Tarihte ilk kez Afrika’daki aşırı kilolu insanların sayısı, yetersiz beslenenlerin kinden fazla hale geldi. Yılda 150 milyon insan çok yemek, 50 milyon kişi ise tütün ürünü kullanmak yüzünden hayatını kaybediyor. Günümüz insanı, yüz yıl önce yaşayan bir kişiye göre ortalama 8 kat fazla tüketiyor. Bütün bunlara rağmen insanlığı bekleyen en önemli sorun, yine de gıda sorunu’. Bu kez sorun gıda bulamamak değil, aşırı gıda tüketmek. Fakat sorun sadece aşırı tüketmekle de sınırlı değil. Yediğimiz gıdaların gereksiz ve sağlıksız petrokimya menşeli katkılardan oluşması ve özellikle de Müslüman kimseler açısından haram veya şüpheli içerik taşıyor olması en temel sorunlardan biri.

Çağımızın en ölümcül hastalıkları, obezite, diyabet, kalp-damar hastalıkları ve kanser olarak sıralanabilir. Obezite ve kanserin ana sorumlusu olarak rafine şeker ve tatlandırıcılar gösteriliyor.

Bu nedenle özellikle ‘2.Dünya Savaşı’ndan itibaren dünyada ne değişti de kanser arttı?’ sorusu önemli. 2.Dünya Savaşından bu yana, rafine edilmiş şeker tüketimindeki aşırı artış, tarımın, hayvan yetiştirme yöntemlerinin ve dolayısıyla gıdaların değişmesi, çok sayıda kimyasal madde ve katkı maddesine maruz kalmamız, insana, hayvanlara, bitkilere ve dolayısıyla evrene inanılması güç zararlar verdi.

Tabiî gıdalarla beslenen bir insanın, normal şartlarda kanser gibi ölümcül bir hastalığa yakalanması imkânsıza yakındır. Yeni çağın haz eksenli tüketim tarzı ve buna uyumda büyük beceri gösteren insanlık, maalesef kendi eliyle hastalıklara davetiye çıkarmaktadır.

Allah (c.c.), “Sizin başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle kazandıklarınız (yaptıklarınız) yüzündendir” buyurarak, başımıza gelenlerin kendi davranışlarımızın sonucu olduğunu açıkça beyan etmektedir.

(Kemal Özer, Şeytan Ye Diyor, s. 16)