Arşiv

28Ara 2019

1-) Gözleri haramdan ve lüzumsuz bakıştan geri tutmak kalbi pişmanlıktan beri kılar. Kalbe en fazla zararı veren şey gözü harama doğru salıvermek olduğu için gözünü haramdan sakınmayan insanların pişmanlıkları devamlıdır.

2-) Gözleri haramdan çevirmek, kalpte nur ve manevi parıltılar meydana getirir de o nur gözde, çehrede ve bedenin her bir zerresinden açığa çıkar. Nur Suresi 35. Ayet-i Kerime’de Rabbimiz Zü’l-Celal “Allah göklerin ve yerin nurudur” ayetinden sonra “Müminlere söyle gözlerini yumsunlar” buyurarak gözü ve gönlü Allah Teâla’nın nuru ile nurlandıran amellerin başlıcasının gözleri haramdan geri tutmak olduğunu beyan etmektedir. Efendimiz Sallallahu aleyhi ve sellem’ de: “Kim gözünü bir kadının bedeninden geri tutarsa Allah Teâla onun kalbine nur yaratır” buyurarak, buna işaret etmektedir.

3-) Gözleri haramdan geri tutmak tam bir firaset meydana getirir ki. Firaset nurdan ve nurun semerelerinden meydana gelmektedir.

4-) Gözlerini haramdan geri tutan kişiye ilmin yolları ve kapıları açılır; ilmin tüm sebepleri ona kolay kılınır. Bu ihsanın sebebi ise, yine kalpte oluşan nur sebebiyledir. Kişinin kalbi nurlanınca öğrendiği malumatın tüm hakikatleri ona açılır ve keşfolunur.

5-) Gözleri haramdan geri tutmak kişiye kalbî kuvvet, sebat ve şecaat meydana getirir.

6-) Gözleri haramdan geri tutmak, harama bakmanın getireceği nefsani lezzetten daha fazla kalpte surur ve ferahlık meydana getirir.

7-) Kalbi şehvetin esaretinden kurtarır. Şehvetten ve hevadan daha tehlikeli bir esaret yoktur.

8.) Cehennemin kapılarından bir kapıyı kapatır.

9-) Aklı kuvvetlendirir, kemale erdirir ve hakikatte sabit kılar.

10-) Kalpten şehvet sarhoşluğunu ve gaflet uykusunu giderir.

(Gızâu’l-Elbab fî Şerhi Manzûmeti’l-Adâb, c.1.)

27Ara 2019

Resûlullah’ın (s.a.v.) halası,  Abdülmuttalib’in kızıdır. Safiyye (radıyallahü anha) gazâların çoğuna iştirâk etmişti. Gayet cesur idi. Uhud gazâsına katılışı şöyle olmuştu: Resûl-i ekrem (s.a.v.) Uhud Savaşı’na gittikleri zaman, kadınları ve çocukları “Fâri” denilen bir kaleye götürüp onları Safiyye (r.anhâ)’ya emanet etmişti. Gece sabaha doğru, Yahudilerin ihanetinden şüphelenen Safiyye (r.anhâ) gözetlemeye başladı ve kalenin etrafında dolaşan karatılar gördü. Bunlardan biri kapıya yaklaşıyordu. Bunun üzerine Safiyye (r.a.) bir çadır direğini alarak ve aşağı indi. Yahudinin kaçmaması için kapıyı yavaş yavaş araladı. Birden çadır direğini yahudinin başına indirdi. Yahudi yediği darbe sonucu bir daha kalkamadı ve öldü. Bundan sonra Safiyye (r.anhâ) belindeki küçük hançeri çıkarakak Yahudinin başını keserek yukarıdan diğer Yahudilerin bulunduğu yere attı. Kesik başı gören Yahudiler “Demek ki Muhammed burayı korumak üzere bir birlik bırakmış” diyerek kaçıp gittiler. Safiyye (r.anhâ)’yı hayırla, hasretle, gıptayla yâd ediyoruz.

Bu husus temel siyer kitaplarından el-İsabe’de ve elBidaye’de  “müşriklerden birini ilk öldüren kadın” olarak zikredilir. Öldürdüğü kişi anlatıldığı gibi Yahudidir. Yahudi, müşrik midir veya Yahudilik şirk inancı taşır mı denirse cevabı kesinlikle “evet”tir. Tahrif edilmiş Yahudilik de, Hristiyanlık da şirk taşıyan bir inanç sistemine dönüşmüştür. Baba oğul, ve Ruhul Kudüs inancı şirkten başka nedir? Haşa “Üzeyr Allah’ın oğlu” ne manaya gelir? Ancak bunlar çıkış noktaları itibariyle (sonradan sapmış da olsalar) ilahi vahye dayandıkları ve  kendilerine göre bir ahiret inançları olduğu için diğer müşriklerden farklı olarak  Ehli Kitap denmiştir ve asırlar boyunca bu isimle anılmışlardır.

(Dr. Şerafettin Kalay, İslam Tarihinde İlkler  s.104)

26Ara 2019

İnsan vücudu üzerinde yaklaşık 700 Biyolojik Aktif Nokta (BAN) bulunur. Bunlardan 66 tanesi “Agresi Noktası” olarak adlandırılan ekstra aktif noktalardır. 66 Agresi Noktası’ndan 61 tanesi abdest âzâlarında yer almaktadır. Abdestte âzâlar yıkanırken BAN faaliyete geçer, Agresi Noktaları denge kazanır. Bu sebepten abdestteki sırayı bozmamaya özen göstermek gerekir.

Yüz yıkanırken mide, bağırsaklar, safra kesesi, idrar yolları, sinir sistemi ve üreme organları uyarılır.

Kollar yıkanırken bağırsaklar, kalp, akciğerler, üreme organları, idrar yolları ve kan dolaşımı uyarılır.

Kulaklar yaklaşık 100 BAN’ın yer aldığı ve hemen hemen bütün organlarla bağlantılı olan bir komuta merkezidir. Kulaklar mesh edilirken bütün organlar uyarılmış olur.

Ayaklar yıkanırken hormon dengesini sağlayan, büyüme ve üremeyi kontrol altında tutan hipofiz, böbrekler ve hemen hemen bütün organların faaliyetini etkileyen BAN uyarılır.

Abdestte akupunktur noktalarının uyarılmasıyla vücutta enerji ve kan dolaşımı kolaylaşır, vücudun direnci artar, bağışıklık sistemi güçlenir. Ateş yükselince soğuk su ile abdest almak, ateşi 2 derece kadar düşürür.

Abdest tansiyonu düşürür, baş ağrısını hafifletir, uyuklamayı, yorgunluğu ve öfkeyi giderir. Soğuk su kullanmak, abdestin ve guslün etkisini arttırır. Ancak akciğer veya karaciğer hastası olanlar, ağır ameliyat geçirenler, yaşlılar, ishal olanlar için ılık su kullanmak daha iyidir.

Her abdestte misvak kullanmakta çok önemlidir.

(Aidin SALİH, Gerçek Tıp, 122.s.)

25Ara 2019

Allâh Resûlü (s.a.v.)’in sözlerini anlamak için Ashâb (r.a.e.)’in sözlerine mürâcaat etmek zorunludur. Çünkü Onlar, Allâh Resûlü  (s.a.v.)’in söz söylerken maksat ve murâdının ne olduğunu en iyi bilen insanlardır. Ashâbın rey ve görüşleri bizim rey ve görüşlerimizden çok üstündür. Onlar Kur’ân’ın ve hatta tek tek âyetlerin inişine şâhid olmuş, iniş sebeplerini öğrenmiş, bunların işaret ettikleri eşya ve olayları görmüş, Allâh Resûlü (s.a.v.)’in konuşmasını kendi ağzından dinlemiş, onun ne demek istediğini, murat ve maksadının ne olduğunu söz ve hal dilinin ifade ettiklerinden anlamış, ortam ve karînelerin gösterdiği incelikleri kavramışlardır. Bunlar fıkıhta/dini anlamada en anlayışlı, ilimde en ileri, samimiyet ve ihlasta en temiz kalpli, tekellüf, sun’îlik ve gösterişten en uzak, fıtrat ve yaratılışta en mükemmel, idrakte en kusûrsuz, zihin yapısında en saf ve katıksız olan nesildir. Bunların ilim, kast ve reylerinin Kur’ân’a ve Hz. Peygamber (s.a.v.)’in sözlerine yakınlığı kendilerinin Hz. Peygamber (s.a.v.)’in sohbetine yakınlığı gibidir.

Rey konusunda onlarla daha sonra gelenler arasındaki üstünlük farkı da, aralarındaki mertebe ve derece farkı gibidir. Bu sebeple, onlardan sonra gelenler rey ve görüşte onların seviyesine çıkamazlar. Nasıl çıkabilirler ki, onlardan bazıları bir şey konusunda rey ve görüşünü söyler, akabinde Kur’ân iner ve onun doğruluğunu tasdik ederdi. Bundan dolayı, Allâh Resûlü (s.a.v.)’in sözlerini anlamak için Ashâb (r.a.e.)’in sözlerine ve uygulamalarına mürâcaat etmek lâzımdır.

(Eşref Ali Et-Tehânevî, Hadislerle Hanefi Fıkhı, c.15, s.299-300)

24Ara 2019

Hadîs-i Kudsî’de şöyle buyurulmuştur:

“Yâ İsâ! Melâike-i Mukarrebûnun (şerefi, değeri ve fazileti itibariyle Allâh (c.c.)’a yakın olan melekler) vasıflarına sâhib olmak ister misin? Şefkat ve merhamette güneş gibi, ayıpları örtmekte gece gibi. Tevazu ve mahviyyette yeryüzü gibi. Hilimde (huy yumuşaklığı) ölü gibi. Cömertlikle nehirler gibi ol.”

Resûlullah (s.a.v.) buyuruyor: “Hakk Teâlâ hazretleri dört şeyin hikmetini dört şeyde gizledi:

  1. İlmin bereketini üstada hürmette,
  2. İmânın bekasını (devamlı ve sabır olmasını) ilahi emirlere hürmette,
  3. Hayatın dirlik ve lezzetini ebeveyne ihsan ve itaatta.
  4. Ateşten kurtuluşu da halka ezayı terkte gizlemiştir.”

Ebû Bekir Es-sıddîk (r.a.) şöyle demiştir: Karanlıklar beştir. Bunlara karşılık beş de kandil (ışık) vardır:

  1. Dünya muhabbeti bir karanlık. Allâh (c.c.)’a ibâdet ise o karanlıktan kurtulmanın kandilidir.
  2. Günâh bir karanlık, tevbe ise kandilidir.
  3. Kabir bir karanlıktır, Kelime-i Tevhîd ise kandilidir.
  4. Âhiret karanlıktır, salih ameller ise kandilidir.
  5. Sırat karanlıktır, yakîn ise kandilidir.

Ömerü’l-Fârûk (r.a.) der ki:

  1. Bütün dostlara baktım, içlerinde dilini tutmaktan efdal dost görmedim,
  2. Bütün libâslara (elbise) baktım, içlerinde verâdan (Allâh (c.c.) korkusu) güzel libâs bulamadım,
  3. Bütün mallara baktım, içlerinde kanâatten efdalini göremedim,
  4. Bütün yiyecekleri tattım, içlerinde sabırdan tatlısını bulamadım.

(Mahmud Sami Ramazaoğlu(k.s.), Musahabe 4, s.98-99)

23Ara 2019

Uhud’da atılan taşların isabet etmesiyle Hz. Peygamber (s.a.v.)’in mübarek yüzü kana boyandı. Bu hali ile yine Kureyşliler’in ıslahı için, “Allah’ım, kavmime hidayet ver. Çünkü onlar bilmiyorlar” duâsını ahad olan Allah (c.c.)’un dergâhına arzediyordu.

Bilinmeli ki, işkenceye sabretmek nefsin cihadıdır. Cenâb-ı Hakk nefsi, kendisine bir zarar, bir kötülük geldiği zaman rahatsız olsun ve elem çeksin diye yarattı. Bunun içindir ki, Hz. Peygamber (s.a.v.)’e bu işkence güç geldi, acı çekti fakat sabretti. Çünkü sabredenlere Cenâb-ı Hakk’ın verdiği ecir ve sevabın sonsuz olduğunu biliyordu ve işkenceye sabretmek, dayanmak, kendisine gelen bir belâ hakkında idi. İslâm dini hakkında değildi. Eğer İslâm dinini küçültüp ona ihanet, hakaret edilseydi o zaman Cenâb-ı Hakk’ın şerefli emrine uyup Kur’an-ı Kerim’deki meâlen; “Ey Peygamber, kâfirlerle, münafıklarla savaş, onlara karşı sert davran…” (Tevbe s. 73) hükmüne göre kâfir ve münafıklarla savaşır, onlara karşı sert ve şiddet gösterirdi. Kendisine gelen haksızlıklara karşı sabırlı idi.

İmâm Buhâri, Enes bin Mâlik (r.a.)’in şöyle anlattığını söylüyor: “Ben Hz. Peygamber (s.a.v.)’le gidiyordum. Resûlullah (s.a.v.)’in sırtında kenarları kalın bir aba vardı. Bir Arabî geldi ve abasına yapışıp kuvvetli çekti. Mübarek omuzunun üstünde abanın kaim kenarının geldiği yere baktım çizilmişti. Sonra Arabî, “Ya Muhammed (s.a.v.), emret, Allah (c.c.)’un malından bana versinler” dedi. Hz. Peygamber (s.a.v.) dönüp ona baktı, gülümsedi ve kendisine mal verilmesini emir buyurdu.

İşte nefsi ve malı yönünden gösterdiği bu sonsuz sabır ve fedakarlıkla, güzel ve seçkin ahlâkıyla insanları kendine bağladı, itaât ettirip İslâm’a getirdi. Zorla ve nefretle değil, isteyerek ve severek müslümanlığı kabul ettirdi.

(İmâm Kastalanî, Mevahib-ü Ledünniye, 326.s.)

22Ara 2019

Helâl kazanç elde etmek temel olarak şu üç yolda toplanır: Doğrulukla yapılan ticaret, temiz yolla ortaya konan sanat ve hukukuna uygun ele geçen ihsan.

Sonra bu ihsanlar da dört kısma ayrılır: Ganimet, miras, rıza ile verilen hediye, fakir kimseye gelen sadaka ve zekât.

Bütün bunların ortak noktası şudur: Helâl, kelimesinin iki manası vardır: Birisi helâl; içinde zulüm ve haksızlık olmayan şeydir. İkincisi, helâl; ilme uygun olan şeydir. İçinde zulüm ve haksızlık olmayan bir şeyden hak talep eden olmaz. İlme ve dine uygun olan şey, serbest olur ve onun yapılması emredilir.

Sehl b. Abdullah (r.âleyh)’a, helâlin ne olduğu sorulunca: “O ilme uygun olan şeydir. Şayet bir kul ağzını göğe doğru açsa ve ağzına düşen yağmur damlalarını içse, sonra bunu isyan etmede kullansa yahut onunla aldığı kuvveti Yüce Allâh’a itaatte kullanmasa, bu içtiği yağmur suyu helâl değildir.”

Yahya b. Main (r.âleyh), Ahmed b. Hanbel (r.âleyh) ile senelerce yolculuk yapmıştı, fakat Ahmed b. Hanbel (r.âleyh), onun bir sözü yüzünden kendisiyle yemek yemiyordu. Yahya b. Main (r.âleyh), bir defasında: “Ben hiç kimseden bir şey istemem, ama bana şeytan bir şey verse, onu da yerim” demişti.Bu söz İmâm Ahmed (r.âleyh)’e ulaşınca, onu terk etti, sonunda Yahya gelip kendisinden özür dileyerek: “Ben o sözü şakadan söylemiştim!” dedi. İmâm Ahmed (r.âleyh): “Din ile şaka yapılır mı? Bilmiyor musun, yemek işi dinin bir parçasıdır, bunun için Allâhü Teâlâ: “Temiz/helâl şeylerden yiyin ve salih amel edin” (Müminun s. 51) ayetinde yeme işini önce zikretmiştir” dedi.

(Ebu Talib el-Mekkî, Kutu’l Kutub, c.4, s.611-614)

21Ara 2019

İsraf, meşru olmayarak mal sarf etmektir. Cimrilik, malı meşru olmayarak tutmak, yani sarfı lâzım olan yerden esirgemektir.

Bu ikisinin ortası cömertlik, sahavettir ki, insanlara, ihtiyaçlarını arz etmeye meydan vermeksizin lütuf ve ihsanda bulunmak meziyyetidir

Hulasatu’l-Beyan tefsirinde şöyle denmiştir:

“İsraf, insanları mehlekeye (tehhkeli duruma) düşüren kötü huyların başta gelenlerindendir. Binaenaleyh Cenâb-ı Hâkk, israfçılar şeytanların kardeşleri olduklarını bildirmekle israftan kullarını men etmiştir. Resûlullah (s.a.v), israfın abdest suyunda dahi olduğunu beyân ve o israfı da men etmişlerdir ki, israfın zemminde (kötülenmesinde) kâfidir. Çünkü Beyzavî’nin bildirdiğine göre, Ashab’dan Sa’d (r.a) abdest alırken Hz. Resûl (s.a.v.) Efendimiz:

“Bu israf nedir, ya Sa’d?” buyurması üzerine Sa’d: “Abdest suyunda israf olur mu, ya Resûlallah” demesine karşılık Hz. Resûl (s.a.v.) Efendimiz’in: “Evet, akan ırmak üzerinde abdest alsan yine israf olur” (İbn Mace, Taharet, 48) diye buyurduğu rivayet olunmuştur.

Şeriat ölçüşünce batıl ve ihtiyaç dışı yerlere harcanan malların hepsi israftır. Cenab-ı Hak, iyi kullarının güzel vasıfları sırasında onların israftan da sakınıcı olduklarını bildirerek şöyle buyuruyor: “Rahmanın o kulları ki, harcadıkları zaman ne israf ederler, ne de sıkılık ederler. Harcamaları ikisi arası ortalama kıvamdadır.” (Furkan s. 67)

Beyzavî merhum tefsirinde, israf günâha sarf olunana, eli sıkılık da; vacip olan zekât, fitre gibi hakkullahı ve üzerine lâzım olan nafakalarını ödememeye denildiğini beyân etmektedir.

Buna göre Âyet-i Kerime’nin manası: “Rahman’nın halis kulları o kimselerdir ki, onlar, mallarını masiyet (günâh) olan yerlere sarf etmezler ve infakı lâzım olan yerlerden de esirgemezler,” demektir.

(Kemalletin Üstün, 54 Farz Kitabı, s.377-378)

20Ara 2019

Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in bizlere olan emir ve vasiyetlerinden biri de Kabe’deki tavafımızı çoğaltmamız, Hacer-i Esved ile Rükn-i Yemânî’yi selâmlamamız ve keza Makâm-ı İbrahim’de salât ve selâm getirerek Allâh’ın evine öylece girmemiz hakkındadır. Allâh’ın en eski evine girmeden tam bir huşûya varabilmek, nefsimizi yüce Allâh (c.c.)’un evinde zelil görebilmek için, oraya adamakıllı aç girmemiz gerekir. Çünkü buradaki Allâh (c.c.) huzuruna yakınlık hiçbir mesciddeki yakınlığa benzemez.

Şeyh Aliyyü’l-Havvâs’ın şöyle konuştuğunu duymuştum: “Mekke-i Mükerreme’de tok karınla dolaşan bir kimse dört ayak-lı hayvanlara benzer. Vücudunu, yediği yemeklerin buharı istilâ eder. Yağmur tutmayan kaygan nesneler gibi rahmet-i ilâhiyye’den kısmetini alamaz. Karnı tok olmayan aç çıplak bir kimse, Allâh’ın izniyle bu rahmet yağmurundan kendine düşen kısmetini alır”.

İmâm Ahmed (r.âleyh) rivayet ediyor: “Allâh (c.c.)’un rızası üzerine olsun Hz. Abdullah ibn Ömer (r.a.)’a şöyle soruldu: “Kabe’de senin iki şeye önem verdiğini görüyoruz, devamlı olarak Hacerü’l-Esved ile Rüknü’l-Yemânî’yi istilâm ediyorsunuz, bunun sebebi nedir?.” Abdullah (r.a.) şöyle cevap vermiştir: “Çünkü, Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştu: “Kabe’de bulunan bu iki köşenin istilâmı, kişinin işlemiş olduğu bilcümle hata ve kusurlarının yok olmasına sebep olur.” Ve yine Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz “Kişi bu tavaf sırasında atacağı her adımda kendisine on ecir ve sevâp yazılmakla beraber, işlemiş olduğu on hata ve kusuru üzerinden silinip atılmış olur. Ayrıca kişinin bulunduğu makam on basamak yüksel-miş olur” buyurmuşlardır.

Tirmizî (r.âleyh) şu hadîsi rivayet eder: “Herhangi bir kimse Allâh (c.c.)’un evini elli defa tavâf ederse, anasından doğduğu günkü gibi suçlarından temizlenmiş olur.”

(İmâm Şarani, Büyük Ahidler, s.271-272)

19Ara 2019
  • Kulağına meshederken: Allâhumme’c’alni minellezine yestemi’unel kavle feyettebi’une ahseneh

  Ey Rabb’im! Beni sözü dinleyip de en güzeline ittiba edenlerden kıl.

  • Boynuna meshederken: Allâhumme a’tik rakabeti mine’n-nari va’hfazni mine’s-selasili ve’l-ağlal.

  Ey Rabb’im! Benim boynumu ateş esaretinden kurtar, beni zincirlerden ve bukağılardan (pıranga) muhafaza et.

  1. Sağ ayağını yıkarken: Allâhumme sebbit kademeyye ale’s-sırati yevme tezillü fihi’l akdamü

  Ey Rabb’im! Nice ayakların kaydığı günde benim ayaklarımı sırat üzerinde sabit kıl.

  1. Sol ayağını yıkarken: Allâhumme’c’al-li sa’yen meşkuran ve zenben mağfuran ve amelen makbulen ve ticareten len- tebûr.

  Ey Rabb’im! Bana râzı olduğun bir çalışma ver, günahımı bağışla, makbul bir amel ve zarar etmeyen bir ticaret nasib eyle.

  1. Abdest bittikten sonra: Allâhümmec’alnî minet tevvâbîne vec’alnî mine’l-mütetahhirîn ve’c’alni min’ıbadike’s sâlihine ve’c alni minellezine la havfun aleyhim vela-hüm yahzenun. Subhaneke’llâhumme ve bihamdike eşhedü en-lailahe illa ente vahdeke la-şerike leke

ve eşhedü enne Muhammeden abdüke ve resulüke estağfiruke ve etubü ileyk,

  Ey Rabb’im! Beni tevbe edenlerden ve çok çok temizlenenlerden kıl. Beni sâlih kullardan eyle, beni üzerlerine hiç bir korku gelmeyenlerden ve hiç mahzun olmayanlardan kıl.Seni her an hamdinle tesbih ederim. Ey Rabbim şehadet ederim ki Senden başka ilah yok, ancak Sen varsın. Şerikin yok senin ve yine şehadet ederim ki Muhammed (s.a.v.) Senin kulun ve Resûlü’ndür. Senden mağfiretini isterim ve Sana tevbe ederim.

(İmam-ı Nevevî, el-Ezkâr, s.59-60)