ALLÂH (C.C.) ZİKİR

08Tem 2021

Gündüz Zikir Yapılacak Son Üç Vakit

Gündüz Zikir Yapılacak Son Üç Vakit. Gündüz sabah namazı vaktinin girmesinden, akşam gün batımına kadar olan zaman diliminde 7 adet zikir (vird) vakti vardır.

Gündüz sabah namazı vaktinin girmesinden, akşam gün batımına kadar olan zaman diliminde 7 adet zikir (vird) vakti vardır. Bu yazıda beşinci, altıncı ve yedinci vakitten bahsedilmiştir.
Beşinci Vird, Asr-ı evvel ile asr-ı sanî diye bilinen ikindi namazının ilk vakti ile ikinci vakti arasındaki virddir. Bu, vakti en uzun virddir. Beşinci virdin vakti her şeyin Yüce Allâh’a secde yaptığı zikredilen akşam vakitlerinden biridir. Beşinci vird vaktinde önceden abdestini alıp camide bekleyen bir kimse, ikindinin farzından önce dört rekât sünneti kılar.
İkindi vakti girdiğinde kul altıncı virde başlar. Yüce Allâh, “Asra yemin olsun ki…” (Asr s. 1) diyerek bu vakte yemin ederek sureye başlıyor. Bu virdin vakti, Yüce Allâh’ın ayette zikrettiği “âsr” kelimesinin ifade ettiği vakittir. Bu virdde, namaz yoktur. İkindi namazını da kıldıktan sonra, kalp amellerinden istediği zikir ve tefekküre yönelir.
Aynı şekilde azalarla yapılacak farz ve mendup bir amel varsa onu da yerine getirebilir. Bu arada yapılacak amellerin en faziletlisi manalarını düşünerek, her ayetin hakkını vererek ağır ağır Kur’ân okumaktır. Güneş sararıp, harareti kaybolduğunda bu vird sona erer.
Yedinci vird, gündüz zikir (vird) yapılacak vakitlerin sonuncusudur. Bu vird tesbih, zikir, tilâvet ve istiğfardan meydana gelir ve güneş batıncaya kadar devam eder. Günün evvelindeki vakitte olduğu gibi bu zamanda okunacak en fazîletli tesbih şudur: “Estağfirullahe li zünûbî ve Sübhanallahi bi Hamdi Rabbî (Allâh (c.c.)’dan günâhlarımın affını isterim. Râbbime hamd ederek Allâh (c.c.)’u yüceltir tesbih ederim).”
(Ebû Tâlib El-Mekkî, Kûtu’l Kulûb, c.1, s.127-131)

 

26May 2021

Hz. Fatıma’nın Allah’ı Zikretmesi

Hz. Fatıma’nın Allah’ı Zikretmesi başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Hz. Alî (r.a.), Hanımı Hz. Fatıma (r.anhâ) annemizin bir menkıbesini anlatır: “O kendi elleri ile değirmeni çevirirdi. Bu yüzden elleri nasır bağlamıştı. Su kırbasını kendisi doldurarak getirirdi. Bu yüzden kırbanın iplerinden göğsünde izler meydana gelmişti. Evin her tarafını kendisi temizlerdi. Bundan dolayı elbisesi hep kirlenirdi.
Bir defasında Peygamberimiz (s.a.v.)’e birkaç köle gelmişti. Ben Fatıma (r.anhâ)’ya “Git, sen de kendine hizmetçi iste, sana ev işlerinde yardımcı olsun” dedim. O Peygamber (s.a.v.)’in yanına gitti. Orası kalabalıktı. Fatıma (r.anhâ) çok utangaç olduğundan herkesin önünde babasından istemekten çekindi ve geri geldi. İkinci gün Peygamberimiz (s.a.v.) bizzat kendisi geldi ve “Fatıma, sen dün ne için gelmiştin?” buyurdu. Fatıma (r.anhâ) utandığından dolayı sustu. Ben; “Ey Allâh’ın Resûlü, bunun durumu şudur: Değirmen çevirmekten elleri nasır bağladı. Su kırbasını taşımaktan göğsünde iplerin izleri çıktı. Daima ev işlerini yaptığından elbiseleri kir içinde kalıyor. Ben dün kendisine, size hizmetçiler geldiğini, onun da bir tane hizmetçi istemesini söylemiştim. Onun için yanınıza gelmişti” dedim.
Peygamber (s.a.v.): “Kızım sabret, Hz. Musa ve onun ailesinin on seneye kadar bir tek yatakları vardı. O da Hz. Musa’nın cübbesiydi. Geceleyin onu serer üzerine yatarlardı. Sen takva sahibi ol, Allâh (c.c.)’tan kork ve O’nun emirlerini yerine getir. Evin işlerini yapmaya devam et. Gece yatarken 33 defa Sübhanallah, 33 defa Elhamdülillah, 34 defa Allâhu Ekber de. Bu kelimeler hizmetçiden daha iyi şeylerdir.” dedi. Hz. Fatma (r.anhâ): “Ben Allâh ve O’nun Resûlü’nden razıyım” buyurdu.
(Muhammed Zekeriyya Kandehlevî, Fezail-i A’mal, s.112)

18May 2021

Gündüz Zikir Yapılacak 3. ve 4. Vakit

Gündüz Zikir Yapılacak 3. ve 4. Vakit başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Gündüz sabah namazı vaktinin girmesinden, akşam gün batımına kadar olan zaman diliminde 7 adet zikir (vird) vakti vardır. Bu yazıda üçüncü ve dördüncü vakitten bahsedilmiştir.
Gündüzün üçüncü amel ve vird zamanı kaba kuşluk vaktinden başlayıp zevâl vaktine kadar geçen süredir. Zeval vakti güneşin tam tepeye ulaşması ile vuku bulmaktadır. Öğlen namazı vakti de, güneşin gökyüzünde çıktığı en yüksek noktadan batıya doğru meyletmesiyle yani zevâl ile başlar ve her şeyin gölgesinin bir misli uzamasına kadar devam eder.
Gündüzün ikinci vaktinde gerekli zikirlerini yapan bir mü’min kul, bundan sonra gündüzün üçüncü vaktinde varsa geçimi ile ilgili mubâh ve mendup olan maişeti için gerekli çalışmayı yapar. Eğer geçimi ile ilgili işleri yoksa insanlara karışmaktan uzak durur. Çünkü çeşitli afetlerle yüz yüze gelir, temiz hâli bozulur ve amellerine gösteriş karıştırıp ihlâsını kaybeder.
Günün 4. zikir (vird) zamanı zevâl vaktinden (öğle namazının vaktinden) sonra başlar. Yüce Allâh bu vakitte hamd etmeyi zikrederek şöyle buyurmuştur: “Öğle vaktine eriştiğinizde Allâh’ı -ki göklerde ve yerde hamd O’na mahsustur- tesbih edin, namaz kılın.” (Rûm s. 18)
Kul, zevâl vaktinden önce güneşin semanın tam ortasında olduğunda, yani istiva vaktinde namaz kılmaz. Bu vakit, Resûlullâh (s.a.v.)’in namaz kılmayı yasakladığı bir vakittir. Daha sonra öğlen vakti girer. Öğle namazı cemaatle birlikte kılınır. Farzın önündeki dört rekât sünnet ihmâl edilmez. Son iki rekât sünnetinden sonra da ayrıca bir dört rekât namaz daha kılınır. Bu şekilde ibâdet, gündüzün dördüncü virdinin sonudur. Bu vird, virdlerin en kısası ama en faziletlisidir.
(Ebû Tâlib El-Mekkî, Kûtu’l Kulûb, c.1, s.123-126)

10Nis 2021

Gündüz Zikir Yapılacak İki Vakit

Gündüz Zikir Yapılacak İki Vakit başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Gündüz sabah namazı vâktinin girmesinden, akşam gün batımına kadar olan zaman diliminde 7 adet zikir (vird) vakti vardır. Bu yazıda ilk iki vâkitten bahsedilmiştir.

Birinci vâkit; Sabah namazı vâktinin girmesinden güneşin doğmasına kadarki süre içinde zikir yapılacak vâkittir. Bu vâkit için zikir emriyle ilgili ise âyette şöyle buyurulmuştur: “Haydi siz, akşama ulaştığınızda ve sabaha kavuştuğunuzda Allâh’ı tesbih edin.” (Rum s. 17) Yani, o vakitlerde namaz kılarak Allâh (c.c.)’u tenzih ve tesbih ediniz.

Kul, sabah namazını cemaatle kıldığı camide, yerinden ayrılmadan, gerekli zikir ve duâları yapar. Bu zikir ve duâları camide yapması daha faziletlidir. Mescitten ayrılmadan önce namazdaki oturuşunu muhafaza ederek önce on defa: “Lâ ilahe illallahu vahdehu lâ şerike leh. Lehül mülkü ve lehül hamdü yuhyî ve yümîtü ve hüve hayyün lâ yemût bi yedihil hayru ve hüve ala külli şey’in kadîr.” (Ahmed b. Hanbel) zikrini söyler. Bundan sonra hiç konuşmadan on defa İhlâs suresini okur. Konuyla ilgili rivâyet edilen Hadis-i Şeriflerde, bahsedilen fazîletin elde edilmesi için bu esnada dünya kelâmı konuşmama şartı zikredilmiştir.

Gündüzün ikinci virdi, kuşluk vaktindedir. Bu vakit Yüce Allâh’ın hakkında yemin ettiği kaba kuşluk vaktidir. Bu vâkitte en fazîletli ibâdet; kuşluk namazını kılmaktır.

Bu vâkit kuşluk namazının hakiki vâktidir. Nebi (s.a.v) şöyle buyurdu: ”Kuşluk namazı, güneş, taşlar ısınacak kadar yükseldiğinde kılınır.” Kuşluk namazından sonra kul, geçimi ile ilgili mubâh ve mendup olan işlere başlar. Yaptığı ticaretini doğrulukla, işini samimiyetle yapar. Bu vakitte maişeti için gerekli olan çalışmayı, kaba kuşluktan zevâl vâktine kadar yapar.

(Ebû Tâlib El-Mekkî, Kûtu’l Kulûb, c.1, s.117-123)

05Haz 2020

Allah’ı Zikretmenin Üstünlüğü

Zikir, hatırlayıp anmak demektir. İnsan Allah’ı ya diliyle zikreder; Kur’an okumak, dua etmek, Allah Teâlâ’yı güzel isimleriyle anmak gibi; ya kalbiyle zikreder; Allah Teâlâ’nın varlığını gösteren delilleri, yani kâinâtı ve Kur’an’da sözü edilen her şeyi düşünmek gibi; yahut bedeniyle zikreder; namaz başta olmak üzere bedenle yapılması gereken bütün görevleri yapmak gibi. Her ne suretle olursa olsun
Allah’ı zikretmenin üstünlüğü, en değerli ibadettir.

Hz. İbn-i Abbas (r.a.)’den, Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Sizden kimin gece zahmet çekmeye (geceyi ibadetle geçirmeye) gücü yetmiyorsa, cimrilikten dolayı malını (nafile sadaka olarak) harcayamıyorsa, korkaklıktan dolayı cihada katılamıyorsa, Allâh (c.c.)’u bol bol zikretsin.” (Taberani)

Başka bir hadiste: “Allâh (c.c.)’un zikredildiği meclislere sekine (Allâh (c.c.)’un özel bir nimeti) iner, melekler onları kuşatır, Allâh (c.c.)’un râhmeti onları kaplar ve Allâh (c.c.) onları arşın üzerinde anar.” buyurulmuştur.

Allâh ‘ı çok zikretmek nafile olan ibâdetlerdeki her türlü eksikliği telafi edebilir. Hz. Enes (r.a.), Resûlullâh (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Allâh (c.c.)’u zikretmek imân alametidir. Münafıklıktan kurtuluştur, şeytandan korunmadır, Cehennem ateşine karşı siperdir.” İşte bu faydalardan dolayı Allâh (c.c.)’u zikretmenin bir çok ibâdetlerden üstün olduğuna karar verilmiştir. Bilhassa şeytanın musallat olmasından korunma hususunda onun önemli bir payı vardır. Bir hadiste “Şeytan diz üstü oturarak insanın kalbine musallat olur. Allâh (c.c.)’u hatırladığında aciz ve zelil olarak geriye çekilir. Allâh (c.c.)’dan gâfil olunca tekrar kalbe vesvese vermeye başlar.” buyurulmuştur.  Büyük bir zat, Allâhü Te’âlâ’ya duâ edip şeytanın nasıl vesvese verdiğini kendisine göstermesini istedi, baktı ki şeytan sivrisinek şeklinde kalbin sol tarafında, omuz arkasına oturmuş, ağzındaki uzun hortumunu iğne gibi kalbe götürüyor. Kalbin Allâh (c.c.)’u zikrettiğini fark edince hortumunu hemen geri çekiyor, gaflet içinde ise hortumu ile vesvese ve günâh zehirini şırınga ile verir gibi kalbe dolduruyor. Bir hadiste şöyle buyuruluyor: “Şeytan burnunun ucunu insanın kalbine koyarak oturup bekler. İnsan Allâh (c.c.)’u zikrettiğinde o zillet içinde geri çekilir, gafil kaldığı zaman kalbini lokma gibi kapar.”

(Zekeriya Kandehlevi, Amellerin Fazileti)

19Ağu 2014

“Allâh. O’ndan başka ilâh yoktur. Diridir (Hay), kaim¬dir (Kayyûm=Yarattıklarını koruyup idare eden, işlerini düzenleyendir)” (Bakara s. 255)
Hayy, her yönüyle tam bir hayata sahip olan demektir. İşitme, görme, güçlü ve irade sahibi olmanın yanında diğer zâti sıfatlara da sahip olan ve eksiksiz bir hayatın bütün anlamlarını kendinde toplayan kimsedir.
Hayat sahibi olmak, bütün kemâl sıfatlara sahip olmayı zorunlu kılar.
Kul, Allâh’ın bütün fiilî sıfatlarını kapsayan Kayyûm ismi¬ni tanıdığında, her şeyin O’nun desteği ile ayakta kaldığını, varlığını devam ettirdiğini, her canlıyı O’nun hayatta tuttu¬ğunu ve koruduğunu görür. Allâhü Te‘âlâ’nın kimseye muh¬taç olmadan yalnız başına kâim olduğunu, O’nun dışındaki bütün varlıkların ancak O’nunla var olabildiklerini, varlıkları¬nı devam ettirdiklerini, O’nun her şeyi düzenleyip idare etti¬ğini, kimini üstün tutup kimini alçalttığını, iyilik edenlere se¬vap kötülük edenlere de azâb ulaştırdığını müşahede eder. Allâh’ın kâim olmakla asla uyumadığını, zâten uyumanın O’na yakışmayacağını, herkese adil davrandığını, kimine bol kimine az rızık verdiğini, asla şaşırmadığını, unutmadı¬ğını ve yanılmadığını anlar.
Sâliklerin (Allâh yolunda yürüyenlerin) tecrübe edip ka¬bul ettiklerine göre, “Yâ Hayyu yâ Kayyûm, lâ ilâhe illâ ente / Ey diri ve kâim olan! Senden başka ilâh yoktur.” duâsını okuyan ve bunu tekrarlayan kimsenin kalbi ve aklı dirilir.
El-Esmâü’l-hüsnâ ile ibâdet etmenin, onunla duâ etme¬nin kıymetini bilen, emir, yaratılış ve kulun istek ve ihtiyaçla¬rı arasındaki gizli ilişkiyi fark eden, bunun gerçekliğini daha iyi kavrar. Bilinmelidir ki, her istek ve ihtiyaç, kendisine uy¬gun olan üslup ve duâlarla istenir. Kur’ân ve hadîslerdeki duâları incelersek, bunun böyle olduğunu görürüz.
(Teysiru’l-kerîmi’r-rahmân, c.1 s.151; Bedâiu’l-fevâid, c.2 s.332.)