İslam Ahlakı

28Haz 2020

Ashab’ın Sözlerine Müracaat Etmek

Ashab’ın Sözlerine Müracaat Etmek başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.


İbn Hazm ve ona uyan Zâhiriler, ilimden yalnızca şu sözü ezberlemişlerdir: “Allâh Resûlü (s.a.v.)’in sözü dışında kimsenin sözü huccet ve delil değildir.” Bu söz kendi mânâsıyla doğrudur. Fakat bunlar ondan batıl bir mana kasdetmişlerdir.


Evet teşrî ve tesis (hüküm koyma ve icra etme) cihetiyle huccet ve delil Allâhü Te‘âlâ’nın ve O’nun Resûlü (s.a.v.)’in sözleridir. Fakat bu sözler bize Ashâb-ı Kiram (r.a.e.) aracılığıyla gelmiştir. Bu durumda onların rey ve tefsirlerini nazar-ı itibara almadan, yalnızca kendi görüşümüzle biz bu sözlerin mânâ ve maksadlarını nasıl anlayabiliriz? Onların rey ve görüşü, bizim rey ve görüşümüze ışık tutar ve istikâmet verir. Onların rey ve görüşü nûr, îmân, hikmet, ilim, marifet, Allâh (c.c.) ve Resûlü (s.a.v.)’i anlama, ümmete karşı iyilik, şefkat ve nasihâtle dolu kalplerden kaynaklanmıştır.

Onların kalpleri birlikte yaşadıkları Hz. Peygamber (s.a.v.)’in kalbi gibidir. Aralarında ne uzaklık, ne de vasıta yoktur. İlim ve îmânı taptaze haliyle nübüvvet penceresinden almışlar, aldıklarına bizimki gibi ne belirsizlik karışmış, ne yabancı madde girmiş, ne de heva ve heves onları bozmuş veya kirletmiştir. Bundan dolayı Ebû Hanîfe (rh.a.), sahâbenin eserlerine, söz ve fiillerine en büyük itibarı göstermiş, Allâh Resûlü (s.a.v.)’in sözlerini kendi reyiyle değil, onların reyiyle tefsir etmiştir. İbn Hazm ve Zâhiriler ise, Allâh (c.c.) ve Resûlü (s.a.v.)’in sözlerini kendi oluşturdukları kişisel reyleriyle tefsir etmişler, sahâbenin eserlerini ise kulaklarının arkasına atmışlardır.


(Eşref Ali Et-Tehânevî, Hadislerle Hanefi Fıkhı, 15.c., 299-300.s.)

27Haz 2020

Saçın Bir Kısmını Traş Edip, Bir Kısmını Bırakmak Mekruhtur

27 Haziran 2020 Mevlana Takvimi’nde bugünkü konumuz “Saçın Bir Kısmını Traş Edip, Bir Kısmını Bırakmak Mekruhtur” adlı konudur. Bununla ilgili hadislerde saçın ne şekilde kesileceği ile ilgili bilgiler verilmiştir.

Saçı uzatıp, sağına soluna ayırmak sünnettir. Çünkü Peygamber (s.a.v.) Efendimiz saçlarını ayırdı ve Ashâbı (r.a.e.)’e de böyle emreyledi. Bunun böyle olduğunu Ashâb-ı Kiram (r.a.e.)’den yirmiden fazlası bildirdi. Saçın bir kısmını traş edip, bir kısmını bırakmak mekruhtur. Zira Peygamber (s.a.v.) Efendimiz bunu yasak etmiştir.


Yalnız tepe ve enseyi traş etmek (tamamen kesmek) de mekruhtur. Ancak kan aldırmak için olursa, kazınabilir. Kafayı ve enseyi dibinden kazıyarak traş etmek Mecusîlerin yaptıkları işlerdendir. Kan aldırırken sadece o bölgeyi traş etmek ise zarurettir.


Saçı siyah boya ile boyamak mekruhtur. Zîra Hasan (r.a.) böyle olduğunu bildirdi ve “Peygamber (s.a.v.) Efendimiz: “Beyaz saçlarını siyaha boyayıp rengini değiştiren bir kavim için, kıyâmet günü yüzleri siyah olur.” buyurdu” dedi. İbn-i Abbâs (r.a.)’den bildirilen bir hadîs-i şerifte Peygamber (s.a.v.) Efendimiz: “Onlar Cennetin kokusunu koklayamazlar.” buyurdu.


Sürme çekmek sünnettir. Zîra Enes bin Mâlik (r.a.) Resûlullâh (s.a.v.)’den şöyle bildirir ki, Resûlullâh (s.a.v.) sürmeyi tek olarak çekerdi. Enes bin Mâlik (r.a.)’in bildirdiğine göre, Resûlullâh (s.a.v.) sağ gözüne üç, sol gözüne iki mil sürme çekerdi. İbn-i Abbâs (r.a.)’ın bildirdiğine göre Resûlullâh (s.a.v.) gözlerine üç mil sürme çekerlerdi.


İnsan, Allâhü Te’âlâ’dan korktuktan, ona tevekkül ve îtimad ettikten sonra sefer ve hazerde yedi şeyi yanında bulundurması iyidir. Bunlar: Temizlik malzemesi, sürmedân, tarak, misvak, makas, bâzı haşeratı öldürmek ve elini her şeye sürmemek için özel bir tahta parçası ve güzel kokulu yağ şişesi. Zira Âişe-i Sıddîka (r. anhâ)’nın bildirdiği gibi, Resûlullâh (s.a.v.) güzel kokulu yağı yanlarından eksik etmezlerdi.

(Seyyid Abdülkadir Geylani, Günyetü’t-Talibin, 26-27.s.)

23Haz 2020

Cimrilikten Kaçının

Cimrilikten kaçının. Cimrilik dünya hayatımızda malı paylaşamama hırsından kaynaklı bir hastalıktır. Cimrilik önceki ümmetlere helak sebebi olduğundan çok dikkat edilmesi gerekmektedir. Cimrilik ile ilgili yazımızı istifadenize sunuyoruz.


Dünyanın fitneleri çok ve afakları geniştir. Fakat mallar dünya fitnelerinin en büyüğü, meşakkâtlerinin en baskını ve korkuncudur. Maldaki en büyük fitne, herkes mala muhtaç olduğundandır. Mal elde edildiği zaman, onun fitnesinden kurtuluş yoktur. Eğer mal yok olursa, küfre götürmesi pek yakın olan fakirlik meydana gelir. Eğer mal olursa sonucu zarardan başkası olmayan saldırganlık meydana gelir. Kısacası mal, fayda ve âfetlerden uzak değildir. Dünya malının faydaları insanı kurtarıcı, âfetleri ise helâk edicidir. Helak edici sebeplerden biri de cimriliktir.


Cimrilikle alakalı birçok âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîf de bulunmaktadır: “Cimrilikten kaçının! Çünkü sizden önce gelen ümmetleri helâk eden cimriliktir. Cimrilik onları, birbirlerinin kanını akıtmaya, birbirlerinin namus ve malını helâl saymaya zorladı.” (Nesâî)


“Allâh (c.c.)’un fazlından kendilerine verdiği şeye cimrilik edenler, onu kendileri için hayırlı sanmasınlar. Aksine o kendileri için bir şerdir. Cimrilik ettikleri şeyler, kıyâmet günü boyunlarına dolanacaktır.” (Âli İmran s. 180)

Hz. Peygamber (s.a.v.) zamanında biri öldürüldü. Bir kadın onun için ağlarken “Ey şehid!” diye bağırdı. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle dedi: “Onun şehid olduğunu nereden biliyorsun? O, kendisini ilgilendirmeyen konularda konuşur veya önemsiz bir şeyi vermekte cimrilik yapardı!” (Beyhâkî)


Bir kadın, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in yanında “Oruç tutar, namaz kılar, ancak onda cimrilik vardır” diye övüldü. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle dedi: “O vakit onun hayırlı olması nerede?”
Peygamber (s.a.v.) Efendimiz şu şekilde duâ etmiştir: “Ey Allâhım! Ben cimrilikten sana sığınıyorum. Korkaklıktan sana sığınıyorum. Bunama derecesine gelen yaşlılıktan sana sığınıyorum.” (Buhârî)

(İmâm-ı Gazâlî, İhyâ’u Ulûm’id-din, 3.s., 545.s.)

08Haz 2020

Hz. Osman’ın Haya ve Tevazuu

Hz. Osman’ın Haya ve Tevazuu başlıklı yazımızı siz değerli Mevlana Takvimi okuyucularının istifadesine sunuyoruz.


Hz. Ebûbekir (r.a.) Peygamber (s.a.v.)’den içeri girmek için izin istedi. Hz. Peygamber (s.a.v.) yatağının üzerine uzanmış bir haldeydi. Hz. Ebûbekir (r.a.)’e izin verildi. Peygamber (s.a.v.) aynı halde duruyordu. Hz. Ebûbekir (r.a.), Resûlullâh (s.a.v.)‘e dediklerini dedikten sonra çıkıp gitti. Sonra Hz. Ömer (r.a.) izin istedi. Ona da izin verildi. O da Resûlullâh (s.a.v.)’i aynı şekilde, o hal üzerine gördü. Onun ihtiyacı da yerine getirildikten sonra çıktı. Sonra Hz. Osman (r.a.) izin istedi. Resûlullâh (s.a.v.) derhal kalktı ve Hz. Âişe (r.ânhâ)’ya: “Şu elbiseni benim üzerime güzelce derle de açık yerim kalmasın.” buyurdu. Böylece Hz. Osman (r.a.)’in sözlerini de Resûlullâh (s.a.v.) dinledi. İhtiyacı görüldü. O gittikten sonra Hz. Âişe (r.ânhâ): “Ey Allâh’ın Resûlü! Ne oluyor ki, Hz. Ebûbekir ve Ömer (r.a.e.)’e göstermediğin saygıyı Hz. Osman (r.a.)’a gösteriyorsun.” dedi. Hz. Peygamber (s.a.v.): “Osman çok hayâlı bir insandır. Eğer aynı hâlde ona izin verseydim, hayâsından ötürü ihtiyacını bana tam ifade edemezdi.” buyurdu.


Başka bir rivayette de şöyle buyurmuştur: “Meleklerin kendisinden hayâ ettiği bir kişiden hayâ etmeyeyim mi?” buyurdu ve devamla: “Nefsimi elinde tutana yemin ederim ki melekler Allâh (c.c.)’den ve Resûlü’nden hayâ ettikleri gibi ondan da hayâ ederler. Eğer Osman içeri girdiğinde sen bana yakın yerde olsaydın konuşamaz, başını kaldırıp bakamazdı. Böylece çıkıp giderdi.” dedi.


Hz. Osman (r.a.) halife iken bir katıra binmişti. Nail adındaki hizmetçisini de terkisine almıştı. Hz. Osman (r.a.) geceleri abdest suyunu kendisi hazırlardı. Ona “Bazı hizmetçilere söylesen bunu yaparlar!” denildi. Bunun üzerine: “Hayır! Onlardan bunu istemem. Çünkü geceler onların istirahât zamanıdır.” dedi. Hz. Osman (r.a.) geceleyin aile efradından hiç kimseyi uykudan uyandırmazdı. Ancak uyanık bulduğu bir kimseyi çağırır, o da abdest suyunu getirirdi. Hz. Osman (r.a.) bütün zamanını oruçlu geçiriyordu. Hz. Osman (r.a.) halifeyken, mescitte yalnız olarak ve bir örtüye bürünerek yatardı.


(Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatü’s-Sahabe, 3.c., 117.s.)

03Haz 2020

Takva ve Vera Nedir?

Takva ve Vera Nedir? başlıklı yazımızı siz değerli okuyucularımızın istifadesine sunuyoruz.

İbâdet, mükelleflerin (erginlik çağına eren akıl sahibi insanların) nefislerinin arzu ve temayüllerine muhalefeti ve Rablerini tâzim için yapmış oldukları yapılması sevâp olan, Allâh (c.c.)’a yakınlık ifade eden özel tâatleridir. Tâatin aslı veradır. Vera’nın aslı takvâdır. Takvanın aslı nefis muhasebesidir. Nefis muhasebesinin aslı Allâh (c.c.)’un azabından sakınmak, nimetini ummaktır. On şey nefse gerekli görülmeyince verâ tamamlanmaz:

1. Dil ile gıybetten korunmak,

2. Kötü zandan sakınmak,

3. Halk ile alay etmekten geri durmak,

4. Haramlara bakmamak,

5. Doğru sözlü olmak.

6. İmân nimetinden dolayı Yüce Allâh’a minnettar olmalı ve kendi kendini beğenmemek,

7. Malı hak yolunda harcamak ve bâtıl yollarda harcamamak,

8. Yükseklik ve büyüklük dileğinde bulunmamak,

9. Beş vakit namâzı vakitlerine, rükü ve secdelerine dikkat ve itina ederek korumak,

10. Ümmet ve cemaat üzere istikamet etmek.

Ebû Musâ el-Eş’ari (r.a.)’den rivayet edildiğine göre: “Herşeyin bir haddi vardır. İslâm’ın hududu da verâ, tevazû, sabır ve şükürdür. Vera işlerin kıyam ve sebatına, sabır cehennem ateşinden kurtuluşa, şükür de cennete nail olmaya sebeptir.”

Hasanü’l-Basri (rh.a.), Mekke’de Hz. Alî (k.v.)’nin oğullarından, arkasını Kâbe’ye dayayıp halka vaaz eden bir gence: “Dinin sebat ve kıyamına sebeb olan şey nedir?” diye sordu. Genç, “Verâdır!” dedi. Hasanü’l-Basrî (rh.a.): “Dinin âfeti nedir?” diye sordu. Genç: “Tamahtır!” dedi.

Avâmın verâsı, haramdan ve haram şüphesi bulunan şeyden sakınmaktır. Havassın verâsı, içinde hevâ ve nefis için şehvet ve lezzet bulunan şeyden sakınmaktır.

(Muhâsibî, 52-53.s.; M. Asım Köksâl, İslâm Tarihi, 8.c., 853.s.)

26May 2020

Kuran-ı Kerim’i Güzel Sesle Okumak

Kur’an-ı Kerim’i güzel sesle okumak müminler için önemli olduğu kadar Kur’an-ı Kerim bir hayat nizamı hem de ahiret saadetinin yolunu gösteren rehber kitaptır. Her müminin Kur’an-ı Kerim‘e yaklaşımının bu anlayış ve idrakte olması istenir ve beklenir.

Fudale bin Ubeyd (r.a.)’den, Resûl-i Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Allâhü Te’âlâ Kur’an okuyanın sesine, bir kimsenin şarkı söyleyen cariyesinin sesine ilgi göstermesinden daha fazla ilgi gösterir.” (İbn-i Mâce)

İnsanda müzik sesine karşı tabii olarak yaratılıştan bir meyil vardır. Fakat dinin yasaklamasından dolayı dindarlar ona ilgi göstermez. Şeyh Abdulkadir Geylâni (rh.a.) “Gunyet-üt Talibin” adlı kitabında şöyle buyuruyor: Abdullah ibn-i Mes’ud (r.a.) bir gün Küfe şehrinin civarından geçiyordu. Fasıklar cemaati bir evde toplanmıştı. Zâzân isimli bir şarkıcı şarkı söylüyor ve çalgı çalıyordu. İbn-i Mes’ud (r.a.) onun sesini duyunca “Ne güzel bir ses, keşke onu Kur’an-ı Kerim’i okumakta kullansaydı.” dedi. Sonra başını bir bez ile örterek oradan geçip gitti. Zâzân, İbn-i Mes’ud (r.a.)’in bir şeyler söylediğini farketti. Halka sorduktan sonra onun bir sahâbi olan İbn-i Mes’ud (r.a.) olduğunu ve neler söylediğini öğrendi. O sözlerden Zâzân’ı son derece bir korku kaplamıştı. Kısaca o bütün çalgı aletlerini kırarak İbn-i Mes’ud (r.a.)’in peşine düştü. Ona tabi oldu ve zamanla devrin büyük âlimlerinden oldu.

Birçok hadislerde Kuran-ı Kerim’i güzel sesle okumak övülmüştür. Ancak şarkı makamına uymaktan men edilmiştir. Tâvûs (rh.a.) diyor ki: Biri, Peygamber (s.a.v.)’e “Güzel sesle okuyan kimdir?” deyince, Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki: “Kur’an-ı Kerim’i okuduğunda Allâhü Te’âlâ’dan korktuğunu hissettiğin kimsedir.” Yani korktuğu sesinden belli olmalıdır. Bu nimetlerin yanında Allâhü Te’âlâ’nın en büyük nimeti herkesin Kur’an’ı kendi durumu ve gücüne göre okumasından sorumlu olmasıdır. Bir hadiste şöyle bildiriliyor: “Allâhü Te’âlâ bir meleği, Kur’an-ı Kerim’i okurken hakkını vererek düzgün okuyamayan kişinin okumasını düzeltip, yukarı götürmekle görevlendirmiştir.”

(Zekeriya Kandehlevi, Amellerin Fazîleti)

25May 2020

Kazancın Çeşitleri

Kazancın Çeşitleri başlıklı yazımız rızkın nasıl ve nereden geldiğine dair kulun bu yoldaki yönelimlerini içermektedir.

Dünyada insana elbette bir kazanç yolu lazımdır. Kazancın Çeşitlerini dört maddede sıralayabiliriz.

  1. Farz olan kazanç: Ancak kendisinin ihtiyaçlarını, çoluk çocuğunun ihtiyaçlarını ve dini ihtiyaçlarını yerine getirecek kadar dünyalık kazanmak.
  2. Nâfile olan kazanç: Kendi ihtiyacından fazla olarak, bir fakirin veya bir yakınının yeme içme ihtiyacını üstlenmek. Bunun için yapılan kazanç müstehabtır.
  3. Mübah olan kazanç: Değişik gıdalarla beslenmek, semiz ve sıhhatli bir bünyeye sahip olacak kadar kazanç elde etmek.
  4. Haram olan kazanç: Mal biriktirmek ve bu kazandığı mallarla öğünmek, şerefli gözükmek ve büyüklük düşüncesiyle kazanç yapmak. (İmâm-ı Gazâli, Bidâyetü’l-Hidâye)

Kazanç yollarından birisi sanat ve meslektir. Herkes kendi sanat ve mesleğine âit emir ve yasakları bilmelidir ki, bununla satın alacağı yiyecek nurlu olsun, ibâdet lezzetini duysun ve bu kazancında bereket bulunsun. Bu kazançta, el işte, gönül Allâhü Te’âlâ’da olmalıdır. Kesb, sadece bir sebeptir. Yoksa hakîkatta rızkı veren Allâhü Te’âlâ’dır. Ama her işi sebeple yapması âdet-i ilâhîsidir. Sen rızkı, kendi çalışmandan bilme! Nitekim fetvâlarda diyor ki: Bu iki altın bilek bende oldukça, benim rızkım azalmaz demek küfürdür, böyle söyleyen kâfir olur.

Ey kardeşim! Bütün bu tehlikeler senin önündedir. O halde kendi işinle meşgul ol! Geçmişlerin, ölenlerin hallerinden ibret al. Eğer Kıyameti ve Cehennemi, şimdi gözlerinle görmediysen de azizlerin, büyüklerin vefâtlarını çok görmüşsündür. Ve ölümden kurtuluş yoktur. Ben de, sen de yakında öleceğiz. Geçici olan mevki ve makâma, nimet ve servete aldanma! Zira ölüm aniden gelir; hazırlıksız olduğun, beklemediğin ve gafil bulunduğun zamanda gelir.

(Mevlânâ Muhammed Rebhamî, Riyadü’n-Nasıhîn, s.251-315)

15May 2020

Cömertlik Hakkında Menkıbeler

15 Mayıs 2020 Cuma, Mevlana Takvimi yazımız “Cömertlik Hakkında Menkıbeler

Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ve Abdullah b. Câfer (r.a.e.) beraberce hacca gittiler. Ağırlıkları kendilerinden daha önce gittiği için acıktılar ve susadılar. Çadırında oturan bir kocakarının yanından geçtiler. Kadına, “Su var mı?” diye sorunca “Evet, var!” cevâbını aldılar. Bunun üzerine de­velerini çöktürdüler. Çadırın bir tarafında kadının zayıf bir koyunu vardı. Sonra kadına dediler ki: “Yemek var mı?” Kadın “Hayır! Bu koyundan başka yiyecek bir madde yok! Fakat bu koyunu biriniz kessin ki size yiyecek hazır­layayım!” dedi. Onlardan biri koyunu kesti, yüzdü. Kadın onlara yemek hazırladı. Giderken kadına dediler ki: “Sağ sâlim Medine’ye döndüğümüz zaman yanımıza gel, sana iyilik yapacağız!” Sonra gittiler. Hanımın kocası gelince, ona olanları anlattı. Bunun üzerine kocası öfkelendi kızdı.

Sahabe Efendilerimizin Cömertlik Hakkında Menkıbeler‘i

Bir müddet sonra, zaruret o karı-kocayı Medine’ye gelmeye zorladı. Bir gün kadın, Medine’nin bir sokağın­dan geçti. O anda Hz. Hasan (r.a.) kapısında duruyordu. Kadını tanıdı. Kadına dedi ki: “Ey Allâh (c.c.)’un sevgili kulu! Beni tanıdın mı?” Kadın: “Hayır! Seni tanımıyorum!” deyince, Hz. Hasan (r.a.): “Ben filan filan günde senin mi­safirin olmadım mı?” dedi. Kadın: “Annem babam sana feda olsun! Sen o musun?” dedi.

Sonra Hz. Hasan (r.a.) zekât koyunlarından kadın için bin koyun satın alınmasını emretti. Bunlarla beraber kadına bin dinar verdi ve kadını hizmetçisiyle beraber kardeşi Hz. Hüseyin (r.a.)’e gönderdi. Hz. Hüseyin kadı­na: “Ağabeyim sana ne kadar verdi?” diye sordu. Kadın “Bin koyun, bin dinar!” dedi. Bunun üzerine Hz. Hüseyin (r.a.) de kadına o kadar verilmesini emretti. Sonra kadını hizmetçisiyle beraber Abdullah b. Câfer (r.a.)’e gönderdi. Abdullah (r.a.) kadına iki bin koyun, iki bin dinar verilme­sini emretti. Kadın kocasına dört bin koyun ve dört bin dinarla döndü!

(İmâm-ı Gazâli, İhyâ’u Ulûm’id-din, 3.c., 535.s.)

09May 2020

Zühdü Gerektiren Sebepler

Zühd nedir? Zühd ehli nasıl anlaşılır? Zühd sahiplerinin yapması gerekenler nelerdir? Zühd ve zühd ile ilgili soruların cevapları yazımızda.

Zühd ehli, değişik makamlara ve derecelere sahiptirler. Zahidlerden kimi, Allâhü Teâla’yı yüceltmek için zühde sarılır. Kimisi Allâhü Teâla’dan hayâ ettiğinden zühd hâlini ele geçirmiştir. Kimileri Allâhü Teâla’dan duydukları korku sebebiyle zühde ulaşırlar. Bazıları Allâhü Teâla’nın müjde ve vaadlerine ulaşmak ümidiyle zühd sahibi olurlar. Bazıları Allâhü Teâla’nın zühd emrine koşarak zühd sahibi olurlar. Bazıları, Allâhü Teâla’ya olan muhabbetlerinden dolayı zühd sahibi olurlar. Bunlar, zühd ehlinin en üstünde yer alanlardır. Bazıları da hesap günü ilahi huzurda beklemenin uzamasından ve hesabın şiddetinden korkarak zühde yönelirler ki bunlar, zühd ehlinin en alt derecesinde yer alırlar.

Denilir ki: Kıyamet günü iki dirhemi olanın hesabı, bir dirhemi olanın hesabından daha ağır olacaktır. Takvâ sahiplerinin yolu, dünyada herhangi bir şeyden iki taneye sahip olanların giremeyeceği bir yoldur. Kendisine dünyalık bir şeyler verilen kimsenin ona mukâbil ahirette derecesi noksanlaşır. Kendisine dünyalık bir şeyler verilen herkese muhakkak şöyle denir:

“Onu üç eşit parçaya böl: Üçte biri tasa, üçte biri meşgale ve üçte biri de hesap olarak karşına çıkar.”

Zengin biri hesap için durdurulduğu zaman, eğer arkasından yüz susamış deve gelse, ondan çıkan terle susuzluklarını giderirler. Zengin bu ter içinde beklerken, cennetteki yerlerini görür; fakat hesaptan kurtulup da bir an evvel ona ulaşamaz. Bu anlatılanlar takvâ sahiplerinin kalbinde büyük bir etki yapmış ve onlar ahirette hesabın uzamasından korkarak dünyada mal toplamaktan, onu ellerinde tutmaktan ve engellemekten gönüllerini çekip zühd sahibi olmuşlardır. Sorgu ve hesaplarının hafif olmasını isteyerek ve kıyametin dehşetli hallerinden korkarak boş emelleri terk etmişlerdir.

(Ebû Tâlib El-Mekkî, Kûtu’l Kulûb, c.2, s.504)

05May 2020

Hilm, Yumuşak Huyluluk İle Güzelleşmek

Hilm, Yumuşak Huyluluk İle Güzelleşmek adlı yazımızda hilmin, kızgınlığı mükerrer bir şekilde yutmak suretiyle kazanıldığı ve Hilm, Yumuşak Huyluluk İle Güzelleşmenin neticesinin güzelliği ve sevâbının büyüklüğü anlatılmaktadır.

Hilm, kızgınlığı yutmaktan daha üstün bir erdemdir. Çünkü halîm olan kimsede yüzün değişmesi gibi kızgınlık belirtileri de görülmez. Hilm iki türlüdür. Birincisi, Allâh(c.c.) vergisi olan hilmdir. Bu hilm, hazır bir hazine sahibi olmak gibidir. Bunun için yapılacak şey, Allâhü Te’âlâ’ya şükretmekten ibarettir. Allâh Resûlü (s.a.v) bir sahâbiye, “Allâhü Te’âlâ sana sevdiği iki huy olan hilm ve acelesizlik vermiştir” dedi. Sahâbi de, “Bana bu huyları veren Allâhü Te’âlâ’ya hamd olsun.” dedi. İkincisi ise, sonradan kazanılan hilmdir. Bu hilm, kızgınlığını mükerrer bir şekilde yutmak suretiyle kazanılır. Bu şekilde hilm kazanmak akla karayı seçmek gibi zordur; ancak neticesi güzel ve sevâbı büyüktür. Allâh Resûlü (s.a.v) bu konuda şunları söylemiştir:

“İlim öğrenmekle hilm, kızgınlığı yutmakla kazanılır.” (Taberanî) “Yüceliğe talip olun. Onu kazanmanın yolu ise, uzaklaşan akrabaya yaklaşmak (ona karşı sıla-i rahim yapmak), vermeyene vermek ve câhillik yapana hilm göstermektir.” “Hayâ ve hilm peygamberlerin huylarındandır.” (Hâkim) “Bir adam, “Allâh’ım! Benim sadaka verecek malım yoktur. Bana yapılan haksızlıklara karşı hilmimi benim için sadaka olarak kabul et.” diye duâ etti ve duâsı bu şekilde kabul edildi.” (Beyhakî)

“Bir kimsede üç fazîlet yoksa o kimse boştur. Bu fazîletler sahibini günâhlardan koruyan takvâ, kavgalardan koruyan hilm ve muamelelerde gösterilen güzel ahlâktır.” (Taberanî) “Bir taife, kendilerinden hesap sorulmadan cennete gönderilirler. Cennet kapısında onları karşılayan melekler, amellerinin ne olduğunu sorarlar. Bunlar şöyle derler: “Bize zulmedildiği zaman sabrederdik, sonra da affederdik; bize karşı câhillik yapıldığı zaman da hilm gösterirdik.” (Beyhakî) “Allâh’ım! Beni ilimle zenginleştir, hilmle güzelleştir, takvâ ile şereflendir, afiyetle nimetleridir.”

(İmâm-ı Gazâlî, İhyâ-u Ulûmi’d-dîn, 3.c., 384-402.s.)