Monthly Archives: Temmuz 2018

Allâh te’âlâ buyuruyor: “O halde Allâh’a, Onun Peygamberine ve indirdiğimiz O Nura (Kur’an’a) îman edin. Allâh, ne yaparsaniz, hepsinden haberdardir. (Teğâbün s. 8) “Hakikat biz Seni (kiyamette ümmetine) bir şahid, (mü’minlere Cenneti) müjdeleyici, (kötü amellerden dolayi, Cehennemle) bir korkutucu olarak gönderdik ki, (hepiniz ey insanlar) Allâh’a ve Peygamberine îman edesiniz.” (Fetih s. 8-9) “…O halde […]

Allâh (c.c.) ve Resûlü (s.a.v.) bir işe hüküm verdiği zaman, yani Allâh Resûlü (s.a.v.) hüküm ve karar verdiğinde -ki burada Allâh (c.c.)’ün zikredilmesiyle, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in durumunun yüceltilmesi ve onun bir işe hüküm vermesinin, ayni zamanda Allâh (c.c.)’ün hüküm vermesi demek olduğunun bildirilmesi amaçlanmiştir. Nitekim, Hz. Peygamber (s.a.v.)’e itaat etmek, Allâh te‘âlâya itaat etmek demektir.- […]

Hikâye olunduğuna göre bir ihtiyar kadın, gemi yaptığı sıralarda Nuh (a.s.)’a uğrayıp onu niçin yaptığını suâl ettikde Nuh (a.s.): – Allah, kâfirleri tufan ile helak edecek, mü’minleri de bu gemi ile kurtaracak, dedi. Kadın, vakti geldiğinde kendisine de haber vermesini ve mü’minlerle beraber gemiye bindirmesini söyledi. Vakit gelince Nuh (a.s.) halkı gemiye bindirmekle meşgul olduğu […]

“Bil ki, Allah’tan başka tapılacak hakikî mâbud yoktur.” Sahih ve Kudsî bir Hadîs-i şerîfte Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.): “Lâ ilâhe illâllah benim kalemdir. Kim bu kaleme girerse azâbımdan emin olur.” buyurmaktadır. Bu kelime senin kalb dairenin çevresinde hisar olmazsa ve bu kelimenin rûhu, kalb dairesinin merkezini teşkil edip, saltanatı senin nefsini, hevâ ve şeytanını o […]

Kur’ân-ı Kerim ile Peygamber (s.a.v.) Efendimizin beyanatından anlaşılacağına göre, îmân bakımından insanlar üç kısımdır: ) Mü’min, ) Kâfir, ) Münâfık. İslâm’ın îmân ve i’tikad esaslarını gerçekten kabul ve tasdik edenler, gerçekten mü’min ve Müslümandır. Bu esasları kabul etmeyenler, yani Allâh’ın birliğine ve Hazret-i Muhammed (s.a.v.)’in Peygamberliğine inanmayanlara kâfir denir. Allâh’ın birliğini ve Hazret-i Muhammed (s.a.v.)’in […]

Birçok âyet-i kerime ve hadîs-i şerîfler, Allâh’ın peygam­berlerini ve bilhassa Habîbi (s.a.v.)’i ve sâlih kullarını öv­mektedir. Bu âyet ve hadîslere riâyet, Allâh için onlara say­gı göstermek ve sevmek değil midir? Nitekim, Allâh düş­manlarının yerilmesinde ve Allâh’ın onları tahkîrinde de bir çok âyet ve hadîs vardır. Bunlara itaat göstermek, Allâhü Te‘âlâya olan itaatin tamâm olmasından ileri […]

İbâdet ve tâati, saâdete ermek ve derecelere nâil ol­mak için sebep kıldığı gibi, büyüklük verdiği ve kendile­rine ta‘zîm edilmesini emrettiği kimseler ile tevessülde bulunmayı da hâcetlerin verilmesinde sebep kılmıştır. Bunda aslâ küfür ve şirk yoktur. Bazı ârifler, velînin vefâtından sonra, hayatında oldu­ğundan daha kuvvetli bir kerâmete sâhib bulunduğunu ifâde etmişlerdir. Zîrâ onlar, mahlûk ile alâkayı […]

Allâme Halvetî Hâşiyetü’l-Müntehâ el-Hanbelî’de Şeyhülislâm Takiyyüddîn’den naklen aynen şöyle de­mektedir: Kur’ân okuması ve ondan hâsıl olan sevâbı ölüye bağışlaması için birisini kiralamak sahîh değildir. Zîrâ imâmların hiçbirisinden bu husûsa izin verdikleri nakledilmemiştir. Âlimler şöyle demektedir: “Birisi, mal için Kur’ân okusa, onun için bir sevâb yoktur. O hal­de ölüye hangi sevâbı bağışlayacaktır? Ölüye ancak sâlih amel […]

Şefaat beştir: Birincisi, mahşer korkusundan rahatlandırmakta olacak­tır. İkincisi, bir topluluğun, hesâba çekilmeden, cennete ko­nulması hakkında olacaktır. Üçüncüsü, hesâba çekilen ve azâbı hakeden bir kavmin, azâb olunmayıp cennete konulması husûsunda olacaktır. Dördüncü, isyânkârlardan ateşe sokulanların cehen­nemden çıkarılması hakkında olacaktır. Beşincisi, derecelerin yükseltilmesi hakkında olacaktır. Halkın, kıyâmet günü Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz ile meded dilemesi, meded dilemenin en […]

Bir hadiste şöyle buyurulmuştur: “Gafiller topluluğu arasında Allâh’ı zikreden kimse, bir topluluk cihaddan kaçarken, kaçmayıp sarsılmadan düşmanla savaşan kimse gibidir.” Bir hadiste: “Gafiller arasında Allâh’ı zikreden kimse (ordu) savaştan kaçarken, kendisi kafirlerle savaşan kimse gibidir. Karanlıkta evdeki kandil gibidir, sonbaharda yaprakları dökülen ağaçlar arasında taptaze ve yemyeşil bir ağaç gibidir. Allâhü Te’âlâ böyle kimseye Cennet’teki […]