Arşiv

08Nis 2020

(Bu iki duâ akşamla yatsı arasında 3’er defa okunmalı ve okuyuştan önce Yâsîn-i şerîf okunmalıdır.)

Bi’smi’llâhi’r-rahmâni’r-râhîm

“Allâhümme yâ ze’l-menni velâ yümennü ‘aleyhi. Yâ ze’lcelâli ve’l-İkrâm. Yâ ze’t-tavli ve’l-in‘âm. Lâ-ilâhe illâ ente zahra’l-lâci’îne ve câre’l-müste’cirîne ve emâne’l-hâifîne. Allâhümme in-künte ketebtenî ‘ındeke fî ümmi’l-kitâbi şakıyyen ev mahrûmen ev matrûden ev mukatteren ‘aleyye fî’r-rızkı fe’mhu’llâhümme bi fazlike şekâvetî ve hırmânî ve tardî ve ıktâre rızkî ve esbitnî ‘ındeke fî ümmi’l-kitâbi sa‘îden ve merzûkan ve müveffekan li’l-hayrâti fe-inneke kulte ve kavlüke’l-hakku fî kitâbike’l-münzeli ‘alâ lisâni nebiyyike’lmürselîn. Yemhu’llâhu mâ-yeşâü’ ve yüsbitü ve ‘ındehu ümmü’l-kitâbi ilâhî bi’ttecelliyyi’l-‘azami fî leyleti’n-nısfi min şa‘bâne’l- mükerremi’lletî fî-hâ yüfraku küllü emrin hakîmin. Ve yübremü en-tekşife ‘annâ mine’l-belâi’ mâ-na‘lemü vemâ lâ-na‘lemü vemâ ente bihî a‘lemü inneke ente’l-e‘azzü’l-ekram. Ve sallâ’llâhu ‘alâ seyyidinâ Muhammedin ve ‘alâ âlihî ve ashâbihî ve evlâdihî ve

ezvâcihî ve sellem.”

Bi’smi’llâhi’r-rahmâni’r-rahîm

“İlâhî cû‘düke dellenî ‘aleyk. Ve ihsânüke evsalenî ileyk. Ve keremüke karrebenî ledeyk. Eşkû ileyk mâ-lâ yahfâ ‘aleyk. Ve es’elüke mâ-lâ ye’süru ‘aleyk. Îza-‘ılmüke bi-hâlî yekfî ‘an süâlî. Yâ müferrice kürebe’l-mekrûbîn. Ferric annî mâ-ene fîh. Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü mine’z-zâlimîn. Festecibnâ leh. Ve necceynâhü mine’l-ğammi ve kezâlike nünci’l- mü’minîn. Allâhümme yâ ze’l-menni velâ- yümennü ‘aleyh.”

Bu salavât 100 def’a okunacaktır.

“Allâhümme salli ‘alâ rûh-i seyyidinâ Muhammedin fi’lervâh. Ve salli ‘alâ cesed-i seyyidinâ Muhammedin fi’l-ecsâd. Ve salli‘alâ kabr-i seyyidinâ Muhammedin fi’l- kubûr.” HADÎS-İ ŞERİF:

“Allâhü Te‘âlâ bu gece ümmetime, Benî Kelb kabîlesinin koyunlarının tüyleri adedince râhmet eder.”

(Ömer Muhammed Öztürk, Misvâk Neşriyat, İbâdet Takvimi ve Duâlar, s.59-64)

07Nis 2020

Bu gecede yüz rekat namâz kılınır. Bu durumda namâzın, her iki rek‘atında bir selâm verilir. Her rek‘atta Fâtiha’dan sonra 10 (on) İhlâs-ı Şerîf okunur. İsteğe göre bu namâz on rek‘at da kılınabilir. (O zamân her rek‘atta Fâtiha’dan sonra 100 (yüz) İhlâs-ı Şerîf okunur ve 10 (on) rek‘atın sonunda bir kere selâm verilerek namâz tamâmlanır.) Bu şekilde kılmak, bütün müstehâb namâzlarda rivâyet edilmiştir. Selef (r.a.e.), bu namâzı kılar ve buna “Hayır namâzı” derlerdi. Hattâ bu namâzı, bir araya toplanıp cemâatle de kılarlardı.

(Hanefî Mezhebi’nde terâvihten başka hiçbir nâfile namâz cemâatle kılınmaz.)

Hasan-ı Basrî (r.âleyh)’in bu namâz için şöyle dediği rivâyet olunur: “Allâh Resûlü (s.a.v.)’in sahâbîlerinden otuz kişi bana dediler ki:

“Bu gecede bu namâzı kılan bir kimseye, Cenâb-ı Hâkk yetmiş defa nazar eder ve her bir nazar ile onun yetmiş ihtiyâcını giderir. Bu ihtiyâcların en azı da affedilmektir.”

(Hüccetü’l- İslâm İmâm-ı Gazâlî , İhyâ-u Ulûmi’d-din, c.1, s.555)

BERÂT GECESİ AKŞAMLA YATSI ARASI DUÂ

Gündüzünü mutlakâ oruçlu geçirmeliyiz. Hz. Alî (k.v.)’den; “Şabânın on beşinci günü oruç tutun, gecesinde kâim olun.” meâlinde hadîsi İbn-i Mâce rivâyet etmiştir.

(Hüccetü’l- İslâm İmâm-ı Gazâlî , İhyâ-u Ulûmi’d-dîn, c.1, s.556)

Dedikodudan, yalandan, harâma bakmaktan sakınmalıyız. Akşam namâzını edâdan sonra, üç defa Yasîn-i Şerîf okunacaktır. Her Yâsîn’den sonra bir defa Berât duâları okunacaktır. Bu Berât duâları; ilk okuyuşta Cenâb-ı Hakk’tan hayırlı ve uzun ömür taleb ile kazâ’ ve belâlardan korunmak; ikincisinde bol ve helâl rızık temennîsi; üçüncüsünde, son nefesinde hüsn-i hâtime (îmânla) ile bu dünyâdan göçmek niyetiyle okunacaktır.

(Ömer Muhammed Öztürk, İbâdet Takvimi ve Duâlar, s.62)

06Nis 2020

Bu madde ikinci secdede iki şeyde Allâhü Te‘âlâ’ya sığınmalı, Hamd-ü Senâ etmeli, sonra, “E’ûzü bi-afvike min ıkâbike ve e’ûzü bi-rıdâke min sahtike ve e’ûzü bike minke celle vechüke lâ uhsî senâen aleyke entekemâ esneyte alâ nefsik” demelidir.

  • Namazdan sonra, “Allâhümmerzukni kalben takıyyen min-eşşerri nakıyyen, lâ kâfiren ve lâ şakıyya” demelidir. Resûlullâh (s.a.v.) böyle yapmıştır.
  • Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in yaptığı gibi, başkalarına da, bu geceyi ihyâ etmelerini, gündüzünde oruç tutmalarını söylemelidir.
  • Bu gecede yapacağı ilk iş, günâhlarından, özellikle bu gece rahmet olunmamaya sebep olan on dokuz günâhdan tevbe etmelidir.
  • Çok duâ etmeli, kötü sondan Allâhü Te‘âlâ’ya sığınmalı, dînî işlerinde duâ etmeli, duâdan önce gusl etmeli, meleklerin gelmesi için güzel koku sürünmeli ve kendisi için Allâhü Te‘âlâ’dan meleklerin istiğfarını istemelidir.
  • Allâhü Te‘âlâ’nın her lûtfuna karşılık, hamd ü senâa ve şükr etmeli, Allâhü Te‘âlâ’nın ni’metlerine şükr etmede kusurlu olduğundan istiğfar etmeli, Cehennem ateşinden kurtuluş berâti istemeli, bereket, rahmet, mağfiret ve afiyet dilemelidir.
  • Şu duâyı çok okumalıdır: “Rabbena âtinâ fiddünyâ haseneten ve fil âhîreti haseneten ve kînâ azâbennâr.” Şu duâyı da çok okumalıdır: “Allâhümme innâ ne’ûzü bike min zevali ni’metike ve min tahav-vüli âfiyetike ve min fucaeti ni’metike ve min cemi’-i sahtıke Allâhümme innâ ne’ûzü bike minen nifakı veş-şikak ve sû-il ahlâk.”

Âmener-Resûlü’nün sonundaki duâyı çok okumalı, dünyâ ve âhiret iyiliğini Allâhü Te‘âlâ’dan istemelidir. Yâ Rabbi, bize dünyâ ve âhiret saâdeti ihsân eyle. Yâ Rabbi, Sen bize hidâyet verdikten sonra, kalblerimizi kaydırma! Bize katından rahmet ver! (amin).

(Muhammed Rebhami, Riyâdü’n-Nâsihîn, s.277)

05Nis 2020

İbn Mâce’nin rivâyet ettiği, Emîrü’l Mü’minîn Alî (r.a.) onun da Resûlullâh (s.a.v.)’den bildirdikleri hadîs-i şerîfte: “Şa’ban ayının onbeşinci gecesi gelince, gecesini namazla, gündüzünü oruçla geçiriniz.” buyruldu. Allâhü Te‘âlâ, bu gecede mü’min kullarına kurtuluş berâti yazdırır. Hadîs-i şerîfte: “Ber’ât gecesi kâhinler, büyücüler, içkiye devam edenler, ana-babasına isyan edenler ve zinâya devam edenler hâriç, Allâhü Te‘âlâ bütün Müslümanları mağfiret eder” buyuruldu. Ebûbekr-i Beyhakî, Şuab-ül İmân kitabında, Ebûbekir Sıddîk (r.a.)’in Resûlullâh (s.a.v.)’den bildirdiği hadîs-i şerîfte: “Şa’ban ayının on beşinci gecesi, Allâhü Te‘âlâ’nın râhmeti dünyâ göğüne iner. Herkesi afveder. Ancak, kalbinde haksız yere Müslümanlara düşmanlık olanı ve Allâhü Te‘âlâ’ya ortak koşanı mağfiret etmez” buyuruldu.

Ayrıca Ravdatü’l Ulemâ’da yazdığı üzere, faiz yiyen, canlı resmi, heykeli yapan ve söz taşıyıcıların da bu gecenin feyzinden mahrum kalacakları söylenmiştir.

  1. Kıymetli yerleri ve kabirleri, bilhassa şehîdlerin, velîlerin kabirlerini ziyârette, Resûlullâh (s.a.v.)’e uymalıdır. Nitekim Resûlullâh (s.a.v.) bu gece Bakî’ kabristanına gitmiştir.
  2. Ailesine, akrabalarına, diğer Müslümanlara mü’min erkek ve kadınlar ve şehîdlere duâ etmek husûsunda da ona uymalıdır. Nitekim Resûlullâh (s.a.v.) öyle yapmıştır.
  3. Ev halkına yumuşak, tatlılık göstererek, Resûlullâh (s.a.v.)’e uymalıdır. Yâni ailesi varsa, bir yere gitmek istiyorsa, tatlılıkla onlardan ayrılmalı ve onları uzun zaman yalnız bırakmamalıdır.
  4. Uzun namaz ve secde yaparak Resûlullâh (s.a.v.)’e uymalıdır.
  5. Bu namazda ağlama, yalvarma, yakarma, diğer namazlardakilerden daha çok olmalıdır.
  6. Toprak üzerine secde etmelidir. Nebî (s.a.v.) böyle yapmıştır.
  7. Birinci secdede üç şeyde O (s.a.v.)’e uyup, yakarmalı, kusurunu îtirâf etmeli ve büyük günâhlarından istiğfar etmelidir.

(Muhammed Rebhami, Riyâdü’n-Nâsihîn, s.277)

03Nis 2020

Namaz içinde, kasten selâm vermek namazı bozar (yanlışlıkla selâm vermek bozucu değildir). Çünkü o ezkârdandır. Yâni namazın rükünlerinden değildir. Selâma karşılık vermek de namazın rükünlerinden olmadığı için  namazı bozar.

Bilâkis karşılık vermek konuşmak ve hitâplaşmaktır.

Mutlak konuşmak (kelâm) namazı bozar. Gerek bu kasten olsun ve gerek sehven olsun, gerek az veya çok olsun bozar.

Namaz içinde ızdırapla inlemek “âh-vâh etmek” namazı bozar. Yine, “oh” demek ağrıdan veya Cennet ve Cehennemi hatırlamaktan olursa, ikisinde de namazı bozar. “Üf” demek de namazı bozar. Namaz içinde, hastalıktan dolayı veya musibetten dolayı sesli ağlamak da namazı bozar. Namazda, Cennet ve Cehennemi hatırlamaktan dolayı ağlamak ise namazı bozmaz.

Yine namaz içinde, özürsüz öksürmek, mecbur kalmayarak, hattâ sesi güzelleştirmek için, namazı bozar. Eğer öksürmekle ağızdan harf çıkarsa, meselâ elifin fethiyle “eh” gibi veya ötresiyle “ün” gibi, namazı bozar. Eğer musallînin (namaz kılan) boğazına tükürük ve balgam toplandığı için mecbur kalırsa, aksırmak gibi, namazı bozmaz. Her ne kadar konuşmak meydana gelirse de, aksırmak namazı kesmez. Çünkü mecburî olarak meydana gelir. Namaz içinde, aksıran kimseye teşmît eylemek de namazı bozar. Teşmît (Yerhamükellâh) “Allâh sana rahmet eylesin” demektir. Namazı bozmasının sebebi şudur: Çünkü bu insan sözündendir. Zira, bununla insanlar arasında hitaplaşmak meydana gelir. Eğer bu aksıran kimse veya işiten kimse (Elhamdülillah) “Allâh’a hamd olsun.” dese, namazı bozmaz. Çünkü örfe göre cevâp değildir. Eğer aksıran kimse, kendisi için (Yerhamükellâh) “Allâh (c.c.) sana rahmet eylesin.” dese, namazı bozmaz. Çünkü (Yerhamunillâh) “Allah bana rahmet eylesin.” menzilesindendir. Bu bakımdan namazı bozmaz.

(Molla Husrev, Gurer ve Durer, s.180-186)

02Nis 2020

Fakih Ebu’l-Leys (r.âleyh) buyurmuşlar ki: “Şarap (içki) içmekten sakınınız. Çünkü onda, türlü türlü kötü sebep olur.

  1. Aklı giderip deli gibi ederek çocuklar yanında eğlence ve büyükler yanında mezmum olmağa sebep olur,
  2. Para ve mal telefine sebep olur. Böyle bir malı meşru olmayan yerlere sarf etmekle beraber birçok hayırlı işleri de o sarf olunan mal ve paradaki nasipten mahrum bırakmaktır,
  3. Kardeşler ve dostlar arasında bulunması ve devamı matlup olan sevgi, saygı ve bağlılığı giderir de onun yerini husumet, adavet ve buğz koyar,
  4. Zikrullah’tan ve namazdan men eder olmasıdır,
  5. Zinâya sebep olmasıdır,
  6. Sarhoşa, her türlü günâh kapılarının açık olması. Çünkü şarap ve diğer içkiler, ümmül-habâis (kötülüklerin anası) dır,
  7. Etrafında menfaatına vekil bulunan meleklere ezâ (eziyet) vermesidir. Zira selim tabiatın ezâlandığı şeylerden melekler de ezâlanırlar. Meleklere ezâ vermek ise çirkin bir harekettir, saygısızlıktır,
  8. Nefsine zulüm ederek hadd-i şer’î vurulmasını icâb ettirmesi. Bu hadd-i şer’î dünyada icra edilmezse ahirette babaları ve dostlarının gözleri önünde daha şiddetli şekilde tatbik edilir,
  9. Semanın mağfiret kapıları o içkiliye kapanmış olur. Çünkü bir haram irtikâp eden kimsenin duâsı ve hasenâtı kırk gün reddolunur,
  10. Kendisini tehlikeli bir duruma düşürmüş olmak. Çünkü günâhta ısrar eden kimsenin ölümü anında maazallah imânının gidivermesinden korkulur.

Bu sayılan zararlar dünyaya aittir. Ahirette görülecek ukubetler, cezalar belki sayılamaz. Bunlar, ancak kan, irin, zakkum gibi eziyetli şeyleri içmek ve sevâplarının zayî olması gibi cezalardır. Binaenaleyh aklı başında olan bir kimse zevki daha dünyada iken bozulacak şeylere rağbet etmez.”

(Ahmed Kemâleddin Üstün, 54 Farz Şerhi, s.416-417)

31Mar 2020

 Akıl, insanoğlunun bir özelliği ve şeref kaynağıdır. İlahi emir ve yasaklara muhatab olmak ve sorumluluk yükünü taşımak, ancak akıl ile mümkün olabilir. İnsan akıl ile insandır. Başka yaratıklara üstünlüğü de akıl sayesinde olmuştur.

“Gerçekten biz, ademoğullarını (diğer yaratıklar üzerine) üstün kıldık. Karada ve denizde taşıtlara yükledik ve onlara hoş rızıklar verdik. Kendilerini, yaratıklarımızdan çoğunun üzerine üstün kıldık.” (İsra s. 70) ayetinin tefsirinde Kurtubi şöyle diyor: “Güvenilir ve gerçek görüş şudur ki, ayette üstünlük, sorumluluğa sebep olan akıl iledir. Çünkü Allâh (c.c.)’u akıl ile bilinir ve onun Yüce Kelâmı akıl ile anlaşılır. Akıl sorumluluğun temelini teşkil eder. Yalnız şu bir gerçektir ki, akıl her şeyi bilmeye, sarmaya ve ilâhi muradı idrak etmeye yeterli olmadığı içindir ki, Yüce Allâh Peygamberler ve Kitaplar göndermiştir.”

Şeriat güneşe, akıl da göze benzer. Göz sağlam ise, açıldığı vakit güneşi görebilir ve eşyanın tafsilatını idrak eder. Akıl bir binanın temeli gibidir. Şeriat da binanın kendisidir. Bina olmayınca, temel yeterli değildir. Temel olmadan bina da sağlam olmaz. Akıl göz gibidir. Şeriat da güneşin ışığı gibidir. Güneşin ışığı ve aydınlığı olmadan, göz görmeye yeterli değildir. Akıl lamba gibidir. Şeriat onu aydınlatan yağıdır. Yağ olmadan, lamba yanmaz ve aydınlık vermez. Lamba olmadan yalnız yağ da aydınlık yayamaz. İkisi de birbirinin tamamı ve devamıdır. Kuran-ı Kerim, düşünmeyi sık sık emir ve tavsiye etmektedir.

Şeriatten yüz çeviren ve sade aklına güvenerek içtihad yapmaya yeltenen zavallı da güneşten yararlanmamak için gözlerini kapayarak, zifiri karanlıkta renk arayan kimseye benzer.

(İmam Gazali, Ma’aricül Kudüs, s.59-61)

30Mar 2020

Münker, söz veya işten, Allâhü Te’âlâ’nın razı olmadıklarına denir. Ma’rûf ise bunun tersi, ya’nî söz veya âmelden Allâhü Te’âlâ’nın beğendiklerine denir. Gördüğü münkere eli ile mâni olur. Buna gücü yetmezse dili ile mâni olmak ister, bunu da yapamazsa, kalbi ile o işi beğenmez. Bu îmânın en zayıf derecesidir. Ebû Saîd’in bildirdiği hadîs-i şerîfte: “Sizden hanginiz bir münker görürse, onu eli ile men etsin; buna gücü yetmezse dili ile önlesin; bunu da yapamıyorsa, kalbi ile onu beğenmesin.” buyuruldu.

Şerh-i Meşârık’da diyor ki: Elin öne alınması, engel olmada daha kuvvetle iş gördüğü içindir. Amelde ise, sözü öne almak gerekir. Çünkü maksada kavuşmak tatlı, yumuşak sözle daha kolay mümkün olur. Söz ile mâni olamazsa, o zaman el ile mâni olur.

Bir hadîs-i şerîfte: “Sizden biriniz insanlardan korkarak, doğru bildiği şeyi söylemekten çekinmesin! Çünkü ma’rûfu emreden, peygamberler (a.s.) gibi eziyet çeker.” buyuruldu. Bundan anlaşılan bunun müstehâb olduğudur. Çünkü daha önce emrin, umura, ya’nî emr edilecek şeylere tâbi olduğu bildirilmişti. Bir iş farz ise, emri farz, vâcibse vâcib, sünnet ve müstehâb ise, sünnet ve müstehâbdır.

Bilâl bin Saîd (rh.a) der ki: Günâh gizli tutulduğu müddetçe, yalnız sahibine zarar verir. Aşikâre olursa, bu günâha mâni olmadıkları için, herkese zarar verir.

Ebû Ümâme-i Bâhilî (r.a.)’in bildirdiği hadîs-i şerîfte: “Kıyamet günü, ümmetimden bir grup insanlar, kabirlerinden kalkıp, Allâhü Te’âlâ’nın huzuruna maymun ve domuz şeklinde çıkarlar. Bunlar, elinden geldiği halde günâh işleyenlere karşı müdâhene etmeyip, nehy-i münkeri terk edenlerdir.” buyuruldu.

(Muhammed Bin Ebûbekir, Şir’at-ül İslâm Tercemesi, s.490-494)

29Mar 2020

Bazı Kureyş ileri gelenleri, Hz. Peygamber (s.a.v.)’den Habbab, Suheyb, Bilal-i Habeşî ve Ammar (r.a.e.) gibi Allâh (c.c.) ve Resûlü (s.a.v.)’e candan bağlı fakat maddi yönden yoksul durumdaki müslümanları yanlarından kovmalarını istemişlerdi. Peygamberimiz (s.a.v.), Kureyş’in ileri gelenlerinin bu sözlerine uyması halinde kendilerinin de gelip görüşebileceklerini söylemeleri üzerine, tekliflerini reddetmişti. Üstünlük ve şerefin, bedenî ve maddî süste değil gönül zenginliğinde, imân ve güzel yaşayışta olduğunu, dolayısıyla bu isteğine değer vermemek gerektiğini anlatmak için şu ayetler inmiştir:

“Sabah akşam Rablerine, O’nun rızasını dileyerek duâ edenlerle birlikte candan sebât et. Dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan çevirme. Kalbini bizi anmaktan uzak kıldığımız, kötü arzularına uymuş ve işi gücü aşırılık olan kimselere boyun eğme. Ve de ki: Hâk, Rabbinizdendir. Öyle ise dileyen imân etsin. Dileyen inkâr etsin. Biz zalimler için öyle bir cehennem hazırladık ki onun duvarları, kendilerini çepeçevre kuşatmıştır.” (Kehf s. 28-29)

Kafirleri ateşle tehdit eden bu ayetlerin inişinden sonra Resûlullâh (s.a.v.) hemen ayağa kalkarak arkadaşlarını aramaya başladı, sonra onları mescidin bir köşesine çekilmiş, Allâh (c.c.)’u zikreder vaziyette bulunca: ”Ümmetimden bir grupla birlikte sabretmemi bana emredinceye kadar beni öldürmeyen Allâh (c.c.)’a şükürler olsun. Ölümüm de diriliğim de sizinle beraberdir.” dedi.

Müşrikler Nebi (s.a.v.)’i her gördüklerinde Allâh (c.c.) Resûlü (s.a.v.) birkaç sahabesiyle birlikte sohbet ediyor, yoksul kişilerle oturuyordu. O yoksul diye kötülediklerinin biri Hz. Ammar b. Yâsir, diğeri Hz. Bilâl-i Habeşî ve bir diğeri de Hz. Süheyb-i Rûmî (r.a.e.) idi. Bu ve bunlar gibi sahabiler Resûl-i Ekrem (s.a.v.)’in sevgisiyle dopdolu olmuşlardı. Bu topluluğa Ashâb-ı Suffa denilmişti. Mâl, mülk ve her şeyden yüz çevirmişlerdi.

(Ömer Muhammed Öztürk, Misvâk Neşriyat, Suheyb-i Rumî (r.a.))

28Mar 2020

Kur’an-ı Kerim’de: “Sonra o damlacığı asılıp tutunan bir şeye dönüştürdük. Sonra asılıp tutunan şeyi, bir çiğnemlik et parçası haline getirdik. Sonra bir çiğnemlik et parçasını, kemik olarak yarattık. Sonra kemiğe et giydirdik.”

(Müminun s. 14)

Tercümede geçen “bir çiğnemlik et” ifadesi, Arapça “mudga” kelimesinin karşılığıdır. Kemiğe giydirilen et vurgulanırken geçen “et” ifadesi ise ayette “lahm” kelimesi ile anlatılır. Bu deyim “taptaze et” gibi eti vurgular. Bu ayrımın altını çizmekte fayda vardır. Zira embriyo başlangıçta kemiksiz bir çiğnemlik et formundadır. Embriyodaki kıkırdak doku, ayette söylendiği gibi sonradan kemikleşmeye başlar. Yine aynen ayetin söylediği gibi kemikleşme başladıktan daha sonra kas etleri oluşarak kemikleri sarar. Ayette geçen “lahm” kelimesi kas etleri için kullanılmaktadır.

Kur’an’da 1.400 yıl önce haber verilen bu oluşum sırasından bilim çok yakın döneme dek habersizdi. Bu dönemde kemiklerin ve kasların beraber oluştuğu düşünülüyordu. Gelişmiş mikroskoplar ve anne karnının içine giren mikro kameralar Kur’an’ın 1.400 sene evvel verdiği haberi tasdik etmişlerdir.

 (Basından Derleme)

TERTİP SAHİBİ

Beş vakitten fazla namaz borcu olmayan kimseye tertip sahibi denir. Tertip sahibi olan kimse, meselâ sabah namazını uyku ile geçirdiği gün onu kaza etmeden öğleyi edâ edemez. Meğer ki, geçirdiği namaz hatırından çıkmış veya vakit daralarak hem geçmiş namazı hem de vakit namazını kılmağa yeterli olmamış yahut vakit namazlarına devam ile üzerinden beş namaz vakti geçerek kendisi tertip sahibi olmaktan çıkmış olsun… Uyulması gereken tertip bu üç halde düşmüş ve kılınan namaz sahih olmuş olur.

Tertip düştükten sonra kaza için belirli vakit kalmaz ve güneşin doğuşu, tam tepede bulunuşu ve batışı zamanlarından başka kerahet vakti de olmaz. Sabah ve ikindi namazlarından sonra dahi kaza kılınır.

(Muhtasar Ni’met-i İslâm)