İslam Ahlakı

20Şub 2021

Hayırlı İşlere Öncü Olalım

Hayırlı İşlere Öncü Olalım başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Hayırlı işlerde ve hayır işlemede ön sıralarda bulunmak Resûlullâh (s.a.v) ile aramızda olan ahidlerden biridir. Hayra hızla varabilmek için, herkesten önce hayır işlemeye başlamalı ve insanlara örnek olmalıyız. Meselâ bir kulun halka avuç açtığını, fakat ona hiçbir kimsenin bir şey vermediğini gördüğümüzde, o fakire vereceğimiz sadakayı gizli vermeyip, halkın gözü önünde vermeliyiz ki, diğerleri bu teşebbüsümüzü görerek o fakire yardım elini uzatsınlar.
Ve yine kendimizi gün doğmadan, geceden kalkmaya alıştırmalıyız. Çünkü her gece, gün doğmadan Hâkk Teâlâ kullarına şöyle seslenir: “Kullarımdan bir şey isteyen var mı? İstediğini vereyim! Kullarımdan suç işleyip tövbe ve istiğfarda bulunmak isteyen var mı? Ben onu mağfiretime kavuşturayım! Hasta olan var mı? Afiyet vereyim!”
Bu ilâhî tecellinin gerçekten böyle olduğuna ve Efendimiz (s.a.v.)’in teheccüde kalktığına dair Allâhü Te‘âlâ da mealen şöyle buyurmaktadır. “(Ey Resûl) Şüphe yok ki, Râbbin senin ve seninle birlikte olanların gecenin üçte ikisinden biraz eksik, yarısı ve (bazen de) üçte biri kadar ayakta durup (vaktinizi ibâdetle) geçirdiğinizi biliyor.” (Müzzemmil s. 20) Böylece kardeşlerimizden veya komşularımızdan biri gecenin bu saatinde bizlerin teheccüde kalktığımızı görerek bizi örnek alır ve hem ona hem bize ecir ve sevâb yazılır.
Yine gelecek güçlük, belâ ve zorluklara karşı hazırlıklı ve sabırlı olmalıyız ki, insanlar belâlara karşı bizleri sabırda örnek alsınlar. Hz. Eyyüb (a.s.)’da olduğu gibi. Ancak sabrımız son haddine varırsa, mecburen üzerimizden bu halin (belânın) kalkmasını isteriz.
(İmâm Şarani, Büyük Ahidler, s.46-50)

19Şub 2021

Hesaba Çekilmeden Kendinizi Hesaba Çekiniz

Hesaba Çekilmeden Kendinizi Hesaba Çekiniz başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Adî bin Hatem (r.a.), Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’den şöyle rivâyet eder: “Allâh (c.c.), sizin herbiriniz ile tercümansız konuşacaktır. Kişi sağına ve soluna bakacak, âhirete gönderdiklerinden başka bir şey göremeyecektir. Önüne bakacak, karşısında cehennemden başka bir şey göremeyecektir. O halde artık bir hurmanın yarısı ile de olsa, kendinizi cehennem ateşinden koruyun. Bunu da bulamayan, güzel bir söz ile kendisini korusun.”
Ebû Berza el-Eslemi (r.a.) Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in şöyle buyurduğunu söylüyor: “Kişi, ömrünü ne ile tükettiği, ne amel işlediği, malını nerede kazanıp nerelere harcadığını, vücudunu hangi gaye uğrunda çürüttüğünden sorulmadıkça mahşerdeki yerinden ayrılmaz.”
Şeyh Muhammed Emin El Kürdi (r.âleyh) diyor ki: “İtikad edilmesi gerekli konulardan birisi de, kullar işledikleri amelleri ihtiva eden defterlerini aldıktan sonra Allâhü Te‘âlâ’nın onları hesaba çekmesidir. Bu ameller, ister söz, ister fiil olsun. Ayrıca bu amelleri işleyenler, Mü’min, kafir, ister insan, ister cin olsun hepsi eşittir. Yalnız Allâhü Te‘âlâ’nın istisna buyurdukları hariç.”
Peygamber (s.a.v.) Efendimiz bir hadislerinde şöyle buyurmuşlardır: “Rabbim, benim ümmetimden yetmiş bin kişiyi ve her bin kişiye yetmiş bini ve daha sayısını bilemeyeceğim kadar çok kişiyi hesaba çekmeden ve azap görmeden cennete dahil edeceğini bana vaad buyurdular.” Bunlar hesaba çekilmeden cennete gireceklerdir.” Hz. Ömer (r.a.) şöyle buyururlar: “Hesaba çekilmeden, siz nefsinizi hesaba çekin.” Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’in şöyle buyurdukları rivâyet edilmektedir: “Her hak sahibinin hakkı muhakkak ödenecektir. Hatta boynuzsuz koyunun hakkı, boynuzlu koyundan alınacaktır.” (Müslim)
(Mehmed Çağlayan, Ehl-i Sünnet ve Âkâidi, s.248-249)

08Şub 2021

Piri Türkistan Ahmet Yesevi’den İnciler

Piri Türkistan Ahmet Yesevi’den İnciler başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz


Ey Dostlar! Câhillerle dostluk kurmaktan sakınınız. İslâmiyetin emir ve yasaklarına uymakta gevşek davranan kimse, insanı Allâhü Te‘âlâ’ya kavuşturan yolda ilerleyemez. Gönlü ve kalbi ile dünyâ düşünce ve işlerinden sıyrılıp, yalnız Allâhü Te‘âlâ’ya yönelmedikçe, hakîkat meydanında bulunmak mümkün değildir. Bunlar hakkı idrâk edip, anlayıp bilmekten uzaktırlar. Himmet, yardım kuşağını sıkı sıkıya beline sarmayan insan, dünyâya meyl ve muhabbetten kurtulamaz. Allâh (c.c.) yolunda göz yaşları dökerek ağlamadıkça, Allâhü Te‘âlâ’ya âit ince sırlara kavuşamaz ve bu yolda ilerlemesi mümkün değildir.
İslâmî hükümleri tam bilmeyen, tatbik etmeyen bir kimse, evliyâlık yolunda bulunmağa kalkarsa, bunun îmânını şeytan çalar. Emir ve yasaklara uymakta gevşek olanlar, sonra da evliyâlık yolunda bulunduğunu, ilerlediğini, hattâ kendisinde bâzı hâllerin meydana çıktığını zanneden kimseler bu noktada çok yanılırlar. Bu hallerinin rahmânî olduğunu zannederler. Halbuki bunlar, abdestte, namazda, alışverişte bir takım noksanlarının bulunduğunu ve yiyip içtiklerinin haram olduğunu bilmezler. Kendisinde var zannettiği o hâller, şeytanın oyunudur. Şeytan onu idâresine almış, istediği gibi hareket ettirmekte, o ise velî olduğunu zannetmektedir. Bunlar ne kadar zavallı ve bedbahttırlar.
Malının çokluğu dillere destan olan Kârûn bile, malının hayrını, faydasını göremedi. Nihâyet toprak altında yok olup gitti. Kâfir bile olsa, hiç kimsenin kalbini kırma. Kalb kırmak, Allâhü Te‘âlâ’yı incitmek demektir. Nefse uymak yolunda bulunan kimse rüsvâ olmuştur. Artık, yatıp kalkarken onun yoldaşı şeytandır. Gariblere merhamet etmek, Resûlullâh (s.a.v.)’in sünnetidir. Nerede bir garib görsen, ona olan merhametinden dolayı gözyaşların akmalıdır.
(Evliyâlar Ansiklopedisi)

07Şub 2021

Allah için Sevmek

Allah için Sevmek. Allâh (c.c.) için sevişmek ve din uğrunda kardeş olmak, Allâh (c.c.)’a yakınlığın en fazîletlisi ve ibâdetlerin en güzelidir.

O Allâhü Te‘âlâ ki, kendi rahmet ve şefkatiyle hâlis kullarına husûsi şeref ve faziletler ihsân etti. Lütûf ve keremiyle onları birbirine ısındırıp sevindirdi.Gönüllerinden hıyânet, kin ve nefret duygularını söküp atarak dünyâda dost ve kardeş; âhirette en samimi arkadaş olarak yaşattı.
Allâh (c.c.) için sevişmek ve din uğrunda kardeş olmak, Allâh (c.c.)’a yakınlığın en fazîletlisi ve ibâdetlerin en güzelidir. Fakat bunun da bâzı şartları vardır. Bu şartlara riâyet sâyesinde arkadaşlar, Allâh (c.c.) için sevişmiş sayılabilirler.
Ayrıca karşılıklı olarak, riâyet edilmesi gereken birçok haklar var ki, bu sâyede kardeşlik tahakkuk eder. Şeytân’ın vesvesesinden kurtulur ve berraklığını korumuş olur. Ancak, bu haklara riâyetle Allâh (c.c.)’a yaklaşır ve bunları korumakla yüksek derecelere erişir.
Bilmiş ol ki, insan, kendisi için sevdiğini başkası için de sevmedikçe, kâmil bir imân sâhibi olamaz. Kardeşliğin en düşük derecesi, onun sana karşı yapmasını sevdiğin şeyi ona yapmandır.
Muhabbet artıracak sözleri konuşmak, kardeşliğin husûsiyetlerindendir. Çünkü sükût ile iktifâ edenler, ölüler ile kardeşlik etmiş gibi olur. Kardeşlik edinmekteki gâye, onlardan faydalanmaktır, yalnız eziyetlerinden kurtulmak değildir.
Sükût demek, zâhmet vermemek demektir. O hâlde, dili ile ona sevgisini anlatmalı, hoşlandığı husûslarını araştırmalı. Meselâ, bir derdi olup olmadığını sormalı ve üzüntüsünü izhâr etmelidir. Neşeli hâllerinde sevincini izhâr etmeli ve onu dostuna anlatmalıdır.
(İmâm-ı Gazâlî (r.âleyh), İhyâu Ulûmi’d-dîn, c.2, s.391-449)

05Şub 2021

Yemek Adabı

Yemek Adabı. Tek parmak ile yemek; bu kibarlıktandır. Çift parmak ile yemek; bu da kibirdendir. Üç parmak ile yemek; bu da sünnettendir.

İmâm Şâfii (r.âleyh)’in yemek hakkındaki öğütleri: “Yemek dört şekilde yenir.

  1. Tek parmak ile yemek; bu kibarlıktandır. 2. Çift parmak ile yemek; bu da kibirdendir. 3. Üç parmak ile yemek; bu da sünnettendir. 4. Dört veyâ beş parmak ile yemek; bu da boğazının kuludur (oburdur).
    Dört şey bedeni kuvvetlendirir: 1. Et yemek, 2. Güzel koku, 3. Münâsebet olmadan çok yıkanmak, 4. Keten elbise giymek.
    Dört şey bedeni zayıflatır: 1. Fazla münâsebet, 2. Fazla düşünce, 3. Aç karnına çok su içmek, 4. Çok ekşi yemek.
    Dört şey gözün nûrunu azaltır: 1. Pisliğe bakmak, 2. İdam edilene bakmak, 3. Kadının edep yerine bakmak, 4. Kıbleye arka çevirip oturmak.
    Dört şey cinsi münâsebeti arttırır: 1. Serçe, kuş eti, 2. Itrifili ekber (birkaç maddeden mürekkeb bir ilâcdır) almak, 3. Fıstık, 4. Maydanoz yemek.
    Dört türlü uyuma şekli vardır: 1. Sırtüstü uyumak, Peygamberler uykusudur. Onlar, göklere bakarak bunlann yaradılışı üzerinde düşünürler. 2. Sağ omuz üzerine yatmak, âlimler ve âbidlerin uykusudur. 3. Sol omuz üzerine yatmak, pâdişâhlar uykusudur. Hazmı kolaylaştırır. 4. Yüzükoyun yatmak, bu da şeytanlar uykusudur.
    Dört şey aklı çoğaltır: 1. Fazla ve lüzûmsuz konuşmamak, 2. Misvâk kullanmak, 3. Sâlihlerle berâber olmak, 4. Alimler ile düşüp kalkmak.
    Dört şey ibâdet sayılır: 1. Dâimâ abdestili gezmek, 2. Çok secde etmek, 3. Camilere devâm etmek, 4. Çokça Kur’ân okumak.
    Yine İmâm Şâfiî (r.âleyh): “Aç karnına hamâma girip çıktıktan sonra yemeyen kimsenin nasıl yaşadığına; kan aldırır aldırmaz yemek yiyen kimsenin nasıl ölmediğine şaşarım” demiştir.
    (İmâm-ı Gazâlî (r.âleyh), İhyâu Ulûmi’d-dîn, c.2, s.54)
03Şub 2021

Bir Mecliste Kimsenin Yerine Oturmamak

Bir Mecliste Kimsenin Yerine Oturmamak. Bir kimseye dünyevi sebeplerle yer vermek ve bir kimsenin de ne sebeple olursa olsun kendisine yer verilmesini istemesi uygun değildir. Ama yaşına ve ilmine hürmeten yer vermek yasaklanmamaktadır.

Efendimiz (s.a.v)’in bizlere vasiyetlerinden biri, bir meclise girdiğimiz zaman, bizi seven ve sayanlardan biri ayağa kalkıp kendi yerini bize vermek istediğinde yerine oturmamamız ve o kimsenin yerinden kalkmasına izin vermememiz hakkındadır. Bu ahde çoğunlukla ihânet edenler, dünya sevgisini içinde taşıyan ve kendilerini büyük gören fakirlerdir. Bir de bakarsın ki, bunlardan biri, mescidde namaz yerinde veya bir ilim dalını dinlerken oturduğu yerden kalkarak, yerini zengin bir kimseye göstererek geri çekilmeye çalışır. Bu türlü davranışıyla o fakir sûfî yerini o kimseye değil, mala vermiş sayılır. Hâlbuki aynı fakir aynı ilgiyi bir diğer sûfiye karşı göstermez.
Bu ahidle âmel etmek isteyenler, hakiki bir şeyhin yardımıyla dünya sevgi ve tutkunluğundan uzaklaşmayı, fakirleri sevmeyi ve onlara yardımda bulunmayı öğrenmiş olur. Dünya bağlılarına saygı dünyayı sevmenin, sûfilere hürmet ise âhireti sevmenin tezahürüdür. Her ikisini sevmek ise Allâh (c.c)’u sevmenin belirtisidir.
Ebû Davûd şu hadîsi anlatır: “Efendimiz (s.a.v.) bir mecliste otururken, adamın biri içeri girer. Toplantıda bulunanlardan biri ayağa kalkar, gelen kimse kalkıp yer gösterenin yerine oturmaya gider. Efendimiz (s.a.v) o kimsenin o yerde oturmasını yasaklar.”
“Bir mecliste oturduğunuz vakit, hiçbir kimse ayağa kalkıp bir diğerine yerini vermemelidir. Ancak sıkışarak veya halkayı genişleterek o kimseye yer verirseniz, Hâkk Te‘âlâ da sizlere genişlik bahşeder.” (Buhârî)
Buradan şunu anlamalıyız ki bir kimseye dünyevi sebeplerle yer vermek ve bir kimsenin de ne sebeple olursa olsun kendisine yer verilmesini istemesi uygun değildir. Ama yaşına ve ilmine hürmeten yer vermek yasaklanmıyor. Allâh (c.c.) en doğrusunu bilir.
(İmâm Şaranî, Büyük Ahidler, s.1003-1004)

30Oca 2021

Gıdada Helal Hassasiyeti

Gıdada Helal Hassasiyeti. Şayet midemize giren şeyler, bizlerin beden ve ruh sağlığını, dolayısıyla algıyı, düşünceyi ve imânı etkiliyorsa ki; çok sayıda Âyet-i Kerime ve Hadis-i Şerif bize bunu anlatmaktadır konunun önemi ortadadır.

Nu’man İbn-i Beşir (r.a.), Resûlullâh (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu anlatıyor: “Şurası muhakkak ki, haramlar apaçık bellidir, helâller de apaçık bellidir. Bu ikisi arasında haram veya helâl olduğu şüpheli olanlar vardır. İnsanlardan çoğu bunları bilmez. Bu durumda, kim şüpheli şeylerden kaçınırsa, dinini de, ırzını da korumuş olur. Kim de şüpheli şeylere düşerse harama düşmüş olur, tıpkı koruluğun etrafında sürüsünü otlatan çoban gibi ki, her an koruluğa düşebilecek durumdadır. Haberiniz olsun, her melikin bir koruluğu vardır, Allâh (c.c.)’un koruluğu da haramlarıdır. Haberiniz olsun, cesette bir et parçası var ki, eğer o sağlıklı olursa, cesedin tamamı sağlıklı olur, eğer o bozulursa, cesedin tamamı bozulur. Haberiniz olsun bu et parçası kalptir.” (Buhârî)
Hadis-i Şerif’teki beyânın aksine, günümüz Müslümanları, ne yazık ki helâl kavramını helâl kazanca, helâl gıda kavramını ise Müslüman birinin hayvanları besmele ile kesmesine indirgemişlerdir. Gıda meselesi aslında ümmetin en önemli imtihânıdır. Şayet midemize giren şeyler, bizlerin beden ve ruh sağlığını, dolayısıyla algıyı, düşünceyi ve imânı etkiliyorsa ki; çok sayıda Âyet-i Kerime ve Hadis-i Şerif bize bunu anlatmaktadır konunun önemi ortadadır.
İçilmesi haram olan alkolden kolonyada da bulunduğu için, eline ve elbisesine dokundurmaktan çekinen insanlara ne oldu da, alkol karışan içeceklere, bu kadar alkol, meyvelerde de bulunur şeklindeki şeytanın sloganına sarılır hâle geldiler?
Günümüzde Müslüman kesim, sorgusuz sualsiz her önüne geleni tüketen bir topluma dönüşmüştür. Cüzdanları ve mideleri ifsat edilmiş bir Müslüman topluluğun bu sorunu çözmeden başka sorunlara odaklanması ve çözmesi elbette beklenemez.
(Kemal Özer, Şeytan Ye Diyor, s. 61-65)

29Oca 2021

Cehalet ile Dünyaya Dalmak

Cehalet ile Dünyaya Dalmak. Cehâlet ile dünyâya dalmaktan kurtuluşun yolu ise, verâ makamında her bilinmeyeni terk etmek, yakînde de her bilineni almak, kabul etmektir.

Kalbe giren her belânın kesinlikle fuzûlî işlerin sonuçlarından olduğu bilinmelidir.. Bunun temelinde de cehâlet ile dünyâya dalmak, öğrendikten sonra varış yerini (meâd’ı) unutmak yatar. Bundan kurtuluşun yolu ise, verâ (makamın)da her şüpheliyi (bilinmeyeni) terk etmek, yakînde de her malûmu (bilineni) almak, kabul etmektir. (Gerçek akıl ve yakîn sâhibi) sustuğu zaman, câhil onu konuşmayı beceremiyor, merâmını anlatamıyor zanneder oysa onu susturan hikmettir. (Konuştuğu zaman,) ahmak onu saçmalıyor sanır; hâlbuki onu Allâh (c.c.) için nasihat etme isteği konuşturmaktadır. (Câhil,) onu zengin zanneder; ama onun zenginliği iffetli olmak’tır. (Bâzen de) fakir zannedilir; ancak tevâzuundan dolayı öyle görünmektedir.
Üzerine vazife olmayan şeye kalkışmaz; gerektiğinden fazla, tâkatinin üstündeki bir yükün altına girmez. Muhtâc olmadığı şeyi almaz; korumaya vekil olduğu şeyi de bırakmaz. İnsanlar ondan yana râhattadırlar; fakat o ise nefsinden bıkmıştır. Hırsını verâ ile öldürmüştür. Takvâsı ile tamahkârlığına son vermiştir. İlim nûruyla, (nefsi) arzu ve ihtiraslarını tüketir, yok eder. İşte böyle olunmalıdır. Onlar gibilerle arkadaşlık edilmeli, onların izlerine tâbi olunmalı, onların ahlâkıyla edeblenilmelidir. İşte bunlar güvenilir hazînelerdir; onları verip de dünyâyı satın alan aklanmıştır. Onlar, belâlara karşı hazırlıklıdır. Güvenilir dostlardır onlar. Fakir düşersen yardımcı olurlar. Rablerine duâ edince seni unutmazlar.
“İşte onlar Allâh (c.c.)’un fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz Allâh (c.c.)’un fırkası olanlar umduklarına erenlerin ta kendileridir.” (Mücâdele s. 22)
Allâh (c.c.) kalbini anlayış (fehm) ile genişletsin, göğsünü ilimle aydınlatsın ve niyetini (himmetini) yakîn ile cem etsin.
(Haris el-Muhasibî, Ahlâk ve Arınma)

26Oca 2021

Allah’a ve Nebi’ye Teslim Olmalıyız

Allah’a ve Nebi’ye Teslim Olmalıyız. Rabbimize ve Rasulüne hakkıyla nasıl teslim olalım? Teslimiyet hususunda önemli noktalar nelerdir?

Kur’ân-ı Kerîm’de: “Onlar, “Allâh’a ve Resûl’e inandık ve itaat ettik” derler. Bütün bunlardan sonra onların bir grubu gerisin geriye dönerler. Bunlar mü’min değillerdir. Aralarında hüküm vermek için Allâh’a ve Resûlü’ne çağırıldıklarında onların bir grubu, bir bakarsın yüz çevirirler. Fakat onları ilgilendiren bir hak, menfaat olsa, ona itaatle koşa koşa gelirler. Onların kalplerinde bir hastalık mı var, yoksa şüphe içindeler mi, yahut Allâh ve Resûlü’nün kendilerine haksızlık yapacağından mı korkuyorlar? Hayır asıl zalimler onlardır. Aralarında Peygamber’in hüküm vermesi için Allâh’a ve Resûlü’ne çağırıldıklarında mü’minlerin bütün söyleyecekleri ancak “İşittik ve itaat ettik” demekten ibârettir. İşte felâha erenler de onlardır. Kim Allâh’a ve Resûlü’ne itaat eder ve Allâh’tan korkup O’ndan sakınırsa işte asıl kazananlar bunlardır.” (Nur s. 47-52) buyurulmaktadır. Diğer bir âyet-i kerîmede ise “Erkek olsun kadın olsun, inanmış hiçbir mü’min, Allâh ve Rasulü bir şeye karar verdikleri zaman o konuda tercihte bulunma hakkına sahip değildir. Kim Allâh’a ve Resûlü’ne itaatsizlik ederse yolunu şaşırıp apaçık bir yanlışa düşmüş olur” (Ahzâb s. 33-36) buyurulmaktadır.
Bu âyetler müslüman olmak için, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in hükümlerine kayıtsız şartsız teslim olmanın şart olduğunu ihtivâ etmektedir. Davet olundukları halde ihtilâfları konusunda O (s.a.v.)’e müracaat etmeyenler, Kur’ân-ı Kerim’e göre mü’min muamelesi göremezler.
Allâh (c.c.)’a ve Resûlü’ne inanmanın temel unsuru, Peygamber (s.a.v.)’in otoritesinin bütün kalple kabul edilmesidir. İhtilâflar konusunda O (s.a.v.)’e danışılmalı ve itaat olunmalıdır. O (s.a.v.)’in kararlarına tam bir teslimiyetle uyulmalı ve O (s.a.v.) tarafından kesin bir şekilde dile getirilen hukuki hükümler bağlayıcı kabul edilmelidir.
(Muhammed Taki Osmanîi, Sünnetin Bağlayıcılığı, s.50)

22Oca 2021

İmanınızı Yenileyiniz

İmanınızı Yenileyiniz. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz: “Îmânınızı yenileyiniz (tazeleyiniz)” diye buyurduklarında Ashâb-ı Kirâm (r.a.e.): “Yâ Resûlallâh! İmânımızı nasıl yenileyelim?” diye sordular. Resûlullâh (s.a.v.) buyurdular ki: “Lâ ilaha illallâh sözünü çoğaltınız

Peygamber (s.a.v.) “Âhir zamânda îmânı muhafaza etmek, kor ateşi elde tutmak kadar zor olacak. Kişi sabah evden îmânlı çıkacak; akşam eve îmânsız gelecek, akşam îmânlı yatacak; sabah îmânsız kalkacak.” diye buyurdular. İnsanın en kıymetli cevheri îmânıdır. Bunu çok iyi korumak gerekir.
Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz buyurdular ki: “Elbisenin eskidiği gibi îmân da yıpranır. Yenilenmesi için Allâh (c.c.)’dan isteyiniz.”
“Benden sonra karanlık gece parçaları gibi fitneler ortalığı kaplayacaktır. İnsan o zamânda Mü’min olarak sabahlar, akşama kâfir olur. Dinlerini dünyanın fâni olan az bir metâına satarlar.”
Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz her zamân şu duâyı okurlardı: “Ey büyük Allâh’ım! Kalpleri çeviren ancak sensin. Kalbimi dininde sâbit kıl…” Ashâb-ı Kirâm (r.a.e.) bu duâyı işitince sorarlardı: “Ya Resûlullâh! Sen de dönmekten korkuyor musun?” Allâh Resûlü (s.a.v.) şu cevâbı verdi: “Mekr-i ilâhiden beni kim temin eder? Çünkü, Hadîs-i Kudsî de: “İnsanların kalbi Rahmânın kudretindedir. Kalpleri dilediği gibi çevirir” buyurulmuştur. Bu bakımdan îmân tazelemeye ihtiyâç vardır.
Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz: Îmânınızı yenileyiniz (tazeleyiniz)” diye buyurduklarında Ashâb-ı Kirâm (r.a.e.): “Yâ Resûlallâh! İmânımızı nasıl yenileyelim?” diye sordular. Resûlullâh (s.a.v.) buyurdular ki: “Lâ ilaha illallâh sözünü çoğaltınız” Îmân ve nikâh tazelemek için yapılacak duâ şudur: “Allâhümme innî ürîdü en üceddidel îmâne ve’n-nikâha tecdîden bikavli lâ ilahe illallâh muhammedün Resûlullâhi.”
(Feyzü’l Kadîr, c.3, s.345)