Monthly Archives: Nisan 2019

Nebîlik ve Resûlluk, Allah (c.c.) vergiyi olup bunu, Yüce Allah (c.c.)’ın, kullarından, dilediğine ve lâyık olanına verdiği de, Kur’ân-ı Kerim’de şöyle açıklanır: “Bir Vahy ile veya bir perde arkasından, yahud bir Elçi (Melek) gönderip de -Kendi izniyle- dile­yeceğini, Vahy etmesi olmaksızın, Allah’ın, hiç bir beşere kelam söylemesi vâki olmamıştır. Şüphesiz ki, O, çok yücedir. Mutlak […]

Ya’kub (a.s.), oğlu Yusuf (a.s.)’un rüyasında on-bir yıldız ile ay ve güneşin kendisine secde ettiğini söylemesi üzerine O’nun baba ve dedesine vâris olacağını unlamıştı. Artık oğlu Yusuf (a.s.)’u her saatte bağrına basıyordu. Böylece sabır da ede­miyordu. Bu hareket bunu gören kardeşlerinin ha­sedini uyandırdı. Diğer taraftan gayret-i İlahiyeye taalluk eylediğinden, muhabbetullah (Allah sevgi­si), muhabbetlerin sultanı ise […]

Cebrail (a.s.), Yûsuf (a.s.)’un yanına, zindana dahil olup dedi ki: ( Ey temizlerin temizi, muhakkak Cenâb-ı Hakk senin ile beni mükerrem kıldı. Ve babaların ve Rabbin sana selâm ediyor ve sana buyuruyor ki: — Benden haya etmedi de benden başkasından istiâne ile yardım talep etti. Ve izzettim hakkı için elbette zindan içinde senelerce onu bekleteceğim. […]

Ey insanlar!… Rabbiniz birdir. Babanız birdir. Hepiniz Âdem’in çocuklarısınız. Adem ise topraktandır. Allah (c.c.) yanında en kıymetli olanınız ona en çok savgı göstereninizdir. Arab’ın arab olmayana, -Allah (c.c) saygısı ölçüsünden başka- bir üstünlü­ğü yoktur. İnsanlar!… Yarın beni sizden soracaklar. Ne di­yeceksiniz? Yüz bin kadar Ashab cevaben: — Allah (c.c.)’ın elciliğini ifa ettin, vazifeni yeri­ne getirdin. […]

Hasan-ı Basri (r.a.) şöyle derdi: “Sakın ha sizler birtakım boş kuruntuların yok ettiği kimselerden olmayınız. Çünkü onlar dünya­dan kendileri için hiçbir sevap almayarak çıktığın­da onlardan herhangi biri: — Muhakkak ben Rabbıma karşı hüsn ü zanda bulunmaktayım, diye iddia eder. Halbuki o yalan söylemiştir. Çünkü yüce Allah (c.c.) şu sözü ile işa­ret etmiştir: “Rabbinize karşı beslediğiniz […]

İnsan dünya hayatını devam ettirirken bazı musibetlerle karşılaşabilir. Böyle durumlarda insa­nın sabretmesi gerekir. O bela ve musibetin Allah (c.c.) tarafından bir imtihan olabileceğini düşün­mesi gerekir. Mü’min böyle davranmalı ki Allah (c.c.)’ın lütfuna mazhar olabilsin. Hadîs-i Şerîf de vârid olmuştur ki: Bir kulun ço­cuğu öldüğü zaman Allah Teâlâ meleklerine: Kulumun çocuğunu mu aldınız? diye suâl eder. […]

İmâm Tirmizi (r.âleyh), Allâh (c.c.)’ün, “O gün insan sınıflarından herbirini biz önderleri ile çağıracağız” (İsra s. 71) âyetinin tefsiri hakkında rivayet ettiği bir Hadîs’te, Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Herhangi biriniz mahşer yerinde çağırılarak kitabı sağ eline verilir de onun vücudu Hz. Adem (a.s.)’ın vücut yapısı gibi altmış arşın uzatılır. Yüzü beyazlaştırılıp ağartılır. Başına […]

İbni Abbas (r.a.)’dan rivayete göre Nebî (s.a.v.) şöyle demiştir: “Allah mahlûkatın en azîmi olarak arşı halk etti­ği vakit arş yirmidört bin yıl titredi. Allah da onun üzerine yirmidört harf izhâr etti. bu da: Lâilâheillallâh Muhammedün Rasülullah keli­mesidir. Arş bundan sonra sükûn buldu. Bu sükûneti yirmidörtbin yıl devam etti. Allah Teâlâ ilk mahlhukunu halk edip ona […]

Hz. Havva, Şis’e hâmile olunca, alnında parılda­mağa başlayan Nur, Şis’i doğurduğu zaman, onun alnına geçmişti. Âdem (a.s.), bundan, Şis’in kendi­sinden sonra, yerini tutacağını anlamıştı. Şis (a.s.)’ın alnında parlayan Peygamberlik Nûr’u, zevcesine, oğlu Enuş doğduğu zaman da, Enuş’un alnına, ondan da, oğlu Kaynan’ın alnına geçmiş, asırlar boyunca, alından alına geçmiş durmuş ve nihayet, Abdulmuttalib’den Abdullah’a, ondan […]

İmân; Dil teriminde: Bir kimseyi, söylediği söz­de tasdik edip doğrulamak, kendisine inanmak demektir. Başka bir deyişle: İmân, kalb ile tasdik etmektir. Şeriat teriminde: imân, Yüce Allah katın­dan getirdiği şeylerde, Peygamberi, kalb ile tasdik ve dil ile ikrar etmek, beden ile de, gereğini, yerine getirmektir. Mü’min: Allah’ı, Allah’ın Resulünü ve O (s.a.v.)’nun, Allah’dan getirdiği şeyleri tasdik […]