Hutbe ve Nasihatlar

30Mar 2021

Şeytanın İnsana Nüfuz Edebildiği Yollar

Şeytanın İnsana Nüfuz Edebildiği Yollar. Şeytanın insana nüfuz edebildiği yollar, aslında üçtür. Bunlar şehvet, gazap ve hevâdır.

Şeytanın insana nüfuz edebildiği yollar, aslında üçtür. Bunlar şehvet, gazap ve hevâdır. Buna göre şehvet, hayvanî; gazap, parçalayıcı ve hevâ da, şeytanîdir. Buna göre, şehvet bir afettir. Ne var ki, gazap ondan daha büyüktür. Gazap, bir afettir, ne var ki, hevâ ondan daha büyüktür. Buna göre “Çünkü namaz edebsizlikten nehyeder.” (Ankebut s. 45) âyetinde geçen “fahşâ”dan murad, şehvet eserleridir. Ayetin devamında gelen “münker”den maksad, gazab eserleridir, “bağy”dan maksat ise hevâ eserleridir. Buna göre insan, şehvet ile nefsine, gazap ile başkasına zulmetmiş olur, hevâ ile de zulmü Cenâb-ı Allâh’ın celâline taşımış olur.
Özellikle şehvet ve öfke şeytanın insana tesir etme yollarının en büyükleridir. Bu sebepledir ki, hadis-i şerîfte: “Şeytan kanın bedende cereyanı gibi insan vücuduna hulul eder. Onun yollarını açlıkla (oruçla) daraltınız” buyurulmuştur. Çünkü şeytanın insana en büyük hulul yolu şehvettir. Açlık ise şehveti kırar.
Kötü huyların temeli şehvet, gazab ve hevâdır. Bu üçünden doğan şeyler ise şu zikredilen yedi şeydir: Hırs, cimrilik, ucub, kibr, küfür, bidat ve haset. İşte bundan dolayı Cenâb-ı Allâh yedi ayet olan Fatiha Sûresi’ni indirmiştir. Bu yedi ayet, geçen yedi belâyı defetmek içindir, Fâtiha Sûresi’nin kökü besmeledir. Bu besmelede de üç isim vardır. Bu üç isim ise temel üç bozguncu ahlâk olan şehvet, gazap ve hevânın karşılığıdır. Buna göre şu temel olan üç isim, kötü ahlâkın üç esasının; Fâtiha Sûresi’nin yedi ayeti de, yedi kötü huyun mukabilindedir. Sonra Kur’ân’ın tamamı sanki Fâtiha Sûresi’nden çıkmış dallar budaklar gibidir. Aynı şekilde bütün kötü huylar da, bu yedi kötü huydan çıkan dallar ve budaklar gibidir.
(Fahruddîn Er-Râzî, Tefsîr-i Kebîr Mefâtîhu’l-Ğayb, c.1, s.372-373)

20Mar 2021

İlim Meclislerine Devam Etmenin Önemi

İlim Meclislerine Devam Etmenin Önemi. İlim meclislerine devam etmenin faziletlerini konu alan yazımızı istifadenize sunuyoruz.


İlim meclislerine devam etmek ve âlimlerle oturup kalkmak Efendimiz (s.a.v.)’e verdiğimiz ahidlerden biridir.
Âlim olmuş olsak dahi, âlimlerin meclisinde oturmaktan nefislerimizi uzak tutmamalıyız. Zira Allâh (c.c.) âlim kullarını da birbirinden daha fazîletli ve üstün yaratmıştır. Binâenâleyh Allâh (c.c.) belki de o âlimleri, bizlerden daha çok ilim ve anlayışla süslemiştir. Bu ahdi fukahâ ve sofilerden birçokları ihmâl etmişlerdir. Çünkü onlardan bazıları kendilerinde bulunan ilmin kimsede bulunmadığını iddia ederler. Birisini, “neden âlimlerin meclisine gitmiyorsun?” diye azarladığımda şöyle dedi: “Allâh (c.c.)’a yemin ederim ki Mısır ülkesinde benden üstün ilmi olanı bilsem, onun ayakkabılarının hizmetkârı olurdum. Allâh (c.c.)’a şükürler olsun ki, Allâh (c.c.) ilim yönünden bizleri diğer kişilerden zengin kılmıştır.” Ey Kardeşim! Bu düşünce ve konuşmaların cehaletten ileri geldiği, şeriat sahibi yüce Peygamberimiz (s.a.v.)’in şu hadisi ile sabittir: “Herhangi bir kul, ben âlimim diye konuşursa, o kişinin cahil olduğunu bilin.”
Ey kardeşim! Ara sıra bilginlerin meclisinde bulunur isen onlardan faydalanırsın. Onları tanı, onlardan uzak kalıp gafil olma. Kendini diğer bilginlerden üstün veya onlarla eşit gördüğün takdirde, zamanındaki insanların gerçek ilimlerinden yoksun kalırsın.
Taberanî’nin anlattığına göre Hz. Lokman oğluna, “Ey evlâdım! Âlimlerin meclisinden uzak kalma; hâkimlerin sözlerini dinle. Allâh (c.c.) ölü yer parçasını üzerine akıttığı yağmur sularıyla nasıl canlandırırsa, ölü olan bir kalbi de hikmet ve ilim nuru ile öyle canlandırır.” buyurmuşlardır. Ebû Ya’lâ şu hadisi rivâyet eder: Resûlullâh (s.a.v.)’e “Ey Allâh’ın Resûlü (s.a.v.)! Hangi kişilerle otarmamız hayırlıdır?” diye sorulunca, Efendimiz (s.a.v.), “Gördüğünüzde sizlere Allâh (c.c.)’u hatırlatan, sözleri ilminizi artıran, ilmi ahireti hatırlamanıza yarayan şahıslarla oturmanız” buyurmuşlardır.
(İmâm Şarani, Büyük Ahidler, s.57-58)

12Kas 2020

Ümmetin İmtihanı: Dünya Malı

Ümmetin İmtihanı: Dünya Malı başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Hz. Kâ’b (r.a.), Peygamber (s.a.v.)’den şöyle duyduğunu rivayet ediyor: “Muhakkak ki her ümmet için bir imtihân vardır; benim ümmetimin imtihânı ise, dünya malıdır.” (Tirmizî)
İsfehânî’nin Ebû Hüreyre (r.a.)’den yaptığı rivayette, Peygamber (s.a.v.) buyurdular ki: “Haberiniz olsun ki her cömert kişi cennettedir; bu Allâh (c.c.)’un kanunu icabıdır ve ben de ona kefilim. Uyanık olun ki cimri kimse cehennemdedir; bu, Allâh (c.c.)’un kanunu icabıdır ve ben de ona kefilim.”
Bunun üzerine denildi ki: “Ey Allâh’ın Resulü! Cömert kimdir, cimri kimdir?”
Cömert, Allâh (c.c.)’un bırakmış olduğu hakları malından vererek cömertlik yapandır. Cimri ise, Allâh (c.c.)’un bırakmış olduğu hakları vermeyen ve bu suretle Allâh (c.c.)’a karşı cimrilik edendir. Cömert kimse, haramdan alıp israf yollu harcayan değildir.
Cimrilik konusunda iki bahis vardır: Cimriliğin gaileleri ve sebebi ve cimriliğin âfetleri. Cenâb-ı Allâh buyuruyor ki: “Allâh’ın fazl-u kereminden kendilerine verdiğini sarf ve infakta cimrilik edenler, zinhar bunun kendileri için bir hayır olduğunu sanmasınlar. Bilâkis bu, onlar için bir şerdir. Onların cimrilik ettikleri şey kıyamet günü boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mîrâsı Allâh (c.c)’undur. Allâh (c.c.) ne yaparsanız (hepsinden) hakkıyla haberdârdır.” (Âl-i İmran s. 180)
Cimriliğin sebebi mal sevgisidir ki bu sevgi toplayıp sadaka vermek, bedenin kıvamını sağlamak ve bir vecibeyi yerine getirmek için değildir.
Mal sevgisi, harama tevessül içinse, haramdır. Helâle tevessül için ise haram değildir fakat beğenilir şey değildir. Cenâb-ı Allâh buyuruyor ki: “Mallarınız, evlâdınız herhalde sizin için bir imtihandır. Allâh ise, büyük mükâfat O’nun yanındadır.” (Teğâbün s. 15)


(İmâm-ı Birgivî, Tarikât-ı Muhammediyye, 225.s.)

04Kas 2020

Süleyman Aleyhisselam’ın Oğluna Nasihati

Süleyman Aleyhisselam’ın Oğluna Nasihati başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Dâvud (a.s.) oğlu Süleyman (a.s.) oğluna sordu: “Hangi şey en rahatlatıcı, hangi şey en tatlı, hangi şey en sevimli ve hangi şey en korkutucudur?”
Süleyman (a.s.) oğluna şöyle nasihâtte bulundu: “En tatlı şey Allâh (c.c.)’ın kullarına rahmetidir. En rahatlatıcı şey Allâh (c.c.)’un kullarını affetmesi, kulların da bazısının bazısını affetmesidir. En sevimli şey cesetteki ruhtur, en korkutucu şey ise ruhun kendisinden çıktığı cesettir. Ey oğlum, susmak hayâdandır. Vakar hayâdandır. Nasıl ki iki taş arasına yılan kolayca girerse alışveriş arasına da hata ve günâh öylece girer. Allâh (c.c.)’dan kork. Çünkü Allâh (c.c.) korkusu her şeye gâliptir, her şeyin üstündedir. Ey oğlum, hidâyete erip doğru yolu bulduktan sonra dalâlete düşmek ne çirkin ve kötü şeydir. Bundan daha kötü olan ise ibâdete devam eden bir âbidin Rabbine ibâdeti terk etmesidir. Gündüz malını satmak için yemin edip, gece rahat uyuyan tüccarın nasıl kurtulacağına şaşarım. Ey oğlum, nemîmeden (laf taşımaktan) sakın. Çünkü o, kılıcın keskin ağzı gibidir.” (ed-Dürru’l-Mensûr)

Cömertlik


Eban b. Osman’dan rivayet edildiğine göre bir kişi Hz. Ubeydullâh b. Abbas (r.a.)’ı zarara sokmak istedi ve Kureyş’in eşrafına gelerek şöyle dedi: “Ubeydullah sizi bugün öğle yemeğine davet ediyor.” Bunun üzerine Kureyş eşrafı Ubeydullâh’a, evini dolduracak kadar akın ettiler. Ubeydullâh “Ne oldu! Bu akının sebebi nedir?” diye sorunca olay kendisine anlatıldı. Bunun üzerine Ubeydullâh bir taraftan meyve satın alınmasını emretti. Öbür taraftan da tirit yapılmasını ve ekmek pişirilmesini emretti. Meyveler misafirlere takdim edildi. Misafirler daha meyveleri bitirmeden sofralar kuruldu. Onlar doyasıya yediler. Ubeydullâh vekillerine “Bu sofralar her gün bizde var mı?” dedi. Onlar “Evet!” deyince, Ubeydullâh: “O halde bunlar her gün bizde öğle yemeği yesinler” dedi.
(İmâm Gazâli, İhyâu Ulûmi’d-dîn, 3.c., 535.s.)

20Eki 2020

Namazsız Nesil Tehlikesi

Namazsız Nesil Tehlikesi. Allâhü Te’âlâ tarafından bize bahşedilen, geleceğimizin umut ve aydınlığı olan yavrularımızı, namaz bilinci ve ondan beklenen erdemlilikle yetiştirip topluma hazırlarsak, toplumun kurtuluşuna vesile oluruz.


Çocuklarımızın dünyalarını mamur etme uğruna ahiretlerini ihmâl etmememiz gerektiği konusunda Rabbimiz bizi özellikle uyarmaktadır. Kur’ân-ı Kerîm, “Ailene namazı emret ve kendin de ona devam et. Senden rızık istemiyoruz. Sana da biz rızık veriyoruz. Güzel sonuç Allâh’a karşı gelmekten sakınanlarındır.” (Tâhâ s. 132) âyetiyle, kendimizin namaza devam etmesi yanında, aile ehlimize de namazı emretmemizi açıkça bildirmektedir. Allâhü Te’âlâ tarafından bize bahşedilen, gözümüzün nuru, geleceğimizin umut ve aydınlığı olan yavrularımızı, gençliğimizi, namaz bilinci ve ondan beklenen erdemlilikle yetiştirip topluma hazırlarsak, hem kendimizin, hem onların, hem de toplumun kurtuluşuna vesile oluruz. Bu niteliklerle yetiştirdiğimiz çocuklarımızla, dünyada da ahirette de gözümüz aydın olur. Onların işledikleri salih amel ve yaptıkları hayır duâ sayesinde amel defterimiz kapanmaz. Onların işledikleri hayrın sevâbının bir misli bize yazılır. Biz öldükten sonra onların dünyadaki hayatı bizlere müjdeli haber olarak gösterilir. Bu suretle onlarla ilgili hesabımızı kolayca verip, onlardan dolayı mükâfatlandırılırız. Bunun için “ağaç yaş iken eğilir.” atasözünü hatırda tutarak, özellikle küçük yaştan itibaren çocuklarımızı İslâm terbiyesi ile yetiştirmemiz gerekir. Allâh (c.c.) korusun, haram helâl tanımayan bir nesle sahip olmamız durumunda ise, hem onların dünyası, hem bizim ve hem de toplumun dünyası cehennem olmakla kalmaz, ayette haber verildiği gibi ahiretteki “cehennem çukuru” da buradayken hazırlanmış olur. Bizim ihmâlimizden kaynaklanabilecek kötü hâllerinden dolayı, kıyamet günü onlar ayrıca bizden şikâyetçi olurlar. Âyet-i kerimede şöyle buyrulur: “Onlardan sonra, namazı zayi eden, şehvet ve dünyevî tutkularının peşine düşen bir nesil geldi. Onlar bu tutumlarından ötürü büyük bir azaba çarptırılacaklardır.” (Meryem s. 59)


(Ahmet Gelişgen, Kur’an’dan Öğütler-2, 135.s.)

19Eki 2020

Zorlukla Karşılaşıldığında Yapılması Gereken

Zorlukla Karşılaşıldığında Yapılması Gereken. Namaz Allâhü Te‘âlâ’nın büyük bir râhmetidir. Her türlü zorlukta namaza yönelmek Allâhü Te’âla’nın râhmetine yönelmek demektir.


Hz. Huzeyfe (r.a.) buyuruyor ki: “Resûl-i Ekrem (s.a.v.) bir zorlukla karşılaşınca derhâl namaza yönelirdi. (İmâm Ahmed) Namaz Allâhü Te‘âlâ’nın büyük bir râhmetidir. Her türlü zorlukta namaza yönelmek Allâhü Te’âla’nın râhmetine yönelmek demektir. Râhmet-i ilâhî insana destek ve yardımcı olduğu zaman onun hangi sıkıntısı devam edebilir ki?
Resûlullâh (s.a.v.)’i adım adım takip eden Sahâbe-i Kirâm (r.a.e.)’in de bu gibi durumlarda aynı şeyi yaptıkları nakledilmiştir. Hz. Ebû Derdâ (r.a.) buyuruyor ki: “Fırtına çıktığında Resûlullâh (s.a.v.) hemen camiye gider, fırtına duruncaya kadar camiden çıkmazdı. Aynı şekilde Ay ve Güneş tutulunca Resûlullâh (s.a.v.) derhâl namaza yönelirdi.” Hz. Suheyb (r.a.), Efendimiz (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu söyledi: “Önceki Peygamberler de her sıkıntıda daima namaza yönelirlerdi.” Hz. İbn-i Abbas (r.a.) bir yolculukta iken oğlunun vefât haberini aldı, devesinden inip iki rekât namaz kıldı ve “İnna lillahi ve inna ileyhi raciûn (Biz Allâh (c.c.)’un kuluyuz ve yine O (c.c.)’a döneceğiz).” dedi ve şöyle buyurdu: “Biz Cenâb-ı Hâkk’ın emrettiğini yapmış olduk.” Sonra Kur’an’daki şu ayeti okudu: “(Ey imân edenler) sabırla ve namazla Allâh’dan yardım isteyin, muhakkak o namaz ağırdır, ancak Allâh’tan korkanlar için değil.” (Bakara s. 45)
Yine Hz. İbn-i Abbas (r.a.), Peygamberimiz (s.a.v.)’in hanımlarından birinin vefât haberini duyunca secdeye kapandı. Biri ona niçin secde yaptığını sorunca buyurdu ki: “Resûlullâh (s.a.v.): “Başınıza bir felaket gelince secde yapınız yani namazla meşgul olunuz” buyurmuştur. Mü’minlerin annesinin vefâtından daha büyük hangi felaket olabilir ki?”


(Muhammed Zekeriyya Kandehlevi, Fezail-i A’mal, Amellerin Fazileti, 267-268.s.

05Eyl 2020

Hz. Ömer’den Nasihatler

Hz. Ömer’den Nasihatler başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.


“Bir kötülük yapmak suretiyle senin hakkında Allâh (c.c.)’a isyân eden bir kişiyi, bir iyilik yapmak suretiyle kendisi hakkında Allâh (c.c.)’a itaat etmekten daha büyük bir şekilde cezalandıramazsın. Kesin bir bilgiye sahip olmadığın sürece Müslüman bir kardeşinin herhangi bir hareketini en güzeline hamlet. Bir Müslüman kardeşinden duyduğun bir sözü elinden geldiğinde hayra yor.

Kendisini töhmet altında bırakacak işler yapan kimse, kendisi hakkında sû-i zanda bulunup kötü şeyler düşünenleri kınamasın. Sırrını sakladığı sürece kişinin iradesi kendi elindedir. Doğru sözlü ve yaşayışlı arkadaşlarından ayrılma ve her zaman için onların gölgesinde yaşa; çünkü onlar senin için bollukta süs, darlıkta ise azıktırlar. Sonunda ölüm olduğunu bilsen de doğruluktan ayrılma. Seni ilgilendirmeyen şeylere karışma. Olmayacak işler peşinde koşma, çünkü böyle birşey yararsız, boş bir uğraş olur. İhtiyacını yerine getirmek istemeyen kimseden hiçbir şey isteme.

Yalan yere yemin etmeyi küçümseme ki Allâhü Te’âlâ seni bundan dolayı helâk etmesin. Sakın fâcirlerle (kötülerle) arkadaşlık yapma ki sonra kötülüklerini öğrenirsin. Düşmanlarından uzak durduğun gibi Allâh (c.c.)’dan korkmayan dostlarından da sakın; Çünkü O (c.c.)’dan korkmayan kimse asla güvenilir birisi değildir.

Kabirlerin yanından geçerken kork. Tâat gösterirken kendini hiç mesabesine indir. Günâh işlerken âkıbetini düşün. Bir iş yaparken, içlerinden Allâh (c.c.)’dan korkanlarla istişare et; çünkü Allâhü Te’âlâ “Allâh (c.c.)’dan, kulları içinde ancak alimler korkar” buyurmaktadır. (Fâtır s. 28)


Hz. Ömer (r.a.) bir keresinde birisine şu öğütte bulundu: “Seni ilgilendirmeyen şeylere karışma. Düşmanlarından uzak durduğun gibi emin olmayan dostlarından da kendini koru. Emin kişilerse ancak Allâhü Te’âlâ’dan korkan kişilerdir. Kötülük öğrenmek istemiyorsan kötülerle konuşma ve böylelerinin arkadaşlığından sakın. Kötü kimselere sırrını asla söyleme. İşlerinde, Allâh (c.c.)’dan korkanlarla istişare et!”


(Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatü’s-Sahâbe, 3.c., 257-258.s.)

https://youtu.be/WhdwP9RlIME
06Ağu 2020

Her İşittiğini Söyleyen Yalancıdır

Her İşittiğini Söyleyen Yalancıdır başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.


Ebû’l-Leys Semerkandî (rh.a.) Hazretleri şöyle buyurdular: “Sana bir kimse gelip “filan kimse senin hakkında şöyle dedi veya yaptı.” diye bir haber getirirse şu altı şeye dikkat etmen gerekir:

  1. Onu hemen tasdik etme. Zîrâ koğuculuk (laf götürüp getirme) yapan kimsenin şâhitliği makbul değildir. Nitekim Allâhü Te‘âlâ: “Ey îmân edenler! Eğer size bir fâsık bir haber getirirse hemen inanıp kapılmayın, onu tahkik edin ki bilmeyerek bir kavme sataşırsınız da yaptığınıza pişman olursunuz.” (Hucurât s. 6) buyurmuştur.
  2. Ona böyle işler yapmamasını tenbih et, hatırlat. Çünkü münkerden (dine, kitap ve sünnete aykırı şeylerden) sakındırmak vaciptir. Zîrâ Allâhü Te‘âlâ: “Siz (Ey Ümmet-i Muhammed), insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmet olmak üzere geldiniz. İyiliği emredersiniz, kötülükten nehyedersiniz.” (Âl-i İmrân s. 110) buyurmuştur.
  3. Ona bir menfaat için değil, ancak Allâhü Te‘âlâ için buğzetmelisin. Çünkü o Allâhü Te‘âlâ’ya isyân etmiştir. İsyân edene buğz etmek, onu sevmemek vaciptir. Muhakkak Allâhü Te‘âlâ ona buğzeder.
  4. Hakkında koğuculuk (laf götürüp getirme) yapılan kimseye sû-i zanda bulunma. Çünkü Müslümân hakkında sû-i zan etmek, kötü zanda bulunmak haramdır. Âyet-i kerîmede: “Çünkü zannın bazısı vebâldir, ağır günâhtır.” (Hucurât s. 12) buyurulmuştur.
  5. Müslüman kardeşinin ayıplarını, kusurlarını bulmak için câsus gibi inceden inceye yoklayıp araştırma. Allâhü Te‘âlâ: “Tecessüs etmeyin.” (Hucurât s. 12) buyurmuştur.
  6. Bu koğucunun yaptığı ve hoşuna gitmeyen şeyleri sen de yapma. Yani sana gelen bir haberi hemen başkasına bildirme.

(Ebü’l-Leys Semerkandî, Tenbîhü’l-Gâfilîn)

27Haz 2020

Saçın Bir Kısmını Traş Edip, Bir Kısmını Bırakmak Mekruhtur

27 Haziran 2020 Mevlana Takvimi’nde bugünkü konumuz “Saçın Bir Kısmını Traş Edip, Bir Kısmını Bırakmak Mekruhtur” adlı konudur. Bununla ilgili hadislerde saçın ne şekilde kesileceği ile ilgili bilgiler verilmiştir.

Saçı uzatıp, sağına soluna ayırmak sünnettir. Çünkü Peygamber (s.a.v.) Efendimiz saçlarını ayırdı ve Ashâbı (r.a.e.)’e de böyle emreyledi. Bunun böyle olduğunu Ashâb-ı Kiram (r.a.e.)’den yirmiden fazlası bildirdi. Saçın bir kısmını traş edip, bir kısmını bırakmak mekruhtur. Zira Peygamber (s.a.v.) Efendimiz bunu yasak etmiştir.


Yalnız tepe ve enseyi traş etmek (tamamen kesmek) de mekruhtur. Ancak kan aldırmak için olursa, kazınabilir. Kafayı ve enseyi dibinden kazıyarak traş etmek Mecusîlerin yaptıkları işlerdendir. Kan aldırırken sadece o bölgeyi traş etmek ise zarurettir.


Saçı siyah boya ile boyamak mekruhtur. Zîra Hasan (r.a.) böyle olduğunu bildirdi ve “Peygamber (s.a.v.) Efendimiz: “Beyaz saçlarını siyaha boyayıp rengini değiştiren bir kavim için, kıyâmet günü yüzleri siyah olur.” buyurdu” dedi. İbn-i Abbâs (r.a.)’den bildirilen bir hadîs-i şerifte Peygamber (s.a.v.) Efendimiz: “Onlar Cennetin kokusunu koklayamazlar.” buyurdu.


Sürme çekmek sünnettir. Zîra Enes bin Mâlik (r.a.) Resûlullâh (s.a.v.)’den şöyle bildirir ki, Resûlullâh (s.a.v.) sürmeyi tek olarak çekerdi. Enes bin Mâlik (r.a.)’in bildirdiğine göre, Resûlullâh (s.a.v.) sağ gözüne üç, sol gözüne iki mil sürme çekerdi. İbn-i Abbâs (r.a.)’ın bildirdiğine göre Resûlullâh (s.a.v.) gözlerine üç mil sürme çekerlerdi.


İnsan, Allâhü Te’âlâ’dan korktuktan, ona tevekkül ve îtimad ettikten sonra sefer ve hazerde yedi şeyi yanında bulundurması iyidir. Bunlar: Temizlik malzemesi, sürmedân, tarak, misvak, makas, bâzı haşeratı öldürmek ve elini her şeye sürmemek için özel bir tahta parçası ve güzel kokulu yağ şişesi. Zira Âişe-i Sıddîka (r. anhâ)’nın bildirdiği gibi, Resûlullâh (s.a.v.) güzel kokulu yağı yanlarından eksik etmezlerdi.

(Seyyid Abdülkadir Geylani, Günyetü’t-Talibin, 26-27.s.)

23Haz 2020

Cimrilikten Kaçının

Cimrilikten kaçının. Cimrilik dünya hayatımızda malı paylaşamama hırsından kaynaklı bir hastalıktır. Cimrilik önceki ümmetlere helak sebebi olduğundan çok dikkat edilmesi gerekmektedir. Cimrilik ile ilgili yazımızı istifadenize sunuyoruz.


Dünyanın fitneleri çok ve afakları geniştir. Fakat mallar dünya fitnelerinin en büyüğü, meşakkâtlerinin en baskını ve korkuncudur. Maldaki en büyük fitne, herkes mala muhtaç olduğundandır. Mal elde edildiği zaman, onun fitnesinden kurtuluş yoktur. Eğer mal yok olursa, küfre götürmesi pek yakın olan fakirlik meydana gelir. Eğer mal olursa sonucu zarardan başkası olmayan saldırganlık meydana gelir. Kısacası mal, fayda ve âfetlerden uzak değildir. Dünya malının faydaları insanı kurtarıcı, âfetleri ise helâk edicidir. Helak edici sebeplerden biri de cimriliktir.


Cimrilikle alakalı birçok âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîf de bulunmaktadır: “Cimrilikten kaçının! Çünkü sizden önce gelen ümmetleri helâk eden cimriliktir. Cimrilik onları, birbirlerinin kanını akıtmaya, birbirlerinin namus ve malını helâl saymaya zorladı.” (Nesâî)


“Allâh (c.c.)’un fazlından kendilerine verdiği şeye cimrilik edenler, onu kendileri için hayırlı sanmasınlar. Aksine o kendileri için bir şerdir. Cimrilik ettikleri şeyler, kıyâmet günü boyunlarına dolanacaktır.” (Âli İmran s. 180)

Hz. Peygamber (s.a.v.) zamanında biri öldürüldü. Bir kadın onun için ağlarken “Ey şehid!” diye bağırdı. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle dedi: “Onun şehid olduğunu nereden biliyorsun? O, kendisini ilgilendirmeyen konularda konuşur veya önemsiz bir şeyi vermekte cimrilik yapardı!” (Beyhâkî)


Bir kadın, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in yanında “Oruç tutar, namaz kılar, ancak onda cimrilik vardır” diye övüldü. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle dedi: “O vakit onun hayırlı olması nerede?”
Peygamber (s.a.v.) Efendimiz şu şekilde duâ etmiştir: “Ey Allâhım! Ben cimrilikten sana sığınıyorum. Korkaklıktan sana sığınıyorum. Bunama derecesine gelen yaşlılıktan sana sığınıyorum.” (Buhârî)

(İmâm-ı Gazâlî, İhyâ’u Ulûm’id-din, 3.s., 545.s.)