Güncel Meseleler

03Eyl 2020

Sahte Şeyhlerin Dine Verdikleri Zarar

Sahte Şeyhlerin Dine Verdikleri Zarar. Sahte şeyhlerin İslâm dinine vermiş olduğu zararı hiçbir din düşmanı vermemiştir. Din kisvesi altında, Müslümanların tertemiz duygularını istismâr edenlerin bu yolda kazanmış oldukları her türlü mal, para fahişelerin kazançları ile aynı kategoride değerlendirilir.


Sahte şeyhler, genelde geçmişteki iyi kişileri ve halkın evliyâ olarak bildiği kişileri ileri sürerek; kendilerinin de evliyâ ve şeyh olduğunu iddia ederler. İmâm-ı Gazâlî (k.s.) Hazretleri şöyle buyurmuştur: “Havada uçan, suyun üzerinde yürüyen veya ateş yiyen veyahut da bunlardan başka harikulâde haller gösteren bir şeyhi gördüğün zaman onu iyi araştır… O şeyh, eğer Allâh (c.c.)’un farzlarından ve Resûlullâh (s.a.v.)’in sünnetlerinden birini terkediyorsa yalancıdır, düzenbazdır. O evliyâ değildir. O şeyhin işleri asla kerâmet değildir; belki istidrâçtır…”


İmâm Rabbânî (k.s.) Hazretleri şöyle buyurmuştur: “Ermeyen sahte bir şeyhin çevresinde bulunmak ve onunla sohbet etmek ve ona bağlanmak, zehirli bir kılıç ile yaralanmaktan daha beterdir. Zehirli kılıç insanın maddî hayatını alır, sahte şeyhler, insanın manevî hayatını öldürür.” İsmail Hakkı Bursevî (k.s.) Hazretleri de şöyle buyurmuştur: “Babadan miras yoluyla şeyhlik iddia edenlere asla iktidâ etmemek, uymamak ve onlara tabi olmamak gerekir. Bunların hakîkat âlemine götüren tarikatta, bir hidâyet ve nasipleri yoktur. Bunlara, yâni miras yoluyla şeyhlik makâmına oturanlara uymak uygun değildir… Bunlara uymak ve onlara mürid ve talebe olmak caiz değildir.” (Rûhu’l-Beyân Tefsiri, 1.c., 274.s.)


Sahte şeyhlerin İslâm dinine vermiş olduğu zararı hiçbir din düşmanı vermemiştir. Din kisvesine bürünüp, saf Müslümanların tertemiz duygularını istismâr eden insanların bu yolda kazanmış oldukları her türlü mal, para ve maddî çıkar, fahişelerin kazançları ile aynı kategoride değerlendirilir. Merhum Ziyâ Paşa, fuhuş yapılarak kazanılan mal ile din alet edilerek kazanılan para ve mala şöyle lanet okumaktadır: “Lanet ola ol mala ki, tahsiline anın Ya din ola, ya ırz-u namus ola alet.”

(Ömer Faruk Hilmi, Sahte Şeyhlerin Hükmü ve Akibetleri)

12Ağu 2020

Sami Efendi Hazretleri’nin Yaşadığı Döneme Genel Bakış

Sami Efendi Hazretleri’nin Yaşadığı Döneme Genel Bakış. İnsanların camiye gitmekten korktuğu zamanlardan geçilmiş, Demokrat Parti döneminde ve sonrasında biraz rahatlama olduysa da Müslümanlar için sıkıntılı şartlar ve özellikle dîni tebliğ vazifesini üstlenen kişiler için zorluklar devam etmiştir.

Abdulhamid Han’ın tahttan indirilmesiyle başlayan süreç-te, Osmanlı Devleti içeriden ve dışarıdan büyük darbelerle yıkılmış, 24 milyon km²’den sonra, 780 bin km²’lik bir alana sıkışmış memleketimizde İslâmî müesseseler de büyük ölçüde ortadan kaldırılmış, böylece dîni hayat ve dîni tedrîsat güçlü bir tırpan yemiştir. Tabii ki her şey Allâh Azimüşşânın takdiri ve müsaadesiyle gerçekleşmiştir.


Cenâb-ı Hâkk: “İdareleri halk arasında belli zamanlara tâyin ettik.” buyurmuştur.
İnsanların camiye gitmekten korktuğu zamanlardan geçilmiş, Demokrat Parti döneminde ve sonrasında biraz rahatlama olduysa da Müslümanlar için sıkıntılı şartlar ve özellikle dîni tebliğ vazifesini üstlenen kişiler için zorluklar devam etmiştir. Her şeye rağmen kalplerdeki îman sökülememiş, Müslümanların sayısı azalmamış, aksine artmıştır.


Sâmi (k.s.) Efendi Hazretleri 19. yüzyılın sonlarında doğmuş, yaratılıştan gelen hususiyetleri ve bağlı bulunduğu mânevî kaynağın yanında son Osmanlı müktesebâtından da istifâde ederek yetişmiş, etkisi Türkiye sınırlarını çok aşan ve 20. yüzyılın çoğunluğunu kapsayan bir irşad dönemleri olmuştur. Kendilerinin hayatı bu yönden de önem arz etmektedir. En zor şartlar altında bile İslâm’ın yaşanabilir olduğunu, Sünnet-i Seniyye’yi harfiyyen yaşamanın her asırda mümkün olduğunu yaşantılarıyla isbat etmişlerdir.


Muhterem Ömer Muhammed Öztürk, otuz yıla yakın Sâmi (k.s.) Efendi Hazretleri’nin hizmetini görmüş, herkesin umre ziyareti sandığı bir yolculukla Hz. Sâmi (k.s.)’un hicret yoldaşı olmuş, nihayet kendisine vasiyet yapılmış, techiz ve tekfin kendisine havale edilmiştir.
Hz. Sâmi (k.s.), herkesin aklına kazımak istercesine 1976’dan 1984’e kadar aile içinde ve ihvân huzurunda defalarca şöyle buyurmuşlardır: “Ömer Öztürk benim en emin ihvânımdır. Kendisi mânen vazifelidir. İhvâna kılavuzdur.”

(www.esaderbili.com)

15Tem 2020

Organ Nakli ve Estetik

Organ Nakli ve Estetik. Organ nakli, haram fiilleri ihtiva eden bir ameliyeler bütünü olup Allâh (c.c.)’un yarattığı heyet ve suretin değiştirilmesinin haram ve yasak olması dolayısıyla caiz değildir.


Organlar üzerindeki tasarruf yetkisi yalnızca Allâh (c.c.)’a aittir. Organ nakli Allâh (c.c.)’un haklarından bir hakta, O’nun izni ya da emri olmaksızın tasarrufta bulunmak olduğundan haramdır. Allâh (c.c.) insanlara bedenlerinin mülkiyetini, onların bir kısmından ferâğat etme, satma-zarar verme gibi hakları vermemiş, üstelik bu fiilleri haram da kılmıştır.

Organ nakli, bu haram fiilleri ihtivâ eden bir ameliyeler bütünüdür. Diğer taraftan İslâm hukukundaki eşyâda asıl olanın mubâhlık oluşu, zarûret ve tedâvînin gerekliliği vb. kâideler Allâh (c.c.)’un haklarından birisine müdâhale edilmesinde bir sığınak ve dayanak olamazlar.

Zarûretlerin mahzurlu şeyleri mubâh kılacağı kaidesi hayatın ya da organlardan birisinin telef olmasını engellenmek için meşru kılınmıştır. Zarûret hâlinde bir kısım haramlar işlenebilir. Ama zarûret müessesesi bir insanın hesâbına diğer bir insanın hayatına son verilebilmesi ya da uzuvlarından birisinin alınıp başka bir insana monte edilmesine meşrûiyet delili olamaz. İnsan bedenindeki Allâh (c.c.)’un yarattığı hey’etin değiştirilmesi haramdır.

Organ nakli de Allâh (c.c.)’un yarattığı bir bedeni değiştirmektir. Kur’ân-ı Kerîm de Allâh (c.c.)’un yarattığının değiştirilmesinden şeytanın dilinden şöylece bahsedilmektedir; “Onları sapıtacağım, emeller vereceğim, onlara emredeceğim ve hayvanların kulaklarını delecekler. Onlara emredeceğim ve Allâh (c.c.)’un yarattığını değiştirecekler. Kim Allâh (c.c.)’u terkedip şeytanı dost edinirse elbette apaçık bir hüsrâna uğramış olur.” (Nisâ s. 119) Her ne kadar nüzul sebebi hayvanların gözlerinin oyulması ve kulaklarının yarılması üzerine ise de âyet-i kerime bedenlerin üzerinde Allâh (c.c.)’un yarattığı heyet ve sûretin değiştirilmesinin haram ve yasak olduğunu ifâde etmektedir.

Usûl-u Fıkıh’ta da kabûl edildiği gibi esâs plan söz konusu âyetin ifâde ettiği hükmün genelliğidir ve burada sebebin husûsîliğine bakılmaz. Bu genel hüküm Allâh Resûlü (s.a.v.)’in sözleriyle de teyid edilmiştir: “Allâh (c.c.), vücûtlarına dövme yaptıranlara ve dövme yapanlara kaş vb. tüylerini aldıranlara, güzellik için dişlerinin arasını açtıranlara ve Allâh’ın yarattığı hey’eti bozup değiştirenlere la‘net etmiştir.” (Buhârî)


(Muhammed Önder,İslâm Fıkhında Organ Naklinin Hükmü, 36.s.)

07Tem 2020

Dinimizde Erkek ve Kadının Mesuliyeti

Dinimizde Erkek ve Kadının Mesuliyeti. Kadın ve erkek tüm insanoğlu yaratılışta eşittir. Kadın ve erkeğe sorumlulukları Allah-ü Teala vermiş ve bunun sonucunda kadın ve erkeğin toplum içerisindeki görevlerini belirlenmiştir.

Dînimiz, kadın-erkek bütün insanların yaratılışta eşit olduğunu ilan ederek; kadını, insanlık şeref ve haysiyetine, gerçek benliğine ve kişiliğine kavuşturmuştur. Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurulur:

“Ey insanlar! Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık. Sizi, sırf birbirinizle tanışmanız için büyük büyük cemiyetlere, küçük küçük kabilelere ayırdık. Şüphesiz ki, sizin Allâh (c.c.) nezdinde en şerefliniz takvâca en ileride olanınızdır.”

Kur’ân-ı Kerîm, kadın ile erkek arasında kulluk bakımından ayırım yapmamakta, her ikisine de aynı hak ve sorumlulukları yüklemektedir. Bununla ilgili olarak âyet-i kerîmede: “Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar, mü’min erkekler ve mü’min kadınlar, tâate devam eden erkekler ve tâate devam eden kadınlar, doğru erkekler ve doğru kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, mütevâzî erkekler ve mütevâzî kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve ırzlarını koruyan kadınlar, Allâh (c.c.)’u çok zikreden erkekler ve kadınlar var ya; işte Allâh (c.c.), bunlar için bir mağfiret ve büyük bir mükâfât hazırlamıştır.” (Ahzâb s. 35) buyurulur.

Peygamber (s.a.v.) Efendimiz de: “Kadın-erkek bütün insanlar, tarak dişleri gibi birbirlerine eşittirler.” buyurmuştur.

Bununla beraber Cenâb-ı Hâkk, erkek ve kadına farklı husûsiyetler ve meziyetler vermiş ve onların toplum içindeki mevkîlerini de farklı kılmıştır. Haklar ve mes’ûliyetler, bu farklı husûsiyetlere göre tanzîm edilmiştir. Erkek ve kadın, aynı zamanda birbirlerinden farklı, güzel kabiliyetlerle donatılmıştır.

(Âsım Uysal, Kadın İlmihâli, s.47)

24Haz 2020

Misvakın Maddi Manevi Faydaları

Misvakın Maddi Manevi Faydaları. Misvak, her şeyin yapaylaştığı dünyamızda hala doğal olarak kalan ve bilimsel olarak faydaları kanıtlanmış olan bir bitkidir.

Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: “Misvâk kul­lanmanız gerekir. Zira misvâkta on güzel şey vardır. Bunlar; ağzı temizler, Râbbi râzı eder, melekleri sevin­dirir, gözü parlatır, dişleri beyazlatır, diş etlerini pekleş­tirir, diş kirini giderir, yemeği hazmettir, balgamı keser, namaza kat kat sevâp getirir. Ayrıca ağız kokusunu gü­zelleştirir. Ağzın çirkin kokularını önler. O ağız ki, Kur’ân yoludur.” (Tenbîhü’l Gâfilîn)

Nebî (s.a.v.) şöyle buyurdular: “Misvâk kullandıktan sonra kılınan iki rekât namaz, misvâk kullanmadan kı­lınan 70 rekât namazdan daha üstündür.” (Ebû Nuaym)Bu sevâp, misvak abdest alırken kullanıldığı zaman kazanılır. Nebî (s.a.v.) bir Cuma günü şöyle buyurdular: “Ey Müslü­manlar! Allâh (c.c.) bu günü Müslümanların bayramı kıl­mıştır. O hâlde bugün gusül yapın. Kimin yanında güzel kokusu varsa, onu sürünsün. Bugün muhakkak misvâk kullanınız.” (Ebû Dâvûd)

Mücâhid anlatır: Bir süre, Cebrâil (a.s.)’ın Resûlullâh (s.a.v.)’e gelmesi gecikti. Sonra geldi. Gelince Resûlullâh (s.a.v.) sordular: “Ey Cebrâil! Seni tutan (gelmemeye zorlayan) ne oldu?”Cebrâil (a.s.) şöyle anlattı: “Size nasıl gelebilirdim ki? Aranızda tırnaklarını kesmeyen, bıyıklarını kısaltmayan, parmak aralarına su ulaştırmayan, misvak kul­lanmayanlar var.”

Fezâil-i Misvâk risâlesinde misvâkın ayrıca şu faydaları zikredilmektedir: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) buyurdu ki: “Misvâk kullanmak kişinin fesahâtini (güzel konuşmasını) arttırır.” (İbn-i Adiy)Misvâk, ihtiyarlığı yavaşlatır. Sırat üzerinde yü­rümeyi de süratlendirir. Mideyi güçlendirir. Şeytanı çatlatır. Sevâpları çoğaltır. Safrayı keser. Baş ağrısını dindirir. Mis­vâka devam etmekle geçim kolaylığı ve zenginlik nasîp olur. Bedeni güçlendirir. Bedenin rutubetini keser. Sesi güzelleş­tirir. Uykuyu uzaklaştırır. Sırtını tasviye eder (kişiyi kambur olmaktan korur). Beli kuvvetlendirir. İştah açar. Hilkâti saf ve duru bir hale getirir.

(www.misvakvehacamat.com)

17Haz 2020

Kuran Hakkında İnsaf Sahibi Müsteşriklerin Sözleri

17 Haziran 2020 Mevlana Takvimi Kuran Hakkında İnsaf Sahibi Müsteşriklerin Sözleri başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Kuran-ı Kerim yalnız Müslümanlar tarafından değil, Müslüman olmayan insaflı birçok ilim adamları tarafından da incelenerek, lâyık olduğu takdir ve saygıyı görmüştür.

Kuran semavî kitapların en güzeli, her takdirin üstünde bir fesâhat ve belâgat mucizesidir. Tanınmış müteşriklerden, Arap Edebiyatı uzmanı Dr. Morris şöyle der: “Kur’ân nedir? Her tenkidin üstünde bir fesâhat ve belâgat mucizesidir. Kur’ân’ın üç yüz elli milyon Müslümanın göğsünü haklı bir gururla kabartan meziyeti, onun her mânâyı güzel ifade etmek itibarıyla semavi kitapların en mükemmeli olmasıdır. Hayır! Daha ileri gidebiliriz! Kur’ân, tabiatın ezelî inayet ile insana bahşettiği kitapların en güzelidir. İnsanlığın refahı açısından, Kur’ân’ın beyanları, Yunan felsefesinin ifadelerinden çok yüksektir. Kur’ân, arş ve semânın Hâlıkı’na hamd ve şükürle doludur. Kur’ân’ın her kelimesi, herşeyi yaratan ve her şeyi taşıdığı kabiliyete göre sevk ve irşad eden Yüce Varlığın azametinde mündemiçtir. Edebiyat ile alakadar olanlar için, Kur’ân bir kitab-ı edeptir. Lisan uzmanları için, Kur’ân bir hazine-i elfazdır. Şairler için, Kuran bir menba-ı ahenktir.

Bundan başka, bu kitap, hukukî hükümler namına bir kapsamlı bir hazinedir. Davud’un zamanından John Talmos’un devrine kadar gönderilen kitapların hiçbiri, Kur’ân’ın âyetleriyle muvaffakiyetli bir şekilde rekabet edememiştir. Bundan dolayıdır ki, Müslümanların yüksek sınıfları hayatın hakikatlarini kavramak noktasından ne kadar aydınlanırlarsa o derece Kuran’la ilgileniyor ve ona o derece tâzim ve saygı gösteriyorlar. Müslümanların Kur’ân’a saygıları daima artmaktadır. İslâm yazarları Kur’ân âyetlerini iktibas ile yazılarını süslerler ve o âyetlerden ilham alırlar. Müslümanlar, tahsil ve terbiye itibarıyla yükseldikçe, fikirlerini o nisbette Kur’ân’a dayandırıyorlar.”

(M. Asım Köksâl, İslâm Tarihi, 8.c., 853.s.)

16Haz 2020

Yaratılış Harikası Ellerimiz

Yaratılış Harikası Ellerimiz. Ellerimiz Yüce Allah’ın mükemmel yarattığı azalarımızdandır. Eller diğer azalara göre vücudun koordinasyonunda çok etkilidir. Yaratılış Harikası Ellerimiz  başlıklı yazımız ellerimizin işlev ve işleyişinin nasıl gerçekleştiğine değinmektedir.

Günlük hayatımızda sıradan gördüğümüz işlemleri yürüten Yaratılış Harikası Ellerimiz büyük bir mûcizedir. Tıp ve bilim dünyasının büyük çabalarından birini, elin bir benzerini yapay olarak meydana getirmek oluşturur. Bunun için yapılan tüm robot ellerin ortak özelliği, bunların güç açısından insan eliyle aynı performansa sahip olmalarıdır. Ancak dokunmadaki hassasiyet, mükemmel manevra yeteneği ve değişik işler yapabilme konusunda aynı şeyi söylemek mümkün değildir.

Nitekim birçok bilim adamı, insan elinin tüm fonksiyonlarına sahip robot bir elin gerçekleştirilemeyeceğini düşünmektedir.

Bilim adamı Schneebeli, bu konuda şunları söylüyor: Robot eller üzerinde ne kadar çok çalışırsam, insanların sahip oldukları ellere de o kadar çok hayran oluyorum. İnsan elinin yaptığı işin bir kısmına bile ulaşabilmemiz için daha çok zamanın geçmesi gerekiyor.

El genelde gözün ortaklığıyla işleyen bir organdır. Gözün algıladıkları beyne ulaştırılır ve beyinden gelen yeni bir komutla, el, yapacağı işe uygun olarak harekete geçer. Tabii ki bunlar çok kısa sürede ve bizim bu iş için özel bir çaba sarfetmemize gerek kalmadan gerçekleşir. Dokunma sırasında bir olağanüstülük varsa parmak ucundaki sinirler, beyne yeniden sinyal yollarlar.

Bu yeni sinyale göre değerlendirme yapılır ve elin hareketi yeniden düzenlenerek, uygulamaya konulur.

Robotlar ise ancak ya görme ya da dokunma özelliğini esas alarak hareket edebiliyorlar. Tüm bunların üstüne insanda iki elin beraber çalıştığı, hareketlerin beyin yönetiminde yapıldığı ve bu yönetimin de sinir sistemi aracılığıyla gerçekleştirildiği de eklenirse, elin sadece işleyişini anlamanın bile ne derece büyük bir çabayı gerektirdiği daha iyi anlaşılır.

Allâh bizlere, en “konforlu”, en kullanışlı ve en estetik elleri bedenimize yerleştirmiştir. Çünkü O: “Yaratandır, kusursuzca var edendir, ‘şekil ve suret’ verendir.” (Haşr s. 24)

(Michael Denton, Evolution: A Theory in Crisis, 334.s.;Yaratılış Gerçeği, 35.s.)

14Haz 2020

Fitne Devrinde Yapılacaklar

Fitne Devrinde Yapılacaklar nelerdir? Fitne devri ve ahir zaman aynı zamanda mıdır? Fitne çıktığında Peygamberimiz(s.a.v.) bize neleri yapmamızı tavsiye etmektedir? Bu ve bunun gibi birçok sorunun cevabı yazımızda.


Şüphesiz, Resûlullâh (s.a.v.) fitneler hakkında ümmetini ikaz etmiş ve fitne zuhur ettiğinde ne yapmamız gerektiğini de emir buyurmuştur. Fitnelerin yere inmesi hakkında Usâme (r.a.) şöyle demiştir: “Peygamber (s.a.v) yüksek bir mahalden Medine evleri arasında yükselen köşklere baktı da sonra: “Benim görmekte olduğum helâk yerlerini sizler görebiliyor musunuz? Ben evlerinizin aralarına dökülen fitne ve felâket mahallerini, şiddetli yağmur sellerinin açtığı yaralar gibi görüyorum.” buyurdu.” Peygamber (s.a.v.)’in bu mucizesi aynen zuhur etmiştir. Hz. Osman (r.a.)’in şehadeti ile başlayan fitneler, musibetler, fasılasız devam etmiştir. Cemel Vakâsı, Sıffin Vakâsı, Hz. Ali (k.v.)’nin katli, Hz. Hüseyin (r.a.)’in katli, Harre Vakâsı ve diğerleri bu cümledendir.


Fitne zuhûr ettiğinde ne yapmamız gerektiği hakkında ise Ebû Hüreyre (r.a.) şöyle demiştir: “Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: “İstikbâlde bir takım fitneler olacaktır. Fitne zamanında ona karışmayıp oturan kişi ayakta durandan hayırlıdır. O hengâmede ayakta duran da yürüyenden hayırlıdır. Fitne zamanında yürüyen, bilfiil fitneye koşandan hayırlıdır. Her kim fitne vukuuna muttalî olup da onu görmeye çalışırsa muhakkak onun kahrına uğrar. Her kim o fitne zamanı iltica edecek bir yer bulursa hemen oraya sığınsın fesatçılara kanmasın.”


Yine bir başka rivâyette Ebû Hüreyre (r.a.) şöyle demiştir: “Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Bir fitne olacak ki onda uyuyan kimse, uyanık bulunandan hayırlıdır. Onda uyanık bulunan, ayakta olandan hayırlıdır. O fitnede ayakta duran, koşandan hayırlıdır. Her kim o fitne zamanı iltica edecek yahut sığınacak bir yer bulursa hemen sığınsın.” Burada bir önceki rivayete göre uyuyan kimsenin uyanık olana göre daha hayırlı olduğu zikredilmiştir.

(Mehmed Sofuoğlu, Sahîh-i Müslim Tercümesi, 8.c., 412-414.s.)

10Haz 2020

Kadın Hangi Şartlarda Çalışabilir?

Kadın Hangi Şartlarda Çalışabilir? Kadınların çalıştıkları yerlerde İslama göre nasıl davranmaları gerekir? Kadın – Erkek karma olan iş yerlerinde durum nasıl olmalıdır? Tüm bu soruların cevabı ve daha fazlasını bugünkü yazımızda sizler için derledik.


SORU: Kadın, erkeğin çalıştığı her alanda, her işte çalışabilir mi? İslâm bu konuda bir sınır çiziyor mu?

CEVAP: İslâm’da gerekli durumlarda kadının çalışmasına izin verilmiştir. Ancak bunun şartları vardır. Fabrikada veya imalathanede çalışan işçilerin hepsi kadın veya hepsi erkek iseler herhangi bir sakınca yoktur.

Bir kısmı kadın bir kısmı da erkek ise ve çalışma yerleri ayrıysa yine sakınca yoktur. Fakat halvet ve birbirine yabancı olan erkekle kadınların karışık olarak bir arada çalışmaları ve gayrımeşru yaşamaya vesile olacak şekilde bir arada bulunmaları özellikle de kadınların İslâmî tesettüre riayet etmemeleri kesinlikle haramdır.


Kadın sekreter tutmak meselesine gelince, onu tutan kimsenin durumuna göre değişir. Yani kadın sekreter bir kadın tarafından tutulmuşsa ortada herhangi bir problem yoktur. Meselâ bir kadın doktor bir sekreter tutmak isterse mutlaka kadın olması icap eder. Yabancı bir erkeğin kadın sekreter tutması ise yalnız başlarına kalmalarına vesile olacağı için caiz değildir. Sekreter tutmak isteyen kimse erkek ise bir kadını yanında sekreter olarak çalıştırıp yalnız kalmaları haramdır.


Kadın herhangi bir yerde görev alırken, ticaret yaparken ve çalışırken İslâm’ın kabul etmediği, bir erkekle kapalı bir ortamda başbaşa kalmak gibi durumların olmaması gerekir. Kadının yabancı bir erkekle baş başa kalması veya velî yada kocası olmadan 90 km’den uzak bir yere gitmesi caiz değildir. Çünkü kadının, emniyet ve şerefi çok önemlidir; görev, ticaret ve benzeri şeylerden çok üstündür. Görüldüğü gibi böyle şartların koşulması yine kadının maslahâtı içindir.


Ayrıca İslâm’a göre kadın, devlet başkanlığı gibi çok nazik görevleri yüklenemez. Hz. Peygamber (s.a.v.) bununla ilgili şöyle buyurur: “Başına bir kadını emir olarak tayin eden topluluk, felâh bulamaz.”


(Halil Gönenç, Günümüz Meselelerine Fetvâlar)

02May 2020

Çocukların Manevi Eğitimi

İhmale Gelmeyen Eğitim: Çocukların Manevi Eğitimi

Çocukların birtakım ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçlar karşılanmadan çocukların sağlıklı olması mümkün değildir. Beslenme, sevilme, sevme, eğitilme, güvende olma, öğretilme, manevi eğitim gibi ihtiyaçların giderilmesi sağlıklı bir çocuk için çok önemlidir. Bu yazımızda sadece “Çocukların Manevi Eğitimi” ihtiyacı üzerinde durmak istiyoruz. 

Dinimiz, bizlere meşru şekilde evlenerek temiz bir nesil yetiştirmeyi emretmektedir. Bu yükümlülükle, kıyamete kadar Müslüman neslinin devam etmesi hedeflenmiştir. Çocuklarımız, Allâh (c.c.)’un bize bahşettiği en güzel birer nimeti, hediyesi ve emanetidir. Bunun için Allâh (c.c.) bizleri, bu emaneti en güzel şekilde yetiştirip muhafaza etmekle yükümlü tutmuştur.

Çocuklara karşı olan sorumluluğumuza işaretle Cenâb-ı Hakk, “Ey imân edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. O ateşin başında gayet katı, çetin, Allâh (c.c.)’un kendilerine verdiği emirlere karşı gelmeyen ve kendilerine emredilen şeyi yapan melekler vardır.” (Tahrîm s. 6) buyurarak, onların asıl yaratılış gayeleri doğrultusunda dünya ve ahiretteki kurtuluşları için çalışmamızı emretmiştir. Aynı konuya işaretle Hz. Peygamber (s.a.v.) de, “Hepiniz çobansınız, hepiniz sürünüzden sorumlusunuz.” buyurmuşlardır. (Buharî)

İslâm eğitimcileri, çocukların eğitimine daha evlenmeden önce, hayırlı bir anne-baba adayı seçimi ile başlanması gerektiğini ifade ederler. Evlilikten sonra ise, çocuk doğup büyümeye başladıktan itibaren anne babanın asıl eğitim sorumluluğu başlamaktadır. Bu bağlamda, eğitim çağına göre çocuklarımızı, dünyevi bilgilerin yanı sıra dinî bilgilerle de donatıp manevi bir bilinç kazandırmalıyız. Dinimizin inanç esaslarını, akıllı ve ergen yaşa gelmiş bir müminin dinî görev ve sorumluluklarını, örneğin Kur’an okumayı, namaz kılmayı, oruç tutmayı, camiye ve cemaate gitmeyi onlara öğretip, bu sorumluluklara alıştırmalıyız. Milli değerlerin yanı sıra, Allâh (c.c.), Peygamber (s.a.v.), Kur’an, Ehl-i Beyt ve Sahabe (r.a.e.) sevgisi gibi manevî değerlerin sevgisini de onlara aşılamalıyız.

(Ahmet Gelişgen, DİB, “Kur’an’dan Öğütler 1, 2” adlı kitapta yer alan, “KUR’AN, NAMAZSIZ NESLİN TEHLİKESİNE DİKKAT ÇEKİYOR!” başlıklı makaleden alıntılanmıştır. II/134). Makalenin geliştirilmiş şekli için bkz. https://www.ahmetgelisgen.com/Makale-Detay.aspx?ID=255#20200502101 .