan olacağını.” ifade etmiştir. (Buhârî) Tıp bugün ispat etmiştir ki, belli bir süre sonra halen durmayan hayız kanı, vücudun bir hastalığının habercisidir.

Efendimiz (s.a.v.): “Köpeğin ağzının değdiği kabın, önce toprakla sonra da su ile yedi defa temizlenmesini.” (Müslim) istemiştir.


Yani dezenfekte etmek için toprağın kullanılmasını önermiştir. Toprağın içerisinde dezenfekte etme özelliği olan “tetralit” ve “terlaksin” gibi maddelerin varlığının ancak bu asırda anlaşıldığını dikkate alırsak, bu hadîs-i şerîf de bilimsel bir mucizedir. Ayrıca köpeklerin vücudunda yaşayan pek çok zararlı organizmanın, aynı şekilde insan vücudunda da yaşayabildiği yine bu asrın tespit edebildiği hakikatlerdendir.


(Basından Derleme)

09Eki 2020

Resulullah (s.a.v.)’in Fesahat ve Belagatı

Resulullah (s.a.v.)’in Fesahat ve Belagatı. Resulullah (s.a.v.) fesahat ve belagatta benzeri yoktu. Resûlullâh (s.a.v.)’in sözleri az mânâsı çok olan konuşmalardır.


Resûlullâh (s.a.v.)’in mübarek dilinin fesahati (açık ve anlamlı konuşma) hakkında şöyle buyrulmuştur: “Cenâb-ı Hakk’ın yaratıklarında ondan daha açık anlamlı, ard arda ve tatlı konuşan bir kimse yoktu. Şerefli konuşması gönülleri alırdı, ruhları kendine çekerdi. Onun dilinin fesahati öyle bir derecede idi ki, gayesine akıl ermezdi. Nasıl böyle olmasın ki, şerefli dili Cenâb-ı Hakk’ın kılıçlarından bir kılıçtı. Allah (c.c.)’un dileği onunla bildirildi. Bütün ilâhî emir ve yasaklar onunla açıklanır, farzlar ve sünnetler, gerçekler onunla aydınlanır açıklığa kavuşurdu. Doğru, gerçek ve âhiretle mutluluğa kavuşturacak yolu onunla belirlenmiş ve aydınlanmıştır.


Konuşması o kadar açık, anlamlı ve güzeldi ki, söz söylediği zaman kelimeleri inci gibi dizilirdi ve teker teker sayılabilecek kadar açıktı. Hz. Âişe (r.ânhâ) diyor ki; Hz. Peygamber (s.a.v.) sözlerini sizin gibi dizmezdi. O öyle söz söylerdi ki, saymak isteyen sayabilirdi. Bazı kelimeleri iyice anlaşılsın diye üç kere tekrarlardı ve “Ben Arapların en açık ve anlamlı konuşanıyım.” buyururdu. Ve “Cennet ehli onun diliyle konuşurlar.” derdi.


Ebu Nuaym şöyle buyuruyor: Bir gün Hz. Ömer (r.a.): “Ya Resûlullâh (s.a.v.) sen çıkıp bir yere gitmedin, aramızda büyüdün fakat hepimizden fasih, beliğ (açık, anlamlı) konuşuyorsun. Hz. Peygamber (s.a.v.): “Ya Ömer, Hz. İsmail (a.s.)’in konuştuğu lisan kaybolup gitmişti, Cebrail (a.s.) bana getirip ezberletti.” buyurdu.


Kısaca fesahat ve belagatta benzeri yoktu. Resûlullâh (s.a.v.)’in sözleri az mânâsı çok olan konuşmalarından bazısı şunlardır: “Kişi sevdiği kimse iledir.” (Buhâri, Müslim) Yani salih (iyi) kimseleri seven onlarla, kötü insanları seven de onlarla haşr olur demektir.


(İmâm Kastalâni, Mevâhibü’l-Ledünniye, 292-294.s.)

08Eki 2020

Muhammed Ma’sum Faruki’nin Hikmetli Sözleri

Muhammed Ma’sum Faruki’nin Hikmetli Sözlerinden bazılarını sizler için derledik.


Evliyâ’nın meşhûrlarından, büyük İslâm âlimi Muhammed Ma’sûm (k.s.) hazretleri hicrî ikinci bin yılının müceddidi İmâm-ı Rabbânî (k.s.) hazretlerinin üçüncü oğludur. Muhammed Ma’sûm (k.s.) Hazretleri buyurdu ki: “Günâh işleyince, hemen tövbe etmelidir. Gizli işlenen günâhın tövbesi gizli, açık işlenen günâhın tövbesi de açık olur. Tövbeyi geciktirmemelidir.

Kirâmen kâtibîn melekleri, günâhı hemen yazmaz. Tövbe edilmezse yazarlar. Câfer bin Sinan buyurdu ki: “Günâha tövbe etmemek, bu günâhı yapmaktan daha fenâdır.” Hemen tövbe etmeyen de, ölmeden önce tövbe etmelidir. Verâ ve takvâyı elden bırakmamalıdır. Takvâ açıkça yasak edilmiş olan şeyleri, Verâ şüpheli şeyleri yapmamaktadır. Yasak edilenlerden sakınmak, emir olunanları yapmaktan daha faydalıdır. Büyüklerimiz buyurdu ki: “İyiler de, kötüler de iyilik yapar. Fakat, yalnız sıddîklar, iyiler, günâhtan sakınır.”


“Âdet olarak ve gösteriş olarak değil de Allâh (c.c.) rızâsı için, fakirlere yemek, sadaka verip, sevâplarını meyyitin rûhuna göndermek büyük ibâdetlerden olur.”


“Ey mes’ûd ve bahtiyar kardeşim! Mâdem ki, Allâhü Te’âlâ’nın sevdiği kullarının yolunda yürümek arzusundasın, bu yolun şartlarını ve edeplerini gözetmelisin. En önce Sünnet-i Seniyye’ye yapışmak ve bid’atlerden sakınmak lâzımdır. Çünkü Allâhü Te’âlâ’nın sevgisine ulaştıran yolun esâsı bu ikisidir. İşlerinizi, sözlerinizi, ahlâkınızı, dînini bilen ve seven, dindâr âlimlerin sözlerine ve kitaplarına uydurmalısınız. Sâlih kullar gibi olmalısınız ve onları sevmelisiniz. Uykuda, yemekte ve söylemekte aşırı gitmeyip, orta derecede olmalısınız. Seher vakti, (yâni gecelerin sonunda) kalkmağa gayret etmelisiniz. Bu vakitlerde istiğfâr etmeyi, ağlamayı, Allâhü Te’âlâ’ya yalvarmayı ganîmet bilmelisiniz. Sâlihlerle düşüp kalkmayı aramalısınız. “İnsanın dîni, arkadaşının dîni gibidir.” sözünü unutmayınız! Şunu, iyi biliniz ki, âhireti (Saâdet-i Ebediyye’yi) istiyenlerin dünyâ lezzetlerine düşkün olmaması lâzımdır.”

(Rehber Ansiklopedisi, 12.c., 295.s.)