Akaid

07Nis 2021

İntihar Eden de Eceli ile Ölmüştür, Öldürülen de!

İntihar Eden de Eceli ile Ölmüştür, Öldürülen de! başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Bazen kişi eceliyle değil de, bir katilin öldürmesiyle bu ecel kesilir gibi iddiaları çok anlamsızdır. Çünkü Cenâb-ı Hâkk (c.c.) bir kişiye yüz yıl bir ömür tayin ve takdir etmiş ise, bu ömrü kim kesebilir? Allâhü Te‘âlâ’nın bu takdir ve iradesine başka birisinin iradesinin hakim olması demek olmaz mı? Böyle bir inanç caiz ve mümkün olur mu? Bu görüşün filozoflardan alındığı apaçıktır. Çünkü Allâhü Te‘âlâ bu kişinin hayatının, bir katil tarafından öldürülmesiyle sona ereceğini kesinlikle biliyordur. O halde, “eğer ölmeseydi, yüz sene yaşayacaktı” düşüncesi yersiz, manasız ve kader inancına tamamen terstir.
Biri dese ki; “Madem ki ecel, Allâhü Te‘âlâ’nın bildiği ve takdir ettiği zamanın dolması ve hayatın durmasıdır ve bu asla tebdil ve tağyir de olunamayacağına göre, o halde biz, yanmaktan, suda boğulmaktan, savaşta ölmekten ve nihayet hayatın kesilmesine ve yok olmasına sebep olacak şeylerden niçin korkuyor ve tedbirlere başvuruyoruz?”
Cevâben diyoruz ki; “Biz gaybi bilemeyiz. Gaybı ancak Allâhü Te‘âlâ bilir. Allâhü Te‘âlâ’nın hayatımız hakkındaki illeti neticesi olan takdirini, nasıl olacağını da bilemeyiz. Hayatımızın sona ermesine sebep olabilecek herhangi bir şeyin ne olabileceği bizce meçhul olduğundan dolayı korkuyor ve tedbirler almaya, aramaya çalışıyoruz.”
Diğer taraftan, ateşin yakıcı, suyun boğucu, dövülmenin elem verici, silahın öldürücü ve yok edici olduğu ilahi bir kuraldır ve her aklı başında olan kişiler tarafından da bu gerçek bilinmektedir. O halde, hayatın sona ermesine sebep olacak bu gibi şeylerden korunmak ve onlara karşı tedbir almak, korunma yollarını aramak vaciptir. Ancak gene unutmamak gerekir ki, ecel birdir, bellidir ve ilâhi takdir değişmez.
(Mehmed Çağlayan, Ehl-i Sünnet ve Âkâidi, s.219-220)

06Nis 2021

Doğru Yol, Ehli Sünnet Alimlerinin Yoludur

Doğru Yol, Ehli Sünnet Alimlerinin Yoludur. Müslüman, dînini doğru bir şekilde öğrenebilmek için öncelikle zihnine boşalan zararlı kaynakların yolunu kesmelidir.

Ebû Hüreyre (r.a.)’dan rivâyet edilen bir hadîs-i şerîfte Peygamber (s.a.v.): “Şüphesiz bu ilim, dîn ilmidir. Öyle ise dîninizi kimden öğrendiğinize iyi bakın” buyurmaktadır.
Müslüman, dînini doğru bir şekilde öğrenebilmek için öncelikle zihnine boşalan zararlı kaynakların yolunu kesmelidir. Hak olan İslâm Dîni’ni, bâtıl yorumlarıyla çarpıtanlara diğer bir deyişle “beşinci mezheb(!)” ortaya atanlara karşı dikkatli olmalıdır. Bu kişilerin özel hayatları yakından incelendiğinde günlük yaşayışları, dürüstlük(!)leri ve ibâdetle olan ilişkileri onları tanımamıza yardımcı olacaktır.
Fıkıh usûlüne göre, peygamberlerin yolunda olduğunu söyleyen bir kimsenin bu iddiasının doğruluğunun göstergesi; fiilinin, sözüne uygun olmasıdır. Meselâ, yabancı kadınlara bakmayı yasakladığı zaman, eğer bizzat kendisi de bakmayan biri ise bu kişiye uyulur. Bir âyet-i kerîmede Cenâb-ı Hâkk şöyle emir buyurur: “Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur.” (İsrâ s. 36)
Bu bağlamda, medya karşısında ve sanal ortamda edilgen olmak yerine; Ehl-i Sünnet hassasiyetini, dâima ayakta tutmamız gerekir. Zehrin, altın kupa içerisinde sunulduğu günümüzde, bir kimsenin, arkasındaki medya desteği ve maddî imkânlar sayesinde çok meşhur olmasına veya felsefe ve demagoji yoluyla insanları etkilemesine değil; ümmetin, 1400 yıldır üzerinde ittifak ettiği, ilim ve fazîletleri herkesçe bilinen âlimlerin kitaplarında naklettikleri esaslara bağlılıklarına bakmak gerekir. Bu âlimlere tâbi olmayı yersiz bulup doğrudan Kur’ân ve sünnete bağlanmayı tavsiye edenler, kitap ve konferanslarıyla ortaya çıkıp insanların kendilerine çağırarak aslında kendi içlerinde çelişkiye düşmektedirler.
(Hakk Dinin Batıl Yorumlarına Cevaplar, s.246)

06Mar 2021

Ehli Sünnet İtikadı Kurtuluştur

Ehli Sünnet İtikadı Kurtuluştur başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.

Bir kimse Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat itikadına uygun bir şekilde yaşar ve bu şekilde son nefesini verirse biiznillah kurtuluşu tamamdır. Allâh (c.c.) yaptığı günâhları dilerse affeder, dilerse de günâhı bir müddet cezalandırdıktan sonra cennetine dahil eder. O kişi cehennemde ebedî kalmaz. Buna karşı, bir kimsenin itikadı bozuksa ne yaparsa yapsın kurtulması mümkün değildir.
Bu dünya hayatında en mühim mesele Resûlullâh (s.a.v.)’den ittifakla nakledilen inanç esasları üzere yaşayıp, yine bu düzgün îtikad üzere son nefesi verebilmektir. Bu yolda Allâh (c.c.)’un, her dönemde gönderdiği rehberler vardır. Bir gün, Hz. Selman (r.a.)’in de içinde bulunduğu bir mecliste Cuma Sûresi nâzil oluyordu. Resûlullâh (s.a.v.)’e: “Ashâba yetişmeyen ümmetlere de peygamber gönderildi” âyet-i kerîmesi nâzil olunca, orada bulunanlar: “Yâ Resûlullâh (s.a.v.), kimdir bu ashâba yetişmeyen ümmetler?” diye sordular. Allâh Resûlü (s.a.v.), cevap vermedi. İkinci defa aynı soru soruldu, Nebî (s.a.v.) yine cevap vermedi. Üçüncü defa sorulunca mübârek elini yanında bulunan Selmân-ı Fârisî (r.a.)’in omzuna koyarak: “Şunlardan öyle erler vardır ki, îmân Süreyya Yıldızı’nda olsa, varır yetişirler” buyurdu. Bu hadîs-i şerîf, muhakkik âlimler tarafından iki kişiye yorulmuştur. Birisi kendisi Fârisî olan ehl-i sünnetin reîsi ve fıkıh ilminin kurucusu İmâm-ı Â’zâm (r.a.), diğeri de Selmân-ı Fârisî (r.a.)’dir ki Hz. Ebûbekir (r.a.)’e ulaşan tarîkat silsilesinin ikinci postnîşinidir.
Bir müslüman bu mübarek zevâtın yollarından hakkıyla gider ve onlara tâbi olursa Allâh (c.c.)’un izniyle hiçbir ifsad hareketinden olumsuz yönde etkilenmeyecektir. Hadis-i Şerif’te Süreyya yıldızı örnek gösterilerek Resûlullâh (s.a.v.) burada erişilmesi en güç olan belki de mümkün olmayan bir yıldızı örnek göstererek, o erlere tâbi olunduğu takdirde bütün güçlüklerin bertaraf olacağını bizlere müjdelemişlerdir.
(Ömer Muhammed Öztürk, Sohbetler, c.2, s.49-51)

01Şub 2021

Kurtuluşa Eren Topluluk

Kurtuluşa Eren Topluluk. Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’in: “Kurtuluşa eren fırka bana ve ashabıma uyan fırkadır” anlamındaki hadîs-i şerîfin müjdesine eren mutlu fırka Ehl-i Sünnet fırkasıdır.

Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’e: “Kurtuluşa eren fırka hangisidir” diye sorulduğunda: “Benim ve Ashabımın bulunduğu yola uyanlardır’’ buyurmuşlardır. Saadet devrinden günümüze kadar, Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’in ve Ashâbı (r.a.e.)’nin yoluna tabî olup ayrılmamayı şiar edinen, Ashâb-ı Kirâm (r.a.e.)’e saygılı davranıp onlar hakkında küfür, yalancılık ve adâletsizlik gibi çirkin saldırıda bulunmayanlar ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in: “Ashâbım yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız hidâyete erersiniz” buyruğuna sımsıkı bağlı bulunan, onun mübarek sünnetini bizlere aktaran Ashâbı (r.a.e.)’i seven, îmân ve adâletlerinden şüphe etmeyen tek fırka Ehli Sünnet ve’l-Cemaat fırkasıdır. Bu sadakat ve bağlılıklarından dolayı onlara hadis ve sünnet ehli denilmiştir.
Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’in: “Kurtuluşa eren fırka bana ve ashabıma uyan fırkadır” anlamındaki hadîs-i şerîfin müjdesine eren mutlu fırka Ehl-i Sünnet fırkasıdır. Çünkü bu fırka ümmetin selefi hakkında kötü söz söylemez. Başta raşid halifeler olmak üzere Ashâb-ı Kirâm’ın, muhacir ve ensar (r.a.e.) hakkında ileri geri konuşanları dinden çıkmış kafir olarak kabul ederler. Kezâ Tabiin’e, Tebe-i Tabiin’e ve bu ümmetin saygın ve salih alimlerine asla saygısızlık etmezler. Kıble ehlini küfürle itham etmezler. Ancak bilerek küfrü gerektiren bir fiili veya sözü sarfeden kişileri de kafir kabul ederler. Bu ümmetin imânla ahirete intikâl edenlerini daima hayırla yad eder ve bunu vacip kabul ederler. Bu konuda Cenâb-ı Hâkk şöyle buyurur: “Onlardan sonra gelenler ise şöyle derler: “Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce îmân etmiş olan kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde, îmân edenlere karşı hiçbir kin tutturma! Ey Rabbimiz! Şüphesiz sen çok esirgeyicisin, çok merhametlisin.” (Haşr s. 10)
(Mehmed Çağlayan, Ehl-i Sünnet ve Âkâidi, s.84)

28Oca 2021

Allah’ın Kuluna İkramı

Allah’ın Kuluna İkramı. Allah-u Teala’nın cennete ki ikramı ile ilgili yazımızı istifadenize sunuyoruz.

İbn Mes’ud (r.a.)’dan rivâyet edilmiştir. İnsanlar, toptan sırata varırlar. Onların sırata varmaları cehennemin çevresinde kıyama durmalarıdır. Bundan sonra derecelerine göre, sırattan geçerler. Onlardan bir kısmı şimşek gibi geçer; diğer bir kısmı, yel gibi geçer. Onlardan bir kısmı, kuş gibi uçar. Sırattan yarış atı hızında gidenler de vardır. Hecin devesi hızında gidenler de vardır. Normal insan yürüyüşü ile gidenler de… Bir kısmı da ayak parmağı ucu kadar yürür. Sırat işi, bu en yavaş yürüyen kimsenin geçişi ile tamam olur. Sırat kaygandır; ince kılıç gibi keskindir. Dikenlidir, deve dikenleri gibidir. Sırattan, yürüyerek selâmetle geçenler olduğu gibi, oradan yaralı kurtulanlar da vardır. Cehenneme düşenler de vardır.
Bu sırada melekler şöyle yalvarırlar: “Kurtar; Allâhım kurtar.” Onlardan biri, sıratı geçer ki, bu cennete girenlerin sonuncusudur. Sıratı geçince, ona cennetten bir kapı açılır, ilerideki makamı, kendisine gösterilmez. Derki: “Yâ Rabbi, burada kalayım!” Allâhü Te‘âlâ şöyle buyurur: “Seni burada bırakırım; ama sonra başkasını istersin.” Derki: “İstemem Yâ Rabbi.”
Bundan sonra, ona cennetin dereceleri gösterilir. Bunları görünce, daha önce kendisine, verilenleri küçük görür ve: “Yâ Rabbi, beni oraya yerleştir” der! Allâhü Te‘âla şöyle buyurur: “Seni oraya yerleştiririm; ama, daha başkalarını istersin.” “Hayır, istemem yâ Rabbi” der. Ama öbürlerini görünce yine ister. Dördüncü makama kadar çıkar. Orası da açılır; öbürleri gözünden silinir. Ama bir şey diyemez artık; utanır. Allâhü Te‘âlâ sorar: “Daha başka bir şey istemeyecek misin?” “İsteye isteye utandım, Yâ Rabbi”
Bunun üzerine Allâhü Te‘âlâ şöyle buyurur: “Sana dünya kadar ve onun on misli de fazlası.” Bu cennet ehlinin en alt derecede olanıdır.
(Ebul Leys Semerkandî, Tenbihul Gafilîn, s.80-81

26Oca 2021

Allah’a ve Nebi’ye Teslim Olmalıyız

Allah’a ve Nebi’ye Teslim Olmalıyız. Rabbimize ve Rasulüne hakkıyla nasıl teslim olalım? Teslimiyet hususunda önemli noktalar nelerdir?

Kur’ân-ı Kerîm’de: “Onlar, “Allâh’a ve Resûl’e inandık ve itaat ettik” derler. Bütün bunlardan sonra onların bir grubu gerisin geriye dönerler. Bunlar mü’min değillerdir. Aralarında hüküm vermek için Allâh’a ve Resûlü’ne çağırıldıklarında onların bir grubu, bir bakarsın yüz çevirirler. Fakat onları ilgilendiren bir hak, menfaat olsa, ona itaatle koşa koşa gelirler. Onların kalplerinde bir hastalık mı var, yoksa şüphe içindeler mi, yahut Allâh ve Resûlü’nün kendilerine haksızlık yapacağından mı korkuyorlar? Hayır asıl zalimler onlardır. Aralarında Peygamber’in hüküm vermesi için Allâh’a ve Resûlü’ne çağırıldıklarında mü’minlerin bütün söyleyecekleri ancak “İşittik ve itaat ettik” demekten ibârettir. İşte felâha erenler de onlardır. Kim Allâh’a ve Resûlü’ne itaat eder ve Allâh’tan korkup O’ndan sakınırsa işte asıl kazananlar bunlardır.” (Nur s. 47-52) buyurulmaktadır. Diğer bir âyet-i kerîmede ise “Erkek olsun kadın olsun, inanmış hiçbir mü’min, Allâh ve Rasulü bir şeye karar verdikleri zaman o konuda tercihte bulunma hakkına sahip değildir. Kim Allâh’a ve Resûlü’ne itaatsizlik ederse yolunu şaşırıp apaçık bir yanlışa düşmüş olur” (Ahzâb s. 33-36) buyurulmaktadır.
Bu âyetler müslüman olmak için, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in hükümlerine kayıtsız şartsız teslim olmanın şart olduğunu ihtivâ etmektedir. Davet olundukları halde ihtilâfları konusunda O (s.a.v.)’e müracaat etmeyenler, Kur’ân-ı Kerim’e göre mü’min muamelesi göremezler.
Allâh (c.c.)’a ve Resûlü’ne inanmanın temel unsuru, Peygamber (s.a.v.)’in otoritesinin bütün kalple kabul edilmesidir. İhtilâflar konusunda O (s.a.v.)’e danışılmalı ve itaat olunmalıdır. O (s.a.v.)’in kararlarına tam bir teslimiyetle uyulmalı ve O (s.a.v.) tarafından kesin bir şekilde dile getirilen hukuki hükümler bağlayıcı kabul edilmelidir.
(Muhammed Taki Osmanîi, Sünnetin Bağlayıcılığı, s.50)

24Oca 2021

Deccalden Daha Zararlı Olan Alimler

Deccalden Daha Zararlı Olan Alimler başlıklı yazımızı istifadenize sunuyoruz.


Şeytan, ilmini beğenen kimselerin, ilmini kibirlenmelerine vesile etmiştir. Bu kimseler, ilmine güvenip peşinden gidenlere bakıp kibirlenirler. Dünyevî ihtiyaçlarını elde etmek ve istediklerine kavuşmak için her deliğe girip çıkar, her şeyi kabul ederler. Hâl ve vaziyetleri böyle olduğu halde, giyim-kuşam yani dış görünüş itibariyle ulemâ kisvesi içinde olduklarından, kendilerini kalben Allâh (c.c.) indinde büyük bir kimse zanneder öyle görürler. Bu sınıf âlimler, ahmaklardan ve helâk olanlar topluluğundandır. Şeytanın vesvesesiyle gurura kapılanlardandır. Bunlar için tevbe ümidi kalmamıştır.
Peygamberimiz (s.a.v.)’in şu hadisinde haber verdiği kimselerdendir: “Ben sizin hakkınızda, deccalden korktuğumdan daha çok deccal olmayanlardan korkarım.” Ashâb (r.a.e.), “Bu deccal olmayanlar kimdir Yâ Resûlallah?” diye sordu. Peygamberimiz (s.a.v.), “Kötü âlimlerdir” buyurdu. (Müslim)
Ahmed ibn-i Hanbel (r.a.)’in, Hz. Ömer (r.a.)’dan rivâyet ettiği hadîs-i şerîfte Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor ki; “Ümmetim hakkında en çok korktuğum kimseler, konuşmasını iyi bilen münafıklardır.” Ebû’d-Derdâ (r.a.)’dan rivâyet edilen hadîs-i şerîfte şöyle buyuruluyor: “Ümmetim hakkında en fazla korktuklarım saptıran yöneticilerdir.” (Ahmed bin Hanbel) Nitekim insanlar birbirlerine sözden daha çok iş ve hareketleriyle etki ederler. Şeytanın vesvesesiyle gurura kapılmış olan böyle bir âlimin hareketleriyle Müslümanlara verdiği zarar, konuşmalarıyla verdiği faydadan daha çoktur. Câhillerin âhireti bırakarak dünyaya alâka duymaları, âlimlerin cesaretlendirmeleri sebebiyledir. Onun içindir ki, yukarıdan beri anlattığımız gibi olan bir âlim, ilmiyle Allâhü Te‘âlâ’nın kullarının günâh işlemesine sebep olur.
(Huccetül İslâm İmâm Gazâlî (r.âleyh), Nasıl İyi Bir Kul Olunur?, s.61-63)

22Oca 2021

İmanınızı Yenileyiniz

İmanınızı Yenileyiniz. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz: “Îmânınızı yenileyiniz (tazeleyiniz)” diye buyurduklarında Ashâb-ı Kirâm (r.a.e.): “Yâ Resûlallâh! İmânımızı nasıl yenileyelim?” diye sordular. Resûlullâh (s.a.v.) buyurdular ki: “Lâ ilaha illallâh sözünü çoğaltınız

Peygamber (s.a.v.) “Âhir zamânda îmânı muhafaza etmek, kor ateşi elde tutmak kadar zor olacak. Kişi sabah evden îmânlı çıkacak; akşam eve îmânsız gelecek, akşam îmânlı yatacak; sabah îmânsız kalkacak.” diye buyurdular. İnsanın en kıymetli cevheri îmânıdır. Bunu çok iyi korumak gerekir.
Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz buyurdular ki: “Elbisenin eskidiği gibi îmân da yıpranır. Yenilenmesi için Allâh (c.c.)’dan isteyiniz.”
“Benden sonra karanlık gece parçaları gibi fitneler ortalığı kaplayacaktır. İnsan o zamânda Mü’min olarak sabahlar, akşama kâfir olur. Dinlerini dünyanın fâni olan az bir metâına satarlar.”
Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz her zamân şu duâyı okurlardı: “Ey büyük Allâh’ım! Kalpleri çeviren ancak sensin. Kalbimi dininde sâbit kıl…” Ashâb-ı Kirâm (r.a.e.) bu duâyı işitince sorarlardı: “Ya Resûlullâh! Sen de dönmekten korkuyor musun?” Allâh Resûlü (s.a.v.) şu cevâbı verdi: “Mekr-i ilâhiden beni kim temin eder? Çünkü, Hadîs-i Kudsî de: “İnsanların kalbi Rahmânın kudretindedir. Kalpleri dilediği gibi çevirir” buyurulmuştur. Bu bakımdan îmân tazelemeye ihtiyâç vardır.
Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz: Îmânınızı yenileyiniz (tazeleyiniz)” diye buyurduklarında Ashâb-ı Kirâm (r.a.e.): “Yâ Resûlallâh! İmânımızı nasıl yenileyelim?” diye sordular. Resûlullâh (s.a.v.) buyurdular ki: “Lâ ilaha illallâh sözünü çoğaltınız” Îmân ve nikâh tazelemek için yapılacak duâ şudur: “Allâhümme innî ürîdü en üceddidel îmâne ve’n-nikâha tecdîden bikavli lâ ilahe illallâh muhammedün Resûlullâhi.”
(Feyzü’l Kadîr, c.3, s.345)

19Oca 2021

En Büyük Günah: Şirk

En Büyük Günah: Şirk. Şirk, yedi helak edici günahların başına konulmuş bir günah olmakla beraber, o bir küfürdür. 


Büyük günâhların en büyüğü Allâh (c.c.)’a eş tanımaktır. Eş tanımak iki türlüdür. Birincisi, Allâh (c.c.)’a bir eş edinmek, Allâh (c.c.)’a ibâdet olunurken kendilerini Allâh (c.c.)’a yaklaştırır zannı ile taşa, ağaca, güneşe, aya, bir peygambere veya bir kişiye, yıldıza, melek ve daha başkalarına tapmaktır ki Allâhü Te’âlâ’nın Kur’ân’ında anlattığı en büyük şirk budur. “Zira kim Allâh (c.c.)’a eş katarsa hiç şüphesiz Allâh (c.c.) ona cenneti haram kılar, onun varacağı yer ateştir.” (Mâide s. 72)
Şirkin ikinci nevi, amellerle gösteriştir. Nitekim Allâhü Te‘âlâ: “Artık kim Rabbine kavuşmayı ümid ve arzu ediyorsa güzel bir amel işlesin ve Rabbine ibâdette ortak tutmasın.” (Kehf s. 110) Yâni ibâdetiyle hiç kimseye gösteriş yapmasın. Peygamberimiz (s.a.v.) de “Aman! En küçük şirkten sakının” buyurdular. Ashab (r.a.e.): “Ey Allâh’ın Resûlü (s.a.v.)! En küçük şirk nedir?” Resûl-i Ekrem (s.a.v.): “Riyâdır” buyurdu ve şöyle devam etti: “Allâhü Te‘âlâ, amellerine göre kulları mükâfatlandıracağı günde ibâdetleriyle gösteriş yapanlara: “Haydi, dünyada amellerinizle gösterişte bulunduklarınızın yanlarına gidin, bakın onların nezdlerinde mükâfat bulabilecek misiniz?” der.” Bir Kudsi Hadis’te Allâhü Te‘âlâ buyurur ki: “Kim ibâdet eder, ibâdetine benden başkasını katarsa onun o ibâdeti şerik edindiği şey içindir. Ben ondan uzağım.” Peygamberimiz (s.a.v.) buyurdu: “Riyâ edene Allâhü Te‘âlâ riyâsının cezâsını, süm’a edene (İhlâssızlıktan çıkan, işitilsin ve bilinsin için yapılan iş) de süm’asının cezasını verir.” Ebû Hüreyre (r.a.)’dan, Peygamberimiz (s.a.v.)’in şöyle buyurduğu rivâyet olunmuştur: “Nice oruç tutan vardır ki onun orucundan kendisine kalan açlık ve susuzluk, gece ibâdetinde bulunan niceleri vardır ki, onun ibâdetinden kazancı da sadece uykusuzluktur.” Yani Allâh (c.c.)’un rızâsı gözetilmeden kılınan namazın, tutulan orucun, sahibi için hiçbir sevâbı yoktur.
(İmâm Şemsüddin ez-Zehebî,İslâm Şeriatinde Büyük Günâhlar, s.11-12)

15Oca 2021

Ey Müminler Tefrikaya Düşmeyin!

Ey Müminler Tefrikaya Düşmeyin! Medine’de bulunan Evs ve Hazrec kabileleri bir ana ve baba evladından oldukları halde uzun zaman sonra çoğaldıklarında aralarında nefret ve düşmanlık artıp böylece aralarında kanlı muharebeler olmuştur. İslâm ile aralarındaki nefret, muhabbete çevrildi.

Cenâb-ı Hâkk, meâlen şöyle buyurur:
“Ve Allâh’ın Dinini ve ahkâmını beyân eden Kur’ân-ı Kerim’e toplu olarak yapışın ve dağılmayın. Ey Mü’minler! Cenâb-ı Allâh’ın sizin üzerinize ihsân buyurduğu şol zamandaki nimetini zikredin ki o zamanda birbiriniz ile düşman idiniz. Allâhü Te‘âlâ imân nuru ile kalplerinizi telif etti de akşamda birbirinizle düşman iken sabah vakti kardeş oldunuz. Allâh’ın nimetlerini tefekkür edip bir daha tefrikaya düşmemeniz lazımdı.”
Diğer bir manaya göre:
“Ey Müslümanlar hep birlikte Allâh (c.c.)’un ipi diye vasıflandırılan Kur’ân-ı Kerim’e, Resûlü Ekrem’e, İslâm dinine sımsıkı sarılın, Ahlâk-ı Peygamberiyye ile ahlâklanarak birliğiniz ile yetinir olup, birliğinizi bozacak, varlığınızı tarumar edecek ayrılık sebeplerine meydan vermeyin. Allâh’ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Hani siz birbirinizin düşmanları idiniz, O sizin kalplerinizi birleştirdi ve Allâh’ın bu nimeti sayesinde kardeş oldunuz.” (Âli İmran s. 103)
Yani İslâm nimetiyle müşerref olmadan evvelki hayatınızı düşünün. İslâm’ın nuru doğar doğmaz bu düşmanlık yerine emsalsiz bir kardeşlik sevgisi hâkim oldu. Herkes birbirini Allâh (c.c.) için sever olup, şefkât ve merhamet hissi ile yaşar oldular. İşte bu Âyet-i Celile tefsirinde beyân olduğu üzere, Evs ve Hazrec kabileleri bir ana ve baba evladından oldukları halde uzun zaman sonra çoğaldıklarında aralarında buğz ve adâvet (nefret ve düşmanlık) artıp böylece aralarında kanlı muharebeler olmuştur. Cenâb-ı Hâkk nûr-u İslâm ile aralarındaki buğz-u adaveti muhabbete çevirdi. Bu meâlde daha pek çok Âyet-i Celileler vardır.
(Fatih Gençlik Vakfı Youtube sayfasındaki “Sami Efendi (k.s.) Hazretlerinin Kendi Seslerinden Sohbetleri” isimli sohbetin çözümlemesidir)