Monthly Archives: Temmuz 2016

O, ihsanda bulunandır (iyilik yapandır). Her iyilik ve ihsanın ana kaynağı O olduğundan mutlak iyilik sahibi ancak ve ancak O’dur. Rivayete göre Musa (a.s.), Rabbi (c.c.) ile konuştuğu zaman, arşa erişmiş bir adam gördü ve sordu: “Yarabbi, bu kul, bu mevkiye nasıl erişti?” Allah-u Teala izah buyurdu: “Bu kul, kullarıma verdiklerimden ötürü hiç kimseyi kıskanmadı. […]

Cemâat ile namaz kılmak sünnet-i müekkededir. Bazıları: «Cemâat ile namaz kılmak vâcibtir.» demişlerdir. Cemâatle namazın sevabı, bütün ibâdetlerden üstündür. Bu yüzden müslümanlar cemâat ile namaz kılmayı ganîmet bilmelidir. Cemâatle namazı önemsemeyip, tek başına namaz kılması kâmil bir müslümana yakışmaz. Aksi takdirde cemâatle namazı terk edenler hakkında gelen ve azâb ile korkutan âyetlere muhatab olurlar. Bir […]

Nebî-i Ekrem (s.a.v.); “Kişinin cennetteki derecesi, dünyâdaki geçirdiği imtihânlara göredir.” buyurmuşlardır. Kişi ne kadar büyük imtihân geçirirse, cennette ona göre derece almış olacak. İmtihânları geçeceğimizi ve bu imtihânların sonunda da yaptığımız tercihe göre, inşâallah cenneti ve Cenâb-ı Hakk’ın cemâli ile müşerref olacağımızı bilerek bu dünyâdaki zorlukları hoşlukla karşılamamız lâzımdır. Son Osmanlı âlimlerinden Merhum Bekir Hâki […]

Gündüzün ortalarında, Resûlullâh (s.a.v.)’in yanına çıplak ve fakir bir takım kimseler çıkageldiler. Resûlullâh (s.a.v.), öğle namâzını kıldırdıktan sonra cemâata bir hutbe îrâd etti. Hutbesinde, Allâh (c.c.)’ya hamd-ü senâda bulundu ve: “Ey insanlar! Sizi, bir tek candan yaratan, ondan da yine onun eşini vücûda getiren ve ikisinden bir çok erkek ve kadın türeten Rabbinizden korkunuz. Kendisinin […]

Hz. Ömer (r.a.) bir gecede Abdullâh İbn-i Mes‘ud (r.a.) ile teftişe çıkıp bir evde kapısının aralığından bakarak, bir ihtiyar kimsenin önünde şarap gördü. Kapısının üstünden bakarak o kimseye hitâben : “Senin gibi ihtiyar bir kimsenin bu hali ne aceb çirkin oldu” diye takbih edince, o kimse kıyam ederek, “Ya emire’l-mü’minin! Ben bir isyan ettim fakat […]

Namazda kalbin huzuru, namazın caiz oluşunun şartı değil, kabulünün şartıdır. “Caiz” olmakdan kastımız, o namazın kazasının gerekmemesidir. “Kabul”den kastımız ise, namaz için mükafaatın tahakkuk etmesidir. Bunun dünyadan bir örneği şudur: Birisi senden bir elbise ödünç alsa, sonra onu güzel bir şekilde geri verse, bu kimse sorumluluktan çıkmış ve övgüyü haketmiş olur. Fakat aynı adam o […]

Enes b. Mâlik (r.a.) anlatıyor: Bana amcam Enes b. Nadr (r.a.) Resûlullâh (s.a.v.) ile birlikte Bedir’de bulunamadığını söyledi. Bu ona güç gelmiş. (Dedi ki): Resûlullâh (s.a.v.)’in bulunduğu ilk harbde bulunamadım. Allâh (c.c.) bana bundan sonra Resûlullâh (s.a.v.)’le birlikte bir harb gösterirse işte ne yapacağımı herkes görür!.. Başkasını söylemekten çekindi. Sonra Resûlullâh (s.a.v.)’le birlikte Uhud gününde […]

Namazı ayakta kılamayacak kadar hasta ve özürlü olanlar namazlarını oturarak kılarlar. Oturabilse bile, tahiyyatta oturamayacak kadar hasta olanlar bağdaş kurarak otururlar ve rükûda biraz eğilerek secdelerini de tam yaparak namazlarını kılarlar. Secde yapamayanlar, namazlarını rükûda biraz eğilerek, secdede de ondan daha fazla eğilerek kılarlar. Secde yapmak için önlerine yüksekçe bir şey koymalarına lüzum yoktur. Üzerine […]

Cenâb-ı Hakk şöyle buyurur: “O ilktir, sondur, zâhirdir, bâtındır. O, her şeyi bilendir.” (Hadid s. 3) “Bâtın” lügatta, “gizli bir şeyin gizliliklerine vâkıf olmak” demektir. Allah (c.c.)’nun zâtının hakikati gizli olup akıl onun künhüne vâkıf olamaz. Allah (c.c.) rahmet ve ilmi itibariyle her şey üzerine gizlidir. Sübhân Tealâ’nın nimetlerin üzerinde tecelli etmesi itibariyle aşikâr, anlaşılamaması […]