Arşiv

25Tem 2021

Helal Kazanç İçin Dikkat Edilmesi Gerekenler

Helal Kazanç İçin Dikkat Edilmesi Gerekenler. Bir kimse kazancının helâl olmasını dilerse, şu beş şeye dikkat etmesi gerekir
 
İbn Zübeyr, Câbir (r.a.)’dan nâklen Resûlullâh (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu anlattı: “Ey insanlar! Sizden herbiriniz rızkını tamamlamadan ölmeyecektir. Rızkınızın geç kalacağını sanmayınız. Allâh (c.c.)’a karşı takvâ sahibi olunuz. Rızık teminini helâl yoldan yapınız. Sizin için helâl olanı alınız. Allâh (c.c.)’ın haram ettiğini de bırakınız.”
Bir kimse kazancının helâl olmasını dilerse, şu beş şeye dikkat etmesi gerekir:
1. Kazanmak endişesiyle Allâh (c.c.)’un farz kıldığı ibâdetlerin hiçbirini terk etmemeli, onları noksan yapmamalıdır.
2. Kazanç için Allâh (c.c.)’un yarattıklarından hiçbirine eziyet etmemelidir.
3. Mal toplamak için değil, çoluk çocuğunun iffetini korumak için çalışmalıdır.
4. Çalışmada kendini haddinden fazla yormamalıdır.
5. Rızkını çalışmaktan bilmemeli, Allâh (c.c.)’dan görmelidir. Çalışmayı rızık için tek sebep saymamalıdır.
Resûlullâh (s.a.v.)’in şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir: “Bir kimse, haram yoldan kazandığı para ile sadaka verir, akraba ziyareti yapar veya Allâh (c.c.) yolunda harcarsa, bunların tümü toplanıp kendisi ile beraber cehenneme atılır.” İmran b. Huseyn (r.a.) şöyle demiştir: “Allâhü Te‘âlâ, bir kimsenin faiz, rüşvet, haksızlık, aldatma ve hırsızlık yolundan elde edilen para ile umre, cihat, sadaka, köle azadı ve nafaka şeklinde yaptığı ibâdetleri kabul buyurmaz.” Sonra şöyle devam etmiştir. “Çünkü sayılan bu beş haksız kazanç yolu, bunlarla yapılan ibâdetleri yok eder.” İbn Mes’ud (r.a.) Resûlullâh (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu anlattı: “Bir kul, haram malı çalışma yolu ile temin etmez ki, sadaka verip, ecir alsın. Sadaka (zekât) veremez ki, kendisi için bereketli olsun. Ve o haram maldan geriye ne bırakırsa, kendisi için sadece cehennem ateşini artırmış olur. Allâhü Te‘âlâ, kötülükle kötülüğü yok etmez. İyilik kötülüğü imhâ eder.”

(Ebû’l-Leys Semerkandî (r.âleyh), Tenbîhü’l-Gâfilîn, s.528-533)
 

24Tem 2021
Bağdat’ta yaşadığı ve orada öldüğü biliniyorsa da doğum tarihi kesin olarak belli değildir. el-Fihrist’te (s.330) anlaşılacağı üzere 320 (932) yılı civarında doğduğu söylenebilir.
Kendisinin, babasının veya dedelerinden birinin nedim olmasından dolayı bu künyeyi aldığı konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Babası gibi İbnü’n-Nedîm de “verrâk” idi. “Virâka” (kitap istinsah edip ciltlemek, kitap ticareti yapmak) mesleğini babasından öğrenmiş, bu sayede devrin ilim, kültür ve sanat çevreleriyle ilişki kurma, değişik konularda pek çok kitap tanıma imkânına kavuşmuştur.
 
el-Fihrist’te çeşitli inançlar, mezhepler, ilimler ve sanatlar hakkında bilgi verirken, bu alanlarda yazılmış eserleri ve bunların muhtevâlarını tanıtırken âdeta her alanın uzmanı gibi sağlam bilgiler aktarmasından çok yönlü ve esaslı bir tahsil gördüğü belli olmaktadır. Yazı, dil, edebiyat, hadis, fıkıh, felsefe, mantık ve Helenistik dönem ilim ve kültürleriyle ilgili geniş bilgisini hocaları arasında yer alan Ebû Saîd es-Sayrafî, Ebü’l-Ferec el-İsfahânî, Îsâ b. Ali, Ebû Abdullah el-Merzübânî, İbnü’l-Hammâr, İbn Kirnîb ve Ebû Süleyman es-Sicistânî gibi âlimlere borçludur.
İbnü’n-Nedîm’in 377 (987) yılında kaleme aldığı, Fihristü’l-kütüb, Fihristü’l-ʿulûm ve Fihristü’l-ʿulemâʾ adlarıyla da bilinen, fakat kısaca el-Fihrist diye tanınan kitabı İslâm dünyasında bibliyografik eserler türünün ilkidir. Zamanla kaybolmuş pek çok eserin adı, konusu ve müellifi hakkındaki bilgiler sadece bu eser sayesinde günümüze ulaşabilmiştir.
 
İslâm’ın altın çağı olarak kabul edilen ilk dört asırda dinî, fikrî ve ilmî alanlarda yazılmış Arapça telif eserlerle tercümeler ve bunların müellifleri hakkında verdiği bilgilerle ilim dünyasına ışık tutan el-Fihrist, “makale” adını taşıyan on bölümden oluşmaktadır.
 
(Nasuhi Ünal Karaarslan, TDV İslâm Ansiklopedisi, c.21, s.171-172)

23Tem 2021

Cuma Günü İyi İşlerle Meşgul Olmalıyız

 
Cuma günü, bir hafta boyunca işlediğimiz günâhlara tövbe etmeli, Resûlullâh (s.a.v.)’e çok salevât getirmeliyiz. Zühretü’r-riyâd’da Enes (r.a.)’in bildirdiği hadîs-i şerîfte: “Cuma günü bana yüz kere Salâvat-ı Şerîfe getiren kimsenin yüz hâcetini Allâhü Te‘âlâ yerine getirir. Okunan salevâtı kabrime getirmesi için bir melek tayîn eder. Hediyelerinizin bana gelmesi gibi, okunan salevâtı ve okuyanın ismini bana bildirir. Ben de onu beyaz bir
sahîfe’de saklar, Kıyâmet günü mükâfaatını veririm” buyurmuşlardır.
“Yâ Resûlallâh (s.a.v.)! Sana nasıl Salâvat-ı Şerîfe getirelim” denildiğinde aşağıdaki salâvatı ta’lîm buyurdular: “Allâhümme salli âlâ Muhammedin abdike ve nebiyyike ve resûlike ve ‘alâ âli Muhammedin salâten tekûnü leke rıdâen ve lihakkıhî edâen ve âtihil vesîlete vel makâmel mahmûdellezî ve‘adtehû ve eczihî annâ mâ hüve ehlühû efdâle mâ câzeyte nebiyyen an ümmetihî ve salli ‘alâ cemiî ihvânihî minennebiyyîne vessâlihîn yâ erhamerrâhimîn.”
Cumâ günü bütün günâhlardan kaçınmalıdır. Çünkü iyilikler gibi o gün günâhlar da kat kat olmaktadır. Cuma günü küçük büyük bütün günâhlardan kaçınmalı, sâlih amelleri arttırmalıdır. Çünkü Allâhü Te‘âlâ bir kulunu severse ona mübârek vakitlerde bol amel işletir. Bir kuluna da gadâb ederse ona fazîletli zamânlarda kötü iş işletir. Böylece gadabı, cezâsı artar, o vaktin bereketinden mahrum kılar, hürmetini kaybettirir.
Cuma günü sabahtan önce uykudan kalkıp yıkanmalıdır. Yani erken kalkmışsa fecrin doğmasından sonra gusül etmeli, geç kalınca Cumaya yakın yıkanmalıdır. Cuma günü gusül etmek kuvvetli sünnettir. Bâzı âlimler buna vâcib dediler.
(Seyyid Alîzâde (r.âleyh), Şir‘atü’l-İslâm, s.140)

22Tem 2021

Ömür Nasıl Uzar?

Ömür Nasıl Uzar? Ecel değişmezken ömrün uzamasından maksat, ömrün bereketlenmesidir. 
 
“Sadaka belâyı def eder ve ömrü uzatır.” (Heysemi) Ecel değişmezken ömrün uzamasından maksat, ömrün bereketlenmesidir. Âhirete hayır ve hasenat için verilmiş bir sermaye olan insan ömrünün uzaması, bu sermaye ile daha çok kâr elde etmek manasınadır. Buna göre ömrün müddetinde bir değişme olmasa da, sadaka yoluyla mahsulünde bir
artma olması ömrün uzaması demektir. Bunu bir misâl ile açıklamaya çalışalım.
Bir ağacın her baharda dört bin meyve verdiğini ve ömrünün on seneolduğunu farz ediniz. Cenâb-ı Hakk’ın ağaca lütuf ve ihsânıyla baharlardan birinde dört bin yerine sekiz bin meyve verdirmesi halinde, ağacın ömrü manen bir yıl uzamış demektir.
İşte sadaka da insan ömrünün verimini artıran güzel bir vasıtasıdır. Ve bu mânâda ömrü uzatmaktadır. Sadaka, ömürden en önemli gaye olan şeyi artırıyor. O da amel-i sâliha ile kemâle ermektir. Çünkü insanlar nefislerini
kemâle ve iki dünya saadetine, salih ameller ile getirebilirler. Sadakanın ömrü uzatmasının diğer bir mânâsı, rızıkta berekete ve ömrün huzur ve sürûr ile geçmesine vesile olmasıdır. Başka bir mânâ da, ömrün uzaması, ölümden sonra hayır ve hasenat defterinin kapanmamasıdır. Bilindiği gibi, sadaka mal yanında ilim ve irfan ile de olmaktadır. Mü’minlere faydalı bir eser neşreden bir âlimin sevâp defteri ölümüyle kapanmaz. Bu ise onun ömrünün uzaması demektir. Zira, ömrü uzadıkça hayır ve hasenâtına devam edecek olan o zât, aynı işi ölümden sonra da yapabildiğine göre manen hayattadır demektir.
(Saadettin Taftezânî, Şerhü’l Akâid)
 
 
 
 
21Tem 2021

Sünnet Düşmanlığının Aslı Dini Tahriftir

“Yalnız Kur’ân yeter” deyip duranlar asıl olarak Kur’ân-ı Kerîm’i tahrîf etmek için Sünnete karşı çıkıyorlar. Çünkü hevâlarına göre bir âyete mana vermeye kalksalar sünnet karşılarına dikiliyor ve o manayı vermelerine engel oluyor.

O kişiye şeytan bu sefer Sünneti aşma fikrini aşılamaya çalışıyor. O da Sünneti inkâr yoluna gidiyor. Bu sebeptendir ki Sünnet devrede olduğu sürece Kur’ân-ı Kerîm ma’nen yozlaştırılamayacaktır. Sünnet düşmanlığının temelinde, arka planında, aslında masum bilimsel bir mesele değil, bir ideoloji yatmaktadır.

O ideoloji de İslâm’ı ma’nen tahrîf etmektir. Yani adı İslâm olan ama kendisi İslâm olmayan bir din üretme projesidir. Sünnet bu ideolojinin yer bulmasına engel olduğu için, o kişiler Sünnete düşman kesiliyorlar.
Peygamber (s.a.v.) için hâşâ “bir postacıdır, Allâh (c.c.)’den aldı, bize nakletti, işi bitti. Resûlullâh (s.a.v.) artık bize karışamaz. Biz sadece Kur’ân’ı okuruz, ne anlarsak onu bilir, onu yaparız” dediler. Yani Sünnet onları ilgilendirmez oldu. işte bu insanlar küfre girerler, din dışına, İslâm’ın dışına çıkarlar. Bu şeytanlar bir yandan da İslâm dinini
müslümanların zihninde basitleştirmeye, küçük düşürmeye, darma dağınık bir dinmiş gibi göstermeye çalışıyorlar. İşte o bozuk niyetli düşmanlar, önce alimlere çattılar. Bu arada en kolay çattıkları husus mezhebler ve tarikatlar oldu. İsmi İslâm olan ama kendisi İslâm olmayan bir din üretmek isteyenler, tabii ki mezhebe de düşman olacaktır, tasavvufa da düşman olacaktır. Alimlerimize zaten düşman olacaktır. Sünnete de düşman olacaktır. Son olarak Kur’ân-ı Kerîm’e de tarihsel deyip dolaylı olarak düşman olacaktır. Görüldüğü gibi düşmanlığın sebebi, aslında dini tahrîftir.

(Prof. Dr. Orhan Çeker, Tasavvufî Meselelere Fıkhî Bakış, s.26)

19Tem 2021

Bayramlarda Yapılacaklar

Bayramlarda Yapılacaklar başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

1. Erken kalkmak
2. Gusletmek
3. Misvâk kullanmak
4. Güzel koku sürünmek
5. Giyilmesi mubah olan elbisenin en güzelini giymek
6. Allâh (c.c.)’un nimetlerine şükretmiş olmak için sevinçli ve neşeli görünmek ve yüzük takınmak
7. Ramazân bayramında camiye çıkmadan önce tatlı bir şey yemek
8. Yenilen şeyin kuru hurma olması efdaldir.
9. Yenilecek olanın adedinin tek olması
10. Kurban bayramında kurban kesecek kimsenin kurban etinden yemek için yemeği namazdan sonraya bırakması
11. Namaza erkence davranıp sabah namazını mahalle mescidinde kılarak bayram namazı için namazgâha ve büyük camiye gitmek
12. Namaza giderken acele etmeyip sükûnetle yürümek
13. Namaza giderken Ramazân bayramında gizli ve Kurban bayramında açıktan tekbîr getirmek
14. Namazdan dönerken mümkünse başka yoldan gelmek
15. Mü’minlerle karşılaştığı zaman güler yüz göstermek
16. Elinden geldiğince çokça sadaka vermek.
 

Hadisi Şerif:

 
Enes b. Mâlik (r.a.), Resûlullâh (s.a.v.)’in: “Allâhü Te‘âlâ arz ve semâlara konuşma izni verse onlar Ramazân orucunu tutanları elbette cennetle müjdelerlerdi” buyurduğunu rivâyet etmiştir. (Müslim)
 
İbn-i Mâce (r.âleyh) Ebû Umâme (r.a.)’dan rivâyet ettiği bir Hadîs-i Şerîf’te Resûlullâh (s.a.v.) Hazretleri: “Bayram gecelerini ibâdetle geçiren kimsenin kalbi, kalblerin öldüğü günde ölmez.” buyurmuşlardır. (el-Heytemî)
 
(M. Zihni Efendi, Ni’met-i İslâm, s.510)

19Tem 2021

Arefe Günü İbadetleri

Arefe Günü İbadetleri. Bir kimse Arefe günü öğle ile ikindi arasında dört rekât namaz kılsa, her rekâtinde bir kere Fâtihâ ve elli kere İhlâs sûrelerini okusa, Allâhü Te‘âlâ ona bin kere bin sevâb yazar.

Arefe Günü Namazı: Ebû Hureyre (r.a.)’dan Resûlullâh (s.a.v.): “Bir kimse Arefe günü öğle ile ikindi arasında dört rekât namaz kılsa, her rekâtinde bir kere Fâtihâ ve elli kere İhlâs sûrelerini okusa, Allâhü Te‘âlâ ona bin kere bin sevâb yazar. Kur’ân-ı Kerîm’den okuduğu her harf için cennette ona bir yüksek derece verilir. Her derece arası beş yüz yıllık yoldur. Ve her harf için ona yetmiş hûrî verilir. Her birisi için yakuttan yetmiş bin sofra, her sofrada yeşil kuş etinden yiyecekler vardır. (…) O kimse kabrine konulunca, Kur’ân-ı Kerîm’in her harfi ona öyle bir nur ile ışık saçar ki, o kimse o anda Beyt-i Şerîf’in etrafında tavâf edenleri görür. O Yâ Rabbi, kıyâmet kopsun, kıyâmet gelsin diyerek bir an evvel kıyâmetin kopmasını ister” buyurmuştur. Arefe Günü Zikri: Nebî (s.a.v.) Arefe gününde en çok şu zikri yaparlardı: “Lâ ilahe illâllâhüvahdehu lâ şerike leh lehül mülkü ve lehülhamdü biyedihi’lhayr ve hüve alâ külli şey’in kadir”
Terviye ve Arefe Günü Orucu: Enes bin Mâlik (r.a.)’in bildirdiği şu hadîs-i şerîfi naklederler:
“Bu günlerin herbiri, fazîlette bin güne, Arefe günü ise on bin güne eşittir” buyuruldu. (Beyhaki) Bir başka hadîs-i şerîfte de: “Zilhicce’nin ilk on gününün her günündeki oruç, sevâb bakımından, helâl malından âzâd edilmiş yüz kölenin sevâbına yâhud Allâh (c.c.) yolundaki mücâhidlere yüz at verme sevâbına, yâhud Kâ’be’ye kurban için gönderilen yüz devenin sevâbına eşittir. Terviye günü olunca, ya’nî Zilhicce’nin sekizinci günü ise, bin köle âzâd etmek, bin at vermek ve Kâbeye bin deve kurban için göndermek sevâbına eşittir. Arife günündeki oruç ise, iki bin köle âzâd etmek, iki bin at vermek ve Kâbe’ye kurban için iki bin deve göndermek
sevâbına eşittir”
 buyuruldu. Bir başka hadîs-i şerîfte: “Arefe günü oruç tutanın sevâbı, altmış sene ara vermeden oruç tutmanın sevâbı gibidir” buyuruldu.

(Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (k.s.), Gunyetu’t-Tâlibîn, s.335),(Muhammed Rebhâmi, Riyâd’ün-Nâsihîn, s.270-271)

18Tem 2021

Arefe Gününün Fazileti

Arefe Gününün Fazileti. Arefe Gecesi Kurbân Bayrâmı’nın birinci günü ile Arefe Günü arasındaki gecedir. 

Arefe Gecesi Kurbân Bayrâmı’nın birinci günü ile Arefe Günü arasındaki gecedir. Zilhicce Ayı’nın dokuzuncu gününü onuncu gününe bağlayan gecedir.
Hz. İbrâhîm (a.s.) bir gece rüyâ gördü. Bu rüyânın evhâm mı yoksa ilhâm mı olduğunda şübhede kaldı. Zihni hep bu rüyânın tesirinde olarak gününü geçirdi. Nihâyet ikinci gece de tekrâr aynı rüyâyı görünce bunun Rahmânî bir rüyâ olduğu, Allâh (c.c.)’den gösterildiğini anladı. İşte bu anlama işini, tanıma yani bilme manâsında Kurbân Bayrâmı’nın evvelîne “Arefe” diyoruz ki Hz. İbrâhîm (a.s.)’ın rüyâdaki emri anlaması demektir. Bugünün en büyük özelliği Arafat’ta hacıların vakfe yaptıkları gün oluşudur. Bugün yapılan duâların makbûl olduğu hakkında Hadîs-i Şerîfler vardır. Hacca gitmeyenlerin bugünü oruçlu geçirmeleri müstehâbtır. Hacılara, zayıf düşüp asıl görevlerini aksatmalarına sebeb olacağından, oruç tutmaları mekrûh kabûl edilmiştir.
 

Teşrik Tekbirleri

 
Arefe Günü, Sabah Namâzı’nın farzından sonra başlayıp Kurbân Bayrâmı’nın dördüncü günü İkindi Namâzı’na kadar, bu İkindi Namâzı’da dahil 23 vakit farzların peşinden teşrik tekbîrlerini almak bütün Müslümânlara vâcibtir.
Kılınan her farz namâzın peşinde, konuşmadan: “Allâhü ekber Allâhü ekber lâ ilâhe illa’llâhü va’llâhü ekber, Allâhü ekber ve li’llâhi’l-hâmd” demek yeterlidir. Arefe gecesi yapılacak en güzel ibâdet zikirdir. Yüz kere İhlâs-ı Şerîf okunur. Yüz kere de: “Lâ ilâhe illa’llâhü vahdehü lâ şerîkeleh. Le-hü’l mülkü ve le-hü’l hamdü ve hüve ‘alâ külli şey’in kadîr” denir. Yüz kere de: “Allâhümme salli alâ Muhammedin ve enzil-hü’l mak’ade’l mukarrebe ‘ındeke yevme’l kıyâmeh” denir.Ebû Katâde (r.a.) der ki: Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’den Arefe gününde tutulan orucun fazîletinden soruldu. Buyurdular ki: “Geçmiş bir senenin ve gelecek senenin günâhlarına keffaret olur.”
(Râgıb Güzel, Üç Aylar, s.110-113)
 

17Tem 2021

Akraba ile İrtibatı Sürdürmek Vaciptir

Akraba ile İrtibatı Sürdürmek Vaciptir başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Hz. Peygamber (s.a.v.)’in: “Kimin rızkının bereketlenmesi, bakiyye-i ömrünün uzaması kendisini sevindirirse, o kimse sıla-i rahim etsin” buyurduğunu Enes (r.a.), işittim demiştir. (Buhâri)
Sıla-i rahim vâcibdir. Terki, mesûliyeti mûcibdir. Bu husûsta müteaddid hadis-i şerîfler vardır. Sıla-i rahim, yakın akrabanın derecesine göre sevâbı da fark ettiği gibi ziyâret edilen zâta yapılan iltifât, selâm veya yardım, hizmet ve muâvenetin derecesine göre değişir. Bazı sıla-i rahim vâcibdir, bazısı müstehâbdır.
Hz. Alî (r.a.), Resûlullâh (s.a.v.)’e: “Allâh (c.c.) dilediği şeyi mahveder, dilediğini de isbât eder” kavl-i şerîfinin manâsını sormuş. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) cevaben: “Bununla maksad Allâh (c.c.) rızâsı için sadakadır. Anaya, baba’ya birr-u ihsândır, sıla-i rahimdir. Yâ Alî! Bu hasâilden (hasletlerden) her biri şekâveti (bedbahtlığı) saadete tahvîl, ömrü ziyâde etmeğe, fenâ kimselerle karşılaşmaktan vikâyeye (korumaya) vesîle olur” buyurmuştur. Bu hadîs-i şerîf, Hz. Ömer, İbn-i Ömer, İbn-i Abbâs, Câbir (r.a.e.)’den rivâyet edilmiştir. (Buhârî)
“Bir kimse sıla-i rahim eder de ömründen üç gün kalmış bulunursa, Allâh (c.c.), onun ömrünü otuz seneye uzatır. Bir kimse de kat-ı rahim eder de otuz sene ömrü bulunursa, Allâh (c.c.) bunun ömrünü kısaltır da üç güne indirir.” (Buhârî)
Bu hadîs-i şerîf, Kadir-i Mutlak Hâkk Te‘âlâ hazretlerinin mukadderât-ı beşerden dilediğini mahvetmesi ve dilediğini de isbât etmesi esâsını müeyyiddir (doğrulayan).
Dilediğini tekvînde (yaratma) veya tesrî’de (çabuklaştırma) siler, mahveder, hükümden ıskât eder, eserini izâle eder. Dilediğini de sâbit kılar değiştirmez, hâli üzere kalır.
(Hz. Mahmûd Sâmî Ramazanoğlu (k.s.), Musâhabe, c.1, s.92-95)

16Tem 2021

Nebi Sallallahü Aleyhi ve Sellem’in Muhterem Ebeveyni

Nebi Sallallahü Aleyhi ve Sellem’in Muhterem Ebeveyni. Efendimiz Hazretleri’nin nesebi, şirkin kirinden, küfrün aybından ve her türlü pislikten arınmıştır.

Seleften büyük bir cemâat ve âlimlerin çoğu Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri’nin anne ve babalarının îmân üzere vefât ettikleri görüşündedirler. Şunu delîl getirdiler. Efendimiz (s.a.v.): “Ben mütemâdiyen (devâmlı olarak) temiz babaların sulbünden, temiz anaların rahmine nakloluna geldim” diye buyurmuşlardır. Cenâb-ı Hâkk Tevbe Sûresinde “Şübhesiz ki müşrikler, necistir (pistir)” buyurmuşlardır. Temizlik ile pislik; îmân ile şirk birbiriyle tezad teşkil eder. Resûl-i Ekrem (s.a.v.)’in yüce ecdâdından herbirisi temizdir ve onların müşrik olmadıklarını kabûl etmek vâciptir.
Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri’nin nesebi, şirkin kirinden, küfrün aybından ve her türlü pislikten arınmıştır. O dönemde Kureyş’in putlara taptığı meşhûrdur. Amma, onların içinde Hz. İbrâhîm (a.s.)’ın Dîni üzere olup putlara tapmayanlar da vardı. Ve aynı zamânda Hz. İbrâhîm (a.s.) şöyle duâ etmişti: “Beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut!”
Mâliki Mezhebi’nin büyük âlim ve kadılarından Ebû Bekir İbn-i Arabî Hazretleri’ne, Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri’nin ebeveynlerinin cehennemde olduğunu söyleyen kişinin hâlini sordular. O zât da şöyle fetvâ verdi: “Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri’nin anne ve babalarının cehennemde olduğunu söyleyen kişi mel’ûndur. Zîrâ Allâhü Te’âlâ: “Şübhesiz ki Allâh ve Resûlü’ne ezâ edenler; muhakkak ki Allâh onları dünyada ve âhirette la’netlemiş (rahmeti sahasından kovmuş) ve onlara pek hakaretli bir azâb hazırlamıştır” buyurmaktadır. (Ahzâb s. 57) Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri de: “Ölülerden dolayı, hayâtta olanlara eziyet etmeyin (onları üzecek sözler söylemeyin)” buyurdular.
Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri: peygabuyurdular. Biz Sahâbe-i Kirâm (r.a.e.) Hazretleri hakkında noksanlık ve ayıp verecek bir şeyle konuşmaktan men olunduk. Peygamberler (s.a.v.) hakkında ayıp ve noksanlık veren bir şeyle konuşmamak daha önce gelir.

(İsmâil Hakkı Bursevî (k.s.), Rûh’ul Beyân, c.1, s.767-672)