Mevlana Takviminde Bugün

25Şub 2021

En Faziletli Amel: Namaz

En Faziletli Amel: Namaz. Namaz, dinin direği olup imândan sonra yerine getirilmesi icâp eden ilk emir ve yapılması icâp eden ilk ibâdettir.

Namaz; mükellef yani buluğ çağına gelmiş olan akıllı, kadın-erkek her Müslümana farz-ı ayn’dır. Namazın farz olduğunu inkâr eden kâfir olur.
Namaz, günâh kirlerinden kalbi temizleyip gayb kapılarından girmektir. Namaz, dinin direği olup imândan sonra yerine getirilmesi icâp eden ilk emir ve yapılması icâp eden ilk ibâdettir. Namaz kılınan zaman, Allâh (c.c.)’a münâcât edilen en mühim andır. Namaz, nurların açıldığı ve kılanın üzerine nurların saçıldığı bir ibâdettir. Kendisine “Hangi amel efdaldir?” diye sorulan Peygamberimiz (s.a.v.) “Vaktinde kılınan namazdır” cevabını vermiştir. (Buhârî) “Yedi yaşına gelen çocuklarınıza namaz kılmasını emredin. On yaşına geldiği halde namaz kılmayan çocuklanızı (namazın ehemmiyetini anlamaları için hafifçe, bir yerini incitmeden) dövün” buyurmuştur. (Ebu Davud)
Namazın farz olmasının hikmeti, hem nimetlere şükür hem günâhların affına sebep olmasıdır. Yani her vakitte kılınan namaz o vakitte verilen nimetlere karşı yapılan birer şükür olduğu gibi o arada yapılan günâhların affedilmesine de sebep olur. Peygamberimiz (s.a.v.) “Sizden birinizin evinin önünde bir nehir olsa da her gün günde 5 defa o nehirde yıkansa onda hiç kir kalır mı?” buyurdu. Ashâb-ı Kirâm (r.a.e.) “Kalmaz” dediklerinde, “İşte 5 vakit namaz da böyledir. Allâh kılınan namazlardan dolayı günâhları affeder” buyurdu. (Buhârî) Ancak, günâhların affedilmesi için namazların ihlâsla kılınması lâzımdır. Çünkü riyakârların, gösteriş için namaz kılanların namazlarına sevâp yoktur. Namaz sadece bedenle yapılan yani herkesin kendisinin yapması gereken bir ibâdettir. Onun için, başkasının yerine namaz kılınamayacağı gibi ücretle de namaz kıldırılamaz.
(Muhammed Alâüddin, El-Hediyyetü’l- Alâiyye, s.123-125)

24Şub 2021

Osmanlı’da İlginç Vakıflar

Osmanlı’da İlginç Vakıflar. ‘Alan el’ ile ‘veren el’i buluşturan vakıf geleneği, Türk-İslam tarihinde ve Osmanlı döneminde devam eden yaşlıların bakımından, kuşlara kadar kadar geniş bir hizmete yayılan vakıflar, hayatın her alanındaki ihtiyaç sahiplerine ulaşmıştır.

Vakıf, tarih boyunca süregelmiş yardımlaşma ve dayanışma duygusunun kurumsallaşmış halidir. O halde vakıf tüm insanlığın mutluluğunu amaçlayan bir sistemler bütünüdür. Tarihte ilk vakıf; Hz. Ömer (r.a.)’in Hayber’in fethinden sonra ganimet olarak kendisine düşen bir arazinin satılmaması, miras bırakılmaması ve hibe edilmemesi şartı ile fakir, köle, misafir ve Allâh (c.c.) yolunda olanların istifadesi için vermesi olarak kabul edilmektedir. Vakıfların Anadolu’da hızla yaygınlaşıp önemli hale gelmesinde sadaka, infak ve hayırda yarışmaya teşvik edici mahiyetteki ayetlerin yanı sıra şu hadis-i şerifler etkili olmuştur. “Ademoğlu vefat edince ameli kesilir, ancak üç hususta müstesna: Sadaka-i cariye, faydalı ilim ve kendine duâ eden hayırlı evlât”
Alan el ile veren eli buluşturan vakıf geleneği, Türk-İslâm tarihinde Osmanlı döneminde zirve yapmıştır.
Osmanlı’da kurulan ilginç vakıflara örnekler: 1.Güzel Yazı Öğretme Vakfı, 2.Sokak Hayvanlarına Ekmek Verme Vakfı, 3.Hastalara Evinde Bakma Vakfı, 4.Kızlara Çeyiz Hazırlama Vakfı, 5.Duvar Yazılarını Silme Vakfı, 6.Kadın Sığınma Evi Vakfı, 7.Sıcak Pide Dağıtma Vakfı, 8.Yaz Günlerinde Soğuk Su Dağıtma Vakfı, 9.Kışın Abdest Alanlara Sıcak Su Temin Etme Vakfı, 10.Sıcakta Sebillere Kar Koyma Vakfı, 11.Yol Güvenliğini Sağlama Vakfı, 12.Helalleşme Vakfı, 13.Hristiyan Esirleri Kurtarma Vakfı, 14.İlkokul Hocalarına Tütünü Yasaklama Vakfı, 15.Yoksul Mahkumlara Harçlık Verme Vakfı, 16.Güvercinhane Yaptırma Vakfı, 17.Leylekleri Koruma Vakfı, 18.Dara Düşenlerin Vergisini Ödeme Vakfı, 19.İflas Eden Tüccarlara Yardım Vakfı, 20.İlmi Kitapları Bağışlama Vakfı, 21.Şehit ve Sahabe Türbelerini Tamir Etme Vakfı, 22.Şehir Estetiğini Koruma Vakfı, 23.Hayvanlara Mera Açma Vakfı.
(Vakıflar Gen. Müdürlüğü, İlginç Vakıflar)

23Şub 2021

Teyemmümü Öğrenelim

Teyemmümü Öğrenelim. Teyemmüm, su bulunmadığında, ya da var olan suyu kullanma imkanı olmadığında, abdestsizlik, cünüplük gibi hükmi kirliliği gidermek amacıyla temiz toprağa sürülen ellerle yüz ve iki kolun mesh edilmesi şeklinde yapılan hükmi temizlik demektir.

Teyemmümün hükümlerini bilmek herkese lâzımdır. Çünkü abdest ve guslün yerini tutar. Su bulunmadığı veya kullanılamadığı zaman, gusül ve abdest yerine teyemmüm edilir. Teyemmümde niyet lâzımdır. Teyemmüm şöyle yapılır: Elleriyle bir kere yere vurur, ellerine toz bulaşırsa silkeler. Yüzünü kaplayıp mesheder. Sonra ellerini bir kere daha yere vurup, sol eli parmaklarının içleri ile, sağ eli parmakları uçlarından başlayarak dirseğe kadar çeker. Sol koluna da böyle yapar. Dirsekleri de mesh etmek lâzımdır. Eğer iki vuruş ile, yüz ve kollarını meshedemezse, bir kere daha vurmalıdır. Yüzünde ve kollarında meshedilmemiş yer, kat’iyyen kalmamalıdır. Suyu kullanamazlarsa abdestsiz olanlar ve hayız ve nifâstan kesilenler böylece teyemmüm ederler.
Suyu kullanmaktan âciz olmak, suyun bir mil kadar uzak olması veya hasta olup, suyu kullanmaya gücü olmamaktır. Yahut insanı donduracak kadar veya hasta edecek kadar soğuk olsa, şehirde de olsa teyemmüm eder. Yahut suyu az olup, abdestte veya gusülde kullanırsa, kendisi veya hayvan susuz kalacaksa, yahut su yanında yırtıcı hayvan ve düşman olup, alması tehlikeli ise, yahut yanında kova olmasa, yahut cenaze ve bayram namazını kaçırmak korkusu olsa, teyemmüm caiz olur. Vaktinden önce de caizdir. Ama vakit ve cuma namazlarını kaçırma korkusu olursa caiz olmaz. Bir kimse uykudan uyanıp, ihtilâm olduğunu görse, abdeste yetecek kadar su olsa, gusül edecek kadar su olmasa, teyemmüm eder. Abdest alması vâcib değildir.
Teyemmüm toprak ve toprak cinsinden olan, ateşte yanıp kül olmayan şeylerle yapılır. Abdesti bozan şeyler, teyemmümü de bozar. Suyu kullanabilecek hâle gelmek de teyemmümü bozar.
(Bîrgîvî Vasiyetnâmesi-Kadızâde Şerhi, s.278)

22Şub 2021

En Büyük Zulüm

En Büyük Zulüm başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Hz. Peygamber (s.a.v.) “Zulüm üç kısımdır: Affolunmayan zulüm, peşi bırakılmayan zulüm, Cenâb-ı Allâh’ın peşini bırakması (affetmesi) umulan zulüm. Affolunmayan zulüm, Allâh (c.c.)’a şirk koşmaktır. Peşi bırakılmayan zulüm, kulların birbirlerine yapmış oldukları zulümdür. Allâh (c.c.)’un, peşini bırakması umulan zulüm ise, insanın kendine yapmış olduğu zulümdür.” buyurmuştur. (Camiu’s-sağîr)
Bu Hadîs’e göre affolunmayan zulmün kaynağı hevâ, peşi bırakılmayacak olan zulmün menşei gazap ve Cenâb-ı Allâh’ın, peşini bırakması (affetmesi) umulan zulmün kaynağı ise şehvettir. Sonra bunların her birinin bir neticesi vardır. Buna göre hırs ve cimrilik, şehvetin; kendini beğenme ve kibir, gazabın; küfür ve bidat da hevânın neticesidir. Bu altı şey insanda bulunduğu zaman, bir yedinci şey daha meydana gelir ki, o da hasettir. Haset ise, kötü ahlâkın zirvesidir. Şeytan, kınanmışların en ilerisi olduğu gibi… İşte bu sebepten dolayı, Cenâb-ı Hakk, insana ait şerlerin hepsinin, “Haset ettiği zaman haset edenin şerrinden sığınırım.” (Felâk s. 5) diyerek, hased ile zirvesini göstermiştir. Nitekim şeytana ait bütün kötülüklerin zirvesinde “vesvese” olduğunu; “Gerek cinden gerek insandan olsun, o şeytan insanların göğsüne daima vesvese verendir.” (Nâs s. 5-6) diyerek göstermiştir. Şeytanda vesveseden daha şerli bir şey olmadığı gibi, insanda da hasedden daha kötü bir şey yoktur. Hatta bundan öteye, “Hased eden, İblis’ten daha şerlidir” denilmiştir. Çünkü anlatıldığına göre İblis Firavun’un kapısına varmış ve kapıyı çalmış, Firavun: “Kim O?” deyince de, İblis: “Eğer sen tanrı olsaydın beni bilirdin” demiş. İblis eve girince de Firavun; “Yeryüzünde seninle benden daha şerli bir kimse tanıyor musun?” diye sormuş. Buna cevaben İblis: “Evet, bu hased eden kimsedir. Çünkü hasedimden ötürü ben bu belâya düştüm” demiştir.
(Fahruddîn Er-Râzî,Tefsîr-i Kebîr Mefâtîhu’l-Ğayb, c.1, s.372-373)

21Şub 2021

Faziletli Meslekler

Faziletli Meslekler. Çoğunlukla şu on meslek tercih edilip faziletli görülmüştür.

Selef ekseriyetle şu on san’atı tercih ederlerdi: 1. Dikicilik. 2. Ticâret, 3. Nakliyecilik, 4. Terzilik ve ayakkabıcılık, 5. Elbise temizleyiciliği, 6. Nâlincilik, 7. Demircilik, 8. Eğiricilik, 9. Avcılık. 10. Kitâbcılık [muharrirlik]
Abdülvehhab el-Varak (r.âleyh) diyor ki: “Ahmed b. Hanbel bana: “Hangi sanatla iştigâl ediyorsun?” diye sordu. Ben: “Hattâtım, kitâb yazarım” dedim. Ahmed b. Hanbel (r.âleyh): “Çok güzel san’at ve helâl kazanç. Eğer ben de bir sanata intisâb etseydim, bu sanatı tercih ederdim” dedi ve devâmla: “Kâğıdın kenarlarına dış taraflarına yazma” diye öğüt verdi. Çünkü buralara yazılan yazılar zâyil olur.”
Dört san’at sâhibi insânlar arasında hafif meşreb diye tanınmıştır. Bunlar; çulhacılar, pamuk satıcılar, iyciler ve çocuk terbiyecileridir. Çünkü bunların ilk üçü ekseriyetle kadınlar ile alışveriş eder. Sonuncusu da çocuklarla meşgûl olur.
İbâdet ve farz-ı kifâye kabilinden olan cenâze yıkamak, defnetmek, ezân okumak, terâvih kıldırmak, Kur’ân ve fıkıh öğretmek gibi husûslarda, her ne kadar ücret almak sahih ise de Selef, bunlardan ücret almağı kerih görmüştür. Çünkü bunlann hakkı, bunlardan para almayıp, bunları âhiret sermâyesine ayırmaktır. Ücret almak ise âdeta dünyâlığı âhiret üzerine tercih etmek gibidir. Bu bakımdan hoş değildir.
(İmâm-ı Gazâlî (r.âleyh), İhyâu Ulûmi’d-dîn, c.2, s.220)


Pratik Fıkhi Bilgiler


SUAL: Kullanılması veya yenilmesi haram bir madde veya bunlardan imal edilen ilaçlarla tedavi olmak caiz midir?
CEVAP: Hanefi mezhebine göre; bir hastalığın tedavisi için, helâl maddelerden elde edilmiş bir ilaç henüz üretilmemiş ya da üretilen bu ilaca ulaşma imkânı yok ise, haram olan bir maddenin veya bundan üretilen bir ilacın, meslekî ehliyet ve dürüstlüğüne güvenilen müslüman uzman bir doktor tarafından tavsiye edilmesi halinde, kullanılmasında dinen bir sakınca yoktur. Çünkü “Zaruretler yasakları mubah kılar”. Zaruret ortadan kalkar ve başka helal maddelerden yapılan ilaçlar bulunursa, o zaman helal olanları kullanmak gerekir.
(Halil Günenç, Günümüz Meselelerine Fetvâlar)

20Şub 2021

Hayırlı İşlere Öncü Olalım

Hayırlı İşlere Öncü Olalım başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Hayırlı işlerde ve hayır işlemede ön sıralarda bulunmak Resûlullâh (s.a.v) ile aramızda olan ahidlerden biridir. Hayra hızla varabilmek için, herkesten önce hayır işlemeye başlamalı ve insanlara örnek olmalıyız. Meselâ bir kulun halka avuç açtığını, fakat ona hiçbir kimsenin bir şey vermediğini gördüğümüzde, o fakire vereceğimiz sadakayı gizli vermeyip, halkın gözü önünde vermeliyiz ki, diğerleri bu teşebbüsümüzü görerek o fakire yardım elini uzatsınlar.
Ve yine kendimizi gün doğmadan, geceden kalkmaya alıştırmalıyız. Çünkü her gece, gün doğmadan Hâkk Teâlâ kullarına şöyle seslenir: “Kullarımdan bir şey isteyen var mı? İstediğini vereyim! Kullarımdan suç işleyip tövbe ve istiğfarda bulunmak isteyen var mı? Ben onu mağfiretime kavuşturayım! Hasta olan var mı? Afiyet vereyim!”
Bu ilâhî tecellinin gerçekten böyle olduğuna ve Efendimiz (s.a.v.)’in teheccüde kalktığına dair Allâhü Te‘âlâ da mealen şöyle buyurmaktadır. “(Ey Resûl) Şüphe yok ki, Râbbin senin ve seninle birlikte olanların gecenin üçte ikisinden biraz eksik, yarısı ve (bazen de) üçte biri kadar ayakta durup (vaktinizi ibâdetle) geçirdiğinizi biliyor.” (Müzzemmil s. 20) Böylece kardeşlerimizden veya komşularımızdan biri gecenin bu saatinde bizlerin teheccüde kalktığımızı görerek bizi örnek alır ve hem ona hem bize ecir ve sevâb yazılır.
Yine gelecek güçlük, belâ ve zorluklara karşı hazırlıklı ve sabırlı olmalıyız ki, insanlar belâlara karşı bizleri sabırda örnek alsınlar. Hz. Eyyüb (a.s.)’da olduğu gibi. Ancak sabrımız son haddine varırsa, mecburen üzerimizden bu halin (belânın) kalkmasını isteriz.
(İmâm Şarani, Büyük Ahidler, s.46-50)

19Şub 2021

Hesaba Çekilmeden Kendinizi Hesaba Çekiniz

Hesaba Çekilmeden Kendinizi Hesaba Çekiniz başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Adî bin Hatem (r.a.), Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’den şöyle rivâyet eder: “Allâh (c.c.), sizin herbiriniz ile tercümansız konuşacaktır. Kişi sağına ve soluna bakacak, âhirete gönderdiklerinden başka bir şey göremeyecektir. Önüne bakacak, karşısında cehennemden başka bir şey göremeyecektir. O halde artık bir hurmanın yarısı ile de olsa, kendinizi cehennem ateşinden koruyun. Bunu da bulamayan, güzel bir söz ile kendisini korusun.”
Ebû Berza el-Eslemi (r.a.) Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in şöyle buyurduğunu söylüyor: “Kişi, ömrünü ne ile tükettiği, ne amel işlediği, malını nerede kazanıp nerelere harcadığını, vücudunu hangi gaye uğrunda çürüttüğünden sorulmadıkça mahşerdeki yerinden ayrılmaz.”
Şeyh Muhammed Emin El Kürdi (r.âleyh) diyor ki: “İtikad edilmesi gerekli konulardan birisi de, kullar işledikleri amelleri ihtiva eden defterlerini aldıktan sonra Allâhü Te‘âlâ’nın onları hesaba çekmesidir. Bu ameller, ister söz, ister fiil olsun. Ayrıca bu amelleri işleyenler, Mü’min, kafir, ister insan, ister cin olsun hepsi eşittir. Yalnız Allâhü Te‘âlâ’nın istisna buyurdukları hariç.”
Peygamber (s.a.v.) Efendimiz bir hadislerinde şöyle buyurmuşlardır: “Rabbim, benim ümmetimden yetmiş bin kişiyi ve her bin kişiye yetmiş bini ve daha sayısını bilemeyeceğim kadar çok kişiyi hesaba çekmeden ve azap görmeden cennete dahil edeceğini bana vaad buyurdular.” Bunlar hesaba çekilmeden cennete gireceklerdir.” Hz. Ömer (r.a.) şöyle buyururlar: “Hesaba çekilmeden, siz nefsinizi hesaba çekin.” Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’in şöyle buyurdukları rivâyet edilmektedir: “Her hak sahibinin hakkı muhakkak ödenecektir. Hatta boynuzsuz koyunun hakkı, boynuzlu koyundan alınacaktır.” (Müslim)
(Mehmed Çağlayan, Ehl-i Sünnet ve Âkâidi, s.248-249)

18Şub 2021

Regaib Gecesi ve Namazı

Regaib Gecesi ve Namazı. Regaip Kandilinin teşrif edileceği bugün ibadetlerle geçirilecek. Regaip Kandili’nde kılınacak namaz, kaç rekat olduğu ve zamanı ile ilgili detaylar ve hangi duaların okunacağı ilgili yazımızda.

Ramazân-ı Şerîf’in karşılayıcısı durumunda olan mübârek aylardan Receb ayının ilk cum’a gecesine Regâib gecesi denir. Bu geceye Regâib gecesi denmesinin asıl sebebi şudur: Bu gecede Peygamberimiz (s.a.v.)’e hâs bazı ma’nevî ihsânlar gerçekleşmiştir ki olmasıdır ki bunun şükür ifâdesi olarak Peygamberimiz (s.a.v.) on iki rek‘at namâz kılmışlardır.
Resûlullâh (s.a.v.): “Bir kimse Recebin ilk perşembe gününü oruç tutup o günün gecesinde (akşam ile yatsı arasında) iki rek‘atta bir selâm vererek on iki rek‘at namâz kılsa şöyle ki: Her rek‘atta bir Fâtiha, üç Kadîr sûresi, on iki İhlâs sûresi okumak sûretiyle namâzdan sonra “Allâhümme salli alâ Muhammedîn nebîyyi’l- ümmiyyi ve alâ âlihî ve sellim” diyerek benim üzerime yetmiş defa salevât-ı şerîfe getirdikten sonra secdeye varsa, secdede (70) defa “Sübbûhun kuddûsün rabbünâ ve rabbü’l- melâiketi ve’r-rûh” dedikten sonra secdeden başını kaldırsa, oturduğu yerde 70 defa “Rabbi’ğfir ve’rham vafu vetekerrem ve-tecâvez ammâ ta‘lemü inneke ente’l- e‘azzü’l- ekram” dedikten sonra ikinci defa secde edip secdede iken birinci defa secdede ne okumuşsa aynen onları tekrar eder bitiminde ise secdede Allâh (c.c.)’den isteyeceklerini ister, duâ ve niyâzını yaparsa, Hakk Te‘âlâ da onun ihtiyâçlarını, dilek ve temennilerini kabûl eder.” buyurmuşlardır.
Bu namâzı kılanlar hakkında Resûlullâh (s.a.v.) şu mübârek sözlerini beyân buyurmuşlardır: “Nefsim kudret elinde olan Allâhü Te‘âlâya kasem ederim ki herhangi bir erkek ve kadın ta’rif edilen bu namâzı kılarsa, Yüce Allâh bütün günâhlarını bağışlar; günâhları denizin köpüğü ve kum taneleri de dağların ağırlığı ve ağaçların yaprakları kadar çok olsa bile. Bundan başka, kıyâmet günü âilesinden yedi yüz kişi hakkında şefâat hakkı verilir, müjdeler olsun ki sen her türlü sıkıntılardan kurtuldun, rahatı buldun, denilir.”
(Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (k.s.), Gunyetü’t Talibin, 37.s.)

17Şub 2021

Regaib Gecesinin ve Gündüzünün Fazileti

Regaib Gecesinin ve Gündüzünün Fazileti. Regaib gecesi nedir? Regaib kandilinin önemi nedir? Regaib gecesini ve gündüzünü nasıl geçirmeli? İslam’da Regaip kandilinin önemi ve fazileti.

Enes bin Mâlik (r.a.)’dan naklen Şeyh Ebü’l-Berekât Hibbetullah Sekatî’nin bize haber verdiği üzere, Resûlullâh (s.a.v.) buyurdu: “Receb, Allâhü Te‘âlâ’nın ayıdır. Şa’ban benim ayımdır. Ramazan benim ümmetimin ayıdır.”
Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’e “Yâ Resûlâllah! Receb Allâhü Te‘âlâ’nın ayıdır ne demektir?” diye sorulan suâle: “Receb Allâhü Te‘âlâ’nın ayıdır. Çünkü Receb, Hakk’ın mağfiretine mahsus bir aydır. Bu ayda çarpışmaya izin yoktur. Bu ayda Allâhü Te‘âlâ peygamberlerin dualarını kabul etmiştir. Yine bu ayda Allâhü Te‘âlâ evliyasını düşmanlarının elinden kurtarmıştır. Bir kimse Receb ayında oruç tutsa, Allâhü Te‘âlâ tarafından üç türlü lütuf ve inâyete mazhar olur. Bunlardan biri Allâhü Te‘âlâ onun geçmiş günahlarının tümünü mağfiret eder. İkincisi ondan sonraki hayatında da onu korur. Üçüncüsü mahşer yerinde susuzluktan emin olur” buyurduğunda, orada bulunanlardan bir yaşlı ve pîr-i fânî ayağa kalkıp: “Ya Resûlullâh, ben Receb ayının hepsini oruç tutamam” dediğinde: “Sen Receb ayının birinci, onbeşinci ve sonuncu günleri oruç tut, hepsini tutmuş sevabına kavuşursun. Çünkü sevâblar on misli yazılır. Fakat sen Receb-i şerîfin ilk cum’a gecesinde gâfil olma ki, melekler o geceye Regâib gecesi demişlerdir. Zira o gece, gecenin üçte biri geçtikten sonra göklerde ve yerde bir melek kalmaz, hepsi Kâ’be-i Muazzama ve etrafında toplanırlar. Allâhü Te‘âlâ onların bu toplanmalarına muttali’ oldukda, onlara hitaben: “Ey meleklerim, dilediğinizi benden isteyiniz” buyurur. Onlar, “Yâ Rabbî, istediğimiz, Receb ayında oruç tutanları mağfiret etmendir” deyip, isteklerini arzederler. Allâhü Te‘âlâ: “Ben Receb ayında oruç tutanları mağfiret ettim buyurur” dedi. (Regâib, Berât ve Kadir gecesi namazlarını cemâatle kılmak mekruhtur. Hanefi mezhebine göre nâfile namazlardan ancak teravih namazı cemaatle kılınabilir.)
Not: Bu gece kılanacak namaz, yarınki yaprakta tarif edilmiştir.
(Abdulkadir-i Geylâni (k.s.), Gunyetü’t Tâlibîn, s.272)

16Şub 2021

Hz. Mahmud Sami Ramazanoğlu – 5

Hz. Mahmud Sami Ramazanoğlu – 5. Hazret-i Sâmi’nin hayatını manevi görevlisi ve ihvâna kılavuzu Muhterem Ömer Muhammed Öztürk’ün kaleminden yayınlamaya devam ediyoruz.

Gönüller sultânı Hazret-i Sâmî (k.s.), kalbin Kur’ân-ı Kerîm’de beş sınıf olarak beyân edildiğini anlatırlardı. Ez-cümle: 1- Ölü kalb, 2- Hastalıklı kalb, 3- Gâfil kalb, 4- Zâkir kalb, 5- Ma‘nen diri (hayy) kalb.
Kalbimizi her türlü hastalık ve tehlikelerden koruyacak birinci şartın zikru’llâha devâm olduğunu her defasında tekrâr tekrâr beyân buyururlardı. Bunun da, az yiyip oruç tutarak ve şartlarına riâyetle yapılırsa netice hâsıl olacağını bildirirlerdi. Çünkü kul, hadîs-i şerîfte beyân buyurulduğu üzere:
“Kişi kalben zikre muvaffak olursa şeytân me’yûs olarak geri çekilir; zikirden gâfil olursa kalbe yeniden girer.”
“Allâh azîmüşşânı kalben zikreden ile zikretmeyenin farkı cesed dirisi ile ölüsünün farkı gibidir.” buyururlardı. Bu yüzden insanlar, kendilerini Allâh (c.c.)’yü ve O’nun zikrini hatırlatanlarla berâber olmağa çağrılıyordu. Tevbe sûresinde Cenâb-ı Hakk: “Ey îmân edenler, Allâh’tan korkun da sâlih ve sâdıklarla beraber olun.” diye emrediyor. Sâlihlerden bu dünyâda istifâde olacağı gibi kabirde ve mahşerde de istifâde olunacağını tefsîr ve hadîslerden misâllerle anlatırdı, Hazret-i Sâmî (k.s.).
Bu husûsta kendilerine âid şu menkîbeyi anlatırlardı: “Çocukluğumda kız kardeşim yürüyemiyordu. Yakınlarımız Pozantı’ya yakın bir köyde Kaplanca Dede adlı bir zât var; kızı ona götürün; inşâallâh onun vesîlesi ile Allâh (c.c.) şifâ verir dediler. Ben, annem ve kız kardeşim o zâtın türbesine gittik. Geceyi orada geçirdik. Gece bir ara kız kardeşim bağırarak uyandı. Annem: “- Kızım ne var, ne oldu, niye bağırdın?” dedi. Kız kardeşim:
“- Anne şu kabirdeki dede kalktı, geldi benim kalçamın üzerine oturdu” dedi. Bu hâlden sonra yürüyemeyen kız kardeşim Allâh (c.c.)’ün izni ile ayağa kalktı yürüdü. Ömrü boyunca da bir daha ayağı ağrımadı.” İşte sâlihlerden biiznillâh “kabirdeki istifâde.”
Not: Yazının devamı 15-19 Aralık tarihlerindedir.
(www.ramazanoglumahmudsamiks.com)