Bütün beslenme uzmanları ve doktorlar yemek yerken aşırıya kaçmamak gerektiği hususunda görüş birliği içindedir. Peygamberimiz (s.a.v.)’in “Acıkmadan sofraya oturmayın, doymadan sofradan kalkın” tavsiyesi beslenmenin bu temel prensibini çok iyi özetler. Aşırı besin sinir sistemini zayıflatır, bağırsaklara fazla yük yükler ve sindirim sistemini olumsuz etkiler. İhtiyacın üstüne çıkan her tür besin fazlalığı, güçsüz hale düşürür.

Kısacası sağlıklı yaşamak için az yemelidir. Küçük lokmalarla, bol çiğneyerek yavaş yavaş yeme alışkanlığını kazanmak, yiyeceğin en küçük parçasından bile fazla lezzet olmayı sağlar. Yapılan araştırmalar normalin yüzde 30 altında düşük kaloriyle beslenen deney hayvanlarının normalden daha uzun yaşadıklarını göstermektedir. Böyle beslenen hayvanlarda özellikle yaşlılıkla ortaya çıkan bazı hastalıklara da rastlanmamaktadır. Alınan kaloriyi azaltmak kadar, tüm kanser tiplerine yakalanma riskini düşüren daha önemli bir unsur ortaya çıkmamıştır. Göğüs, prostat, kalınbağırsak ve diğer kanser türlerinde düşük kalori alımı koruyucudur.

Aldığımız kaloriyi azalttığımızda, beyin hücreleri tahribata ve hastalıklara karşı bağışıklık kazanmaktadır. Kan şekerimiz dengeli olmakta, daha genç görünümlü, daha zayıf bedenli ve daha keskin zekâlı olmaktayız. Ayrıca konsantrasyonumuz artar, zihnimiz daha berrak hale gelir.

Beslenme işinin diğer bir boyutu da gıda sektörüyle alakalıdır. Süpermarketler, gıda sektörünün dev isimleriyle ve büyük reklam kampanyalarıyla bir arada çalışarak ne yiyeceğimizi ve ne içeceğimizi belirliyorlar. Tükettiğimiz yiyecekler çok cazip görünüme sahip, midemizi dolduruyor ve çok da lezzetli. Bu firmalar bizi tüketime yönlendirerek, yapay gıdalarla önce şişmanlatıyorlar, ‘sonra hemen diyet ürünler piyasaya çıkıyor: Diyet peynir, diyet yağ, diyet helva…

Sonuç olarak yemekte sünnet ölçüsünü yakalayan kimse bundan dünyada da ahirette de istifade edeceğinden şüphe yoktur.

(Prof. Dr. Sefa Saygılı, Beslenme Psikolojisi, s.71)