Câbir ve İbn-i Ömer (r.a.e.) rivayetleri ile Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Mü’min bir bağırsakta, kâfir yedi bağırsakta yemek yer.” (Buhârî, Müslim) Bu Hadîs-i Şerîf’in geliş sebebi şöyledir: Resûlullah (s.a.v.)’in yanında çok yiyen birisinden ve nasıl yediğinden bahsettiler. Bu kimse kâfir idi. Müslüman olunca yemesi azaldı. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, bu Hadîs-i Şerîfi buyurdular.

Bâzı şerhlerde diyor ki, Resûlullah (s.a.v.) bu Hadîs-i Şerîfi temsîl olarak söyledi. Ya’nî mü’min, dünyâdan az bir şeye razıdır, kâfir ise çok malı olmağa ve dünyalık toplamaya harîs (çok istekli)dir.

Ebû Abbâs Kassâb (r.aleyh) buyurur: “Açlıktan dermansız kalmayınca, hiçbir zaman yemek yemedim. Bunun için de, hiçbir zaman doktora muhtâç olmadım.” Tasavvuf kitaplarında yazıyor: “Yemek yiyen su içmek ister. Su içenin uykusu gelir, uyuyan ise Allâhü Teâlâ’yı ve emirlerini unutur.”

Necmeddin Nesefî (r.aleyh)’in Erbaîn’inde yazıyor: Çok yemekte pek çok zarar vardır: Kalbi katı olur. Acıması olmaz. Anlayışı az olur. Hıfzı, aklında tutması zayıf olur. Tembel ve gevşek olur. Boş ve lüzumsuz konuşur. Acıkınca günâh işler. Âhireti unutur. Muhtâç olur.

Kemaleddin İsmail Buhârî (r.aleyh)’in Kitâb-ı Tıbbında diyor ki, bütün hekimler sözbirliği ile diyorlar ki: “Bütün hastalıklar çok yemektendir.”

Hukemâ derler ki: Üç şeyde dalgınlığa gelmemelidir ki, zararı büyük olur. Birincisi gıdası âdet üzere olup, mu’taddan fazla ve az olmamalıdır. Yemekte ifrata varırsa, bedenini harâp eder. İkincisi az yerse, yemeklerin geçtiği yollar ve bağırsaklar küçülür, daralır. Üçüncüsü hiç cima’ etmemek, nesli keser. İhtiyâcı düşünce de âciz olur.

(Muhammed Rebhani, Riyad’ün Nasıhin, s.528-529)