Monthly Archives: Mart 2019

Sultan Abdulhamid çok geniş bir coğrafyayı başarıyla idare etmiştir. Gittikçe şiddetlenen, âdeta tepeden tırnağa silâhlanan ve her ân birbirine çarpmağa hazırlanan bu kuvvetleri, çok karışık siyasî desiselerle, bazan pek basit, bazan pek derin görünen tedbirlerle tutabilmeyi başarmıştır. Sultan’ın bu sürekli gayreti, içinde bulunduğu maddî kuvvet zaafına karşı, manevî nüfuz ve siyasî maharetle çevrilmiş; şahsiyetli, fakat […]

Sultan II. Abdülhamid Han’ın hanımlarından Behice Sultan, Sultan II. Abdülhamid Han ile ilgili şunları söylemiştir: “Sultan Abdülhamîd Han, haramlardan son derece sakınırdı. İki eli kanda olsa, namaz vaktini geçirmez, evvel vaktinde namazlarını kılar, günlük vazifesi olan Delâil-i Hayrat’ı okur, tesbihlerini çekerdi. Küçük yaşta Arapça tahsiline başlamışlar, ilk öğrendikleri Arapça olmuştur. Birçok Kur’ân-ı Kerîm ilmini, en […]

10. yüzyılda bir bilgin «Beşer, Allah (c.c.)’ın birliğini isbata, O’nun emsalsiz büyüklüğünü, yüce birliğini, muazzam kudretini ve eserinin mükemmeliyetini anlatmaya yıldızlar ilmi saye­sinde muvaffak olur.» Bu sözler Laland’ın ifa­desiyle dünyanın 20 meşhur astonomundan biri olan Müslüman BATTÂNİ’ye aittir. BATTÂNİ, 858 yılında Harran’da doğdu. Ast­ronomi ve matematik sahalarında büyük hizmetler verdi. Gayret dolu ömrünü 929 yılında […]

Muhammed b. Sîrîn (r.âleyh) anlatıyor: “Ömer (r.a.), bir yere bir vali gönderdiğinde, o yörenin halkına okunmak üzere gönderdiği atama belgesine şunları yazardı: “Size adil davrandığı sürece bu valinizi dinleyiniz, kendisine itaat ediniz.” Aynı şekilde  Huzeyfe (r.a.)’i Medâin’e vali olarak atadığında onun kararnamesine de: “Onu dinleyip ona itaat ediniz, istediklerini veriniz.” diye yazdı. Huzeyfe (r.a.), palan […]

Kitâb-ül Eşraf’ta, İmâm-ı Muhammed (r.a.)’den naklen: Oruç kırk çeşittir. On adedi vâcib (farz), onu yasak, onu mergûb (müstehap), beşi te’dîb (edep), üçü izin, ikisi mübâhdır. Farz olanlar; Ramazan-ı Şerîf orucu ve kazası, Ramazanda bilerek orucu bozma keffâreti, av cezası, adak oruçları, yemîn ve zihar keffâreti orucu,   hatâen öldürme orucu, (haccda) tıraş olma keffâreti orucu ve […]

Kuran ayetlerinde evren hakkında verilen bilgilerden biri, gökyüzünün yedi kat olarak düzenlendiğidir: “Sizin için yerde olanların tümünü yaratan O’dur. Sonra göğe istiva edip de onları yedi gök olarak düzenleyen O’dur. Ve O, herşeyi bilendir.” (Bakara s. 29) “Sonra, duman halinde olan göğe yöneldi. Böylece onları iki gün içinde yedi gök olarak tamamladı ve her bir […]

Herhangi bir şahsa ait bir hakkı çiğnemek ahrette sorumluluğu gerektirdiği gibi, bütün  halkın malı sayılan ve halkın menfaati için harcanması gereken devlet malına tecavüz etmek veya herhangi bir vesile ile gayri meşru olarak onu kullanmak büyük bir vebaldir . Özür dilemek ve yalvarmak suretiyle şahıs malının vebalinden kurtulmak mümkündür. Fakat müslüman halkın menfaati için ondan […]

Alkame (r.a.) “Lâ ilâhe illallâh” diyemeyecek kadar dili tutulup yatağa düştüğünde Resûlullâh (s.a.v.)’e haber verdiler. Alkame (r.a.)’in anası gelip onun iyiliklerinden bahsetti. Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Seninle helâllaşması nasıl?” Kadın şöyle dedi: “Yâ Resûlallâh (s.a.v.) ben ona dargınım.” “Niçin böyle oldu?” diye soran Resûlullâh (s.a.v.)’e şöyle anlattı: “Hanımını bana tercîh eder, işlerde onun sözünü dinler.” […]

Anlatıldığına  göre  adamın biri Süfyan-ı Sevrî (r.a. ile birlikte bayram namazını kıldı.  Namaz için evden çıktıklarında hava karanlıktı. Namazı kılıp hava aydınlanınca, adam Süfyan-ı Sevrî (r.a.)’in elbisesinin ters olduğunu gördü ve:“Ey Ebû Muhammed! Elbiseni ters giymişsin, düzeltiver!” dedi. Süfyan-ı Sevrî (r.a.) elbisesini düzeltmek için davrandı, fakat vazgeçti. Yanındaki adam: “Elbiseni düzeltmekten neden vazgeçtin?” diye sorunca; […]

Dedikoduyu kabûl etmek, dedikodudan daha kötüdür. Çünkü dedikodu; günâha yol göstermek, onu kabûl, yâni onu dinlemek ise, izin vermek, onu tasdîk etmektir. Bir şeye delâlet eden ile, onu kabûllenip, hükmeden bir değildir. O hâlde dedikodu yapanın azâbı, sâdece dedikodusudur. Eğer doğru ise, ayıplamasında, bir kimsenin gizli bir şeyini ortaya dökmek, hürmetini gidermek, nâmusuyla oynamak vardır. […]