Monthly Archives: Mayıs 2014

29 Mayıs Salı günü öğleye doğru kır atının üstünde bera­berinde hocaları ve ordu kumandanları olduğu hâlde muhte­şem bir alayla Topkapı’dan İstanbul’a giren Pâdişâh’ın yanın­da, çok sevdiği hocası Akşemseddîn de vardı. Fâtih Sultan Mehmed Han çok genç olduğu için herkes Akşemseddîn’i pâdişâh sanıyordu. Ona demet demet çiçek sunuyordu. Akşemseddîn, Genç pâdişâhı göstererek; “Sultan Mehmed ben değilim, […]

29 Mayıs’da Sultan Mehmed Han, sabah namazından sonra güneş yükselince iki rek’at namaz kılarak kılıcını ku­şanıp ata bindi ve askerlerine; “Şimdi parlak bir cihâd için birbirinizi teşvik ediniz, zafer için üç şart esastır. Niyetinizi hâlis edip, emirlere itaat ediniz. Yâni tam bir sükûnet ve intizâm ile verilen emirleri eksiksiz icra edip, yaptırınız, îmânınızın verdiği galeyan […]

Resûlullâh (s.a.v.) buyurdu ki: “Şaban’ın 13. gününün orucu 3000 sene oruç gibidir. 14. günün orucu, 3000 sene oruç gibidir. 15. gün ise, 13.000 se­neye denktir.” (Suyûtî, el-Le’âlî, 2/106) Resûlullâh(s.a.v.)’e: “Ramazan’dan sonra hangi oruç daha üs­tündür?” diye sorulduğunda: “Ramazan’a hürmeten Şaban orucudur” buyurdu. “Hangi sadaka daha üstündür?” diye sorulunca da: “Ramazan’daki sadaka.” buyurdu. (Tirmizî) Resûlullâh (s.a.v.) […]

Türk-İslâm târihinde çok önemli bir yer tutan İstanbul’un fet-hi, İslâmiyet’le birlikte ortaya çıkan mukaddes bir ideâl, yüce bir gâyedir. Bu ulvî gâye uğruna önce Arablar, sonra da Türkler İstanbul surları önünde seve seve can verdiler. İstanbul, 1453 senesine kadar çeşitli millet, devlet ve top-luluklar tarafından birçok defa muhasara edildi. Peygamber (s.a.v.)’in; “Kostantiniyye (İstanbul) muhakkak fethedilecek­tir. […]

Nebî (s.a.v.)’in Tebük Savaşı’ndaki mübârek hutbeleri şöy­ledir: “Kıssaların en güzeli, Kur’ân’dır. Amellerin en hayırlı­sı, farz olanlardır. Şerlerin en kötüsü, sonradan icat edilen bid’atlardır. Hidâyetin en güzeli, peygamberlerin hidâyetidir. Ölümün en güzeli, şehidlerin ölümüdür. Körlüğün en kötüsü, hidâyetten sonra sapıklığa düşmektir. İlmin en güzeli, faydalı olanıdır. Hidâyetin en güzeli, emirlere uyulanıdır. Körlüğün en kötüsü, kalp körlüğüdür. […]

“Kulunu geceleyin, delillerini göstermek için, Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığı Mescid-i Aksâ’ya götüren Allâh, noksan sıfatlardan münezzehtir. O, her şeyi çok iyi işiten, çok iyi görendir.” (İsra s. 1) Bu âyet-i kerîme, Resûlullâh (s.a.v.)’in, Mekke’den, Kudüs’te bulunan Mescid-i Aksâ’ya, ilâhî bir güçle götürüldüğünü beyan etmektedir. Bu hadiseye “İsra ve Miraç” denilmektedir. Resûlullâh (s.a.v.) uyanık bir […]

Receb-i Şerîf’in yirmi yedinci gecesi on iki (12) rek‘at namâz kılınır. Her iki rek‘atta bir selâm verilir. Her rek‘atta bir (1) Fâtiha ve on bir (11) İhlâs okunur. Namâzdan sonra yüz (100) defa Salevât-ı Şerîfe ve bir kere şu duâ okunur: “Allâhümme innî eselüke bi-müşâhedeti esrâri’l-muhibbîne ve bi’l- hılveti’lletî hassante bi-hâ seyyidi’l-mürselîn. Hîne üsriyet bihî […]

  Efendimiz (s.a.v.)’in bizlere emir ve vasiyetlerinden biri, gece olsun gündüz olsun, boş vakitlerimizde, fırsat buldukça Kur’ân-ı Kerîm’deki âyet ve sûreleri okumayı adet haline getir­memiz hususundadır.   Fâtihâ gibi, Âyet el-Kürsî gibi sûreleri, Bakara ve Âl-i İmrân sûrelerinin son âyetleri, Yasin, Vakıâ, Duhân, Tebâreke (Mülk) sûrelerinin tamamını vaktin müsaadesi nisbetinde okumalıyız. Yukarıda adları sayılan sûre […]