Genel

30Haz 2020

Aziz Şehit: İskilipli Atıf Hoca

Şapka Kanunu’ndan 18 ay önce yazdığı kitap sebebiyle darağacına gönderilen İskilipli Atıf Hoca’nın hayatını sizler için derledik.

İskilip’in Tophane köyünde doğdu. Babası, İmamoğullarından Mehmed Ali Ağa, annesi Nazlı Hanım’dır. İlk dinî bilgileri köyündeki hocalardan aldı. İskilip’te müderrislik yapan Hoca Abdullah Efendi’den bir süre ders okuduktan sonra ilim tahsili amacıyla İstanbul’a gitti. 1902’de medrese tahsilini bitirdi ve aynı yıl açılan ruûs imtihanına girerek “İstanbul Müderrisliği”ni kazandı

19 Şubat 1919’da Mustafa Müderrisîn Cemiyeti’nin İkinci Başkanlığına tayin edildi. Cemiyet, 24 Kasım 1919’da Genel Kurul Toplantısında alınan karar gereğince Teâlî-i İslâm Cemiyeti adını aldı ve Başkanlığa Âtıf Efendi getirildi. Cemiyet, ilk olarak İzmir’in Yunanlılar tarafından işgalini protesto eden bir beyanname yayımladı. İskilipli, işgal kuvvetlerine ve yeni bir tehlike olarak ortaya çıkan Bolşevizm’e karşı olan beyannamelere de imza attı. Anadolu’nun çeşitli merkezlerinde şubeleri açılan Teâlî-i İslâm Cemiyeti pek çok kitap bastırarak dağıttı ve köylü çocuklarının bilgilendirilmelerine öncülük etti. Ayrıca bir ilmihal ile İslâm tarihi kitabı hazırlattı.

1924’te yazıp Maarif Vekâleti’nin (Milli Eğitim Bakanlığı’nın) ruhsatı ile bastırdığı Frenk Mukallidliği ve Şapka adlı risalesi yüzünden daha sonra yargılandı. Söz konusu eserini, ilgili kanunun çıkmasından yaklaşık bir buçuk yıl önce yazmış olması ve suçunun sabit görülmemesi üzerine berat ettiyse de serbest bırakılmayarak İstanbul’a getirildi, oradan da tekrar Ankara’ya gönderildi. 1926 yılı başlarından itibaren Ankara İstiklâl Mahkemesi tarafından tutuklu olarak yargılandı. İskilipli Atıf Hoca‘nın Bir gece rüyasında Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’i görmesi üzerine hazırladığı savunmaları yırtarak zaten kendisi hakkındaki kesinleşmiş hükme itiraz etmedi. Savcı Necip Ali’nin iddia makamı olarak istediği üç yıllık kürek cezasına karşılık mahkeme heyetince idama mahkûm edildi. 4 Şubat 1926’da Ankara’da Eski Meclis binası yakınlarındaki Karaoğlan Çarşısı’nda Babaeski müftüsü Ali Rızâ Efendi ile beraber idam edildi.

(İslâm Alimleri Ansiklopedisi)

28Haz 2020

Ashab’ın Sözlerine Müracaat Etmek

Ashab’ın Sözlerine Müracaat Etmek başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.


İbn Hazm ve ona uyan Zâhiriler, ilimden yalnızca şu sözü ezberlemişlerdir: “Allâh Resûlü (s.a.v.)’in sözü dışında kimsenin sözü huccet ve delil değildir.” Bu söz kendi mânâsıyla doğrudur. Fakat bunlar ondan batıl bir mana kasdetmişlerdir.


Evet teşrî ve tesis (hüküm koyma ve icra etme) cihetiyle huccet ve delil Allâhü Te‘âlâ’nın ve O’nun Resûlü (s.a.v.)’in sözleridir. Fakat bu sözler bize Ashâb-ı Kiram (r.a.e.) aracılığıyla gelmiştir. Bu durumda onların rey ve tefsirlerini nazar-ı itibara almadan, yalnızca kendi görüşümüzle biz bu sözlerin mânâ ve maksadlarını nasıl anlayabiliriz? Onların rey ve görüşü, bizim rey ve görüşümüze ışık tutar ve istikâmet verir. Onların rey ve görüşü nûr, îmân, hikmet, ilim, marifet, Allâh (c.c.) ve Resûlü (s.a.v.)’i anlama, ümmete karşı iyilik, şefkat ve nasihâtle dolu kalplerden kaynaklanmıştır.

Onların kalpleri birlikte yaşadıkları Hz. Peygamber (s.a.v.)’in kalbi gibidir. Aralarında ne uzaklık, ne de vasıta yoktur. İlim ve îmânı taptaze haliyle nübüvvet penceresinden almışlar, aldıklarına bizimki gibi ne belirsizlik karışmış, ne yabancı madde girmiş, ne de heva ve heves onları bozmuş veya kirletmiştir. Bundan dolayı Ebû Hanîfe (rh.a.), sahâbenin eserlerine, söz ve fiillerine en büyük itibarı göstermiş, Allâh Resûlü (s.a.v.)’in sözlerini kendi reyiyle değil, onların reyiyle tefsir etmiştir. İbn Hazm ve Zâhiriler ise, Allâh (c.c.) ve Resûlü (s.a.v.)’in sözlerini kendi oluşturdukları kişisel reyleriyle tefsir etmişler, sahâbenin eserlerini ise kulaklarının arkasına atmışlardır.


(Eşref Ali Et-Tehânevî, Hadislerle Hanefi Fıkhı, 15.c., 299-300.s.)

27Haz 2020

Saçın Bir Kısmını Traş Edip, Bir Kısmını Bırakmak Mekruhtur

27 Haziran 2020 Mevlana Takvimi’nde bugünkü konumuz “Saçın Bir Kısmını Traş Edip, Bir Kısmını Bırakmak Mekruhtur” adlı konudur. Bununla ilgili hadislerde saçın ne şekilde kesileceği ile ilgili bilgiler verilmiştir.

Saçı uzatıp, sağına soluna ayırmak sünnettir. Çünkü Peygamber (s.a.v.) Efendimiz saçlarını ayırdı ve Ashâbı (r.a.e.)’e de böyle emreyledi. Bunun böyle olduğunu Ashâb-ı Kiram (r.a.e.)’den yirmiden fazlası bildirdi. Saçın bir kısmını traş edip, bir kısmını bırakmak mekruhtur. Zira Peygamber (s.a.v.) Efendimiz bunu yasak etmiştir.


Yalnız tepe ve enseyi traş etmek (tamamen kesmek) de mekruhtur. Ancak kan aldırmak için olursa, kazınabilir. Kafayı ve enseyi dibinden kazıyarak traş etmek Mecusîlerin yaptıkları işlerdendir. Kan aldırırken sadece o bölgeyi traş etmek ise zarurettir.


Saçı siyah boya ile boyamak mekruhtur. Zîra Hasan (r.a.) böyle olduğunu bildirdi ve “Peygamber (s.a.v.) Efendimiz: “Beyaz saçlarını siyaha boyayıp rengini değiştiren bir kavim için, kıyâmet günü yüzleri siyah olur.” buyurdu” dedi. İbn-i Abbâs (r.a.)’den bildirilen bir hadîs-i şerifte Peygamber (s.a.v.) Efendimiz: “Onlar Cennetin kokusunu koklayamazlar.” buyurdu.


Sürme çekmek sünnettir. Zîra Enes bin Mâlik (r.a.) Resûlullâh (s.a.v.)’den şöyle bildirir ki, Resûlullâh (s.a.v.) sürmeyi tek olarak çekerdi. Enes bin Mâlik (r.a.)’in bildirdiğine göre, Resûlullâh (s.a.v.) sağ gözüne üç, sol gözüne iki mil sürme çekerdi. İbn-i Abbâs (r.a.)’ın bildirdiğine göre Resûlullâh (s.a.v.) gözlerine üç mil sürme çekerlerdi.


İnsan, Allâhü Te’âlâ’dan korktuktan, ona tevekkül ve îtimad ettikten sonra sefer ve hazerde yedi şeyi yanında bulundurması iyidir. Bunlar: Temizlik malzemesi, sürmedân, tarak, misvak, makas, bâzı haşeratı öldürmek ve elini her şeye sürmemek için özel bir tahta parçası ve güzel kokulu yağ şişesi. Zira Âişe-i Sıddîka (r. anhâ)’nın bildirdiği gibi, Resûlullâh (s.a.v.) güzel kokulu yağı yanlarından eksik etmezlerdi.

(Seyyid Abdülkadir Geylani, Günyetü’t-Talibin, 26-27.s.)

26Haz 2020

İslam’da İlmin Fazileti

İslam’da İlmin Fazileti başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.


Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in ilmi öven ve teşvik eden sözleri kitapları dolduracak kadar çoktur. “İlim, Çin’de de olsa, alınız.”, “Beşikten mezara kadar ilim talep ediniz!”, “Yarın ölecekmiş gibi âhirete ve hiç ölmeyecekmiş gibi dünyâ işlerine çalışınız.”, “Bilerek yapılan az bir amel, bilmeyerek yapılan çok amelden daha iyidir.”, “Şeytânın bir âlimden korkması, câhil olan bin âbidden korkmasından daha çoktur!” mealindeki hadîs-i şerîfler meşhurdur. Bu hadîslerde dinî veya dünyevî ilimler tefriki yapılmamaktadır. Çünkü İslâm dîninin öğrenilmesini mecbur ettiği ilimlere dinî ve dünyevî ilimlerin ikisi de dâhildir. Bu sebeple bunların hepsine Ulûm-i İslâmiyye (İslâmî ilimler) denir.


Din bilgileri zamanla değişmez. Fıkıhdaki hükümlerde, yine fıkhın gösterdiği özürlerle, fıkhın bildirdiği değişikliklerden ve kolaylıklardan istifâde olunur. Din bilgilerinde dinde otorite sahibi olmayanların düşünceleri, görüşleri muteber olmadığı gibi otorite olanların bile delillere uymayan şahsî düşünceleri muteber değildir. Halbuki aklî (tecrübî) ilimlerde değişiklik, yenilik, ilerlemek caiz ve lâzımdır. “İlim ve hikmet, Mü’min’in yitik malıdır. Nerede bulursa alır” hadîs-i şerîfi bunu bildirmektedir. Erkek ve kadın her Müslümanın, kelâm, fıkıh ve ahlâk bilgilerini, lüzumu kadar öğrenmesinin farz-ı ayn olduğunu İbn Âbidîn (rh.a.), Reddü’l-Muhtar mukaddimesinde bildirmektedir. Fazlasını öğrenmek, farz-ı kifâyedir. Yani bir beldede bir kişi bunları öğrenirse, diğer insanlar bunları öğrenmek mükellefiyetinden kurtulur. İslâmî İlimler’in tecrübî ilimler denilen ikinci kısmını öğrenmek herkes için farz-ı kifâyedir. Yani bir beldede belirli sayıda kimse bu ilimleri öğrenirse, diğer insanlar bunları öğrenmek mükellefiyetinden kurtulur. Sözgelişi bir şehirde bir tabip, bir mühendis, bir gramer âlimi vs. bulunmazsa, o beldede bulunan bütün insanları ve bu imkânı hâsıl etmeyen hükümet adamlarını, İslâm dini günahkâr sayar.


(Prof. Ekrem Buğra Ekinci, İslâm Hukuku, 12-14.s.)

25Haz 2020

Resulullah Efendimiz’i Rüyada Görmenin Yolları

Resulullah Efendimiz’i Rüyada Görmenin Yolları. Resulullah Efendimiz’i rüyada görmek için yapılması gerekenlerin derlendiği yazımızı istifadenize sunuyoruz.


İmâm Kastalânî Hazretleri’nden rivâyet olundu ki: Kim, Cuma geceleri Fîl Sûresi’ni bin kere okur ve bin kere de Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Hazretleri’ne salavat okursa; o kişi Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Hazretleri’ni rü’yâda görür. (Saâdetü’d-Dareyn, 526.s.) Ayrıca kim, Fîl Sûresi’ni yazar ve üzerinde taşırsa; düşmanlara karşı büyük bir koruma altına girmiş olur. Düşmanları aslâ ona kötülük yapamazlar.

Düşmanlarına karşı Allâhü Te’âlâ Hazretleri ona yardım eder.
Hasan Basrî Hazretleri’nden rivâyet olundu. Buyurdular ki: “Kim, Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Hazretleri’ni rü’yâda görmek istiyorsa; dört rek’at namaz kılsın. Namazın her rek’atinde Fâtiha-i şerîfeden sonra zammi sûre olarak şu dört sûreyi okusun: Duha, İnşirah, Kadir, Zilzâl.


Namazda ka’de-i âhire (son oturuşa) oturduğu zaman; Ettehıyyatü’den sonra Salli ve Barik dualarını yetmiş kere okusun. Sonra selâm versin. Uyku basıncaya kadar hiç konuşmasın. Hep Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Hazretleri’ne salât-ü selâm okusun. Bu kişi Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Hazretleri’ni rü’yâda görür.

Her kim iki rek’at namaz kılar. Her bir rek’atte Fâtiha-i şerîfe ve İhlâs sûresini iki yüz kere okur. Namazı bitirdikten sonra üç kere;
“Ya Allâh ya Rahman ya Muhsin ya Mucmil ya Mun’imu ya Mutefaddılü…” der. Sonra bu isimleri beyaz bir kâğıda yazar. Ve uyurken başının altına koyarsa muhakkak Peygamber Efendimiz Hazretleri’ni rüyada görür.


İmam Senûsî Hazretleri “Mücerrabât”ında ve İmam Hâruşî Hazretleri de “Künûzü’l-Esrâr” kitabında zikretmiştir. Veya iki rek’at namaz kılar. Her re’katte İhlâs Sûresi’ni yüz kere okur. Yukarıdaki duaya şunu ekler: “Erinî veche Muhammedin Sallallâhü aleyhi ve sellem” “Allâh(c.c.)’ım Muhammed Mustafa (s.a.v.) Hazretleri’nin mübârek yüzünü bana göster!” diye dua eder ise Peygamber (s.a.v.)’i rü’yada görür.


(Yusuf Nebhâni, Saâdetü’d-Dareyn, 526-527.s.)

23Haz 2020

Cimrilikten Kaçının

Cimrilikten kaçının. Cimrilik dünya hayatımızda malı paylaşamama hırsından kaynaklı bir hastalıktır. Cimrilik önceki ümmetlere helak sebebi olduğundan çok dikkat edilmesi gerekmektedir. Cimrilik ile ilgili yazımızı istifadenize sunuyoruz.


Dünyanın fitneleri çok ve afakları geniştir. Fakat mallar dünya fitnelerinin en büyüğü, meşakkâtlerinin en baskını ve korkuncudur. Maldaki en büyük fitne, herkes mala muhtaç olduğundandır. Mal elde edildiği zaman, onun fitnesinden kurtuluş yoktur. Eğer mal yok olursa, küfre götürmesi pek yakın olan fakirlik meydana gelir. Eğer mal olursa sonucu zarardan başkası olmayan saldırganlık meydana gelir. Kısacası mal, fayda ve âfetlerden uzak değildir. Dünya malının faydaları insanı kurtarıcı, âfetleri ise helâk edicidir. Helak edici sebeplerden biri de cimriliktir.


Cimrilikle alakalı birçok âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîf de bulunmaktadır: “Cimrilikten kaçının! Çünkü sizden önce gelen ümmetleri helâk eden cimriliktir. Cimrilik onları, birbirlerinin kanını akıtmaya, birbirlerinin namus ve malını helâl saymaya zorladı.” (Nesâî)


“Allâh (c.c.)’un fazlından kendilerine verdiği şeye cimrilik edenler, onu kendileri için hayırlı sanmasınlar. Aksine o kendileri için bir şerdir. Cimrilik ettikleri şeyler, kıyâmet günü boyunlarına dolanacaktır.” (Âli İmran s. 180)

Hz. Peygamber (s.a.v.) zamanında biri öldürüldü. Bir kadın onun için ağlarken “Ey şehid!” diye bağırdı. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle dedi: “Onun şehid olduğunu nereden biliyorsun? O, kendisini ilgilendirmeyen konularda konuşur veya önemsiz bir şeyi vermekte cimrilik yapardı!” (Beyhâkî)


Bir kadın, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in yanında “Oruç tutar, namaz kılar, ancak onda cimrilik vardır” diye övüldü. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle dedi: “O vakit onun hayırlı olması nerede?”
Peygamber (s.a.v.) Efendimiz şu şekilde duâ etmiştir: “Ey Allâhım! Ben cimrilikten sana sığınıyorum. Korkaklıktan sana sığınıyorum. Bunama derecesine gelen yaşlılıktan sana sığınıyorum.” (Buhârî)

(İmâm-ı Gazâlî, İhyâ’u Ulûm’id-din, 3.s., 545.s.)

22Haz 2020

Namazın Sünnetleri – 2

Namazın Sünnetleri. Namazın sünnetlerinin bir kısmını dün sizlerle paylaşmıştık, konumuzun devamı olan bugünkü yazımızda ise namaz içerisinde gerçekleşen bazı fiillerimizin Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetlerinden geldiğini öğrenmekteyiz.

  1. Tesmiin arkasından imâm, imâma uyan ve yalnız başına kılan kimsenin Tahmîd etmesi (Rabbena leke’l-hamd demek),
  2. Yalnız başına kılan kimsenin Tesmi ve Tahmîd’i gizli yapması. İmâmın Tesmii, Tekbirler gibi açıktan yapması,
  3. Kıyamda iki ayağın arasını dört parmak kadar açık bulundurmak,
  4. Rükû hâlinde dizlerini elleriyle tutmak,
  5. Diz tutmakta parmaklarını açık bulundurmak,
  6. Dizlerini rükûda dik tutmak,
  7. Rükûda arkasını düz tutmak. (Rükû hakkında olan bu dört sünnet erkeklere göredir. Kadınlar ellerini dizleri üzerine korlar, dizlerini tutmazlar. Parmaklarını ayrık bulundurmazlar, dizlerini bükük ve arkalarını meyilli bulundururlar.),
  8. Rükûda başını aşağı, yukarı eğmeyip doğru durmak,
  9. Kavme yapmak, yâni rüküdan doğrulup kalkmak,
  10. Secdeye varırken yere önce dizlerini, sonra ellerini, daha sonra yüzünü koymak,
  11. Secdelerden sonra ayağa kalkışta bunun aksini yapmak, yâni önce yüzünü, sonra ellerini ve daha sonra dizlerini (ellerini üzerlerine koyarak) kaldırmak,
  12. Secdelere varırken “Allâhü Ekber” demek,
  13. Secdelerden kalkarken “Allâhü Ekber” demek,
  14. Celse yapmak, yâni iki secde arasında oturmak,
  15. Secdelerde başını (yâni alnını ve burnunu) iki eli arasında yere koyup ellerini yüzünden uzak bulundurmamak, eli koyuşta el ayası yere ve parmaklar birbirine yapışık bulunmak,
  16. Secdelerde üçer tesbîh etmek (Sübhâne Rabbiye’l A’lâ demek).

(Hacı Mehmed Zihni Efendi, Muhtasar Ni’met-i İslâm, 115-116.s.)

20Haz 2020

İmansız Gitme Sebepleri

İmansız Gitme Sebepleri. Allah’ın koyduğu sınırları korumak ve emirlerini yerine getirmek imanı muhafaza için çok önem arz etmektedir. İmanımızın gitmesine sebep verecek söz, fiil ve davranışlar nelerdir? İmanımızı nasıl koruruz? Bu ve bunun gibi birçok konuya cevap niteliğinde olan yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Mü’min, Allâhü Te’âlâ’dan İslâm dininde istikamet ve günâhları için afv ve vücûdu için afiyet istemelidir. Zira dünya ni’metlerinin hepsinin üstüne afiyet ve beden sıhhâtidir demişlerdir. Allâhü Te’âlâ’dan rızâ ve tevfîk istemelidir. Bunun gibi imânın gitmesinden korkup, daima hüsn-i hatime (güzel son) istemelidir. İslâm ni’metine her zaman şükretmelidir. Bir ni’metin şükrüne devam edilirse, o ni’met daimî ve sabit olur ve artar.

Çoluk çocuğuna ve zevcelerine ilmihâlini öğretip, şeriata uymayan şeylerden korumalıdır, men etmelidir. Bunun gibi, emri altında bulunanlara da ilmihâllerini öğretip, onları korumalıdır, önce Ehl-i Sünnet itikadını, sonra amele ait ilimleri, sonra ahlâk ilmini, daha sonra da muamelât bilgilerini öğretmelidir. Bu bilgilere ilmihâl denir. Bunları bilmek herkese farz-ı ayndır. Çocuklara daha küçükken Ehl-i Sünnet itikadını ve Kur’ân-ı Kerîm okumasını öğretmeli, sünnet ettirmeli ve geçimini te’min edeceği bir iş, bir san’at öğretmelidir.

Bazı marifet sahiplerine göre imansız gitme sebepleri sekizdir:

1. İtikatte bid’at,

2. Dünya sevgisi ve makâm sevgisi gâlip olup şehvetlerine uymak,

3. Allâhü Te’âlâ’nın kullarına zulmetmek,

4. İslâm ni’metine şükrü terk etmek,

5. Dinden çıkmaktan korkmamak,

6. Beş vâkit namâzı terketmek,

7. Faiz yemek,

8. Allâhü Te’âlâ’nın velî ve sâlih kullarına düşmanlık etmek. İlmihâlini öğrenmemek, dinini kayırmamak ve dilini fuhuş olan sözlerden korumamak da imânsız gitmeye sebep olur.

(Bîrgîvî Vasiyetnamesi – Kadızâde Şerhi, s. 237)

18Haz 2020

Şeyhul Ekber Muhyiddin Arabi

Şeyhul Ekber Muhyiddin Arabi Hazretlerinin hayatını ve eserlerini konu alan yazımız Muhyiddin Arabi hazretlerinin eserlerinin ve fikirlerinin günümüze yansımalarını incelemektedir.

Ebussuud Efendi’nin Marûzât’ında zikredilmiştir ki, Ebussuud Efendi’ye “Şeyh Muhyiddîn İbnü’l-Arabî’nin “Füsûsu’lHikem” isimli eserindeki bazı sözleri şerî‘ata uymamaktadır. O eseri kendinden sonra gelenleri sapıtmak için yazmıştır. Onu okuyan mülhiddir.” diyen kimsenin sözünün ma‘nâsı nedir? Ve bu kimseye ne lâzım gelir?” diye sorulmuş. Ebussuud Efendi de: “Evet, o eserde şerî‘ata uymayan bazı sözler vardır. Bazıları bu sözleri şerî‘ata uydurmak için te’vîl etmişlerdir. Fakat biz, bu şerî‘ata uymayan sözlerin bazı Yahûdîler tarafından Şeyh Muhyiddin İbnü’l-Arabi Hazretleri’ne iftirâ edilmiş olduğunu yakînen biliyoruz. Artık bu şerî‘ata uymayan sözleri ihtiyâten okumamak vâciptir. Sultân, bunların okunmasını yasaklayan bir de emir çıkarmıştır. Buna göre şerî‘ata uymayan eserleri okumaktan, ezberlemekten ve dinlemekten sakınmak vâciptir.” diye cevâb vermiştir.

Kâmûs sâhibine Şeyh Muhyiddin Arabi hakkında sorulduğunda onu çok medh-ü senâ edip, onun fasîh ve belîğ olan sözlerini güzel bir vecih ile tefsîr ve te’vîl edip dedi ki: “Allâhım! O Şeyh-i Ekber’in i‘tikâd ve kendisiyle Hakk Sübhânehü ve Te‘âlâ Hazretleri’ne amel ve ibâdet ettiği şeylerde ve kendisinde Senin rızân olan hayırlı sözleri bize ilhâm ederek söylet! Muhyiddîn Arabî, hal ve ilim cihetinden Tarîkatın şeyhidir. Hakîkaten ve resmen erbâb-ı hakâyık ve ashâb-ı dekâyık olan kâmil, mükemmel ve vâkıf-ı esrârın imâmıdır. Yıkılmış ve harâp olmuş Ma‘ârifi fiiliyle eserleriyle, ta‘lîm ve terbiyesiyle ihyâ eden büyük bir zâttır.”

Şeyh-i Ekber, zamanında yıldızlar gibi olan âlimleri gizleyen bir buluttur ki, kendisiyle berâber meydana çıkıp şöhret bulamazlar. Ben zann-i gâlibime göre, kendilerini lâyıkıyla medh-ü senâ edemedim. Ben, kendi inandığım şeyi söylediğim takdîrde bana bir vebal yoktur. Şeyh-i Ekber’in kadrinin yüksekliğini ve şânının büyüklüğünü bilmeyip, onu şerî‘atın hudûdunu tecâvüz eden kimselerden zanneden câhilin sözüne bakma! Ve onun sözüne itibâr etme!

(İbn-i Âbidîn, c.9, s.36)

16Haz 2020

Yaratılış Harikası Ellerimiz

Yaratılış Harikası Ellerimiz. Ellerimiz Yüce Allah’ın mükemmel yarattığı azalarımızdandır. Eller diğer azalara göre vücudun koordinasyonunda çok etkilidir. Yaratılış Harikası Ellerimiz  başlıklı yazımız ellerimizin işlev ve işleyişinin nasıl gerçekleştiğine değinmektedir.

Günlük hayatımızda sıradan gördüğümüz işlemleri yürüten Yaratılış Harikası Ellerimiz büyük bir mûcizedir. Tıp ve bilim dünyasının büyük çabalarından birini, elin bir benzerini yapay olarak meydana getirmek oluşturur. Bunun için yapılan tüm robot ellerin ortak özelliği, bunların güç açısından insan eliyle aynı performansa sahip olmalarıdır. Ancak dokunmadaki hassasiyet, mükemmel manevra yeteneği ve değişik işler yapabilme konusunda aynı şeyi söylemek mümkün değildir.

Nitekim birçok bilim adamı, insan elinin tüm fonksiyonlarına sahip robot bir elin gerçekleştirilemeyeceğini düşünmektedir.

Bilim adamı Schneebeli, bu konuda şunları söylüyor: Robot eller üzerinde ne kadar çok çalışırsam, insanların sahip oldukları ellere de o kadar çok hayran oluyorum. İnsan elinin yaptığı işin bir kısmına bile ulaşabilmemiz için daha çok zamanın geçmesi gerekiyor.

El genelde gözün ortaklığıyla işleyen bir organdır. Gözün algıladıkları beyne ulaştırılır ve beyinden gelen yeni bir komutla, el, yapacağı işe uygun olarak harekete geçer. Tabii ki bunlar çok kısa sürede ve bizim bu iş için özel bir çaba sarfetmemize gerek kalmadan gerçekleşir. Dokunma sırasında bir olağanüstülük varsa parmak ucundaki sinirler, beyne yeniden sinyal yollarlar.

Bu yeni sinyale göre değerlendirme yapılır ve elin hareketi yeniden düzenlenerek, uygulamaya konulur.

Robotlar ise ancak ya görme ya da dokunma özelliğini esas alarak hareket edebiliyorlar. Tüm bunların üstüne insanda iki elin beraber çalıştığı, hareketlerin beyin yönetiminde yapıldığı ve bu yönetimin de sinir sistemi aracılığıyla gerçekleştirildiği de eklenirse, elin sadece işleyişini anlamanın bile ne derece büyük bir çabayı gerektirdiği daha iyi anlaşılır.

Allâh bizlere, en “konforlu”, en kullanışlı ve en estetik elleri bedenimize yerleştirmiştir. Çünkü O: “Yaratandır, kusursuzca var edendir, ‘şekil ve suret’ verendir.” (Haşr s. 24)

(Michael Denton, Evolution: A Theory in Crisis, 334.s.;Yaratılış Gerçeği, 35.s.)