Zilhicce Ayı

HACCA GİDEMEYENLERE TESELLİ!

Hazret-i Âişe-i Sıddîka (r.anhâ) vâlidemiz, rivâyet ettikleri hadîste

Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in şöyle müjde verdiklerini

haber veriyorlar: “Zilhicce’nin ilk on gününün gecelerinden

birini ihyâ etmesi, o kimsenin bir seneyi hacc ve umre ibâdetiyle

ihyâ etmesi gibidir. Bu (dokuz) günlerden bir gün

oruç tutması, senenin öbür vakitlerinde ibâdetle mesgûl olması

gibidir; o kadar sevâb alır.” Hazret-i Alî (k.v.) Efendimiz’den

de Peygamber (s.a.v.) Efendimizin şu müjdeli hadîs-i şerîfleri

rivâyet edilmiştir: “Zilhicce’nin ilk on günü gelince siz tâat

ve ibâdete gayret ediniz; zîrâ Allâhü Te‘âlâ o günleri, öbür

günlerden üstün; gecesine hürmeti de gündüzüne hürmet

gibi kılmıştır. Biriniz Zilhicce’nin ilk on gecesinden birinde,

gecenin üçte ikisi geçtikten sonra dört rek‘at namâz kılıp

her rek‘atta Fâtiha’dan sonra üçer kere Âyetü’l-kürsî, üçer

kere İhlâs-ı şerîf ve birer kere de Felak ve Nâs sûrelerini

okusa ve namâzı bitirince ellerini kaldırıp “Sübhâne zî’l-’izzeti

ve’l-ceberût. Sübhâne zi’l-kâ‘ideti ve’l-melekût. Sübhâne’l-hayyü’llezî

lâ-yemût. Lâ-ilâhe illâ hüve yuhyî ve yumît ve hüve hayyun

lâ-yemût. Sübhâna’llâhi rabbi’l-’ibâdi ve’l-bilâdi ve’l-hamdü

li’llâhi kesîran tayyîben mübâraken ‘alâ küllî hâlin. Allâhu ekber kebîran.

Rabbenâ celle celâluhu ve kudrete bi-külli mekânin” dese

ve sonra da dilediği gibi duâ eylese Beytullâh’ı haccetmiş,

Resûlullâh (s.a.v.)’i ziyâret etmiş ve Allâh (c.c.) yolunda cihâd

etmiş gibi ecir ve sevâb kazanır. Allâhü Te‘âlâ o kimseye,

o kimsenin, dilediği şeyi verir. Sizden biriniz, Zilhicce’nin

ilk on gecesinin her gecesinde bu namâzı kılsa bu

duâyı okusa ve diledigi gibi duâ etse Allâhü Te‘âlâ, ona Firdevsü’l

a‘lâyı helâl kılar; günâhlarını ondan siler. O kimse

Arefe günü oruç tutsa gecesinde de bu namâzı kılsa ve haber

verildiği üzere duâ etse Allâhü Te‘âlâ’ya yalvarsa; Allâhü

Te‘âlâ: “Ey benim meleklerim, şâhid olunuz ki ben o kulumu

bağısladım. Beytullâhı haccedenlere, onu ortak eyledim.”

der. Bu hâlde melekler, Allâhü Te‘âlâ’nın o mü’min kulunun

kıldığı namâzı ve ettiği duâsı sebebiyle ihsân buyurduğu

ecir ve sevâblardan ötürü sevinirler ve neş’elenirler.”

(Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (k.s.), Gunyetu’t-Tâlibîn, 320. s.)

ZİLHİCCE AYININ İLK ON GÜNÜNÜN FAZİLETİ

Âişe (r.anhâ)’dan rivâyetle: Resûlullah (s.a.v.) zamanında tegannî ve nağmeyi (müzikle uğraşmayı) seven bir kimse var­dı. Zilhicce ayı görününce oruç tutardı. Bu hâli Resûlullah (s.a.v.)’e ulaşınca, onu huzuruna çağırıp: «Seni bu günlerde oruç tutmaya mecbur eden sebeb nedir?» buyurdu. Yâ Resûlullah, şu günler, meşâir ve hac günleridir. Hacıların dualarına ortak olmağı Allahü Teâlâ’dan istedim cevabını verdi. Resûlullah (s.a.v.)  ona: «Zilhicceden oruç tuttuğun her gün için, bin köle azâd etmiş, bin deve kurban eylemiş ve Allah yolunda cihâd eden gâzî ve askerleri götürmek için bin at hediye etmiş gibi sevabın vardır. Arefe günü ol­duğunda senin için iki bin köle azâd etmiş, ondan önce bir sene ve son­ra bir sene oruç tutmuş gibi sevab vardır» buyurdu.

İbn-i Abbâs (r.a.)’in  bildirdiği Hadîs-i Şerîfte: Nebî (s.a.v.) «İçinde oruç tutula­cak ve sâlih ameller işlenecek günler içerisinde Allahü Tealâ katında Zil­hiccenin ilk on günündekilerden daha sevgili yoktur» buyurduğunda, ora­da bulunanlar, yâ Resûlullah (s.a.v.), Allah yolunda cihad da mı ondan sevgili
değildir, sordular. Cevâblarında: «Allah yolundaki cihad da ondan sevgili değildir. Ancak mal ve canı ile beraber cihâd için çıkıp da, geriye hiçbir şey bırakmaksızın, bu uğurda mal ve canını feda eden kimse müstes­nâdır ve Allahü Teâlâ katında daha sevgilidir» buyurdu.

Nebi (s.a.v.): “Zilhicce’nin ilk on gününde yapılan amel yedi yüz katıyla mükâfatlandırılır.” (Tâberânî, Kebir, 10/246)

Bu günlerde fakîre sadaka veren, pey­gamberlere yardım etmiş gibi olur, bir hasta müslümanı yok­layan, Allahü Teâlâ’nın evliya kullarını ziyaret etmiş, dolaşmış gibi olur. Bir cenazede bulunsa, Allahü Teâlâ’nın ayını uğurlamış gibi olur. Bir mü’mine elbise giydirse, Allahü Teâlâ ona Cennet hullesi ihsan eder. Bir ye­timin gönlünü etse, Allahü Teâlâ kıyamet günü onu Arşın gölgesinde bu­lundurur. İlim meclisinde bulunsa, peygamberler meclisinde bulunmuş gibi olur.

(Abdulkâdir-i Geylânî (k.s.), Gunye’tü-tâlibîn, 352-353.s.)

ZİLHİCCE’NİN ONUNCU GÜNÜNÜN FAZİLETİ

Saîd-i Hudrî’den (r.a.) bildirdi­ği hadîsi şerîfde: «Aylarıüstünü ve efendisi Şehr-i Ramazandır. On­dan daha büyüğü, hacc-ı ekber ve Kurban bayramının bir araya geldiği Zilhiccenin onuncu günüdür» buyuruldu. Şeyh Ebülberekât’ın isnâd ile hazret-i Câbir’den (r.a.) bildirdiği hadîs-i şerîfde Resûlullah (s.a.v.) : «Dünya günlerinin enüstünü Zilhiccenin onuncu günüdür» buyurdu.

ZİLHİCCE AYININ İLK DOKUZ GÜNÜ İBÂDETLERİ

Hazret-i Âişe Sıddîka (r.anhâ) Vâlidemiz, rivâyet ettikleri Hadîs’te Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in şöyle müjde verdiklerini haber veriyorlar: “Zilhicce’nin ilk on gününün gecelerinden birini ihyâ etmesi, o kimsenin bir seneyi hacc ve umre ibâdetiyle ihyâ etmesi gibidir. Bu (dokuz) günlerden bir gün oruç tutması, senenin öbür vakitlerinde ibâdetle meşgûl olması gibidir; o kadar sevâb alır.” Hazret-i Alî (k.v.) Efendimiz’den de Cenâb-ı Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in şu uzun müjdeli Hadîs-i Şerîf’leri rivâyet edilmiştir: “Zilhicce’nin ilk on günü gelince siz tâat ve ibâdete gayret ediniz; zîrâ Allâhü Te‘âlâ o günleri, öbür günlerden üstün; gecesine hürmeti de gündüzüne hürmet gibi kılmıştır. Biriniz Zilhicce’nin ilk on gecesinden birinde, gecenin üçte ikisi geçtikten sonra dört rek‘at namâz kılıp her rek‘atta Fâtiha’dan sonra üçer kere Âyetü’l-kürsî, üçer kere İhlâs-ı Şerîf ve birer kere de Felâk ve Nâs sûrelerini okusa ve namâzı bitirince ellerini kaldırıp “Sübhâne zî’l-‘izzeti ve’l-ceberût. Sübhâne zî’l-kâ‘ideti ve’l-melekût. Sübhâne’l-hayyü’llezî lâ-yemût. Lâ-ilâ-he illâ hüve yuhyî ve yumît ve hüve hayyun lâ-yemût. Süb-hâna’llâhi Rabbi’l-‘ibâdi ve’l-bilâdi ve’l-hamdü li’llâhi kesîran tayyiben mübâraken ‘alâ küllî hâl. Allâhü ekber kebîrâ. Rabbenâ celle celâluhu ve kudrete bi-külli mekân.” dese ve sonra da dilediği gibi duâ eylese Beytullâh’ı haccetmiş, Resûlullâh (s.a.v.)’i ziyâret etmiş ve Allâh (c.c.) yolunda cihâd etmiş gibi ecir ve sevâb kazanır. Allâhü Te‘âlâ o kimseye, o kimsenin dilediği şeyi verir. Sizden biriniz, Zilhicce’nin ilk on gecesinin her gecesinde bu namâzı kılsa bu duâyı okusa ve dilediği gibi duâ etse Allâhü Te‘âlâ, ona Firdevs-i a‘lâyı helâl kılar; günâhlarını ondan siler. O kimse Arefe günü oruç tutsa gecesinde de bu namâzı kılsa ve haber verildiği üzere duâ etse Allâhü Te‘âlâya yalvarsa; Allâhü Te‘âlâ: “Ey benim meleklerim, şâhid olunuz ki ben o kulumu bağışladım. Beytu’llâhı haccedenlere, onu ortak eyledim.” der. Bu hâlde melekler, Allâhü Te’âlâ’nın o Mü’min kulunun kıldığı namâzı ve ettiği duâsı sebebiyle ihsân buyurdukları ecir ve sevâblardan ötürü sevinirler ve neş’elenirler.”

(Es-Seyyîd Abdü’l-kâdir-i Geylânî (k.s.), Gunyetu’t-Tâlibin, 320.s.)

TEŞRÎK TEKBÎRLERI

Kurbân bayramının arefe gününün sabah namâzından

i‘tibâren bayramın dördüncü gününün ikindi namâzına

kadar yirmiüç vakit farz namâzlardan sonra

def‘a: “Allâhü ekber, Allâhü ekber, Lâilâhe illâ’llâhu

va’llâhu ekber, Allâhü ekber ve li’llâhi’l hamd” diye tekbîr

alınır ki, buna (teşrîk tekbîri) denir. Teşrîk tekbîrleri,

âlimlerin birçoğuna göre vacîbdir.

(Ömer Nasûhî Bilmen (rh.a.), Büyük Islâm Ilmihâli, 166. s.)

Tasarım
imge cerative
Bütün Hakları Saklıdır Misvak Neşriyat © 2013

Yukarı git