Genel

05Haz 2021

Az Gülüp Çok Ağlayanlar

Az Gülüp Çok Ağlayanlar başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Geçmiş büyüklerin bir ahlâkı da az gülmeleri, ellerine geçen dünyalıklara sevinmemeleri idi. Dahası giysi, binit, hanım, mevki gibi dünyalıklara kavuştuklarında dünya sevdalılarının tersine ruhları daralır, âhiret nimetlerinin dünyada peşin olarak verilmiş olabileceğinden endişe duyarlardı. Öyle ya, dünya hapishanesinde olup aziz ve celil Allâh’a kavuşmaktan perdeli bulunan bir Allâh (c.c.) sevdalısı, bir dünyalıkla nasıl sevinebilir? Hapishaneye düşüp evinden ve ailesinden uzak kalan kişinin dünyası karardığı gibi Allâh dostları da uzun yaşamları, bu dünya hapishanesinde uzun süre tutsak olup Rablerine kavuşamadıkları için burukluk hissederler. Hadîs-i şerîfte Peygamber (s.a.v.)’in şöyle buyurduğu aktarılmıştır:
“Ruhumu kudret elinde bulunduran Allâh (c.c.)’a yemin ederek söylüyorum sizler benim bildiklerimi bilseydiniz az güler çok ağlardınız, yataklarda kadınlarınızdan zevk almazdınız, sahralara çıkar ah-u enin edip aziz ve celil Allâh’a yalvarırdınız.” Abdullah b. Mes’ûd (r.a.) şöyle demiştir: “Önünde cehennem varken gülene, arkasından ölüm kovalarken şakıyana şaşıyorum.” Hasan-ı Basrî (r.a.) ile karşılaşan, onu korku ve derin bir endişe içinde gördüğünden az önce başından büyük bir musibet geçmiş olabileceği duygusuna kapılırmış.
Fudayl b. Iyâz (r.âleyh) şöyle demiştir: “Gülen niceleri vardır ki kefenleri çamaşırcıdan çıkmış satışa bile sunulmuştur!” Sabit el-Bunânî (r.âleyh) şöyle demiştir: “Gülen bir mü’minin muhakkak o anda ölüm hatırında yoktur.” Amir b. Kays (r.âleyh) şöyle demiştir: “Dünyada çok gülen cehennemde çok ağlayacak demektir.” Saîd b. Abdülâziz ile Gazvan er-Rekkâşî (r.âleyh) kırk yıl, vefâtlarına dek gülmemişlerdi. İbn-i Merzûk (r.âleyh) şöyle demiştir: “Günâhlarının ağzında tat bırakmadığını, kendisini üzdüğünü iddia edip ardından bal ile yağı karıştırıp yiyen yalancıdır!”
(İmâm Şaranî, Selef-i Sâlihîn’in, Evliyâullah’ın Yüce Ahlâkı, s.62-64)

25May 2021

Helal Kazancın Önemi

Helal Kazancın Önemi başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Efendimiz (s.a.v.)’in bizlere vasiyetlerinden biri de, kendilerini ibâdete veremeyen din kardeşlerimizi (iç huzuru ve rahatlığı ile hayatlarını sürdürmek için) helâlinden kazanç yolunda yürümeye, alışveriş, ölçme, biçme ve terazi ile tartıda doğru olmaya, dünya işlerindeki kazançlarıyla, üstün lezzet taşıyan yiyecekleriyle, güzel giyecekleriyle övünmeyip Allâh (c.c.) ve Resûlü (s.a.v.)’in gösterdiği şer’î yoldan başka bir yolda yürümemeye, israfa değil, basitliğe ve sadeliğe yönelmeye heveslendirmemiz hakkındadır.
Dünyayı bir çoğalma ve öğünme vesilesi yaparak dünya sevgisini kazanmaya çalışanlar, sapa yoldan servet edinenler, şeriatın göstermiş olduğu sınırı aşmış olurlar. Çünkü helâl bir kazanç, hiçbir zaman keyfî harcamalarla, daha açık bir deyimle israfla bağdaşmaz.
“Nefsimi elinde tutana and içerim ki, bir kimse haram yoldan mal kazandığı sürece, vereceği sadaka kabul edilmeyeceği, yapacağı harcamaların bereketi olmayacağı gibi bunları arkasında bıraktığı takdirde kendisinin ateşe yaklaşmasını hızlandırırlar. Çünkü kötülüğü, kötülük silip temizleyemez, kötülük ancak iyilikle silinebilir.” (İmâm Ahmed)
“İnsanlar öyle bir zamana erişeceklerdir ki, haram kazancı umursamaz olacaklardır. İşte o zaman Hakk Te‘âlâ o insanların hiçbir duasına icabet etmeyecektir.” (Buhârî)
Efendimiz (s.a.v.)’e, insanların çoğunlukla ateşe girmelerine sebep olan şeyin ne olduğu sorulduğunda, Efendimiz (s.a.v.), “İnsanları çoğunlukla ateşe çeken sebep ağız ve edep yerleridir” buyurmuşlardır. (Tirmizî) İbn Hibban (r.a.) rivâyet ediyor: “Vücudundaki etini haram kazançla besleyip geliştiren bir kimseyi Hakk Te‘âlâ cennetine sokmaz.” “Haram bir besinle beslenen bir vücud, cennete giremez.” (Taberanî)
(İmâm Şa’rânî, El-Uhud’ul Kübrâ, s.348-847

10Nis 2021

Gündüz Zikir Yapılacak İki Vakit

Gündüz Zikir Yapılacak İki Vakit başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Gündüz sabah namazı vâktinin girmesinden, akşam gün batımına kadar olan zaman diliminde 7 adet zikir (vird) vakti vardır. Bu yazıda ilk iki vâkitten bahsedilmiştir.

Birinci vâkit; Sabah namazı vâktinin girmesinden güneşin doğmasına kadarki süre içinde zikir yapılacak vâkittir. Bu vâkit için zikir emriyle ilgili ise âyette şöyle buyurulmuştur: “Haydi siz, akşama ulaştığınızda ve sabaha kavuştuğunuzda Allâh’ı tesbih edin.” (Rum s. 17) Yani, o vakitlerde namaz kılarak Allâh (c.c.)’u tenzih ve tesbih ediniz.

Kul, sabah namazını cemaatle kıldığı camide, yerinden ayrılmadan, gerekli zikir ve duâları yapar. Bu zikir ve duâları camide yapması daha faziletlidir. Mescitten ayrılmadan önce namazdaki oturuşunu muhafaza ederek önce on defa: “Lâ ilahe illallahu vahdehu lâ şerike leh. Lehül mülkü ve lehül hamdü yuhyî ve yümîtü ve hüve hayyün lâ yemût bi yedihil hayru ve hüve ala külli şey’in kadîr.” (Ahmed b. Hanbel) zikrini söyler. Bundan sonra hiç konuşmadan on defa İhlâs suresini okur. Konuyla ilgili rivâyet edilen Hadis-i Şeriflerde, bahsedilen fazîletin elde edilmesi için bu esnada dünya kelâmı konuşmama şartı zikredilmiştir.

Gündüzün ikinci virdi, kuşluk vaktindedir. Bu vakit Yüce Allâh’ın hakkında yemin ettiği kaba kuşluk vaktidir. Bu vâkitte en fazîletli ibâdet; kuşluk namazını kılmaktır.

Bu vâkit kuşluk namazının hakiki vâktidir. Nebi (s.a.v) şöyle buyurdu: ”Kuşluk namazı, güneş, taşlar ısınacak kadar yükseldiğinde kılınır.” Kuşluk namazından sonra kul, geçimi ile ilgili mubâh ve mendup olan işlere başlar. Yaptığı ticaretini doğrulukla, işini samimiyetle yapar. Bu vakitte maişeti için gerekli olan çalışmayı, kaba kuşluktan zevâl vâktine kadar yapar.

(Ebû Tâlib El-Mekkî, Kûtu’l Kulûb, c.1, s.117-123)

08Nis 2021

Fil Ashabının Helak Olması

Fil Ashabının Helak Olması başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Yemen padişahı Ebrehe, Beytullâh’ı yıkmak niyetiyle geldiği zaman bunu işiten Abdü’l-Muttalib dedi ki: “Ey Kureyş kavmi! Huzursuz olmayın! O, gelip bu Ev’i yıkamaz. Bunun sahibi vardır, bunu korur!”
Sonra Ebrehe geldi, Kureyş’in develerini ve koyunlarını götürdü. Abdü’l-Muttalib’in de dört yüz maya devesini beraber alıp götürmüştü. Bunun üzerine Abdü’l-Muttalib, Kureyş tâifesiyle beraber atına binip Sebîr Dağı’nın üstüne çıktı. O anda Muhammedî nûr, Abdü’l-Muttalib’in alnında hâle gibi çevre bağlayıp Mekke üzerine ışık saldı. Abdü’l-Muttalib, bu hâli görünce Kureyş topluluğuna dedi ki: “Dönün, Mekke’ye gidelim! Zafer bizimdir. Her ne zaman bu nûr benim alnımda çevre bağlasa zafer bizim olur.”
Mekke’ye gidince, Ebrehe’nin kendi kavminden kumandan tayin edip bir miktar adamla birlikte gönderdiği bir kişi geldi ve Abdü’l-Muttalib’i görür görmez dili dolaştı, aklı başından gidip yere düştü. Aklı başına gelince Abdü’l-Muttalib’e secde etti ve: “Ben şehâdet ederim ki, sen Kureyş tâifesinin seyyidisin” dedi.
Ebrehe Mekke’ye girip yıkmaya kastettiğinde fili de beraberindeydi. Mekke’ye gelince fil hemen bir yere çöküp yattı. Dövmeye başladılar, fakat çöktüğü yerden kaldıramadılar. Sonunda filin başını Yemen tarafına çevirdiler, hemen ayağa kalktı.
Ondan sonra Hâkk Te‘âlâ, deniz tarafından Ebâbil kuşlarını Ebrehe’nin askerinin üzerine gönderdi. Her kuşta mercimek büyüklüğünde üç tane taşcağız vardı. Biri ağzında, ikisi iki ayağında idi. Kuşlar taşları Ebrehe askerinin üzerine bıraktığı zaman, taşlar her kime dokunursa helâk ederdi. Bunun üzerine askerler oradan çıkıp kaçmaya başladılar. Yollarda kırılıp döküldüler. Ebrehe de çirkin bir hastalığa tutuldu. Parmaklarının uçları çürüyüp düştü; kanlar ve irinler aktı. Sonunda yüreği çatlayıp öldü.
(İmâm Kastalânî, Mevâhib-i Ledünniyye, c.1, s.44)

kz

 

12Mar 2021

Âdetin delâletiyle mana-i hakikî terk olunur.

Âdetin delâletiyle mana-i hakiki terkolunur

Bir söz söylenince önce hakiki manasına haml olunur. Fakat hakiki mana aklen, şer’an veya âdeten sorunlu olursa (metruk veya mehcur olursa), -kelamın imali ihmalinden evladır- kaidesince mecaza gidilir.

Misal, “Et yemeyeceğim” diye yemin eden kimse balık yese yemini bozulmaz. Çünkü balığa âdeten “et” denmez.

11Mar 2021

Ezmanın tagayyuru ile ahkâmın tagayyuru inkâr olunamaz.

Ezmanın tagayyuru ile ahkâmın tagayyuru inkâr olunamaz.

Ezmanın tagayyürü ile ahkâmın tagayyürü inkâr olunamaz.

Yani nass ile (ayet hadislerin açık ve kesin beyanlarıyla) sabit olmayan ve küllî hükümlerden olmayan (zulmün her zaman yasak oluşu gibi) cüz’î hükümler, zamanın değişmesiyle değişebilir.

04Şub 2021

Aziz Şehit İskilipli Atıf Hoca

Aziz Şehit İskilipli Atıf Hoca başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

1876’da Çorum’un Tophane köyünde doğan Atıf Efendi, İlk tahsilinin ardından İstanbul’a gelmiş, 26 yaşında iken 1902’de en iyi derece ile icâzet almıştır. 1902’de imtihânla Dârü’l-Fünûn (Üniversite)’nin “ilahiyat” kısmına ikinci olarak girmiştir. Üç yıl sonra üniversiteyi bitirip Kabataş Lisesi “Arapça” muallimliğine tayin edilmiştir. 1910’da Medreseler Müfettişi olmuştur.
Bu arada Çorum’dan aday olup mebus seçileceği sırada ittihatçıların hıyanetine maruz kalarak, 31 Mart Vak’ası’nda ve Mahmut Şevket Paşa’nın katlinde dahil olduğu ileri sürülüp beş buçuk yıl sürgün hayatı yaşamıştır. İttihatçıların devleti batırmaları sonucu İstanbul’a dönmüş ve Şeyhülislâmlığa verdiği istida ile 1 Ocak 1919’da Dârü’l-Hilâfet’l-Aliyye Medreseleri İbtidaî Dahil Medresesi genel müdürü olmuştur.
1340 (1924) tarihinde “Frenk Mukallitliği ve Şapka” adlı bir risale yazmış ve neşrinden 1,5 yıl sonra evinden alınıp Polis Müdüriyetine getirilmiştir. Akabinde Giresun İstiklâl Mahkemesi’ne sevk ile burada muhakeme edilmiştir. Kitabın yazılmasından sonra, yani 25 Kasım 1925’te çıkan Şapka Giyilmesi Hakkında Kanun’a muhalefetten mahkeme edilmişse de suç unsuru bulunmadığından serbest bırakılmıştır. Fakat akabinde Ankara İstiklâl Mahkemesi tarafından tekrar tutuklanmıştır. Yeni rejim kurban istediğinden Atıf Efendi, zorla suçlu çıkarılmış ve 3 Şubat 1926’da yapılan muhakemede, mahkeme başkanı müdafaasını isteyince: “Hacet yok, efendim. Müdafaa etmeyi gerektirecek bir günâhımız olmadığı esasen ortaya çıkmıştır. Vicdanınızın vereceği hükme intizâh ediyorum.” demiştir.
Aslında, müdafaa hazırlanmış fakat rüyasında Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’i görüp, O (s.a.v.)’in “Kendisine kavuşmaktan kaçınıp, müdafaa hazırlamakla mı meşgul” olduğu tarzındaki hitabı karşısında bundan vazgeçmiştir, idama mahkûm edilmesi üzerine 4 Şubat 1926 Perşembe günü şafağında hükmü infâz edilmiştir.
(www.mevlanatakvimi.com)