Hutbe ve Nasihatlar

20Eki 2020

Namazsız Nesil Tehlikesi

Namazsız Nesil Tehlikesi. Allâhü Te’âlâ tarafından bize bahşedilen, geleceğimizin umut ve aydınlığı olan yavrularımızı, namaz bilinci ve ondan beklenen erdemlilikle yetiştirip topluma hazırlarsak, toplumun kurtuluşuna vesile oluruz.


Çocuklarımızın dünyalarını mamur etme uğruna ahiretlerini ihmâl etmememiz gerektiği konusunda Rabbimiz bizi özellikle uyarmaktadır. Kur’ân-ı Kerîm, “Ailene namazı emret ve kendin de ona devam et. Senden rızık istemiyoruz. Sana da biz rızık veriyoruz. Güzel sonuç Allâh’a karşı gelmekten sakınanlarındır.” (Tâhâ s. 132) âyetiyle, kendimizin namaza devam etmesi yanında, aile ehlimize de namazı emretmemizi açıkça bildirmektedir. Allâhü Te’âlâ tarafından bize bahşedilen, gözümüzün nuru, geleceğimizin umut ve aydınlığı olan yavrularımızı, gençliğimizi, namaz bilinci ve ondan beklenen erdemlilikle yetiştirip topluma hazırlarsak, hem kendimizin, hem onların, hem de toplumun kurtuluşuna vesile oluruz. Bu niteliklerle yetiştirdiğimiz çocuklarımızla, dünyada da ahirette de gözümüz aydın olur. Onların işledikleri salih amel ve yaptıkları hayır duâ sayesinde amel defterimiz kapanmaz. Onların işledikleri hayrın sevâbının bir misli bize yazılır. Biz öldükten sonra onların dünyadaki hayatı bizlere müjdeli haber olarak gösterilir. Bu suretle onlarla ilgili hesabımızı kolayca verip, onlardan dolayı mükâfatlandırılırız. Bunun için “ağaç yaş iken eğilir.” atasözünü hatırda tutarak, özellikle küçük yaştan itibaren çocuklarımızı İslâm terbiyesi ile yetiştirmemiz gerekir. Allâh (c.c.) korusun, haram helâl tanımayan bir nesle sahip olmamız durumunda ise, hem onların dünyası, hem bizim ve hem de toplumun dünyası cehennem olmakla kalmaz, ayette haber verildiği gibi ahiretteki “cehennem çukuru” da buradayken hazırlanmış olur. Bizim ihmâlimizden kaynaklanabilecek kötü hâllerinden dolayı, kıyamet günü onlar ayrıca bizden şikâyetçi olurlar. Âyet-i kerimede şöyle buyrulur: “Onlardan sonra, namazı zayi eden, şehvet ve dünyevî tutkularının peşine düşen bir nesil geldi. Onlar bu tutumlarından ötürü büyük bir azaba çarptırılacaklardır.” (Meryem s. 59)


(Ahmet Gelişgen, Kur’an’dan Öğütler-2, 135.s.)

19Eki 2020

Zorlukla Karşılaşıldığında Yapılması Gereken

Zorlukla Karşılaşıldığında Yapılması Gereken. Namaz Allâhü Te‘âlâ’nın büyük bir râhmetidir. Her türlü zorlukta namaza yönelmek Allâhü Te’âla’nın râhmetine yönelmek demektir.


Hz. Huzeyfe (r.a.) buyuruyor ki: “Resûl-i Ekrem (s.a.v.) bir zorlukla karşılaşınca derhâl namaza yönelirdi. (İmâm Ahmed) Namaz Allâhü Te‘âlâ’nın büyük bir râhmetidir. Her türlü zorlukta namaza yönelmek Allâhü Te’âla’nın râhmetine yönelmek demektir. Râhmet-i ilâhî insana destek ve yardımcı olduğu zaman onun hangi sıkıntısı devam edebilir ki?
Resûlullâh (s.a.v.)’i adım adım takip eden Sahâbe-i Kirâm (r.a.e.)’in de bu gibi durumlarda aynı şeyi yaptıkları nakledilmiştir. Hz. Ebû Derdâ (r.a.) buyuruyor ki: “Fırtına çıktığında Resûlullâh (s.a.v.) hemen camiye gider, fırtına duruncaya kadar camiden çıkmazdı. Aynı şekilde Ay ve Güneş tutulunca Resûlullâh (s.a.v.) derhâl namaza yönelirdi.” Hz. Suheyb (r.a.), Efendimiz (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu söyledi: “Önceki Peygamberler de her sıkıntıda daima namaza yönelirlerdi.” Hz. İbn-i Abbas (r.a.) bir yolculukta iken oğlunun vefât haberini aldı, devesinden inip iki rekât namaz kıldı ve “İnna lillahi ve inna ileyhi raciûn (Biz Allâh (c.c.)’un kuluyuz ve yine O (c.c.)’a döneceğiz).” dedi ve şöyle buyurdu: “Biz Cenâb-ı Hâkk’ın emrettiğini yapmış olduk.” Sonra Kur’an’daki şu ayeti okudu: “(Ey imân edenler) sabırla ve namazla Allâh’dan yardım isteyin, muhakkak o namaz ağırdır, ancak Allâh’tan korkanlar için değil.” (Bakara s. 45)
Yine Hz. İbn-i Abbas (r.a.), Peygamberimiz (s.a.v.)’in hanımlarından birinin vefât haberini duyunca secdeye kapandı. Biri ona niçin secde yaptığını sorunca buyurdu ki: “Resûlullâh (s.a.v.): “Başınıza bir felaket gelince secde yapınız yani namazla meşgul olunuz” buyurmuştur. Mü’minlerin annesinin vefâtından daha büyük hangi felaket olabilir ki?”


(Muhammed Zekeriyya Kandehlevi, Fezail-i A’mal, Amellerin Fazileti, 267-268.s.

05Eyl 2020

Hz. Ömer’den Nasihatler

Hz. Ömer’den Nasihatler başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.


“Bir kötülük yapmak suretiyle senin hakkında Allâh (c.c.)’a isyân eden bir kişiyi, bir iyilik yapmak suretiyle kendisi hakkında Allâh (c.c.)’a itaat etmekten daha büyük bir şekilde cezalandıramazsın. Kesin bir bilgiye sahip olmadığın sürece Müslüman bir kardeşinin herhangi bir hareketini en güzeline hamlet. Bir Müslüman kardeşinden duyduğun bir sözü elinden geldiğinde hayra yor.

Kendisini töhmet altında bırakacak işler yapan kimse, kendisi hakkında sû-i zanda bulunup kötü şeyler düşünenleri kınamasın. Sırrını sakladığı sürece kişinin iradesi kendi elindedir. Doğru sözlü ve yaşayışlı arkadaşlarından ayrılma ve her zaman için onların gölgesinde yaşa; çünkü onlar senin için bollukta süs, darlıkta ise azıktırlar. Sonunda ölüm olduğunu bilsen de doğruluktan ayrılma. Seni ilgilendirmeyen şeylere karışma. Olmayacak işler peşinde koşma, çünkü böyle birşey yararsız, boş bir uğraş olur. İhtiyacını yerine getirmek istemeyen kimseden hiçbir şey isteme.

Yalan yere yemin etmeyi küçümseme ki Allâhü Te’âlâ seni bundan dolayı helâk etmesin. Sakın fâcirlerle (kötülerle) arkadaşlık yapma ki sonra kötülüklerini öğrenirsin. Düşmanlarından uzak durduğun gibi Allâh (c.c.)’dan korkmayan dostlarından da sakın; Çünkü O (c.c.)’dan korkmayan kimse asla güvenilir birisi değildir.

Kabirlerin yanından geçerken kork. Tâat gösterirken kendini hiç mesabesine indir. Günâh işlerken âkıbetini düşün. Bir iş yaparken, içlerinden Allâh (c.c.)’dan korkanlarla istişare et; çünkü Allâhü Te’âlâ “Allâh (c.c.)’dan, kulları içinde ancak alimler korkar” buyurmaktadır. (Fâtır s. 28)


Hz. Ömer (r.a.) bir keresinde birisine şu öğütte bulundu: “Seni ilgilendirmeyen şeylere karışma. Düşmanlarından uzak durduğun gibi emin olmayan dostlarından da kendini koru. Emin kişilerse ancak Allâhü Te’âlâ’dan korkan kişilerdir. Kötülük öğrenmek istemiyorsan kötülerle konuşma ve böylelerinin arkadaşlığından sakın. Kötü kimselere sırrını asla söyleme. İşlerinde, Allâh (c.c.)’dan korkanlarla istişare et!”


(Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatü’s-Sahâbe, 3.c., 257-258.s.)

https://youtu.be/WhdwP9RlIME
06Ağu 2020

Her İşittiğini Söyleyen Yalancıdır

Her İşittiğini Söyleyen Yalancıdır başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.


Ebû’l-Leys Semerkandî (rh.a.) Hazretleri şöyle buyurdular: “Sana bir kimse gelip “filan kimse senin hakkında şöyle dedi veya yaptı.” diye bir haber getirirse şu altı şeye dikkat etmen gerekir:

  1. Onu hemen tasdik etme. Zîrâ koğuculuk (laf götürüp getirme) yapan kimsenin şâhitliği makbul değildir. Nitekim Allâhü Te‘âlâ: “Ey îmân edenler! Eğer size bir fâsık bir haber getirirse hemen inanıp kapılmayın, onu tahkik edin ki bilmeyerek bir kavme sataşırsınız da yaptığınıza pişman olursunuz.” (Hucurât s. 6) buyurmuştur.
  2. Ona böyle işler yapmamasını tenbih et, hatırlat. Çünkü münkerden (dine, kitap ve sünnete aykırı şeylerden) sakındırmak vaciptir. Zîrâ Allâhü Te‘âlâ: “Siz (Ey Ümmet-i Muhammed), insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmet olmak üzere geldiniz. İyiliği emredersiniz, kötülükten nehyedersiniz.” (Âl-i İmrân s. 110) buyurmuştur.
  3. Ona bir menfaat için değil, ancak Allâhü Te‘âlâ için buğzetmelisin. Çünkü o Allâhü Te‘âlâ’ya isyân etmiştir. İsyân edene buğz etmek, onu sevmemek vaciptir. Muhakkak Allâhü Te‘âlâ ona buğzeder.
  4. Hakkında koğuculuk (laf götürüp getirme) yapılan kimseye sû-i zanda bulunma. Çünkü Müslümân hakkında sû-i zan etmek, kötü zanda bulunmak haramdır. Âyet-i kerîmede: “Çünkü zannın bazısı vebâldir, ağır günâhtır.” (Hucurât s. 12) buyurulmuştur.
  5. Müslüman kardeşinin ayıplarını, kusurlarını bulmak için câsus gibi inceden inceye yoklayıp araştırma. Allâhü Te‘âlâ: “Tecessüs etmeyin.” (Hucurât s. 12) buyurmuştur.
  6. Bu koğucunun yaptığı ve hoşuna gitmeyen şeyleri sen de yapma. Yani sana gelen bir haberi hemen başkasına bildirme.

(Ebü’l-Leys Semerkandî, Tenbîhü’l-Gâfilîn)

27Haz 2020

Saçın Bir Kısmını Traş Edip, Bir Kısmını Bırakmak Mekruhtur

27 Haziran 2020 Mevlana Takvimi’nde bugünkü konumuz “Saçın Bir Kısmını Traş Edip, Bir Kısmını Bırakmak Mekruhtur” adlı konudur. Bununla ilgili hadislerde saçın ne şekilde kesileceği ile ilgili bilgiler verilmiştir.

Saçı uzatıp, sağına soluna ayırmak sünnettir. Çünkü Peygamber (s.a.v.) Efendimiz saçlarını ayırdı ve Ashâbı (r.a.e.)’e de böyle emreyledi. Bunun böyle olduğunu Ashâb-ı Kiram (r.a.e.)’den yirmiden fazlası bildirdi. Saçın bir kısmını traş edip, bir kısmını bırakmak mekruhtur. Zira Peygamber (s.a.v.) Efendimiz bunu yasak etmiştir.


Yalnız tepe ve enseyi traş etmek (tamamen kesmek) de mekruhtur. Ancak kan aldırmak için olursa, kazınabilir. Kafayı ve enseyi dibinden kazıyarak traş etmek Mecusîlerin yaptıkları işlerdendir. Kan aldırırken sadece o bölgeyi traş etmek ise zarurettir.


Saçı siyah boya ile boyamak mekruhtur. Zîra Hasan (r.a.) böyle olduğunu bildirdi ve “Peygamber (s.a.v.) Efendimiz: “Beyaz saçlarını siyaha boyayıp rengini değiştiren bir kavim için, kıyâmet günü yüzleri siyah olur.” buyurdu” dedi. İbn-i Abbâs (r.a.)’den bildirilen bir hadîs-i şerifte Peygamber (s.a.v.) Efendimiz: “Onlar Cennetin kokusunu koklayamazlar.” buyurdu.


Sürme çekmek sünnettir. Zîra Enes bin Mâlik (r.a.) Resûlullâh (s.a.v.)’den şöyle bildirir ki, Resûlullâh (s.a.v.) sürmeyi tek olarak çekerdi. Enes bin Mâlik (r.a.)’in bildirdiğine göre, Resûlullâh (s.a.v.) sağ gözüne üç, sol gözüne iki mil sürme çekerdi. İbn-i Abbâs (r.a.)’ın bildirdiğine göre Resûlullâh (s.a.v.) gözlerine üç mil sürme çekerlerdi.


İnsan, Allâhü Te’âlâ’dan korktuktan, ona tevekkül ve îtimad ettikten sonra sefer ve hazerde yedi şeyi yanında bulundurması iyidir. Bunlar: Temizlik malzemesi, sürmedân, tarak, misvak, makas, bâzı haşeratı öldürmek ve elini her şeye sürmemek için özel bir tahta parçası ve güzel kokulu yağ şişesi. Zira Âişe-i Sıddîka (r. anhâ)’nın bildirdiği gibi, Resûlullâh (s.a.v.) güzel kokulu yağı yanlarından eksik etmezlerdi.

(Seyyid Abdülkadir Geylani, Günyetü’t-Talibin, 26-27.s.)

23Haz 2020

Cimrilikten Kaçının

Cimrilikten kaçının. Cimrilik dünya hayatımızda malı paylaşamama hırsından kaynaklı bir hastalıktır. Cimrilik önceki ümmetlere helak sebebi olduğundan çok dikkat edilmesi gerekmektedir. Cimrilik ile ilgili yazımızı istifadenize sunuyoruz.


Dünyanın fitneleri çok ve afakları geniştir. Fakat mallar dünya fitnelerinin en büyüğü, meşakkâtlerinin en baskını ve korkuncudur. Maldaki en büyük fitne, herkes mala muhtaç olduğundandır. Mal elde edildiği zaman, onun fitnesinden kurtuluş yoktur. Eğer mal yok olursa, küfre götürmesi pek yakın olan fakirlik meydana gelir. Eğer mal olursa sonucu zarardan başkası olmayan saldırganlık meydana gelir. Kısacası mal, fayda ve âfetlerden uzak değildir. Dünya malının faydaları insanı kurtarıcı, âfetleri ise helâk edicidir. Helak edici sebeplerden biri de cimriliktir.


Cimrilikle alakalı birçok âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîf de bulunmaktadır: “Cimrilikten kaçının! Çünkü sizden önce gelen ümmetleri helâk eden cimriliktir. Cimrilik onları, birbirlerinin kanını akıtmaya, birbirlerinin namus ve malını helâl saymaya zorladı.” (Nesâî)


“Allâh (c.c.)’un fazlından kendilerine verdiği şeye cimrilik edenler, onu kendileri için hayırlı sanmasınlar. Aksine o kendileri için bir şerdir. Cimrilik ettikleri şeyler, kıyâmet günü boyunlarına dolanacaktır.” (Âli İmran s. 180)

Hz. Peygamber (s.a.v.) zamanında biri öldürüldü. Bir kadın onun için ağlarken “Ey şehid!” diye bağırdı. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle dedi: “Onun şehid olduğunu nereden biliyorsun? O, kendisini ilgilendirmeyen konularda konuşur veya önemsiz bir şeyi vermekte cimrilik yapardı!” (Beyhâkî)


Bir kadın, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in yanında “Oruç tutar, namaz kılar, ancak onda cimrilik vardır” diye övüldü. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle dedi: “O vakit onun hayırlı olması nerede?”
Peygamber (s.a.v.) Efendimiz şu şekilde duâ etmiştir: “Ey Allâhım! Ben cimrilikten sana sığınıyorum. Korkaklıktan sana sığınıyorum. Bunama derecesine gelen yaşlılıktan sana sığınıyorum.” (Buhârî)

(İmâm-ı Gazâlî, İhyâ’u Ulûm’id-din, 3.s., 545.s.)

03Haz 2020

Takva ve Vera Nedir?

Takva ve Vera Nedir? başlıklı yazımızı siz değerli okuyucularımızın istifadesine sunuyoruz.

İbâdet, mükelleflerin (erginlik çağına eren akıl sahibi insanların) nefislerinin arzu ve temayüllerine muhalefeti ve Rablerini tâzim için yapmış oldukları yapılması sevâp olan, Allâh (c.c.)’a yakınlık ifade eden özel tâatleridir. Tâatin aslı veradır. Vera’nın aslı takvâdır. Takvanın aslı nefis muhasebesidir. Nefis muhasebesinin aslı Allâh (c.c.)’un azabından sakınmak, nimetini ummaktır. On şey nefse gerekli görülmeyince verâ tamamlanmaz:

1. Dil ile gıybetten korunmak,

2. Kötü zandan sakınmak,

3. Halk ile alay etmekten geri durmak,

4. Haramlara bakmamak,

5. Doğru sözlü olmak.

6. İmân nimetinden dolayı Yüce Allâh’a minnettar olmalı ve kendi kendini beğenmemek,

7. Malı hak yolunda harcamak ve bâtıl yollarda harcamamak,

8. Yükseklik ve büyüklük dileğinde bulunmamak,

9. Beş vakit namâzı vakitlerine, rükü ve secdelerine dikkat ve itina ederek korumak,

10. Ümmet ve cemaat üzere istikamet etmek.

Ebû Musâ el-Eş’ari (r.a.)’den rivayet edildiğine göre: “Herşeyin bir haddi vardır. İslâm’ın hududu da verâ, tevazû, sabır ve şükürdür. Vera işlerin kıyam ve sebatına, sabır cehennem ateşinden kurtuluşa, şükür de cennete nail olmaya sebeptir.”

Hasanü’l-Basri (rh.a.), Mekke’de Hz. Alî (k.v.)’nin oğullarından, arkasını Kâbe’ye dayayıp halka vaaz eden bir gence: “Dinin sebat ve kıyamına sebeb olan şey nedir?” diye sordu. Genç, “Verâdır!” dedi. Hasanü’l-Basrî (rh.a.): “Dinin âfeti nedir?” diye sordu. Genç: “Tamahtır!” dedi.

Avâmın verâsı, haramdan ve haram şüphesi bulunan şeyden sakınmaktır. Havassın verâsı, içinde hevâ ve nefis için şehvet ve lezzet bulunan şeyden sakınmaktır.

(Muhâsibî, 52-53.s.; M. Asım Köksâl, İslâm Tarihi, 8.c., 853.s.)

26Nis 2020

 

İsmâil Hakkı Bursevî’nin Oğluna Nasîhatleri

Bu yazımızda İsmâil Hakkı Bursevî’nin Oğluna Nasîhatlerini sizler için derledik

Evlâdım, insan, kalbini ve bütün âzâlarını haramdan korumalıdır. Ey oğlum, çok uyuma. Özellikle sabah namazından sonra işrak vaktine kadar yaz ve kış uyanık olup zikirle meşgul ol. Aile ve evlâdından mükellef olanları da uyutma ve onlara namaz kıldır. Onları oyun ve eğlence yerlerine gönderme. Zîra kendin günâh işlemiş gibi olursun.

Cünüb iken yemek yiyip içme. Ancak abdest alırsan yiyip içebilirsin. Zîra abdest guslün yarısıdır. Cünüb olduktan sonra guslü geciktirme. Zîra gusül geciktikçe rahmet melekleri ondan kaçarlar. Eğer bir zarûretten dolayı geciktirmek gerekirse abdest almak lazımdır.

Ana babaya adlarıyla hitap etmek büyük edepsizliktir ve fakirliğe sebeptir. Kapı eşiği üzerine oturma ve kapı yanına dayanıp durma. Elbisenin kolları ve eteğiyle yüzünü silme. Sakalını ayakta tarama ve ıslatıp tara, kuru tarama. Misvâk gibi sakal tarağını da başkasına kullandırmaktan kaçın. Her yemekten sonra misvak kullan.

Hiçbir zaman dünya seni aldatmasın. Her zaman sûretin dünyâda, sîretin ukbâda ve sırrın Hz. Mevlâ’da olsun. Dünya meşguliyetlerinden halâs bulmak; kurtulmak güçtür. Rabbin fazl-ı rahmetinden vermiş, şükreyle ki Müslüman oldun. Dünya nimetlerinden mahrum kaldığında ümitsiz olma. Zira güneş dâima bulut altında kalmaz. Muhakkak açıldığı zaman olur.

İsmâil Hakkı Bursevî’nin Oğluna Nasîhatleri

 

İsmâil Hakkı Bursevî’nin Oğluna Nasîhatlerini sizlerin istifadenize sunduk

Dünya maksatları gelip geçicidir. İnsanın gam çektiğine değmez. Dînî hususlarda senden yüksekte olanlara, dünyâ işlerinde de senden aşağıda olanlara bakıp ibret almak lazımdır. Haklara riâyet azaldı. Halkın ekserisi istiklâl davasına düştüler. Cenâb-ı Hâkk’ın yeryüzünde halîfeleri olduklarını bilmediler. Göreyim sizi. Siz ve size tâbi olanlar en büyük kurtarıcı olan takvâya yapışın. Kendinizi şerîat yoluna bağlayın. Ahlâksız ve gaddâr olmayın. Bizim ömrümüzden az bir vakit kaldı. Vesselam.

(İsmail Hakkı Bursevî, Risâle-i Bahâiyye)