Kur'an ve Duaların Fazileti

30Tem 2020

Arefe Günü Kılınacak Namaz

Arefe Günü Kılınacak Namaz başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.


Nesâi ve diğerlerinin bildirdiği sahih hadîste Nebî (s.a.v.): “Umarım ki, Arefe günü tutulan oruç, iki senelik günâha keffâret olur; biri geçmiş, diğeri gelecek senenin günâhlarıdır.” buyurmuştur. Beyhâki’de: “Arefe gününün orucu, bin gün oruca eşittir.” hadîs-i şerîfi yer alır.


İmâm Hibbetullah’ın Saîd bin Müseyyeb’den onun da Ebû Hüreyre (r.a.)’den naklettiği bir haberde, Resûlullâh (s.a.v.): “Bir kimse Arefe günü öğle ile ikindi arasında dört rek’at namaz kılsa, her rek’atinde bir kere Fatiha ve elli kere İhlâs sûrelerini okusa, Allâhü Te‘âlâ ona bin kere bin sevâb yazar. Kur’ân-ı Kerîm’den okuduğu her harf için cennette ona bir yüksek derece verilir. Her derece arası beş yüz yıllık yoldur. Ve her harf için ona yetmiş hûrî verilir. Her birisi için yakuttan yetmiş bin sofra, her sofrada yeşil kuş etinden yiyecekler vardır. Etin soğukluğu kar, tadı bal ve kokusu misk gibidir. O eti ateş pişirmemiştir. Başladığı zaman bulduğu lezzet ve tatlılığı, yemeğin sonunda da bulur. Bıkmak olmaz. İsteyerek, severek yer. Sonra o kimseye kanatları yakuttan, gagası altından bir kuş gelir. Bin kanadı vardır. Benzerini, dinleyenlerin duymadıkları güzel bir ses ile Arefe günü ehline “Merhaba” diyerek seslenir. Sonra o kuş, o kimsenin yanına düşüp kanatlarının her birinin altından yetmiş türlü yemek çıkarır. O yemeklerden yer. Sonra o kuş Allâhü Te‘âlâ’nın izni ile silkinip uçar gider. O kimse kabrine konulunca, Kur’ân-ı Kerîm’in her harfi ona öyle bir nur ile ışık saçar ki, o kimse o anda Beyt-i Şerîf’in etrafında tavaf edenleri görür. O Yâ Rabbi, kıyâmet kopsun, kıyâmet gelsin diyerek bir an evvel kıyâmetin kopmasını ister.” buyurdu.


(Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (k.s.), Gunyetu’t-Tâlibîn, 335.s.)


Arefe Günü Duası


Hz. Peygamber (s.a.v.), Arefe günü en ziyâde şöyle derlerdi: “Lâ-ilâhe illa’llâhü vahdehû lâ-şerîke leh, lehü’lmülkü velehu’lhamdü bi-yedihi’l-hayr ve hüve ‘alâ külli şey’in kadîr.”


(Ömer Muhammed Öztürk, İbâdet Takvimi ve Duâlar, 77.s.)

30Tem 2020

Teşrik Tekbirleri

Teşrik Tekbirleri Kurban bayramının arefe gününün sabah namazından itibaren bayramın dördüncü gününün ikindi namazına kadar yirmi üç vakit farz namazlardan sonra okunan bir duadır.


Kurbân bayramının arefe gününün sabah namâzından i‘tibâren bayramın dördüncü gününün ikindi namâzına kadar (ikindi dahil) yirmi üç vakit farz namâzlardan sonra bir def‘a: “Allâhü ekber, Allâhü ekber, Lâilâhe illâ’llâhu va’llâhu ekber, Allâhü ekber ve li’llâhi’l hamd.” diye tekbîr alınır ki, buna (teşrîk tekbîri) denir. Teşrik tekbirleri, âlimlerin birçoğuna göre vacîptir.

(Ömer Nasûhî Bilmen, Büyük İslâm İlmihâli, 166.s.)


Peygamberimiz’in Hz Ali’ye Vasiyeti


“Yâ Ali! Beş şey gönlü öldürür:

1. Çok yemek, 2. Çok uyumak, 3. Çok konuşmak, 4. Çok gülmek, 5. Rızık için çok endişe etmek.


Beş şey kalbi karartır:

1. Günâh üzerine günâh işlemek, 2. Tok iken yemek, 3. Zulümle mal yığmak, 4. Namazı tehir etmek, 5. Sol elle yemek ve içmektir.

Beş şey unutma meydana getirir:

1. Fare artığı yemek, 2. Kıbleye karşı bevletmek, 3. Durgun suya bevletmek, 4. Kül üzerine bevletmek, 5. Haram ile geçinmek.


Beş şey kalbi parlatır:

1. İhlâs sûresini çok okumak, 2. Az yemek, 3. İlim meclisinde bulunmak, 4. Az pişmiş ekmek yemek, 5. Gece namaz kılmak.

Beş nesne kalbi aydınlatır:

1. İlim meclisinde bulunmak, 2. Elini yetim başına sürmek, 3. Seher vaktinde çok istiğfar etmek, 4. Çok yememek, 5. Çok oruç tutmak.


Beş şey gözün nûrunu artırır:

1. Kabe-i Muazzama’ya bakmak, 2. Kur’ân-ı Kerîm’e bakmak, 3. Anne ve babanın yüzüne bakmak, 4. Âlimin yüzüne bakmak, 5. Akar suya bakmak.


Yâ Ali! Beş şey insanın kocamasına sebeptir:

1. Borcu çok olmak, 2. Gamı, üzüntüsü çok olmak, 3. Kadının nefesi erkeğe erişmek, 4. Güzel kokuyu çok sürünmek, 5. Çok balgam gelmek.

Yâ Ali! Cennet kapısında gördüm; ‘Nefsinin hevasına, arzularına muhalefet edenlerin yeri cennet olur.’ yazılıydı.”


(Şemseddin Sivâsî, Dört Büyük Halife, 192-193.s.)

10Tem 2020

İyiliği Tavsiye ve Kötülükten Men Etmenin Şartları

İyiliği Tavsiye ve Kötülükten Men Etmenin Şartları, iyiliğin toplumda yayılması için tüm Müslümanlar olarak iyi işleri çoğaltmalı ve başkalarını da buna teşvik etmeliyiz. Yine kötülüğün azalması da bu doğrultudadır. Yazımız bu konuda detaylı bilgi vermektedir.


Ma‘ruf, Allâhü Te’âlâ’nın razı olduğu, münker ise razı olmadığı söz ve hareketlerdir. İnsanlar marufu (iyiliği) emir ve tavsiye etmek vazifesini terk ederlerse helâk olurlar. Allâhü Te’âlâ böylelerinin duâlarını kabul etmez. Bereketi, iyiliği ve kurtuluşu onlardan kaldırır.


Âişe (r.anhâ), Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurduğunu naklediyor: “İçinde peygamberlerin ibâdetleri gibi ibâdetleri olan on sekiz bin kişinin bulunduğu bir şehrin halkı azaba uğradı.” Bunun nasıl olduğu sorulduğunda şöyle cevap verdi: “O iyi kimseler, kötülük ve günâh işleyenlere Allâh (c.c.) rızası için kızmadılar. Marufu emretmeyip, münkeri (kötülük) de yasaklamadılar.”

Bu vazifeyi yapmak isteyen bir Müslüman, önce içinde bulunduğu topluluğun durumuna bakmalıdır. İnsanlara dinî nasihâtlarda bulunduğu takdirde, söyleyeceklerine kulak verip öğüt alacaklarını ve kötülükten vaz geçeceklerini tecrübesiyle biliyorsa, bu kimseleri ibâdet ve sevâba teşvik etmesi vâcib olur.


Fakat nasihât etmeye kalkıştığı takdirde kendisine iftira edeceklerini ve sövüp sayacaklarını tecrübeyle biliyorsa, o zaman onlara nasihâtta bulunmaması daha iyidir. Engin tecrübesiyle, sözlerinin kabul edilmeyeceğini biliyor fakat dövülmekten ve sövülmekten korkmuyorsa, doğruları söyleyip söylememekte ve onları doğru yola çağırıp çağırmamakta serbesttir. Ama yine de ikaz ve irşatta bulunmak efdâldir.


Emr’i bi’l-maruf yani iyiliği emir ve tavsiye etme vazifesi yapacak kimselerin, hangi konudan konuşulacaksa o mesele hakkında ilim sahibi olmaları lâzımdır. Çünkü bir konuda ilim sahibi olmadan bir kişiye o konuda faydalı olunamaz. Ayrıca, kötülük işleyen kimselerle konuşurken dâima yumuşak davranmalı, tatlı ve ikna edici konuşmalıdır. Asla, “Ey ahmak, ey câhil, ey utanmaz adam Allâh (c.c.)’dan korkmuyor musun? Nedir bu yaptığın?” gibi sözler söylemelidir.

(Allame Eş-Şeyh Alaaddin Abidin, el-Hediyyetü’l-Alaiyye, 633-635.s.)

09Tem 2020

Kuran Kıraati ve Gerekleri

Kuran Kıraati ve Gerekleri. Kuran-ı Kerim’i düzgün ve güzel okumanın gerekliliği ile ilgili yazımızı istifadenize sunuyoruz.


Yusuf b. Esbât (rh.a)’e, “Kur’ân’ı hatmettiğinde nasıl duâ edersin?” diye soruldu. Şu cevabı verdi: “Nasıl duâ edeyim ki, okuyuşumdaki eksiklerimden dolayı yüz defa istiğfarda bulunuyorum.”


Bil ki kulun, Kur’ân kıraatında elde edeceği şey, Kur’ân’a gereken hürmeti yapmasına, onu anlamasına, ondaki müşahadesine ve onunla amel etmesine göre olur. Çünkü Kur’ân, Allâh (c.c)’un kulları içinde ortaya koyduğu en açık alametidir. Yeryüzünde Allâh (c.c.)’un varlığını gösteren en büyük ve en azâmetli âyetlerdendir. Bize Cenâb-ı Hakk’ın ihsân buyurduğu en kâmil nimetlerdendir.

Kulun, Kur’ân’a hürmet ve edebi takvâsı kadar olur. Yine onun, ilâhi hitabı anlaması ve ona tazimde bulunması mütekellimi olan Allâhü Te’âlâ hakkındaki marifeti ve övgüsü kadar olur. Eğer söz sahibi Yüce Allâh, onun kalbinde azametli ve anlayışında ulu olursa, o zaman kul ilahi kelâmı tedebbür etmeyi, bir musibetle yüz yüze geldiğinde hemen O (c.c.)’a koşmayı kendisine bir nimet olarak görür. Artık o kimse takvâya sarılır ve haramlardan uzak durur.

(Ebû Tâlib el-Mekkî, Kûtu’l-Kulûb)


Mugnî tefsirinde diyor ki, üç âyet inmiştir ki, üç şeyle beraberdir. Bunlardan her biri, yanındaki olmadıkça kabul edilmez. Biri: “Allâhü Te‘âlâ ve Resûlü’ne itaat ediniz.”dir.

Allâhü Te’âlâ’nın emrine itaat, Resûlü (s.a.v.)’in emrine itaatsiz kabul olmaz demektir. İkincisi: “Bana ve anne-babanıza şükrediniz.”dir. Allâhü Te’âlâ’ya şükür, anaya-babaya şükürsüz olmaz. Üçüncüsü: “Namazı kılın ve zekâtı veriniz.”dir. Malının zekâtını vermeden, namaz makbul olmaz. Her şeyin doğrusunu Allâhü Te’âlâ bilir.


(Mevlana Muhammed Rebhamî, Riyadü’n-Nasıhîn, 193.s.)

17Haz 2020

Kuran Hakkında İnsaf Sahibi Müsteşriklerin Sözleri

17 Haziran 2020 Mevlana Takvimi Kuran Hakkında İnsaf Sahibi Müsteşriklerin Sözleri başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Kuran-ı Kerim yalnız Müslümanlar tarafından değil, Müslüman olmayan insaflı birçok ilim adamları tarafından da incelenerek, lâyık olduğu takdir ve saygıyı görmüştür.

Kuran semavî kitapların en güzeli, her takdirin üstünde bir fesâhat ve belâgat mucizesidir. Tanınmış müteşriklerden, Arap Edebiyatı uzmanı Dr. Morris şöyle der: “Kur’ân nedir? Her tenkidin üstünde bir fesâhat ve belâgat mucizesidir. Kur’ân’ın üç yüz elli milyon Müslümanın göğsünü haklı bir gururla kabartan meziyeti, onun her mânâyı güzel ifade etmek itibarıyla semavi kitapların en mükemmeli olmasıdır. Hayır! Daha ileri gidebiliriz! Kur’ân, tabiatın ezelî inayet ile insana bahşettiği kitapların en güzelidir. İnsanlığın refahı açısından, Kur’ân’ın beyanları, Yunan felsefesinin ifadelerinden çok yüksektir. Kur’ân, arş ve semânın Hâlıkı’na hamd ve şükürle doludur. Kur’ân’ın her kelimesi, herşeyi yaratan ve her şeyi taşıdığı kabiliyete göre sevk ve irşad eden Yüce Varlığın azametinde mündemiçtir. Edebiyat ile alakadar olanlar için, Kur’ân bir kitab-ı edeptir. Lisan uzmanları için, Kur’ân bir hazine-i elfazdır. Şairler için, Kuran bir menba-ı ahenktir.

Bundan başka, bu kitap, hukukî hükümler namına bir kapsamlı bir hazinedir. Davud’un zamanından John Talmos’un devrine kadar gönderilen kitapların hiçbiri, Kur’ân’ın âyetleriyle muvaffakiyetli bir şekilde rekabet edememiştir. Bundan dolayıdır ki, Müslümanların yüksek sınıfları hayatın hakikatlarini kavramak noktasından ne kadar aydınlanırlarsa o derece Kuran’la ilgileniyor ve ona o derece tâzim ve saygı gösteriyorlar. Müslümanların Kur’ân’a saygıları daima artmaktadır. İslâm yazarları Kur’ân âyetlerini iktibas ile yazılarını süslerler ve o âyetlerden ilham alırlar. Müslümanlar, tahsil ve terbiye itibarıyla yükseldikçe, fikirlerini o nisbette Kur’ân’a dayandırıyorlar.”

(M. Asım Köksâl, İslâm Tarihi, 8.c., 853.s.)

02Haz 2020

Ashabı Kehf’in İsimlerini Ezberleyelim

Ashab-ı Kehf, Mağarada uzun süre uyuyarak Allah tarafından korunan gençlerdir. Ashab-ı Kehf kimdir? Ashab-ı Kehf isimleri ve kıssası nedir? Konuyla ilgili tüm detayları sizler için derledik.

Peygamber (s.a.v.) Efendimiz buyuruyorlar ki:

“Evlatlarınıza Eshab-ı Kehf’in isimlerini öğretiniz. Çünkü onların isimleri:

  1. Bir binada bulunursa, o bina yanmaz,
  2. Bir eşya üzerine yazılırsa, o eşya çalınmaz,
  3. Bir hayvan üzerinde bulundurulursa o hayvan kaçıp gitmez,
  4. Yangında bir bez parçası üzerine Eshab-ı Kehf’in isimleri yazılıp ateşin ortasına atılsa yangın söner,
  5. Çok ağlayan çocuğun beşiğinde başının altına konulsa, çocuk ağlamaz,
  6. Çekirge için, bir kâğıt üzerine yazılıp bir ağaca takılıp tarla ortasına dikilirse çekirgeler gider,
  7. Hamile kadının sol oyluğuna bağlanırsa, doğum kolay olur,
  8. Uyuyamayan bir kimseye, Haşr Suresinin sonunda “Lev enzelnâ”dan başlayarak 4 âyet, arkasından da Eshab-ı Kehf’in isimleri okunursa, o kimse uyur.” Eshab-ı Kehf’in İsimleri:

1. Yemlîhâ 2. Mislînâ 3. Mekselînâ 4. Mernûş 5. Tebernûş 6. Şâzenûş 7. Kefeştatayyûş 8. Kıtmîr (Köpeklerinin ismidir).

İngiliz Büyükelçisi, eski Müslüman-Türk evlerinin dış duvarlarına asılan, “Eshabı Kehf ve Yâ Hâfız Ey Muhâfaza eden, koruyan Rabbimiz” levhalarını görünce dayanamamış ve Keçecizâde Fuad Paşa’ya bunların ne olduğunu sormuş.

Fuad Paşa, İngiliz’in tam anlayacağı dille cevap vermiş: “O gördükleriniz, Osmanlı sigorta şirketinin levhalarıdır.”

(Hazînet-ül Esrar, s. 84–85; Ruh-ul Beyan c.5  s. 233)

30May 2020

Kuran Mucizeleri: Kapıyı Çalan Yıldız

Kuran Mucizeleri: Kapıyı Çalan Yıldız başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz

İnsan kulağı alemdeki tüm sesleri duyamamaktadır. 250 Hz ve 3.000 Hz arasındaki konuşma frekansı bölgesini duyar.  Bunun altındaki infrasound denilen alçak frekanstaki sesleri ve üzerindeki ultrasonic denilen çok yüksek frekanstaki sesleri duyamaz. Bunlar ancak  bu yüksek frekansları algılayan cihazlar ile kaydedilebilir.

Asrımızda bilim ve tekniğin gelişmesi ile alemde çok yüksek frekansta ses çıkaran, atmosferden tutun güneş sistemindeki birçok gezegenin çıkardığı ultrasonik sesler kayıt altına alınmıştır. Bunların içlerinde en ilginç olanı bilim insanlarının Pulsar diye isimlendirdikleri, ismi Kur’an da “Tarık Yıldızı” olarak geçen ve kendisine yemin edilen bir yıldızdır. İsmi “Tarık” olan bu yıldız tıpkı kapıyı çalan bir kimsenin çıkardığı ses gibi ses çıkartmaktadır. İşin en ilginç yanı ise Arapçada “Tarık” kelimesinin kapıyı çalan mânâsında olmasıdır.

Târık, aslında “tark” kökünden ism-i fâildir. Tark, bir ses işitilecek şekilde şiddetle vurmak, çarpmaktır. Buna göre “târık”, esasen “tokmak vurur gibi şiddetle vuran ve kapıyı çalan” demektir.

Bundan 1.400 yıl önce bilim ve tekniğin olmadığı bir zamanda kapıyı çalan mânâsında Tarık olarak bildirilen bu yıldızın bu zamanda keşfedilen sesinin tıpkı kapı çalması şeklinde olması ne ile izah edilebilir?

Eğer Kur’an’a haşa beşer kelamı dersek  o zaman Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in bundan 1.400 sene önce bu ultrasonik sesleri, yüksek frekans algılayan cihazlar ile kaydedip sonra buna Tarık dediğini kabul etmek zorunda kalırız ki bu fikri kabul edebilecek yeryüzünde tek bir insan yoktur.

(Basından Derleme)

26May 2020

Kuran-ı Kerim’i Güzel Sesle Okumak

Kur’an-ı Kerim’i güzel sesle okumak müminler için önemli olduğu kadar Kur’an-ı Kerim bir hayat nizamı hem de ahiret saadetinin yolunu gösteren rehber kitaptır. Her müminin Kur’an-ı Kerim‘e yaklaşımının bu anlayış ve idrakte olması istenir ve beklenir.

Fudale bin Ubeyd (r.a.)’den, Resûl-i Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Allâhü Te’âlâ Kur’an okuyanın sesine, bir kimsenin şarkı söyleyen cariyesinin sesine ilgi göstermesinden daha fazla ilgi gösterir.” (İbn-i Mâce)

İnsanda müzik sesine karşı tabii olarak yaratılıştan bir meyil vardır. Fakat dinin yasaklamasından dolayı dindarlar ona ilgi göstermez. Şeyh Abdulkadir Geylâni (rh.a.) “Gunyet-üt Talibin” adlı kitabında şöyle buyuruyor: Abdullah ibn-i Mes’ud (r.a.) bir gün Küfe şehrinin civarından geçiyordu. Fasıklar cemaati bir evde toplanmıştı. Zâzân isimli bir şarkıcı şarkı söylüyor ve çalgı çalıyordu. İbn-i Mes’ud (r.a.) onun sesini duyunca “Ne güzel bir ses, keşke onu Kur’an-ı Kerim’i okumakta kullansaydı.” dedi. Sonra başını bir bez ile örterek oradan geçip gitti. Zâzân, İbn-i Mes’ud (r.a.)’in bir şeyler söylediğini farketti. Halka sorduktan sonra onun bir sahâbi olan İbn-i Mes’ud (r.a.) olduğunu ve neler söylediğini öğrendi. O sözlerden Zâzân’ı son derece bir korku kaplamıştı. Kısaca o bütün çalgı aletlerini kırarak İbn-i Mes’ud (r.a.)’in peşine düştü. Ona tabi oldu ve zamanla devrin büyük âlimlerinden oldu.

Birçok hadislerde Kuran-ı Kerim’i güzel sesle okumak övülmüştür. Ancak şarkı makamına uymaktan men edilmiştir. Tâvûs (rh.a.) diyor ki: Biri, Peygamber (s.a.v.)’e “Güzel sesle okuyan kimdir?” deyince, Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki: “Kur’an-ı Kerim’i okuduğunda Allâhü Te’âlâ’dan korktuğunu hissettiğin kimsedir.” Yani korktuğu sesinden belli olmalıdır. Bu nimetlerin yanında Allâhü Te’âlâ’nın en büyük nimeti herkesin Kur’an’ı kendi durumu ve gücüne göre okumasından sorumlu olmasıdır. Bir hadiste şöyle bildiriliyor: “Allâhü Te’âlâ bir meleği, Kur’an-ı Kerim’i okurken hakkını vererek düzgün okuyamayan kişinin okumasını düzeltip, yukarı götürmekle görevlendirmiştir.”

(Zekeriya Kandehlevi, Amellerin Fazîleti)

22May 2020

Fatiha Suresinin Fazileti

Kur’an’ın ilk suresi olduğu için başlangıç anlamına gelen fatiha kelimesinden ismini almıştır. Önemine ithafen Fatihayı Şerife olarak da hitap edilir. Fatiha Suresi‘nin ilk sure olarak Kuran’ın başında yer alması; surenin içeriğinde, Kur’an’ın bir özetinin yer alması olarak açıklanmıştır. Surede övgü ve yüceltilmeye layık tek Allah’ın varlığı, hâkimiyeti, tek ilah oluşu, tapınmanın ancak ona yapılıp ondan yardım isteneceği özet olarak ifade edilir. Fatiha suresi aynı zamanda bir dua ve yakarıştır.

“(Allâh’ım) Ancak Sana kulluk ederiz ve yalnız Sen­den yardım umarız.” (Fatiha s. 4)

Cümlesinde bütün dini, dünyevi istekler toplanmıştır. Bir hadiste Peygamber (s.a.v.)’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Canım kudret elinde olan Allâh (c.c.)’a ye­min ederim ki, onun gibi bir sûre ne Tevrat’ta ne İn­cil’de ne Zebûr’da ne de Kur’ân-ı Kerîm’in başka bir yerinde inmiştir.”

Âlimler Fatiha Suresi’nin îmân ve yakîn ile okunduğu zaman dini ve dünyevi, zâhiri ve bâtınî bütün hastalıkla­ra şifâ olduğunu yazmışlardır. Yazıp asmak veya bir kaba yazıldıktan sonra biraz su katıp onu içmek bile hastalıklar için faydalıdır.

Sahih hadis kitaplarında belirtildiğine göre sahabeler yılan ve akrep sokmasına karşı, sara hastalarına ve deli­ler üzerine Fatiha Suresi’ni okumuşlar, Peygamber (s.a.v.) de bunu uygun görmüştür. Nitekim bir hadiste Peygamber (s.a.v.)’in Sâib bin Yezid (r.a.)’in üzerine bu sûreyi okuduğu ve mübarek tükürüğünü ağrıyan yere sürdüğü bildirilmiştir.

Başka bir hadiste şöyle geçmektedir: “Bir kimse uyu­mak için yattığı zaman Fatiha ve İhlas Sûresi’ni okuya­rak kendi üzerine üflerse, ölümden başka her belâdan korunmuş olur.”

Hasan-ı Basri (rh.a.)’in rivayet ettiği hadiste şöyle geçmektedir: “Fatiha’yı okuyan, Tevrat, Zebûr, İncil ve Kur’ân-ı Kerîm’i okumuş gibidir.”Diğer bir hadise göre Fatiha Sûresi, sevâb yönünden Kur’ân’ın üçte ikisine denktir.

Şa’bi (rh.a.) hakkında şöyle bir rivâyet vardır. Biri onun yanına gelip böbreğinin sancısından şikayet etti. Şa’bi (rh.a.) “Kur’ân’ın özünü okuyup sancı olan yere üfle” dedi. Adam “Kur’ân’ın özü nedir?” deyince, Şa’bi (rh.a.) “Fatiha Sûresi’dir” dedi.

(Zekeriya Kandehlevi, Amellerin Fazîleti)