Mevlana Takviminde Bugün

25Kas 2020

Ashab-ı Kiram’ın Nebi  Sallallahu Aleyhi ve Sellem’den Gelen Şerefleri

Ashab-ı Kiram’ın, Nebi  Sallallahu Aleyhi ve Sellem’den Gelen Şerefleri. Ehli Sünnet uleması, istisnasız bütün ashabın adalet ve sadakatine ittifak etmiştir. 


Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’i her varlıktan daha fazla sevmek ve saymak lazımdır. O (s.a.v.)’in temiz âlini ve mübarek Ashâbı (r.a.e.)’i sevmek şarttır. Onların şereflerini Cenâb-ı Hâkk şöyle beyân etmiştir: “Muhammed Allâh’ın Peygamberi’dir. O’nun beraberinde bulunanlar ‘Ashâb-ı Kirâm’ kafirlere karşı şiddetli, kendi aralarında gayet merhametlidirler. Onları rüku ve secde eder halde ‘namaz kılarken’ Allâh’tan sevâp ve rıza istediklerini görürsün. Secde eserinden ‘çok namaz kılmaları yüzünden meydana gelen’ nişanları yüzlerindedir. İşte onların Tevrat’taki vasıfları budur, İncil’deki vasıflan da şudur: Onlar filizlerini çıkarmış bir ekine benzerler… Onlardan imân edip salih ameller işleyenlere, Allâh (c.c.) bir mağfiret ve büyük bir mükafat vadetmiştir.” (Fetih s. 29)
“İslâm’a ve dolayısıyla “cennete girişte” ileri geçerek birinciliği kazanan muhacirler ve ensar, bir de güzel âmellerle onların izinden giden müminler “var ya” Allâh onlardan razı olmuştur. Onlar da Allâh’tan razı olmuşlardır. Allâh onlara ağaçları altında ırmaklar akan cennetler hazırladı ki, içlerinde ebedi olarak kalacaklardır, işte bu, en büyük saadettir.” (Tevbe s. 100)
“Size ne oluyor ki, Allâh yolunda “mallarınızı” harcamıyorsunuz? Halbuki göklerin ve yerin mirası Allâh’ındır. Fetihten (Mekke fethi) evvel Allâh yolunda harcayıp savaşanlarınız diğerleriyle bir olmaz. Onlar sonradan harcayıp savaşanlardan fazîlet ve derece yönünden daha büyüktür. Bununla beraber Allâh hepsine hüsnayı (cenneti) vad buyurdu. Allâh bütün yaptıklarınızdan haberdardır.” (Hadid s. 10) Bu ayetteki “Küllen” kelimesi açık bir ifade ile Ashâb-ı Kirâm (r.a.e.)’in tamamının cennet ehli olduğunu ifade ediyor.


(Mehmed Çağlayan, Ehl-i Sünetin Akidesi, 296.s.)

24Kas 2020

İmanımızı Korumak Temel Vazifemizdir

İmanımızı Korumak Temel Vazifemizdir. İslâm Şeriati’nin hükümlerini kalp ile tasdîk ve dil ile ikrar etmeye îmân denir.

“Hepimizi ve Kâinatı yaratan Allâh Te‘âlâ Hazretleri tarafından Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in getirip tebliğ ettiği şeyleri, İslâm Şeriati’nin hükümlerini kalp ile tasdîk ve dil ile ikrar etmeye îmân denir. İman tasdîk ve ikrardan ibarettir. Bu duruma göre îmân Allâh (c.c.)’e, Meleklerine, Kitaplarına, Peygamberlerine, Âhiret gününe ve Kader’e inanmaktır.” “Cenâb-ı Allâh’ın varlığına, birliğine, benzeri, dengi ve ortağı olmadığına, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in kulu ve son peygamberi olduğuna ve İslâm dîninin (ihtivâ ettiği) diğer temellerine inanan kimseye mü’min denir.” Şüphesiz ölünceye kadar îmânlı durmaya gayret göstermek, ölürken de îmânlı (mü’min) olarak kabir âlemine yönelmek ve böylece Âhiret âlemine îmân nuru ile göçüp gitmek ne güzeldir.
Efendimiz (s.a.v.): “Allâh’ım! Senin dînin (İslâm) üzerine kalbimi sabit kıl.” (Cevheretü’t-Tevhid) diye duâ etmiştir.
Îmânı korumak için sevgili Peygamberimiz Muhammed (s.a.v.)’i çok iyi tanımak ve O’na tâbi olmak lâzımdır. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in âdet konusunda yaptığı şeyler bulunmaktadır. Bulunduğu memleketlerin, şehrin ve beldenin âdetleri arasında iyi, güzel ve faydalı gördüğü şeyler vardır. Bunları beğenmeyenler, çirkindir diyenler kâfir olurlar. Allâh (c.c.) muhafaza küfür sözü söyleyen insanın (mü’min kişinin) o ana kadar hâsıl olmuş bütün sâlih amelleri bâtıl olur ve boşa gider. Küfür sözü söyleyenin nikâhı düşer, daha doğrusu düşer ve tamir cihetine gitmedikçe zina kapısı açılmış olur. Eğer tevbe etmeden ölürse cehennemde ebediyen kalır. Küfür söyleyerek her şeyini kaybeden kişinin, bundan sonra akıllıca yapacağı ilk iş tevbe etmektir. Her şeyin aslına vâkıf olmak için bilenlerden, ehil kimselerden sorup öğrenmek ve böylelikle bilgisizlikten kurtulmak icâb eder.

İman ve Nikah Tazeleme Duası:

“Allâhümme innî ürîdü en-üceddidül îmâne ven-nikâhe tecdîden bi gavli lâ ilâhe illallâh Muhammedür-resûlullâh.”


(Hüseyin Âşık Efendi, Elfâz-ı Küfür, 20-30.s.)

23Kas 2020

Psikiyatri İlmi Öncülerinden: Ebu Zeyd Belhi

Psikiyatri İlmi Öncülerinden: Ebu Zeyd Belhi. Ebû Zeyd; fizik, astronomi, matematik, târih, coğrafya, tıb, edebiyat, fıkıh ve kelâm ilimleri ile ilgili altmışa yakın eser yazdı. Suvar-ul-akâlîm-il-İslâmiyye adlı eserinde yerin resmini kullanan ilk İslâm âlimidir.


İsmi Ahmed bin Sehl el-Belhî olup, künyesi Ebû Zeyd’dir. 849 (H. 235) senesinde Belh’e bağlı köylerden birisinde doğdu. İlim tahsil etmek için bir çok beldelere gitti. 934 (H. 322) senesinde Belh’de vefat etti.
Ebû Zeyd; fizik, astronomi, matematik, târih, coğrafya, tıb, edebiyat, fıkıh ve kelâm ilimleri ile ilgili altmışa yakın eser yazdı. Suvar-ul-akâlîm-il-İslâmiyye adlı eserinde arzın (yerin) resmini kullanan ilk İslâm âlimidir. Yazdığı eserlerden sâdece bir tanesi zamanımıza ulaşabilmiştir. Tıp ilmine ait, Mesâlik-ül-Ebdân vel-Enfüs adlı eserinin iki yazma nüshası, İstanbul Süleymâniye Kütüphanesi Ayasofya bölümü 3741 numarada kayıtlıdır.
Ebû Zeyd, tıp ilimleri târihinde ilk defa olarak bu eserinde bedenî hastalıklar yanında, ruhî hastalıkları ele alıp inceleyerek tedâvî yolları üzerinde çok önemli ve ilgi çekici bilgiler ortaya koydu. Bugünkü modern tıpta parapsikoloji, psikoterapi ve psikosomatik sahalarını ilgilendiren konuları ayrı ve başlı başına oldukça uzun bir şekilde ele aldı.
Elimizde bulunan bu tek eseri, onun ilmî seviyesini çok güzel bir şekilde ortaya koymaktadır. Aynı metodu, yâni insanı ruh ve beden olarak tıbbî yönden tetkik, teşhis ve tedâvî usûlü, iki asır sonra İspanya’da yetişen ünlü bir İslâm âlimi İbn-i Zühr’ün eserlerinde görüldü.
Ebû Zeyd, bu eserinin ön sözünde; “Allâhü Te’âlâ, insanoğluna diğer yaratıklardan farklı olarak idrâk kuvveti ihsan buyurdu. İnsan, bu kuvvet yardımıyla faydalı ve zararlı şeyleri tanıyıp birbirlerinden ayırt eder. Bu bilgi ve kuvvetini kullanması sebebiyle dünyâ ve âhirette saadete kavuşur. Tıp ilmi herkes için çok önemlidir. İnsan, tıp ilmi yardımıyla hastalıkları ve bunların tedâvî yollarını öğrenir” demektedir.


(İslâm Tarihi Ansiklopedisi, 4.c.)

22Kas 2020

Niyet İle İlgili Amellerin Tafsilatı

Niyet İle İlgili Amellerin Tafsilatı. Ameller genel olarak üç kısımdır: 1. İbadetler 2. Günahlar 3. Mübahlar

Âmeller her ne kadar fiil, söz, hareket, sükûn, celb, fikir ve zikir gibi sayılamayacak kadar çok kısma ayrılabilirse de günâhlar ve mübâhlar kısmını ele alacağız:
Birinci kısım günâhlardır. Nhttps://www.mevlanatakvimi.comiyet, günâhı günâhlıktan çıkaramaz. Bu bakımdan cahil kimselerin “Ameller ancak niyetlere göredir.” Hadîs-i şerifinden bunun aksini anlaması doğru değildir. O halde cahil kimseler niyetten dolayı günâhın ibadete dönüşeceğini zanneder; tıpkı insanların kalbini kazanmak amacıyla herhangi bir insanın gıybetini yapan veya başkasının malından sadaka veren veya haram mal ile tekkehane, mescid veya medrese yaptıran ve maksadı hayır olan kimse gibi. İşte bütün bunlar cehâlettir. Bunları zulüm ve günâh olmaktan çıkarma hususunda niyetin hiçbir tesiri olamaz. Bilakis bu kişinin şerîatın emirleri aksine şer ile hayır işlemek istemesi, başka bir şerdir. Eğer bunu bilerek yapmışsa bu kişi şeriata karşı çıkmıştır. Eğer bunu bilmiyor ise, cehaletinden dolayı günahkârdır; zira ilmi talep edip cehaletten kurtulmak her Müslümâna farzdır.
Muâz b. Cebel (r.a.)’in rivâyet ettiği bir hadîs-i şerifte Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Muhakkak ki kul kıyamet gününde, her şeyden; hatta gözündeki sürmeden, parmaklarıyla ufaladığı çamur kırıntılarından ve arkadaşının elbisesini ellemesinden bile sorulacaktır (hesaba çekilecektir).”
Niyetin Allâh (c.c.) için olmasına bir misâl: Güzel kokuları Allâh (c.c.) için sürünen kimse, kıyamet gününde, kokusu miskten daha tatlı olduğu halde haşredilir. Allâh (c.c.)’dan başkası için sürünen kimse ise, kıyâmet gününde Allâh (c.c.)’un huzuruna, kokusu leşten daha pis olduğu halde varır. Bu bakımdan güzel koku kullanmak mübahtır. Fakat orada niyet lâzımdır.
(İmâm-ı Gazâlî (rh.a.), İhyâu Ulûmi’d-dîn, 4.c., 293.s.)

21Kas 2020

Her Müslümanın Dikkatle Kaçınması Gereken Hususlar

Her Müslümanın Dikkatle Kaçınması Gereken Hususlar başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

  1. Ehl-i Sünnete uymayan (bozuk) i’tikatlar,
  2. Sâlih amelleri terk etmek,
  3. Niyette ve işlerinde doğruluktan ayrılmak,
  4. Günâhta ısrar etmek (Günâh işlemeye devam etmek),
  5. İslâm nimetine şükrü terk etmek,
  6. Îmânsız ölmekten korkmamak,
  7. Başkalarına zulmetmek,
  8. Sünnet üzere okunan ezâna icâbet etmemek,
  9. Dîne aykırı olmayan hususlarda, anne ve babasına âsî olmak,
  10. Boş yere ve çok yemin etmek,
  11. Namazı hafife almak, tâdîl-i erkânı terk etmek,
  12. Haram olan (sarhoşluk veren) içecekleri içmek,
  13. Müslümanlara eziyet vermek,
  14. Velî olmadığı hâlde velîlik iddiasında bulunmak,
  15. Günâhını unutmak ve küçük görmek,
  16. Kendini beğenmek, kendisini çok âlim görmek,
  17. Koğuculuk ve gıybet etmek,
  18. Mü’min kardeşine haset etmek, çekememek,
  19. Bir adam için tahkik etmeden; bilmeden iyi veya kötüdür diye hüküm vermek,
  20. Yalan söylemek,
  21. Dîni öğrenmekten kaçınmak (öğrenme imkânı varken öğrenmemek),
  22. Erkeklerin kadınlara, kadınların erkeklere benzemeye çalışması,
  23. İslâm dininin düşmanlarına sevgi beslemek,
  24. Hakîkî din âlimlerine düşman olmak.
    (Muhtasar İlmihâl, 44-45.s.)
https://youtu.be/CXgbTGjANwo
20Kas 2020

Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in Zühd Hayatı

Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in Zühd Hayatı. Resûlullâh (s.a.v.) yemek, içmek, giymek gibi hususlarda zaruretin gerektirdiği ölçü ile yetinirdi.

Yerin bütün hazineleri Resûlullâh (s.a.v.)’e verilmiştir. Ülkelerin anahtarları ona teslim edilmiştir. Kendisinden önce hiçbir peygambere helâl olmayan ganimetler ona helâl kılınmıştır. Fethedilen ülkelerin cizyesinden, vergilerinden, humuslarından (beşte birlerinden) hiçbir krala toplanmayan mal toplanıp kendisine getirilmiştir. Çevre hükümdarlarından birçokları da ona hediyeler göndermiştir fakat O (s.a.v.), bu mal ve hediyelerden hiçbirini kendi nefsi için almamıştır. Hepsini yerli yerince harcamış, dağıtıp başkalarının ihtiyaçlarını gidermiş, Müslümanları güçlendirmiştir. Kendi nefsi için bir dirhem bile alıkoymamıştır. Ve şöyle buyurmuştur: “Uhud dağı kadar altına sahip olsam, ondan bir dinarın yanımda gecelemesinden bile hoşlanmam. Yalnız borcumu kapatacak kadar tek dinar müstesna.” (Müslim) Bir defasında kendilerine birçok dinar geldi. Hepsini taksim etti, yanında altı dinar kaldı. Onu da hanımlarından birinin yanına bıraktı. Fakat o gece mübarek gözleri uyku tutmadı, kalkıp onları da taksim etti. Ve şöyle buyurdu: “İşte şimdi içim rahat etti.” (Suyutî) Vefât ettiklerinde silâhı (zırhı) çoluk çocuğunun nafakasına karşılık aldığı bir şey karşılığında, rehindeydi. (Buhâri)
Resûlullâh (s.a.v.) yemek, içmek, giymek gibi hususlarda zaruretin gerektirdiği ölçü ile yetinirdi. Fazla hiçbir şey edinmezdi. Bulduğunu giyerdi. Genellikle her tarafını örten ucuz bir kumaş, kaba bir giysi ve kalın bir çizgili elbise giyerdi. Resûlullâh (s.a.v.) her şeyde olduğu gibi elbise hususunda da orta olanı seçmiştir. Çünkü böyle bir giyinme tarzı insanı kişiliğinden uzaklaştırmaz. Orta yolu seçmekle ne çok eski giyip de dikkati üzerine çekmiştir ne de çok pahalı giyinip de şöhret hastalığına yakalanmıştır. Yani her iki yönden de teşhir edilmesini yine kendisi bizzat önlemiştir.


(Kadı İyaz, Şifâ-i Şerîf, 95-96.s.)

19Kas 2020

Ahir Zaman Fitneleri

Ahir Zaman Fitneleri. Hadîs-i şerîflerde zamanın bozulacağı, bozulan zamanda insanlığın ve mü’minlerin de bozulacağı haber verilmiştir.

Efendimiz (s.a.v.)’in ümmetinin geleceği ile ilgili endişeleri olmuştur. Hadîs-i şerîflerde zamanın bozulacağı, bozulan zamanda insanlığın ve mü’minlerin de bozulacağı haber verilmiştir. Efendimiz (s.a.v.)’in ümmetinin geleceği ile ilgili haberlerini incelediğimizde bugün bu haberlerle yüz yüze olduğumuzu görmekteyiz. Hz. Ali (r.a) şöyle anlatıyor: Resûlullâh (s.a.v) bir gün şöyle buyurdular: “Ümmetim on beş şeyi yapmaya başlayınca onlara büyük belânın gelmesi vâcip olur!”
Yanındakiler: “Ey Allâh Resûlü (s.a.v.) Bunlar nelerdir?” diye sordular. Efendimiz (s.a.v) şöyle sıraladı:

💰1. Ganimet tedâvül eden bir metâ haline geldiği zaman, (yani milli servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında dolaştığı zaman),*

🛅2. Emânet ganîmet gibi görülüp hıyânet edildiği zaman,

👝3. Zekât, ibadet olarak görülmeyip büyük bir yük ve angarya olarak görüldüğü zaman,

❗4. Kişi, (gayr-i meşrû işlerde) kadınına itaat ettiği zaman,

❗❗5. Kişi, annesine karşı itaatsizlikte bulunduğu zaman,

🚩6-7. Kişi, arkadaşına iyilikte bulunduğu, babasına kaba davrandığı zaman,

🕌8. Mescitlerde sesler yükseldiği (yani huşû kaybolduğu) zaman,

👔9. Bir milletin idârecisi en alçakları olduğu zaman,

🏴‍☠️10. Bir kişiye şerrinden korkularak hürmet edildiği zaman,

🍾11. Çeşitli isimlerle îmâl edilen içkilerin serbestçe içildiği zaman,

🧶12. İpek elbiselerin erkekler tarafından giyildiği zaman,

🎙13. Şarkıcı kadınlara alâka arttığı zaman,

🎸14. Çalgı aletlerine alâka arttığı zaman,

❌15. Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere lânet ettiği zaman,

İşte o halde artık kızıl rüzgârı, yere batışı veya domuz ve maymunlara çevrilmeyi, zelzeleyi ve gökten taş yağmasını bekleyin. Ondan sonra birbiri ardınca pek çok alâmetler zuhûr eder ve bunlar ipi kopan eski bir gerdanlığın art arda düşen taneleri gibi birbirini tâkip ederler.” (Tirmizî)

18Kas 2020

Haset Ateştir

Haset Ateştir. Resûlullâh (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Hasetten kaçının. Çünkü o, ateşin odunu yiyip tükettiği gibi, bütün hayırları yer tüketir.”

Haset bir Müslümana Allâh (c.c.)’un verdiği nimetin yok olmasını istemektir. Kişi ister o nimetin kendisine verilmesini istesin ister istemesin, fark etmez; bu hasettir ve Müslümana haramdır.
Allâh (c.c.)’un bir Müslümana verdiği nimeti kendisine de vermesini istemek ise haset değil imrenmektir. Hatta namaz ve diğer ibâdetler gibi farzlarda, birisine ben de onun gibi olsam diye gıpta etmek vâciptir. Sadaka vermekte ve malını iyi işlerde harcamak gibi fazîletli işlerde birisine gıpta etmek menduptur.
Resûlullâh (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Hasetten kaçının. Çünkü o, ateşin odunu yiyip tükettiği gibi, bütün hayırları yer tüketir.” (Ebû Davûd)
Kişi, hased ettiği kişinin ayıpları meclisinde zikredildiği zaman sevinir. Haset ettiği kimsenin övgüsü yapıldığı zaman hoşuna gitmez ve nefret eder. Bazen de o haset ettiği kişinin ayıpları söylenildiği zaman sözde yüzünü ekşitir. Dolayısıyla Müslümanların gıybetinin yapılmasını hoş görmediğini belirtmiş olur. Oysa kalbinden buna razıdır ve böyle yapmayı ister. Allâh (c.c.) da onun kalbinin böyle olduğunu bilmektedir. İşte bu ve buna benzer durumlar, kalplerin gizli hastalıklarındandır. Bizim gibi zayıfların bu hastalıkları sezmesi mümkün değildir. Ancak insan, nefsinin ayıplarını bilmeli, o ayıplar hoşuna gitmemeli, onları kınamalı ve nefsini ıslâh etmeye çalışmalıdır. Allâh (c.c.) bir kula hayrı irade ettiği zaman, o kuluna nefsinin ayıplarını gösterir. Kimin sevâbı hoşuna gider, günâhı hoşuna gitmezse, o kimsenin hali ümitlidir. Onun durumu nefsini tezkiye eden, ilim ve ameliyle Allâh (c.c.)’a karşı minnet eden, kendisini Allâh (c.c.)’ın yaratıklarının hayırlılarından sanan bir kimsenin durumundan Allâh (c.c.)’ın râhmetine daha yakındır. Bu bakımdan biz gafil, mağrur, gizli ayıplara rağmen ihmalkârlıktan Allâh (c.c.)’a sığınıyoruz.


(Muhammed Alaaddin b. İbn-i Abidin, Üç Boyutuyla İslâm İlmihâli, 782.s.)

17Kas 2020

Haftanın Günlerindeki Sırlar

Haftanın Günlerindeki Sırlar başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Resûlullâh (s.a.v.)’e salı günü hakkında sual ettiler; Resûlullâh (s.a.v.); “Kan günüdür, çünkü o gün Havva hayz getirdi. Âdem’in oğlu kardeşini o gün öldürdü. Yine o gün Cercis, Zekeriyyâ, Yahya ve oğlu, Firavun’un karısı Âsiye bînt-i Müzârrın ve Benî İsrail’in bakarası katlolundu.”
Resûlullâh (s.a.v.) salı günü hacamat yaptırmaktan şiddetle nehyetmişler, “O günde öyle bir saat vardır ki, kişi hacamat yaptırırsa kanı durmaz ve ekseri hallerde insan kanı durdukdan sonra ölür. Yine Salı günü İblis yeryüzüne indi, yine o gün cehennem yaratıldı ve yine o gün Eyyûb (a.s.) derde tutuldu.” buyurmuşlardır.
Çarşamba gününden sordular. Cevaben buyurdular ki: “Meşakkat ve azâb günüdür. Çünkü o gün Firavun ve kavmi boğuldular, yine o gün Âd, Semûd ve Sâlih (a.s.) kavmi helâk oldular ve o gün tırnak kesmek nehyolundu. Çünkü Çarşamba günü tırnak kesmek baras hastalığına neden olur.” Bazıları çarşamba günü hasta ziyaretini mekruh gördüler.
Resûlullâh (s.a.v.)’e Perşembe gününden sordular; Resûlullâh (s.a.v.) cevaben; “Hacetlerin yerine getirildiği gündür, gerektiğinde sunanların huzûruna da Perşembe günü çıkılır. Çünkü İbrahim (a.s.) Mısır melikinin huzûruna Perşembe günü çıktı, hacetini gördü ve Mısır melik’i ona Hâcer’i hediye eyledi.”
Resûlullâh (s.a.v.)’e Cuma gününden soruldu cevaben: “Nikâh günüdür, Âdem (a.s.), Havva ile, Yûsuf (a.s.), Züleyha ile, Mûsâ (a.s.), Şuayb’ın kızıyla, Süleyman (a.s.), Belkıs ile ve Resûlullâh (s.a.v.) de Hâtice ve Âişe (r.anhümâ) ile Cuma günü nikâhlandılar.” buyurdu. Abdullâh ibn-i Mes‘ûd (r.a.)’den rivâyet olunduğuna göre şöyle demişdir: “Kim Cuma günü tırnaklarını keserse Allâhü Te‘âlâ ondan dertleri çıkarır, yerine şifâ koyar.” (Ruhu’l-Beyân, 2.c., 6.s.)


(Hz. Mahmûd Sâmî Ramazanoğlu (k.s.), Yunus ve Hud Sûreleri Tefsiri, 9-10.s.)

16Kas 2020

Cuma’nın Terkine Rıza Göstermemek

Cuma’nın Terkine Rıza Göstermemek başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Efendimiz (s.a.v.)’in bizlere vasiyetlerinden birinde Müslüman kardeşlerimizin Cuma Namazı’nı bırakmalarına sebep olabilecek bir şey söylemememiz, Allâh (c.c.)’un hayır ve râhmetinden yoksun kalmamaları ve ölünceye kadar bu hayır ve râhmetten kalplerinin mühürlenmemesi için, Cuma Namazı’na gitmeye şiddetle zorlamamız buyrulmaktadır.
Tanıdığımız bir kimsenin Cuma Namazı’nı mazeretsiz bıraktığını öğrenince, onu uyarmayıp bu hareketine karşı susarsak, Allâh (c.c.) ve Resûlü (s.a.v.)’in buyruklarına hıyanet etmiş sayılacağımız gibi, büyük günâhı da yüklenmiş oluruz. Zamanımızda insanlardan bu ahdin hükümlerini bozanların çoğaldığını görmekteyiz. Cuma Namazı’na gitmeyen bir kimseye bunun sebebi sorulmamakta ve hatta ilgilenilmemektedir. Halbuki İlahî buyruklara göre, ma’siyete düşen bir kimsenin diğer bir kimse tarafından uyarılması gerekmektedir. Bu uyarıyı yapmayan bir kimse de bu ma’siyete iştirak etmiş olur. Çünkü gerçeği bilip, bunun büyük bir ma’siyet olacağına inanan, bundan korkan bir kimse, bir başka kimsenin de bu ma’siyete düşmesinden aynı korkuyu duymalıdır. Allâh (c.c.)’un lütûf ve yardımını beklemekten başka çaremiz yoktur.
Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: “Mazeretsiz olarak üç defa cuma namazını bırakan bir kimse, münafıktır.” (İmâm Ahmed)
Efendimiz (s.a.v.)’in bizlere vasiyetlerinden birinde de Cuma Namazı’nda imâm minbere çıkmadan önce, bir kimseye mescitte hazır bulunmasını daha önceden hatırlatmamız, onu bu yönde uyarmamız gerektiği belirtilmektedir.
Taberanî ve Isbehanî merfûan şu hadîsi anlatırlar: “Cuma namazına gidiniz, orada hazır olunuz. İmâma yaklaşınız. İçinizden biri cennetlik olur da cuma namazına geç kalmakla o kimse cennetten ve cennet ehlinden geri bırakılır.” Allâh (c.c.) en doğrusunu bilir.


(İmâm Şa’rânî, el-Uhud’ul-Kübrâ, 812-813.s.)