Mevlana Takviminde Bugün

10May 2021

Fıtır Sadakası (Fitre)

Fıtır Sadakası (Fitre). Ramazan ayında ihtiyaç sahiplerine verilen bir sadakadır.

Fitre Sadakası, Ramazan Ayı’nın sonuna yetişen ve temel ihtiyaçlarından başka en az nisâb miktarı bir mala sâhib bulunan her Müslümân için verilmesi vâcib olan bir sadakadır.
Fıtır Sadakası, buğdaydan yarım sâ’; hurma, kuru üzüm ve arpadan bir sâ’ verilir. (1 sa’: 1040 dirhem ki o da yaklaşık 3120 grama karşılık gelir.) Fıtır Sadakası, sevâb için verilen yaratılış ikrâmı demektir. Bu bir yardımlaşmadır, Orucun kabûlüne ve can çekişme ile kabir azâbından kurtuluşa bir yoldur. Yoksulların ihtiyaçlarını gidermeye, bayrâm gününün sevincine katılmalarına bir yardımdır. Bu yönü ile fitre sadakası, insanlık için bir hayır ve bir görevdir.
Fitre Sadakası, bayramdan önce verilirse fakîrler bayramlık ihtiyaçlarını gidermiş olurlar. Bayramdan sonraya bırakılması ile bu sadaka düşmez, kaza edilmesi gerekir. Bir kimse, kendi zevcesinin ve akıl sağlığı yerinde büyük evlâdının fitre sadakasını vermekle yükümlü olmaz. Çünkü bunlardan her biri kendi başına tasarruf hakkına sâhib mükellef kimselerdir. Onun için bunlardan her biri nisâb miktarı mala sâhib ise zekâtını kendi malından vereceği gibi, fitre sadakasını da kendi malından vermekle yükümlüdür.
Aynı zamânda sadakalarda bir ibâdet mânası vardır. Koca, zevcesine âit bir ibâdet görevini yüklenmek için evlenmemiştir. Ramazânda bir özür sebebiyle oruç tutamayan kimseye de fitre sadakasını vermek vâcibdir. (Hasta, yolcu ve takatsiz kalmış ihtiyar gibi…) Fitre Sadakası, zekât gibi niyet edilerek fakîrlerin mülküne geçirilir. Yemek ikrâmı şeklinde verilemez. Bu niyet, malı ayırırken yapılabileceği gibi, fakîre verirken de yapılabilir. Ancak fakîre bunu verirken fitre olduğunu söylemek gerekmez. Ayrıca fitre sadakası, yükümlünün bulunduğu yerdeki fakîrlere verilmelidir. (Ancak kişi, bulunduğu yerde verecek fakîr bulamıyorsa başka yere göndermesi mekrûh değildir.)
(Ömer Nasûhî Bilmen, Büyük İslâm İlmihâli, s. 379-381)

09May 2021

Muhammed Masum Faruki’den İnciler

Muhammed Masum Faruki’den İnciler. Muhammed masum hazretleri temel islami vazifelerimiz ile ilgili yazısını sizler için derledik

Muhammed Ma’sûm (k.s.) hazretleri buyurdu ki:
“Zekâtı ve fitreleri, şerîatin emrettiği kimselere seve seve vermelidir. Akrabâyı ziyâret etmeli, mektupla gönüllerini almalıdır. Komşuların haklarını gözetmelidir. Fakirlere ve borç isteyenlere merhamet etmelidir. Malı, parayı, şerîatin izin vermediği yerlere harcamamalı, izin verilen yere de isrâf etmemelidir. Bunlara dikkat edince mal, zarardan kurtulur ve dünyâlıklar, âhiretlik hâlini alır. Belki de bunlara dünyâ denmez.”
“İyi biliniz ki namaz, dînin direğidir. Namaz kılan bir insan dînini doğrultmuş olur. Namaz kılmayanın, dîni yıkılır. Namazları, müstehâp zamanlarında ve şartlarına ve edeplerine uygun olarak kılmalıdır. Bunlar, fıkıh kitaplarında bildirilmiştir. Namazları cemâatle kılmalı ve birinci tekbiri imâmla birlikte almaya çalışmalıdır. Birinci safta yer bulmalıdır. Bunlardan biri yapılmazsa, matem tutmalıdır.Kâmil bir Müslüman, namaza durunca, sanki dünyâdan çıkıp âhirete girer. Çünkü dünyâda Allâhü Te’âlâ’ya yaklaşmak, çok az nasip olur. Eğer nasip olursa, o da zılle, gölgeye, sûrete yakınlıktır. Âhiret ise, asıl olana yakınlık yeridir. İşte namazda, âhirete girerek, burada nasip olan devletten hisse alır. Bu dünyâda hasret ve firak ateşiyle yanan susuzlar, ancak namaz çeşmesinin hayat suyu ile serinleyip rahat bulur. Büyüklük ve mâbudluk sahrâsında şaşırmış kalmış olanlar, namaz gelininin çadır etekleri altında vuslatın (sevgiliye kavuşmanın) kokusunu duyarak hayrân olurlar.
Hz. Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki: “Bir mümin namaz kılmağa başlayınca, Cennet kapıları onun için açılır. Rabbi ile onun arasında bulunan perdeler kalkar. Cennette olan hûriler onu karşılar. Bu hâl, namaz bitinceye kadar devâm eder.”
(Rehber Ansiklopedisi, c.12, s.295-296)

08May 2021

Bin Aydan Hayırlı Gece

Bin Aydan Hayırlı Gece. Kadir gecesi ilgili hadisi şerifleri sizler için derledik

Resûlullâh (s.a.v.): “Ben size, Kadir gecesini aramak isteyene, Ramazân-ı Şerîf’in son on gününde, yirmiyedinci gecesine başvurmanızı söylerim” buyurdu. Şöyle de bildirildi: İbn-i Abbâs (r.a.) Ömer bin Hattâb (r.a.)’e: “Ben tek günlere baktım, içlerinde yirmiyedinciden daha uygununu görmedim” demiştir. (Gunyetü’t-Tâlibîn)
Ebû Hureyre (r.a.)’dan rivâyete göre Peygamber (s.a.v.) Efendimiz: “Kim inanarak, Allâh (c.c.)’dan sevâp umarak Kadir gecesin ibâdetle geçirirse, geçmiş günâhları afvedilir” buyurmuşlardır. (Buhârî)
Hz. Âişe (r.anhâ)’dan şöyle rivâyet edilmiştir: Resûl-i Ekrem (s.a.v.)’e: “Yâ Resûlallâh! Kadir gecesine rastlarsam nasıl duâ edeyim? diye sordum. Resûlullâh (s.a.v.): “Allahümme inneke afüvvün tühıbbül afve fağfü annî (Allah’ım! Sen afvedersin; afvetmeyi seversin Benden sâdir olan günâhları da afvet!) diye duâ et” buyurdular. (Buhârî)
Süfyân-ı Sevrî (k.s.) der ki: “Kadir gecesi duâ ve istiğfar etmek namazdan sevimlidir; Kur’ân okuyup sonra duâ etmek daha güzeldir.”
Nebî (s.a.v.) buyurdu ki: “Kadir gecesinde bir kere İnnâ enzelnâ sûresini okuyan, başka zamanda Kur’ân-ı Kerîm’i hatim edenden daha sevgilidir. Kadir gecesinde bir tesbîh, bir tehlîl, bir tahmîd söyleyen, benim yanım da, yedi yüz bin tesbih, tâhmid ve tehlîlden kıymetlidir. Bu gece çobanın koyunu sağma müddeti kadar namaz kılan, ibâdet edeni, bir ay bütün geceleri sabaha kadar ibâdetle geçirenden daha çok severim.”
 

Kadir Gecesi Namazı

 
Kadir gecesi 2 rekat namaz kılınır.
 
Her rek’atte Fâtihâ’dan sonra 7 İhlas sûresi okunur. Namazdan sonra da 70 kez istiğfâr edilirse biiznillah mağfiret olunur. Bu gece bol bol “Subhanallâhi ve’l hamdulillâhi velâ ilâhe illallâhu val lâhu ekber” virdine devam edilmelidir. Ayrıca bu gece tesbih namazı kılınması fazîletlidir.
 
 

www.youtube.com/watch?v=t_PP0XAkqQU

07May 2021

Hz. Halime’nin Dilinden Nebi (s.a.v.)’in Mucizeleri

Hz. Halime’nin Dilinden Nebi (s.a.v.)’in Mucizeleri. Peygamber (s.a.v.)’i alıp evimize getirir getirmez kocam deveyi sağmaya gitti. Gördü ki, memeleri sütle dopdolu olmuş. Kocam dedi ki: “Ya Halime! Aldığın yetimin kademi mübarekmiş. Gelir gelmez bereketi zuhura gelip gecemiz hayır oldu.” 

Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’in sütannesi olan Halime Hâtûn şöyle derdi: “Biz Benî Sa’d bin Bekr kabilesinden birçok kadın, Mekke ehlinin emzirecek oğlancıklarını alıp sütannelik edelim diye Mekke şehrine geldik. Benimle gelen kadınların hepsine Resûlullâh (s.a.v.) Hazretlerinin emzirilmesini arz ettiler. Yetimdir diye kimse onu emzirmeye yanaşmadı. Herbiri bir oğlan bulup aldılar. Ben de Resûlullâh (s.a.v.)’den başkasını bulamadım. Kocama dedim ki: “Bizimle gelen hatunların herbiri bir oğlan bulup aldı. Böylece kalmak bana güç geliyor.” Ben de Efendimiz (s.a.v.)’i almak niyetiyle gittim gördüm ki, mübarek vücudunu yeşil bir ipeğe sarmışlar. Üstüne de ak bir sof sarmışlar ki, sütten beyazdı ve misk kokusu verirdi. Efendimiz (s.a.v.)’i arkası üstü yatırmışlar, uyuyordu. O mübarek yüzüne baktım, uyandırmaya kıyamadım. Yavaş yavaş yanına vardım, elimi mübarek göğsünün üstüne koydum. Mübârek gözlerini açıp yüzüme baktı, güldü. Gözlerinden bir nûrun çıkıp ta göklere yetiştiğini gördüm.
Mekke’ye geldiğimiz zaman bir merkebimiz vardı, yürümezdi. Bir dişi devemiz vardı, çocuğumuza gıda olacak kadar süt vermezdi. Peygamber (s.a.v.)’i alıp evimize getirir getirmez kocam deveyi sağmaya gitti. Gördü ki, memeleri sütle dopdolu olmuş. Kocam dedi ki: “Ya Halime! Aldığın yetimin kademi mübarekmiş. Gelir gelmez bereketi zuhura gelip gecemiz hayır oldu.” Sonra Mekke’den kendi yerimize dönerken merkebe bindim. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’i önüme alıp tuttum. Merkep öyle hızlı yürümeğe başladı ki, diğer kadınların merkepleri arkamızda kaldı. Daha sonra Benî Sa’d diyarına geldik. O yıl öyle bir kıtlık yılıydı ki, davarlar yaylım yerlerimizde otlayacak bir şey bulamazlardı. Bizim koyunlarımız Allâh (c.c)’un fazlı ve inâyeti ile sütlenirdi. Bolluk içinde geçinir; yer, içer, nimetlenirdik.
(İmâm Kastalânî, Mevâhib-i Ledünniyye, c.1, s.54-55)

06May 2021

Veliler Günâh İşler mi?

Veliler Günâh İşler mi? Veli günâh işleyebilir ama günâhta ısrar edemez. Ederse makâmlarından alaşağı edilir.

Günâhlardan masumiyet yalnız peygamberlerin özelliklerindendir. Velilerin günâh işlemediklerini iddia etmek küfürdür. Ancak, günâh işlemekle günâhlarda ısrar etmeyi birbirine karıştırmamak gerekir. Veli günâh işleyebilir ama günâhta ısrar edemez. Ederse makâmlarından alaşağı edilir. Günâh deyince aklımıza hemen fizikî organlarla yapılan günâhlar gelmemelidir. Zira dış organlarla günâh işlemekten caydıran müeyyideler pek çoktur. Büyük tanınan zâtlar her zaman kamunun gözetim baskısı altındadır. Bunun için onların durumları daha çok manevî açıdan değerlendirilmelidir. Çünkü günâh, yalnız gözle görülen yasakları irtikâp etmek değildir. Hased, çekememezlik, kibir, başkalarını beğenmeme, riyâ, desinler-duysunlar vesaire hislerin herbiri de büyük günâhlardandır ve bu kötü fiillerden peygamberlerden başkası doğrudan korunmamıştır. Yani bir peygamber için kibir söz konusu değildir, kibre kapılacağı an hemen ilâhi himaye imdadına yetişerek kibir göstermesini engeller. Ama bir veli kibir gösterdiği zaman böyle bir himayeden mahrumdur. O, irâdesi ile baş başa bırakılmıştır, her an nefsiyle çarpışma durumundadır. Ancak bu tür duygular velileri yükseldikleri mertebelerden hemen indiremez. Velilikte nefisle mücâdele esas ve süreklidir.
Binâenâleyh bu gibi duygulara, müptelâ kılınan ve kılınması muhakkak olan bir Allâh dostu hemen tevbeye başvurur, şeytandan Allâh (c.c.)’a sığınır. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de meâlen şöyle buyrulur: “Takvâya erenler yok mu? Onlara, Şeytân’dan herhangi bir arıza iliştiği zaman Allâh’ın emir ve yasak ettiği şeyleri iyice düşünürler. Bir de bakarsın ki onlar hakikâti görüp bilmişlerdir bile.” (Araf s. 201)
Bu âyette Allâhü Te‘âlâ, takvâlarına, kendisinden hakkıyla korkmalarına rağmen müttakilerin, yani Allâh dostlarının şeytânın vesveselerinden kurtulamayacaklarını, fakat iyice düşündüklerinde onun vesvesesini, idlâl (doğru yoldan çıkarma) ve iğvâsını (yolunu şaşırtma) bertaraf edebileceklerini, dost saflarında kalabileceklerini açıklamaktadır.
(İmâm Şaranî, Selef-i Sâlihîn’in, Evliyâullah’ın Yüce Ahlâkı, s.21)

05May 2021

Kur’ân-ı Kerîm’i Hatim Etmede Âdâb

Kur’ân-ı Kerîm’i Hatim Etmede Âdâb. Ramazân ayında bir defa hatim yapmak da sünnettir.

Kur’ân-ı Kerîm’i başından sonuna kadar okuyup hatmetmek sünnettir. Ramazân ayında bir defa hatim yapmak da sünnettir. İmâm-ı Âzam Hazretleri, “Bir kimse Kur’ân-ı Kerîm’i senede iki defa hatmederse hakkını vermiş olur” buyurmuştur.
Cebrail (a.s.) her yıl Ramazân ayının her gecesinde gelir, Ramazanın sonuna kadar Kur’ân-ı Kerîm’i Peygamberimiz (s.a.v.) ile mukabele ederdi. Kur’ân-ı Kerîm’i hatmederken, Duhâ sûresinden itibaren bütün sûrelerden sonra, “Allâhü ekber, Allâhü ekber. Lâ ilahe illallâhü vallâhü ekber, Allâhü ekber ve lillâhil hamd” diye tekbir getirmek sünnettir. Hatim yapılırken, İhlâs sûresini üç kere okumalıdır. İhlâs sûresi Kur’ân-ı Kerîm’in üçte birine denk olduğu için, üç defa okununca bir hatim sevâbı alınır.
Hatim yapacak kimse, hatmi bitireceği gün oruçlu olursa daha iyidir. Hatim bitince ev halkını toplar, duâ eder, Allâh (c.c.)’a hâmd ve istiğfar edip Rabbimizden hayır ister. Kur’ân’ı her zaman okumak sevâptır ancak daha sevâp olduğu vakitler, namaz kılmanın efdâl olduğu vakitlerdir. Gecenin efdâl vakti akşamla yatsı arası, gündüz de sabahtan sonradır. Hatimden sonra hemen ikinci hatme başlamak da sünnettir. Onun için, Nâs sûresini bitirip hatim yaptıktan sonra hemen Fâtiha’yı, arkasından da Bakara sûresinin ilk beş âyetini okumalıdır.Bir kimse, “Yâ Resûlallah! Hangi amel Allâh (c.c.)’a daha sevimlidir?” diye sormuştu. Peygamberimiz (s.a.v.), “Konup göçenin ameli” buyurdu. O zat, “Konup göçen ne demektir?” diye sorduğunda şöyle cevap verdi: “Kur’ân’ı başından sonuna kadar okuyan ve ne zaman sonuna kadar okusa hemen baş tarafına geçip yeniden okumaya başlayan kimsedir.”
Hatimden sonra duâ etmek de sünnettir. Peygamberimiz (s.a.v.), “Kur’ân’ı hatmedenin duâsı kabul olunur” buyurmuştur.
(Muhammed Alâüddin, El-Hediyyetü’l- Alâiyye, s.875-876)

04May 2021

Hadislerin Bilime Işık Tutan Yönleri

Hadislerin Bilime Işık Tutan Yönleri başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Efendimiz (s.a.v.): “On şeyin fıtrattan olduğunu ifade eder ve bunlardan birisi olarak da sünnet olmayı” sayar. (Buhârî) Günümüzün bilim adamları da, sünnette kesilen derinin pislik ve mikrop toplaması neticesinde, sahibinin kansere yakalanmasına neden olacak kadar tehlike arz edebileceğini ifade etmekte ve böylece Efendimiz (s.a.v.) mucize ifadesini teyit etmektedirler.
Efendimiz (s.a.v.): “Bir sineğin yemek veya su kabına düşmesi durumunda, sineğin her tarafının batırıldıktan sonra çıkarılıp atılmasını, çünkü kanatların birinde hastalık diğerinde şifa olduğunu” bildirmiştir. (Buhârî) Öncelikle sineğin mikrop taşıyabileceğini o devrin insanları bilemezken, Efendimiz (s.a.v.)’in bilmesi ve bu konuda uyarı yapması tek başına zaten bir mucizedir. Yemeğe veya suya düşen sinek, genelde tek kanadıyla çıkmaya çabalar. Bu durumda onu tekrardan batırmak diğer kanadındaki panzehiri de oraya bırakmasını sağlayacaktır.
Efendimiz (s.a.v.): “Ayakta idrar yaparken idrarın sıçrayacağını, dolayısıyla ayakta idrar yapmanın uygun olmadığını” buyurmuştur. (Buhârî) Yine zaman göstermiştir ki, ayakta idrar yapmak bedenen ciddi tehlikeler doğurmaktadır. Sıçrayan idrar partiküllerinin solunan havayla ciğere yapışması, bu tehlikelerin ilkidir. Diğer bir tehlike de idrar kesesinin tam boşalmamasından kaynaklanan bazı mikro organizmalar çoğalalarak prostat iltihabı gibi hastalıklara neden olurlar. Ayrıca idrar kesesinde tam boşalmayan idrarda bulunan bazı maddeler çökerek mesane taşı oluşmasına neden olur.
Burada verilen örnekler, denizden bir damla mesabesindedir. Zaman ilerledikçe, ilim dalları geliştikçe, ilim erbâbı daha pek çok konuda Efendimiz (s.a.v.)’i tasdik ederek doğruluğunu teyid edeceklerdir.
(Basından Derleme)

03May 2021

Cenaze Namazının Kılınışı

Cenaze Namazının Kılınışı. Cenaze namazı kılınışı ve cenaze namazında okunacak dualar ve cenaze namazı abdestsiz kılınır mı ve hangi hususların atlanmaması gerekiyor?

Cenâze namazının rükünleri: Tekbirler ve kıyam (ayakta durma) dır. Onda rükû, sücud, kıraat (Kur’ân okuma) ve ka’de (oturuş) yoktur. Duâ da rükünlerden değil sünnettir. Tekbirler dörttür.
Birinci rekâtta el kaldırılıp bağlandıktan sonra (… ve celle senâüke… ilaveli) “Sübhâneke…” okunur. İkincisinde el kaldırmadan, salâvat ve üçüncüsünde duâlar okunup, dördüncüsünde selâm verilir. Bunlarda cemaatin imâmdan farkı yoktur. Tekbirlerde cemaat imâma uymuş bulunur. Selâm vaciptir. Okunacak dua şöyledir: “Allahümmağfir li-hayyinâ ve meyyitinâ ve şâhidinâ ve gâibinâ ve zekerinâ ve ünsânâ ve sağîrinâ ve kebîrinâ. Allahümme men ahyeytehu minnâ feahyihi ale’l-İs-lâmi ve men teveffeytehu minnâ feteveffehu alel-imân. Allahümme in kâne muhsinen fezid fi ihsânihi ve in kâne musîen fetecâvez an seyyiâtihi. Allâhümme lâ tuharrimnâ ecrehu ve lâ teftinâ ba’dehu.”
Bunları okuyamayan: “Allahümmağfirli ve lehu ve lilmü’minîne ve’l-mü’ minât (Allâhım, beni, onu, erkek müminlerle kadın müminleri bağışla)!” der. İlk tekbîrden başkasında el kaldırılmaz ve dördüncü tekbîrden sonra duâ edilmez. Tekbîrleri imâm açıktan söyler. Cenaze namazına sonradan gelip imâma iki tekbîr arasında yetişen kimse, namaza hemen katılmayıp imamın tekbîrini bekler. İmamın ilk tekbîrinde orada bulunduğu hâlde katılmakta gecikmiş olan kimse, imamın ikinci tekbirini beklemeyerek ona uyar ve tekbîrini alır. Dördüncü tekbîrden sonra gelen kimse, cenaze namazına yetişememiş olur. Cenaze namazında, namazın başına yetişemeyen kimse, imâmın selâmından sonra, cenaze hemen kaldırılmamışsa duâlar ile beraber, kaldırılmışsa yalnız tekbîrler ile namazı tamamlar.
(Hacı Mehmed Zihni, Muhtasar Ni’met-i İslâm, s.144-147)

02May 2021

Deniz Bilimci İbn-i Mâcid

Deniz Bilimci İbn-i Mâcid. İsmi, Ahmed bin Mâcid bin Muhammed bin Amr olup, lakâbı Şihâbüddîn’dir. Eserlerinden anlaşıldığına göre, 15. asrın ilk yarısında, takriben 1435 senesinde Arabistan’ın Umman sahilindeki Culfan bölgesinde doğdu. 1501 senesinde vefât etti.

Arabistan’da yetişmiş meşhûr müslüman coğrafyacısı ve denizcisidir. İsmi, Ahmed bin Mâcid bin Muhammed bin Amr olup, lakâbı Şihâbüddîn’dir. Eserlerinden anlaşıldığına göre, on beşinci asrın ilk yarısında, takriben 1435 (H. 839) senesinde Arabistan’ın Umman sahilindeki Culfan bölgesinde doğdu. 1501 (H. 907) senesinde vefât etti.
Kendisi gibi âlim olan babası ve dedesinden din ve fen bilgilerini öğrendi. Küçük yaştan itibaren denizciler arasında yetişti. Denizcilik ilim ve sanatı ile târihini iyice öğrendi, aynı zamanda iyi bir edib oldu. İbn-i Mâcid’in mümeyyiz vasfı, tam anlamıyla ilmî bir düşünüş, tecrübe ve araştırmaları yoluyla neticelere ulaşmasıdır. Diğer önemli bir başarısı ise, bazı deniz cisimlerinin, ağaç ve balıkların yaydığı fosfor ışınları sebebiyle bölge tâyini yapabileceği, ayrıca bunun astronomik hesaplamalarda, yıldızların mesafelerini tâyinde yanıltıcı etkisi olabileceğini keşfetmesi idi. İbn-i Mâcid, astronomik hesaplamalarında usturlab âletini çok mükemmel bir şekilde kullandı. Pusula bozulduğu zaman, değişik metodlarla yönün nasıl tâyin edilebileceği hususunda önemli bilgiler ortaya koydu. Pusulanın tam ve doğru bilgi vermesi için gereken şeyleri de tesbit ederek açıkladı.
Yazdığı eserlerinde kendinden önce gelen bütün deniz bilimcilerinin ortaya koydukları bilgi ve teknikleri özetledi. Bunlara ilâve olarak kendi araştırma, inceleme ve tecrübeleri sonucu elde ettiği yeni bilgi ve neticeleri de kaydetti. İbn-i Mâcid, nazarî bilgilerden çok, pratik bilgilere önem verdiğinden eserlerinde Batlemyüs coğrafyasına uymadı. Eski Yunanlıların ortaya koydukları nazariyelere de itibâr etmeyerek tecrübe ve müşahedelerinin sonuçlarını ortaya koymaya çalıştı. İbn-i Mâcid’in yazdığı eserlerin sayısı kırka ulaşmaktadır. Bunlardan Kitâb-ül-fevâid hâriç hepsi manzumdur. Çok geniş kapsamlı denizcilik ve coğrafyayla ilgili bilgi terminolojisini nazım dili kalıpları içinde ifâde edebilmesi, onun nazımdaki üstün kabiliyetini gösterir.
(İslâm Tarihi Ansiklopedisi, c.6, İbn-i Mâcid Bahsi)

01May 2021

Ramazan’ın Son 10 Günü

Ramazan’ın Son 10 Günü. Mübarek Ramazan-ı Şerif ayının son günlerinde yapılması gerekenleri sizler için derledik

Kadir Gecesi Ümmet-i Muhammed’e mahsûs inâyet-i İlâhiyyedendir. Cenâb-ı Hâkk bu mübârek geceyi büyük hikmetlere mebnî gizlemiştir. Bu geceyi aramak müstehâbtır. Bu gece senenin bütün gecelerinin en fazîletlisidir. Bu gecede işlenen bir hayır ve ibâdet, başka gecelerde yapılan ibâdetlerin bin tanesine eşittir. Nebî (s.a.v.): “Kadir gecesini Ramazân’ın son onunun tek sayılarında arayın” buyurmuşlardır. (Buhârî)
Resûlullâh (s.a.v.) Ramazân’ın son on günü girdiği zaman kaftanını bağlar, (yani bütün kuvvetini sarf ederek, derlenip) gecesini ihyâ eder, âile ve fertlerine de öyle yapmalarını tenbîh ederlerdi. Kullar amellerine güvenmesinler diye Allâh (c.c.) Kadir Gecesi’ni tam olarak insanlara bildirmedi. Zîra amellerini bilmiş olsalar, biz bir gecesi bin geceden hayırlı olan Kadir Gecesi’nde hayırlı ameller işledik. Bu yüzden, “Allâhü Te‘âlâ muhakkak bizi mağfiret eyledi, katında bize dereceler ve cennet verildi” diyerek, bir daha hayırlı ameller yapmazlar. Allâhü Te‘âlâ’nın korkusundan emîn olup ümîdle taşkınlık yapıp helâk olurlar. Bâzıları, “Allâhü Te‘âlâ beş şeyi beş şeyde gizlemiştir: Rızâsını tâatte, gadâbını masiyyette, yanî günâhta, orta namâzını beş vakit namâzda, evliyâsını insanlar arasında, Kadir Gecesi’ni Ramazân ayında gizlemiştir” dediler. (Buhârî)
Bu fazîletli geceleri değerlendirmenin bir yolu da cemâate devâm etmektir. Nitekim Nebî (s.a.v.): “Yatsı Namâzı’nda cemâatte bulunan kimseye, gecenin yarısına kadar namâz kılmış gibi sevâb vardır. Yatsı ve Sabah Namâzları’nda cemâatte bulunan kimseye ise, bütün gece namâz kılmış gibi sevâb vardır” buyuruyor. (Tirmizî)
“İnsanlar Yatsı Namâzı ile Sabah Namâzı’ndaki fazîlet ve sevâbı bilselerdi, emekleyerek bile olsa mutlaka câmiye, cemâate gelirlerdi” buyurmuşlardır. (Buhârî)
(Abdulkâdir-i Geylânî (k.s.), Gunye’t-üt’tâlibîn, s.305)

https://youtu.be/Sz5ws42qhXs