Osmân-ı Mağribî (r.âleyh) şöyle buyurdu: “Mücâhedeye devam etmeden, tarikattan bâzı keşif ve hallere kavuşacağını uman, düşüncesinde yanılmıştır.”

Nasr İyâdî (r.âleyh) şöyle buyurdu: “Senin siccîn ve mahbûsun nefsindir. Sen ondan çıktığın zaman, dâima rahat olursun”.

Ebû Hasan-ı Varrak (r.âleyh) şöyle buyurdu: “İlk zamanlarımızda Ebû Osman mescidinde bizim en büyük işimiz, bize vâki’ olan keşiflerle, fakirleri kendimize tercîh etmek, belli para üzerine gecelemeyip, onu fukaraya vermek ve bize fenalıkta bulunan kimseden nefsimiz için intikam almağa kalkışmayıp, ona tevazu’ göstermek, kalblerimizde bir kimseden hakaret vâki’ olunca, bu hakarete bakmayıp, onun hizmetinde bulunmak idi. Avamın mücâhedesi, amelleri, ibâdetleri yerine getirmektir. Havassın (seçilmişlerin) mücâhedesi ise, hâlleri tasfiyede, açlık, susuzluk ve uykusuzluğun mihnet ve meşakkatleri kolay gelmektir. Kötü huyların, fena ahlâkın ilâcı ise güç ve zordur”

Nefsin övülmesini, iyilikle anılmayı ve insanların medhetmesini kendine çekmek, davet edilmeyi istemek, nefsin âfetlerindendir. Bâzen nefsin ağır ibâdetleri üzerine alması, beyân olunan hâlleri kendine çekmeğe sebeb olur da riya ve nifak kendisini kaplar. Bunun alâmet ve işareti, övme ve medhetme kesildiğinde, insanların kendini ayıblama ve ona dil uzatmağa başlamalarında gevşeklik ve zayıflık hâline dönmesidir.

Senin nefsinin âfetleri, şirki ve yalancılığı, ancak iddia ettiği yerde imtihan zamanında ve darıltıldığında anlaşılır. Çünkü nefis, kendisi korkmadığı halde, korkanların sözü ile konuşur.

(Abdülkâdir Geylânî, Gunyetü’t-tâlibîn, s.473)