Faziletli Ameller ve Sünnetler

05Haz 2020

Allah’ı Zikretmenin Üstünlüğü

Zikir, hatırlayıp anmak demektir. İnsan Allah’ı ya diliyle zikreder; Kur’an okumak, dua etmek, Allah Teâlâ’yı güzel isimleriyle anmak gibi; ya kalbiyle zikreder; Allah Teâlâ’nın varlığını gösteren delilleri, yani kâinâtı ve Kur’an’da sözü edilen her şeyi düşünmek gibi; yahut bedeniyle zikreder; namaz başta olmak üzere bedenle yapılması gereken bütün görevleri yapmak gibi. Her ne suretle olursa olsun
Allah’ı zikretmenin üstünlüğü, en değerli ibadettir.

Hz. İbn-i Abbas (r.a.)’den, Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Sizden kimin gece zahmet çekmeye (geceyi ibadetle geçirmeye) gücü yetmiyorsa, cimrilikten dolayı malını (nafile sadaka olarak) harcayamıyorsa, korkaklıktan dolayı cihada katılamıyorsa, Allâh (c.c.)’u bol bol zikretsin.” (Taberani)

Başka bir hadiste: “Allâh (c.c.)’un zikredildiği meclislere sekine (Allâh (c.c.)’un özel bir nimeti) iner, melekler onları kuşatır, Allâh (c.c.)’un râhmeti onları kaplar ve Allâh (c.c.) onları arşın üzerinde anar.” buyurulmuştur.

Allâh ‘ı çok zikretmek nafile olan ibâdetlerdeki her türlü eksikliği telafi edebilir. Hz. Enes (r.a.), Resûlullâh (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Allâh (c.c.)’u zikretmek imân alametidir. Münafıklıktan kurtuluştur, şeytandan korunmadır, Cehennem ateşine karşı siperdir.” İşte bu faydalardan dolayı Allâh (c.c.)’u zikretmenin bir çok ibâdetlerden üstün olduğuna karar verilmiştir. Bilhassa şeytanın musallat olmasından korunma hususunda onun önemli bir payı vardır. Bir hadiste “Şeytan diz üstü oturarak insanın kalbine musallat olur. Allâh (c.c.)’u hatırladığında aciz ve zelil olarak geriye çekilir. Allâh (c.c.)’dan gâfil olunca tekrar kalbe vesvese vermeye başlar.” buyurulmuştur.  Büyük bir zat, Allâhü Te’âlâ’ya duâ edip şeytanın nasıl vesvese verdiğini kendisine göstermesini istedi, baktı ki şeytan sivrisinek şeklinde kalbin sol tarafında, omuz arkasına oturmuş, ağzındaki uzun hortumunu iğne gibi kalbe götürüyor. Kalbin Allâh (c.c.)’u zikrettiğini fark edince hortumunu hemen geri çekiyor, gaflet içinde ise hortumu ile vesvese ve günâh zehirini şırınga ile verir gibi kalbe dolduruyor. Bir hadiste şöyle buyuruluyor: “Şeytan burnunun ucunu insanın kalbine koyarak oturup bekler. İnsan Allâh (c.c.)’u zikrettiğinde o zillet içinde geri çekilir, gafil kaldığı zaman kalbini lokma gibi kapar.”

(Zekeriya Kandehlevi, Amellerin Fazileti)

03Haz 2020

Takva ve Vera Nedir?

Takva ve Vera Nedir? başlıklı yazımızı siz değerli okuyucularımızın istifadesine sunuyoruz.

İbâdet, mükelleflerin (erginlik çağına eren akıl sahibi insanların) nefislerinin arzu ve temayüllerine muhalefeti ve Rablerini tâzim için yapmış oldukları yapılması sevâp olan, Allâh (c.c.)’a yakınlık ifade eden özel tâatleridir. Tâatin aslı veradır. Vera’nın aslı takvâdır. Takvanın aslı nefis muhasebesidir. Nefis muhasebesinin aslı Allâh (c.c.)’un azabından sakınmak, nimetini ummaktır. On şey nefse gerekli görülmeyince verâ tamamlanmaz:

1. Dil ile gıybetten korunmak,

2. Kötü zandan sakınmak,

3. Halk ile alay etmekten geri durmak,

4. Haramlara bakmamak,

5. Doğru sözlü olmak.

6. İmân nimetinden dolayı Yüce Allâh’a minnettar olmalı ve kendi kendini beğenmemek,

7. Malı hak yolunda harcamak ve bâtıl yollarda harcamamak,

8. Yükseklik ve büyüklük dileğinde bulunmamak,

9. Beş vakit namâzı vakitlerine, rükü ve secdelerine dikkat ve itina ederek korumak,

10. Ümmet ve cemaat üzere istikamet etmek.

Ebû Musâ el-Eş’ari (r.a.)’den rivayet edildiğine göre: “Herşeyin bir haddi vardır. İslâm’ın hududu da verâ, tevazû, sabır ve şükürdür. Vera işlerin kıyam ve sebatına, sabır cehennem ateşinden kurtuluşa, şükür de cennete nail olmaya sebeptir.”

Hasanü’l-Basri (rh.a.), Mekke’de Hz. Alî (k.v.)’nin oğullarından, arkasını Kâbe’ye dayayıp halka vaaz eden bir gence: “Dinin sebat ve kıyamına sebeb olan şey nedir?” diye sordu. Genç, “Verâdır!” dedi. Hasanü’l-Basrî (rh.a.): “Dinin âfeti nedir?” diye sordu. Genç: “Tamahtır!” dedi.

Avâmın verâsı, haramdan ve haram şüphesi bulunan şeyden sakınmaktır. Havassın verâsı, içinde hevâ ve nefis için şehvet ve lezzet bulunan şeyden sakınmaktır.

(Muhâsibî, 52-53.s.; M. Asım Köksâl, İslâm Tarihi, 8.c., 853.s.)

31May 2020

Altı Gün Orucunun Fazileti

Şevval orucu Ramazan Ayı’ndan sonra Türkiye gibi İslam dünyasının genelinde merakla araştırılıyor. Peki, Şevval orucu ne zaman tutulur? Şevval orucu kaç gün sürer? Şevval orucu ve fazileti ile ilgili detaylara yazımızda yer verdik.

Salla’llâhu ‘aleyhi vesellem Efendimiz’in bizlere olan emir ve vasiyetlerinden biri de Ramazân orucundan sonra, Şevvâl ayında altı gün oruç tutmamız hakkındadır.

Bu altı günlük oruç onarım gibidir. Şöyle ki: Ramazân ayında farz olan oruçlar sırasında, bizlerden çıkan hatâ ve kusûrların, terbiye ve edebimizdeki bozuk yönlerin, farz ve sünnet namazlarındaki aksaklıkların, ya‘ni eksik veyâ fazla rükû‘ ve secdelerin, secde-i sehivle tashîh edilip noksanlığı doldurulduğu gibi altı günlük oruç da eksik ve bozuk ibâdetlerimizin doldurulmasına yarayan birer ta’mîr ve telâfi aracıdır.

“Her kim Ramazân orucunu tutar ve altı gün de Şevvâl’den ilâve ederse, bütün seneyi oruçla geçirmiş gibi olur.” (Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî, İbn-i Mâce)

“Ramazân Bayramı’ndan sonra altı gün oruç tutan bir kimse, bir seneyi oruç tutmuş gibi olur. Kişi bir iyilikte bulunursa, kendisine bunun on katı verilir.” buyurulmuştur. (İbn-i Mâce ve Nesâî)

Taberânî’nin rivâyetinde şu ziyâde vardır: Allâh Resûlü (s.a.v.) böyle deyince Ebû Eyyûb (r.a.)’in Efendimiz (s.a.v.)’e: “Ey Allâh’ın Resûlü! Tutulacak bir günlük oruç on güne karşı mıdır?” sorusuna Efendimiz (s.a.v.): “Evet!” buyurmuşlardır.

Hâfız Münzirî, Taberânî’nin râvîlerinin sahîh olduğunu kaydetmişlerdir.

Altı günlük oruç bayramdan sonra arka arkaya tutulabileceği gibi bütün Şevvâl ayına dağıtılarak da tutulabilir. Lâkin pazartesi ve perşembe günleri tutulursa daha makbûl olur. Zîrâ Âişe (r.a.) vâlidemiz: “Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz Pazartesi ve Perşembe günlerinde oruçlu olmaya çalışırdı.” buyurdular. “Her ayda üç gün oruç tutmak, bütün hayatını oruçlu geçirmek gibidir.” (Buhârî ve Müslim)

Hz. Ebû Ubeyde (r.a.), Resûlullâh (s.a.v.)’den şöyle işittiğini söylemiştir: “Oruç, insan için bir kalkandır. İnsan onu delmedikçe…” (Nesaî, ibn-i Mâce, Hâkim, Terğîb)

(İmâm-ı Şa’rânî, el-Uhûdü’l- Kübrâ, s.225)

26May 2020

Kuran-ı Kerim’i Güzel Sesle Okumak

Kur’an-ı Kerim’i güzel sesle okumak müminler için önemli olduğu kadar Kur’an-ı Kerim bir hayat nizamı hem de ahiret saadetinin yolunu gösteren rehber kitaptır. Her müminin Kur’an-ı Kerim‘e yaklaşımının bu anlayış ve idrakte olması istenir ve beklenir.

Fudale bin Ubeyd (r.a.)’den, Resûl-i Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Allâhü Te’âlâ Kur’an okuyanın sesine, bir kimsenin şarkı söyleyen cariyesinin sesine ilgi göstermesinden daha fazla ilgi gösterir.” (İbn-i Mâce)

İnsanda müzik sesine karşı tabii olarak yaratılıştan bir meyil vardır. Fakat dinin yasaklamasından dolayı dindarlar ona ilgi göstermez. Şeyh Abdulkadir Geylâni (rh.a.) “Gunyet-üt Talibin” adlı kitabında şöyle buyuruyor: Abdullah ibn-i Mes’ud (r.a.) bir gün Küfe şehrinin civarından geçiyordu. Fasıklar cemaati bir evde toplanmıştı. Zâzân isimli bir şarkıcı şarkı söylüyor ve çalgı çalıyordu. İbn-i Mes’ud (r.a.) onun sesini duyunca “Ne güzel bir ses, keşke onu Kur’an-ı Kerim’i okumakta kullansaydı.” dedi. Sonra başını bir bez ile örterek oradan geçip gitti. Zâzân, İbn-i Mes’ud (r.a.)’in bir şeyler söylediğini farketti. Halka sorduktan sonra onun bir sahâbi olan İbn-i Mes’ud (r.a.) olduğunu ve neler söylediğini öğrendi. O sözlerden Zâzân’ı son derece bir korku kaplamıştı. Kısaca o bütün çalgı aletlerini kırarak İbn-i Mes’ud (r.a.)’in peşine düştü. Ona tabi oldu ve zamanla devrin büyük âlimlerinden oldu.

Birçok hadislerde Kuran-ı Kerim’i güzel sesle okumak övülmüştür. Ancak şarkı makamına uymaktan men edilmiştir. Tâvûs (rh.a.) diyor ki: Biri, Peygamber (s.a.v.)’e “Güzel sesle okuyan kimdir?” deyince, Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki: “Kur’an-ı Kerim’i okuduğunda Allâhü Te’âlâ’dan korktuğunu hissettiğin kimsedir.” Yani korktuğu sesinden belli olmalıdır. Bu nimetlerin yanında Allâhü Te’âlâ’nın en büyük nimeti herkesin Kur’an’ı kendi durumu ve gücüne göre okumasından sorumlu olmasıdır. Bir hadiste şöyle bildiriliyor: “Allâhü Te’âlâ bir meleği, Kur’an-ı Kerim’i okurken hakkını vererek düzgün okuyamayan kişinin okumasını düzeltip, yukarı götürmekle görevlendirmiştir.”

(Zekeriya Kandehlevi, Amellerin Fazîleti)

24May 2020

Ramazan Bayramı

Kur’an-ı Kerim’in indirildiği gece olan Kadir Gecesini içinde bulunduran ve 1000 aydan daha hayırlı olan Ramazan ayı geride kaldı. Peki Ramazan ayında yapılan ibadetlerin yanı sıra Ramazan Bayramın hangi ibadetler yapılmalı hangi namazlar kılınmalı hangi dualar okunmalıdır? İşte Peygamber Efendimiz bayramda yaptığı ibadetlerRamazan Bayramı Müslümanların iki büyük bayramından biridir. Ramazan ayında tutulan bir aylık orucun bitiminde Şevval ayının ilk üç günü Müslümanların bayram günleridir. Ramazan bayramına, o gün fıtır sadakası verilmesinden dolayı “Fıtır bayramı” adı da verilmektedir.

Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor ki:

“Bayramlarınızı tekbîrler ile şenlendiriniz.”

“Kim bayram günü üç yüz kere “sübhânellahi ve bihamdihi.” der ve sevâbını ölmüş Müslümanlara bağışlarsa, her Müslüman ölünün kabrine bin nûr iner ölünce Allâh (c.c.) kendi mezarına da bin nûr gönderir.”

Ramazan Bayramı sabahı, Allâh (c.c.), melekleri yeryüzüne indirir. Onlar sokak başlarına dikilerek insanlardan ve cinlerden başka her canlının duyduğu bir sesle şöyle seslenirler:

“Ey Muhammed ümmeti! Büyük günâhları afveden ve bol bağışlar sunan kerem sahibi Rabb’inize çıkın.”

Mü’minler namaza katılınca Allâh (c.c.), meleklere “Vazifesini yapan işçinin karşılığı nedir?” diye sorar. Melekler “Yaptığı işin mükâfatını almaktır.” diye cevâp verirler. Bunun üzerine Yüce Allâh: “Sizi şâhid tutarım ki, onlara mükâfat olarak rızâmı ve mağfiretimi verdim.” buyurur.

 (İmâm-ı Gazâlî, Kalplerin Keşfi, s.668-669)

Ramazan Bayramında şu on iki şey menduptur.

1. Camiye gitmeden önce, tek sayıda olmak üzere hurma (veya tatlı bir şey) yemek, 2. Boy abdesti almak, 3. Dişlerini misvâkla temizlemek, 4. Koku sürünmek, 5. (Giyilmesi mubah olan) elbisenin en güzelini giymek, 6. Kendisine vâcibse (bayram namazından önce)  fitre vermek, 7. (Karşılaştığı her din kardeşine karşı) sevinç ve güler yüzlülük göstermek, 8. Gücü yettiği nisbette çokça sadaka vermek, 9. Sabahleyin erkence uyanmak, 10. Erkence bayram namazının kılınacağı yere (camiye) biraz hızlıca adımlarla gitmek, 11. Sabah namazını (evine) yakın bir camide kılmak, 12. Bayram Namazı için yaya olarak ve gizlice tekbîr getirerek bayram namazının kılınacağı yere gitmek, (kişi, yoldan giderken getirmekte olduğu tekbîri)  bir rivâyete göre bayram namazının kılınacağı yere varınca ve diğer bir rivâyete göre bayram namazına başlarken keser.

 (İmâm  Celaleddin Suyûtî, Camiu’s-Sağir, c.1, s.799.)

23May 2020

Ramazan Bayramı Arefesi

Ramazan Bayramı Arefesi‘nde ve gecesinde neler yapılmalıdır? Ramazan Bayramı Arefesi’nde yapılacak ibadetler nelerdir? Yazımız Ramazan Bayramı Arefesi ile ilgili hazırlanmıştır.

Enes bin Mâlik (r.a.)’in bildirdiği hadîs-i şerîfte Nebi (s.a.v.): Ramazan Bayramı gecesinde, Allâhü Te’âlâ, Şehr-i Ramazân orucunu tutmuş olanlara ecir ve mükâfaatlarını verip bayrâm sabahı meleklere emreder. Onlar da yeryüzüne inip sokak ağızlarında, yol başlarında dururlar. İnsan ve cinden başka bütün yaratıkların işitecekleri bir sesle seslenirler. Ve ey Muhammed (s.a.v.) ümmeti! Azı kabûl edip, büyük karşılıklar ihsân eden ve büyük günâhları bağışlayan Râbbinize çıkınız derler. Onlar da câmi ve mescidlere çıkarlar. Namâzlarını kılıp duâlarını ettiklerinde, Allâhü Te’âlâ, onların her işini görür, görülmedik bir işleri kalmaz. Bütün günâhlarını mağfiret eder. Bu hâlde onlar mağfiret olunmuş olarak dönerler.” buyurulmuştur.(Tirmizi)

Bayramlar Mutluluk Günleridir

Bayramlarda silâh oyunlarına ve yarışlara izin vardır. Zîrâ dînimizde genişlik vardır. İslâm Dîni’nde bayrâmda, sevincini göstermelidir. Hattâ bu dînin belirtilerinden sayılmıştır. Rivâyet olundu ki Ebû Bekir (r.a.) teşrîk günlerinde Âişe (r.anhâ)’nın evine vardı. Ensâr (r.a.e.)’in kahramanlıklarını öven ve Bigâs gününde vâki olan harbin vasıflarını anlatan destânlar söylüyorlardı. Resûlullâh (s.a.v.) bir elbise ile örtünmüşlerdi. Ebû Bekir (r.a.) onları sert söz ile men etti. Resûlullâh (s.a.v.) mübârek yüzünü açıp: “Yâ Ebâ Bekr! Onları bırak. Bu bayrâm günleri sevinç, sürûr günleridir.” buyurdular. Diğer bir rivâyette: “Yâ Ebâ Bekr! Her kavmin bir bayrâmı vardır. Bu da bizim bayrâmımızdır” buyurmuşlardır.(Buhari)Buradan anlaşılıyor ki bayrâm günlerinde sevinçli olmak, bu sevinci dışa vurmak, İslâm Dîni’nin özelliklerindendir. Bayram günleri, yâni teşrik günleri (Ramazân Bayrâmı’nın 1. günü ve Kurban Bayrâmı’nın 4 günü) oruç tutulmaz. Çünkü Allâhü Te’âlâ’nın ziyâfet günleridir.

(Seyyîd Alîzâde, Şir’at’ül İslâm, s.149)

22May 2020

Fatiha Suresinin Fazileti

Kur’an’ın ilk suresi olduğu için başlangıç anlamına gelen fatiha kelimesinden ismini almıştır. Önemine ithafen Fatihayı Şerife olarak da hitap edilir. Fatiha Suresi‘nin ilk sure olarak Kuran’ın başında yer alması; surenin içeriğinde, Kur’an’ın bir özetinin yer alması olarak açıklanmıştır. Surede övgü ve yüceltilmeye layık tek Allah’ın varlığı, hâkimiyeti, tek ilah oluşu, tapınmanın ancak ona yapılıp ondan yardım isteneceği özet olarak ifade edilir. Fatiha suresi aynı zamanda bir dua ve yakarıştır.

“(Allâh’ım) Ancak Sana kulluk ederiz ve yalnız Sen­den yardım umarız.” (Fatiha s. 4)

Cümlesinde bütün dini, dünyevi istekler toplanmıştır. Bir hadiste Peygamber (s.a.v.)’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Canım kudret elinde olan Allâh (c.c.)’a ye­min ederim ki, onun gibi bir sûre ne Tevrat’ta ne İn­cil’de ne Zebûr’da ne de Kur’ân-ı Kerîm’in başka bir yerinde inmiştir.”

Âlimler Fatiha Suresi’nin îmân ve yakîn ile okunduğu zaman dini ve dünyevi, zâhiri ve bâtınî bütün hastalıkla­ra şifâ olduğunu yazmışlardır. Yazıp asmak veya bir kaba yazıldıktan sonra biraz su katıp onu içmek bile hastalıklar için faydalıdır.

Sahih hadis kitaplarında belirtildiğine göre sahabeler yılan ve akrep sokmasına karşı, sara hastalarına ve deli­ler üzerine Fatiha Suresi’ni okumuşlar, Peygamber (s.a.v.) de bunu uygun görmüştür. Nitekim bir hadiste Peygamber (s.a.v.)’in Sâib bin Yezid (r.a.)’in üzerine bu sûreyi okuduğu ve mübarek tükürüğünü ağrıyan yere sürdüğü bildirilmiştir.

Başka bir hadiste şöyle geçmektedir: “Bir kimse uyu­mak için yattığı zaman Fatiha ve İhlas Sûresi’ni okuya­rak kendi üzerine üflerse, ölümden başka her belâdan korunmuş olur.”

Hasan-ı Basri (rh.a.)’in rivayet ettiği hadiste şöyle geçmektedir: “Fatiha’yı okuyan, Tevrat, Zebûr, İncil ve Kur’ân-ı Kerîm’i okumuş gibidir.”Diğer bir hadise göre Fatiha Sûresi, sevâb yönünden Kur’ân’ın üçte ikisine denktir.

Şa’bi (rh.a.) hakkında şöyle bir rivâyet vardır. Biri onun yanına gelip böbreğinin sancısından şikayet etti. Şa’bi (rh.a.) “Kur’ân’ın özünü okuyup sancı olan yere üfle” dedi. Adam “Kur’ân’ın özü nedir?” deyince, Şa’bi (rh.a.) “Fatiha Sûresi’dir” dedi.

(Zekeriya Kandehlevi, Amellerin Fazîleti)

13May 2020

Kadir Gecesini Arıyor Muyuz?

Ramazan ayının 27. gecesi İslam âleminde Kadir Gecesi olarak bilinir ve kutlanır.Hadis-i Şeriflerde ise Nebî (s.a.v.), Kadir Gecesinin Ramazân’ın son onunun tek günlerinde aranmasını emretmiştir.

Kadir Gecesi Ne Zaman?

Kadir Gecesinin Önemi

Kadir Gecesi, yüce dinimiz İslam’ın en şerefli, en faziletli ve en ihtişamlı gecelerinden en başta gelenidir. Kadir Gecesi, İslam güneşinin, Kuran meşalesinin dünyayı aydınlatmaya başladığı mübarek bir gecedir. Bu gece, kalbi Kuran nuru ve peygamber müjdesi ile parlayan, alnı secde izleri ile nurlanan müminler için af ve mağfiret gecesidir.

Nebî (s.a.v.), Kadir gecesini Ramazân’ın son onunun tek günlerinde aranmasını emretmiştir.

Vesît tefsîrinde diyor ki, Atâ, İbn Abbâs (r.a.)’den bildirir. Resûlullâh (s.a.v.) buyurdu: “İsrailoğullarından bir adam, bin ay Allâh yolunda cihâd etmişti. Resûlullâh bunun hâline hayran olup, mübârek kalbine keşke benim ümmetimden de öyle biri bulunsaydı düşüncesi geldi.

Münâcât edip: “Yâ Rabbi, benim ümmetimi ömür bakımından en kısa ömürlü, amel bakımından en az eyledin.” dedi. Allâhü Te‘âlâ Kadir Gecesi’ni ona verdi ve Habîbi (s.a.v.)’in mübârek kalbini kuvvetlendirip: “Ey Habîbim. Kadir Gecesi senindir ve ümmetinindir. Benî İsrail’den olan ve Allâh yolunda bin yıl cihâd eden o kimsenin amelinden hayırlıdır. Kıyâmete kadar her Ramazan-ı Şerîf’te bir defa gelir.”’

Mugnî tefsîrinde İbn Abbâs (r.a.)’den bildirir. Buyurdu ki: Süleyman ve Zülkarneyn (a.s.)’ın mülkü ancak beş yüz ayda dolaşılırdı. Ya’nî Kadir gecesi Süleyman ve Zülkarneyn’in mülkünde bulunanlardan kıymetlidir. Bâzıları da Benî Ümeyye’nin, aşağı yukarı bin aylık olan, mülkünden iyidir demişlerdir.

Nükte: Büyük âlimlerden biri buyuruyor ki, Allâhü Te‘âlâ, “Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır.” buyurdu. Bin aydan kaç kat hayırlı olduğunu bildirmedi. O halde bin kere bin (milyon) aydan da hayırlı olabilir. Hattâ daha da çok mümkündür. Bir başka şekilde alırsak, bin aydan hayırlı olmasını, sıddîklar, âlimler, velîler veya başkaları için bildirmedi. Tâ ki, herkes anlasın bu gece iyiler, günahkârlar, bilenler, bilmiyenler, köleler, âzâdlar, erkekler, kadınlar, velhâsıl bütün îmânlılar için bin aydan hayırlıdır.

Riyâd-üs-Sâimîn kitabında diyor ki, Kadir gecesi, Ramazan-ı Şerîf’in son on günü içinde devreder. Bu, Ebû Kulâbe’nin rivâyetidir. Bu da, bu geceyi arayanların, birçok geceleri ihyâ etmesi gerektiğindendir. Ancak bu şekilde, onu bulabilir.

(Muhammed Rebhâmî, Riyâdün Nâsihîn, s.214)