Kur'an ve Duaların Fazileti

02Haz 2020

Ashabı Kehf’in İsimlerini Ezberleyelim

Ashab-ı Kehf, Mağarada uzun süre uyuyarak Allah tarafından korunan gençlerdir. Ashab-ı Kehf kimdir? Ashab-ı Kehf isimleri ve kıssası nedir? Konuyla ilgili tüm detayları sizler için derledik.

Peygamber (s.a.v.) Efendimiz buyuruyorlar ki:

“Evlatlarınıza Eshab-ı Kehf’in isimlerini öğretiniz. Çünkü onların isimleri:

  1. Bir binada bulunursa, o bina yanmaz,
  2. Bir eşya üzerine yazılırsa, o eşya çalınmaz,
  3. Bir hayvan üzerinde bulundurulursa o hayvan kaçıp gitmez,
  4. Yangında bir bez parçası üzerine Eshab-ı Kehf’in isimleri yazılıp ateşin ortasına atılsa yangın söner,
  5. Çok ağlayan çocuğun beşiğinde başının altına konulsa, çocuk ağlamaz,
  6. Çekirge için, bir kâğıt üzerine yazılıp bir ağaca takılıp tarla ortasına dikilirse çekirgeler gider,
  7. Hamile kadının sol oyluğuna bağlanırsa, doğum kolay olur,
  8. Uyuyamayan bir kimseye, Haşr Suresinin sonunda “Lev enzelnâ”dan başlayarak 4 âyet, arkasından da Eshab-ı Kehf’in isimleri okunursa, o kimse uyur.” Eshab-ı Kehf’in İsimleri:

1. Yemlîhâ 2. Mislînâ 3. Mekselînâ 4. Mernûş 5. Tebernûş 6. Şâzenûş 7. Kefeştatayyûş 8. Kıtmîr (Köpeklerinin ismidir).

İngiliz Büyükelçisi, eski Müslüman-Türk evlerinin dış duvarlarına asılan, “Eshabı Kehf ve Yâ Hâfız Ey Muhâfaza eden, koruyan Rabbimiz” levhalarını görünce dayanamamış ve Keçecizâde Fuad Paşa’ya bunların ne olduğunu sormuş.

Fuad Paşa, İngiliz’in tam anlayacağı dille cevap vermiş: “O gördükleriniz, Osmanlı sigorta şirketinin levhalarıdır.”

(Hazînet-ül Esrar, s. 84–85; Ruh-ul Beyan c.5  s. 233)

30May 2020

Kuran Mucizeleri: Kapıyı Çalan Yıldız

Kuran Mucizeleri: Kapıyı Çalan Yıldız başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz

İnsan kulağı alemdeki tüm sesleri duyamamaktadır. 250 Hz ve 3.000 Hz arasındaki konuşma frekansı bölgesini duyar.  Bunun altındaki infrasound denilen alçak frekanstaki sesleri ve üzerindeki ultrasonic denilen çok yüksek frekanstaki sesleri duyamaz. Bunlar ancak  bu yüksek frekansları algılayan cihazlar ile kaydedilebilir.

Asrımızda bilim ve tekniğin gelişmesi ile alemde çok yüksek frekansta ses çıkaran, atmosferden tutun güneş sistemindeki birçok gezegenin çıkardığı ultrasonik sesler kayıt altına alınmıştır. Bunların içlerinde en ilginç olanı bilim insanlarının Pulsar diye isimlendirdikleri, ismi Kur’an da “Tarık Yıldızı” olarak geçen ve kendisine yemin edilen bir yıldızdır. İsmi “Tarık” olan bu yıldız tıpkı kapıyı çalan bir kimsenin çıkardığı ses gibi ses çıkartmaktadır. İşin en ilginç yanı ise Arapçada “Tarık” kelimesinin kapıyı çalan mânâsında olmasıdır.

Târık, aslında “tark” kökünden ism-i fâildir. Tark, bir ses işitilecek şekilde şiddetle vurmak, çarpmaktır. Buna göre “târık”, esasen “tokmak vurur gibi şiddetle vuran ve kapıyı çalan” demektir.

Bundan 1.400 yıl önce bilim ve tekniğin olmadığı bir zamanda kapıyı çalan mânâsında Tarık olarak bildirilen bu yıldızın bu zamanda keşfedilen sesinin tıpkı kapı çalması şeklinde olması ne ile izah edilebilir?

Eğer Kur’an’a haşa beşer kelamı dersek  o zaman Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in bundan 1.400 sene önce bu ultrasonik sesleri, yüksek frekans algılayan cihazlar ile kaydedip sonra buna Tarık dediğini kabul etmek zorunda kalırız ki bu fikri kabul edebilecek yeryüzünde tek bir insan yoktur.

(Basından Derleme)

26May 2020

Kuran-ı Kerim’i Güzel Sesle Okumak

Kur’an-ı Kerim’i güzel sesle okumak müminler için önemli olduğu kadar Kur’an-ı Kerim bir hayat nizamı hem de ahiret saadetinin yolunu gösteren rehber kitaptır. Her müminin Kur’an-ı Kerim‘e yaklaşımının bu anlayış ve idrakte olması istenir ve beklenir.

Fudale bin Ubeyd (r.a.)’den, Resûl-i Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Allâhü Te’âlâ Kur’an okuyanın sesine, bir kimsenin şarkı söyleyen cariyesinin sesine ilgi göstermesinden daha fazla ilgi gösterir.” (İbn-i Mâce)

İnsanda müzik sesine karşı tabii olarak yaratılıştan bir meyil vardır. Fakat dinin yasaklamasından dolayı dindarlar ona ilgi göstermez. Şeyh Abdulkadir Geylâni (rh.a.) “Gunyet-üt Talibin” adlı kitabında şöyle buyuruyor: Abdullah ibn-i Mes’ud (r.a.) bir gün Küfe şehrinin civarından geçiyordu. Fasıklar cemaati bir evde toplanmıştı. Zâzân isimli bir şarkıcı şarkı söylüyor ve çalgı çalıyordu. İbn-i Mes’ud (r.a.) onun sesini duyunca “Ne güzel bir ses, keşke onu Kur’an-ı Kerim’i okumakta kullansaydı.” dedi. Sonra başını bir bez ile örterek oradan geçip gitti. Zâzân, İbn-i Mes’ud (r.a.)’in bir şeyler söylediğini farketti. Halka sorduktan sonra onun bir sahâbi olan İbn-i Mes’ud (r.a.) olduğunu ve neler söylediğini öğrendi. O sözlerden Zâzân’ı son derece bir korku kaplamıştı. Kısaca o bütün çalgı aletlerini kırarak İbn-i Mes’ud (r.a.)’in peşine düştü. Ona tabi oldu ve zamanla devrin büyük âlimlerinden oldu.

Birçok hadislerde Kuran-ı Kerim’i güzel sesle okumak övülmüştür. Ancak şarkı makamına uymaktan men edilmiştir. Tâvûs (rh.a.) diyor ki: Biri, Peygamber (s.a.v.)’e “Güzel sesle okuyan kimdir?” deyince, Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki: “Kur’an-ı Kerim’i okuduğunda Allâhü Te’âlâ’dan korktuğunu hissettiğin kimsedir.” Yani korktuğu sesinden belli olmalıdır. Bu nimetlerin yanında Allâhü Te’âlâ’nın en büyük nimeti herkesin Kur’an’ı kendi durumu ve gücüne göre okumasından sorumlu olmasıdır. Bir hadiste şöyle bildiriliyor: “Allâhü Te’âlâ bir meleği, Kur’an-ı Kerim’i okurken hakkını vererek düzgün okuyamayan kişinin okumasını düzeltip, yukarı götürmekle görevlendirmiştir.”

(Zekeriya Kandehlevi, Amellerin Fazîleti)

22May 2020

Fatiha Suresinin Fazileti

Kur’an’ın ilk suresi olduğu için başlangıç anlamına gelen fatiha kelimesinden ismini almıştır. Önemine ithafen Fatihayı Şerife olarak da hitap edilir. Fatiha Suresi‘nin ilk sure olarak Kuran’ın başında yer alması; surenin içeriğinde, Kur’an’ın bir özetinin yer alması olarak açıklanmıştır. Surede övgü ve yüceltilmeye layık tek Allah’ın varlığı, hâkimiyeti, tek ilah oluşu, tapınmanın ancak ona yapılıp ondan yardım isteneceği özet olarak ifade edilir. Fatiha suresi aynı zamanda bir dua ve yakarıştır.

“(Allâh’ım) Ancak Sana kulluk ederiz ve yalnız Sen­den yardım umarız.” (Fatiha s. 4)

Cümlesinde bütün dini, dünyevi istekler toplanmıştır. Bir hadiste Peygamber (s.a.v.)’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Canım kudret elinde olan Allâh (c.c.)’a ye­min ederim ki, onun gibi bir sûre ne Tevrat’ta ne İn­cil’de ne Zebûr’da ne de Kur’ân-ı Kerîm’in başka bir yerinde inmiştir.”

Âlimler Fatiha Suresi’nin îmân ve yakîn ile okunduğu zaman dini ve dünyevi, zâhiri ve bâtınî bütün hastalıkla­ra şifâ olduğunu yazmışlardır. Yazıp asmak veya bir kaba yazıldıktan sonra biraz su katıp onu içmek bile hastalıklar için faydalıdır.

Sahih hadis kitaplarında belirtildiğine göre sahabeler yılan ve akrep sokmasına karşı, sara hastalarına ve deli­ler üzerine Fatiha Suresi’ni okumuşlar, Peygamber (s.a.v.) de bunu uygun görmüştür. Nitekim bir hadiste Peygamber (s.a.v.)’in Sâib bin Yezid (r.a.)’in üzerine bu sûreyi okuduğu ve mübarek tükürüğünü ağrıyan yere sürdüğü bildirilmiştir.

Başka bir hadiste şöyle geçmektedir: “Bir kimse uyu­mak için yattığı zaman Fatiha ve İhlas Sûresi’ni okuya­rak kendi üzerine üflerse, ölümden başka her belâdan korunmuş olur.”

Hasan-ı Basri (rh.a.)’in rivayet ettiği hadiste şöyle geçmektedir: “Fatiha’yı okuyan, Tevrat, Zebûr, İncil ve Kur’ân-ı Kerîm’i okumuş gibidir.”Diğer bir hadise göre Fatiha Sûresi, sevâb yönünden Kur’ân’ın üçte ikisine denktir.

Şa’bi (rh.a.) hakkında şöyle bir rivâyet vardır. Biri onun yanına gelip böbreğinin sancısından şikayet etti. Şa’bi (rh.a.) “Kur’ân’ın özünü okuyup sancı olan yere üfle” dedi. Adam “Kur’ân’ın özü nedir?” deyince, Şa’bi (rh.a.) “Fatiha Sûresi’dir” dedi.

(Zekeriya Kandehlevi, Amellerin Fazîleti)