Hutbe ve Nasihatlar

23Haz 2020

Cimrilikten Kaçının

Cimrilikten kaçının. Cimrilik dünya hayatımızda malı paylaşamama hırsından kaynaklı bir hastalıktır. Cimrilik önceki ümmetlere helak sebebi olduğundan çok dikkat edilmesi gerekmektedir. Cimrilik ile ilgili yazımızı istifadenize sunuyoruz.


Dünyanın fitneleri çok ve afakları geniştir. Fakat mallar dünya fitnelerinin en büyüğü, meşakkâtlerinin en baskını ve korkuncudur. Maldaki en büyük fitne, herkes mala muhtaç olduğundandır. Mal elde edildiği zaman, onun fitnesinden kurtuluş yoktur. Eğer mal yok olursa, küfre götürmesi pek yakın olan fakirlik meydana gelir. Eğer mal olursa sonucu zarardan başkası olmayan saldırganlık meydana gelir. Kısacası mal, fayda ve âfetlerden uzak değildir. Dünya malının faydaları insanı kurtarıcı, âfetleri ise helâk edicidir. Helak edici sebeplerden biri de cimriliktir.


Cimrilikle alakalı birçok âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîf de bulunmaktadır: “Cimrilikten kaçının! Çünkü sizden önce gelen ümmetleri helâk eden cimriliktir. Cimrilik onları, birbirlerinin kanını akıtmaya, birbirlerinin namus ve malını helâl saymaya zorladı.” (Nesâî)


“Allâh (c.c.)’un fazlından kendilerine verdiği şeye cimrilik edenler, onu kendileri için hayırlı sanmasınlar. Aksine o kendileri için bir şerdir. Cimrilik ettikleri şeyler, kıyâmet günü boyunlarına dolanacaktır.” (Âli İmran s. 180)

Hz. Peygamber (s.a.v.) zamanında biri öldürüldü. Bir kadın onun için ağlarken “Ey şehid!” diye bağırdı. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle dedi: “Onun şehid olduğunu nereden biliyorsun? O, kendisini ilgilendirmeyen konularda konuşur veya önemsiz bir şeyi vermekte cimrilik yapardı!” (Beyhâkî)


Bir kadın, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in yanında “Oruç tutar, namaz kılar, ancak onda cimrilik vardır” diye övüldü. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle dedi: “O vakit onun hayırlı olması nerede?”
Peygamber (s.a.v.) Efendimiz şu şekilde duâ etmiştir: “Ey Allâhım! Ben cimrilikten sana sığınıyorum. Korkaklıktan sana sığınıyorum. Bunama derecesine gelen yaşlılıktan sana sığınıyorum.” (Buhârî)

(İmâm-ı Gazâlî, İhyâ’u Ulûm’id-din, 3.s., 545.s.)

03Haz 2020

Takva ve Vera Nedir?

Takva ve Vera Nedir? başlıklı yazımızı siz değerli okuyucularımızın istifadesine sunuyoruz.

İbâdet, mükelleflerin (erginlik çağına eren akıl sahibi insanların) nefislerinin arzu ve temayüllerine muhalefeti ve Rablerini tâzim için yapmış oldukları yapılması sevâp olan, Allâh (c.c.)’a yakınlık ifade eden özel tâatleridir. Tâatin aslı veradır. Vera’nın aslı takvâdır. Takvanın aslı nefis muhasebesidir. Nefis muhasebesinin aslı Allâh (c.c.)’un azabından sakınmak, nimetini ummaktır. On şey nefse gerekli görülmeyince verâ tamamlanmaz:

1. Dil ile gıybetten korunmak,

2. Kötü zandan sakınmak,

3. Halk ile alay etmekten geri durmak,

4. Haramlara bakmamak,

5. Doğru sözlü olmak.

6. İmân nimetinden dolayı Yüce Allâh’a minnettar olmalı ve kendi kendini beğenmemek,

7. Malı hak yolunda harcamak ve bâtıl yollarda harcamamak,

8. Yükseklik ve büyüklük dileğinde bulunmamak,

9. Beş vakit namâzı vakitlerine, rükü ve secdelerine dikkat ve itina ederek korumak,

10. Ümmet ve cemaat üzere istikamet etmek.

Ebû Musâ el-Eş’ari (r.a.)’den rivayet edildiğine göre: “Herşeyin bir haddi vardır. İslâm’ın hududu da verâ, tevazû, sabır ve şükürdür. Vera işlerin kıyam ve sebatına, sabır cehennem ateşinden kurtuluşa, şükür de cennete nail olmaya sebeptir.”

Hasanü’l-Basri (rh.a.), Mekke’de Hz. Alî (k.v.)’nin oğullarından, arkasını Kâbe’ye dayayıp halka vaaz eden bir gence: “Dinin sebat ve kıyamına sebeb olan şey nedir?” diye sordu. Genç, “Verâdır!” dedi. Hasanü’l-Basrî (rh.a.): “Dinin âfeti nedir?” diye sordu. Genç: “Tamahtır!” dedi.

Avâmın verâsı, haramdan ve haram şüphesi bulunan şeyden sakınmaktır. Havassın verâsı, içinde hevâ ve nefis için şehvet ve lezzet bulunan şeyden sakınmaktır.

(Muhâsibî, 52-53.s.; M. Asım Köksâl, İslâm Tarihi, 8.c., 853.s.)

26Nis 2020

 

İsmâil Hakkı Bursevî’nin Oğluna Nasîhatleri

Bu yazımızda İsmâil Hakkı Bursevî’nin Oğluna Nasîhatlerini sizler için derledik

Evlâdım, insan, kalbini ve bütün âzâlarını haramdan korumalıdır. Ey oğlum, çok uyuma. Özellikle sabah namazından sonra işrak vaktine kadar yaz ve kış uyanık olup zikirle meşgul ol. Aile ve evlâdından mükellef olanları da uyutma ve onlara namaz kıldır. Onları oyun ve eğlence yerlerine gönderme. Zîra kendin günâh işlemiş gibi olursun.

Cünüb iken yemek yiyip içme. Ancak abdest alırsan yiyip içebilirsin. Zîra abdest guslün yarısıdır. Cünüb olduktan sonra guslü geciktirme. Zîra gusül geciktikçe rahmet melekleri ondan kaçarlar. Eğer bir zarûretten dolayı geciktirmek gerekirse abdest almak lazımdır.

Ana babaya adlarıyla hitap etmek büyük edepsizliktir ve fakirliğe sebeptir. Kapı eşiği üzerine oturma ve kapı yanına dayanıp durma. Elbisenin kolları ve eteğiyle yüzünü silme. Sakalını ayakta tarama ve ıslatıp tara, kuru tarama. Misvâk gibi sakal tarağını da başkasına kullandırmaktan kaçın. Her yemekten sonra misvak kullan.

Hiçbir zaman dünya seni aldatmasın. Her zaman sûretin dünyâda, sîretin ukbâda ve sırrın Hz. Mevlâ’da olsun. Dünya meşguliyetlerinden halâs bulmak; kurtulmak güçtür. Rabbin fazl-ı rahmetinden vermiş, şükreyle ki Müslüman oldun. Dünya nimetlerinden mahrum kaldığında ümitsiz olma. Zira güneş dâima bulut altında kalmaz. Muhakkak açıldığı zaman olur.

İsmâil Hakkı Bursevî’nin Oğluna Nasîhatleri

 

İsmâil Hakkı Bursevî’nin Oğluna Nasîhatlerini sizlerin istifadenize sunduk

Dünya maksatları gelip geçicidir. İnsanın gam çektiğine değmez. Dînî hususlarda senden yüksekte olanlara, dünyâ işlerinde de senden aşağıda olanlara bakıp ibret almak lazımdır. Haklara riâyet azaldı. Halkın ekserisi istiklâl davasına düştüler. Cenâb-ı Hâkk’ın yeryüzünde halîfeleri olduklarını bilmediler. Göreyim sizi. Siz ve size tâbi olanlar en büyük kurtarıcı olan takvâya yapışın. Kendinizi şerîat yoluna bağlayın. Ahlâksız ve gaddâr olmayın. Bizim ömrümüzden az bir vakit kaldı. Vesselam.

(İsmail Hakkı Bursevî, Risâle-i Bahâiyye)