Faziletli Ameller ve Sünnetler

27Eki 2020

Açlık ve Nefsin Arzularını Terk Etmek

Açlık ve Nefsin Arzularını Terk Etmek. Açlık, sûfîlerin sıfatlarından biri olmuştur. O aynı zamanda nefis terbiyesinin temel esaslarından biridir.

Allâhü Te’âlâ bu konuda şöyle buyurmuştur: “Muhakkak sizleri biraz korku ve biraz açlık ile imtihan edeceğiz… Sabredenleri müjdele!” (Bakara s. 155)
Allâhü Te’âlâ başka bir âyette şöyle buyurmuştur: “Onlar kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile, başkalarını kendilerine tercih ederler.” (Haşr s. 9)
Enes b. Mâlik (r.a.) şöyle rivayet etmiştir: “Bir gün Hz. Fâtıma (r.anhâ), elinde bir parça ekmek ile Resûlullâh (s.a.v.)’e geldi. Efendimiz (s.a.v.): “Ey Fâtıma, bu elindeki ekmek parçası nedir?” diye sordu; Hz. Fâtıma (r.anhâ), “Pişirdiğim ekmektir. Bu parçayı size getirmeden yemeye gönlüm razı olmadı.” dedi. Resûlullâh (s.a.v.): “Şunu bil ki, üç gündür babanın ağzına giren yemek budur” buyurdu. (Ahmed b. Hanbel)
Bunun için açlık, sûfîlerin sıfatlarından biri olmuştur. O aynı zamanda mücahedenin (nefis terbiyesinin) temel esaslarından biridir. Gerçekten seyrü sülük erbâbı (manevî terbiye yoluna girenler) açlığa ve yemekten uzak kalmaya kendilerini yavaş yavaş alıştırmışlardır. Onlar hikmetin kaynağını açlıkta bulmuşlardır.
Abdullâh-ı Tüsterî (rh.a.) on beş günde bir yemek yerdi. Ramazan ayı girince, diğer ayın hilâlini görünceye kadar bir şey yemez, her gece sadece su ile iftar ederdi ve şöyle derdi: “Allâhü Te’âlâ dünyayı yarattığı zaman isyân ve cehâleti tokluğun içine, ilim ve hikmeti de açlığın içine koydu.”
Yahya b. Muâz (r.a.) demiştir ki: “Eğer açlık çarşıda satılan bir şey olsaydı, âhirete yönelmiş kimselerin çarşıya girdiklerinde ondan başkasını almaları uygun olmazdı. Açlık müridler için bir riyazet (nefis terbiyesi), tövbe edenler için güzel bir tecrübe, zâhidler (gönlünü dünyadan çekenler) için bir siyaset, arifler için de ilâhî ikramlara sebeptir.”
(Abdulkeri Kuşeyrî, Kuşeyrî Risalesi, 314-315.s.)

26Eki 2020

Ashab-ı Kiram’ın Namazdaki Huşu

Ashab-ı Kiram’ın Namazdaki Huşu. Ashab-ı Kiram Efendilerimiz, namazı nasıl kılacaklarının dersini, Allah Resulü aleyhissalatu vesselamdan almışlar ve nasıl bir hassasiyete sahip olunması gerektiğini de yine Efendimiz aleyhissalatu vesselamın örnekliğinde öğrenmişlerdi. 


Mücahid (rh.a.), Hz. Ebû Bekir ve Abdullah ibn-i Zübeyr (r.a.e.)’nin namaz kılışlarını şöyle anlatıyor: “Onlar namaz kılmaya başlayınca sanki yere dikilmiş bir direk gibi dururlardı.” Yani hiç hareket etmezlerdi. Abdullah ibn-i Zübeyr (r.a.) namaz kılmasını Hz. Ebû Bekir (r.a.)’den öğrendi. Hz. Ebû Bekir (r.a.) de Rasûlullâh (s.a.v.)’den öğrendi. Yani Hz. Ebû Bekir ve Abdullah ibn-i Zübeyr (r.a.e.), Resûlullah (s.a.v.)’in kıldığı gibi namaz kılarlardı. Hz. Sabit (r.a.) diyor ki: Abdullah ibn-i Zübeyr (r.a.) namazda yere dikilmiş bir ağaç gibi dururdu. Bir başkası diyor ki: Abdullah ibn-i Zübeyr (r.a.) o kadar uzun ve hareketsiz secde ederdi ki, kuşlar gelip sırtına konardı. Bazen o kadar uzun rükû ederdi ki bütün geceyi rükuda geçirirdi. Bazen de secdesi o kadar uzardı ki bütün gece bir secdeyle geçerdi.
Abdullah ibn-i Zübeyr (r.a.)’e yapılan saldırıda atılan büyük bir taş mescidin duvarına çarpınca duvardan bir parça sıçradı ve namaz kılmakta olan Abdullah ibn-i Zübeyr (r.a.)’in sakalı ve göğsü arasından geçti. Ama o, ne telaşa kapıldı, ne de rüku ve secdesini kısalttı. Bir keresinde namaz kılıyordu, oğlu Haşim de yanında uyuyordu. Çatıdan bir yılan düşüp çocuğa sarıldı. Çocuk çığlık attı, evdekilerin hepsi koşarak geldiler, bir gürültü koptu ve yılanı öldürdüler.
Abdullah ibn-i Zübeyr (r.a.) ise namazı aynı itminanla kılmaya devam etti. Selâm verince “Gürültüye benzer bir ses gelmişti o neydi?” dedi. Hanımı “Allâh (c.c.) sana rahmet etsin, çocuğun canı gidiyordu, senin haberin bile olmadı.” deyince Abdullah ibn-i Zübeyr (r.a.) “Namazda başka bir tarafa iltifat etseydim namaz nerede kalırdı?” dedi.


(Muhammed Zekeriyya Kandehlevi, Amellerin Faziletleri, 55.s.)

22Eki 2020

Haramla Beslenen Vücut Cennete Giremez

Haramla Beslenen Vücut Cennete Giremez başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.


Efendimiz (s.a.v.)’in bizlere vasiyetlerinden biri de, kendilerini ibâdete veremeyen din kardeşlerimizi (iç huzuru ve rahatlığı ile hayatlarını sürdürmek için) helâlinden kazanç yolunda yürümeye, alışveriş, ölçme, biçme ve terazi ile tartıda doğru olmaya, dünya işlerindeki kazançlarıyla, üstün lezzet taşıyan yiyecekleriyle, güzel giyecekleriyle övünmeyip Allâh (c.c.) ve Resûlü (s.a.v.)’in gösterdiği şer’î yoldan başka bir yolda yürümemeye, israfa değil, basitliğe ve sadeliğe yönelmeye heveslendirmemiz hakkındadır.
Dünyayı bir çoğalma ve öğünme vesilesi yaparak dünya sevgisini kazanmaya çalışanlar, sapa yoldan servet edinenler, şeriatın göstermiş olduğu sınırı aşmış olurlar. Çünkü helâl bir kazanç hiçbir zaman keyfî harcamalarla, daha açık bir deyimle israfla bağdaşmaz.
“Nefsimi elinde tutana and içerim ki, bir kimse haram yoldan mal kazandığı sürece, vereceği sadaka kabul edilmeyeceği, yapacağı harcamaların bereketi olmayacağı gibi bunları arkasında bıraktığı takdirde kendisinin ateşe yaklaşmasını hızlandırırlar. Çünkü kötülüğü, kötülük silip temizleyemez, kötülük ancak iyilikle silinebilir.” (İmâm Ahmed) “İnsanlar öyle bir zamana erişeceklerdir ki, haram kazancı umursamaz olacaklardır. İşte o zaman Hâkk Te’âlâ o insanların hiçbir duâsına icâbet etmeyecektir. (Rezin)
Efendimiz (s.a.v.)’e, insanların çoğunlukla ateşe girmelerine sebep olan şeyin ne olduğu sorulduğunda, Efendimiz (s.a.v), “İnsanları çoğunlukla ateşe çeken sebep ağız ve edep yerleridir” buyurmuşlardır. (Tirmizî)
“Vücudundaki etini haram kazançla besleyip geliştiren bir kimseyi Hâkk Te’âlâ cennetine sokmaz.” (İbn Hibban) “Haram bir besinle beslenen bir vücut, cennete giremez.” (Taberanî)


(İmâm Şa’rânî, el-Uhud’ul Kübrâ, 348-847.s.)

21Eki 2020

Güzel Müslümanlığın Alametleri

Güzel Müslümanlığın Alametleri. Güzel müslüman, çok konuşmaz; yumuşak yüzlüdür, müminlere karşı alçak gönüllü, kibirli insanlara karşı onurludur.


Güzel bir müslüman, hayır işleri ve hayır işleyenleri sever. Kötülükten ve kötü işleyenlerden uzak durur. Yapılması teşvik edilen veya emredilen işlere imkânı olduğu sürece koşar. İmkânı olmayıp bu şeyleri yapamadığı zaman üzülür. Kendisini ilgilendirmeyen söz ve işleri terk eder. Zorlama ve yapmacık işlerden kaçınır. Kendisine emredilmeyen ve teşvik edilmeyen her türlü işten uzak durur.
Fitneden emin olduğu ve dini konusunda bir tehlike bulunmadığı zaman, beş vakit namazını cemaatle kılar. Gıybetten ve insanların dedikodusunu yapmaktan uzak durur. Kendi nefsi için sevdiği şeyleri herkes için sever ve ister. Aynı şekilde, kendisi için kötü gördüğü her şeyi diğer bütün insanlar için de kötü görür ve istemez. Hayır işlere ve kendisini Allâh (c.c.)’a yaklaştıracak şeylere koşar.
Güzel müslüman, çok konuşmaz; yumuşak yüzlüdür, müminlere karşı alçak gönüllü, kibirli insanlara karşı onurludur. Boş ve batıl işlerde kimseyle çekişmeye girmez. Din konusunda kimseye yağcılık yapmaz. Hak olan bir şeyde kimseye kızmaz. Sonuç kendi aleyhine olsa ve hakkı söyleyen kimse kendisine en uzak bir kimse olsa bile o, hakka boyun eğer.
Bâtıl ve haram olan hiçbir şeyi sevmez. Bu şey kendisine bir kazanç getirse veya onu söyleyen en yakın birisi de olsa, haksızlığı reddeder.
Güzel Müslüman, kendisini sevenlerin onu övmesini kötü görür. Sevmediği kimselerden gelen nasihâti ve doğru şeyleri kabul eder. Kalbinde, övülmekle yerilmek aynıdır, ikisine de iltifat etmez. Kendisine zarar veren konularda da olsa, doğruyu söyler. Hemen bir menfaate ulaşmak için yapmacık hâl ve hareketlere girmez.
Güzel Müslümanın içi dışından daha güzeldir. O, halkın eziyetlerine tahammül gösterir; onlardan gelen sıkıntılara sabreder, güzel haliyle onlardan ayrılır.


(Ebû Tâlib El-Mekki, Kalplerin Azığı, 3.c., 596-597.s.)

19Eki 2020

Zorlukla Karşılaşıldığında Yapılması Gereken

Zorlukla Karşılaşıldığında Yapılması Gereken. Namaz Allâhü Te‘âlâ’nın büyük bir râhmetidir. Her türlü zorlukta namaza yönelmek Allâhü Te’âla’nın râhmetine yönelmek demektir.


Hz. Huzeyfe (r.a.) buyuruyor ki: “Resûl-i Ekrem (s.a.v.) bir zorlukla karşılaşınca derhâl namaza yönelirdi. (İmâm Ahmed) Namaz Allâhü Te‘âlâ’nın büyük bir râhmetidir. Her türlü zorlukta namaza yönelmek Allâhü Te’âla’nın râhmetine yönelmek demektir. Râhmet-i ilâhî insana destek ve yardımcı olduğu zaman onun hangi sıkıntısı devam edebilir ki?
Resûlullâh (s.a.v.)’i adım adım takip eden Sahâbe-i Kirâm (r.a.e.)’in de bu gibi durumlarda aynı şeyi yaptıkları nakledilmiştir. Hz. Ebû Derdâ (r.a.) buyuruyor ki: “Fırtına çıktığında Resûlullâh (s.a.v.) hemen camiye gider, fırtına duruncaya kadar camiden çıkmazdı. Aynı şekilde Ay ve Güneş tutulunca Resûlullâh (s.a.v.) derhâl namaza yönelirdi.” Hz. Suheyb (r.a.), Efendimiz (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu söyledi: “Önceki Peygamberler de her sıkıntıda daima namaza yönelirlerdi.” Hz. İbn-i Abbas (r.a.) bir yolculukta iken oğlunun vefât haberini aldı, devesinden inip iki rekât namaz kıldı ve “İnna lillahi ve inna ileyhi raciûn (Biz Allâh (c.c.)’un kuluyuz ve yine O (c.c.)’a döneceğiz).” dedi ve şöyle buyurdu: “Biz Cenâb-ı Hâkk’ın emrettiğini yapmış olduk.” Sonra Kur’an’daki şu ayeti okudu: “(Ey imân edenler) sabırla ve namazla Allâh’dan yardım isteyin, muhakkak o namaz ağırdır, ancak Allâh’tan korkanlar için değil.” (Bakara s. 45)
Yine Hz. İbn-i Abbas (r.a.), Peygamberimiz (s.a.v.)’in hanımlarından birinin vefât haberini duyunca secdeye kapandı. Biri ona niçin secde yaptığını sorunca buyurdu ki: “Resûlullâh (s.a.v.): “Başınıza bir felaket gelince secde yapınız yani namazla meşgul olunuz” buyurmuştur. Mü’minlerin annesinin vefâtından daha büyük hangi felaket olabilir ki?”


(Muhammed Zekeriyya Kandehlevi, Fezail-i A’mal, Amellerin Fazileti, 267-268.s.

18Eki 2020

Rebiül-Evvel Ayı ve Mevlid-i Şerif

Rebiül-Evvel Ayı ve Mevlid-i Şerif. Mevlid kandilini içinde barındıran ve bu nedenle hicri aylar arasında en kıymetlisi olarak nitelendirilen Rebiülevvel ayı ne zaman başlıyor? Rebiülevvel ayı yapılması gereken ibadetler nelerdir, ne zaman başlayacak? Detaylar yazımızda.


Rebiü’l-evvel ayında Nebî (s.a.v.)’i öven şiirler (Mevlîd) okutmak âlimler tarafından güzel görülmüştür. Bu şiirlerden birini arz edelim:
İmâm-ı ‘zam Efendimiz 53 beyitten oluşan ve Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’i meth eden ed-Dürrü’l-Meknûn isimli kasidesini, Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz’in ravzasına yüz sürdüğünü de yazmıştır.

  1. Yâ Resulallâh (s.a.v.)! Sırf seni ziyâret maksadıyla geldim. Amacım sadece senin rızân ve himâyendir.
  2. Ey insanların en Hayırlısı! Sana öyle iştiyakım, arzum var ki, kalbimde senden başka hiçbir şeyin sevgisi yoktur.
  3. Vallahi makamın hakkı için senin müştakınam, Hakk’ta biliyor ki ben sana âşığım ve meylimde sanadır.
  4. Sen öyle ulu bir zatsın ki, Sen olmasaydın Kâinatta dahil hiçbir şey yaratılmazdı.
  5. Sen öyle bir zatsın ki, ay senin nûrundan kisveye büründü, güneşte senin güzel nûrunla parlak göründü.
  6. Sen ki, miracında semaya yükselince, seninle semalar süslendi, yüceldi.
  7. Kasdi geldim sana Ey Seyyid-i Sâdât amma, İsterim senden himayet, dilerim senden rızâ.
  8. İştiyakım sana Ey Hayru’l-verâ bir rütbe ki, Mâsivâya meyl-i kalbim yok durur vallahi lâ.
  9. İzzü câhın hakkîçün vallahi senin müştakinam, Hakk bilir ki âşık-ı bî çarenim, meylim sana.
  10. Sensin ol ki, olmasaydın halk olmazdı bir ahad Belki halk olmazdı âlem belki hep cümle verâ.
  11. Sensin ol ki, kıldı nurundan kamer nur iktisab Şems-i hâvr nûri işrakınla oldu pür ziya.
  12. Sensin ol ki, sırrı miracında bu hefti asuman, İftihariyle müzeyyen oldu hem çün mah ligâ.
    (www.mevlanatakvimi.com)
14Eki 2020

Safer Ayının İlk ve Son Çarşamba Gününde Okunacak Dua (Selam Ayetleri)

Safer Ayının İlk ve Son Çarşamba Gününde Okunacak Dua (Selam Ayetleri). Safer, hicrî takvimin Muharrem ayından sonra gelen ikinci ayıdır. Safer ayının uğursuz olduğu ve bu ayda bela ve musibetlerin çokça meydana geldiği şeklinde bir anlayış Cahiliye dönemine ait olup dinimizde yeri yoktur.


E‘ûzü bi’llâhi mine’ş- şeytâni’r- racîm.
Bi-smi’llâhi’r- rahmâni’r- rahîm.
Selâmün ‘aleyküm ketebe rabbüküm ‘alâ nefsihi’r-rah-meh.
Selâmün aleyküm bi mâ-sabertüm feni‘me ‘ukbe’d-dâr.
Selâmün aleykümü’dhulû’l- cennete bi mâ-küntüm ta‘me-lûn.
Ve selâmün ‘aleyhi yevme vülide ve yevme yemûtü ve yevme yüb‘asü hayyen.
Ve’s-selâmü ‘aleyye yevme vülidtü ve yevme emûtü ve yevme üb‘asü hayyen.
Selâmün ‘aleyke se-estağfiru leke rabbî innehû kâne bî hafiyyen.
Ve’s-selâmü ‘alâ meni’t-tebe‘a’l-hüdâ.
Ve selâmün ‘alâ îbâdihî’l-lezîne’stafâ
Selâmün ‘aleyküm lâ-nebteği’l-câhilîn.
Selâmün kavlen min rabbi’r- rahîm.
Selâmün ‘alâ Nûhin fi’l-‘âlemîn, innâ kezâlike neczi’l-muh-sinîn, innehû min ‘ibâdine’l-Mü’minîn.
Selâmün ‘alâ İbrâhîm, innâ kezâlike neczi’l-muhsinîn, innehû min ‘ibâdine’l-Mü’minîn.
Selâmün ‘alâ Mûsâ ve Hârûn, innâ kezâlike neczi’l-muh-sinîn, innehümâ min ‘ıbâdine’l-Mü’minîn.
Selâmün ‘alâ İlyâsîn, innâ kezâlike neczi’l-muhsinîn, innehû min ‘ibâdine’l-Mü’minîn.
Ve selâmün ‘ale’l-mürselîn.
Selâmün ‘aleyküm tıbtüm fe’dhulûhâ hâlidîn.
Selâmün hiye hattâ matla‘i’l-fecr.


Safer Ayı Duası


“Allâhümme bârik fî şehri’s-saferi va’htim le-nâ bi’s-sa‘â-deti ve’z-zafer.”


(Ömer Muhammed Öztürk, İbâdet Takvimi ve Duâlar, 33-36.s.)

13Eki 2020

Safer Ayı Namazı ve Duaları

Safer Ayı Namazı ve Duaları. Safer ayında ne yapılır? Safer ayında okunacak dualar neler? İşte Safer ayında yapılması gereken ibadetler


Safer ayının ilk ve son çarşamba gecesi, gece yarısından sonra yeryüzüne inecek belâlardan Allâh (c.c.)’un izniyle korunmak için imsâkten önce dört rek‘at nâfile namâzı kılıp Fâtiha’dan sonra zamm-ı sûre olarak, birinci rek‘atte 17 “Kevser”; ikinci rek‘atte 5 “İhlâs”; üçüncü rek‘atte 1 “Felâk”; dördüncü rek‘atte 1 “Nâs” sûrelerini okuyup selâmdan sonra duâ edilecektir. Safer’in son Çarşambası’nın gecesi veyâ gündüzü iki rek‘at namâz kılıp birinci ve ikinci rek‘atte Fâtiha’dan sonra 11’er “İhlâs” okunacak. Namâzdan sonra 7 def‘a istiğfâr edilecek ve el kaldırıp 11 def‘a Salât-ı Münciye ve sonlarında “İnneke ‘alâ külli şey’in kadîr” okunacaktır. Bu duâlarda, “Allâhü Te‘âlâ’nın, kendimizi, âile fertlerimizi ve bütün mü’minleri gökten inen, yerden gelen ve bütün belâlardan muhâfaza buyurması” için niyâz edilecektir. Yine Safer ayının son Çarşamba gecesi veya gündüzü iki rek’ât namaz kılınıp, birinci rek’atta Fâtihâ’dan sonra 7 “Kadir”, ikinci rek’atta Fâtihâ’dan sonra 5 “Kevser” okunacaktır.


Salat-ı Münciye:


“Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammed. Salâten tüncînâ bihâ min cemî‘il ahvâl-i vel-‘âfât ve takdî lenâ bihâ cemî‘al hâcât ve tütahhirünâ bihâ min cemî‘i’s-seyyiât ve terfe‘ûnâ bihâ a‘le’d-derecât ve tübelliğunâ bihâ aksal-gâyât min cemî‘i’l-hayrâti fi’l-hayâti ve ba‘de’l-memât.”


Safer Ayının İlk ve Son Çarşamba Gününde Okunacak Dua

Bi’smi’llâhi’r-rahmâni’r-rahîm

“Allâhümme salli alâ Muhammedin abdike ve nebiyyike ve resûlike ve alâ âlihî ve bârik ve sellim. Alâhümme innî e’ûzü bike min şerri hâze’l yevmi ve min külli şirretin ve belâin ve beliyyetin-i’lletî fîhi ve yekûnü fî ‘ilmike yâ Dehru, yâ Deyhâru, yâ Keynânü, yâ Keynûnü, yâ Evvelü, yâ Ebedü, yâ Mübdiü, yâ Mu’îdü, yâ Ze’l-celâli ve ikrâm. Yâ Ze’l-arşi’l mecîdi ente tef’alü mâ türîdü. Allâhümma’hrüsnî bi-aynike’lletî lâ-tenâmü fî nefsî ve mâlî ve evlâdî ve dînî ve dünyâye’lletî’btelânî bi-suhbetihim bi-hurmeti’l ebrâri ve’l- ahyâri bi-rahmetike yâ Azîzü, yâ Ğaffâru, yâ Kerîmü, yâ Settâru, bi-rahmetike yâ Erhame’r Râhimîn. Allâhümme şedîdü’l kuvâ yâ Şedîdü, yâ Azîzü, yâ Kerîmü, yâ Kebîru, yâ Müteâlü! Zelleltü bi-ızzetike, cemî’ı halkike yâ Muhsinü, yâ Mücmilü, yâ Mütefaddilü, yâ Mün’imü, yâ Mükrimü lâilâhe illâ ente. Allâhümme yâ Latîfü letafte bi-halki’s semâvâti ve’l-ardı ültuf binâ fî kadâike ve âfinâ min belâike ve lâ-havle ve lâ- kuvvete illâ bike bi-rahmetike yâ Erhame’r Râhimîne. Hasbüna’llâhü ve ni’mel vekîl lâhavle ve lâ-kuvvete illâ bi’llâhi’l Alîyyi’l Azîm. Ve sallallâhu alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim.”


(Ömer Muhammed Öztürk, İbâdet Takvimi ve Duâlar, 31-35.s.)

29Eyl 2020

Aşırı Arzu ve İsteklere Karşı Zühd

Aşırı Arzu ve İsteklere Karşı Zühd. Her ne şekilde olursa olsun kul, nefsinin kötü arzularından gönlünü çekerse, bütünüyle dünyadan gönlünü çekmiş olur. İşte bu, insanın nefsine karşı zühd hâlini elde etmektir.


Geçici ve fâni şeylerden gerçek mânâda gönül çekmek, baki olan ahiretten de gönlü çekmeyi gerektirir. Çünkü kul, fâni dünyadan gönlünü çektiği halde, baki olan ahiret nimetlerinden gönlünü çekemeyebilir. Bu durumda da içinde bir rağbet ve arzu bulunmuş olur. Oysa baki olan ahiret nimetlerinden gönlünü çektiğinde, fâni olan dünyadan zaten gönlünü çekmiş olur. Çünkü dünya, ahiret için istenir. Ahiret nimetleri elbette Müslümanlar açısından değerlidir, fakat hedef bu nimetler değil en nihayetinde Cenâb-ı Hâkk’ın rızası ve cemâli olmalıdır.


Dünyanın aslı hevâ ve heveslere düşkünlüktür. Bazen insana bir konuda zühd hâli verilir, diğer alanda verilmez. Meselâ, kul dünya malından gönlünü çeker, fakat nefsin kötü arzularından gönlünü çekemez. Yine ev-ocak yapmaktan gönlünü çeker fakat giyim kuşam ve yemek konusunda zühd hâlini elde edemez. Dünya malından gözünü gönlünü çeker, fakat herhangi bir günâhtan veya hevâsının kendisine galip gelmesinden dolayı makâm ve mansıptan gönlünü çekemez. Her ne şekilde olursa olsun kul, nefsinin kötü arzularından gönlünü çekerse, bütünüyle dünyadan gönlünü çekmiş olur. İşte bu, insanın nefsine karşı zühd hâlini elde etmektir. Çünkü nefis, dünyaya rağbetin kaynağıdır; hevâ (kötü arzular) ise nefsin ruhudur. Yunus b. Meysere el-Geylânî (rh.a.) şöyle demiştir: “Dünyaya karşı zühd sahibi olmak, helâl olan şeyleri nefsine haram yapmak, elindeki malı zayi etmek değildir.

Dünyaya karşı zühd, Allâh (c.c.)’un katındaki nimet ve sevâplara kendi elindeki maldan daha fazla güvenmen, bir musibete uğradığındaki hâlinin, musibetten önceki hâlinle aynı olması, hâkk yolda seni kınayanla övenin bir farkı olmamasıdır.”


(Ebû Tâlib el-Mekkî, Kûtu’l-Kulûb, 2.c., 512.s.)

28Eyl 2020

Namaz Cenab-ı Hakk’ın Bizlere Lütfudur

Namaz Cenab-ı Hakk’ın Bizlere Lütfudur. Cenâb-ı Hakk’ın Kur’ân-ı Kerim’de en çok zikrettiği farz ibadettir namaz. Dolayısıyla bir kişinin Müslüman olduğunun en bariz özelliği ve işareti namaz kılmasıdır.


Ebû Ümâme (r.a.)’den Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Bir kimse güzel bir şekilde abdest alır, ellerini ve yüzünü yıkar, başını ve kulaklarını mesh eder ve ayaklarını yıkar, sonra farz olan bir namâzı kılarsa, Allâh (c.c.) o gün ayaklarıyla yürüyerek, elleriyle, tutarak, kulaklarıyla işiterek, gözleriyle bakarak ve kalbinden geçirerek yapmış olduğu günâhların hepsini bağışlar.” Ümâme (r.a.): “Vallahi ben bu sözü Resûlullâh (s.a.v.)’den defalarca işittim” dedi. (Ahmed b. Hanbel)


Bizler devamlı günâh işliyoruz, Allâh (c.c.)’a isyân ediyoruz, emirlerinden yüz çeviriyoruz, emirleri yerine getirmekte eksiklik yapıyoruz. Bunların karşılığında adaletli ve kudret sahibi olan Allâh (c.c.) katında cezalandırılıp, yaptıklarımızın karşılığını görmemiz gerekirdi. Keremine canımız feda olsun. Mevlâmız kendine yapılan isyânın ve emirlerini çiğnemenin telafisi için bize bir yol göstermiştir. Eğer biz bundan faydalanmıyorsak, bu bizim anlayışsızlığımızdandır. Allâhü Te’âla’nın râhmeti ve lütfu kullara ulaşmak için bahaneler aramaktadır. Bir hadiste “Bir kimse yatarken Teheccüd namâzına kalkmaya niyet eder de uyanamazsa, o namâzı kılmış gibi sevâp alır. Uykusu da kendisine bedavadan kâr kalır” buyurulmuştur. Allâh (c.c.)’ın bağış ve lütfunun sınırı var mı ki? O kerim olan zât, bol bol verirken almamak ne kadar acı bir nasipsizlik ve ne korkunç bir zarardır.


Hz. İbn-i Abbas (r.a.), Peygamberimiz (s.a.v.)’in hanımlarından birinin vefat haberini duyunca secdeye kapandı. Biri ona niçin secde yaptığını sorunca buyurdu ki: “Resûlullâh (s.a.v.): “Başınıza bir felaket gelince secde yapınız” yani namazla meşgul olunuz, buyurmuştur. Mü’minlerin annesinin vefatından daha büyük hangi felaket olabilir ki?”


(Muhammed Zekeriyya Kandehlevi, Âmellerin Fazîleti, 266-271.s.)