Faziletli Ameller ve Sünnetler

17Oca 2021

İlmi Aramak ve Yaymak Görevimizdir

İlmi Aramak ve Yaymak Görevimizdir. Peygamber Efendimiz “İlim gayesiyle çalışan ve yol alan kimseye Hâkk Te‘âlâ (c.c.) cennet yolunu açıp oraya varmayı kolaylaştırır” buyurmuştur.

Bizlere vekâleten Efendimiz (s.a.v.)’e verilen ahidlerden biri de şudur: Bulunduğumuz kentte veya kasabada, dinî ve şer’i ilimleri bize öğretecek bir kimse bulamazsak, bu ilimleri okutup öğreten bir memlekete veya kente gideceğiz. Çünkü ilim yolunda bu sefer hali, vâcib olan bir hicrettir. Zira vâcibi ikmâle yarayan nesne vâcibdir. Birçok insanlar bu ahid gereğince amel etmemiş, bulundukları şehirlerde kendilerini eğitecek bilginler bulunduğu halde ve belki de bu bilginlerle kapı komşusu oldukları halde, değil uzaklara gitmek bu yakınlarından dahi faydalanmadan Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’in bu emrini ihmâl etmişler ve böylece cahil olarak ölüp gitmişlerdir. Bundan dolayı bilginler şöyle demişlerdir: “Abdestin nasıl alınacağını, namazın nasıl kılınacağını bilmeyen bir kimse, tesadüfen sıhhate uygun tarzda abdest alıp namaz kılsa onun bu ibâdeti sahîh değildir.”
Şu hadîs-i şerîf bu konunun ispatına yeterlidir: “Emrimiz veya tavsiyemiz olmayarak yapılan ameller geri çevrilir.” Meselâ bir kişinin diğerini görüp onu taklit ederek, namazını kılması, nikâhlanması, ticaret yapması, hacca gitmesi gibi mahiyetini ve nedenini bilmeden sırf başkalarını taklit etmek suretiyle yaptığı bu ibâdetlerin tümü fâsiddir; Allâh (c.c.) katında kabul olunmaz.
Müslim’in naklettiği bir hadîste, “İlim gayesiyle çalışan ve yol alan kimseye Hâkk Te‘âlâ (c.c.) cennet yolunu açıp oraya varmayı kolaylaştırır” buyurulmuştur.
Tirmizî ve Hâkim de şu hadîsi rivâyet ederler: “Bulunduğu evden ilim öğrenmek gayesiyle çıkan kişiyi gökteki melekler, yaptığından hoşnut kaldıklarından, kanatlarını açıp korurlar.”
Taberanî ise şu hadîsi rivâyet eder: “Sabah erkenden hayırlı bir şey öğrenmek veya öğretmek arzusu ile mescide giden bir kişinin Allâh (c.c.) katında ecir ve sevâbı, tam hacı olmuş kişinin ecir ve sevâbı kadardır.”
(İmâm Şarani, Büyük Ahidler, s.53-54)

08Oca 2021

Fatiha Suresinin Fazileti

Fatiha Suresinin Fazileti. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir: “Fatiha Sûresi her türlü zehre karşı şifa (ilaç)dır.”

Salebi, Hz. Ali (r.a.)’in şöyle dediğini rivâyet etmiştir. “Fatiha sûresi, Arşın altındaki hazinelerden inmiştir.” Yine Sa’lebî, Amr b. Şurahbil’in şöyle dediğini rivâyet etmiştir. “Kur’ân’dan ilk nazil olan Fatiha Sûresi’dir.” Çünkü vahyin başlangıcında Hz. Peygamber (s.a.v.), Hz. Hatîce (r.a.)’e gizlice şöyle dedi: “Bana bir şeyin karışmasından (yani aklıma bir halel gelmesinden) endişeleniyorum.” Bunun üzerine, Hz. Hatice (r.anhâ), “O nedir?” dedi. Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle dedi: “Yalnız kaldığımda, “oku” diye bir ses duyuyorum.” Sonra Hz. Peygamber (s.a.v.) Varaka b. Nevfel’e gitti ve bu durumu ondan sordu. O, Peygamber (s.a.v.)’e şöyle dedi: “Sana ses geldiğinde dur.” Böylece Cebrail (a.s.), Hz. Resûl (s.a.v.)’e geldi ve “Bismillahirrahmanirrahim. El-hamdü lillahi rabbi’l-alemin” de dedi.
Ebû Sa’id el-Hudrî (r.a.)’dan, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir: “Fatiha Sûresi her türlü zehre karşı şifa (ilaç)dır.”
Huzeyfe b. el-Yemânî (r.a.)’dan, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir: “Bir kavme Cenâb-ı Hâkk, kesinkes hükmedilmiş azabını gönderir. Ancak, onların çocuklarından birisi mektepte “El-hamdü lillahi rabbi’l-âlemîn” diye okuyunca, Allâhü Te‘âlâ bunu duyar. Bu sebeble onlardan azabını kırk yıl kaldırır.”
Hz. Hüseyin (r.a.)’dan şöyle dediği rivâyet edilmiştir: “Cenâb-ı Hâkk gökten yüzdört kitap indirdi. Bunların yüzünün bilgisini, Tevrat, İncil, Zebur ve Furkân’a koydu. Sonra bu dört kitabın taşıdığı ilimleri Furkân’a (Kur’an’a); Furkân’ın ilimlerini, Mufassal sûrelere; Mufassal sûrelerin ilimlerini Fâtiha’ya koydu. Kim Fatiha Sûresi’nin tefsirini bilirse, Allâh (c.c.)’un indirdiği bütün kitapların tefsirini bilmiş olur. Kim Fatiha Sûresini okursa, sanki Tevrat, İncil, Zebur ve Furkân’ın tamâmını okumuş gibi olur.”
(Fahruddîn Er-Râzî, Tefsîr-i Kebîr Mefâtîhu’l-Ğayb, c.1, s.252-253)

06Oca 2021

Helal Kazanç Farzdır

Helal Kazanç Farzdır. İslam büyükleri helal kazanç üzerinde çok dururlardı. Çünkü helal kazanç Cenab-ı hakkın emriydi. Müminun suresi, 52. âyetinde mealen, “Ey Peygamberlerim. Helal ve temiz yiyiniz ve bana layık ibadetler yapınız!” buyuruldu. 

O Allâh ki, insanı kuru balçıktan ve en güzel bir sûrette yarattı. Sonra da ilk gıdasını, kan ile pislik arasından çıkan, temiz süt ile temin etti. Daha sonra, temiz ve çeşitli gıdalarla onu besledi; zayıflık ve düşüklükten korudu. Bundan sonra da düşmânı olan şehvetini, helâl kazanca mecbûr tutmakla, istediği gibi sağa sola saldırmaktan alıkoymak sûretiyle onu kahır galebesine aldı. Bu sûretle de, kanın cereyânı gibi, insana nüfûz eden ve insanı sapıtmak için paçaları sıvayan şeytânın askerini hezimete uğrattı. Helâl nafakanın kuvvet ve galebesi onun hareket ve cereyân yollarını daralttı. Çünkü şeytânı damarların içlerine kadar nüfûz ettiren şehvet, helâl zincirine vurulduğu için, şeytân da yardımcısız, perişan ve rezîl olarak ortada kaldı.
“Helâl nafaka temini her müslümân üzerine farzdır” buyrulmuştur. Hadis’i, İbn Mes’ûd (r.a.) rivâyet etmiştir. Bu, helâl nafaka temini akılların anlamakta en çok isyân ettiği ve âzalara en ağır gelen bir fariza olduğu için, ilim ve amel, yâni bilip, tatbik etmek bakımından tamâmen kayboldu. Bu helâl ilmindeki incelikler onun tatbikinin yok olmasına sebeb oldu. Zirâ bâzı câhil âlimler artık bu zamânda helâlin ortadan kalktığını, helâli bulmak şöyle dursun, ona giden yolun bile kaybolduğunu, helâl olarak akar sular ile meralarda biten otlardan başka bir şey kalmadığını, diğerlerini ise saldırgan ellerin kirlettiğini ve bozuk muâmelelerin çürüttüğünü zannettiler. Yalnız su ve ot ile geçim olamayacağına göre, harâmda müsâmahadan başka bir çâre görmemiş, dinin bu kutbunu kökünden atmış ve helâl ile harâm arasında bir fark gözetmemiş oldular.
Bu görüş, hakikatten çok uzak bir görüştür. Çünkü helâl de açık ve meydânda, harâm da. Ayrıca bunlann arasında bâzı şüpheli şeyler vardır. Hâl ve vaziyet ne kadar değişirse değişsin, bu üçü (helâl, harâm ve şüpheliler) birbirinden ayrılmaz.
(İmâm-ı Gazâlî (r.âleyh), İhyâu Ulûmi’d-dîn, c.2, s.231-232)

02Oca 2021

Peygamber Efendimiz’e Salavat Getirmek

Peygamber Efendimiz’e Salavat Getirmek. Peygamber Efendimiz buyuruyor: Kim bana bir kerre salât ederse Allâh (c.c.) ona on salât eder. Onun on günâhını afveder. Derecesini de on kat yükseltir.

Bazı hadîs-i şerîflerde şöyle buyurulmuştur: “Cenâb-ı Allâh’a razıyen mülâki olmak arzusunda bulunanlar (Allâhü Te‘âlâ’ya, O’nun razı olduğu halde kavuşmak isteyenler) bana çokça salâvat göndersinler.” “Tahkîka sizden bana en yakın olan kimse beni salât-u selâm ile çokça yadeden, ananlardır (Bana çokça salâvat getirenlerdir.)” “Kim bana bir kerre salât ederse Allâh (c.c.) ona on salât eder. Onun on günâhını afveder. Derecesini de on kat yükseltir.” (Buhârî) “Hakikât, Allâhü Te‘âlâ’nın yeryüzünde seyahat eden öyle melekleri vardır ki, onlar ümmetimden bana olan selâmı ulaştırırlar.” (Ahmed b. Hanbel)“Cimri o adamdır ki, yanında anılırım da bana selât etmez.” (Tirmîzi)
Yüce Allâh, Kur’ân-ı Kerim’de: “Gerçekten, Allâh ve melekleri peygambere salât ederler. Ey imân edenler, siz de O’na salât ediniz, selâm veriniz.” (Ahzab s. 56) buyurmuştur.
Ashâb (r.a.e.)’den Ka’b bin Ucre (r.a) der ki: “Resûlullâh (s.a.v.) yanımıza çıkınca kendisine “Yâ Resûlullâh (s.a.v.). Sana salât-u selâm getirilmesi gerektiğini öğrendik ama, sana salât-u selâmı nasıl getireceğiz?” dedik. Resûlullâh (s.a.v.):
“Allâhümme salli âlâ Muhammedin ve âlâ âli Muhammedin kemâ salleyte âlâ İbrâhime ve âlâ âli İbrahim. İnneke hamîdün Mecîd. Allâhümme bârik âlâ Muhammedin ve âlâ âli Muhammedin kemâ berakte âlâ İbrâhime ve âlâ âli İbrahim inneke hamidün Mecîd. (Ey Allah’ım. İbrahim’in âline salât buyurduğun, dünyada, ahirette onların şan ve şereflerini yücelttiğin gibi, Muhammed’e ve âline de salât buyur Onların da dünyada ve ahirette şan ve şereflerini yücelt. Muhakkak ki sen hamd edilmeğe lâyıksındır, yücesindir. Ey Allah’ım, İbrahim’in âline bereket verdiğin gibi, Muhammed’e ve âline de bereket ver. Muhakkak ki sen hamd edilmeğe lâyıksındır. Yücesindir.) deyiniz” buyurdu.”
(Asım Köksâl, İslâm Tarihi, c.11, s.116-117)

01Oca 2021

Besmelenin Bereketleri

Besmelenin Bereketleri başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Müslümanın bir işe başlarken Besmele çekmesi, “Ben bu işi kendim için değil Allâh (c.c.) adına, onun emriyle ve ancak onun için yapıyorum” demektir.
Peygamberimiz (s.a.v.), “Besmele her kitabın anahtarıdır. Besmele ile başlanmayan her meşrû iş kesik (bereketsiz)dir” (Beyhakî) buyurdular. Yine buyurdular ki: “Cebrail (a.s.) bana vahiy getirdiğinde ilk indirdiği şey
Bismillâhirrahmânirrahîm’dir.”
Hz. Âdem (a.s.)’a ilk olarak Besmele nazil olunca, “Zürriyetim Besmeleyi okumaya devam ettiği sürece azaptan emin olur” dedi. İbrahim (a.s.), Nemrut kendisini ateşe atmak için mancınığa koyduğunda Besmele okudu. Allâhü Teâlâ ateşi İbrahim (a.s.)’a soğuk ve selâmet eyledi. Hz. Mûsâ (a.s.), Firavun’a ve sihirbazlarına Besmele ile galip geldi. Besmele Süleyman (a.s.)’a indirildiği zaman Melekler ona, “Ey Süleyman! Bugün mülk ve saltanatın tamamlandı” dediler. Hz. Süleyman (a.s.) Besmeleyi neye okusa emrine girerdi. Besmele ile diğer milletlere galip geldi. Hz. Îsâ (a.s.)
ve havariler Besmele okuyarak ferâha erdiler. Hz. Allâh (c.c.) şöyle buyurdu: “Ey Îsâ! Sana hangi âyetin indirildiğini biliyor musun? Bismillâhirrahmânirrahîm emniyet âyetidir. Her durumda onu çok oku. Okumanın ve namazının başı Besmele olsun. Kim namazdan ve
bir şey okumadan önce onu okumaya devam ederse, ölümü kolay olur. Kabirde Münker ve Nekir onu korkutmaz. Kabir onu sıkmaz. O kimse rahmetime kavuşur.
Kabri nurlanır. Kabrinden onu vücudu ve yüzü beyaz olarak haşrederim. Sırat üzerinde onun nurunu tamamlarım. Böylece cennete girer. Kendisine, saadete ve mağfirete kavuştun diye müjde verilir.” Hz. Îsâ, “Yâ rabbi! Bu sadece bana mı mahsustur?” diye sordu. Allâhü Teâlâ, “Sana, sana uyanlara ve senden sonra Ahmed (a.s.)’a ve onun ümmetine mahsustur” buyurdu.
(Muhammed Alâüddin, El-Hediyyetü’l- Alâiyye, s.13-15)

24Ara 2020

Zamanı Dolu Dolu Yaşamak

Zamanı Dolu Dolu Yaşamak başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

İmâm Evzaî (rh.a.) Hazretleri buyurdu: “Kul, dünyâdaki her ânından kıyamette hesâp ve sorguya çekilecek. Hem de gün gün, saat saat. Bu durumda, Allâhü Te’âlâ Hazretleri’ni anmadığı bir an karşısına çıkınca, pişman olur ve kendini parçalamak ister.” “Bizim, hayatlarına yetiştiğimiz insanlar şöyleydi: Gece uykusundan en erken uyanırlar, sabah namazını vaktinde kılarlar, sonra bir müddet âhiret işlerini, akıbetlerinin (sonlarının) ne olacağını düşünürlerdi. Bundan sonra kendilerini fıkıh (dînî bilgileri) öğrenmeye ve Kur’ân-ı Kerîm okumaya verirlerdi.”

Hace Muhammed Bakibillah (k.s.) Hazretleri, bedenen zayıf olup, dâima abdestli olmaya, daha çok ibâdet ve tâat yapmaya uğraşırdı. Yatsı namazından sonra odasına döner, bir miktâr murakabe ile meşgul olur, âzalarının zayıflığı galebe gösterince, kalkar abdest alır, iki rekât namaz kılar, yeniden otururdu. Bedeninde hâlsizlik ve yorgunluk vâki olunca, tekrar abdest alır, gecenin çoğu böyle geçerdi. “Muhammed Şeybânî (rh.a.) Hazretleri, her gecenin üçte birinde yatar, üçte birinde namaz kılar, diğer üçte birinde de talebesine ilim öğretirdi.” Ebü’l-Hayr Farukî Hazretleri Delâilü’l Hayrat’ın başına tavsiyeleri yazdı: “Seher vaktinde uyanık olup, teheccüt namazı kılmalıdır. Sonra bir müddet Allâhü Te’âlâ Hazretleri’ni zikretmeli, havanın ağarmaya başladığı vakitte ise (camide) sabah namazını kılmalıdır. Bundan sonra İmâm Rabbânî Hazretleri’nin Mektûbât’ını, Mevlânâ Hazretlerinin Mesnevî’sini, İmâm Gazâlî Hazretlerinin İhyâu Ulûmiddîn’ini, Molla Câmî’nin Nefehât’ını ve İmâm Birgivî’nin Tarîkat Muhammediye’sini mütâlâa etmelidir. Yemek yedikten sonra bir müddet kaylule yapmalıdır. Sonra bir miktâr zikirle meşgul olmalı. Her gün en az altı sahife Kur’ân-ı Kerîm okumalıdır. Her talebe planlı ve programlı bir şekilde bu işleri zevkle yerine getirmelidir.”

(Ömer Faruk Hilmi, Sâlihlerin Menkıbeleri, s.70)

23Ara 2020

İlim Öğrenmenin Önemi

İlim Öğrenmenin Önemi. Kul ilimle en yüksek mertebeye varır. Dünya ve ahirette en yüce kemâle erer. İlmî düşünce, oruç tutmaya denktir. İlmî tartışma gece ibâdetine denktir. İlim amelin önderidir. Âmel de ilmin takipçisidir.

Muaz b. Cebel (r.a.) şöyle diyor: “İlmi öğreniniz. Çünkü Allâh (c.c.) için ilim öğrenmek, Allâh (c.c.)’dan korkmaktır. İlim talep etmek ibâdettir. İlmi müzâkere etmek tesbihtir. İlmi araştırmak cihattır. İlmi, öğrenmeyenlere öğretmek sadakadır. İlmi ehline vermek Allâh (c.c.)’a yaklaştırıcı bir ameldir. Çünkü ilim helâl ve haramın nişanlarıdır. Ehl-i Cennet’in yolunun belirtileridir. Vahşet devrinde insana dosttur. Gariplik devrinde insanın arkadaşıdır. Tenhâda insanla konuşan nesnedir. Genişlikte de sıkıntıda da insanın önderidir. Düşmana karşı insanın silahıdır. Dostlar yanında insanın süsüdür. Allâh (c.c.) onunla bazı kavimleri yüceltiyor ve onları hayırda önder ve imâm yapıyor. Onların eserlerinden istifade edilir. İnsanlar onların fiillerine uyar ve onların reyleri kâfi gelir. Melekler onların dostluklarını istemektedirler. Kanatlarıyla onları sıvazlamaktadırlar. Yaş, kuru, hatta denizdeki balıklar, yerdeki haşerat, sahralardaki yırtıcı ve ehlî hayvanlar ilim sahiplerine af talebinde bulunurlar. Çünkü ilim cehâletten ölen kalpleri diriltir. Gözlerin ışığıdır.
Kul ilimle en yüksek mertebeye varır. Dünya ve ahirette en yüce kemâle erer. İlmî düşünce, oruç tutmaya denktir. İlmî tartışma gece ibâdetine denktir. İlimle akraba hakkı gözetir ve iyi kötüden ayırdedilebilir. İlim amelin önderidir. Âmel de ilmin takipçisidir. İlim ancak saadet sahibi kişiye nasip olur. Şâkî ve bahtı kara olanlar ondan nasip alamazlar.
Peygamber (s.a.v.) devrinde iki kardeş vardı. Birisi sanatkârdı. Diğeri de Peygamber (s.a.v.)’in huzurunda durur, ilim öğrenirdi. Sanatkâr, kardeşini Hz. Peygamber (s.a.v.)’e şikâyet etti. Hz. Peygamber (s.a.v.) sanatkâra hitaben “Umulur ki, sen onun sayesinde rızıklanıyorsun.” dedi.
(Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatü’s-Sahâbe, 3.c., 434-435.s.)

15Ara 2020

Hacc ve Umre’nin Fazileti

Hacc ve Umre’nin Fazileti. Umre, hacc’ın muayyen günleri dışında yapılan ziyârettir. Hacc ve Umre’nin Mükâfatı: “Birbiri ardınca hem hacc ve hem umre yapın. Zîrâ bunlar, körüğün demir, altın ve gümüşün pisliğini giderdiği gibi fakirliği ve günâhları giderir buyrulmuştur.

Şartlarına Uygun Hac: “Kim Allâh (c.c.)  için haccederse, ne Refes ne de sapmazsa (memleketine, evine) anasından doğduğu günde olduğu gibi tertemiz ve günâhsız olarak döner.” (Buhârî)

Refes’in ma’nâsı, “Cinsî münâsebette bulunmak, herhangi bir sûretle şehvete ma’lûb olmak ve genel olarak kötü söz söylemek”tir. Fısk da, “gerek günâh işlemek, gerek kavga etmek; mücâdele etmek gibi hâl ve hareketlerde istikamet haddinden çıkmak”tır. Bunlar hacc’ın kabulüne mâni’ olan günâhlardır.

Umre, hacc’ın muayyen günleri dışında yapılan ziyârettir. “Her umre ondan sonraki umreye kadar olan küçük günâhlar için keffârettir. Mebrûr hacc’ın yani günâhlardan sâlim ve sırf Allâh (c.c.) için olan hacc’ın cennetten başka mükâfatı yoktur.” (Buhârî)

Hacc ve Umre’nin Mükâfatı: “Birbiri ardınca hem hacc ve hem umre yapın. Zîrâ bunlar, körüğün demir, altın ve gümüşün pisliğini giderdiği gibi fakirliği ve günâhları giderir. Mebrûr bir hacc için cennetten başka bir sevâp yoktur.” (Ahmed İbn-i Hanbel)

Dârekutnî ve Taberânî’nin İbn-i Ömer (r.a.)’dan rivâyetine göre birbiri ardınca yapılan Hacc ve Umre, “hem ömrü, hem rızkı artırır.”

Allâh (c.c.)’un Elçileri: “Allâh (c.c.)’un elçisi üçtür: Gazâ eden (düşmânla savaşan) Hacceden, Umre yapan.” (Nesâî)

Farz Hacc Geciktirilmemeli: “Kim uhdesine farz olan haccı edâ etmek isterse acele etsin, geciktirmesin.” (Ahmed İbn-i Hanbel)

Ahmed İbn-i Hanbel ile İbn-i Mâce’nin Fazl İbn-i Abbâs (r.a.)’dan başka bir rivâyetlerinde meâlen şu ziyâde vardır: “O adam, belki hastalanır, bineği gâib olur. İhtiyâca düşer.”

(Hz. Mahmûd Sâmî Ramazânoğlu (k.s.), Musahebe 5, s.95-108)

08Ara 2020

Tevekküle Zarar Vermeyen Durumlar

Tevekküle Zarar Vermeyen Durumlar başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Allâh (c.c.)’a tevekkül eden bir kimsenin, Yüce Mevla’sından, dünyasını güzelleştirecek ve ahirette kendisine yüksek dereceler kazandıracak şeyleri istemesi, tevekkülüne bir zarar vermez. Çünkü o, bununla Allâh (c.c.)’un rızasından başka bir şey düşünmemektedir. O, bütün işlerini Allâh (c.c.)’a havale etmiştir. Fakat isteğine cevâp verilip verilmediğini bilmeye muhtaçtır.
Kulun isteğinin verilmesi onu Allâh (c.c.)’dan uzaklaştıracaksa, o takdirde isteğinin verilmemesi, bir bakıma duâsının kabul edilmemesi Allâh (c.c.)’a yakınlık vesilesi olur. Çünkü hayır, kulun bilmediği şeylerdedir. Bazen hayır, kulun hoşlanmadığı, ama ahiretteki sonucu itibariyle güzel olan şeylerle olur. Yoksa kulun kendince iyi bulduğu ve hemen sonuç alacağını düşündüğü şeylerde hayır olmayabilir. O hâlde kulun, her işinde hikmet sahibi olan Allâh (c.c.)’un hükmüne teslim olması ve O (c.c.)’un taksimine razı olması gerekir.
Tevekkül edenin, rızkını beklemesi tevekkülünde bir noksanlık sebebi değildir. Çünkü insan, zayıf ve ihtiyaç sahibi olarak yaratılmıştır. İnsanın Allâh (c.c.) katında rızkı bellidir. Belli olan bu rızık çok önceden taksim edilmiştir. Bu taksim edilen şeye yönelen kimse, aslında onu taksim edene yönelmiş olur. Kim Allâh (c.c.)’a yönelirse, Allâh (c.c.) onu şereflendirir ve kendisine dost edinir.
Ahiret ameli olan çalışmalarına karşılık Allâh (c.c.)’dan bir şeyler beklemesi kulu tevekkülden çıkarmaz. Çünkü o zaten buna teşvik edilmiş ve çağırılmıştır.
Fakat bu beklenti, onu gerçek ihlâs hâline ulaştırmaz ve tevekkül sahibi sıddıkların yüksek derecelerine yükseltmez. Salih ameline karşılık olarak ahirette bir karşılık beklentisi kulun manevi hâlinde bir ilerleme sağlayabilir; fakat bu, onu muhabbet ehlinin ihlâsına ulaştırmaz ve mukarrebun makamındaki ariflerin derecelerine yükseltmez.
(Ebû Talib el-Mekkî, Kutu’l Kutub, 3.c., 155-159.s.)

07Ara 2020

Mescid-i Nebevi’yi Ziyaret Etmenin Önemi

Mescid-i Nebevi’yi Ziyaret Etmenin Önemi. İslâm’ın güzelliğini insanlara ulaştırabilmek için Peygamber (s.a.v.) Efendimiz buraya hicret etmiş, İslâm devleti burada kurulmuş, İslâm’ın mesajı insanlığa buradan ulaşmıştır. Resûlullâh (s.a.v.) İslâm’ı tebliğ görevini tamamladıktan sonra burada vefat etmiş ve buraya defnedilmiştir. Bu sebeple hacı ve umrecilerin, Medine’ye giderek Peygamber (s.a.v.)’in kabrini ziyaret etmeleri ve mescidinde namaz kılmaları büyük önem taşır.

Medine-i Münevvere, İslâm nurunun yeryüzüne yayıldığı Peygamber (s.a.v.) şehridir. Her karışı, İslâm’ın aydınlığını insanlığa ulaştıran Allâh Resûlü (s.a.v.)’in ve Sahabe (r.a.e.)’in hatıralarıyla doludur. Sinesinde İslâm’ın en büyük önderlerini barındırmaktadır. İslâm’ın güzelliğini insanlara ulaştırabilmek için Peygamber (s.a.v.) Efendimiz buraya hicret etmiş, İslâm devleti burada kurulmuş, İslâm’ın mesajı insanlığa buradan ulaşmıştır. Resûlullâh (s.a.v.) İslâm’ı tebliğ görevini tamamladıktan sonra burada vefat etmiş ve buraya defnedilmiştir. Böylece Medine, Allâh (c.c.)’un en sevgili kulunu ve insanlığın gelmiş geçmiş en büyük önderini bağrında taşıma şerefini elde etmiştir. Asr-ı Saadet, en parlak şekilde bu şehirde yaşanmıştır. İnsanlık tarihinin en güzel, en mutlu, en adil, en hakkaniyetli örnek ve model toplumu, Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in terbiyesinde bu şehirde oluşturulmuştur. Böylece bu şehir dünyada adeta cennet misâli bir hayatın yaşanabileceğine tanıklık etmiştir. Tarih, Resûlullâh (s.a.v.)’in sohbetine nail olan bu Sahabe neslinin oluşturduğu toplum kadar güzel bir topluma bir başka yerde ve bir başka zamanda şahit olmamıştır. İşte Medine-i Münevvere bu güzel insanların gelip geçtiği ve pek çoğunun bağrında yattığı kutsal şehirdir. Bu sebeple hacı ve umrecilerin, Medine’ye giderek Peygamber (s.a.v.)’in kabrini ziyaret etmeleri ve mescidinde namaz kılmaları büyük önem taşır. Bu ziyaret, İslâmî duyarlılığın bir göstergesidir. Vefatından sonra kendisini ziyaret edenler hakkında Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Beni vefatımdan sonra ziyaret eden sağlığımda ziyaret etmiş gibidir.” (Beyhakî)
“Kabrimi ziyaret eden şefaatimi hak eder.” (Darekutnî)
Bu itibarla hacı ve umrecilerin Medine-i Münevvere’ye giderek Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in kabrini ziyaret etmeleri, mescidinde namaz kılmaları, Peygamber (s.a.v.) sevgisini yenilemenin ve onun sünnetine bağlılığı kuvvetlendirmenin önemli bir vasıtasıdır.
(Diyânet Hac Rehberi)

https://youtu.be/ghBA7TRQtIY