Genel

10Nis 2021

Gündüz Zikir Yapılacak İki Vakit

Gündüz Zikir Yapılacak İki Vakit başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Gündüz sabah namazı vâktinin girmesinden, akşam gün batımına kadar olan zaman diliminde 7 adet zikir (vird) vakti vardır. Bu yazıda ilk iki vâkitten bahsedilmiştir.

Birinci vâkit; Sabah namazı vâktinin girmesinden güneşin doğmasına kadarki süre içinde zikir yapılacak vâkittir. Bu vâkit için zikir emriyle ilgili ise âyette şöyle buyurulmuştur: “Haydi siz, akşama ulaştığınızda ve sabaha kavuştuğunuzda Allâh’ı tesbih edin.” (Rum s. 17) Yani, o vakitlerde namaz kılarak Allâh (c.c.)’u tenzih ve tesbih ediniz.

Kul, sabah namazını cemaatle kıldığı camide, yerinden ayrılmadan, gerekli zikir ve duâları yapar. Bu zikir ve duâları camide yapması daha faziletlidir. Mescitten ayrılmadan önce namazdaki oturuşunu muhafaza ederek önce on defa: “Lâ ilahe illallahu vahdehu lâ şerike leh. Lehül mülkü ve lehül hamdü yuhyî ve yümîtü ve hüve hayyün lâ yemût bi yedihil hayru ve hüve ala külli şey’in kadîr.” (Ahmed b. Hanbel) zikrini söyler. Bundan sonra hiç konuşmadan on defa İhlâs suresini okur. Konuyla ilgili rivâyet edilen Hadis-i Şeriflerde, bahsedilen fazîletin elde edilmesi için bu esnada dünya kelâmı konuşmama şartı zikredilmiştir.

Gündüzün ikinci virdi, kuşluk vaktindedir. Bu vakit Yüce Allâh’ın hakkında yemin ettiği kaba kuşluk vaktidir. Bu vâkitte en fazîletli ibâdet; kuşluk namazını kılmaktır.

Bu vâkit kuşluk namazının hakiki vâktidir. Nebi (s.a.v) şöyle buyurdu: ”Kuşluk namazı, güneş, taşlar ısınacak kadar yükseldiğinde kılınır.” Kuşluk namazından sonra kul, geçimi ile ilgili mubâh ve mendup olan işlere başlar. Yaptığı ticaretini doğrulukla, işini samimiyetle yapar. Bu vakitte maişeti için gerekli olan çalışmayı, kaba kuşluktan zevâl vâktine kadar yapar.

(Ebû Tâlib El-Mekkî, Kûtu’l Kulûb, c.1, s.117-123)

08Nis 2021

Fil Ashabının Helak Olması

Fil Ashabının Helak Olması başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Yemen padişahı Ebrehe, Beytullâh’ı yıkmak niyetiyle geldiği zaman bunu işiten Abdü’l-Muttalib dedi ki: “Ey Kureyş kavmi! Huzursuz olmayın! O, gelip bu Ev’i yıkamaz. Bunun sahibi vardır, bunu korur!”
Sonra Ebrehe geldi, Kureyş’in develerini ve koyunlarını götürdü. Abdü’l-Muttalib’in de dört yüz maya devesini beraber alıp götürmüştü. Bunun üzerine Abdü’l-Muttalib, Kureyş tâifesiyle beraber atına binip Sebîr Dağı’nın üstüne çıktı. O anda Muhammedî nûr, Abdü’l-Muttalib’in alnında hâle gibi çevre bağlayıp Mekke üzerine ışık saldı. Abdü’l-Muttalib, bu hâli görünce Kureyş topluluğuna dedi ki: “Dönün, Mekke’ye gidelim! Zafer bizimdir. Her ne zaman bu nûr benim alnımda çevre bağlasa zafer bizim olur.”
Mekke’ye gidince, Ebrehe’nin kendi kavminden kumandan tayin edip bir miktar adamla birlikte gönderdiği bir kişi geldi ve Abdü’l-Muttalib’i görür görmez dili dolaştı, aklı başından gidip yere düştü. Aklı başına gelince Abdü’l-Muttalib’e secde etti ve: “Ben şehâdet ederim ki, sen Kureyş tâifesinin seyyidisin” dedi.
Ebrehe Mekke’ye girip yıkmaya kastettiğinde fili de beraberindeydi. Mekke’ye gelince fil hemen bir yere çöküp yattı. Dövmeye başladılar, fakat çöktüğü yerden kaldıramadılar. Sonunda filin başını Yemen tarafına çevirdiler, hemen ayağa kalktı.
Ondan sonra Hâkk Te‘âlâ, deniz tarafından Ebâbil kuşlarını Ebrehe’nin askerinin üzerine gönderdi. Her kuşta mercimek büyüklüğünde üç tane taşcağız vardı. Biri ağzında, ikisi iki ayağında idi. Kuşlar taşları Ebrehe askerinin üzerine bıraktığı zaman, taşlar her kime dokunursa helâk ederdi. Bunun üzerine askerler oradan çıkıp kaçmaya başladılar. Yollarda kırılıp döküldüler. Ebrehe de çirkin bir hastalığa tutuldu. Parmaklarının uçları çürüyüp düştü; kanlar ve irinler aktı. Sonunda yüreği çatlayıp öldü.
(İmâm Kastalânî, Mevâhib-i Ledünniyye, c.1, s.44)

kz

 

12Mar 2021

Âdetin delâletiyle mana-i hakikî terk olunur.

Âdetin delâletiyle mana-i hakiki terkolunur

Bir söz söylenince önce hakiki manasına haml olunur. Fakat hakiki mana aklen, şer’an veya âdeten sorunlu olursa (metruk veya mehcur olursa), -kelamın imali ihmalinden evladır- kaidesince mecaza gidilir.

Misal, “Et yemeyeceğim” diye yemin eden kimse balık yese yemini bozulmaz. Çünkü balığa âdeten “et” denmez.

11Mar 2021

Ezmanın tagayyuru ile ahkâmın tagayyuru inkâr olunamaz.

Ezmanın tagayyuru ile ahkâmın tagayyuru inkâr olunamaz.

Ezmanın tagayyürü ile ahkâmın tagayyürü inkâr olunamaz.

Yani nass ile (ayet hadislerin açık ve kesin beyanlarıyla) sabit olmayan ve küllî hükümlerden olmayan (zulmün her zaman yasak oluşu gibi) cüz’î hükümler, zamanın değişmesiyle değişebilir.

04Şub 2021

Aziz Şehit İskilipli Atıf Hoca

Aziz Şehit İskilipli Atıf Hoca başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

1876’da Çorum’un Tophane köyünde doğan Atıf Efendi, İlk tahsilinin ardından İstanbul’a gelmiş, 26 yaşında iken 1902’de en iyi derece ile icâzet almıştır. 1902’de imtihânla Dârü’l-Fünûn (Üniversite)’nin “ilahiyat” kısmına ikinci olarak girmiştir. Üç yıl sonra üniversiteyi bitirip Kabataş Lisesi “Arapça” muallimliğine tayin edilmiştir. 1910’da Medreseler Müfettişi olmuştur.
Bu arada Çorum’dan aday olup mebus seçileceği sırada ittihatçıların hıyanetine maruz kalarak, 31 Mart Vak’ası’nda ve Mahmut Şevket Paşa’nın katlinde dahil olduğu ileri sürülüp beş buçuk yıl sürgün hayatı yaşamıştır. İttihatçıların devleti batırmaları sonucu İstanbul’a dönmüş ve Şeyhülislâmlığa verdiği istida ile 1 Ocak 1919’da Dârü’l-Hilâfet’l-Aliyye Medreseleri İbtidaî Dahil Medresesi genel müdürü olmuştur.
1340 (1924) tarihinde “Frenk Mukallitliği ve Şapka” adlı bir risale yazmış ve neşrinden 1,5 yıl sonra evinden alınıp Polis Müdüriyetine getirilmiştir. Akabinde Giresun İstiklâl Mahkemesi’ne sevk ile burada muhakeme edilmiştir. Kitabın yazılmasından sonra, yani 25 Kasım 1925’te çıkan Şapka Giyilmesi Hakkında Kanun’a muhalefetten mahkeme edilmişse de suç unsuru bulunmadığından serbest bırakılmıştır. Fakat akabinde Ankara İstiklâl Mahkemesi tarafından tekrar tutuklanmıştır. Yeni rejim kurban istediğinden Atıf Efendi, zorla suçlu çıkarılmış ve 3 Şubat 1926’da yapılan muhakemede, mahkeme başkanı müdafaasını isteyince: “Hacet yok, efendim. Müdafaa etmeyi gerektirecek bir günâhımız olmadığı esasen ortaya çıkmıştır. Vicdanınızın vereceği hükme intizâh ediyorum.” demiştir.
Aslında, müdafaa hazırlanmış fakat rüyasında Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’i görüp, O (s.a.v.)’in “Kendisine kavuşmaktan kaçınıp, müdafaa hazırlamakla mı meşgul” olduğu tarzındaki hitabı karşısında bundan vazgeçmiştir, idama mahkûm edilmesi üzerine 4 Şubat 1926 Perşembe günü şafağında hükmü infâz edilmiştir.
(www.mevlanatakvimi.com)

01Şub 2021

Kurtuluşa Eren Topluluk

Kurtuluşa Eren Topluluk. Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’in: “Kurtuluşa eren fırka bana ve ashabıma uyan fırkadır” anlamındaki hadîs-i şerîfin müjdesine eren mutlu fırka Ehl-i Sünnet fırkasıdır.

Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’e: “Kurtuluşa eren fırka hangisidir” diye sorulduğunda: “Benim ve Ashabımın bulunduğu yola uyanlardır’’ buyurmuşlardır. Saadet devrinden günümüze kadar, Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’in ve Ashâbı (r.a.e.)’nin yoluna tabî olup ayrılmamayı şiar edinen, Ashâb-ı Kirâm (r.a.e.)’e saygılı davranıp onlar hakkında küfür, yalancılık ve adâletsizlik gibi çirkin saldırıda bulunmayanlar ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in: “Ashâbım yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız hidâyete erersiniz” buyruğuna sımsıkı bağlı bulunan, onun mübarek sünnetini bizlere aktaran Ashâbı (r.a.e.)’i seven, îmân ve adâletlerinden şüphe etmeyen tek fırka Ehli Sünnet ve’l-Cemaat fırkasıdır. Bu sadakat ve bağlılıklarından dolayı onlara hadis ve sünnet ehli denilmiştir.
Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’in: “Kurtuluşa eren fırka bana ve ashabıma uyan fırkadır” anlamındaki hadîs-i şerîfin müjdesine eren mutlu fırka Ehl-i Sünnet fırkasıdır. Çünkü bu fırka ümmetin selefi hakkında kötü söz söylemez. Başta raşid halifeler olmak üzere Ashâb-ı Kirâm’ın, muhacir ve ensar (r.a.e.) hakkında ileri geri konuşanları dinden çıkmış kafir olarak kabul ederler. Kezâ Tabiin’e, Tebe-i Tabiin’e ve bu ümmetin saygın ve salih alimlerine asla saygısızlık etmezler. Kıble ehlini küfürle itham etmezler. Ancak bilerek küfrü gerektiren bir fiili veya sözü sarfeden kişileri de kafir kabul ederler. Bu ümmetin imânla ahirete intikâl edenlerini daima hayırla yad eder ve bunu vacip kabul ederler. Bu konuda Cenâb-ı Hâkk şöyle buyurur: “Onlardan sonra gelenler ise şöyle derler: “Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce îmân etmiş olan kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde, îmân edenlere karşı hiçbir kin tutturma! Ey Rabbimiz! Şüphesiz sen çok esirgeyicisin, çok merhametlisin.” (Haşr s. 10)
(Mehmed Çağlayan, Ehl-i Sünnet ve Âkâidi, s.84)

07Oca 2021

Nebi Efendimiz’i Sevmenin Alametleri

Nebi Efendimiz’i Sevmenin Alametleri başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Nebî (s.a.v.) Efendimiz’e tâbî olmak için sünnetini iyi bilmek gerekir. Resûlullâh (s.a.v.)’in sünnetini de muhakkikiyn ûlemadan, müçtehid ûlemadan öğrenmek gerekir. Meselâ İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe (r.a.) hazretleri, Nebî (s.a.v.) Efendimiz’i gerçekten seven bir mü’minde şu vasıfların olması gerektiğini söylemiştir:

  1. Resûlullâh (s.a.v.)’in sünnetine her hususta tam olarak ittiba edilmelidir. Hâkk Te‘âlâ hazretleri; “Andolsun, Allâh’ın Resûlü’nde sizin için; Allâh’a ve âhiret gününe kavuşmayı uman, Allâh’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.” (Ahzâb s. 21) Yani Resûlullâh (s.a.v.), bizim için örneklerin en mükemmelidir. Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz bizlere gecesiyle ve gündüzüyle apaydınlık bir din bırakmıştır, her şeyi öğreterek bu dünyadan darü’l bekâya teşrif etmiştir. Hayatın her safhasında Nebî (s.a.v.)’in sünnetine uygun olarak yaşamaya gayret sarfedilmelidir. 2. Resûlullâh (s.a.v.)’in her sözü kabul edilip hükmüne uyulmalı, her meselede Resûlullâh (s.a.v.)’in hakemliğine başvurulmalıdır. Cenâb-ı Hakk, Kur’ân-ı Kerim’de; “Allâh ve Resûlü bir iş hakkında hüküm verdikleri zaman, hiçbir mü’min erkek ve hiçbir mü’min kadın için kendi işleri konusunda tercih kullanma hakları yoktur. Kim Allâh’a ve Resûlü’ne karşı gelirse, şüphesiz ki o apaçık bir şekilde sapmıştır” (Ahzâb s. 36) buyurmuştur. 3. İnsanlar arasında Resûlullâh (s.a.v.)’in dîni olan İslâm’ı yaymaya ve tevhid bayrağını yüceltip, putperestliği ortadan kaldırmaya çalışılmalıdır. 4. Emr-i bi’l ma’ruf nehy-i anil münker yapmak. Yani doğruyu emretmeli, kötülükten sakındırmalıdır. 5. Mü’min, Nebî (s.a.v.)’in yüce ahlâkıyla ahlâklanmaya çalışmalıdır. 6. Nebî (s.a.v.)’e daima salât-ü selâm getirmelidir. 7. Nebî (s.a.v.)’in huzurunda yüksek sesle konuşmamalıdır. Resûlullâh (s.a.v.)’in huzurunda yüksek sesle konuşmama ifadesi ile belirtilen edeblerden birisi de Nebî (s.a.v.) Efendimiz bir hüküm verdiği zaman hiçbir yorum yapmadan sessizce dinlemektir.
    (Ömer Muhammed Öztürk, Sohbetler, c.2, s.34)