On güzel ahlâk vardır ki, bunlar münciyyâttan, ya’nî insânı kurtaran huylardandırlar. Hepsinin aslı ve özü güzel huylu olmaktır. Nitekim Huccet-ül İslâm İmam Gazâlî (r.aleyh) İhya ve Kimya kitaplarında on güzel ahlâkı bildirmiştir. Tevbe ise bunlardan bir tanesidir.

Şeriata uymayan her şeyi terk etmek, âkil ve baliğ olmuş her mümine farzdır. Yani Allâhü Teâlâ, kullarına, kendine itaatsizlik etmemelerini farz kılmıştır. Bir mü’min nefsinin ve kötü arzularının galebesi ile bir günâha girerse, derhal tevbe etmek kendisine farz olur.

Rabbine yönelip, pişmanlık duyması lâzım olur. Çünkü tevbenin ma’nâsı, hatâ ve günâhdan Allâhü Teâlâ’ya sığınmaktır, rücû’ etmektir. İşte Allâhü Teâlâ: “Ey mü’minler! Hepiniz Allah’a tevbe edin, ki dünyâ ve âhiret saâdetine kavuşasınız” (Nur s. 31) buyurmaktadır. Vesît tefsîrinde diyor ki, yani size emrettiği tâatlerine rücû’ ediniz ve yasak ettiklerinden uzak olunuz ki, sonsuz saâdete kavuşasınız.

Bütün günâhlardan tevbe etmek makbuldür. Tevbeyi kalb, dil ve beden ile yapmak lâzımdır. Çünkü kul, bu üç şeyden ibarettir. Kalbin tevbesi, işlediği günâha pişman olmak, dilin tevbesi özür dilemek, istiğfar ve afv dilemek, bedenin tevbesi ise günâhdan yüz çevirmek, uzak olmaktır. Tevbe böyle olunca, o kimse, sanki o günâhı hiç işlememiş gibi olur. Nitekim Peygamber (s.a.v.) Efendimiz: “Pişmanlık tevbedir. Günâhlarına tevbe eden, günâh işlememiş kimse gibidir.” buyurmuştur. Bu cins günâhlar, kul ile Allâhü Teâlâ arasında olan günâhlardır.

Bunlarda başkasının hakkı yoktur.

Allâhü Teâlâ başka bir ayetinde ise: “Ey îmân edenler! Allâh’a öyle tevbe edin ki, tam bir pişmanlıkla hâlis bir tevbe olsun” (Tahrim s. 8) buyuruyor.

(Mevlana Muhammed Rebhani, Riyad’ün Nasıhin, s.366-367)