FIKIH

29Haz 2020

Geçmiş Namazların Kazası

Geçmiş Namazların Kazası’nda kişinin çeşitli sebeplerden kılamadığı namazlardan hangisinin kaza edilip hangisinin kazasını edemeyeceği onun yerine ne yapılacağı ve namazların nasıl kaza edileceğinden bahsedilmektedir.

Beş vakit namazın edası farz olduğu gibi kazası da farzdır. Vaktinde kılmağa edâ, vaktinden sonra kıl­mağa kaza denir. Edâ nasıl tertipli (sıralı) ise kaza da tertipli olur. Geçmiş namaza “fâite” ve vakit namazına “vaktiye” denilip bunlar arasındaki tertibe dahi riayet etmek gerekir. Geçmiş namazları çok olan kimse için onları belirterek kaza etmesi şöyle olur: Vaktine yeti­şip kılamadığı (meselâ) «İlk öğleyi» yahut “Son öğleyi” diye niyet etmektir ki, her kılışta ilk yahut son kalanı kaza etmiş, böylece belirleme hâsıl olmuş olur.

Kaza, Cuma’dan gayri, beş vaktin farzları ile Vitir Namazı’na mahsustur. Nafile namazlar nevinden olan vakit namazlarının sünnetleri vaktinden sonra kaza olunmaz. Yalnız sabah namazının sünneti o günün gün yarısından (güneşin tam tepede bulunmasından) sonraya kalmamış olmak şartıyla kaza olunabilir.

Biz beş vaktin edâsıyla mükellefiz. Bir namazı özürsüz olarak vaktinden sonraya bırakmak büyük bir günâhtır ki, kaza ile silinmez. Kaza terk günâhını gide­rir, geri bırakma günâhını gidermez. Geçmiş namazla­rın kazası ile uğraşmak nafileler kılmaktan daha iyi ve daha önemlidir. Nafilelerin revâtib (vakit namazlarının sünnetleri) kısmı bundan mütesnadır.

Cuma ve Bayram namazlarında cemaat şart kılın­mış olduğundan cemaata son oturuşta da yetişeme­yen kimse bunları yalnız başına kılamaz. Cuma günü öğle vaktinde cemaat Cuma Namazı’na mahsus ol­duğundan o gün öğle namazında cemaat da olamaz. Cuma’yı kılamayan kimse Öğle’yi yalnız başına kılar. Bayram namazına yetişemeyen için onun yerini tuta­cak başka bir namaz yoktur. Bunlar kaza da olunmaz.

(Hacı Mehmed Zihni, Muhtasar Ni’met-i İslâm, 133-135.s.)

11Haz 2020

Kahinlik ve Müneccimlik Küfre Sebep Olur

Kahinlik ve Müneccimlik Küfre Sebep Olur. Başlıklı yazımızda kahin ve müneccimlik yapanların ve bunlardan yardım umanların imanı tehlike içerisinde oldukları anlatılmaktadır.


Bir hadîs-i şerîfte: “Her kim bir arrâfa veyâ bir kâhine gelir de söylediklerinde onu tasdîk ederse, Hz. Muhammed (s.a.v.)’e indirileni kâmilen inkâr etmiş olur.” buyrulmuştur.


Kahin: Çeşitli sebeplerle gaybı bildiğini iddiâ eden kimsedir. Bundan dolayı kâhin; arrâf, remmâl ve müneccim gibi birçok nevîlere ayrılır.

Arrâf; müneccimdir. Müneccim: Yıldızların doğuş ve batışıyla ileride olacak hâdiseleri bildiğini iddiâ eden kimsedir.

Remmâl: Remil denilen garip ilim yoluyla hüküm çıkaran, murad ve niyetleri haber veren kimsedir. Remil: Arabça kum demektir. Remilciler eskiden kâğıt yerine kum kullandıkları, nokta ve çizgileri parmakla kum üstüne çizdikleri için bu adı almışlardır.

Kahin: Kendisinin cinden bir dostu olduğunu ve kendisine ileride olacak hâdiseleri haber verdiğini iddiâ eden kimsedir. Bu kısımların hepsi şer‘an zemmedilmiş, bunları yapanların ve yapanları tasdîk edenlerin üzerine küfürle hükmedilmiştir.


Bezzâziye’de: “Gaybı bildiğini iddiâ eden kimse de, kâhine gidip onu tasdîk eden kimse de kâfir olur.” diye zikredilmiştir. Tatarhâniyye’de: “Bir kimse: Ben çalınan malların yerini bilirim veyâ cinlerin bana haber vermesiyle çalınan malların yerini haber veririm, dese kâfir olur.” diye zikredilmiştir.


Peygamberlerin (a.s.e.) ve bazı velîlerin ileride olacak hadiseleri haber vermeleri kehânet yoluyla değil Allâhü Te‘âlâ’nın vahiy veyâ ilhâm yoluyladır.

Gaybı bilme da‘vâsında bulunma Kur’ân-ı Kerim’in nâssına (âyetine) muârızdır. Gaybı bilme da‘vâsında bulunan kimse kâfir olur. Ancak bu gaybı bilmeyi, vahiy veyâ ilham gibi Allâhü Te‘âlâ tarafından açık veyâ delâlet yoluyla olan bir sebebe isnâd ederse kâfir olmaz.


(İbn-i Âbidîn, 9.c., 50-51.s.)

10Haz 2020

Kadın Hangi Şartlarda Çalışabilir?

Kadın Hangi Şartlarda Çalışabilir? Kadınların çalıştıkları yerlerde İslama göre nasıl davranmaları gerekir? Kadın – Erkek karma olan iş yerlerinde durum nasıl olmalıdır? Tüm bu soruların cevabı ve daha fazlasını bugünkü yazımızda sizler için derledik.


SORU: Kadın, erkeğin çalıştığı her alanda, her işte çalışabilir mi? İslâm bu konuda bir sınır çiziyor mu?

CEVAP: İslâm’da gerekli durumlarda kadının çalışmasına izin verilmiştir. Ancak bunun şartları vardır. Fabrikada veya imalathanede çalışan işçilerin hepsi kadın veya hepsi erkek iseler herhangi bir sakınca yoktur.

Bir kısmı kadın bir kısmı da erkek ise ve çalışma yerleri ayrıysa yine sakınca yoktur. Fakat halvet ve birbirine yabancı olan erkekle kadınların karışık olarak bir arada çalışmaları ve gayrımeşru yaşamaya vesile olacak şekilde bir arada bulunmaları özellikle de kadınların İslâmî tesettüre riayet etmemeleri kesinlikle haramdır.


Kadın sekreter tutmak meselesine gelince, onu tutan kimsenin durumuna göre değişir. Yani kadın sekreter bir kadın tarafından tutulmuşsa ortada herhangi bir problem yoktur. Meselâ bir kadın doktor bir sekreter tutmak isterse mutlaka kadın olması icap eder. Yabancı bir erkeğin kadın sekreter tutması ise yalnız başlarına kalmalarına vesile olacağı için caiz değildir. Sekreter tutmak isteyen kimse erkek ise bir kadını yanında sekreter olarak çalıştırıp yalnız kalmaları haramdır.


Kadın herhangi bir yerde görev alırken, ticaret yaparken ve çalışırken İslâm’ın kabul etmediği, bir erkekle kapalı bir ortamda başbaşa kalmak gibi durumların olmaması gerekir. Kadının yabancı bir erkekle baş başa kalması veya velî yada kocası olmadan 90 km’den uzak bir yere gitmesi caiz değildir. Çünkü kadının, emniyet ve şerefi çok önemlidir; görev, ticaret ve benzeri şeylerden çok üstündür. Görüldüğü gibi böyle şartların koşulması yine kadının maslahâtı içindir.


Ayrıca İslâm’a göre kadın, devlet başkanlığı gibi çok nazik görevleri yüklenemez. Hz. Peygamber (s.a.v.) bununla ilgili şöyle buyurur: “Başına bir kadını emir olarak tayin eden topluluk, felâh bulamaz.”


(Halil Gönenç, Günümüz Meselelerine Fetvâlar)

09Haz 2020

Niyete Göre Amelin Hükmü

Niyete Göre Amelin Hükmü, niyet ibadetlerin ve sair işlerin başlangıcında çok önemli bir yer tutmaktadır. Niyet bir işin sonuca ulaşıp ulaşmayacağının anahtarıdır adeta. Niyete Göre Amelin Hükmü, yazımızda niyetin önemi anlatılmıştır.

Bil ki, amel; tâatlar, günâhlar ve mubâhlar olmak üzere üç kısımdır. Bunların niyete göre durumları ise şöyledir: Günâhların hükmü niyete göre değişmez. Bu sebeple, “Ameller niyete göredir.” hadisine bakarak günâhların niyetle tâate dönüşebildiğini zannetmek yanlıştır. Böyle bir zan, aynı zamanda Şeriatı yalanlamaktır. Çünkü Şeriat haramın hiçbir suretle helâl olmadığını söylerken, bu zan, haramın niyetle helâl olabildiğini iddiâ etmektir. Bu ise bir ukalalıktır. Ukalalığın sebebi ise cahilliktir. Onun için, Sehl et-Tüsterî (rh.a) şöyle demiştir: “Allâhü Te’âlâ’ya karşı işlenen en büyük günâh, câhil kalmaktır. Câhilliğin en kötüsü de câhil olduğunu bilmemek ve bunu kabul etmemektir. Câhilliğin kötülüğünden dolayı, Allâh Resûlü (s.a.v), “İlim aramak her müslümana farzdır.” buyurmuştur.” Aranması farz olan ilim, din ilmidir. Meşru faydalar sağlayan dünya ilimleri ise toplum için farz-ı kifâye, fertler için de fazilet ve üstünlüktür.

Şer, haram ve günâhlar niyetle değişmediğine göre, “Ameller niyete göredir.” hadisi, amellerin diğer iki kısmı olan tâat ve mubâhlara yöneliktir. Çünkü tâatların kabul şartı, Allâhü Te’âlâ’ya itâat etmeye niyet etmektir. Bu niyet bulunmadığı takdirde tâat geçersizdir. Ve eğer tâatla kötü bir niyet beslenirse, o zaman da tâat günâh hâline gelir. Mubâhlar ise, sabit hükümleri bulunmadığı için niyete göre tâat veya günâh hükmünü kazanırlar.

Tevbe etmekte olduğu gibi, niyet etmekte de sadece, “Niyet ettim.” demek yeterli değildir. Bunun yanında, niyeti arzu ve istek hâlinde kalbinde duymak ve onun önemine inanmak da gereklidir. Bu duyuş ve inanış olmadıkça, tevbe de niyet de gerçekçi olmaz. Onun için Allâh Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Yalnızca dille tevbe etmek yalancıların tevbesidir.” Niyet için de hüküm budur.

(İmâm-ı Gazâlî, İhyâ-u Ulûmi’d-dîn, c.4, s.664-671)

07Haz 2020

Cuma Hutbesi

Cuma Hutbesi, müslümanların bayramı olan cuma gününün en önemli mesajlarını barındırdığı bir hutbedir.

Cuma Hutbesinin farzı ikidir:

  1. Öğle vakti girdikten sonra okunmuş olmak,
  2. Hutbede Allah’ı zikretmek.

Hutbe okumak niyetiyle Elhamdülillah veya Lâ ilâhe ilallâh yahut Sübhânallah denilse farz yerine gelmiş olursa da hutbeyi sadece bu kadarla bitirmek mekruhtur.

Hutbeyi, iki kısa hutbe olarak okumak (iki hutbe arasında oturmak) sünnettir. İki hutbeden hiç olmazsa birini okumak ise şarttır. Birinci hutbeyi, ikinci hutbeye göre daha yüksek bir sesle okumak müstehaptır.

Hatibin, hutbe esnasında hutbenin dışında bir şey söylemesi mekruhtur. Cemaat hutbe esnasında yüzünü hatibe çevirmeli, susup okunan hutbeyi dinlemelidir. Hutbe okunurken, dinleyenlerin Peygamberimiz (s.a.v.)’e salavat okumaları dahi mekruhtur.

Cemaat hutbe okunurken kolayına geldiği şekilde oturabilir. Fakat namazda oturur gibi oturmak müstehaptır.

Hutbeyi, Cuma namazı için de şart olan buluğ çağında, erkek ve akıl sahibi kimseler dinlemiş olmalıdır. Hutbeyi dinleyenlerin, seferi veya hasta olması, sağır veya uyuyor olması hutbenin sahih olmasına zarar vermez.

Hutbeyi tek kişi dinlese, daha sonra cemaat gelse ve cumayı kılsalar caiz olur.  Cemaat Cuma Namazı’nı hutbesiz kılsa; veya hutbe Cuma namazından sonra veya vaktinden önce okunsa Cuma namazı bâtıl olur. Bu durumda vakti geçmeden Cuma namazı yeniden kılınmalıdır.

Cuma namazını, hutbe okuyan kimseden başkasının kıldırması uygun değildir. Ama kıldırırsa caiz olur. Hutbeyi bir çocuğun okuyup namazı başka birisinin kıldırması caizdir. Namazla hutbe arasında (meselâ yemek yemek gibi) uzunca bir ara olmamalıdır.

İbn-i Mes’ud (r.a.) buyuruyorlar ki: “Namazı uzun hutbeyi kısa tutmak, kişinin fıkıh derecesinin yüksekliğindendir.”

(Muhammed Alaaddin b. İbn-i Abidin, Üç Boyutuyla İslâm İlmihâli, s.339-342)

25May 2020

Kazancın Çeşitleri

Kazancın Çeşitleri başlıklı yazımız rızkın nasıl ve nereden geldiğine dair kulun bu yoldaki yönelimlerini içermektedir.

Dünyada insana elbette bir kazanç yolu lazımdır. Kazancın Çeşitlerini dört maddede sıralayabiliriz.

  1. Farz olan kazanç: Ancak kendisinin ihtiyaçlarını, çoluk çocuğunun ihtiyaçlarını ve dini ihtiyaçlarını yerine getirecek kadar dünyalık kazanmak.
  2. Nâfile olan kazanç: Kendi ihtiyacından fazla olarak, bir fakirin veya bir yakınının yeme içme ihtiyacını üstlenmek. Bunun için yapılan kazanç müstehabtır.
  3. Mübah olan kazanç: Değişik gıdalarla beslenmek, semiz ve sıhhatli bir bünyeye sahip olacak kadar kazanç elde etmek.
  4. Haram olan kazanç: Mal biriktirmek ve bu kazandığı mallarla öğünmek, şerefli gözükmek ve büyüklük düşüncesiyle kazanç yapmak. (İmâm-ı Gazâli, Bidâyetü’l-Hidâye)

Kazanç yollarından birisi sanat ve meslektir. Herkes kendi sanat ve mesleğine âit emir ve yasakları bilmelidir ki, bununla satın alacağı yiyecek nurlu olsun, ibâdet lezzetini duysun ve bu kazancında bereket bulunsun. Bu kazançta, el işte, gönül Allâhü Te’âlâ’da olmalıdır. Kesb, sadece bir sebeptir. Yoksa hakîkatta rızkı veren Allâhü Te’âlâ’dır. Ama her işi sebeple yapması âdet-i ilâhîsidir. Sen rızkı, kendi çalışmandan bilme! Nitekim fetvâlarda diyor ki: Bu iki altın bilek bende oldukça, benim rızkım azalmaz demek küfürdür, böyle söyleyen kâfir olur.

Ey kardeşim! Bütün bu tehlikeler senin önündedir. O halde kendi işinle meşgul ol! Geçmişlerin, ölenlerin hallerinden ibret al. Eğer Kıyameti ve Cehennemi, şimdi gözlerinle görmediysen de azizlerin, büyüklerin vefâtlarını çok görmüşsündür. Ve ölümden kurtuluş yoktur. Ben de, sen de yakında öleceğiz. Geçici olan mevki ve makâma, nimet ve servete aldanma! Zira ölüm aniden gelir; hazırlıksız olduğun, beklemediğin ve gafil bulunduğun zamanda gelir.

(Mevlânâ Muhammed Rebhamî, Riyadü’n-Nasıhîn, s.251-315)

06May 2020

Orucun Kazası ve Kefareti

Ramazan orucu kefareti nedir ne kadardır? Oruç tutamayanlar ne yapmalı? Ramazan orucu tüm Müslümanlara farzdır. Özürsüz olarak oruç tutmamak İslam dinine göre büyük günahtır. Çeşitli nedenlerden dolayı oruç tutamayanlar ne yapmalı? Oruç kefareti nedir? Sorularının yanıtı yazımızda.

Orucun hükmü, farz kılınan bir emrin yerine getirilmesi ve âhiret için sevâp hâsıl olmasıdır. Ramazân ve kefaret oruçlarında farz oluş Hakk (c.c.)’un farz kılması iledir. Adak ve nafilelerde vâcip oluşu, kulun kendi üzerine vâcip kılması iledir.

Bozulan orucun hükmü, ya sadece kaza yahut hem kaza ve hem keffaret veyahut günün geri kalan kısmını tutmaktan ibaret olmak üzere üçtür.

Orucun kazası: Gününe gün tutmaktır.

Orucun kefareti: Keffaret niyetiyle köle azad etmek, ondan âcizse iki ay aralıksız oruç tutmak, ondan da âcizse altmış fakiri akşamlı sabahlı doyurmaktır. Doyurmak, yemek yedirmekle olduğu gibi yemeğin bedelini vermekle de olur.

Kazâ her orucun bozulmasına bağlı olup keffaret özellikle Ramazân orucunun edasının bozulmasına bağlıdır. Oruçlunun, mükellef (erginlik çağında ve akıllı) olması, geceden niyetlenmiş bulunması ve kendisine orucu bozduktan sonra semavî (yâni kendi arzusu ile değil Allâh (c.c.) tarafından) bir özür gelmemesi, ikrâh (zorlama) veya hatâ ile değil de isteyerek, bilerek ve bir zorlama altında olmaksızın orucu bozmuş olması ve orucu bozan şeyde kusur olmaması hallerinde keffaret gerekir.

Oruç bozmayı mubah kılan özürler şunlardır:

1. Hastalık,

2. Yolculuk,

3. Zorlayan bir kimsenin zorlaması ile mecburluk,

4. Gebelik,

5. Emziklilik,

6. Bitkinlik…

Oruç bozma mubâh olunca keffaret de düşmüş olur. Günün geri kalanını yapabilirse oruçlu geçirmesi iyidir. Ramazânın gündüzünde iyileşen hasta ve ikâmet eden kimse gibi Ramazân orucunu tutmakla mükellef oldukları hâlde mazeretleri sebebiyle oruca başlamamış olanlar, o günün geri kalanını vaktin hakkını kazaya benzeterek tutarlar.

(Hacı Mehmed Zihni, Muhtasar Ni’met-i İslâm, 170-171.s.)

04May 2020

Zekat Verilebilecek Ve Verilemeyecek Yerler

Zekat ile ilgili sorular, Ramazan Ayı’nın gelmesiyle birlikte sorulmaya başlandı. Soruların başında ise zekatın kime verilip verilmeyeceği var. Peki, zekat kimlere verilir, kimlere verilmez? İşte cevabı…

ZEKAT KİMLERE VERİLİR, KİMLERE VERİLMEZ?

Zekât verilecek kimseler şunlardır:

  1. Fakirler: Malı nisâbdan eksik olan kimselerdir.
  2. Miskinler: Hiçbir şeyi olmayan kimselerdir.
  3. Âmil: Zekât tahsildarıdır. Ona, işi değerince verilir.  
  4. Mükâteb: Kölelikten kurtulması için borçlu durumunda olandır.
  5. Borçlu: Borcu olup borcundan fazla nisâba mâlik olmayan veya insanlarda malı olup da alması mümkün olmayan kimsedir.                
  6. Allâh (c.c.) yolunda (fî sebîlillâh) olan kimseler: İmâm Ebû Yûsuf (rh.a.)’e göre bunlar İslâm gazilerinin, fakirlikleri dolayısı ile harbe katılamayanlarıdır. İmâm Muhammed (rh.a.)’e göre, hac yolunda (malını, parasını ve vasıtasını kaybetmiş) fakîr kimselerdir.
  7. İbn-i Sebîl: Malından ayrı düşen yolcudur. İbn-i sebîl diye adlandırılmasının sebebi, yol (sebîl) ona gerekli olduğu içindir. Her ne kadar memleketinde malı varsa da o durumda ona ulaşmaya kadir olmadığından, yolda kalmış kimsenin ihtiyâcı kadar zekât alması caizdir. İhtiyâcından fazla zekât alması helâl olmaz.

Zekât, zikredilen yedi sınıfın hepsine ve bazısına temlik yoluyla verilir. Zekât, mescidin binasına harcanmaz. Yâni zekât malı ile mescid inşâ etmek caiz değildir. Çünkü zekâtta temlik şarttır. Mescid binası ise temlik olunmaz. Nitekim köprüler inşâ etmek, yolları ıslâh etmek ve su yatakları kazdırmak; hac, cihâd ve kendisinde temlik olmayan her şeye zekât malı caiz değildir. Zekât malı ile ölünün kefenini almak ve borcunu ödemek de caiz değildir. Eğer zekât malı ile sağ olan bir fakirin borcu, o fakirin emri olmaksızın ödenirse, o ödenen borç teberru (bağış) olur.

(Molla Hüsrev, Gurer ve Durer, s.335-336)

01May 2020

Oruçlu İken İhtilam Olan Kimse Ne Yapar?

Ramazan ayında tüm Müslümanlar farz olan Ramazan orucunu tutmaktadır. Bu oruç tutulurken gusül abdesti alma ihtiyacı doğarsa, gusül abdesti almak gerekirse ne yapmalıdır?

Hz. Peygamber (s.a.v.): “… İhtilâm olan ve hacamat yaptıran kimsenin orucu bozulmaz” buyurmuştur. (Ebû Dâvûd) Ebû Sa‘îd el-Hudrî (r.a.)’in nakline göre Resûlullâh (s.a.v.): “Oruçlunun orucunu bozmayan şeyler; hacamat ve ihtilâmdır” buyurmuştur. (Tirmizî) Bu hadîsler, ihtilâm olan veya hacamat yaptıran kim-senin orucunun bozulmadığına açık bir delîldir. Ramazan günü ihtilâm olan kimse, orucunu bozarsa bakılır: Eğer bu ihtilâmla orucunun bozulmuş olduğunu zannetmiş ise, üzerine keffâret gerekmez. Fakat bununla orucun bozulmayacağını biliyordu ise, keffâret gerekir. (Eşref Ali Tehanevî, Hadislerle Hanefi Fıkhı, 7.c., 29-30.s.)

Adet Halinde Olan Kadınlar Oruç Tutabilir mi?

Muâz (r.anhâ) anlatır: Hz. Âişe (r.anhâ)’ya şöyle bir soru sordum: “Âdet hâlindeki kadın neden orucunu kazâ ederken, namazını kazâ etmiyor?” Bana dedi ki: “Biz Resûlullâh (s.a.v.) ile birlikte iken bu tip şeyler başımıza geliyordu ve bize orucu kazâ etmemiz emredilirken namazı kazâ etmemiz emredilmiyordu. (Müslim) Hz. Âişe (r.anhâ): “Resûlullâh (s.a.v.)’in zamanında böyle bir durumla karşılaştığımızda namazı kazâ etmezdik ve kazâ etmemiz de emredilmezdi” demiştir. (Ebû Dâvûd) Bu hadîs-i şerîfler âdet hâlindeki kadınların bu halde oruç tutamayacaklarına ve sonra kazâ edeceklerine açık bir delîldir. Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.)’nin nakline göre Hz. Peygamber (s.a.v.): “Kadın hayz olduğunda namâz kılıp oruç tutmaz değil mi?” buyurmuştur. (Buhârî) Hadîslerin, hayzlı kadının namâz kılamayacağı ve oruç tutamayacağına delâletleri açıktır. (Eşref Ali Tehanevî, Hadislerle Hanefi Fıkhı, 7.c., 84-85.s.)

27Nis 2020

Orucu Bozan Şeyler

Orucu bozan durumlar nelerdir? Orucu bozmayan durumlar nelerdir?

Mübarek Ramazan ayı ile beraber oruç tutacak kişilerin en yoğunlukta merak ettikleri ve araştırdıkları konu orucu bozan durumlar nelerdir? Peki sıkça sorulan soru olan orucu bozan şeyler nelerdir? Orucu bozmayan durumlar nelerdir? İşte konu ile ilgili detaylar:

Her oruç ki, ibadettir, başlamakla tamamlanması borç olur. Onun özürsüz bozulması ve iptâli günâhtır. Orucun bozulması ve iptâli (bozucu bir şeyle bozulması), onun şer’i hakîkati olan belli şeylerden kendini tutmayı ihlâl iledir. Başlanan oruç, Ramazan’ın edası olduğu takdirde özürsüz bozulmasına dünyevî ceza olarak kefaret dahi gerekir.

Orucu bozan şeylerin başlıcası yeme, içme ve cinsî temasta bulunmaktır. Yeme ve içmenin alışılmış yiyecek ve içeceklerin yenilip içilmesine inhisarı olmadığı gibi, iki tarafa şâmil olan cinsî temasın da mu’tad (alışılmış) şekline inhisarı yoktur. İlâç nevinden olan şeylerin yenmesi veya içilmesi, gıda türünden olan şeylerin yenilip içilmesi gibi. Hattâ ne gıda ve ne de deva olmak üzere yeme ve içmeye elverişli olmayan şeyin bile yutulması imsake (kendini tutmağa) aykırı ve orucu bozucu olduğu gibi, hükne şırınga etmek, kulağa ilâç akıtmak, tütün içmek, enfiye çekmek, kusmak, dumanı boğaza, genize almak şeklinde tütsülenmek, cinsi temasta iki sünnet yerinin buluşması ve oynaşmakla meni inmesi de orucu bozucudur. Unutarak yemek, içmek, yutmak ve yine unutarak birleşmek bağışlanmıştır. Hatırlandıktan sonra devam edilmemek şartıyla orucu bozmaz. Hatâ kazayı gerektirir. Meselâ, mazmaza ederken boğaza kaçan su, orucu bozmakla kaza gerekir.

Şunlar orucu bozmaz:

1. Öpmek. 2. İhtilâm (hamamcı) olmak. 3. Sabaha kadar cünüp kalmak. 4. Ağıza gelen balgamı yutmak. 5. Burnu içine inen yaşlığı çekip yutmak. 6. Kulağına su kaçmak. 7. Bir şey koklamak. 8. Elinde olmayarak boğazına duman, toz veya sinek girmesi. 9. Erkeklik uzvunun içine ilâç akıtmak, sonda salmak. 10. Göze sürme ve bıyığa yağ sürmek. 11. Ağıza alınan ilâcın tadı anlaşılmak.

(Hacı Mehmed Zihni, Muhtasar Ni’met-i İslâm, s.168-169)