Hacc ve Umre

 

Cenabı Hakk’ın Keremi

Ali Bin Muvaffak (r.âleyh) anlatıyor: “Arefe gecesi Mina’da Mescid-i Hayf’da uyuyordum. Rüyamda yeşil iki meleğin semâdan indiklerini gördüm. Birisi arkadaşına: “Ya Abdullah?” diye seslendi. Arkadaşı: “Buyur ey Allâh (c.c.)’ın kulu diye mukabelede bulundu. Öteki: “Bu sene Kâbe’yi ziyaret edenlerin kaç kişi olduğunu biliyor musun? dedi. Arkadaşı: Hayır bilmiyorum” diye cevâb verdi. Öteki melek: “Tam altı yüz bin ziyaretçi var” dedi ve devamla: “Bunlardan kaç kişinin haccı kabul olunduğunu biliyor musun? diye sordu. Arkadaşı: “Hayır bilmiyorum” diye cevâb verince, yine ötekisi: “Yalnız altı kişinin haccı kabul edilmiştir” dedi. Ali Bin Muvaffak sözlerine devam ederek, sonra onların yükselip gözden kaybolduklarını gördüm ve korku içinde uyandım. Haccımın kabul olup olmayacağından son derece endişe ediyordum. Çünkü altı yüz bin kişi arasından seçilen altı kişi arasına girmek benim için çok uzaktı. Bu düşünce ile Arafat’ta rüyamda aynı melekleri gördüm. Aynı şekilde biri diğerine seslenip öbürü de cevâb verdikten sonra: “Hâkk Te‘âlâ’nın bu geceki hükmünü biliyor musun?” dedi. “Bilmiyorum” deyince, diğeri: “Altı kişinin her birine yüzbin kişi bahşetti” dedi. Yâni altı yüz bin kişinin hepsini affetti. Ali Bin Muvaffak (r.âleyh) “tam bu sırada büyük bir neşe ve sevinç içinde uyandım” dedi. Yine bu zât anlatıyor: “Bir seneki haccımda, haccı kabûl olmayanları düşündüm ve “Allâhım bu seneki haccımın sevâbını haccı kabûl olmayanlara verdim” dedim. O gece Allâhü Te‘âlâ’yı rüyâmda gördüm; Rabbim bana: “Ya Ali! Sehâveti ve sehâvet etmeği ben yaratmış iken sen bana karşı cömertlik mi yapıyorsun?” diye buyurdu ve “Cömertlerin cömerdi benim. Haccını kabûl etmediklerimin hepsini, haccını kabûl ettiklerime bağışladım” buyurdu.
(İmâm-ı Gazâlî (r.âleyh), İhyâu Ulûmi’d-dîn, c.1, s.687)

https://youtu.be/tfsD-g6GHEQ

Hikmeti Sual Olunmayan Ameller

Kendisi ile sorumlu tutulduğumuz fiillerimiz iki kısımdır. Birisi, genel manada aklımızla, hikmetini anladığımız fiillerdir. Meselâ, namaz, zekât ve oruç gibi. Çünkü namaz, Yaratan’a sırf bir tevazu ve yalvarıp yakarmadır. Zekât, fakirin ihtiyacını gidermeye çalışmaktır. Oruç ise, şehveti kırma hususunda bir sa’y-ü gayrettir. Diğeri, hikmetini anlayamadığımız fiillerdir. Meselâ, hacda yapılan bazı işler gibi. Çünkü biz aklımızla, şeytan taşlamanın, Safa ile Merve tepeleri arasında sa’y etmenin, reml yapmanın (sa’yin bir yerinde koşar gibi yürümenin), ıztıba yapmanın, yani ihramlı kişinin, ihramını sağ koltuğunun altından geçirip sol omuzunun üstüne atmasının hikmetinin ne olduğunu anlayamayız.
Muhakkîk âlimler, Allâh (c.c.)’un, kullarına hikmetini anlayabildiğimiz fiilleri emretmesi gibi hikmetini anlayamadığımız fiilleri de emretmesinin güzel olduğunda ittifak etmişlerdir. Cenâb-ı Allâh, bazen manasını anladığımız şeyleri söylememizi emreder. Bundan maksat da, emredilen şahsın, âmirine teslimiyetini ortaya koymasıdır. Bunun bir başka faydası daha vardır: İnsan bir şeyin manasını iyice anladığında, o şeyin tesiri kalbten gider. Ama o şeyi söyleyenin Hâkimler Hâkimi olan Allâh (c.c.) olduğuna kesinkes inanarak, onun manasını anlayamazsa, o insanın kalbi devamlı o söze yönelik olur ve devamlı onu düşünür. Çünkü mükellefiyetin (teklifin) özü, insanın sırrını (kalbini) Allâh (c.c.)’un zikri ve Kur’ân’ı tefekkür ile meşgul etmektir. Allâh (c.c.)’un, kulunun zihninin devamlı buna yönelik ve bununla meşgul olmasında kul için büyük bir menfaatin bulunduğunu bilmesi; kulun da bu menfaati elde etmek için O (c.c.)’a kulluk etmesi uzak görülen bir ihtimâl değildir.
(Fahruddîn Er-Râzî,Tefsîr-i Kebîr Mefâtîhu’l-Ğayb, c.1, s.415-416)

Haccın Fazileti

Haccın Fazileti başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Said b. Museyyeb (r.a.)’dan naklen, Resûlullâh (s.a.v.)’in şöyle buyurduğu anlatılır: “Allâhü Te’âlâ, üç kimseyi, bir hac sebebiyle cennete koyar. Şunlardır: Haccı vasiyet eden, bu vasiyeti yerine getiren, bir de namına hac yapılan. Umre ve cihat da aynı şekildedir.”
Abdullah b. Abbas (r.a.)’in şöyle dediği anlatılır: Resûlullâh (s.a.v.) ile Mina’da bulunuyorduk. Yemen’den bir heyet, Resûlullâh (s.a.v.)’e geldi ve: “Analar ve babalar sana fedâ olsun, bize haccın fazîletini anlat.” dedi. Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kim olursa olsun, hac ve umre niyeti ile evinden çıktığı vakit, adımlarını kaldırıp indirdiğinde ağaç yaprakları nasıl dökülürse, onun günâhları da öylece dökülür. Medine’ye geldiği, selâm vererek benimle musafaha ettiğinde, melekler de selâm verip onunla musafaha ederler. Zülhuleyfe’ye gelip yıkandığında, Allâhü Te’âlâ onu, günâhlarından temizler. İki yeni elbise giydiği vakit, Allâhü Te’âlâ onun iyiliklerini yeniler. “Lebbeyk, Allâhümme Lebbeyk” (Emrine geldim, Allâh’ım emrine geldim) dediği zaman Rabbi: “Lebbeyk ve sadeyk” (sözünü duyuyorum, sana bakıyorum) cümlesi ile karşılık verir.
Mekke’ye girip tavâf ettiği, Safa ile Merve arasında sa’y ettiği zaman, Allâhü Te’âlâ ona çok hayır ulaştırır. Arafat’ta vakfeye durdukları, seslerini yükselttikleri zaman, Allâhü Te’âlâ yedi semânın meleklerine, onları överek gösterir. Şöyle buyurur: “Meleklerim, semalarında sakin duranlar, kullarımı görmüyor musunuz? Uzak yerlerden saçları dağınık, toz toprak içinde bana gelmişler. Mallarını harcamışlar, bedenleri yorulmuş. İzzetime, celâlime yemin olsun; onların kötülerini de iyilerinden dolayı bağışlayacağım. Analarından doğdukları günkü gibi, günâhlarını bağışlayacağım.”
Şeytan taşladıkları, başlarını tıraş ettikleri, Kabe’yi ziyaret ettikleri zaman, Arş’ın içinden şöyle bir nida gelir: “Bağışlanmış olarak dönünüz, iyilikler işlemeye bakınız.”
(Ebû’l Leys Semerkandî, Tenbihü’l Gafilin Bostanü’l Arifin, s.569)

Hacc ve Umre’nin Fazileti

Hacc ve Umre’nin Fazileti. Umre, hacc’ın muayyen günleri dışında yapılan ziyârettir. Hacc ve Umre’nin Mükâfatı: “Birbiri ardınca hem hacc ve hem umre yapın. Zîrâ bunlar, körüğün demir, altın ve gümüşün pisliğini giderdiği gibi fakirliği ve günâhları giderir buyrulmuştur.

Şartlarına Uygun Hac: “Kim Allâh (c.c.)  için haccederse, ne Refes ne de sapmazsa (memleketine, evine) anasından doğduğu günde olduğu gibi tertemiz ve günâhsız olarak döner.” (Buhârî)

Refes’in ma’nâsı, “Cinsî münâsebette bulunmak, herhangi bir sûretle şehvete ma’lûb olmak ve genel olarak kötü söz söylemek”tir. Fısk da, “gerek günâh işlemek, gerek kavga etmek; mücâdele etmek gibi hâl ve hareketlerde istikamet haddinden çıkmak”tır. Bunlar hacc’ın kabulüne mâni’ olan günâhlardır.

Umre, hacc’ın muayyen günleri dışında yapılan ziyârettir. “Her umre ondan sonraki umreye kadar olan küçük günâhlar için keffârettir. Mebrûr hacc’ın yani günâhlardan sâlim ve sırf Allâh (c.c.) için olan hacc’ın cennetten başka mükâfatı yoktur.” (Buhârî)

Hacc ve Umre’nin Mükâfatı: “Birbiri ardınca hem hacc ve hem umre yapın. Zîrâ bunlar, körüğün demir, altın ve gümüşün pisliğini giderdiği gibi fakirliği ve günâhları giderir. Mebrûr bir hacc için cennetten başka bir sevâp yoktur.” (Ahmed İbn-i Hanbel)

Dârekutnî ve Taberânî’nin İbn-i Ömer (r.a.)’dan rivâyetine göre birbiri ardınca yapılan Hacc ve Umre, “hem ömrü, hem rızkı artırır.”

Allâh (c.c.)’un Elçileri: “Allâh (c.c.)’un elçisi üçtür: Gazâ eden (düşmânla savaşan) Hacceden, Umre yapan.” (Nesâî)

Farz Hacc Geciktirilmemeli: “Kim uhdesine farz olan haccı edâ etmek isterse acele etsin, geciktirmesin.” (Ahmed İbn-i Hanbel)

Ahmed İbn-i Hanbel ile İbn-i Mâce’nin Fazl İbn-i Abbâs (r.a.)’dan başka bir rivâyetlerinde meâlen şu ziyâde vardır: “O adam, belki hastalanır, bineği gâib olur. İhtiyâca düşer.”

(Hz. Mahmûd Sâmî Ramazânoğlu (k.s.), Musahebe 5, s.95-108)

Mescid-i Nebevi’yi Ziyaret Etmenin Önemi

Mescid-i Nebevi’yi Ziyaret Etmenin Önemi. İslâm’ın güzelliğini insanlara ulaştırabilmek için Peygamber (s.a.v.) Efendimiz buraya hicret etmiş, İslâm devleti burada kurulmuş, İslâm’ın mesajı insanlığa buradan ulaşmıştır. Resûlullâh (s.a.v.) İslâm’ı tebliğ görevini tamamladıktan sonra burada vefat etmiş ve buraya defnedilmiştir. Bu sebeple hacı ve umrecilerin, Medine’ye giderek Peygamber (s.a.v.)’in kabrini ziyaret etmeleri ve mescidinde namaz kılmaları büyük önem taşır.

Medine-i Münevvere, İslâm nurunun yeryüzüne yayıldığı Peygamber (s.a.v.) şehridir. Her karışı, İslâm’ın aydınlığını insanlığa ulaştıran Allâh Resûlü (s.a.v.)’in ve Sahabe (r.a.e.)’in hatıralarıyla doludur. Sinesinde İslâm’ın en büyük önderlerini barındırmaktadır. İslâm’ın güzelliğini insanlara ulaştırabilmek için Peygamber (s.a.v.) Efendimiz buraya hicret etmiş, İslâm devleti burada kurulmuş, İslâm’ın mesajı insanlığa buradan ulaşmıştır. Resûlullâh (s.a.v.) İslâm’ı tebliğ görevini tamamladıktan sonra burada vefat etmiş ve buraya defnedilmiştir. Böylece Medine, Allâh (c.c.)’un en sevgili kulunu ve insanlığın gelmiş geçmiş en büyük önderini bağrında taşıma şerefini elde etmiştir. Asr-ı Saadet, en parlak şekilde bu şehirde yaşanmıştır. İnsanlık tarihinin en güzel, en mutlu, en adil, en hakkaniyetli örnek ve model toplumu, Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in terbiyesinde bu şehirde oluşturulmuştur. Böylece bu şehir dünyada adeta cennet misâli bir hayatın yaşanabileceğine tanıklık etmiştir. Tarih, Resûlullâh (s.a.v.)’in sohbetine nail olan bu Sahabe neslinin oluşturduğu toplum kadar güzel bir topluma bir başka yerde ve bir başka zamanda şahit olmamıştır. İşte Medine-i Münevvere bu güzel insanların gelip geçtiği ve pek çoğunun bağrında yattığı kutsal şehirdir. Bu sebeple hacı ve umrecilerin, Medine’ye giderek Peygamber (s.a.v.)’in kabrini ziyaret etmeleri ve mescidinde namaz kılmaları büyük önem taşır. Bu ziyaret, İslâmî duyarlılığın bir göstergesidir. Vefatından sonra kendisini ziyaret edenler hakkında Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Beni vefatımdan sonra ziyaret eden sağlığımda ziyaret etmiş gibidir.” (Beyhakî)
“Kabrimi ziyaret eden şefaatimi hak eder.” (Darekutnî)
Bu itibarla hacı ve umrecilerin Medine-i Münevvere’ye giderek Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in kabrini ziyaret etmeleri, mescidinde namaz kılmaları, Peygamber (s.a.v.) sevgisini yenilemenin ve onun sünnetine bağlılığı kuvvetlendirmenin önemli bir vasıtasıdır.
(Diyânet Hac Rehberi)

https://youtu.be/ghBA7TRQtIY

Hacerül Esved

Hacerül Esved. Kara taş olarakta bilinen cennet taşı Hacerül Esved ile ilgili yazımızı istifadenize sunuyoruz.


Hz. Alî (r.a.)’in şöyle dediği anlatılır: “Resûlullâh (s.a.v.) ile Allâh (c.c.)’un Beyt-i Haram’ını tavaf ediyordum. Şöyle dedim: “Anam, babam sana feda olsun yâ Resûlallâh! Bu Beyt nedir?“
Bunun üzerine şöyle buyurdu: “Yâ Ali, Allâhü Te’âlâ bu Beyt’i ümmetimin günâhlarına keffaret olsun diye bu dünyada kurdu.”
Tekrar sordum: “Anam, babam sana feda olsun, bu Hacerü’l-Esved (kara taş) nedir?“
Şöyle anlattı: “Bu cennette bir cevherdi. Allâhü Te’âlâ, onu dünyâya indirdi. Güneş gibi aydınlığı ve şuâsı vardı. İnkarcıların elleri ona değdikçe karardı, rengi değişti.”


Ebû Hüreyre (r.a.), Ebû Saîd Hudri (r.a.)’den şöyle nakletti: “Hilafetinin başlangıcında, Ömer b. Hattab (r.a.) ile hacca gitmiştik. Mescide girdi. Hacer-i Esved’in karşısında dikilip durdu. Sonra şöyle dedi: “Sen bir taşsın. Ne zararın olur, ne de faydan. Resûlullâh (s.a.v.)’in seni öptüğünü görmeseydim, seni öpmezdim.”
Bunu duyan Hz. Alî (r.a.) şöyle dedi: “Böyle deme, ya Emire’l-mü’minin! Allâh (c.c.)’un izni ile o, hem zarar verir, hem de faydalı olur. Eğer sen, Kur’ân’ı okuyamayan ve onda olanı bilmeyen biri olsaydın, sana böyle karşı çıkmazdım.


Hz. Ömer (r.a.) sordu: “Ya Ebâ Hasan, Allâh (c.c.)’un Kitabı’nda bunun açıklaması nedir?
Hz. Alî (r.a.) Allâhü Te’âlâ’nın şu kelâmını anlattı:
“Rabbin, âdemoğullarının sırtlarından zürriyetlerini çıkarıp, kendilerini nefislerine şahit tutarak, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” buyurdu. Bunun üzerine onlar, “Evet Rabbimizsin.” dediler.” (Araf s. 172)
İşte onlar, Rabbe kulluk ikrarını böyle, yaptılar; Allâhü Te’âlâ onların bu ikrarını bir deri üzerine yazdı. Sonra bu Hacer-i Esved’i çağırdı, o kararı buna yutturdu. Bu hali ile o, Allâh (c.c.)’un eminidir. Kıyâmet Günü, sözlerini yerine getirenlerin lehine şehâdet edecektir.


(Ebü’l Leys Semerkandi, Tenbihü’l Gafilin, 572.s.)

Hacca Gidemeyenlere Teselli!

22 Temmuz 2020 Mevlana Takvimi yazımız, Hacca Gidemeyenlere Teselli! başlıklı olup zilhicce ayının fazileti ile ilgilidir.


Hz. Âişe-i Sıddîka (r.anhâ) vâlidemiz, rivâyet ettikleri hadîste, Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in şöyle müjde verdiklerini haber veriyorlar: “Zilhicce’nin ilk on gününün gecelerinden birini ihyâ etmesi, o kimsenin bir seneyi hacc ve umre ibâdetiyle ihyâ etmesi gibidir. Bu (dokuz) günlerden bir gün oruç tutması, senenin öbür vakitlerinde ibâdetle meşgûl olması gibidir; o kadar sevâp alır.”


Hz. Alî (k.v.) Efendimiz’den de Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in şu müjdeli hadîs-i şerîfleri rivâyet edilmiştir: “Zilhicce’nin ilk on günü gelince, siz tâat ve ibâdete gayret ediniz; zîrâ Allâhü Te‘âlâ o günleri, öbür günlerden üstün; gecesine hürmeti de gündüzüne hürmet gibi kılmıştır. Biriniz Zilhicce’nin ilk on gecesinden birinde, gecenin üçte ikisi geçtikten sonra dört rek‘at namâz kılıp, her rek‘atta Fâtiha’dan sonra üçer kere Âyetü’l-kürsî, üçer kere İhlâs-ı şerîf ve birer kere de Felak ve Nâs sûrelerini okusa ve namâzı bitirince, ellerini kaldırıp “Sübhâne zî’l-’izzeti ve’l-ceberût. Sübhâne zi’l-kâ‘ideti ve’lmelekût. Sübhâne’l-hayyü’llezî lâ-yemût. Lâ-ilâhe illâ hüve yuhyî ve yumît ve hüve hayyun lâ-yemût. Sübhâna’llâhi rabbi’l-’ibâdi ve’l-bilâdi ve’l-hamdü li’llâhi kesîran tayyîben mübâraken ‘alâ küllî hâlin. Allâhu ekber kebîran. Rabbenâ celle celâluhu ve kudrete bi-külli mekânin” dese ve sonra da dilediği gibi duâ eylese, Beytullâh’ı haccetmiş, Resûlullâh (s.a.v.)’i ziyâret etmiş ve Allâh (c.c.) yolunda cihâd etmiş gibi ecir ve sevâp kazanır. Allâhü Te‘âlâ o kimseye, o kimsenin, dilediği şeyi verir. Sizden biriniz, Zilhicce’nin ilk on gecesinin her gecesinde bu namâzı kılsa, bu duâyı okusa ve dilediği gibi duâ etse, Allâhü Te‘âlâ, ona Firdevsü’l a‘lâyı helâl kılar; günâhlarını ondan siler. O kimse Arefe günü oruç tutsa gecesinde de bu namâzı kılsa ve haber verildiği üzere duâ etse, Allâhü Te‘âlâ’ya yalvarsa; Allâhü Te‘âlâ: “Ey benim meleklerim, şâhit olunuz ki ben o kulumu bağışladım. Beytullâh’ı haccedenlere, onu ortak eyledim.” der. Bu hâlde melekler, Allâhü Te‘âlâ’nın o mü’min kulunun kıldığı namâzı ve ettiği duâsı sebebiyle ihsân buyurduğu ecir ve sevâplardan ötürü sevinirler ve neş’elenirler.”


(Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (k.s.), Gunyetu’t-Tâlibîn, 320.s.)

Hacc İle İlgili İncelikler

Hacc İle İlgili İncelikler başlıklı yazımız haccın fazileti ve haccda yapılan duaların kabulü ile ilgilidir.

“Oraya (Hacca) gitmeye bir yol (imkân) bulan kimseye, Beytullah’ı haccetmesi, Allâh (c.c.)’un hakkı (olarak o kimseye farz)dır.” Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz buyurdular ki, “Kim Allâh (c.c.) rızası için hacceder de hac esnasında kötü söz ve davranışlardan sakınır ve günâhlara sapmazsa, anasından doğduğu gün gibi tertemiz olarak döner.” Ölmüş olan kimse adına veya hacc yapmaya engel bir hali olup ölünceye kadar bu hali devam eden kimsenin yerine vekaleten hac yapmak caizdir. Hac’ta duâların kabul edildiği yerler: Mekke’de ve Mekke’ye yakın yerlerde bulunan ve duâların kabul edildiği bazı yerler şunlardır:

  • Peygamberimiz (s.a.v.)’in zamanındaki tavâf alanı. (Şimdiki tavaf alanı, Peygamberimiz (s.a.v.) zamanındaki tavâf alanından geniştir. O zamanki alan Kâbe-i Muazzama’nın hemen yakınıydı.)
  • Mültezem. Altın oluğun altı. Kâbe-i Muazzama’nın içi. Zemzem kuyusunun bulunduğu yer. (Zamanımızda buranın üstü kapatılmış olup tavâf alanının altında kalmıştır.)
  • Makâm-ı İbrahim’in arkası. Safa. Merve. Sa’y yeri. Arafat. Müzdelife’de Meş’ar-i Haram. Minâ. Birinci ve ikinci şeytan taşlama yerleri. Kâbe-i Muazzama’nın ilk görüldüğü zaman. Hatıym.

(Allame Eş-Şeyh Alaaddin Abidin, Üç Boyutuyla İslâm, 546.s.)

Bunları Biliyor Muydunuz?

Soru: Hem dini hem de resmi nikahla eşinden ayrılmış biri eski kocasından nafaka alabilir mi? Tazminat davası açabilir mi?

Cevap: Boşanma olduğu takdirde kadının kocasından alacağı şeyler şunlardır: Öncelikle mehir. Daha önce almadıysa mehrini alır. İkinci olarak; kadın gerek zatî olsun gerek başka bir eşya olsun özellikle kendisine ait eşyaları varsa, onları alır. Üçüncü olarak kadın iddet sonuna kadar nafaka alabilir ki dinimizde normal hallerde iddet iki- üç ay sürer. Kadının bunun dışında yani iddetten sonra yoksulluk nafakası veya tazminat alma gibi hakkı yoktur. Bu üç madde dışında kadın, kanuni imkânları kullanarak zorla herhangi bir şey alırsa haksızlık etmiş, kul hakkına girmiş olur.

(Prof. Dr. Orhan Çeker)

Kabe ve Mescid-i Haram’ın Fazileti

Kabe Ve Mescid-i Haram’ın Fazileti. Mescid-i Haram yeryüzünde bilinen en eski mesciddir. Kabe’nin yer aldığı Mescid-i Mekke’de bulunuyor.Kur’an-ı Kerim’de on beş yerde geçen Mescid-i Haram tabiriyle Kabe, Kabe’yi kuşatan ve ibadet için kullanılan alan, Mekke veya Mekke haremi kastedilir.

Ömer b. Abdülaziz (r.a.), Kabe’nin faziletine dair Allâhü Te’âlâ’nın, Mûsâ (a.s.)’a vahyini şöyle anlattı: Mûsâ (a.s.) sordu: “İlahi, hac nedir?” Allâhü Te’âlâ buyurdu: “Hac, beytimi ziyaret etmektir ki, onu bütün beytlere tercih ettim. Hürmet edilen bir yerdir ki, Halilim İbrahim onu öyle yaptı. Yeryüzünün her yanından ona gelirler. Tehlil ederek telbiye okurlar. Tıpkı kulun efendisine: “Lebbeyk” (emrine geldim) dediği gibi.”

Mûsâ (a.s.) tekrar sordu: “İlahi, onlara verilecek sevâp nedir?“ Allâhü Te’âlâ şöyle buyurdu: “Onları bağışlayacağım. Hatta onları komşuları ve yakınları için şefaatçi kılacağım.”

Mûsâ (a.s.) tekrar sordu: “İlahi, onların hepsinin malları helal yoldan kazanılmamış. İçlerinde temiz kalpli olmayanlar da var. ”Bunun üzerine Allâhü Te’âlâ şöyle buyurdu:

“Onların kötülerini, iyilerine bağışlayacağım.”

Ata ve İbn Ömer (r.a.)’den naklen, Resûlullâh (s.a.v.)’in şöyle buyurduğu anlatılır: “Mescid-i Haram hariç, bu mescidimde kılınan bir vakit namaz, diğer mescitlerde kılınan bin vakit namaz yerine geçer.”

Diğer bir rivayette şöyle buyurdu: “Bu mescidimde kılınan bir vakit namaz, diğerlerine nazaran on bin vakit namaz yerine geçer, Mescid-i Haram hariç. Diğerlerine nazaran, Mescid-i Haram’da bir vakit namaz, yüz bin namaz yerine geçer. Sırf Allâh (c.c.) rızâsı için kılınan bir namaz, diğer namazlara nazaran iki yüz bin namaz yerine geçer.” Sonra şöyle buyurdu: “Bundan daha üstününü size haber vereyim mi? Bir kimsenin, gece karanlığında güzelce abdest alıp, Allâh (c.c.) rızâsı için kıldığı namaz…”

(Ebü’l Leys Semerkandi, Tenbihü’l Gafilin Bostanü’l Arifin, 571-572.s.)