FIKIH

18Haz 2021

İlmiyle Amel Etmeyen Alimler

İlmiyle Amel Etmeyen Alimler başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Hz. Ömer (r.a.) şöyle buyuruyor: “Gecelerini namaz kılarak gündüzlerini oruç tutarak fakat ilim sahibi olmaksızın ibâdetle geçiren bir kimsenin ölümü, Allâh (c.c.)’un haram ve helâllerini bilip farzlardan başka ibâdet yapmayan bir âlimin ölümünden daha hafiftir.”
Rebî’ (r.a.) şöyle dedi: “Âlimler zamanların kandili, ışığı ve aydınlatıcılarıdır. Her âlim kendi zamanının kandili, aydınlatıcısıdır. O zamanda yaşayan insanlar onun ilmiyle aydınlanır.”
Şeytan kişinin ilmin üstünlüğünü böyle gösterip, şu hadîs-i şerîfleri unutturmaya çalışır: “Bir kimse ilmini artırdığı halde hidâyetini / Allah’a bağlılığını ve ibâdetini artırmazsa, o kimse sadece kendisinin Allah’tan uzaklığını artırmış olur.” (Deylemî) “Kıyâmet gününde insanlardan en şiddetli azâba uğrayan kimse, ilmiyle Allâh (c.c.)’un kendisine fayda vermediği (ilmiyle amel etmeyen) âlimdir.” (Beyhakî)
Peygamberimiz (s.a.v.), ümmetine işin aslını öğretmek için çokça şöyle duâ ederdi: “Allâhümme innî eûzü bike min ilmin lâ yenfeu ve min kalbin lâ yahşeu ve amelin lâ yürfeu ve düâün lâ yüsmeu (Allahım! Faydasız ilimden, haşyet duymayan (senin zikrine eğilmeyen, kelamını duymayan, katı) kalpten, (riyakârca, ihlâssız yapılıp) kabul olunmayan amelden, icabet (kabul) edilmeyen duadan sana sığınırım)” (Müslim)
Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksâ’ya götürüldüğüm gece, (mîracda) bazı kimseler gördüm. Onların dudakları ateşten makaslarla kesiliyordu. Onlara “Siz kimsiniz? Dedim. “Biz insanlara hayır yapmalarını söyler fakat kendimiz yapmazdık, başkalarına kötülük yapmayın dediğimiz halde kendimiz kötülük yapardık” dediler.” (Müslim)
(Huccetül İslâm İmâm Gazâlî (r.âleyh), Nasıl İyi Bir Kul Olunur?, s.52-54)

10Haz 2021

İmamı Azam’ın Büyüklüğü

İmamı Azam’ın Büyüklüğü. İmamı Azam şeriatin yüzünden gizlilik örtüsünü kaldırmış, fıkhın alnından karanlığının bulutunu dağıtmış, ayakların kaydığı yerlerde ayaklarını sağlam zemine basmış, bütün güç ve gayretini şer‘î ahkâmı sağlamlaştırmak için kullanmıştır. 

Bil ki, Allâhü Te‘âlâ bizim Peygamberimiz (s.a.v.)’i bütün peygamberlerden üstün kılmış ve O (s.a.v.)’in ümmeti içinde fıkıh ve marifette birer nebi gibi olan ve O (s.a.v.)’in halifesi durumunda bulunan muhaddisler, müctehidler, âlimler, fakîhler, âbidler ve veliler yaratmıştır. İctihâd yönünden bunların önünde olan, itikâd yönünden bunların en temiz olanı, yetkinliği en açık olanı, yolu en sağlam ve en doğru olanı, imâmların imâmı, bu ümmetin yıldızı, himmet sahibi, kervanın başı imâmımız Ebû Hanîfe (r.a.)’dir.
Kendisi şeriatin yüzünden gizlilik örtüsünü kaldırmış, fıkhın alnından karanlığının bulutunu dağıtmış, ayakların kaydığı yerlerde ayaklarını sağlam zemine basmış, bütün güç ve gayretini şer‘î ahkâmı ihkâm etmek (sağlamlaştırmak) için kullanmıştır. Ondan sonra gelenler, onun ilim denizine dalmış, o denizden inciler çıkarmış ve bu incilerden süs ve ziynetler oluşturmuşlardır. Onun sofrasında yemek yiyenler helâl gıda ile beslenmiş olur, büyüklerinin iyiliğiyle geçinmiş olurlar. Çünkü insanlar fıkıhta onun evlad-u iyâli yapılmışlardır. Nitekim, büyük imâm, fehamet sahibi seyyid, imâmımız eş-Şâfiî el-Muttalibî (r.âleyh) ve Allâh Resûlü (s.a.v.)’in amcaoğlu “İnsanlar fıkıhta Ebû Hanîfe’nin iyâlidirler” demiştir. Ve bu hakikâti bazıları şiirleştirip şöyle demiştir:
“Tüm dünyanın imâmları tekmil, tamam iyâli onun, Ebû Hanîfe (r.a.) imâm ve kim kendisine karşı kibirlenip burnunu kaldırırsa, Allâh (c.c.) onu cezalandırıp âlemlere ibret eder. İlmi de onun için yük ve günâh olur. Nitekim bu zamanda böyle bir taife türemiştir. Bu taife, büyüklüğün kadrini bilmez, İmâm-ı Azâm Ebû Hanîfe (r.a.)’in yaktığı ışığı söndürmeye çalışır, onu aşağılar, küçümser ve hakîr görür; onu eleştirmeyi kendisine iş bilir, ona uyanları sövüp saymayı marifet sanır.
(Zafer Ahmed et-Tehânevî, Hadislerle Hanefi Fıkhı, Mukaddime I, s.252-253)

06Haz 2021

İslami İlimler ve Fıkıh

İslami İlimler ve Fıkıh. Fıkıh, lügatta bilmek, anlamak; ıstılahta ise beden ile yerine getirilecek şer’î hükümleri bildiren ilim dalıdır. 

Şeriat, imân, amel ve ahlâk olmak üzere üç kısma ayrılır. Bunlardan imân (itikad) hükümlerini, yani inanılacak şeyleri bildiren ilme, akide veya kelâm ilmi ve bu ilimle uğraşan kimseye mütekellim denir.
Amel kısmı ise, ferdin Allâh (c.c.) ile olan münâsebetlerini tanzim eden ibâdetler ile ferdin diğer insanlarla olan münâsebetlerini tanzim eden hukuku ihtiva eder. Ahlâkî hükümleri bildiren ilme ise ilm-i ahlâk denir. Şeriatin âmel denilen kısmını, yani insanların yapması gereken hususları bildiren ilim dalına fıkıh ilmi denir. Fıkıh, lügatta bilmek, anlamak; ıstılahta ise beden ile yerine getirilecek şer’î hükümleri bildiren ilim dalıdır. Fıkıh, şeriatin amel kısmının hem ferdî (ibâdet), hem de sosyal (hukuk) unsuruyla alâkalı hükümlere şâmildir. Şu var ki zekât ve cihâd ile alâkalı hükümlerde olduğu gibi bu ikisi her zaman birbirinden ayrılamaz.
İmâm-ı Azâm Ebû Hanîfe (r.a.) fıkhı, ‘’kişinin lehine ve aleyhine olan şeyleri bilmesidir” şeklinde tarif etmektedir. Buna göre îmân, ahlâk ve âmel bilgilerinin hepsi fıkhın şümulüne giriyor. Bunu açıklamak kolay, çünkü İmâm-ı Azâm Ebû Hanîfe (r.a.) aynı zamanda bir kelâm ve tasavvuf âlimidir. Daha sonra gelen fakihler fıkhı, Osmanlı medenî kanunu Mecelle’nin ilk maddesinde de ifadesini bulduğu üzere, “ilm-i fıkh, mesâil-i şer’iyyeyi ameliyyeyi (şeriatin amele dair hükümlerini) bilmektir’’ şeklinde tarif etmişlerdir.
İslâm dini, sâliklerine ilim öğrenmeyi mecbur kılmıştır. Çünkü şer’î hükümlere uymak, ancak bilmekle olur. Kur’ân-ı Kerîm’de: “Bilen ile bilmeyen hiç bir olur mu? Bilen elbette kıymetlidir” (Zümer s. 9) buyrulmaktadır.
(Ekrem Buğra Ekinci, İslam Hukuku, s.12)

16May 2021

Cehaletin İlacı Sormaktır

Cehaletin İlacı Sormaktır başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz

Câbir (r.a.) anlatıyor: “Arkadaşlarımla beraber sefere çıkmıştık, içimizden birinin başına taş isâbet etti ve başını yaralayıp kemiğini kırdı. Sonra aynı adam uykuda ihtilâm olduğu için, arkadaşlarına: “Teyemmüm edebilir miyim, bu hususta benim için ruhsat buluyor musunuz?” diye sordu. Arkadaşları da: “Hayır, su mevcut oldukça teyemmüme ruhsat yoktur” diye cevâp verdiler. Bunun üzerine o şahıs gusül abdesti aldı ve açık vaziyetteki yaradan içeriye giren suyun tesiri ile vefât etti. Peygamber (s.a.v.)’in huzuruna geldiğimiz zaman, kendisine hadiseyi naklettiler. Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v.): “Adamı öldürmüşler. Bilmiyorlarsa sorsaydılar ya. Cehâletin ilâcı sormaktır, o adama teyemmüm etmek kâfi gelirdi. Yarasına da bir bez parçası koyar, üzerine mesheder ve vücudunun diğer yerlerini de yıkardı” buyurmuştur. (Ebû Davûd)

Pratik Fıkıh Bilgisi: Tavla

Tavla, dama, okey, satranç ve bilardo gibi oyunlar, iddiâsına olmasa bile oynanması tahrimen (harama yakın) mekruhtur. Çünkü bu gibi oyunlar insanın kumara alışmasına ve vaktini boşa harcamasına neden olur. Oysa vakit insanın en değerli sermayesidir. Bir kazanma-kaybetme, kumar şekline dönüşme varsa haramdır. Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Tavla oynayan, Allâh (c.c.)’a ve Resûlüne âsî olmuştur.” (Ebû Dâvud) Tavla veya benzeri oyunları oynayan kişinin kumar olsun, olmasın, bundan sebep namazını da terk ediyorsa şahitliği kabul edilmez.
(İbn-i Âbidin, c.12, s.516)
SUAL: Kadınların tek başına taksiye binmeleri caiz midir?
CEVAP: Birbirine yabancı olan bir erkekle bir kadının yalnız olarak bulunmaları dinen haramdır. Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: “Bir erkekle bir kadın yalnız başlarına kalırsa mutlaka üçüncüleri şeytandır.” (Ahmed b. Hanbel) Yani şeytan onların kalbine vesvese verip, şehvetlerini tahrik etmek isteyecektir. Dolayısıyla bir kadının şehir içinde kalabalık olduğu bir sırada, bildiği bir yerden yine bildiği bir yere tehlike olmadığını anladığı takdirde, taksiye binip gitmesinde beis yoktur. Fakat şehir dışı ya da gece vakti olursa veya kocasının izni olmadan yalnız olarak şoförle birlikte taksiye binmesi haramdır.
(Halil Günenç, Günümüz Meselelerine Fetvâlar, c.2, s.260)

10May 2021

Fıtır Sadakası (Fitre)

Fıtır Sadakası (Fitre). Ramazan ayında ihtiyaç sahiplerine verilen bir sadakadır.

Fitre Sadakası, Ramazan Ayı’nın sonuna yetişen ve temel ihtiyaçlarından başka en az nisâb miktarı bir mala sâhib bulunan her Müslümân için verilmesi vâcib olan bir sadakadır.
Fıtır Sadakası, buğdaydan yarım sâ’; hurma, kuru üzüm ve arpadan bir sâ’ verilir. (1 sa’: 1040 dirhem ki o da yaklaşık 3120 grama karşılık gelir.) Fıtır Sadakası, sevâb için verilen yaratılış ikrâmı demektir. Bu bir yardımlaşmadır, Orucun kabûlüne ve can çekişme ile kabir azâbından kurtuluşa bir yoldur. Yoksulların ihtiyaçlarını gidermeye, bayrâm gününün sevincine katılmalarına bir yardımdır. Bu yönü ile fitre sadakası, insanlık için bir hayır ve bir görevdir.
Fitre Sadakası, bayramdan önce verilirse fakîrler bayramlık ihtiyaçlarını gidermiş olurlar. Bayramdan sonraya bırakılması ile bu sadaka düşmez, kaza edilmesi gerekir. Bir kimse, kendi zevcesinin ve akıl sağlığı yerinde büyük evlâdının fitre sadakasını vermekle yükümlü olmaz. Çünkü bunlardan her biri kendi başına tasarruf hakkına sâhib mükellef kimselerdir. Onun için bunlardan her biri nisâb miktarı mala sâhib ise zekâtını kendi malından vereceği gibi, fitre sadakasını da kendi malından vermekle yükümlüdür.
Aynı zamânda sadakalarda bir ibâdet mânası vardır. Koca, zevcesine âit bir ibâdet görevini yüklenmek için evlenmemiştir. Ramazânda bir özür sebebiyle oruç tutamayan kimseye de fitre sadakasını vermek vâcibdir. (Hasta, yolcu ve takatsiz kalmış ihtiyar gibi…) Fitre Sadakası, zekât gibi niyet edilerek fakîrlerin mülküne geçirilir. Yemek ikrâmı şeklinde verilemez. Bu niyet, malı ayırırken yapılabileceği gibi, fakîre verirken de yapılabilir. Ancak fakîre bunu verirken fitre olduğunu söylemek gerekmez. Ayrıca fitre sadakası, yükümlünün bulunduğu yerdeki fakîrlere verilmelidir. (Ancak kişi, bulunduğu yerde verecek fakîr bulamıyorsa başka yere göndermesi mekrûh değildir.)
(Ömer Nasûhî Bilmen, Büyük İslâm İlmihâli, s. 379-381)

11Nis 2021

Zekât Verilebilecek ve Verilemeyecek Yerler

Zekât Verilebilecek ve Verilemeyecek Yerler. Zekât, dinen zenginlik ölçüsü kabul edilen miktarda mala sahip olan kimselerin Allah rızası için belirli kişilere vermesi gereken belli miktarı ifade eder. Peki, Zekat kimlere verilir? Kimler zekat vermeli? Zekat kimlere verilmez?

Aralarında doğumdan mütevellit bağ olan kimselere, yâni ne kadar yukarı çıkılırsa çıkılsın baba ve dedeye, ne kadar aşağı inilirse inilsin çocuk ve toruna veya ikisi arasında evlilik olan kimseye, yâni kocanın karısına zekât vermesi, menfaatlerde ortak oldukları için caiz değildir.

Karının kocasına zekât vermesi ise caizdir. Zekâtın zengine verilmesi caiz değildir. Çünkü Resûlullâh (s.a.v.): “Zengin için sadaka (zekât) helâl olmaz” buyurmuştur. Zenginin çocuğuna da zekât caiz değildir. Çünkü çocuk babasının malı ile zengin sayılır. Her ne kadar nafakası babası üzerine ise de büyük çocuk bunun aksinedir.

Zenginin karısı da böyledir. Çünkü eğer zenginin karısı fakir ise, kocasının zengin olmasıyla zengin sayılmaz. Takdir edilmiş nafaka ile de zengin sayılmaz. Zekât verilen kimseyi zengin edecek kadar çok vermek mekruhtur.

Zekât veren kimsenin zekâtını, yakını olmayan veya muhtâc olmayan için başka bir memlekete götürmesi mekrûhdur. Çünkü o götürmede çevresinin hakkını yok etmek vardır. Yâni şayet zekât veren kimse, zekâtı yakınına ve kendi memleketi halkından daha muhtâc olan bir topluluğa götürse, o götürmede sıla-ı rahim veya onda ihtiyâcı gidermek daha çok olduğu için mekruh olmaz. Eğer onlardan başkasına götürürse, mekruh olmasına rağmen caizdir. Çünkü zekât verilen kimseler mutlak fukaradır.

Fakire bir gün için onu dilenmekten kurtaracak kadar tasadduk mendûbdur. İçinde bulunduğu gün için yiyeceği olan kimsenin dilenmesi de helâl değildir.

Hayatta olan bir fakire ait bir borcun, kendi emri olmaksızın zekât malından ödenmesi caiz değildir. Fakirin emri ile verilmesi durumunda ise; zekât malı, borçlu olan fakire verilmiş gibi olurken, teslim alan kişi de zekâtı almakta fakirin vekili gibi olur.

(Molla Hüsrev, Gurer ve Durer, s.336-340)

07Mar 2021

Pratik Fıkıh Bilgileri: Kaza Namazı ve Yanlış Telaffuz

Pratik Fıkıh Bilgileri: Kaza Namazı ve Yanlış Telaffuz başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz

SORU: Kazaya kalan namazlar cemaatle kılınabilir mi?

CEVAP: Hanefi mezhebine göre; imâmla aynı günün aynı vaktin namazını kılıyor olmak kaydı ile kazaya kalan namazlar cemaatle kılınabilir. Nitekim Hendek savaşının zor şartları altında Resûlullâh (s.a.v.), dört vakit namazı kılmaya fırsat bulamamış; bilahare şartlar uygun hale gelince de bu namazları Ashabı (r.a.e.)’e cemaatle kıldırmıştır. (Tirmizî)
(Merğînânî, el-Hidâye, c.1, s.377)

SORU: “Sübhâne râbbiyel azîm” derken, manayı bozacak şekilde yanlış okursak, namaz bozulur mu?

CEVAP: Sünnet olan bir şeyde de, yanlış okumakla namaz bozulur. Meselâ Arapça’da üç “z” harfi vardır. Birincisi kalın “Zı”, ikincisi ince okunan “Ze”, üçüncüsü “Zal”dır. Bunların üçü ayrı ayrı söylenir. Rükû tesbihinde, “Zı” ile aziym denir ki, Râbbim büyüktür demektir. Eğer ince “Ze” ile “azim” denilirse, “Râbbim benim düşmanımdır” demek olur ve namaz bozulur.Aynı şekilde namazda “Allahüekber” derken, Ekber yerine “ekbâr” veya Allâh yerine “Âllâh” şeklinde uzatarak okumak mânâyı bozacağı için bununla namaza başlanmış olmaz. Allâhü Ekber lafzında dikkat edilecek husus “A” harfiinin uzatılarak “AAA” şeklinde okunursa namaz bozulur. Bunun sebebi de; “Allâhü Ekber” sözü, “Allâh (c.c.) en büyüktür” anlamına geldiği halde bu söz “Aaallahü ekber” şeklinde okunduğu takdirde anlam “Allah gerçekten büyük müdür?” şekline dönüşmektedir. B harfinin uzatılması da anlamı bozduğu için namazı bozar. Çünkü ekbâr diye uzatıldığında büyük lafzı yerine “davul” manasına gelecek bir anlam ortaya çıkar.
(Büyük İslâm İlmihâli ve Reddü’l Muhtar)

28Şub 2021

Sahabeye Tabi Olmak Vaciptir

Sahabeye Tabi Olmak Vaciptir. Resûlullah (s.a.v.)’in “Ümmetim içinde ashabımın misali yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız doğruyu bulursunuz” buyurmuşlardır.

Ashâb (r.a.e.)’ni taklit etmek, ki taklit delilini düşünmeksizin kavlinde veya fiilinde ona uymaktır, vaciptir. Resûlullah (s.a.v.)’in “Ümmetim içinde ashabımın misali yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız doğruyu bulursunuz” (Beyhaki) hadisinden dolayı sahabinin görüşüyle kıyas terk edilir. Burada konunun daha iyi anlaşılması açısından İmâm Ahmed (r.a.) ve öğrencisi Ebû Davud (r.âleyh)’in yapmış olduğu rivayetteki hadis şöyledir: Irbâz b. Sâriye (r.a.) şöyle demiştir: “Resûlullah (s.a.v.) bir gün bize namaz kıldırdı. Sonra bize döndü ve gözleri yaşartan kalpleri titreten etkileyici bir vaaz verdi. Bir kişi, “Yâ Resûlullah! Bu vaaz, sanki vedâ eden bir kimseninvaazı gibi!.. Bize ne tavsiye edersiniz?” diye sordu. Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Allâh (c.c.)’a karşı takvâlı olmanızı, habeşî bir köle de olsa devlet başkanını dinlemenizi ve ona itaat etmenizi tavsiye ederim. Zira sizden, benden sonra yaşayacak olanlar birçok ihtilaf göreceklerdir. Bu durumda benim sünnetime ve doğru yola götüren raşit halifelerimin sünnetine sarılın. Azı dişlerinizle bir şeye sarıldığınız gibi buna sarılın. Sonradan ortaya çıkan işlerden sakının” Diğer bir hadiste; “Benden sonra iki kişiye, Ebû Bekir ve Ömer’e uyunuz.” buyurulmuştur. (Tirmizî) Abdullah b. Mes’ûd (r.a.) ise şöyle demiştir: “Allâhü Teâlâ kullarının kalplerine baktı ve Muhammed (s.a.v.)’i seçti ve O (s.a.v.)’i risâletiyle görevlendirdi. Sonra kullarının kalplerine baktı ve O (s.a.v.)’i için Ashâbı (r.a.e.)’i seçti ve dininde peygamberinin yardımcıları kıldı. Müslümanların güzel gördüğü şey Allâh (c.c.) katında da güzeldir. Müslümanların çirkin gördüğü şey Allâh (c.c.) katında da çirkindir.” (Bezzâr)

(Abdulhayy Leknevî, Sünneti İhya Etmek, s.65)

23Şub 2021

Teyemmümü Öğrenelim

Teyemmümü Öğrenelim. Teyemmüm, su bulunmadığında, ya da var olan suyu kullanma imkanı olmadığında, abdestsizlik, cünüplük gibi hükmi kirliliği gidermek amacıyla temiz toprağa sürülen ellerle yüz ve iki kolun mesh edilmesi şeklinde yapılan hükmi temizlik demektir.

Teyemmümün hükümlerini bilmek herkese lâzımdır. Çünkü abdest ve guslün yerini tutar. Su bulunmadığı veya kullanılamadığı zaman, gusül ve abdest yerine teyemmüm edilir. Teyemmümde niyet lâzımdır. Teyemmüm şöyle yapılır: Elleriyle bir kere yere vurur, ellerine toz bulaşırsa silkeler. Yüzünü kaplayıp mesheder. Sonra ellerini bir kere daha yere vurup, sol eli parmaklarının içleri ile, sağ eli parmakları uçlarından başlayarak dirseğe kadar çeker. Sol koluna da böyle yapar. Dirsekleri de mesh etmek lâzımdır. Eğer iki vuruş ile, yüz ve kollarını meshedemezse, bir kere daha vurmalıdır. Yüzünde ve kollarında meshedilmemiş yer, kat’iyyen kalmamalıdır. Suyu kullanamazlarsa abdestsiz olanlar ve hayız ve nifâstan kesilenler böylece teyemmüm ederler.
Suyu kullanmaktan âciz olmak, suyun bir mil kadar uzak olması veya hasta olup, suyu kullanmaya gücü olmamaktır. Yahut insanı donduracak kadar veya hasta edecek kadar soğuk olsa, şehirde de olsa teyemmüm eder. Yahut suyu az olup, abdestte veya gusülde kullanırsa, kendisi veya hayvan susuz kalacaksa, yahut su yanında yırtıcı hayvan ve düşman olup, alması tehlikeli ise, yahut yanında kova olmasa, yahut cenaze ve bayram namazını kaçırmak korkusu olsa, teyemmüm caiz olur. Vaktinden önce de caizdir. Ama vakit ve cuma namazlarını kaçırma korkusu olursa caiz olmaz. Bir kimse uykudan uyanıp, ihtilâm olduğunu görse, abdeste yetecek kadar su olsa, gusül edecek kadar su olmasa, teyemmüm eder. Abdest alması vâcib değildir.
Teyemmüm toprak ve toprak cinsinden olan, ateşte yanıp kül olmayan şeylerle yapılır. Abdesti bozan şeyler, teyemmümü de bozar. Suyu kullanabilecek hâle gelmek de teyemmümü bozar.
(Bîrgîvî Vasiyetnâmesi-Kadızâde Şerhi, s.278)

02Şub 2021

Gusül İle İlgili Bazı Meseleler

Gusül İle İlgili Bazı Meseleler. Gusül abdesti cünüplük, hayız ve nifas gibi hükmi kirlilikten temizlenme halini ifade eder. Kur’an-ı Kerim’de ve bazı hadis kaynaklarında gusül abdestinin önemi ile ilgili bilgiler yer almaktadır. Gusül ile ilgili yazımızı bu başlık altında derledik.

Kadının örgülü saçının dibine suyun geçmesi kâfidir (su saçın dibine ulaşıyorsa, örgüyü çözmesi gerekmez). Ama saçlar çözülmüş ise o takdirde saçların aralarına da suyun ulaştırılması farzdır. (Mecmua-i Zühdiyye)
Su, erkeğin saçının dibine ulaşsa bile, saç örgüsü içine ulaşmadığı takdirde erkeğin saçlarını çözmesi vâcibtir. Dişi oyuk olan ve bu oyukta yemek artığı kalmış veya dişlerinin arasında yiyecek parçası kalmış olan kimselerin gusülleri en doğru olan kavle göre tamamdır. Fakat ihtiyata uygun olan, yemek artığını çıkartıp suyu oraya ulaştırmaktır.
Tırnak arasında hamur kalmışsa gusül tamam olmaz. Ama kir, toprak veya çamur varsa bunlar guslün tamam olmasına engel değildir. Gusül esnasında kadının küpesini ve dar olan yüzüğünü oynatması vâcibtir. Küpesi olmasa bile küpe deliklerini eliyle ıslatması şarttır, su kolay girsin diye küpe deliğine çöp veya başka bir şey sokması şart değildir. Göbeğin içine suyun ulaştırılması vâcibtir. Bir kimse yağlanmış olsa da yağlandığı yerin üstüne dökülen su altına geçmese bile guslü tamamdır. (Fetevâ-i Hindiye)
Ayaklarda çatlak olup da üzerlerine merhem konulmuşsa, yaraya zarar vermeyecekse altı yıkanır. Zarar verecekse su ile üzerleri yıkanır. Bu da zarar verecekse mesh edilir. Mesh de zarar verecekse o da yapılmaz.
Ağzının, burnunun veya bir uzvunun kuru kalmış olduğunu sonradan anlayan kimsenin yeniden yıkanması icap etmez. Sadece kuru kalan yeri yıkar. Fakat bu arada namaz kılmışsa, o namazları kaza etmesi icâb eder. (Büyük İslâm İlmihâli)
Burun kanaması durmadan yapılan gusül tamamdır. Fakat abdesti olmadığından bu gusül ile namaz kılamaz, mestini de giyemez. Yaş bir bezle veya ıslak süngerle vücut ovulsa gusül yapılmış olmaz. (Nimet-i İslâm)
(Muhammed Alâüddin, El-Hediyyetü’l- Alâiyye, s.63-64)