Helaller ve Haramlar

22Eki 2020

Haramla Beslenen Vücut Cennete Giremez

Haramla Beslenen Vücut Cennete Giremez başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.


Efendimiz (s.a.v.)’in bizlere vasiyetlerinden biri de, kendilerini ibâdete veremeyen din kardeşlerimizi (iç huzuru ve rahatlığı ile hayatlarını sürdürmek için) helâlinden kazanç yolunda yürümeye, alışveriş, ölçme, biçme ve terazi ile tartıda doğru olmaya, dünya işlerindeki kazançlarıyla, üstün lezzet taşıyan yiyecekleriyle, güzel giyecekleriyle övünmeyip Allâh (c.c.) ve Resûlü (s.a.v.)’in gösterdiği şer’î yoldan başka bir yolda yürümemeye, israfa değil, basitliğe ve sadeliğe yönelmeye heveslendirmemiz hakkındadır.
Dünyayı bir çoğalma ve öğünme vesilesi yaparak dünya sevgisini kazanmaya çalışanlar, sapa yoldan servet edinenler, şeriatın göstermiş olduğu sınırı aşmış olurlar. Çünkü helâl bir kazanç hiçbir zaman keyfî harcamalarla, daha açık bir deyimle israfla bağdaşmaz.
“Nefsimi elinde tutana and içerim ki, bir kimse haram yoldan mal kazandığı sürece, vereceği sadaka kabul edilmeyeceği, yapacağı harcamaların bereketi olmayacağı gibi bunları arkasında bıraktığı takdirde kendisinin ateşe yaklaşmasını hızlandırırlar. Çünkü kötülüğü, kötülük silip temizleyemez, kötülük ancak iyilikle silinebilir.” (İmâm Ahmed) “İnsanlar öyle bir zamana erişeceklerdir ki, haram kazancı umursamaz olacaklardır. İşte o zaman Hâkk Te’âlâ o insanların hiçbir duâsına icâbet etmeyecektir. (Rezin)
Efendimiz (s.a.v.)’e, insanların çoğunlukla ateşe girmelerine sebep olan şeyin ne olduğu sorulduğunda, Efendimiz (s.a.v), “İnsanları çoğunlukla ateşe çeken sebep ağız ve edep yerleridir” buyurmuşlardır. (Tirmizî)
“Vücudundaki etini haram kazançla besleyip geliştiren bir kimseyi Hâkk Te’âlâ cennetine sokmaz.” (İbn Hibban) “Haram bir besinle beslenen bir vücut, cennete giremez.” (Taberanî)


(İmâm Şa’rânî, el-Uhud’ul Kübrâ, 348-847.s.)

30Eyl 2020

Gıybet Ölü Eti Yemektir

Gıybet Ölü Eti Yemektir. Allah Teâla’nın haram kıldığı gıybet nedir? Gıybet ve dedikodu ile ilgili ayet ve hadisleri, gıybetin zararlarını yazımızda bulabilirsiniz.


Allâhü Te’âlâ gıybet hakkında şöyle buyurmuştur: “Bir kısmınız diğerlerinin gıybetini yapmasın. Sizden biri, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Bundan tiksindiniz değil mi? Öyleyse Allâh (c.c.)’dan korkun ve birbirinizi gıybet etmeyi (arkadan çekiştirmaeyi) terkedin.’’


Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) anlatıyor: Bir adam Hz. Peygamber (s.a.v.)’in yanında oturuyordu. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz ayağa kalktı, fakat adam kalkmakta zorlandı. Orada bulunanlardan bazıları, “Falanca ne kadar âciz bir kimse, oturduğu yerden kalkamıyor.” dediler. Bunu işiten Hz. Peygamber (s.a.v): “Kardeşinizin etini yediniz ve onu gıybet ettiniz.” diye onları uyardı.


Allâhü Te’âlâ Hz. Mûsâ (a.s.)’a şöyle vahyetmiştir: “Kim gıybetten tövbe ederek ölürse, o cennete en son giren kimse olur. Kim de gıybette ısrar ederek ölürse, o cehenneme ilk önce giren kimse olur.”


Şöyle anlatılmıştır: Kula kıyamet günü amel defteri verilir; içinde hiçbir hayır göremez. Bunun üzerine, “Benim namazım, orucum, taatim nerede?” diye sorar; kendisine şöyle denilir: “Yaptığın ameller, gıybetini yaptığın kimselere verildi.”

Hasan-ı Basrî (rh.a)’e biri gelerek, “Falan adam senin gıybetini yaptı.” dedi. Bunun üzerine Hasan-ı Basrî, adama bir tabak tatlı göndererek ona, “Duyduğuma göre sen (gıybetimi yaparak) bana iyiliklerini hediye etmişsin; bu tatlıyı o hediyene karşılık olarak gönderiyorum.” dedi.


Enes b. Mâlik (r.a.), Hz. Peygamber (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir: “Üzerindeki haya perdesini atıp açıkça günah işleyenin kusurunu anlatmak gıybet değildir.”


Denilmiştir ki: Âhirette bir kula amel defteri verilir; içinde hiç yapmadığı birçok iyilik görür; bunları yapmadığını söyleyince kendisine, “Bunlar, senin haberin yokken insanların senin hakkında yaptıkları gıybetin karşılığıdır.” denilir.


(İmâm Kuşeyri, Kuşeyrî Risâlesi, 337-340.s.)

01Eyl 2020

Şeriatın Esasları

Şeriatın Esasları. Şeriât, bütün yolları içine alan bir kelimedir. Tarik, sebil, minhac, mensek, mahacce gibi kelimelerin hepsi yol mânâsındadır ve Şeriât kelimesi bütün bunları içine alan kapsamlı bir mânâya sahiptir.


Sözlerin en doğrusunu söyleyen Allâhü Te‘âlâ şöyle buyurmuştur: “Sonra da seni din konusunda bir şeriât (yol sahibi) kıldık. Sen ona uy; bilmeyenlerin isteklerine uyma.” (Câsiye s. 18) Şeriât kelimesi de, yol mânâsına kullanılan bir isimdir. Şeriât; geniş, doğru ve açık yol mânâsında kullanılır. Şeriat, bütün yolları içine alan bir kelimedir. Tarik, sebil, minhac, mensek, mahacce gibi kelimelerin hepsi yol mânâsındadır ve Şeriât kelimesi bütün bunları içine alan kapsamlı bir mânâya sahiptir. Şâri’, meşraa, şir’at, şeriât aynı kökten türeyen kelimelerdir. Bunlar içinde şeriât en kapsamlısı olduğu için, hepsini ifâde eder.
Şeriât on iki esâsa dayanır. Bu esâslar da imânın bütün özelliklerini içine alır. Bunlar şunlardır.

  1. Kelime-i şehâdet: Bu, Allâh (c.c.)’un birliğini ve Hz. Peygamber (s.a.v.)’in peygamberliğini tasdikten oluşan iki şehadettir. Bunlar fıtratı temsil eder,
  2. Beş vâkit namâz: Bu, İslâm milletinin temel özelliğidir,
  3. Zekât: Bu, temizliktir,
  4. Oruç: Bu, kötülüklerden korunmadır,
  5. Hac: Bu, dinin mükemmelliğini temsil eder,
  6. Cihad: Bu, ilâhi yardımı ve zaferi temsil eder,
  7. İyiliği emretmek: Bu, kulların sevâp ve azâbı için bir delildir,
  8. Kötülükten sakındırmak: Bu, tehlikelerden sakınmadır,
  9. Cemaat: Bu, müminlerle kaynaşmaktır,
  10. İstikâmet: Bu, kötülüklerden korunmadır,
  11. Helâl yemek: Bu, vera ve takvâdır,
  12. Allâh (c.c.) için sevmek: Allâh (c.c.) için buğzetmek. Bu, îmânın vesikası ve isbâtıdır.
    Zikrettiğimiz bu esâsların bir kısmı Resûlullâh (s.a.v.)’den rivâyet edilmiştir. Benzer mânâdaki rivayetler Abdullah ibn Abbas (r.a.)’den ve Abdullah ibn Mes‘ud (r.a.)’den gelmiştir.

(Ebû Tâlib El-Mekki, Kalplerin Azığı, 3.c., 594-595.s.)

24Ağu 2020

Müslüman Olmanın Şartları

Müslüman Olmanın Şartları. Bir kişinin Müslüman kabul edilebilmesi için temel şartlar vardır. Büyük günâhta ısrar etmez. Haram mal yemez. önceki salih insanlara dil uzatmaz.


Bir kişinin Müslüman kabul edilebilmesi için bir takım temel şartlar vardır. Bu şartları şöyle sıralayabiliriz: Müslüman, bidata (dine sonradan sokulan haram fikir ve işlere) inanmaz. Büyük günâhta ısrar etmez. Haram mal yemez. Selef-i Salihîne (önceki salih insanlara) dil uzatmaz. Eli ve diliyle müslümanların malına ve namusuna bir zarar vermez. Bütün müslümanlara karşı samimi ve merhametlidir. Onları sevindiren şeye sevinir; onları üzen şeye üzülür. Özellikle, Müslümanların başındaki imama karşı bu konuda çok hassas davranır. Bütün müslümanlara duâ eder. Bütün işlerinde sırf Allâhü Te’âlâ’nın rızâsını arar.


Allâh Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Nefsim kudretinde olan Allâh (c.c.)’a yemin olsun ki kulun, kalbi ve dili selâmette olmadıkça mümin olamaz.” (Ahmed b. Hanbel) Başka bir hadîs-i şerîfte Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Bilin ki, kanlarınız, mallarınız ve ırzlarınız birbirinize kesinlikle haramdır, tıpkı bu yerde, bu ayda şu gününüzün haram olması gibi. Rabbinize kavuştuğunuz zaman sizi yaptıklarınızdan hesaba çekecek. Sakın benden sonra birbirinizin boyunlarını vuran kafirler olmayın. Bu söylediklerimi duyanlar, duymayanlara ulaştırsınlar. Bazen söz kendisine ulaştırılan kimse, ulaştırılan sözü bizzat dinleyenden daha iyi beller.” Resûlullâh (s.a.v.) sonra: “Tebliğ ettim mi?” diye üç defa tekrarladı. “Evet” cevabımız üzerine: “Ya Rabbi şahid ol!” buyurdu. (Buhârî)


Rezin’in rivayetinde şu ziyade vardır: “Üç şey vardır ki, bir müminin kalbi onlara karşı ebediyen ihânet etmez; ameli sırf Allâh (c.c.) için yapmak, idareyi elinde tutana karşı hayırhah olmak, Müslümanların cemaatine katılmak, çünkü onların duâları cemaate dahil olanların hepsini içine alır.”


(Ebû Tâlib el-Mekki, Kalplerin Azığı, 3.c., 595-596.s.)

05Ağu 2020

Yabancı Genç Bir Kadınla Konuşmak

Yabancı Genç Bir Kadınla Konuşmak başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.


Lisânın afetlerinden bir tanesi de yabancı genç bir kadınla konuşmaktır. Bu ihtiyaç olmaksızın caiz değildir. Çünkü bu tür konuşma fitneye açık bir olaydır. Eğer şehâdet, alışveriş ve tebliğ gibi bir hacet ile olursa bu caizdir. Hatta aksıran bir kadına dahi cevap teşkil eden duâda bulunulmaz. Ona ne selâm verir, ne de kadın ona selam verdiği zaman onun selâmını aşikâre bir şekilde alır, bilakis o selâmı içinden alır. Aksi de böyledir. Yani erkek aksırdığı zaman yabancı genç kadın ona cevap teşkil eden duâyı yapmaz. Bu konu Hulasâ isimli eserde böyle anlatılmaktadır.


Aksırmaya gelince, bir kadın aksırdığı zaman eğer bu kadın ihtiyar ise ona erkek cevâb teşkil eden duâyı okur, şayet kadın genç ise ona duâyı içinden yapar. Bu tıpkı selâm gibidir. Çünkü yabancı bir kadın, bir erkeğe selâm verdiği zaman, eğer kadın ihtiyar ise erkek onun selâmını kendi işiteceği bir ses ile alır, şayet kadın genç ise onun selâmını içinden alır. Yine erkek de böyle, yabancı bir kadına selâm verdiği zaman bunda cevap aksi üzere olur.


Efendimiz (s.a.v.) hadîs-i şerîfte şöyle buyurmuştur:
“Gözlerin zinası bakmak, kulakların zinası dinlemek, dilin zinası konuşmak, elin zinası tutmak, ayağın zinası da yürümektir. Kalp ise heves eder, temenni eder. Tenasül uzvu bunu tasdik eder veya yalanlar.” (Buharî) Yani bu uzuvlarla zinâ günâhı gibi bir günâh yazılır.


Başka bir hadîs-i şerîfte şöyledir: “Gözler zinâ ederler, eller zinâ ederler, ayaklar zinâ ederler ve ferç zinâ eder.” (Ahmed b. Hanbel)


(Hadimi, Berika (Tarîkat-ı Muhammediyye Şerhi), 5.c., 65-66.s.)

15Tem 2020

Organ Nakli ve Estetik

Organ Nakli ve Estetik. Organ nakli, haram fiilleri ihtiva eden bir ameliyeler bütünü olup Allâh (c.c.)’un yarattığı heyet ve suretin değiştirilmesinin haram ve yasak olması dolayısıyla caiz değildir.


Organlar üzerindeki tasarruf yetkisi yalnızca Allâh (c.c.)’a aittir. Organ nakli Allâh (c.c.)’un haklarından bir hakta, O’nun izni ya da emri olmaksızın tasarrufta bulunmak olduğundan haramdır. Allâh (c.c.) insanlara bedenlerinin mülkiyetini, onların bir kısmından ferâğat etme, satma-zarar verme gibi hakları vermemiş, üstelik bu fiilleri haram da kılmıştır.

Organ nakli, bu haram fiilleri ihtivâ eden bir ameliyeler bütünüdür. Diğer taraftan İslâm hukukundaki eşyâda asıl olanın mubâhlık oluşu, zarûret ve tedâvînin gerekliliği vb. kâideler Allâh (c.c.)’un haklarından birisine müdâhale edilmesinde bir sığınak ve dayanak olamazlar.

Zarûretlerin mahzurlu şeyleri mubâh kılacağı kaidesi hayatın ya da organlardan birisinin telef olmasını engellenmek için meşru kılınmıştır. Zarûret hâlinde bir kısım haramlar işlenebilir. Ama zarûret müessesesi bir insanın hesâbına diğer bir insanın hayatına son verilebilmesi ya da uzuvlarından birisinin alınıp başka bir insana monte edilmesine meşrûiyet delili olamaz. İnsan bedenindeki Allâh (c.c.)’un yarattığı hey’etin değiştirilmesi haramdır.

Organ nakli de Allâh (c.c.)’un yarattığı bir bedeni değiştirmektir. Kur’ân-ı Kerîm de Allâh (c.c.)’un yarattığının değiştirilmesinden şeytanın dilinden şöylece bahsedilmektedir; “Onları sapıtacağım, emeller vereceğim, onlara emredeceğim ve hayvanların kulaklarını delecekler. Onlara emredeceğim ve Allâh (c.c.)’un yarattığını değiştirecekler. Kim Allâh (c.c.)’u terkedip şeytanı dost edinirse elbette apaçık bir hüsrâna uğramış olur.” (Nisâ s. 119) Her ne kadar nüzul sebebi hayvanların gözlerinin oyulması ve kulaklarının yarılması üzerine ise de âyet-i kerime bedenlerin üzerinde Allâh (c.c.)’un yarattığı heyet ve sûretin değiştirilmesinin haram ve yasak olduğunu ifâde etmektedir.

Usûl-u Fıkıh’ta da kabûl edildiği gibi esâs plan söz konusu âyetin ifâde ettiği hükmün genelliğidir ve burada sebebin husûsîliğine bakılmaz. Bu genel hüküm Allâh Resûlü (s.a.v.)’in sözleriyle de teyid edilmiştir: “Allâh (c.c.), vücûtlarına dövme yaptıranlara ve dövme yapanlara kaş vb. tüylerini aldıranlara, güzellik için dişlerinin arasını açtıranlara ve Allâh’ın yarattığı hey’eti bozup değiştirenlere la‘net etmiştir.” (Buhârî)


(Muhammed Önder,İslâm Fıkhında Organ Naklinin Hükmü, 36.s.)

23Haz 2020

Cimrilikten Kaçının

Cimrilikten kaçının. Cimrilik dünya hayatımızda malı paylaşamama hırsından kaynaklı bir hastalıktır. Cimrilik önceki ümmetlere helak sebebi olduğundan çok dikkat edilmesi gerekmektedir. Cimrilik ile ilgili yazımızı istifadenize sunuyoruz.


Dünyanın fitneleri çok ve afakları geniştir. Fakat mallar dünya fitnelerinin en büyüğü, meşakkâtlerinin en baskını ve korkuncudur. Maldaki en büyük fitne, herkes mala muhtaç olduğundandır. Mal elde edildiği zaman, onun fitnesinden kurtuluş yoktur. Eğer mal yok olursa, küfre götürmesi pek yakın olan fakirlik meydana gelir. Eğer mal olursa sonucu zarardan başkası olmayan saldırganlık meydana gelir. Kısacası mal, fayda ve âfetlerden uzak değildir. Dünya malının faydaları insanı kurtarıcı, âfetleri ise helâk edicidir. Helak edici sebeplerden biri de cimriliktir.


Cimrilikle alakalı birçok âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîf de bulunmaktadır: “Cimrilikten kaçının! Çünkü sizden önce gelen ümmetleri helâk eden cimriliktir. Cimrilik onları, birbirlerinin kanını akıtmaya, birbirlerinin namus ve malını helâl saymaya zorladı.” (Nesâî)


“Allâh (c.c.)’un fazlından kendilerine verdiği şeye cimrilik edenler, onu kendileri için hayırlı sanmasınlar. Aksine o kendileri için bir şerdir. Cimrilik ettikleri şeyler, kıyâmet günü boyunlarına dolanacaktır.” (Âli İmran s. 180)

Hz. Peygamber (s.a.v.) zamanında biri öldürüldü. Bir kadın onun için ağlarken “Ey şehid!” diye bağırdı. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle dedi: “Onun şehid olduğunu nereden biliyorsun? O, kendisini ilgilendirmeyen konularda konuşur veya önemsiz bir şeyi vermekte cimrilik yapardı!” (Beyhâkî)


Bir kadın, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in yanında “Oruç tutar, namaz kılar, ancak onda cimrilik vardır” diye övüldü. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle dedi: “O vakit onun hayırlı olması nerede?”
Peygamber (s.a.v.) Efendimiz şu şekilde duâ etmiştir: “Ey Allâhım! Ben cimrilikten sana sığınıyorum. Korkaklıktan sana sığınıyorum. Bunama derecesine gelen yaşlılıktan sana sığınıyorum.” (Buhârî)

(İmâm-ı Gazâlî, İhyâ’u Ulûm’id-din, 3.s., 545.s.)

25May 2020

Kazancın Çeşitleri

Kazancın Çeşitleri başlıklı yazımız rızkın nasıl ve nereden geldiğine dair kulun bu yoldaki yönelimlerini içermektedir.

Dünyada insana elbette bir kazanç yolu lazımdır. Kazancın Çeşitlerini dört maddede sıralayabiliriz.

  1. Farz olan kazanç: Ancak kendisinin ihtiyaçlarını, çoluk çocuğunun ihtiyaçlarını ve dini ihtiyaçlarını yerine getirecek kadar dünyalık kazanmak.
  2. Nâfile olan kazanç: Kendi ihtiyacından fazla olarak, bir fakirin veya bir yakınının yeme içme ihtiyacını üstlenmek. Bunun için yapılan kazanç müstehabtır.
  3. Mübah olan kazanç: Değişik gıdalarla beslenmek, semiz ve sıhhatli bir bünyeye sahip olacak kadar kazanç elde etmek.
  4. Haram olan kazanç: Mal biriktirmek ve bu kazandığı mallarla öğünmek, şerefli gözükmek ve büyüklük düşüncesiyle kazanç yapmak. (İmâm-ı Gazâli, Bidâyetü’l-Hidâye)

Kazanç yollarından birisi sanat ve meslektir. Herkes kendi sanat ve mesleğine âit emir ve yasakları bilmelidir ki, bununla satın alacağı yiyecek nurlu olsun, ibâdet lezzetini duysun ve bu kazancında bereket bulunsun. Bu kazançta, el işte, gönül Allâhü Te’âlâ’da olmalıdır. Kesb, sadece bir sebeptir. Yoksa hakîkatta rızkı veren Allâhü Te’âlâ’dır. Ama her işi sebeple yapması âdet-i ilâhîsidir. Sen rızkı, kendi çalışmandan bilme! Nitekim fetvâlarda diyor ki: Bu iki altın bilek bende oldukça, benim rızkım azalmaz demek küfürdür, böyle söyleyen kâfir olur.

Ey kardeşim! Bütün bu tehlikeler senin önündedir. O halde kendi işinle meşgul ol! Geçmişlerin, ölenlerin hallerinden ibret al. Eğer Kıyameti ve Cehennemi, şimdi gözlerinle görmediysen de azizlerin, büyüklerin vefâtlarını çok görmüşsündür. Ve ölümden kurtuluş yoktur. Ben de, sen de yakında öleceğiz. Geçici olan mevki ve makâma, nimet ve servete aldanma! Zira ölüm aniden gelir; hazırlıksız olduğun, beklemediğin ve gafil bulunduğun zamanda gelir.

(Mevlânâ Muhammed Rebhamî, Riyadü’n-Nasıhîn, s.251-315)

08May 2020

Gözün Afetleri

Göz Zinası Nedir?”, “Gözü Haramlardan Nasıl Koruruz?” “Harama Bakmak Günah mıdır?” Ayet Ve Hadisler Işığında Sizlere Sunuyoruz.

Gözü haramdan sakınmak emrolunmuş bir hükümdür. Âyet-i kerîmede (mü’minler için) te’dîb ve gözü birtakım şeylerden sakınmanın gerekliliğine dâir emir vardır. Ayrıca gözü harama kapamanın faydasına işaret edilmiştir: Kalp tezkiye ve temizliği… Veya hayır ve ibâdeti çoğaltmak…Çünkü harama bakmakla bir kısım hayaller başlar ki insanı zikrullahtan alıkoyar, kalbin huzuru kaçar ve hafıza dağılır. Cenâb-ı Allâh buna işaretle buyuruyor ki: “Senin için hakkında bir bilgi hâsıl olmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz, kalp: Bunların her biri bundan mesûldür.”(İsrâ s. 36)

Ayrıca harama bakmak, seni birçok yasak şeylere davet eder. Bu sebeble şeytan saptırmaya, kalbi vesveseyle doldurmaya fırsat ve yol bulmuş olur; şer ve günâh kapılarını açar. Resûlullâh (s.a.v) buyurdular ki: ”Harama bakmak, İblis’in zehirli oklarından biridir. Kim onu benim korkumdan terkederse. buna karşılık ona öyle bir îmân veririm ki onun tadını kalbinde hisseder.” (Taberânî)

Gözü Haramlardan Nasıl Koruruz?

Müslim’in Cerîr (r.a.)’den yaptığı rivayette, Hz. Cerîr (r.a.) diyor ki: Resûlullâh (s.a.v)’den, ansızın vâki olan nazardan sordum. Buyurdular ki : “Gözünü hemen ayır, bakmaya devam etme.”

Fakirlere, bîçârelere küçümseme yollu bakmak da göz âfetlerinden biridir. Çünkü böyle yapmak haram olan bir gururlanma ve böbürlenmedir. Bir zaruret yokken günâh ve nahoş şeylere bakmak, yıldız akışını takip etmek de bu âfetlerdendir. Çünkü bu gibi şeylere bakmak vakti israf etmekle beraber görme kudretini de zayıflatır.

Kapama ve bakmama bakımından gözün âfetlerine gelince; böyle yapmak namazda mekrûhtur. Bunun gibi gözün açık bulunması ve bakması vâcib olan her yerde gözü kapamak da mekrûhtur.

“Göz Zinası Nedir?”, Gözü Haramlardan Nasıl Koruruz?” “Harama Bakmak Günah mıdır?” Ayet Ve Hadisler Işığında Sizlere Sunduk

(İmâm-ı Birgivî, Tarikat-ı Muhammediye, s.426-433)

18Nis 2020

“Kadın avrettir (namustur), dışarıya çıktığı zaman şeytan onunla hep beraber olur. Onun Allâh (c.c.)’a en yakın olduğu zamanı evinin içinde bulunduğu anıdır.” (Taberani)

Bunun manası şeytan kadınları dışarıda gezerken erkeklere karşı daha cazip bir tutum takınmaya yönlendirmesidir. Hadiste geçen ve “şeytan onunla beraber olur” kelimesi aynı zamanda “süslü göstermek” manasına da gelir. Bu süslemenin sonucu denmiştir ki, “Yirmi erkekten ancak bir iki kişi vardır ki gördüğü kadınları kendi eşinden daha güzel görmez.”

Hz. Ali (k.v.)’den: “Ey Ali! Birinci bakışına ikinciyi ekleme. Zira birinci bakıştan sana günâh gelmez, ikinci bakıştan ise günâh gelir.” İzâhı: irade dışı, bir kimse ansızın bir kadını görürse günâhkar olmaz. Fakat derhal başını eğmeli ve başka tarafa bakmalıdır, devam ederse ikinci bakış mesuliyeti gerektirir. Bu hükümde kadın da erkek gibidir. Birinci bakışın haricindeki bakmaları mesuliyeti icabeder. Madem ki mahremi olmayan, nikâhı düşen bir hanıma bakmak haramdır, o halde musafaha ve el sıkmak da haramdır. Allâh (c.c.) ve Resûlü (s.a.v.)’in öfkesini icap ettirir. Ne Hz. Peygamber (s.a.v) ve ne de onun Ashab-ı Kiram (r.a.e.)’i hiçbir zaman hiçbir hanımın elini sıkmamıştır. Bu adetten sakınılmalıdır. 

“Sizden birinizin başına iğne ile dürtülmesi, kendisi için helâl olmayan bir kadına dokunmaktan daha hayırlıdır.” (Taberâni) İzahı: yabancı bir hanıma el dokundurmaktansa, keskin bir silahın yarası daha kolaydır. Yabancı bir hanımla musafaha, el zinası olur, onunla başbaşa verip konuşmak dil ve göz zinası olur. 

 (Ali Arslan, Kadınlara Hitap, s.61-67)