Helaller ve Haramlar

19Oca 2021

En Büyük Günah: Şirk

En Büyük Günah: Şirk. Şirk, yedi helak edici günahların başına konulmuş bir günah olmakla beraber, o bir küfürdür. 


Büyük günâhların en büyüğü Allâh (c.c.)’a eş tanımaktır. Eş tanımak iki türlüdür. Birincisi, Allâh (c.c.)’a bir eş edinmek, Allâh (c.c.)’a ibâdet olunurken kendilerini Allâh (c.c.)’a yaklaştırır zannı ile taşa, ağaca, güneşe, aya, bir peygambere veya bir kişiye, yıldıza, melek ve daha başkalarına tapmaktır ki Allâhü Te’âlâ’nın Kur’ân’ında anlattığı en büyük şirk budur. “Zira kim Allâh (c.c.)’a eş katarsa hiç şüphesiz Allâh (c.c.) ona cenneti haram kılar, onun varacağı yer ateştir.” (Mâide s. 72)
Şirkin ikinci nevi, amellerle gösteriştir. Nitekim Allâhü Te‘âlâ: “Artık kim Rabbine kavuşmayı ümid ve arzu ediyorsa güzel bir amel işlesin ve Rabbine ibâdette ortak tutmasın.” (Kehf s. 110) Yâni ibâdetiyle hiç kimseye gösteriş yapmasın. Peygamberimiz (s.a.v.) de “Aman! En küçük şirkten sakının” buyurdular. Ashab (r.a.e.): “Ey Allâh’ın Resûlü (s.a.v.)! En küçük şirk nedir?” Resûl-i Ekrem (s.a.v.): “Riyâdır” buyurdu ve şöyle devam etti: “Allâhü Te‘âlâ, amellerine göre kulları mükâfatlandıracağı günde ibâdetleriyle gösteriş yapanlara: “Haydi, dünyada amellerinizle gösterişte bulunduklarınızın yanlarına gidin, bakın onların nezdlerinde mükâfat bulabilecek misiniz?” der.” Bir Kudsi Hadis’te Allâhü Te‘âlâ buyurur ki: “Kim ibâdet eder, ibâdetine benden başkasını katarsa onun o ibâdeti şerik edindiği şey içindir. Ben ondan uzağım.” Peygamberimiz (s.a.v.) buyurdu: “Riyâ edene Allâhü Te‘âlâ riyâsının cezâsını, süm’a edene (İhlâssızlıktan çıkan, işitilsin ve bilinsin için yapılan iş) de süm’asının cezasını verir.” Ebû Hüreyre (r.a.)’dan, Peygamberimiz (s.a.v.)’in şöyle buyurduğu rivâyet olunmuştur: “Nice oruç tutan vardır ki onun orucundan kendisine kalan açlık ve susuzluk, gece ibâdetinde bulunan niceleri vardır ki, onun ibâdetinden kazancı da sadece uykusuzluktur.” Yani Allâh (c.c.)’un rızâsı gözetilmeden kılınan namazın, tutulan orucun, sahibi için hiçbir sevâbı yoktur.
(İmâm Şemsüddin ez-Zehebî,İslâm Şeriatinde Büyük Günâhlar, s.11-12)

14Ara 2020

Haramın İnsan Üzerindeki Etkisi

Haramın İnsan Üzerindeki Etkisi. Yiyecek, giyecek, içecek ve havamızın tenimiz üzerinde olumlu ve olumsuz etkileri olduğu gibi huy ve karakterimizi de etkilediği ve ağzımızdan girenlerin helâl ve temiz olmasına dikkat ettiğimiz gibi kulağımızdan giren sözlerin, gözümüzden giren görüntülerin de haram olmamasına çok dikkat etmeliyiz.

Doktorlar, yediklerimizin organlarımız üzerinde etkili olduğunu, bazı yiyecek ve içeceklerin hastalıklara sebep olabileceğini söylüyorlar. Bazı hastalıkların kalıtım yoluyla anadan, babadan geçebileceğini söyledikleri gibi kalıtım yoluyla huy ve karakterlerin de geçebileceğini ifade ediyorlar. Yiyecek, giyecek, içecek ve havamızın tenimiz üzerinde olumlu ve olumsuz etkileri olduğu gibi huy ve karakterimizi de etkilediğini söylerler. Onun için ağzımızdan girenlerin helâl ve temiz olmasına dikkat ettiğimiz gibi kulağımızdan giren sözlerin, gözümüzden giren görüntülerin de haram olmamasına çok dikkat etmeliyiz.
Hz. Ömer (r.a.)’in oğlu Abdullah (r.a.), hasta ziyareti için İbni Amir (r.a.)’in yanına gidip “Bana duâ etmez misin? deyince Abdullah (r.a.), “Ben, Allâh Resûlü (s.a.v.)’den şöyle duydum: “Abdestsiz namaz kabul edilmez, hazineden çalınandan verilen sadaka da kabul edilmez.” (Müslim) dediğini söyledikten sonra “Sen Basra’da (Vali) idin.” demiştir. Yani, Hz. Ömer (r.a.)’in oğlu Abdullah (r.a.), eski valiye, tevbe etmesini, bir şekilde hazineden haram bulaşabileceğine dikkat çekmiştir. Yardımın büyüğü küçüğü olmayacağını, helâlinden olan küçücük yardımın Allâh (c.c.) katında büyüyeceğini ifade eden Peygamberimiz (s.a.v.): “Kim, helâl kazancından, bir hurma kadar tasadduk ederse, -ki Allâh (c.c.), ancak temiz olanı kabul eder- şüphesiz Allâh (c.c.) o temiz sadakayı sağ eliyle kabul eder, sonra sizden birinizin tayını büyüttüğü gibi onun hurma kadar olan sadakasını dağ kadar büyütür.” (Buhâri) buyurur.
Ebû Hûreyre (r.a.) şöyle dedi: “Allâh Resûlü (s.a.v.) buyurdu ki: “Allâh (c.c.), temizdir, ancak temizi kabul eder. Allâh (c.c.), peygamberlere emrettiğini, mü’minlere de emreder.”
Allâhü Te’âlâ buyurdu ki: “Ey elçiler, güzel şeylerden yeyin ve salih amel işleyin. Şüphesiz ben yaptıklarınızı bilirim.” (Mü’minun s. 51) “Ey iman edenler, size verdiğimiz rızkın temizinden yiyiniz.” (Bakara s. 172)
(Basından Derleme)

21Kas 2020

Her Müslümanın Dikkatle Kaçınması Gereken Hususlar

Her Müslümanın Dikkatle Kaçınması Gereken Hususlar başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

  1. Ehl-i Sünnete uymayan (bozuk) i’tikatlar,
  2. Sâlih amelleri terk etmek,
  3. Niyette ve işlerinde doğruluktan ayrılmak,
  4. Günâhta ısrar etmek (Günâh işlemeye devam etmek),
  5. İslâm nimetine şükrü terk etmek,
  6. Îmânsız ölmekten korkmamak,
  7. Başkalarına zulmetmek,
  8. Sünnet üzere okunan ezâna icâbet etmemek,
  9. Dîne aykırı olmayan hususlarda, anne ve babasına âsî olmak,
  10. Boş yere ve çok yemin etmek,
  11. Namazı hafife almak, tâdîl-i erkânı terk etmek,
  12. Haram olan (sarhoşluk veren) içecekleri içmek,
  13. Müslümanlara eziyet vermek,
  14. Velî olmadığı hâlde velîlik iddiasında bulunmak,
  15. Günâhını unutmak ve küçük görmek,
  16. Kendini beğenmek, kendisini çok âlim görmek,
  17. Koğuculuk ve gıybet etmek,
  18. Mü’min kardeşine haset etmek, çekememek,
  19. Bir adam için tahkik etmeden; bilmeden iyi veya kötüdür diye hüküm vermek,
  20. Yalan söylemek,
  21. Dîni öğrenmekten kaçınmak (öğrenme imkânı varken öğrenmemek),
  22. Erkeklerin kadınlara, kadınların erkeklere benzemeye çalışması,
  23. İslâm dininin düşmanlarına sevgi beslemek,
  24. Hakîkî din âlimlerine düşman olmak.
    (Muhtasar İlmihâl, 44-45.s.)
https://youtu.be/CXgbTGjANwo
18Kas 2020

Haset Ateştir

Haset Ateştir. Resûlullâh (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Hasetten kaçının. Çünkü o, ateşin odunu yiyip tükettiği gibi, bütün hayırları yer tüketir.”

Haset bir Müslümana Allâh (c.c.)’un verdiği nimetin yok olmasını istemektir. Kişi ister o nimetin kendisine verilmesini istesin ister istemesin, fark etmez; bu hasettir ve Müslümana haramdır.
Allâh (c.c.)’un bir Müslümana verdiği nimeti kendisine de vermesini istemek ise haset değil imrenmektir. Hatta namaz ve diğer ibâdetler gibi farzlarda, birisine ben de onun gibi olsam diye gıpta etmek vâciptir. Sadaka vermekte ve malını iyi işlerde harcamak gibi fazîletli işlerde birisine gıpta etmek menduptur.
Resûlullâh (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Hasetten kaçının. Çünkü o, ateşin odunu yiyip tükettiği gibi, bütün hayırları yer tüketir.” (Ebû Davûd)
Kişi, hased ettiği kişinin ayıpları meclisinde zikredildiği zaman sevinir. Haset ettiği kimsenin övgüsü yapıldığı zaman hoşuna gitmez ve nefret eder. Bazen de o haset ettiği kişinin ayıpları söylenildiği zaman sözde yüzünü ekşitir. Dolayısıyla Müslümanların gıybetinin yapılmasını hoş görmediğini belirtmiş olur. Oysa kalbinden buna razıdır ve böyle yapmayı ister. Allâh (c.c.) da onun kalbinin böyle olduğunu bilmektedir. İşte bu ve buna benzer durumlar, kalplerin gizli hastalıklarındandır. Bizim gibi zayıfların bu hastalıkları sezmesi mümkün değildir. Ancak insan, nefsinin ayıplarını bilmeli, o ayıplar hoşuna gitmemeli, onları kınamalı ve nefsini ıslâh etmeye çalışmalıdır. Allâh (c.c.) bir kula hayrı irade ettiği zaman, o kuluna nefsinin ayıplarını gösterir. Kimin sevâbı hoşuna gider, günâhı hoşuna gitmezse, o kimsenin hali ümitlidir. Onun durumu nefsini tezkiye eden, ilim ve ameliyle Allâh (c.c.)’a karşı minnet eden, kendisini Allâh (c.c.)’ın yaratıklarının hayırlılarından sanan bir kimsenin durumundan Allâh (c.c.)’ın râhmetine daha yakındır. Bu bakımdan biz gafil, mağrur, gizli ayıplara rağmen ihmalkârlıktan Allâh (c.c.)’a sığınıyoruz.


(Muhammed Alaaddin b. İbn-i Abidin, Üç Boyutuyla İslâm İlmihâli, 782.s.)

01Kas 2020

Helal Kazancın Önemi

Helal Kazancın Önemi. Rasûlüllah (sav) şöyle buyurdu: “Kişi kendi bileğinin gücüyle kazandığından daha hayırlı bir yiyecek yemiş olamaz.”

Tüccar ve sanatkarların çoğu, takvâlarının azlığı ve verâ sahibi olmamaları sebebiyle mallar arasında ayrım yapmaz ve haram olanlardan yüz çevirmezler. İşte bu sebeplerle onların mallarında haram taraf ağır basar. Zira helâl, takvâ ve verâ sahibi olmaya bağlı bir husustur. Eğer insanlar arasında takva sahibi ve verâ ehli kimseler çoğalır ise buna bağlı olarak helal kazanç da insanlar arasında çoğalır ve yaygınlık kazanır. Takvâ sahibi kimselerin garip kalması ve verâ ehli kimselerin gizli kalması sebebiyle, buna bağlı olarak helâl mal ve kazançlar haramlar içinde tükenmeye yüz tutar.
Önceki salihlerde bu hassasiyet bulunduğu için, ilk nesillerde helâl mal ve kazanç mevcut idi. O devirde insanlar verâ sahibi idi; kendi hakları olmayan şeyleri almazlardı. Onlar takvâ sahibi kimselerdi; şüpheli kazanca düşecekleri korkusuyla hakları olan bazı şeylerden bile vazgeçerlerdi. Bundan dolayı helâl mal ve kazanç o devirde çoktu.
Atâ (rh.a.), Hz. Ali (k.v.)’nin şöyle dediğini nakleder: “Kerîm yani cömert ve şerefli olan kimse, hiçbir zaman bütün hakkını almaz, bir kısmını bağışlar!” Sonra da; “Bir kısmını söyledi ve bir kısmından da vazgeçti.” (Tahrim s. 3) âyetini okudu. Konuyla ilgili sahabeden gelen bir rivayet şöyledir: “Bizler, bir haram işleriz korkusuyla yetmiş helâli terk ederdik!”
Hasan-ı Basrî (r.a.) şöyle der: “Bizden önce yaşamış salih kişiler arasında öylelerini gördüm ki, kendisine bir helâl mal takdim edildiğinde: “Benim buna ihtiyacım yok; bunun kalbimi bozmasından korkarım!” derdi.
Hâlbuki o devirde yaşayan imâmlar ve yöneticiler de adâlet sahibi kimselerdi. Onların askerleri de, imâmlarına karşı takvâ üzere yardımlaşmakta, verilen ihsânları da hak ederek almaktaydılar.

(Ebû Tâlib El-Mekki, Kalplerin Azığı, 4.c., 507-508.s.)

22Eki 2020

Haramla Beslenen Vücut Cennete Giremez

Haramla Beslenen Vücut Cennete Giremez başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.


Efendimiz (s.a.v.)’in bizlere vasiyetlerinden biri de, kendilerini ibâdete veremeyen din kardeşlerimizi (iç huzuru ve rahatlığı ile hayatlarını sürdürmek için) helâlinden kazanç yolunda yürümeye, alışveriş, ölçme, biçme ve terazi ile tartıda doğru olmaya, dünya işlerindeki kazançlarıyla, üstün lezzet taşıyan yiyecekleriyle, güzel giyecekleriyle övünmeyip Allâh (c.c.) ve Resûlü (s.a.v.)’in gösterdiği şer’î yoldan başka bir yolda yürümemeye, israfa değil, basitliğe ve sadeliğe yönelmeye heveslendirmemiz hakkındadır.
Dünyayı bir çoğalma ve öğünme vesilesi yaparak dünya sevgisini kazanmaya çalışanlar, sapa yoldan servet edinenler, şeriatın göstermiş olduğu sınırı aşmış olurlar. Çünkü helâl bir kazanç hiçbir zaman keyfî harcamalarla, daha açık bir deyimle israfla bağdaşmaz.
“Nefsimi elinde tutana and içerim ki, bir kimse haram yoldan mal kazandığı sürece, vereceği sadaka kabul edilmeyeceği, yapacağı harcamaların bereketi olmayacağı gibi bunları arkasında bıraktığı takdirde kendisinin ateşe yaklaşmasını hızlandırırlar. Çünkü kötülüğü, kötülük silip temizleyemez, kötülük ancak iyilikle silinebilir.” (İmâm Ahmed) “İnsanlar öyle bir zamana erişeceklerdir ki, haram kazancı umursamaz olacaklardır. İşte o zaman Hâkk Te’âlâ o insanların hiçbir duâsına icâbet etmeyecektir. (Rezin)
Efendimiz (s.a.v.)’e, insanların çoğunlukla ateşe girmelerine sebep olan şeyin ne olduğu sorulduğunda, Efendimiz (s.a.v), “İnsanları çoğunlukla ateşe çeken sebep ağız ve edep yerleridir” buyurmuşlardır. (Tirmizî)
“Vücudundaki etini haram kazançla besleyip geliştiren bir kimseyi Hâkk Te’âlâ cennetine sokmaz.” (İbn Hibban) “Haram bir besinle beslenen bir vücut, cennete giremez.” (Taberanî)


(İmâm Şa’rânî, el-Uhud’ul Kübrâ, 348-847.s.)

30Eyl 2020

Gıybet Ölü Eti Yemektir

Gıybet Ölü Eti Yemektir. Allah Teâla’nın haram kıldığı gıybet nedir? Gıybet ve dedikodu ile ilgili ayet ve hadisleri, gıybetin zararlarını yazımızda bulabilirsiniz.


Allâhü Te’âlâ gıybet hakkında şöyle buyurmuştur: “Bir kısmınız diğerlerinin gıybetini yapmasın. Sizden biri, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Bundan tiksindiniz değil mi? Öyleyse Allâh (c.c.)’dan korkun ve birbirinizi gıybet etmeyi (arkadan çekiştirmaeyi) terkedin.’’


Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) anlatıyor: Bir adam Hz. Peygamber (s.a.v.)’in yanında oturuyordu. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz ayağa kalktı, fakat adam kalkmakta zorlandı. Orada bulunanlardan bazıları, “Falanca ne kadar âciz bir kimse, oturduğu yerden kalkamıyor.” dediler. Bunu işiten Hz. Peygamber (s.a.v): “Kardeşinizin etini yediniz ve onu gıybet ettiniz.” diye onları uyardı.


Allâhü Te’âlâ Hz. Mûsâ (a.s.)’a şöyle vahyetmiştir: “Kim gıybetten tövbe ederek ölürse, o cennete en son giren kimse olur. Kim de gıybette ısrar ederek ölürse, o cehenneme ilk önce giren kimse olur.”


Şöyle anlatılmıştır: Kula kıyamet günü amel defteri verilir; içinde hiçbir hayır göremez. Bunun üzerine, “Benim namazım, orucum, taatim nerede?” diye sorar; kendisine şöyle denilir: “Yaptığın ameller, gıybetini yaptığın kimselere verildi.”

Hasan-ı Basrî (rh.a)’e biri gelerek, “Falan adam senin gıybetini yaptı.” dedi. Bunun üzerine Hasan-ı Basrî, adama bir tabak tatlı göndererek ona, “Duyduğuma göre sen (gıybetimi yaparak) bana iyiliklerini hediye etmişsin; bu tatlıyı o hediyene karşılık olarak gönderiyorum.” dedi.


Enes b. Mâlik (r.a.), Hz. Peygamber (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir: “Üzerindeki haya perdesini atıp açıkça günah işleyenin kusurunu anlatmak gıybet değildir.”


Denilmiştir ki: Âhirette bir kula amel defteri verilir; içinde hiç yapmadığı birçok iyilik görür; bunları yapmadığını söyleyince kendisine, “Bunlar, senin haberin yokken insanların senin hakkında yaptıkları gıybetin karşılığıdır.” denilir.


(İmâm Kuşeyri, Kuşeyrî Risâlesi, 337-340.s.)

01Eyl 2020

Şeriatın Esasları

Şeriatın Esasları. Şeriât, bütün yolları içine alan bir kelimedir. Tarik, sebil, minhac, mensek, mahacce gibi kelimelerin hepsi yol mânâsındadır ve Şeriât kelimesi bütün bunları içine alan kapsamlı bir mânâya sahiptir.


Sözlerin en doğrusunu söyleyen Allâhü Te‘âlâ şöyle buyurmuştur: “Sonra da seni din konusunda bir şeriât (yol sahibi) kıldık. Sen ona uy; bilmeyenlerin isteklerine uyma.” (Câsiye s. 18) Şeriât kelimesi de, yol mânâsına kullanılan bir isimdir. Şeriât; geniş, doğru ve açık yol mânâsında kullanılır. Şeriat, bütün yolları içine alan bir kelimedir. Tarik, sebil, minhac, mensek, mahacce gibi kelimelerin hepsi yol mânâsındadır ve Şeriât kelimesi bütün bunları içine alan kapsamlı bir mânâya sahiptir. Şâri’, meşraa, şir’at, şeriât aynı kökten türeyen kelimelerdir. Bunlar içinde şeriât en kapsamlısı olduğu için, hepsini ifâde eder.
Şeriât on iki esâsa dayanır. Bu esâslar da imânın bütün özelliklerini içine alır. Bunlar şunlardır.

  1. Kelime-i şehâdet: Bu, Allâh (c.c.)’un birliğini ve Hz. Peygamber (s.a.v.)’in peygamberliğini tasdikten oluşan iki şehadettir. Bunlar fıtratı temsil eder,
  2. Beş vâkit namâz: Bu, İslâm milletinin temel özelliğidir,
  3. Zekât: Bu, temizliktir,
  4. Oruç: Bu, kötülüklerden korunmadır,
  5. Hac: Bu, dinin mükemmelliğini temsil eder,
  6. Cihad: Bu, ilâhi yardımı ve zaferi temsil eder,
  7. İyiliği emretmek: Bu, kulların sevâp ve azâbı için bir delildir,
  8. Kötülükten sakındırmak: Bu, tehlikelerden sakınmadır,
  9. Cemaat: Bu, müminlerle kaynaşmaktır,
  10. İstikâmet: Bu, kötülüklerden korunmadır,
  11. Helâl yemek: Bu, vera ve takvâdır,
  12. Allâh (c.c.) için sevmek: Allâh (c.c.) için buğzetmek. Bu, îmânın vesikası ve isbâtıdır.
    Zikrettiğimiz bu esâsların bir kısmı Resûlullâh (s.a.v.)’den rivâyet edilmiştir. Benzer mânâdaki rivayetler Abdullah ibn Abbas (r.a.)’den ve Abdullah ibn Mes‘ud (r.a.)’den gelmiştir.

(Ebû Tâlib El-Mekki, Kalplerin Azığı, 3.c., 594-595.s.)

24Ağu 2020

Müslüman Olmanın Şartları

Müslüman Olmanın Şartları. Bir kişinin Müslüman kabul edilebilmesi için temel şartlar vardır. Büyük günâhta ısrar etmez. Haram mal yemez. önceki salih insanlara dil uzatmaz.


Bir kişinin Müslüman kabul edilebilmesi için bir takım temel şartlar vardır. Bu şartları şöyle sıralayabiliriz: Müslüman, bidata (dine sonradan sokulan haram fikir ve işlere) inanmaz. Büyük günâhta ısrar etmez. Haram mal yemez. Selef-i Salihîne (önceki salih insanlara) dil uzatmaz. Eli ve diliyle müslümanların malına ve namusuna bir zarar vermez. Bütün müslümanlara karşı samimi ve merhametlidir. Onları sevindiren şeye sevinir; onları üzen şeye üzülür. Özellikle, Müslümanların başındaki imama karşı bu konuda çok hassas davranır. Bütün müslümanlara duâ eder. Bütün işlerinde sırf Allâhü Te’âlâ’nın rızâsını arar.


Allâh Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Nefsim kudretinde olan Allâh (c.c.)’a yemin olsun ki kulun, kalbi ve dili selâmette olmadıkça mümin olamaz.” (Ahmed b. Hanbel) Başka bir hadîs-i şerîfte Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Bilin ki, kanlarınız, mallarınız ve ırzlarınız birbirinize kesinlikle haramdır, tıpkı bu yerde, bu ayda şu gününüzün haram olması gibi. Rabbinize kavuştuğunuz zaman sizi yaptıklarınızdan hesaba çekecek. Sakın benden sonra birbirinizin boyunlarını vuran kafirler olmayın. Bu söylediklerimi duyanlar, duymayanlara ulaştırsınlar. Bazen söz kendisine ulaştırılan kimse, ulaştırılan sözü bizzat dinleyenden daha iyi beller.” Resûlullâh (s.a.v.) sonra: “Tebliğ ettim mi?” diye üç defa tekrarladı. “Evet” cevabımız üzerine: “Ya Rabbi şahid ol!” buyurdu. (Buhârî)


Rezin’in rivayetinde şu ziyade vardır: “Üç şey vardır ki, bir müminin kalbi onlara karşı ebediyen ihânet etmez; ameli sırf Allâh (c.c.) için yapmak, idareyi elinde tutana karşı hayırhah olmak, Müslümanların cemaatine katılmak, çünkü onların duâları cemaate dahil olanların hepsini içine alır.”


(Ebû Tâlib el-Mekki, Kalplerin Azığı, 3.c., 595-596.s.)

05Ağu 2020

Yabancı Genç Bir Kadınla Konuşmak

Yabancı Genç Bir Kadınla Konuşmak başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.


Lisânın afetlerinden bir tanesi de yabancı genç bir kadınla konuşmaktır. Bu ihtiyaç olmaksızın caiz değildir. Çünkü bu tür konuşma fitneye açık bir olaydır. Eğer şehâdet, alışveriş ve tebliğ gibi bir hacet ile olursa bu caizdir. Hatta aksıran bir kadına dahi cevap teşkil eden duâda bulunulmaz. Ona ne selâm verir, ne de kadın ona selam verdiği zaman onun selâmını aşikâre bir şekilde alır, bilakis o selâmı içinden alır. Aksi de böyledir. Yani erkek aksırdığı zaman yabancı genç kadın ona cevap teşkil eden duâyı yapmaz. Bu konu Hulasâ isimli eserde böyle anlatılmaktadır.


Aksırmaya gelince, bir kadın aksırdığı zaman eğer bu kadın ihtiyar ise ona erkek cevâb teşkil eden duâyı okur, şayet kadın genç ise ona duâyı içinden yapar. Bu tıpkı selâm gibidir. Çünkü yabancı bir kadın, bir erkeğe selâm verdiği zaman, eğer kadın ihtiyar ise erkek onun selâmını kendi işiteceği bir ses ile alır, şayet kadın genç ise onun selâmını içinden alır. Yine erkek de böyle, yabancı bir kadına selâm verdiği zaman bunda cevap aksi üzere olur.


Efendimiz (s.a.v.) hadîs-i şerîfte şöyle buyurmuştur:
“Gözlerin zinası bakmak, kulakların zinası dinlemek, dilin zinası konuşmak, elin zinası tutmak, ayağın zinası da yürümektir. Kalp ise heves eder, temenni eder. Tenasül uzvu bunu tasdik eder veya yalanlar.” (Buharî) Yani bu uzuvlarla zinâ günâhı gibi bir günâh yazılır.


Başka bir hadîs-i şerîfte şöyledir: “Gözler zinâ ederler, eller zinâ ederler, ayaklar zinâ ederler ve ferç zinâ eder.” (Ahmed b. Hanbel)


(Hadimi, Berika (Tarîkat-ı Muhammediyye Şerhi), 5.c., 65-66.s.)