Menakıb

02Tem 2020

İbrahim Bin Ethem Hazretleri

İbrahim Bin Ethem Hazretleri‘nin hayatının konu edildiği yazımızda İbrahim Bin Ethem Hazretleri‘nin takvası, manevi halleri ve şahsının yüceliğinden bahsedilmektedir.


Allâhü Te’âlâ buyurmuştur ki: “Gerçekten Allâh katında sizin en üstün ve şerefli olanınız, O’na karşı en takvâlı olanınızdır.” (Hucurât s. 13)


Takvânın hakikati, Allâh (c.c.)’un itaati ile O (c.c.)’un azabından korunmaktır. Takvânın aslı ise ilk olarak şirkten sakınmaktır. Ondan sonra günâh ve kötü işlerden sakınmaktır. Daha sonra şüpheli şeylerden sakınmak, ondan sonra da seni ilgilendirmeyen boş işleri terk etmektir.


İbrahim Bin Ethem (k.s.) şöyle anlatmıştır: “Bir gece Kudüs Beytülmakdis’te o büyük kayanın altında geceledim. Gecenin bir miktarı geçince iki melek indi ve aralarında şu konuşma geçti: “Buradaki şahıs kimdir?”
İbrahim b. Ethem (k.s.): “O, Allâhü Te’âlâ’nın derecelerinden birini düşürdüğü kimsedir.” “Niçin düşürüldü ki?” “Çünkü o, Basra’da bir bakkaldan hurma aldı, bakkalın hurmalarından bir tanesi bunun aldığı hurmaların üzerine düştü. Onu götürüp sahibine geri vermedi.” İbrahim b. Ethem (k.s.) demiştir ki: “Ben bunu işitince hemen Basra’ya gittim; aynı adamdan yine hurma satın aldım, aldığım hurmalardan birini onun hurmaları içine düşürdüm ve böylece ödeşmiş oldum. Sonra tekrar Beytülmakdis’e döndüm, geceyi o kayanın yanında geçirdim. Gecenin bir kısmı geçince, yine gökten iki melek indi. Aralarında konuşuyorlardı. Biri diğerine, “Buradaki kim?” diye sordu; diğeri: “İbrahim b. Ethem.” dedi. Öbürü: “Bu, Allâh (c.c.)’un kendisine önceki makamını geri verdiği ve derecesini yükselttiği kimsedir.” dedi.


İbrahim bin Ethem (k.s.), takvâ babında pek büyük bir insandı. Hazretten hikâye ediliyor: “Helâlinden ye! Helâlinden yedikten sonra, gece kalkıp ibadet yapmazsan, gündüz nafile oruç tutmazsan (bile) hiçbir zararı sana dokunmaz.”
Hazret’in bütün duâsı şuydu: “Ya Rab! Beni günâhın zilletinden ibâdetinin izzetine naklet!”


(İmâm Kuşeyri, Kuşeyri Risâlesi, 42-267.s.)

15May 2020

Cömertlik Hakkında Menkıbeler

15 Mayıs 2020 Cuma, Mevlana Takvimi yazımız “Cömertlik Hakkında Menkıbeler

Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ve Abdullah b. Câfer (r.a.e.) beraberce hacca gittiler. Ağırlıkları kendilerinden daha önce gittiği için acıktılar ve susadılar. Çadırında oturan bir kocakarının yanından geçtiler. Kadına, “Su var mı?” diye sorunca “Evet, var!” cevâbını aldılar. Bunun üzerine de­velerini çöktürdüler. Çadırın bir tarafında kadının zayıf bir koyunu vardı. Sonra kadına dediler ki: “Yemek var mı?” Kadın “Hayır! Bu koyundan başka yiyecek bir madde yok! Fakat bu koyunu biriniz kessin ki size yiyecek hazır­layayım!” dedi. Onlardan biri koyunu kesti, yüzdü. Kadın onlara yemek hazırladı. Giderken kadına dediler ki: “Sağ sâlim Medine’ye döndüğümüz zaman yanımıza gel, sana iyilik yapacağız!” Sonra gittiler. Hanımın kocası gelince, ona olanları anlattı. Bunun üzerine kocası öfkelendi kızdı.

Sahabe Efendilerimizin Cömertlik Hakkında Menkıbeler‘i

Bir müddet sonra, zaruret o karı-kocayı Medine’ye gelmeye zorladı. Bir gün kadın, Medine’nin bir sokağın­dan geçti. O anda Hz. Hasan (r.a.) kapısında duruyordu. Kadını tanıdı. Kadına dedi ki: “Ey Allâh (c.c.)’un sevgili kulu! Beni tanıdın mı?” Kadın: “Hayır! Seni tanımıyorum!” deyince, Hz. Hasan (r.a.): “Ben filan filan günde senin mi­safirin olmadım mı?” dedi. Kadın: “Annem babam sana feda olsun! Sen o musun?” dedi.

Sonra Hz. Hasan (r.a.) zekât koyunlarından kadın için bin koyun satın alınmasını emretti. Bunlarla beraber kadına bin dinar verdi ve kadını hizmetçisiyle beraber kardeşi Hz. Hüseyin (r.a.)’e gönderdi. Hz. Hüseyin kadı­na: “Ağabeyim sana ne kadar verdi?” diye sordu. Kadın “Bin koyun, bin dinar!” dedi. Bunun üzerine Hz. Hüseyin (r.a.) de kadına o kadar verilmesini emretti. Sonra kadını hizmetçisiyle beraber Abdullah b. Câfer (r.a.)’e gönderdi. Abdullah (r.a.) kadına iki bin koyun, iki bin dinar verilme­sini emretti. Kadın kocasına dört bin koyun ve dört bin dinarla döndü!

(İmâm-ı Gazâli, İhyâ’u Ulûm’id-din, 3.c., 535.s.)

12May 2020

Allah Korkusu Ve Sevgisi Birbiri İle Çelişir Mi?

Allah Korkusu Ve Sevgisi Birbiri İle Çelişir Mi? başlıklı yazımız Allah Korkusu Ve Sevgisi arasında nasıl dengeli olunacağına dair bizlere yol göstermektedir.

Bir şeyin fazîleti, kişinin ebedî âlemdeki saadetine yardımcı olmasından ileri gelir. Bu sebeple, bu yardım ve katkıyı yapan her şey fazîletlidir ve fazîlet derecesi de bu konudaki yardım ve katkısı ölçüsündedir. Korku ise günâhları önleyen ve haram olan isteklerin önüne geçen bir duygudur. O bu hususiyetiyle kul için Allâhü Te’âlâ’nın rızasına ve cennete giden yolu açar. Çünkü bu yolu tı­kayan şey günâhlar, gafletler ve meşru olmayan arzu­lardır. Korku bunları silip süpürdüğünden dolayı büyük bir fazîlete sahiptir. Korku, bunun yanında, sâlih ameller yaptırır ve üstün ahlâkî sıfatlar kazandırır. Korku öyle bir ateştir ki, insandaki bütün çürükleri yakar ve ondaki bütün hamlıkları pişirir. Onun için, korku makamını kazananlar, “Hamdık, yandık, piştik.” demişlerdir.

Korkunun aslı ve kaynağı ilim, faslı ve meyvesi tak­vâdır. Takvâ, korku sebebiyle Allâhü Te’âlâ’nın emirlerine muhalefet etmekten sakınmaktır. Takvâda korku unsu­ru galip olduğu için, bu isim Allâh (c.c.) korkusu için de kullanılır. Korku, sevgi ve ümit birbirinin zıddı veya bir­birinden ayrı şeyler gibi görünseler de, hakikatte onlar birbirini doğuran, besleyen ve tamamlayan unsurlardır. Çünkü bir şeyi seven veya ümit eden, aynı zamanda onu kaybetmekten korkar ve onun bu korkusu o şeyi sevmesi veya ümit etmesi kadar kuvvetli olur. Bu sebeple, Allâ­hü Te’âlâ’yı seven ve O (c.c.)’un rızasını kazanmayı ve rızasının bir tecellisi olan cennete gitmeyi ümit eden bir kimse, sevdiği ve ümit ettiği kadar da bunları kaybetmek­ten korkar.

Allâh Resûlü (s.a.v.), “Allâh (c.c.) korkusu akıl ve hikmetin başıdır.” (Beyhakî) buyurmuştur. Fudayl (rh.a.) bu hadîs-i şerîfi şöyle açıklamıştır: “Allâh korkusu, insana her türlü hayırda öncülük eder.”

(İmâm-ı Gazâlî, İhyâ-u Ulûmi’d-dîn, 4.c., 286-294.s.)

11May 2020

Ebu Hamza Horasani (k.s.) Hazretleri

Ebu Hamza Horasani (k.s.) Hazretleri‘nin hayatını siz değerli okuyucularımız için derledik.

Horasan bölgesi velîlerindendir. Cüneyd-i Bağdâdî (k.s.) Hazretleri’yle aynı asırda yaşamıştır. Zamânındaki âlimlerin ve evliyânın ileri gelenlerinden idi. Dînî meselelerin inceliklerine vâkıftı. Verâ sâhibiydi. Haramlardan çok sakınırdı. Ahmed bin Hanbel (rh.a.) Hazretleri ona hürmet duyar, tasavvufla ilgili meselelerde ona sormadan cevâp vermezdi. Kendisine sorulan bir meseleyi Ebu Hamza Horasani (k.s.)’a arz eder; “Bu hususta ne buyurursun ey sofî!” derdi.

Ebu Hamza Horasani (k.s.) Hazretleri, derin âlim ve büyük velî idi. Allâhü Te’âlâ’nın emirlerine ve Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in sünnetine tam uyardı. Haramlardan ve şüphelilerden şiddetle kaçınırdı. Dünyaya meyletmezdi. “Bir kimse ölümü unutmaz devamlı düşünürse, bâkî devamlı olan her şey ona sevdirilir ve fâni, geçici olan her şeyden nefret ettirilir.” buyururdu. “Allâhü Te’âlâ hakkında marifet sâhibi olan ârif-i billâh kimse, maişetini günü gününe temin eder. Yâni sâdece günlük maişetini düşünür. Dünyevî maişetini asgarîye indirerek uhrevî maişetini azamiye çıkarır.” buyurmuştur. Bir kimse gelerek; “Bana nasihât et.” dedi. Ebû Hamza Horasânî (k.s.) ona; “Önündeki sefer için azık hazırla.” buyurdu.

“Ârif, ikrâm olunan şeyin yok olmasından, eldeki nîmetin gitmesinden ve vaad edilen azâbın başa gelmesinden korkar. Ârif, maişetini günü gününe savar, gıdasını günlük olarak alır.”

“Allâhü Te’âlâ bir kimseye şefkatle nazar ederse, hiç şüphe yok ki bu nazar o kimseyi mesut kişilerin menzillerine ulaştırır. Onun içini ve dışını doğrulukla süsler.”

“Sofî kimdir?” diye soran bir kimseye; “Sofî, her çeşit pislikten tasfiye edilen ve kendisinde hiçbir şekilde muhalefet kiri kalmayan kimsedir.” buyurdu.

(Evliyalar Ansiklopedisi, s.1184-1186)