Bi’smi’llâhi’r-rahmâni’r-rahîm

 Allâhümma’hrusnâ bi-‘aynike’lletî lâtenâmu, ve’hfaznâ bi-ra’fetike’lletî lâterâmu, ve’rhamnâ bi-kudretike ‘aleynâ felâ tühlik ve ente sikatünâ ve recâunâ, yâ erhame’r râhimîne ve yâ ekreme’l-ekremîne. “Allâhümme, yâ mukallibe’l-kulûb, sebbit kulûbenâ ‘alâ dînike ve tâ‘atike.” “Allâhümme’c‘al fî kalbî nûran ve fî basarî nûran ve fî sem‘î nûran ve ‘an yemînî nûran ve ‘an yesârî nûran ve fevkî nûran ve tahtî nûran ve emâmî nûran ve halfî nûran ve’c‘al lî nûran.” (Buhârî)

El-hamdü li’llâhi’llezî tevâda‘a küllü şey’in li-‘azametihî ve’l-hamdü li’llâhi’llezî zelle küllü şey’in li‘izzetihî, ve’lhamdüli’llâhi’llezî hada‘a küllü şey’in li-mülkihî, ve’l-hamdü li’llâhi’llezî istesleme küllü şey’in li-kudretihî.

Türkçe Anlamı:

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın adıyla.

Allâh’ım! Bizi uyumayan zâtınla koru. Dâimî şefkatinle bizi muhâfaza et. Bize kudretinle merhamet et. Bizi helâk etme! Ey merhametlilerin merhametlisi. Ey ikrâm edenlerin en keremlisi Sen bizim güvencemiz ve umûdumuzsun. Ey kalbleri çeviren Allâh’ım! Benim kalbimi Senin dînin üzerine ve Sana itaat üzerine sâbit kıl. Allâh’ım! Kalbimde bakışımda, dinleyişimde, sağımda, solumda, altımda, üstümde, önümde ve arkamda nûr kıl, aydınlık yap. Bütün hamdler her şeyin azameti önünde eğildiği Allâh’a âittir. Bütün hamdler her şeyin izzeti önünde zelîl olduğu

Allâh’a âittir. Bütün hamdler her şeyin saltanâtı önünde eğildiği Allâh’a âittir. Bütün hamdler her şeyin kudreti önünde teslîm olduğu Allâh’a âittir.

Ali (k.v.)’den rivâyetle Nebi (s.a.v.) şöyle buyurdular:

“Her kim sıfatlarımı yani (Muhammed, Mahmûd, Ahmed, Hâmid, Hamîd) isimlerimi yazar sonuna kadar da okur ve evine (işyerine) asarsa oraya belâ, vebâ, hastalık, illet, nazar (göz değmesi), hased eden, sihir, yıkım, yangın sel felâketi uğramaz. İsimlerim o yerde kaldığı müddetçe o kimseye fakirlik, zehir, gam ve keder dokunmaz.”

Not: Bu isimlerin evin girişine asılması ve girip çıkarken okunarak salevât getirilmesi tavsiye olunur.

(Ömer Muhammed Öztürk, İbâdet Takvimi ve Duâlar, s.197)