Faziletli Ameller ve Sünnetler

04Ağu 2020

Peygamber Efendimizin Emri: Sünnetime Sarılınız

Peygamber Efendimizin Emri: Sünnetime Sarılınız başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.


Ashab (r.a.e.)’den İrbaz b. Sâriye (r.a.) der ki: “Resûlullâh (s.a.v.) bir gün sabah namazından sonra bize beliğ bir meviza irad buyurdu. Bu mevizadan gözler yaşardı, kalpler ürperdi. “Bu, bir vedalaşma vaazına benziyor! Öyle ise yâ Rasûlallâh! Bize neyi tavsiye buyurursun?” diye sorduk.


Resûlullâh (s.a.v.): “Ben sizi gecesi gündüzü gibi aydın olan şeyin (dinin) üzerinde bırakmış bulunuyorum. Benden sonra, ancak helâk olacak olan kimse ondan sapar! Allâh (c.c.)’dan sakınmanızı, başınıza Habeşli bir köle de geçse onun emirlerini dinlemenizi, kendisine itaat etmenizi size tavsiye ederim.
Benden sonra, sizlerden yaşayanlar, birçok anlaşmazlıklara şahit olacaktır! O zaman sünnetime, sünnetimden bildiğiniz şeylere, doğru yol üzerinde bulunan halifelerimin (Hulefa-i Râşidîn’in) sünnetine sımsıkı sarılınız! Sonradan sonraya ortaya çıkarılan birtakım şeylerden sakınınız! Çünkü, sonradan sonraya ortaya çıkarılan şey bidattr. Her bid’at da dalâlettir, sapkınlıktır!”
buyurmuştur.
Hz. Ebû Bekir (r.a.), halife olduğu zaman yaptığı konuşmada: “İnen Kur’ân ve Peygamber (s.a.v.)’in sünnetleri bize öğretti de, biz bu sayede bilgi sahibi olduk.” demiştir.


Hz. Ali (k.v.) de: “Resûlullâh (s.a.v.)’in ruhu kabzolununca Ebû Bekir (r.a.) halife oldu. Yüce Allâh tarafından ruhu kabzolununcaya kadar, Resûlullâh (s.a.v.)’in ameline ve sünnetine göre hareket etti. Sonra Ömer (r.a.) halife oldu. Ruhu kabzolununcaya kadar o da öyle hareket etti. Her ikisi de, Resûlullâh (s.a.v.)’in ameline ve sünnetine göre hareket etti” diyerek şehadette bulunmuştur.!”
Bid’at; dinde ihdas edilen şeylere, amellere; Ashâb (r.a.e.)’in ve Tâbiîn (rh.a.)’in işlemedilderi, sünnete aykırı bulunan şeylere denir!


(İmâm Ahmed b. Hanbel, Müsned, 4.c., 126-127.s.)

30Tem 2020

Teşrik Tekbirleri

Teşrik Tekbirleri Kurban bayramının arefe gününün sabah namazından itibaren bayramın dördüncü gününün ikindi namazına kadar yirmi üç vakit farz namazlardan sonra okunan bir duadır.


Kurbân bayramının arefe gününün sabah namâzından i‘tibâren bayramın dördüncü gününün ikindi namâzına kadar (ikindi dahil) yirmi üç vakit farz namâzlardan sonra bir def‘a: “Allâhü ekber, Allâhü ekber, Lâilâhe illâ’llâhu va’llâhu ekber, Allâhü ekber ve li’llâhi’l hamd.” diye tekbîr alınır ki, buna (teşrîk tekbîri) denir. Teşrik tekbirleri, âlimlerin birçoğuna göre vacîptir.

(Ömer Nasûhî Bilmen, Büyük İslâm İlmihâli, 166.s.)


Peygamberimiz’in Hz Ali’ye Vasiyeti


“Yâ Ali! Beş şey gönlü öldürür:

1. Çok yemek, 2. Çok uyumak, 3. Çok konuşmak, 4. Çok gülmek, 5. Rızık için çok endişe etmek.


Beş şey kalbi karartır:

1. Günâh üzerine günâh işlemek, 2. Tok iken yemek, 3. Zulümle mal yığmak, 4. Namazı tehir etmek, 5. Sol elle yemek ve içmektir.

Beş şey unutma meydana getirir:

1. Fare artığı yemek, 2. Kıbleye karşı bevletmek, 3. Durgun suya bevletmek, 4. Kül üzerine bevletmek, 5. Haram ile geçinmek.


Beş şey kalbi parlatır:

1. İhlâs sûresini çok okumak, 2. Az yemek, 3. İlim meclisinde bulunmak, 4. Az pişmiş ekmek yemek, 5. Gece namaz kılmak.

Beş nesne kalbi aydınlatır:

1. İlim meclisinde bulunmak, 2. Elini yetim başına sürmek, 3. Seher vaktinde çok istiğfar etmek, 4. Çok yememek, 5. Çok oruç tutmak.


Beş şey gözün nûrunu artırır:

1. Kabe-i Muazzama’ya bakmak, 2. Kur’ân-ı Kerîm’e bakmak, 3. Anne ve babanın yüzüne bakmak, 4. Âlimin yüzüne bakmak, 5. Akar suya bakmak.


Yâ Ali! Beş şey insanın kocamasına sebeptir:

1. Borcu çok olmak, 2. Gamı, üzüntüsü çok olmak, 3. Kadının nefesi erkeğe erişmek, 4. Güzel kokuyu çok sürünmek, 5. Çok balgam gelmek.

Yâ Ali! Cennet kapısında gördüm; ‘Nefsinin hevasına, arzularına muhalefet edenlerin yeri cennet olur.’ yazılıydı.”


(Şemseddin Sivâsî, Dört Büyük Halife, 192-193.s.)

30Tem 2020

Arefe Günü Kılınacak Namaz

Arefe Günü Kılınacak Namaz başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.


Nesâi ve diğerlerinin bildirdiği sahih hadîste Nebî (s.a.v.): “Umarım ki, Arefe günü tutulan oruç, iki senelik günâha keffâret olur; biri geçmiş, diğeri gelecek senenin günâhlarıdır.” buyurmuştur. Beyhâki’de: “Arefe gününün orucu, bin gün oruca eşittir.” hadîs-i şerîfi yer alır.


İmâm Hibbetullah’ın Saîd bin Müseyyeb’den onun da Ebû Hüreyre (r.a.)’den naklettiği bir haberde, Resûlullâh (s.a.v.): “Bir kimse Arefe günü öğle ile ikindi arasında dört rek’at namaz kılsa, her rek’atinde bir kere Fatiha ve elli kere İhlâs sûrelerini okusa, Allâhü Te‘âlâ ona bin kere bin sevâb yazar. Kur’ân-ı Kerîm’den okuduğu her harf için cennette ona bir yüksek derece verilir. Her derece arası beş yüz yıllık yoldur. Ve her harf için ona yetmiş hûrî verilir. Her birisi için yakuttan yetmiş bin sofra, her sofrada yeşil kuş etinden yiyecekler vardır. Etin soğukluğu kar, tadı bal ve kokusu misk gibidir. O eti ateş pişirmemiştir. Başladığı zaman bulduğu lezzet ve tatlılığı, yemeğin sonunda da bulur. Bıkmak olmaz. İsteyerek, severek yer. Sonra o kimseye kanatları yakuttan, gagası altından bir kuş gelir. Bin kanadı vardır. Benzerini, dinleyenlerin duymadıkları güzel bir ses ile Arefe günü ehline “Merhaba” diyerek seslenir. Sonra o kuş, o kimsenin yanına düşüp kanatlarının her birinin altından yetmiş türlü yemek çıkarır. O yemeklerden yer. Sonra o kuş Allâhü Te‘âlâ’nın izni ile silkinip uçar gider. O kimse kabrine konulunca, Kur’ân-ı Kerîm’in her harfi ona öyle bir nur ile ışık saçar ki, o kimse o anda Beyt-i Şerîf’in etrafında tavaf edenleri görür. O Yâ Rabbi, kıyâmet kopsun, kıyâmet gelsin diyerek bir an evvel kıyâmetin kopmasını ister.” buyurdu.


(Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (k.s.), Gunyetu’t-Tâlibîn, 335.s.)


Arefe Günü Duası


Hz. Peygamber (s.a.v.), Arefe günü en ziyâde şöyle derlerdi: “Lâ-ilâhe illa’llâhü vahdehû lâ-şerîke leh, lehü’lmülkü velehu’lhamdü bi-yedihi’l-hayr ve hüve ‘alâ külli şey’in kadîr.”


(Ömer Muhammed Öztürk, İbâdet Takvimi ve Duâlar, 77.s.)

29Tem 2020

Kurbanın Bedelini Sadaka Vermek Yeterli mi?

Kurbanın Bedelini Sadaka Vermek Yeterli mi? Adlı yazımızda kurban ibadetinin fazileti anlatılmaktadır.


Selef büyüklerinden birinin âdeti, bir koyunun değerini fakirlere sadaka vermekti. Madem ki, kurban bana vâcib değil, niçin bir hayvanın canına kıyayım derdi.
Rü’yâda, kıyâmeti gördü. İnsanlar bineklerine binmiş, melekler onları Cennete götürüyor, kendisi ise yaya olarak gidiyordu. Sebebini sordu. Bu binekler, dünyada kesilen kurbanlardır, dediler. Ben de, kurban değerini sadaka verirdim dedi. Sen bilmez misin ki, kıymetini vermekle, kurban kesmek bir değildir. Kurban kesmek lâzımdır, dediler. O büyük yaşadıkça hep kurban kesti. Madem ki kurban bu kadar faydalı, bu kadar fazîletlidir, bu ibâdeti kaçırmamalıdır. Allâhü Te‘âlâ’nın Halîli İbrahim (a.s.) Hakk’ın rızâsı yolunda, çocuğunun başından geçmiş iken, sen de bir koyunun başından geç.


(Muhammed Rebhami, Riyâdü’n-Nasihin)


Bayramların Mendupları

  1. Erken kalkmak, 2. Gusletmek, 3. Misvâk kullanmak, 4. Güzel koku sürünmek, 5. Giyilmesi mübâh olan elbisenin en güzelini giymek, 6. Allâh’ın ni’metlerine şükretmiş olmak için sevinçli ve neşeli görünmek ve yüzük takınmak, 7. Kurban Bayramı’nda kurban kesecek olan kimsenin kurban etinden yemek için yemeği namazdan sonraya bırakması, 8. Namaza erkence davranıp sabah namazını mahâlle mescidinde kılarak bayram namazı için namazgâha ve büyük câmiye gitmek, 9. Namaza giderken acele etmeyip sükûnetle yürümek, 10. Namaza giderken Ramazân bayramında gizli ve Kurban bayramında açıktan tekbîr getirmek, 11. Namazdan dönerken mümkünse başka yoldan gelmek, 12. Mü’minlerle karşılaştığı zaman güler yüz göstermek, 13. Elinden geldiğince çokça sadaka vermek.

(Mehmet Zihni Efendi, Nimet-i İslâm, 510.s.)

24Tem 2020

Yol Göstermek Farzdır

Yol Göstermek Farzdır. İyiliği emredip kötülükten alıkoymak her müslümanın görevidir.


İyiliği emredip kötülükten alıkoymak farzdır. Özürsüz onu bırakan Yüce Allâh (c.c.)’a karşı gelmiş olur. Yüce Allâh (c.c.) buyuruyor ki: “İçinizden sizi hayır yapmaya çağıracak iyiliği emreden ve kötülükten alıkoyan bir topluluk bulunsun.” (Al-i İmran s. 104) Bu Âyet-i Celile iyiliği emredip, kötülükten alıkoymanın (emr-i maruf; nehy-i münkerin) farz olduğunu gösteriyor. Fakat farz-ı kifâyedir. Yani bir kısım insanların bununla uğraşması yeterlidir. Ama hiç kimse tarafından yapılmaması halinde bütün insanlar günâh işlemiş olur.

,
Yüce Allâh buyuruyor ki: “Yurtlarından haksız yere çıkarılanlara, biz yeryüzünde yer verirsek namaz kılarlar, zekât verirler, iyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar.” (Hac s. 41) Yukarıdaki Âyet-i Celile’de iyiliği emredip, kötülükten alıkoymayı, namaz ve zekâtla beraber bildiriyor ve din sahiplerini bu vasıtasıyla tanıtıyor. Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İyiliği emredin ve kötülükten alıkoyun. Eğer bunu yapmazsanız Yüce Allâh en aşağılık kavmin insanlarını size musallat eder. O zaman sizin iyiliklerinizin duâsı da kabul olmaz.”


Hz. Ebû Bekir (r.a.) rivaâyet ediyor: Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor ki: “Günâh işleyip de iyileri tarafından günâhtan alıkonmayan insanlara, Yüce Allâh en kısa zamanda hepsini kaplayan bir azap gönderir.”
Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bütün iyi işler, Allâh (c.c.) yolunda savaşma yanında denizde bir damla gibidir. Allâh (c.c.) yolunda savaşmak da iyiliği emredip kötülükten alıkoyma yanında bir damla su gibidir.” Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor ki: “Herkesin söylediği sözün cezası kendinedir. Yalnız iyiliği emretme, kötülükten alıkoyma ve Yüce Allâh’ı anma bunun dışındadır.”


(İmâm Gazâlî, Kimya-i Saâdet, 327.s.)

23Tem 2020

Zilhicce’nin İlk On Günü Duaları

Zilhicce’nin İlk On Günü Duaları. Zilhicce ayı, Kurban Bayramı’na 10 gün kala başlamaktadır. Kurban Bayramı’nın bulunduğu aya Zilhicce ayı denmektedir. Zilhicce ayı, Hicri takvime göre yılın 12. ve sonuncu ayıdır. 

Tergîb-i Hamîdî’de geçtiğine göre bu günlerde şu duâlar yapılabilir:
1- Lâ ilâhe illâllahü vahdehû lâ şerike leh lehül mülkü ve lehül hamdü yuhyî ve yümît ve hüve hayyün lâ yemût bi-yedihil hayr ve hüve alâ külli şey’in kadir.
2- Eşhedü en lâ ilâhe illâllahü vahdehu lâ şerîkeleh ilâhen vâhiden sameden lem yettehız sâhıbeten ve lâ veledâ.
3- Eşhedü en lâ ilâhe illâllahü vahdehu lâ şerîkeleh ehaden sameden lem yelid ve lem yûled ve lem yekûn lehû küfüven ehad.
4- Eşhedü en lâ ilâhe illâllahü vahdehu lâ şerîkeleh lehül mülkü ve lehül hamdü yuhyî ve yümît ve hüve hayyün lâ yemût bi-yedihil hayr ve hüve alâ külli şey’in kadir.
5- Hasbiyellah ve kefâ semi’allahü limen de’â leyse verâullâhi müntehâ.


Umeyrîşî der ki: Havarileri İsâ (a.s.)’a sorup, Ey Rûhullâh, bu kelimeleri, ya’nî duâları okuyanların sevâbı nedir dediklerinde, İsâ (a.s.): “Kim birinci duâyı yüz kere okursa, o gün yeryüzünde hiç kimsenin ondan üstün ameli olmaz. Kıyâmet günü de sevâbı, diğer ibâdetlerden çok olur. İkinci duâyı yüz defâ okuyan, Tevrat ve İncili, on iki defa okumuş gibi olur ve ona her ikisinin sevâbı verilir. Üçüncü duâyı yüz defa okuyana, on milyon sevâp yazılır ve amel defterinden on milyon günâhı silinir. Cennetteki dereceleri bir milyon derece yükseltilir. Dünyâ göğünden, ya’nî birinci kat gökten yetmiş bin melek iner, ellerini kaldırıp duâ ederler ve bu kelimeleri okuyanlara mağfiret isterler. Dördüncü duâyı yüz kerre okuyanın duâsını, bir melek Allâh (c.c.)’ya arz eder. Allâhü Te‘âlâ bunu okuyan kuluna rahmet nazarı ile bakar. Allâhü Te‘âlâ’nın râhmet nazarı ile baktığı kimse, hiçbir zaman bedbaht olmaz.” İsâ (a.s.), “Ey Cebrail, beşinci duânın sevâbı nedir?” deyince, Cebrail (a.s.): “Benim da’vetimdir. Bunu sana açıklamam için bana izin verilmedi” buyurdu.


(Muhammed Rebhâmî, Riyâdü’n-Nâsihîn, 271-273.s.)

22Tem 2020

Hacca Gidemeyenlere Teselli!

22 Temmuz 2020 Mevlana Takvimi yazımız, Hacca Gidemeyenlere Teselli! başlıklı olup zilhicce ayının fazileti ile ilgilidir.


Hz. Âişe-i Sıddîka (r.anhâ) vâlidemiz, rivâyet ettikleri hadîste, Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in şöyle müjde verdiklerini haber veriyorlar: “Zilhicce’nin ilk on gününün gecelerinden birini ihyâ etmesi, o kimsenin bir seneyi hacc ve umre ibâdetiyle ihyâ etmesi gibidir. Bu (dokuz) günlerden bir gün oruç tutması, senenin öbür vakitlerinde ibâdetle meşgûl olması gibidir; o kadar sevâp alır.”


Hz. Alî (k.v.) Efendimiz’den de Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in şu müjdeli hadîs-i şerîfleri rivâyet edilmiştir: “Zilhicce’nin ilk on günü gelince, siz tâat ve ibâdete gayret ediniz; zîrâ Allâhü Te‘âlâ o günleri, öbür günlerden üstün; gecesine hürmeti de gündüzüne hürmet gibi kılmıştır. Biriniz Zilhicce’nin ilk on gecesinden birinde, gecenin üçte ikisi geçtikten sonra dört rek‘at namâz kılıp, her rek‘atta Fâtiha’dan sonra üçer kere Âyetü’l-kürsî, üçer kere İhlâs-ı şerîf ve birer kere de Felak ve Nâs sûrelerini okusa ve namâzı bitirince, ellerini kaldırıp “Sübhâne zî’l-’izzeti ve’l-ceberût. Sübhâne zi’l-kâ‘ideti ve’lmelekût. Sübhâne’l-hayyü’llezî lâ-yemût. Lâ-ilâhe illâ hüve yuhyî ve yumît ve hüve hayyun lâ-yemût. Sübhâna’llâhi rabbi’l-’ibâdi ve’l-bilâdi ve’l-hamdü li’llâhi kesîran tayyîben mübâraken ‘alâ küllî hâlin. Allâhu ekber kebîran. Rabbenâ celle celâluhu ve kudrete bi-külli mekânin” dese ve sonra da dilediği gibi duâ eylese, Beytullâh’ı haccetmiş, Resûlullâh (s.a.v.)’i ziyâret etmiş ve Allâh (c.c.) yolunda cihâd etmiş gibi ecir ve sevâp kazanır. Allâhü Te‘âlâ o kimseye, o kimsenin, dilediği şeyi verir. Sizden biriniz, Zilhicce’nin ilk on gecesinin her gecesinde bu namâzı kılsa, bu duâyı okusa ve dilediği gibi duâ etse, Allâhü Te‘âlâ, ona Firdevsü’l a‘lâyı helâl kılar; günâhlarını ondan siler. O kimse Arefe günü oruç tutsa gecesinde de bu namâzı kılsa ve haber verildiği üzere duâ etse, Allâhü Te‘âlâ’ya yalvarsa; Allâhü Te‘âlâ: “Ey benim meleklerim, şâhit olunuz ki ben o kulumu bağışladım. Beytullâh’ı haccedenlere, onu ortak eyledim.” der. Bu hâlde melekler, Allâhü Te‘âlâ’nın o mü’min kulunun kıldığı namâzı ve ettiği duâsı sebebiyle ihsân buyurduğu ecir ve sevâplardan ötürü sevinirler ve neş’elenirler.”


(Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (k.s.), Gunyetu’t-Tâlibîn, 320.s.)

20Tem 2020

Nasıl Cömert Olunur?

Nasıl Cömert Olunur? Başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Cennet, cömertlerin evidir. Cömert olan günahkâr genç; cimri olan âbîd ihtiyardan Allâh (c.c.) için daha sevimlidir.”

Yine Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Allâh (c.c.), kendisine bol ihsânda bulunduğu hâlde, ailesine ve kendine bolluk göstermeyen bizden değildir.”

Hasan Basri (r.a.) şöyle anlatır: “Kul, bu yolda edebini Allâh (c.c.)’den almalıdır. Bolluk ihsân ettiği zaman bolluk göstermeli; darlık olduğu zaman da tutumlu olmalıdır.”

Rivayet edildiğine göre, Yûsuf b. Halid Simtî şöyle der: “Ebû Hanife (r.a.)’e, Haccac tarafından bin çifte yakın ayakkabı hediye edildiğini gördüm. O, bunların hepsini, din kardeşlerine dağıttı. Bundan bir iki gün sonra, oğluna ayakkabı aldığını görünce sordum: “Neden böyle yaptın? Sana bin çifte yakın ayakkabı hediye edildi.” Şöyle anlattı: “Hediyeler işinde benim yolum, gelenleri dağıtmak, getirenlere de ayniyle mukabele etmektir veya kat kat fazlasını vermektir. Hediye işi için, Resûlullâh (s.a.v.)’in şu hadîs-i şerifi vardır: “Bir kimseye hediye geldiği zaman, yanındakiler onun ortağıdır.”

Ben ise, yanımda oturanlarla din kardeşlerimi ayırt etmem. Görüşüm, hediyenin kabulü üzerinedir. Çünkü Resûlullâh (s.a.v.) hediyeyi kabul eder, davete giderdi. Gelen hediyeye daha iyi bir şekilde karşılık vermeyi de şu âyet-i kerimenin mânâsında bulurum: “Bir selâm ile selâmlandığınız vakit, siz ondan daha güzeli ile selâmlayın veya aynı ile karşılık verin…” (Nisa s. 86)

Süfyan b. Uyeyne (r.a.)’e, bol sarfetmekten soruldu, şöyle anlattı: “Bu bir yol gibidir. O yolda diken de, böğürtlen de olur.”

(Ebü’l Leys Semerkandi, Tenbihül Gafilin-Bostanü’l Arifin, s.880-881)

16Tem 2020

Ezan Okuyana İcabet Edilir

Ezan Okuyana İcabet Edilir. Ezan okuyan kişinin ezanına, sünnete göre icâbet edilmesi gerekmektedir. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in sünnetine karşı terbiye ve edep dairesinde müezzinin söylediklerini söylemeliyiz.


Efendimiz (s.a.v.)’in bizlere emanet ettiği emir ve vasiyetlerinden biri de; ezan okuyan kişinin ezânına, sünnete göre icâbet edilmesi lüzûmudur. Başka ve boş şeylerle, mânâsız hareket ve sözlerle kendimizi oyalamayarak, Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in getirmiş olduğu sünnete karşı bir terbiye ve edep dairesinde müezzinin söylediklerini söylemeliyiz.
Yapılması icâb eden her sünnetin, kendine göre bir özelliği, vakti ve saati vardır.


Meselâ müezzine icâbet etmenin vakti vardır, ilim öğrenmenin vakti vardır, tesbih çekmenin, Kur’ân tilâvetinin vakti vardır. Bizlerden Fatihâ istenildiğinde bunun yerini tevbe ve istiğfara bırakmayalım. Tesbih vakti yerini rükû ve secde yerine çevirmeyelim. Kur’ân tilâvet vaktini, kelime-i şehâdet vaktiyle değişmeyelim. Böylece sırasınca her şeyi vaktinde yapalım; bu böyledir ve böylece bilinmelidir.

“Şayet müezzinin sesini duyarsanız, o ne söylerse siz de onu söyleyin, ondan, sonra bana salât ve selâm getirin; kim ki bana bir kez salât ve selâm getirirse Hâkk Te‘âlâ o kişiye on kez salât ve selâm göndermiş olur. Daha sonra da benim için vesile (derecesini) isteyiniz.” buyurulmuştur. (Buharî)


Ezan sesini duyan kimse “Ey Allâh’ım, ey bu faydalı namaz ve bu davetin sahibi Rabbim! Muhammed’e salât ve selâmlar eyle; bir daha kızmayacak şekilde bizden hoşnut kal.” diye duâda bulunursa, Hakk Te‘âlâ bu duâsını kabûl eder.” (Taberanî)


“Kim ki müezzinin sesini duyar, dediğini aynen tekrarlarsa, onun gibi ecir ve sevap kazanmış olur.” (Ebû Davûd)

(İmâm Şa’rânî, El-Uhûdu’l Kübrâ, 77-78.s.)

10Tem 2020

İyiliği Tavsiye ve Kötülükten Men Etmenin Şartları

İyiliği Tavsiye ve Kötülükten Men Etmenin Şartları, iyiliğin toplumda yayılması için tüm Müslümanlar olarak iyi işleri çoğaltmalı ve başkalarını da buna teşvik etmeliyiz. Yine kötülüğün azalması da bu doğrultudadır. Yazımız bu konuda detaylı bilgi vermektedir.


Ma‘ruf, Allâhü Te’âlâ’nın razı olduğu, münker ise razı olmadığı söz ve hareketlerdir. İnsanlar marufu (iyiliği) emir ve tavsiye etmek vazifesini terk ederlerse helâk olurlar. Allâhü Te’âlâ böylelerinin duâlarını kabul etmez. Bereketi, iyiliği ve kurtuluşu onlardan kaldırır.


Âişe (r.anhâ), Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurduğunu naklediyor: “İçinde peygamberlerin ibâdetleri gibi ibâdetleri olan on sekiz bin kişinin bulunduğu bir şehrin halkı azaba uğradı.” Bunun nasıl olduğu sorulduğunda şöyle cevap verdi: “O iyi kimseler, kötülük ve günâh işleyenlere Allâh (c.c.) rızası için kızmadılar. Marufu emretmeyip, münkeri (kötülük) de yasaklamadılar.”

Bu vazifeyi yapmak isteyen bir Müslüman, önce içinde bulunduğu topluluğun durumuna bakmalıdır. İnsanlara dinî nasihâtlarda bulunduğu takdirde, söyleyeceklerine kulak verip öğüt alacaklarını ve kötülükten vaz geçeceklerini tecrübesiyle biliyorsa, bu kimseleri ibâdet ve sevâba teşvik etmesi vâcib olur.


Fakat nasihât etmeye kalkıştığı takdirde kendisine iftira edeceklerini ve sövüp sayacaklarını tecrübeyle biliyorsa, o zaman onlara nasihâtta bulunmaması daha iyidir. Engin tecrübesiyle, sözlerinin kabul edilmeyeceğini biliyor fakat dövülmekten ve sövülmekten korkmuyorsa, doğruları söyleyip söylememekte ve onları doğru yola çağırıp çağırmamakta serbesttir. Ama yine de ikaz ve irşatta bulunmak efdâldir.


Emr’i bi’l-maruf yani iyiliği emir ve tavsiye etme vazifesi yapacak kimselerin, hangi konudan konuşulacaksa o mesele hakkında ilim sahibi olmaları lâzımdır. Çünkü bir konuda ilim sahibi olmadan bir kişiye o konuda faydalı olunamaz. Ayrıca, kötülük işleyen kimselerle konuşurken dâima yumuşak davranmalı, tatlı ve ikna edici konuşmalıdır. Asla, “Ey ahmak, ey câhil, ey utanmaz adam Allâh (c.c.)’dan korkmuyor musun? Nedir bu yaptığın?” gibi sözler söylemelidir.

(Allame Eş-Şeyh Alaaddin Abidin, el-Hediyyetü’l-Alaiyye, 633-635.s.)